‘Derin çakma’ en yeni tehlike.. Gerçek görünümlü sahte videolar.. “Dikkat” diyorum…

36
Nancy Pelosi..

Son günlerde kamuoyunu meşgul eden konuların başında siyasilerin söz ve davranışları geliyor. Konuların hepsi de görüntüler eşliğinde tartışılıyor. Henüz görüntülere kimse “Bunlar çakma” diye itiraz etmedi, o sebeple kamuoyumuzda tartışma yaratan görüntülerin ‘üzerinde çalışılmış sahtelik kokan ürünler’ olduğunu söylemek mümkün değil.

Ancak yine de hem kendi yakın geçmişimizde gündemi belirlemiş olaylardan hem de başka ülkelerde şu yakınlarda yaşananlardan hareketle dikkatli olmakta yarar görüyorum.

Konuya ilgi duymaya başlayana kadar yeni türetildiği belli olan ‘deepfake’ sözcüğünü işitmemiştim. Türkçeye ‘derin çakma’ diye çevrilebilir. Teknolojide kaydedilen ilerlemeler sayesinde tekil şahısların bile tabletleri veya bilgisayarlarına indirdikleri birkaç program yardımıyla üretebildikleri video görüntülerle siyasi hayatı etkileme çabasının adı bu.

Ali Bongo, Gabon Cumhurbaşkanı..

Afrika ülkelerinden Gabon’da ‘derin çakma’ ürünü olduğuna inanılan bir video yüzünden bir darbe girişimi yaşanmış. Girişim başarısız kalsa da sonuçta ülkeyi sarsan bir olay. Gabon’u 1967 yılından beri yöneten bir ailenin 2009 yılında cumhurbaşkanı olmuş son ferdi Ali Bongo‘nun ağır bir hastalıkla uğraştığı dönemde piyasaya sunulan videonun ‘derin çakma’ ürünü olduğu iddiaları yüzünden ortalık karışmış.

Cumhurbaşkanı Bongo‘nun sağlığının yerinde olduğunu göstermeyi amaçlayan video as kalsın ülkeyi kana bulayacakmış…

Konu karışık mı geldi?

Videolarla ülkelerin içi karıştırılabiliyor

Daha yakında benzer bir olay ABD’de yaşandı. Temsilciler Meclisi başkanı kıdemli politikacı Nancy Pelosi‘nin başına geldi olay. Pelosi‘yi basın karşısında görüş açıklarken gösteren bir video ülkenin siyasi gündemine kısa süre önce bir bomba gibi düşüverdi.

Videoda Pelosi‘nin sözcükleri telaffuzda zorlanacak kadar sarhoş olduğu görülüyor. Ne dediği anlaşılmıyor.

Pek çok kişi, içlerinde siyasi yorumcular da var, videoyu gerçek bilip Nancy Pelosi‘yi yerin dibine batıran görüşler açıkladılar. Sarhoşken basın önüne çıkacak, ülkeyi ilgilendiren önemli konularda ne demek istediği anlaşılmayan görüşler açıklayacak sorumsuz biri olarak sunuldu Meclis başkanı…

Oysa sosyal medyada milyonlarca kere izlenen o video gerçek değilmiş. ‘Derin çakma’ ürünüymüş. Bir tek kişi tarafından üretilmiş hem de.

Gerçek internet üzerinden yayın yapan bir haber sitesi olan Daily Beast tarafından 1 Haziran 2019 tarihinde açıklanana kadar Pelosi hakkında aleyhte yazılan ve söylenenler ciltler dolduracak kadar yoğun.

Shawn Brooks adlı Trump fanatiği biri hayranı olduğu kişiyi başkaları gözünde büyütecek videolar yaparken, onun karşısında tavır alan politikacıları kötü göstermek için de kolları sıvamış. Pelosi videosu onun son eseri.

Konuyu ele alan ve benim de gözümü açmaya yarayan New York Times‘daki (NYT) yazıda Brooks‘un iddiayı yalanladığı, ancak Facebook‘un videoyu dolaşıma sokan ilk kişinin o olduğunu teyit ettiği bilgisi de yer alıyor.

Tek bir kişi bir ülkenin siyasetini derinden etkilemek için yeterli olabiliyor.

Devletler de bu yola başvurabiliyorlar. Myanmar’da Müslüman kıyımını başlatan da, rejimle irtibatlı birimlerin Facebook üzerinden yaptığı çakma videolar destekli saldırılar… [Bunu da yine Gabon’da yaşananlarla ilgili yazıdan öğreniyoruz.]

NYT’daki yazıda “İnsanlar politikacılar hakkında işittikleri aleyhte haberlere inanmaya daha fazla eğilimlidirler” tespitine de yer veriliyor.

Doğrudur, insanlar başkaları hakkında iyi ve doğru şeyler söylendiğinde fazla kulak asmazlar, ancak birileri politikacılar için kötü ve olumsuz bir iddia ortaya attığında hemen üzerine atlarlar. İnsanlar özellikle gözleriyle gördüklerinin gerçek olduğuna inanırlar. Videolar o yüzden çok etkili birer propaganda aracı.

Konu aslında bizim için yeni değil. Görüntülü veya sesli kayıtlar sebebiyle bir partide genel başkan değiştiğini biliyoruz. Bir başka partide milletvekilleri o yolla tasfiye edildi. “17-25 Aralık” diye bilinen ve etkilerini siyasi hayatımız üzerinde hala hissettiren süreç de sonuçta ses kayıtlarıyla başlatılmıştı.

Çakma kolay anlaşılıyor, ama ‘derin çakma’ zor…

Gabon’da ülkeyi karıştıran, ABD’de siyasi hayatı etkilemeyi amaçlayan videolar basit teknikler kullanılarak üretilmiş, bu sayede gerçek olmadıkları kolayca ortaya çıkmış. Kendilerine görev alanı olarak ‘çakma’ videoları ortaya çıkarmayı seçmiş ve bu alanda ciddi çalışmalarıyla tanınan Internet Without Borders gibi kurumlar ve Deeptrace Labs gibi şirketler de var.

Ancak hem o kurumlar hem de konuya eğilen uzmanlar bilgisayar teknolojisinde kaydedilen ilerlemeler sebebiyle ‘çakma’ olduğu kolayca ortaya çıkmayacak ve bu yüzden çok daha büyük etkilere yol açabilecek videolar üretilebileceği uyarısında da bulunuyorlar.

