Darbe girişiminin 4. haftası doldu; bugünkü tablo bana neler söylüyor?

17

Dört haftayı bugün doldurduk hayırlısıyla…

Üç gün sonra da uğursuz darbe girişiminin üzerinden tam bir ay geçmiş olacak…

‘Kuş gibi’ derler ya, günler gerçekten kuş gibi uçup gidiyor…

Önce rakamlar

Görünür yüzünde darbe sonrası dönemin, şu rakamsal gerçeklerle karşı karşıyayız:

İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın verdiği bilgiye göre, şu güne kadar, 76.100 devlet memuruna görevden el çektirildi. Darbeye karıştığından kuşku duyulan 35.000 kişi gözaltına alındı; bunlardan 17.740’ı tutuklanmış bulunuyor. 5.685 kişi hâlâ gözaltında, hâkim önüne çıkarılmayı bekliyor…

Bu kadar kısa süre içerisinde bu denli çok sayıda kişinin tutuklandığı bir dönem daha önce yaşanmadı.

Devlet memurlarının yaklaşık 20’de 1’i tasfiye edildi.

Gazetecilerin pasaportları iptal ediliyor… İşadamlarının mal varlığına, memurların banka hesaplarına el konuluyor…

Daha önce hiç alınmamış türden tedbirler bunlar.

Sonradan bir bakan “Öyle bir çalışmamız yok” diye açıklama yaptı; ama bir çırpıda 20 binden fazla tutukluyu yerleştirebilecek cezaevi kapasitesi yok ülkemizin; bu sebeple hükümetin cezaevlerini boşaltmayla sonuçlanacak formüller üzerinde durması beklenir.

Formüllerden biri de, bakanın “Olmayacak” dediği, ‘sınırlı af’

 

Tedbirlere itiraz yok

Toplumdan bu gelişmelere görünür bir itiraz yok. Tam tersine kitleler memnun görünüyor.

250’ye yakın insanın ‘darbe girişimi’ sırasında hayatını kaybederek şehit düşmesi, buna sebep olanlara karşı merhamet duygularını yok etmişe benziyor.

İnsanların güven içerisinde yaşayabilmeleri için ve düşmanlara karşı vatanı savunabilsinler diye yetiştirilmiş, silâh altında bulunan subayların, kendilerine emanet edilmiş erleri de cepheye sürerek, vatandaşlar üzerine ateş açmaları, kolay unutulacak gibi değil.

Biraz da şu duygu insanlara hâkim: “Onlar girişimlerinde başarılı olsalardı bize karşı bundan daha farklı mı davranacaklardı?”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine Meclis’te temsil edilen 4 partiden üçünün katılımıyla düzenlenen ‘Demokrasi ve Şehitler Mitingi’ daha önce hiç görülmemiş çapta bir kalabalığı Yenikapı’da toplayabildi.

İki gün öncesine kadar, her ilde ve her büyük yerleşim yerinde, insanlar, ‘demokrasi nöbeti’ne çıkıyordu.

Kamuoyu yoklamaları, siyasete ilginin arttığını, ‘darbe girişimi’ni engellemede en büyük payın sahibi olarak görülen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen ay yüzde 47 olan sempati oranının şimdilerde yüzde 68’e ulaştığını gösteriyor.

‘Yeminli Erdoğan düşmanı’ olarak bilinen kişilerden bile destek almaya başladı Cumhurbaşkanı Erdoğan

Tabii bu gelişme AK Parti’ye de destek olarak dönüyor.

Ders çıkarılacak mı bakalım? Hangi dersler…

Herkesin son bir ay içerisinde yaşananlardan ders çıkarması şart.

Yukarıdaki tabloya bakarak benim çıkardığım ilk ders, Türk toplumunun ‘askeri darbeler’ konusunda tam bir kararlılığa sahip olduğudur.

Geçmişte yaşanan 4 darbeye verilen tepki keskin bir kanaate dönüşmüş durumda. Sorunların demokrasi içerisinde çözülmesi isteniyor.

Ülkemizin son 40 yıllık döneminde öncelikle bir ‘eğitim gönüllüleri topluluğu’ görüntüsü veren… Daha sonra medyası ve her alanı işgal çabasına giren sivil görüntülü toplumsal kuruluşlarıyla kendisini ‘hizmet hareketi’ olarak sunan… Böyle bir yapının ‘nihai amaç’ olarak devlet yönetimine tâlip olduğu anlaşıldı.

Bunu partileşip vatandaştan oy alarak yapmak yerine, asker-sivil bürokrasi içerisine sızmış ‘gizlilik’ ilkesine uygun davranan elemanlarını hareketlendirerek gerçekleştirmeyi, gerekirse yargıyı, gerektiğinde orduyu kullanarak amacına ulaşmayı mübah gördüğü de ortaya çıktı o yapının…

İkinci ders, böyle davrandığı görüldükten sonra, daha önce hiçbir kimse ve kuruma sergilendiği görülmemiş büyük bir öfke ve nefretin o yapıya yönlendiği gerçeğidir.

Ortaya çıkan tabloyu daha da sevimsiz kılan, ‘başarısız darbe girişimi’ içerisinde yer almış, ya da bulundukları yerlerde başarısı için çalışmış subay kitlesinden fırsat bulanların, yabancı ülkelerden sığınma talep etmeleridir.

Sekiz asker helikopterle Yunanistan’a sığındı. 9’u general olmak üzere 300 asker firarda.

Yurtdışı görevdeyken görev yerini terk ederek kaçmış subaylar da var.

‘Asker’ kavramıyla hiç örtüşmeyen bir durum bu.

Pensilvanya kör ve sağır

Bir ay önce “Türkiye’de artık darbe olmaz” veya “Türk milleti asker millettir, askeri ve subayı ölümü göze alır, millet de askeri ve subayı için her fedakârlığa katlanır” denilseydi kimse itiraz etmezdi; bugün o kabuller çatladı ve kırıldı.

Onbin kilometre öteden Türkiye’deki gelişmeleri izleyen gözler bunları bizim gördüğümüz netlikte görebiliyor mu acaba?

Pensilvanya da ‘nöbet’ halinde, ancak orada yapılan konuşmaların videoları izlendiğinde Türkiye’de yaşanan ve kendilerini öfke ve nefretin ortasına oturtan ruh halinden habersiz olunduğu hemen fark ediliyor.

Kendileri uzaktayken, onların yönlendirmesiyle meydana gelmiş bir olayın ceremesini onbinlerin çektiğinin bile ayırdında değiller…

Hâlâ yüksek perdeden atıp tutmalar sürdürülüyor… Hâlâ beddua ile sonuç almaya çalışılıyor…

Yazık.

40 yıl boyunca okullarından yetişmiş, devlette bir yerlere erişmiş, gazetelerine okur, bankalarına müşteri olmuş insanlar ‘paralel yapı’ ile irtibat kurularak yerlerinden ediliyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor…

Onlar Pensilvanya’da inkâr ile sonuç alabileceklerini düşünüyor…

İnkâr iyi bir savunma tarzı değildir; tek bir kanıt, aylarca sürdürülen inkâra dayalı savunmayı yerle bir edebilir… Bunun örnekleri çok görülmüştür.

Bugüne benzer ortamlarda, yalnız bizde değil başka ülkelerde de, yanlışlıklarla karşılaşılabilir.

Şimdi de, o kabarık gözaltı ve tutuklamalar ile görevden almalar arasında, kapatılan şirketler, mal varlığına el konulan insanlar içerisinde yanlışlığa kurban gidenler var.

Tanıdıklarımız var. Tanımadığımız, fakat tanıdıklarımızın tezkiyesiyle ‘FETÖ’cü’ olmadığını öğrendiklerimiz var.

Hiç ilgileri olmadığı halde “Sıra bana da gelir mi?” diye kaygı ve endişe içerisinde günler geçirenlerin sayısı da az değil.

Ben yine de dikkatli olalım derim

Dışarıdan yönlendirildiğine inanılan darbe girişimi ülkenin kimyasını bozdu. Kötü alışkanlıklara kapı araladı.

Pandora’nın kutusu açıldı bir kere…

Ülkemizin istikameti bile olandan etkilenebilir.

Yine de dikkatli olalım derim ben. Aşırılıklara meydan vermeyelim. Hukukun evrensel ilkeleri dışına çıkmayalım. Başka ülkeleri etkilemiş ve pişman olunmuş yanlışlıklardan uzak duralım. Öfke değil sağduyu attığımız adımlara hâkim olsun. ‘Kurunun yanında yaş da yanar’ demeyelim, ‘suçun şahsiliği’ kuralını çiğnemeyelim.