Zaten ‘derin çakma’ dedikleri de ‘çakma’ olduğu kolay belli olmayan o tür çok profesyonel hazırlanmış videolar.

Amatörlerin piyasaya sürdükleri tespit edilebiliyor; ancak profesyonel işi ‘derin çakma’ videolarla ülkeler sarsılabilir, hiç arzu edilmeyecek gelişmeler yaşanabilir endişesi giderek yaygınlaşıyor.

Herkesin ‘kritik’ olduğunu özellikle vurguladığı İstanbul’daki tekrarlanan seçime artık günler kaldı. Herhalde en fazla dikkat edilmesi gereken döneme girildi. “Olmaz olmaz” demeden böyle bir tehlikenin varlığını bir kez daha hatırlatayım istedim.

Dikkatli olalım.

ΩΩΩΩ


36 YORUMLAR

  1. “kişinin namazı sizi kandırmasın, paralar ve kuruşlar karşısındaki durumuna bakın” hadisi şerifini her dükkanda görürüz.
    Yolsuzluk iddialarının tümör gibi ulkeyi sardığı bir ortamda, sağlıklı organ nakli mümkün değilse bile, bunyeyi tamamen bitirmeden, yolsuzluk tümörünü alıp, uydurma bir organ koymak lazım acil. Yoksa bu yolsuzluk düzeni, sadece parayı değil, dindar grublarin ahlakını, itikadini her şeyini bitirdi. Gelecek nesiller de artık haramı farz olarak öğrenecek bu gidişle. Din adamı bilinenlerin ihale pazarlıkları ile iyice çamura bulandiklari bir ortamda, tuzun kokmaktan öte, kokutma aracı haline geldiği bir ortamda, haramı gelecek nesillere nasıl haram olarak öğreteceğiz?
    Aslinda imamoglu değil, canan hanım belediye başkanı olsun. En azından dini grublar ihale pazarlığına oturmaya cesaret edemezler. Para ve koltuk kayb edilse bile, gelecek nesillerin dini kurtulur bir nebze…

    Bu düzen değişmeli…

    90’ların ortasında da aynı şeyi söylüyorduk. Ama durum şimdi o zamankinden daha tehlikeli.

    O zaman müslümanlar, dindarlar, laikleri yolsuzluktan kurtarmaya çalışıyordu, bugün dindarlar yolsuzluk ithamları ile muallel.

    Şeytan koltuk verdi, dini aldı.
    Gerçek Müslüman için bundan büyük tehlike mi olur?

    Haram helal endişesinin ve Allah korkusunun kaybından daha büyük tehlike ne olabilir? Koltuk kaybı mi?

    90’larda o koltuğu niye istemişti müslümanlar?

    Dinimiz hubbul câh yani koltuk sevdasını emr ettiği için mi?

    O koltuğa oturup aleme nizam verme fırsatını elde etmek için mi?

    Aleme nizam vermek bir yana, elde nizam mi kaldı?
    Koltuk dinden daha mı önemli?

  2. İYİ Parti, D. Bahçeli’nin maceracı ve yanlış politikaları nedeniyle MHP’den koptuktan sonra geriye kalan MHP’nin ülkücülüğü tartışılır hale gelmiş. Ülkü Ocakları Teşkilat Başkanı Vedat Şahin’in sosyal medya hesabından yayınladığı bildirideki seviye düşüklüğü de bunun açık bir kanıtı.

    – CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun kocasının ‘bir kilo domuz etini 7 dakikada yedi’ iddiasının bir ironi olduğu açık. Hangi insan yedi dakikada 1 kilo et yiyebilir ?
    – CHP PM üyesi Sera Kadıgil’in sabah ezanı ile ilgili tweet’i 2010 yılına ait (o zaman 25 yaşında ve tez hazırlıyor). Eleştirdiği de sesin çok açılması ve müezzinin kötü okuması. İnsanlar gençken böyle tepkiler verebilir, abartmamak lazım. Çoluk çocuğa karışınca değişir.
    – Dicle Deli 17 yaşında iken katıldığı Ankara gar katliamında ölmüş. Babası Bakırköy belediyesinde zabıta memuru olduğu için birçok belediye mensubu gibi E.İmamoğlu da cenazeye katılmış. Attığı iddia edilen tweet’in de gerçek olmadığı söyleniyor. Ailesi tipik müslüman bir aile.
    – Ömer Halisdemir’in isminin bir sokağa verilmesi talebi yanlıştır. Zira 15 Temmuz davaları tamamen bitip, doğru/yanlış hukuki bir sonuca varılmadan bu tarz isim vermeler doğru olmaz. (Örneğin Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi gibi)
    – Yunan basınında ‘Konstantinopolis’i Pontuslu Ekrem İmamoğlu kazandı’ manşetine sessiz kaldığı iddiası tam bir cehalet yada derin bir ahlaksızlıktır. Yunan dilinde halen o bölgeden bahsederken Pontus deniyor. Bizim de eski Balkan topraklarımız için bizde yerleşik olan isimleri kullandığımız gibi.
    – Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz’ı şehit eden DHKP-C’li teröristlerin cenazesine hangi CHP milletvekilleri katılmış ?
    – FETÖ, PKK, DHKP-C Ekrem İmamoğlu’nu destekliyor iddiaları AKP+MHP’nin çaresizliğinin bir ifadesidir. Abdullah Öcalan’ı 8 yıl sonra avukatlarının ziyaret etmesi, B.Yıldırım’ın Diyarbakır’a gidip ‘Kürdistan’ demesini de izah ediverin o zaman.
    – 11. Madde ise tam bir cehalet örneği … 17 yıldır iktidarda olan Erdoğan bunu nasıl başardı sanıyorsunuz ? Tabi ki Batı’nın desteğiyle. Tam da seçim öncesi dolar kuru nasıl düştü acaba ve daha neler neler var, tabi ki anlamak isteyene …

    Ben de Canan Kaftancıoğlu’nun ve bazı CHP Milletvekillerinin kimi hal ve tavırlarını pek benimsemiyorum. Fakat CHP bir siyasi parti, her çeşit insan olmak zorunda. AKP’de benzer eleştirileri yapabileceğimiz çok daha fazla İl Başkanı ve Milletvekili var. Yani Ülkü Ocakları’nın cımbızlama manifestosu geçerli değildir.