Biz bu hengâmeden de çıkarız; önemli olan fazla kalıcı yara-bere almadan çıkabilmek…

ΩΩΩΩ

17 YORUMLAR

  1. Gözleri kör kulakları sağır kalpleri mühürlü olan Fetö’ye gönül vermiş alt tabaka hâlâ inkar tezviratını ve dahi takiyyesini kendine yol edinmiş şekilde mağdur edebiyatının en vezih örneklerini sunmaktan geri kalmıyor. Körü körüne bağlılık ve itaatle Yüce Mevlanın “akletlezmisiniz” ayetine menfi yönden muhatap olanlar, hoca zannettiklerinin Kur’an ayetlerini senelerce kendince te’vil ederek ümmeti islamı rencide etme pahasına camialarının çıkarları için kullandığını anlayamamışlardır.
    Devlette gizlice organize olan bu yapının mensupları, Türkiye’de son dönemde kazanımlar elde eden müslüman kesimin önüne set olarak kendinden başkasına hayat hakkı tanımayan kanser hücresi gibi tüm vücudu cesede çevirmeyi göze alarak altın vuruş yapmaya çalışmış ancak 90’lı yıllarda devlete soğuk olan ama Erdoğan ile birlikte devletle barışık hale getirilmiş milyonların sine’lerini ortaya koymaları neticesinde muvaffak olamamışlardır.
    Hakk’ı tanıyan Halkı tanır.
    Hakk’a sırtını dayayanın göbeği güneş görmez.
    Darbe planları yapanların temel dayanak noktası Halkın asla askerle karşı karşıya gelmeyecegini düşünmeleriydi, Hakk’ı bilmediklerinden Halkı bilemediler, halkı tanımadıklarından planları boşa çıktı. Bu topraklara zamanla yabancılaşmalarının cezasını fikir ve camia olarak bu topraklardan sürgün edilme olarak çekiyorlar.
    Arkasında Türkiye ve Türkiyelilerin olmadığı sahte bir “Türk” yapılaşması dünyada ne kadar daha ayakta kalabilir göreceğiz…

  2. Eger cemaatin icinden silahli kuvvetler veya emniyette bulunanlardan bu cirkin darbe girisimine dahil olup eline kan bulasanlar olmussa onlarin kanun onunde hesap vermesi ve hakkettikleri cezaya carptirilmasi adaletin bir geregidir. Darbe girisimini televizyonlardan ogrenmis olan, darbeyle uzaktan yakindan irtibati olmayan tek suclari cemaate gonul vemis olmak olan insanlara darbeci, vatan haini suclamasi yapip hayatlarini karartmak ne medeni hukuka ne de Islam hukukuna sigar. Kimse bir baskasinin yaptigi sucun cezasini cekmez, cekmemeli (Necm:38). Bugun Abdullah Ocalan’in yegeni Dilek Ocalan mecliste milletvekili, dagdan inmis kardesi Osman Ocalan serbet ve hur yasarken, mallarina el konulmazken, anne-babalari tutuklanmazken cemaat mensublarina yapilan bu hukuksuz muamele neyle izah edilebilir?

  3. Basarisiz darbe girisimi sonrasi yapilan ve genis kitleleri etkileyen (100 binin uzerinde) tutuklama, gozalti, isten uzaklastirma, mala el koyma, yakin akrabalarini tutuklama gibi eylemlerden onda biri PKK teror eylemleri sonrasi PKK sempatizani veya PKK ile irtibati olan 10 bin Kurt vatandasina yapilsaydi, Turkiye’de yer yerinden oynar, sokaklar savas alanina doner, buyuk sehirlerde bombalar patlardi. Niye, cunku PKK eli silahli bir teror orgutudur de ondan. Cemaat mensublari onca hukuksuzluga, sayisi yuzbinleri bulan magduriyete ve mazlumiyete ragmen siddete basvurmamis ve basvurmuyorsa, bu magdur ve mazlum insanlarin terorle uzaktan yakindan alakalari olmadigindandir, vatanlarini sevdiklerindendir ve de Allah’tan korktuklarindandir.

  4. Fitne zamanı…şimdiki olanlara bakınca, biz 12 Eylül’ü ve 28 Şubatı hiç anlayamamışız diyorum. Aynı siyasi oyunlar…aynı medyatik manevralar…Kardeşin kardeşe, komşunun komşuya düşman edildiği günler yaşıyoruz. Gerçekten yargılanması/cezalandırılmasu gereken kişiler yerine, O’cu Şu’cu Bu’cu diye fişlenen-suçlanan insanların gerçek bir adil mahkemede yargılanmadan mahkum edildiğini görüyoruz. 50 yıl geriye gittik…geriledik…

  5. “Pensilvanya da ‘nöbet’ halinde, ancak orada yapılan konuşmaların videoları izlendiğinde Türkiye’de yaşanan ve kendilerini öfke ve nefretin ortasına oturtan ruh halinden habersiz olunduğu hemen fark ediliyor”
    Sadece orasi mi Fehmi bey , bizim buralarda ,hali hazirda bazi arkadaslarimiz ne yazik ki butun bu olaylari gulerek siritarak (inanin) eee kendileri istedi gibi ,sabrimizi tasiracak sekilde sakin ve sanki bu olaylar la yakin uzak baglari yokmus gibi davraniyor olmalarina ne demeli.
    Bu durumun da yukarilardan gelen talimatlarla sekillendigi goruluyor.
    Giderek daha da belirgin olan buralarda rahat olan abilerimiz in artik Turkiye ye cahiliye donemindeki Mekke gibi bakmaya basladiklari oradakilerin bu donemdeki peygamber efendimizin karsitlari olan sahislar mis gibi bahsetmeye baslamalari kendilerin muhacir olduklari ni sanmalari ve bizlere de bunun dogrulugunu anlatmaya calisiyor olmalarina artik ne diyecegimi bilemiyorum.
    Bu kadar kayitsiz ve vurdumduymazlik sanirim yeni politikalari olsa gerek.
    Yani birakin yakalanan askerleri,devlet gorevlilerini imamlara bile devletin adamlari idiler komplo kuruldu bunlari tanimiyoruz kendi senoryolari geregi yerlestirilen insanlar gibi hic bir kusurlari ve hatalarin olmadiklarina o kadar inanmislar ki hoca efendi bile kalkip dese biz yaptik ! hasa olmaz diyecek kadar inanmislik hakim ,ne yazik ki virus gibi o akilli bildigimiz hocalarimizin akillarina bulasmis ve yok
    olmayacak gibi duruyor. Ne kadar tartissak ta fayda vermedigini goruyoruz.

  6. Aklıma adolf hitler’in hayatının son demini anlatan ÇÖKÜŞ filmi geliyor…
    o filimde en beni şaşırtan adolf hitlerin ve halkın bombalanan berline 100km mesafedeki rus askerine ragmen hala hitlere inaç beslemesi ve hitlerin son ana kadar başarılı olacaklarına olan inancını korumasıydı…

    yahu adam metroyu sıgınak olarak kullanan yaralı askerlere madalya takıyordu yukarıdan kent yerle bir edilirken…
    galiba tüm zorba faşistler gibi gülende hala ABD’den bir gücü lalmış gibi havlamaya devam edecek…
    adolft hitler; 6 milyon Yahudi olmak üzere 17 milyondan fazla insanın ölümüne sebep olmasının vicdani sorumluluğunu yaşamadığı gibi bu lanet feto’da ülkemize.. dinimize.. kendisine inanan saf topluluklara.. verdiği zararın farkına bile varmadan “çok yakın zamanda” geberip gidecek… biz ise toplum olarak o feto’cu mu bu fetocumu şu kripto olabilir mi diye enerjimizi ve kardeşliğimizi uzun yıllar yıpratmaya devam edeceğiz..
    ..ve sn cumhurbaşkanımızın fetocular için dediği gibi “alttakiler ibadet ortadakiler ticaret en üst İHANET le meşgul” bu feto’ya inanmış güruhda ; bu adama nasıl inanıp nasıl sapıklıklarını insaf dışılıklarını göremedik diye düşünüp tövbe etmek ve dertlenmek düşecek (ama asla inanmıyorum hala inanıyorlar FETO’ya sizin dediğiniz gibi Kehanet çöktü ama hala bahane bulanlar devam edecektir sapık yollarına)

    ülkenin travma sonrası stres bozukluğu yaşadıgını düşünüyorum ? sizde aynı fikirdeyseniz ne zaman biter bu stres bozukluğu