    Ey Ülküsüz Ocakları ! “M.Kemal’e zerre muhabbeti olan cenazeme gelmesin, vasiyetimdir” diyen Kadir Mısıroğlu’na övgüler düzenleri mi destekliyorsunuz ? Eğer siz gerçekten Ülkü Ocakları iseniz, Cumhuriyeti kuran CHP’yi fabrika ayarlarına döndürebilecek kişi olan ve aslından Kuran okuyabilen Ekrem İmamoğlu’nu desteklemeniz gerekmez mi ? Milli olmaktan ziyade ümmetçi bir siyaset izleyen AKP=Erdoğan ve onun adayı Bin Ali size yakışıyor mu ? Allah Türkü korusun.

  3. Ülkü Ocakları’ndan gelen 11 maddelik bildiri 23 Haziran seçimlerine yönelik oldu. Ülkü Ocakları Teşkilat Başkanı Vedat Şahin’in sosyal medya hesabından yayınladığı bildiride Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu kıyaslaması var.
    23 Haziran seçimlerine sayılı günler kala Cumhur ittifakının MHP kanadından hamle geldi. Ülkü Ocakları sosyal medya platformu üzerinden yayınladığı 11 maddelik bildiriyle gündeme oturdu.

    MHP Ülkü Ocakları Teşkilat Başkanı Vedat Şahin’in paylaştığı bildiride Ekrem İmamoğlu’nun yanı sıra Canan Kaftancıoğlu da bulunuyor. İşte 11 madde:

    1- ‘Kocam bir kilo domuz etini 7 dakikada yedi’ diyerek övünen CHP’li Canan’ın partisi kazanacağına, Binali Yıldırım kazansın.

    2- ‘Sabah okunan ezan sesinden tiksiniyorum’ diyen CHP PM üyesi Sena’nın partisi kazanacağına, Binali Yıldırım kazansın.

    3- PKK’lı Dicle Deli’nin cenazesine katılan ama Trabzonlu Şehit Eren Bülbül’ün cenazesine katılmayan Ekrem İmamoğlu kazanacağına, Binali Yıldırım kazansın.

    4- Şehidimiz Ömer Halis Demir’in isminin Beylikdüzü’nde bir sokağa verilmesini belediye başkanlığı döneminde reddeden, ‘şehitliği bile tartışılır’ diyen Ekrem İmamoğlu kazanacağına, Binali Yıldırım kazasın.

    5- Yunan basınında ‘Konstantinopolis’i Pontuslu Ekrem İmamoğlu kazandı’ manşetine sessiz kalan, cevap veremeyen Ekrem İmamoğlu kazanacağına, Binali Yıldırım kazansın.

    6- Peygamber Efendimiz, Yüce Kitabımız Kur-an’ı Kerim ve Şehitlerimizle dalga geçen, hakaret eden CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun yol arkadaşı Ekrem İmamoğlu kazanacağına, Binali Yıldırım kazansın.

    7- FETÖ terör örgütü ve uzantılarıyla DHKP-C terör örgütünün açıktan desteklediği Ekrem İmamoğlu kazanacağına, Binali Yıldırım kazansın.

    8- HDP’nin ve Kandil’deki PKK’lıların açıktan desteklediği Ekrem İmamoğlu kazanacağına, Binali Yıldırım kazansın.

    9- Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz’ı görevi başında şehit eden DHKP-C’li teröristlerin cenazesine katılan CHP milletvekillerinin adayı Ekrem İmamoğlu kazanacağına, Binali Yıldırım kazansın.

    10- Türkiye’de vatan hainliğinden hüküm giymiş, bir vesile ile yurt dışına kaçmış vatan hainleri Can Dündar ve Emre Uslu’nun desteklediği Ekrem İmamoğlu kazanacağına, Binali Yıldırım kazansın.

    11- Washington’un, Paris’in, Brüksel’in, Roma’nın, Atina’nın, Konstantinopolis’in adayı Ekrem İmamoğlu kazanacağına; Kerkük’ün, Buhara’nın, Kudüs’ün, Kırım’ın, Mekke’nin, Astana’nın, İstanbul’un adayı Binali Yıldırım kazansın.
    (alıntıdır)aynen katılıyorum

    • Tam AKP kalitesi bir yazı! Domuz eti yer yemez o herkesin kendi meselesi, musluman olup olmamada gene ayni.
      MHP nin düştüğü duruma bakinca kendi kalesine gol atan futbolucuya benziyor.

      1-Şehidi öldürenlere oy için zeytindalı (Kürdistan ve Pekekke) uzatanlari övmek.
      2- Türkmanlardan bahsederken Türk dişisleri bakan yardimcisinin Çinde Uygur Türklerini terorist ilan ederek Kominist Çini desteklemesi ve Türkiyede seslerini yukseltmesine iźin vermeyenleri
      Desteklemsi tamamen kendi kendilerini yalanlamak ve tipki ortakları gibi milleti kandirmak için iki ýüzlü ve tutarsizliklarini bu bildiri ile ortaya koymuş oliyorlar.
      Siradan Ülkuculer Ankarada kime oy verdilerse Istanbuldaki ülkücülerde ayni parti adayına oy verecekler. Benim bildiğim ülkuculer Erdoğani 1979 da ne kadar seviyorlardi iseler şimdide o kadar seviyorlar.

    • Tamam anlaşıldı, bütün bunlar yeterli sebepler. Tarihi itibariyle ilericiliğin sembolü olmuş bir CHPden böyle şeyler sürpriz değil. Listede neler neler yok ki! Bildiğim kadarıyla yahudiler de domuz eti yemez. Hiç değilse onlara ayıp olacağını düşünmeleri lazım! Bir hristiyan bile 1 kg domuz etini 7 dakikada yiyemez/yemez. CHP büyük yetenekleri bünyesinde toplayabilmiş! İmamoğlu’nun en büyük dezavantajı böyle bir partinin adayı olmuş olması. Bağımsız olarak katılabilseydi şansı daha büyük olurdu. Artık çok geç!

      • Sayın H.K. bizimkilerin huylarından okkalı bir metin yazdım, okuyunca midem kaldırmadı sildim.
        Artık siz haberlerden aklınızda kalanlarla yetiniverin bir zahmet.