  7. FETÖ ile mücadelede Cumhurbaşkanımız nasıl yalnız bırakıldıysa bu kez de FETÖ ile mücadele edenler, bariz hatalar yaparak Cumhurbaşkanımızın mücadelesini sulandırmakta. Bu konuda medya başı çekerken onu bakanlar, vekiller, bürokratlar, teşkilatlar takip ediyor.
    Mesela A Haber diye bir kanal var ve öyle haberler yapıyor ki 28 Şubat döneminin Doğan Medyasının RP aleyhine yaptığı haberlerden daha saçma ve abartılı. Bu açık açık FETÖ ile mücadeleyi sulandırmak; haksızın eline kurtuluş şifreleri sıkıştırmak gibi bir şey.
    Mesela Bakanlar çıkıp FETÖ ile ilgili yorum ve analizler yaparken ya kendilerini suçlanmasını engellemek için saçma ve agresif açıklamalar yapıyorlar ya da ne dediklerinin farkında değiller. Birçok Bakanımız kalkmış “ABD niye FETÖ liderini bize iade etmiyor” diye diplomatik nezaket sınırlarını aşan açıklamalar yapıyor. Biri çıkmış diyor ki “ABD niye FETÖ’yü iade etmiyor; dün bir kamyon belge gönderdik ABD’ye” diyor ve başlıyor ABD’yi eleştirmeye. Kardeşim, kötü de olsa, beğenmesek de tüm ülkelerin bir hukuku var ve işler bu hukuk içerisinde yürüyor. Senin gönderdiğin bir kamyon (85 kutu) belgeyi önce inceleyecekler, sonra eksik gördükleri hususlar varsa onların izahını bizden isteyecekler; talebimizi hukuka uygun bulurlar ise de FETÖ liderinin iadesine karar verecekler. Senin gönderdiğin bir kamyon belgeyi bir günde inceleyip nasıl karar verecek! Senin amacın laf olsun diye konuşup, Cumhurbaşkanımıza yalakalık yapmak mı, agresif çıkışlar yaparak FETÖ’nün ucunun kendine dokunmasının önünü kesmek mi yoksa senin tek amacın ABD-Türkiye ilişkilerini sabote etmek mi!
    Hele vekilleri hiç saymıyorum bile… Bir daha ki dönem tekar aday olmak için bağıra çağıra FETÖ ile mücadele ettiği görüntüsü verenler mi dersiniz yoksa vekil olmak için araya koyduğu FETÖ’cülerden dolayı başı ağrımasın diye “En büyük FETÖ düşmanı benim” görüntüsü verenler mi dersiniz…
    Mesela Bürokratlar… FETÖ’nün darbe teşebbüsünden 10 gün sonra evinde yakalanmış adamın ağzı burnu darmadağın, üstü başı paramparça resmini emniyette çekerek, medyaya servis etmekteki maksadın nedir? Yoksa FETÖ’cülerin ileride Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden paçayı kurtarmaları için delil mi bırakıyorsun dava dosyasına; amacın teröriste eziyet etmek mi yoksa ileride “İşkence altında ifade verdik” diyerek kendilerini kurtarmalarına yardımcı olmak mı! Bu şekilde davranarak “FETÖ’cü olsam teröristlere bu kadar eziyet eder miydim” demek için mi bunları yapıyorsun ya da “Sayın Cumhurbaşkanım, artık FETÖ ile mücadelede yalnız değilsin” yalakalığı ile birlikte FETÖ ile mücdeleyi de bir yönüyle sulandırıyor musun!
    Tabi bu sulandırma işini yapanlar sadece Hükumete yakın olan yayın organları yapmıyor aynı şeyi Doğan Medya da yapıyor. Biraz önce okuduğum Hürriyet’in manşeti “Hakan Şükür’ün babası Selmet Şükür camide yakalandı”. Aslında olay şu, bugün hakkında gözaltı kararı çıkartılan Selmet Şükür’ün Cuma namazı için camide olduğu haberi alınınca cami önüne giden polisler, Cuma çıkışı Selmet Şükür’e gözaltı kararını tebliğ edip gözaltına almışlar. Sanırsın ki adam hakkında aylardır yakalama kararı çıkartılmış ve firar geziyor; caminin odunluğuna gizlenmiş de orada yakalamış polisler. Bu işin bir yönü bir diğer yönü de şu; yıllar sonra birileri Hürriyet’in bu manşetini gösterip diyecek ki “zamanında bu ülkede insanları cami önünden topluyorlardı”.
    Hasılı yine olan olmakta ve Cumhurbaşkanımız tüm sulandırmalara rağmen yine tek başına FETÖ ile mücadele etmeye devam ediyor; gayrısı ya kendini kurtarma derdinde ya da FETÖ davalarını sulandırarak ileride bu teröristleri ceza almaktan kurtarmak gayretinde yani kripto FETÖ’cü!