        • İşin kötüsü haberleri de pek takip etmem. Ayyuka çıkmış olanlara internette denk geliyoruz. Yalanı var doğrusu var. Doğruların peşinde olmalı herkes…

          İktidar veya muhalefet partileri kendilerini hedef alan kasti yalan haberlerle anında mücadele edip gerçekleri haykırmıyorlarsa, ithamlar karşısında sessiz kalıyorlarsa güvenilirliklerini itibarlarını kaybederler, 2*2=4.

  4. İzlanda – Türkiye maçı öncesi yaşananlar

    Burak Yılmaz’ın 3 saat bekletildik mesajı ve sosyal medyada Emre’ye mikrofon yerine tuvalet fırçası uzatıldığı iddiası üzerine ‘Batı’ tarafından diz çöktürülmek istenen Türkiye harekete geçer …

    – AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik “Milli takımımıza yapılanlar bir nevi şiddettir” demiş.
    – Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, İletişim Başkanı Fahrettin Altun da açıklamalar yapmışlar.
    – Cumhurbaşkanı Erdoğan kaptan Emre’yi arayıp ‘… yanınızdayız, cevabı sahada verin’ demiş.
    – Türkiye olan ‘olaylar’ nedeniyle İzlanda’ya Nota verecekmiş. Dışişleri Bakanı Mevlütoğlu, İzlanda’lı mevkidaşı ile görüşecekmiş.
    – Gençlik ve Spor Bakanı Kasapoğlu, İzlanda’da bulunan ay-yıldızlı kafilenin Keflavik Havalimanı’nda maruz kaldığı çirkin davranışın ardından programında olmamasına rağmen (özel bir uçakla) İzlanda’ya gitmiş.
    – Spor kanalları ise elinde ‘tuvalet fırçası’ ile Emre’nin arkasında yürüyen görüntüler eşliğinde saatlerce bu konuyu işlediler ve ‘cevabı sahada vermeliyiz’ mesajı verdiler. Haber kanalları her seferinde bu haberi verdiler.

    – Daha önce de AKP İstanbul milletvekili Ahmet H. Çamlı (Erdoğan’ın eski şoförü) bir tweet atmıştı : “Fransa’yı yendik. Top’da değil sanayide ve teknolojide de yeneceğiz”.

    Bir de gerçeklere bakalım.

    Habertürk : “Avrupa Şampiyonası Elemeleri H Grubu 4. maçı için İzlanda’ya gelen A Milli Futbol Takımı’na pasaport kontrolü ve arama sırasında büyük saygısızlık yapıldı. Futbolcuların çantaları defalarca aranırken, kafilenin uçaktan indikten sonra otobüse binmesi yaklaşık 2 saat sürdü.”

    İzlanda Ulusal Havaalanı ve Hava Navigasyon Servis Sağlayıcısı ISAVIA, milli takım kafilesinin 2 saat değil 80 dakika bekletildiğini açıkladı. Tüm sürecin 19.40 ile 21.00 arasında tamamlandığını belirten ISAVIA, bu sürecin bile uzun olduğunu kabul etti. ISAVIA, kontrollerin 80 dakika sürmesinin sebebinin bagajlardaki elektronik eşya ve sıvı madde çokluğu olduğu belirtti.

    Emre’nin arkasında yürüyen ve elinde mutfak fırçası (tuvalet fırçası değil) tutan genç ise medya muhabiri falan değil. Günümüzde gençler arasında moda olan ‘sosyal medya fenomenliği’ peşinde koşan bir genç, ülkesine dönüyormuş çıkan fırsatı değerlendirmiş.

    Tabi ki milli futbolcular da sosyal medyadan bu absürt gelişmeleri izlediler ve mental güçleri zayıfladı. Eğer bu zırvalıklar yapılmasaydı İzlanda maçını ya kazanırdık ya da en az beraberlik ile grup ikinciliğini büyük ölçüde garantilerdik.

  5. Fehmi beyın, bugünkü yazısinda kaset konusunu gündeme getirmesi akla şu soruyu getiriyor, acaba bir yerlerde Imamoğlu için tuzak vidiyolarmi hazirlaniyor yoksa şer odakli birşeylermi pişiriliyor.
    Havuz ve trollere baktığımiz zaman Imamoğlunun hava alanindaki valiye k.. dedi diyoyorlar faka ortada öğle bir kelime duyulmiyor, şu an onun içinde birşeyler hazirlandiğida belli.
    Kendileri onlara oy vermiyenlere yapmadiklari hakaret birakmiyorlar, zillet, illet, terörist, bunlar hakaret sayilmiyor it demek veya akilli ol demek hakaret ve suç sayiliyor.

    Nancy Pelosi’nin vidiyosunu ilk olarak Trump bir gece sabaha karşi kendi twitter hesabindan yayinlamişti.

    Bence Trump bu tip oyunları bizdeki Arkadaşi ve meslektaşınin 2011seçimlerinden önce MHP ye sonrda Baykala kurdurduğu tuzaklarin ne kadar başarili olduğunu görünce kendiside bu yoldan başarili olacağını zannetti.
    Bakalım bizimki gibi suçu başkalarina atmasıni becerebilecekmi? Hiç zannetmiyorum….. Cünkü ABD de “Hakimler” VAR.
    2011 seçimleri oncesi,MHP millet vekili adaylarinin vidiyolarini göremedim, fakat, Baykalin vidiyosunu izledim.
    Eminim onlarinkide aynen Deniz Baykalin tuzak vidiyosunun yapıldiği sette yapılmiştir vede onlari izleyipte inananlarda kesinlikle zeka problemldirler.
    Çünkü o vidiyo tam bir deli saçması gerçeklikle uzaktan yakından zerre kadar alakası yok…..AMA BIZDE İYİ PIRIM YAPTI.
    Nasil olsa pisliklerini iftiralarla günah kecilerine atmalarini iyi beceriyorlar.

  6. Geçen haftalarda, Erdoğan, BİR GÜN İÇİN, ülkemizdeki derinleşen yargı ve adalet sorunlarımıza çözüm getireceği iddiasıyla, bir “yargı reformu paketi” ilan etmiş, sayın F. Koru bu konuda üst üste iki yazı kaleme almış, bizler de burada uzun yorumlarda bulunmuştuk. Kendisine saygı duyduğum bir okur, yadırgamaktan kendimi alamadığım ve bana çok temelsiz gelen bir iyimserlikle yazmıştı yorumlarını.