  8. Kendimi, sınavını kazanabilmek için çok çalıştığı, kazanmayı hak eden bir sınav geçirdiği halde gizli bir elin dokunması ile çok istediği avukat, hakim, asker, polis, öğretmen…olamayan bir gencin veya o gencin ailesinin yerine koymaya çalışıyorum. Ne büyük bir travma, hayatlara mal olmuş. Bu günkü tablo ile karşılaştırıyorum. Bunun hiç affedilebilir, hoş görülebilir bir yanı yok. Aynen bizim köyde dedikleri gibi “Şeyle yapılan şeyle yıkılır” Bu duruma neden olan herkes cezasını çekmelidir. Çalınmış sorularla hırsızlıkla sınav kazandırılan herkes bu güne dek aldıklarını geri vermelidirler. Kuran’da hırsızların eli kesilmeli diyor. Onları kendi dinleri ile cezalandırmayarak zaten yeterince hoşgörü göstermiş oluyoruz. Aynı uğursuz yapıdan beslenerek nemalanan herkes bedelini ödemelidir. Edindikleri servetlerin haram olduğunu % 99 u biliyordu. Fetocu olmasa bile fetocu görünerek haksız kazançlar elde ediyorlardı.

  9. Sizin dikkatli olalim uyarisinin dinlenceyini hic zannetmiyorum. 12 Eylul sonrasi daha kotu, hukuksuz bir yonetime dogru gdiyoruz. En kotusude halk buna taraftar. Kotu gozuken seylerin hayira vesile olmasini umalim. Belki bu dibe vurma halki daha hak-hukuk sahibi yapabilir.

  10. Çevremizde fetö’cu diye mühürlenen yerler var. hepsi de merkezi, kalabalık lüks mağazalar.insanlar şaşırıyorlar. buda mı fetöcü diye. genelde fetö’cu diye mühürlenen yerler için insanlar 17-25 Aralık dan sonra neden kapatılmadı diye yerel yöneticilerden şikayetçi. bu durum cumhurbaşkanı Erdoğan’nın yalnız bırakıldığına inanmış oluyorlar. insanlar fetö yandaşlarına yapılanlara üzülmüyor aksine seviniyor. lakin kapanan işyerlerinde çalışan insanların işsiz kaldıklarına üzülüyor.

  11. Sanki bu ulkede laiklerle dindarlar beraberce yasamiyormus gibi, sanki laiklerin bir suru dindar yakini, tanidigi yokmus gibi, sanki laiklerle dindarlar gunluk hayatta ic ice gecmemis gibi, laiklere hep bu ulkenin zararlisi muamelesi yaptiniz. Maalesef sizler simdi hakli cikan laik kesimlerin korkularini hic anlayamadiniz, hep din dusmanligina verdiniz. Biraz insaf, biraz ahlak gosterip, gecmisinize bakip samimi bir ozur dileme zamaniniz gelmedi mi? Kendinizden bir hatirlatma, cok derinlere gitmeye gerek yok, google’a “fehmi koru askeri sura” yazip ilk onume cikan yazilardan biri:
    http://www.yenisafak.com/yazar…r-mu-16310

  12. Merhaba Fehmi Bey,
    Yazılarınıza herzaman değer vererek okurum.
    Bizim köyde bildiğiniz gariban çiftçi ve esnaf insanlar da tutuklandı. Bunların bir kısmı da yaşlı. Çok merak ediyorum acaba darbeye Nasıl destek olabilirler diye ama işin içinden çıkamıyorum.
    Bazılarının evinden hadis kitabı bulunarak göz altına alındı.
    Ben şahsen vicdani olarak bunu zulüm olarak adlandırırım.
    Yazınızda geçen darbeye destek verdiği için tutuklandı cümlesini sorunlu buluyorum.
    Cemaate olan kızgınlığım kadar yapılan avın eşin dostun ihbar edilmesi emrinin en az aynı kızgınlığı hakettiğini düşünüyorum

  13. İnkar savunmasi yapacaklarina suna cevap verseler keşke:

    Cübbeli Ahmet Hoca: Adil Öksüz’ü cezaevinde ziyaretime gönderdiler. http://www.haberturk.com/gundem/haber/1280674-cubbeli-ahmet-hoca-adil-oksuzu-cezaevinde-ziyaretime-gonderdiler

    Adil Öksüz’ün Akıncılar Üssü’ndeki Görüntüsü! http://www.haber7.com/guncel/haber/2072442-adil-oksuzun-akincilar-ussundeki-goruntusu

    11 Temmuz’da ailesini götürmüş, 13 Temmuz’da geri dönmüş. http://www.hurriyet.com.tr/adil-oksuz-en-son-temde-gorulmus-ailesini-abdye-goturmus-40186580

  14. çok güzel tespitler, kaleminize sağlık.
    Bu adamın baştan beri niyeti bozukmuş demekki, Üstat Bediüzzamanın talebelerinden vekili mutlakım dediği Ahmet Hürev efendi, 1970 li yıllarda, bu kişi için Haindir, Risaleinur cemaati içine sızmış casustur. sözü ne kadar doğruymuş. (Kadir Mısıroğlu canlı şahittir)
    Hıyanet içerisinde olmayanlara allah gerçeği görmek nasip etsin.

  15. Darbe girişimi olayından Türk Milleti’nin ve onu temsil eden siyasi grupların yeterince ders çıkaracağını sanmıyorum. Zira ders çıkarmak yaşanan bir olayın sonuçları üzerinden öğrenmektir. Pratik bir faaliyettir, teoriyi kapsamaz. Şöyle düşünelim, çok karmaşık bir makine arıza yaptığında o makinenin projeleri ve nasıl çalıştığı bilgileri (know-how) elinizde tam olarak yoksa o makineyi tamir etmek çok zor olur.
    Dünya çok gelişti, Türkiye de buna kısmen ayak uydurdu. Artık Türkiye Makinesi eski zihniyetler ile çalıştırılamaz ve bir arıza olduğunda eski zihniyetler ile tamiri çok zaman alır. Tamiri kısa zamanda yapmak isterseniz de makinenin bazı özelliklerini iptal etmek zorunda kalırsınız.
    Artık Türkiye gelişmiş batı ülkelerini Toplum Mühendisliği yapmakla suçlamak yerine, kendisi de bu akılcı yöntemlere başvurmalıdır. Fakat sorun şudur ki bu yöntemde siyasi liderlerin önemi azalmakta Millet’in en yüksek ortak aklı ön plana geçmektedir. Siyasi liderler sadece idareci ve koordinatör başkan olmaktadır. Bizdeki durum ise tam aksinedir.

  16. İyi ki varsınız. Ve iyi ki kendi bağımsız websitenizde yazmaya başladınız. DEstek olmak adına farklı bilgisayardan sitenize gün içinde giriş yapıyorum 🙂
    Bu süreçte Diyanet’in verdiği fetvalar, mesela örgütle ilişkili kişilerin cenaze namazının kıldırılmaması, mezar yerinden mahrum bırakılmaları gibi kararlarla ilgili analizlerinizi merak ediyorum. Demokrasi savunuculuğu ne zamandan beri imanın bir cüzü oldu merak ediyorum. Daha önceki darbelerin generalleri askeri törenle defnedilirken bu agresiflik nedir?
    Darbe teşebbüsüne karşı takınılan tavrı, din-diyaset ilişkisi ve demokrasinin kutsallaştırılması bağlamında değerlendirebilirseniz ne güzel olurdu…
    Sevgi ve hürmetle,

  17. Fehmi Bey insanlar sadece darbe kalkışmasından dolayı Cemaate düşman değil. İçeride olup terk eden arkadaşlar bile makam ve mevki aç gözlülüğünden korkmuşlar. Diyorlar ki 10 memur atanacaksa 1 tane bile dışarıdan ya da farklı cemaatten adaya tahammülleri yoktu, illa herkes kendilerinden olacakmış. Gözümle görmedim ama farklı yerlerde farklı işlerde benzer davranışlara rast geldim. Allah kul hakkına girmekten hepimizi korusun.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here