    Erdoğan’in BİR GÜN İÇİN, bizim ciddiye alıp BİRKAÇ GÜN İÇİN sözünü ettiğimiz yargı reformundan TEK SÖZCÜKLE söz edildiğine rastlamış olanımız var mı?

    Ben, söz konusu reform paketine nihayet rastladım bugün.

    Toplasanız saysı 30-35’i geçmeyecek olan, Çorlu Tren ‘Kazası'(!)nda yaşamını yitiren insanlarımızın kamuoyu ile paylaşmak istedikleri bir basın açıklaması sırasında karşımıza çıktı o “yargı reformu paketi” polis copu olarak.

    Bu görüntüleri, özellikle “yargı reformu paketi iyimserleri”nin izlemesini diliyorum. . .
    https://www.youtube.com/watch?v=ohujRlq0tNo

    • Değerli Bernar bey

      İtiraf etmeliyim,eğer yazılarımın arkasından sık sık açıklama getirmek zorunda kalıyorsam,bu durum benim yeterince izahlı yazamadığım,yazarken müphem alanlar bıraktığım,başka deyişle ifade eksikliği yaşadığım anlamına geliyor.Yanlış anlaşılmam şüphesiz sizden kaynaklanan bir durum değil.Çünkü başka arkadaşlarda da aynı problemi yaşıyorum.Bu biraz da ‘sütten ağzı yananın yoğurdu üfleyerek yemesi ‘misali, -ince manayı -satır aralarına sızdırma sancımdan kaynaklanıyor olabilir(Uzun yazmayı kınayan arkadaşların kulakları çınlasın,nispeten uzun yazdıklarıma bile açıklama yapmak zorunda kalıyorsam,kısa yazılardan tefsir çıkarmam gerekir herhalde.)

      Gelelim açıklama kısmına:

      Yargı reformu paketinin bizatihi kendisinden birşey beklemediğimi açıkça ifade etmiş olayım.Hatırlarsanız sonrasında yazdığım bir yorumda ,özetle;geçmişten günümüze Yargıdaki asıl problemin, esas itibariyle yasalardan değil,hakim-savcıların sosyal problemlere devlet memuru zihniyetiyle yaklaşıp,zamana ve zemine göre mevzuatı esnetme hastalıklarından kaynaklandığını ifade etmeye çalışmıştım.O yazımdan Yargıya dair düşüncelerimin anahatlarıyla anlaşılabileceğini düşünmekteyim.

      Yargı paketi ve açıklamasına dair yazdıklarımda ise;orada,öncekilerden farklı bir söylem değişikliğine gidildiğini ,hakim baskı zihniyetinin ifade kalıplarının yumuşama temayülüne girdiğini,yani genel idari bakışta bir gerileme yaşandığını,bu durumun da esas itibariyle ekonomik ve siyasi açmazlar sebebiyle Avrupa Birliğine hitap mahiyetli olduğunu,

      ancak ne olursa olsun bir süre sonra bu söylem değişikliğinin zaten hatalı uygulamalar yapan yargı tarafından uygulama değişikliğine gidecek ölçüde vazife olarak algılanıp

      mevcut Ohal zihniyetli uygulamalarda yumuşamalar olabileceğini ifade etmek istemiştim.

      Yoksa yargı reformu denilen düzenlemeleri önemsediğim,bunların önemli değişiklikler getirdiğini falan söylemedim ve böyle bir düşünceye de kapılmadım. Aslında o paket Avrupa Birliğine ve ABD ye verilmiş “sizin taraftayım”mesajıydı. Nitekim Avrasya bloğunun hakim kanadı Rusya da bu mesajı alıp,ona göre karşı mesajlar verdi;nitekim şu seçim zamanı H.Gayretin kafasına düşerek adamı işinden gücünden eden 15 Temmuz ihbarcısı Putin’in sağkolu sayın Dugin’in Türk medyasında Türkiye’nin asıl çıkarının ve olması gerektiği yerin Avrasya bloğu olduğuna dair anlamlı yazısı da bu kabildendir.

      Demek istediğim kendisi göstermelik olan Yargı reform paketi ve açıklaması dışarda NATO ya göz kırpma kabilinden bir mesajken,içerde de süreç içerisinde Yargı tarafından ‘uygulama değişikliğine gidebiliriz ‘diye algılanabilecek özellikteydi.
      Umarım şu izahımla biraz daha anlaşılabilmişimdir.

      Yeri gelmişken -Fehmi beyin henüz topa girmediği -bir kısım yazarlar ve yorumcular tarafından dile getirildiği üzere,şu anda ülke yönetimi özellikle ABD ,Rusya hattında ciddi bir gerilim alanı içerisine girmiş durumda.Seçimler öncesi ve sonrası gelişmelerin seyrine bu gerilimin etkileri olur mu,olmaz mı onu da izleyerek göreceğiz demekle değinip,selamlarımı sunmuş olayım…

      • Etkili klik, kimse topa girmesin diye Türkiye gazetesinden Fuat Uğur aracılığıyla mesajını vermiş, Fuat abi de fırsatı kaçırır mı? pensilvanya’yi avucunun içi gibi bildiğini bütün konulara hakim olduğunu anlatmaya çalışmış.(nereden biliyorsa! Acaba gizli gizli gidip geliyor mu diye meraklaniyor insan:((

      • Selamlar Uğur Bey,

        Geçenlerde de bir vesileyle dile getirmeye çalışmıştım: Şimdilerde sayısı üçe düşmüş görünen ikisi “Türkeş” ve “H. Gayret” rumuzlu Reisçi trolümüz ile “Therealwinemaker” rumuzu ile yazan laikçi trolümüz dışında, her türlü yorumcuya, siyasal tercihinden bağımsız olarak, saygı duyuyorum. Yapmacık ya da sahte değil benim o saygım. Troller karşısında tereddüt etmeden benimsediğim ve rahatsızlık duymadığım çirkinliğim, hiçe sayışım, saygısızlığım ve alaycılığım ne kadar sahici ise, diğer arkadaşlara yönelik saygım da sahici.

        Muhalif görüşte olanları “15 Temmuz”, “Pensilvanyacı tosun”, “Kandil piyonu” türü ucuz ithamlarla kendi ergen dünyasında aşığıladığı sanısına hiç pirim vermeden, pek çoğumuzun yaptığı gibi, oturup neden Cumhur İttifakı’nın desteklenmesi gerektiği konusunda FİKİR paylaşan, muhaliflere itiraz eden, onların argümanlarını boşa çıkarmaya çalışan samimi Cumhur İttifakı seçmenleriyle de hiç, ama hiç bir sorunum yok.

        Sizin istisnasız tüm yorumlarınızı okuyorum. Kimi konularda yakınlaşıyor, kimi konularda açıkça uzaklaşıyoruz. Zaman zaman sitemkar imalarda bulunuyorum ya bir yorumunuzu doğrudan referans alarak, ya da, bu sonuncusunda yaptığım gibi, örtük olarak size göndermede bulunuyorum sitemimi dile getirirken.

        Benim, yorumlarınızdan çıkardığım güçlü izlenim o ki, günümüzün AK Partisi’ne hayli uzak, açık biçimde eleştirelsiniz. Buna karşılık, duygu ve düşünce dünyanızda Cumhurbaşkanı Erdoğan büyük ölçüde olumlu bir yerde duruyor. Muhtemelen ona yönelik kızgınlıklarınız, derin sayılabilecek düş kırıklıklarınız da var. Her tür fanatizmden çok uzak olduğunuz tüm yorum metinlerinizden çok açık. Ama, en nihayet, AK Parti’nin ilk dönemleriyle son dönemleri arasına benim yaptığım gibi kalın bir çizgi çekmiyorsunuz. Erdoğan’ın partisini bir şekilde olumlu bir istikamete yönelteceği beklentinizi bütünyle kaybetmiş değilsiniz. Yegane farklılığımız bana böyle görünüyor eğer bir genelleme ve karşılaştırmaya girişirsem. Samimiyetime inanmaya çalışın: Benim indimde hiçbir sorun teşkil etmiyor böylesi ayrımlar.

        Düşünen, ülkesi ve insanlarını kaygı edindiği çok açık, sevilesi ve saygı duyulası değerli bir arkadaşımsınız.

        Saygısızlık ya da tahammülsüzlükle hiç ilgisi olmadığına inanmanızı ümit ettiğim bu insani ve bence makul sitemkar takılmalarımı hoş görün lutfen.

        Sevgi ve selamlar

        • Merhaba Bernar bey tekrar.

          Akpartinin ilk 7-8 yılını genel olarak olumlu,sonrasını genel olarak olumsuz değerlendiriyorum;o kalın çizgiyle ayrımım var aslında. Akpartinin artık toparlanabileceğini ise düşünmüyorum.

          Hiçbir zaman hiçbir partiye kanalize olmadım.Yapılan İyi işlerin hakkını vermeye,olumsuzlukları ise dilimden geldiğince ifade etmeye çalışıyorum.Sadece kendi anlayışım gereği -genel olarak-isimler üzerinden gitmiyorum(tercihen).Biraz ortaya konuşmuş gibi oluyorum ama.Her sözden herkesin bir hissesi olabilir diye düşündüğümdendir bu da belki?Ben de size selam ve saygılarımı sunarım.

        • Araya giriyorum Uğur bey müsadenizle…

          Bernar…. Sen. Cumhur ittifakına veya Mhp ye veya Ak partiye partiye nasıl muhalifsen ben de burda tek olabilirim(sorun değil) Chp ve Fetö muhalifiyim….Benim derdim sen değisin… senin derdin kiminle belli… Sen nasıl tarafgirlikle herşeye atlıyorsan ben de tarafım belli olan değerleri savunurum… bundan da çekinmem….
          Tamam şunu anladık kurulacak yeni parti bu seçimin sonucuna bağlı….kurulacak yeni parti için bu seçim hayat memat meselesi bunuda anladık… kursunlar artık şu partiyi kimsede engel değil, kimsede karşı değil…yeni parti için çırpındığınıda anladık…adamlar neyi bekliyor…
          Benim burda Chp ve Fetö göndermelerim çoktur… zaten onun için burda yorum yapıyorum…saygı duyarsın veya duymazsın umrumda değil…Benim yazdıklarıma direk sen atlıyorsun… bu kadar niye alıngansın onu da anlamadım….

          Zannedersem ben senin hakkında kişisel fikirlerimi beyan etmiyorum…Ama sen meseleri ve yorumları kişiselleştirmeye kalkıyorsun…..senden saygı da beklemiyorum…istemiyorum da… Ama kişisel meselerin varsa aynı üslupla karşılık göreceğinden emin ol….

          Arkasındaki vantilatör desteği kesilince sevgi pıtırcığı arkadaşa bi haller oldu….yok piyasada üç beş gündür rüzgarı tersden aldı bu sefer pıtırcıkları ortaya saçıldı… Fox tv nin elinde büyük imkan var… desinler ekreme iftira atıyorlar bütün kasetleri elimizde… vali ye it mit demedi…hepsi havuz medyasının oyunu… çıksınlar yayınlasınlar… Fatih portakal kimseden çekinmemesi lazım… Ama nediyor… yayınlamam…

  7. Profesyonel kamerayla İmamoğlu’nun hakaret görüntülerini çeken sadece FOX Haber kameramanlarıydı. Çünkü İmamoğlu’nun Karadeniz turunu sadece FOX takip ediyordu. FOX Haber sunucusu Fatih Portakal da İmamoğlu’nun hakaret ettiği görüntülerin kendilerinde olduğunu fakat yayınlamayacaklarını ifade etti.
    Daha sonra İmamoğlu’nun skandal sözlerinin yer aldığı görüntüler cep telefonu kameralarıyla kaydedildiği ortaya çıktı….
    Şöyle bir açıklama yapsaydı, belki de hiç büyütülmezdi… “Kargaşa içinde söylediğim söz doğru olmamıştır. Sayın valimizden özür dilerim.” Bitti… bu kadar…
    Siyasi atmosfer tarafgirlik duygusu ön planda iken ve karşı cenah da bu olaylardan geri durmuyorken kraldan çok kralcılar varjen….. bu olay da tepe tepe kullanılır…… keşke olmasaymış

    • Ya soylemediyse ve ortada dolaşan videolar Nurdan abla’ nın da dikkat çektiği gibi bazı sesler silinmişse, yukardaki yazıda da anlatıldığı gibi ‘ deepfake’ bir videoysa ne yapsın?
      Size göre:
      Küçük Emrah’a bağlasın yani, söylemediği halde sırf daha büyük tartışmalara yol açmaması niyetiyle söylemediği bir şeyi kabul etsin üstüne bir de özür dilesin. Siz bu adaleti nereden alıyorsunuz sn. Türkeş? Nerede satılıyor böyle adalet:(((?

      • Fox tv yayınlasın görüntüleri olsun bitsin bu iş…. yoksa böyle birşey hem mağdur olur bizlerde yanılmış oluruz… daha çok prim yapar sevgi pıtırcıkları…

        Herkesin yaptığı kendini bağlar…

        Nasıl ki sizler devamlı iftira hakaret hayal ürünleri satıyorsunuz yorumlarınızla… kendiniz çalıp kendiniz oynuyorsunuz…. Başka fikir ve yorumlara tahammül gösteremiyorsunuz….

        Bernar yavaş git bilader…. olayı kişileştirme…. Tahammül göstermesini bileceksin….. Sizlerin hayalgücü yorumlarınıza bizler tahammül gösteriyoruz…. eyvallah….

        Sen git yeni oluşumculara zemin hazırla…. Kaftancıoğlu ve Müdafacılar kendilerini müdafa ederler…

      • Keşke 17-25 aralıktaki çakma ve derin çakma yayınlarına da… Fuat Avni cilere de bu kadar duyarlı olsaydınız diyesi geliyor insanın… gerçi sizlere göre de DARBE tiyatroydu birileri rol kesiyordu….

        • Fuat Avni kimdir ben tanımıyorum hiç takip etmedim bilmiyorum. Ben o zaman Bülent Arınç bey’i takip ediyordum, bir gazetecinin sorusu üzerine Bülent bey şöyle demişti: ‘hakikaten kim bu Fuat Avni? Garip olan şu ki adam ne derse doğru çıkıyor” Fuat Avni hakkında bildiğim tek şey bu. Fuat deyince benim aklıma gelen Uğur olanı, Fuat Uğur yani. Adam büyük adam yakın geleceği çok iyi biliyor. Ne derse çıkıyor bak mesela 15 temmuzdan önce ” tavuk tarda sayılır” dedi. Hakikaten de tam dediği gibi oldu. 15 temmuz’da bir günde on binlerce adam saygılar bir günde ha. İlginç değil mi? Sen olsan avniyi mi takip edersin Uğur olanını mı?
          Biliyorum sen de bana hak veriyorsun da belli etmiyorsun.

          Biraz önceki yorumu Bernar hoca yazmadı bunu da….bil istedim.

    • Erdoğan ALÇAK ve ŞEREFSİZ mi, Türkeş?

      Peki, İBLİS mi, Cumhurbaşkanı Erdoğan?

      Bu ve daha ağıza alınmaz bir ton küfür ve hakaret dolayısıyla Başbuğun ve Reisin birbirlerinden özür dilediler mi?

      Gelmiş burada bir haftadır “erdem abidesi” ve “edep bekçisi” ayaklarında rol kesiyorsun.

      Birisinin tepesini attırıp ağızndan böyle edepsiz bir söz çıkarabilrsin.

      Sen üç gündür 11 sözde-yorum yazından 6’sında İmamoğlu’nun söylediği ileri sürülen o söz üzerinde tepinip buradan bir iş çıkaracağını zannedeceğine, gel önce bize, üzerinde saatlerce düşünüp o şekilde hazırladıkları konuşma metinlerinde küfür ve hakarete takla attıran ağzı bozuklardan bahset.

      Söyle bakalım:

      Erdoğan hem ALÇAK hem de ŞEREFSİZ mi? Yoksa hem bu ikisi, hem de eşantiyondan bir de üstüne İBLİS mi?

      https://www.youtube.com/watch?v=pBMXWAolQJ8

      • Tabi seni de anlıyorum Bernar…. seçimi kim kazanırsa kazansın önemli değil… Milleti seçtiğini herkes içine sindirecek, tahammül edecek…. Sen chp li değilsin ama Binali bey in kazanma ihtimali seni çıldırtıyor olabilir…. Belki yeni particisin.,, belki yeni parti kurulamayak bir süre daha…. Anlıyorum erken seçim olsun Bir an önce gitsin diye çabalıyorsunuz….

        Burdaki yorumcuların çoğu chp li değil ama sanki tek dertleri var….
        Hayırlısı be bilader….Türkiye için hangisi hayırlısı ise rabbim onu nasip etsin….

        Senin benim isteğimi değil Rabbim hayırlısını nasip etsin bu millete…. Benim hakkımda ne istiyorsan Allah sana iki katını nasip etsin….

        • Bırak bu “Seçimi kim kazanırsa kazansın. . .”, “Türkiye için hangisi hayırlısı ise rabbim onu nasip etsin” ayaklarını. Biraz omurga olsa sende, 31 Mart öncesi ne yazmışsan buralarda yine onu yazardın.

          Hiçbir zaman gerçekten sağdulu bir Cumhur İttifakı seçmeni değildin. Sıradan ve beceriksiz bir trolsün. Hiçbir zaman F. Koru’nun yazıları üzerine yorum yazmadın. 31 Mart seçimleri öncesi artık pirim yapmadığını seni getirip buralara salanların da gördüğü o lumpen ağzınla burada tüm muhaliflere hanagi sözlerle sataştığın arşivlerde duruyor.

          Sen su katılmamış bir trol, ben de su katılmamış bir Erdoğan ve AK Parti Şirketi muhalifiyim.

          Özellikle son üç yıldır, hayatımın en önemli amaç ve uğraşlarından birisi, dinle de dindarlıkla da uzaktan yakından ilgisi olmayan bu hamaset şampiyonunun yolsuzluk ve hukuksuzluk batağında çürümüş iktidarının son bulması.

          Çünkü, kendi beslemesi bir avuç parazitin iktidarı ve kişisel bekası uğruna yapmayacağı şey olmayan, ilkesiz, istismarcı, insanları kamplara bölmekten beslenen popülist ve ağzı bozuk bir siyasetçi Erdoğan.

          Bütün dindar-demokrat ve dindar-muhafazakar kadroları tasfiye ederek parti şirketini bir seçim kazanma aygıtı olarak Ergenekoncu-Avrasyacı çetelerin hizmetine sunan, insanları yoksulluğa ve işsizliğe mahkum eden, dönen akıl almaz yolsuzlukların ve hırsızlıkların açığa çıkmasını yargı kurumunun içini boşaltarak engelleyen bu popülist siyasetçinin ülkenin ve ülke barışının başına bela olduğunu düşünüyorum.

          Hukuksuzluğun, adaletsizliğin ve zulmün kapılarını açtı Erdoğan AK Parti’nin ilk dönemlerindeki başarılarının hepsini kendi hanesine yazarak ve bundan beslenerek.

          Zerre kadar haz etmediğim CHP ve İmamoğlu karşısında bir seçim hezimeti yaşamasını çok, ama gerçekten çok istiyorum. Çünkü, uğrayacağından hiç kuşku duymadığım seçim hezimeti, sadece Erdoğan değil, vesayetçi Avrasyacı güç odaklarının, laik ulusalcı çetelerin simge ismi Doğu Perinçek ile milliyetçiliği içi boş bir hamsete dönüştürmüş bozuk ağızlı Bahçeli’nin ittifakının da çöküşü anlamına geliyor.

          Türkiye’nin, Türkü ve Kürdü ile silkinmeye ihtiyacı var. Bu silkinmenin moturu, yakında kurulacak, dindar muhafazakar yığınlarla dindar Kürt yığınlarının (ve dindar demokrat aydınların) ana rengini kazandıracakları yeni kitle partisi olacak.

          Böyle bir partinin kuruluşu ve bir umut olarak siyaset sahnesinde yer alması, yığınların bu AK Parti Şirketi konusunda yaşadığı yanılsamalardan kurtulmasını, bu soysuzlaşmış Erdoğan-Laik versayetçi güç odakları ittifakının seçim yenilgisine uğratılarak dağıtılmasını gerektiriyor.

          Şimdi yaşanmakta olan süreç de bu zaten.

          Kirli ittifakın yıkılması, Türkiye’nin yaniden silkiniş sürecinin kapısını açacak.

          O silkinişin birinci adresi de, gerçek bir umut olarak siyaset sahnesine çıkışını çocuksu bir heyecanla ve tanımı zor bir mutlulukla selamlayacağım -çok yakın geleceğin- yeni kitle partisi.

          Moral ve ahlaki desteğini büyük devlet adamı sayın Abdullah Gül gibi değerli ve sevgili insanlarımızdan alan Türkiye’nin yeni kitle partisi bütün görkemi ile girecek siyaset dünyamıza.

          İşte o gün ben huzura erecek, “Doğrusu değdi bütün o kişisel çabalarına. . .” diyebileceğim kendi kendime dönerek.

          Ne mutlu ki, o güne gerçekten az kaldı. 🙂

          • Rabbim en hayırlısı ne ise onu nasip etsin……. Biraz elini yüzünü yıka…kimin muhalifi olursan ol…umrumda değil… sadece başka görüş ve fikirlere saygılı ol…. hazmetmeyi bil… eleştirebilirsin… eleştiriyede açık ol… efendi olman yeterli…

      • Sayin Bernar uzun suredir tum yorumlarla birlikte sizi de okuyorum ve genel olarak katiliyorum. eski bir korugillerdensiniz. ancak kullandiginiz adi hic benimseyemedim ne yazdiklarinizla uyusuyor ne turkceyle. degistirmenizi dilerim. saygilar.

        • Merhaba, geleneğe çok mesafeli, sıkı seküler, her ikisi de sanatçı olan bir anne-babanın oğlu olarak dünyaya geldim. Laikçi mahallede, kısmen Avrupalılar karşısında yaşanan aşağılık kompleksinin de etkisiyle, çocuklarına ‘sıradışı'(!) ve ‘modern'(!) isimler vermek sık rastlanan bir eğilimdir. İsmim gerçek: Bernar Kutluğ
          Selamlar

  8. Gerçekten de ortada beklenmedik bir durum var: Erdoğan ortalarda yok. Devlet Bahçeli ortalarda “yok” ise, Erdoğan ortalarda “hiç yok”. En azından Bahçeli arada bir twit sallıyor.

    Gazeteci Kemal Can da “Erdoğan neden saklanıyor?” başlıklı bugünkü yazısını bu konuya ayırmış.

    Berbat bir açmazda Erdoğan: Ortaya çıksa ve seçim farklı kaybedilse (ki farklı kaybedilecek), 31 Mart’da Binali Abi az bir farkla kaybettiği için, “Partisine İstanbul’u kaybettiren lider” konumuna düşecek.

    Ortalarda görünmez ve ama seçim kazanılırsa, “Ortalarda görünmedi, parti seçimi kazandı. . .” denilecek.

    Böyle olur bizde “siyaset strateji dehası” dediğin. . .

  9. TARİH BOYUNCA HER ÖNEMLİ BİLİMSEL GELİŞMELER DAİMA DENGELERİ ALT ÜST ETMİŞTİR.
    Günümüzde dengeleri alt üst edecek teknolojik gelişmeler herkesin Dünyanın her yerindeki kişilerle iletişim kurabilmesidir.
    Bu durum devletlerin elini çok daha fazla güçlendiriyor.
    Haberleşme kanallarını kontrol edebilen devlete, herkesi BBG evi gibi izleyebilme ve dinleyebilme imkanı veriyor.
    Artık bu kanalları kontrol eden birimler,gizli servisler halkı yönlendirmede zorlanmayacaktır.
    Eskiden beri terör olaylarının gerçek faillerini asla öğrenemeyeceğimize inanıyorum.
    Devlet ve tabii ki ona bağlı gizli servisler kimi işaret etmişse halkını ona inandırmakta zorluk çekmemiştir.
    Siyasi aktörler gizli servislerin esareti altına girecektir.
    Dünyada haber alma teşkilatı ve yayınları kontrol edebilenlerin eli çok güçlenmiştir.
    Günümüzün en büyük savaşı sanal dünya (siber savaşlar) hakimiyeti kurma savaşı olacaktır.
    Yeni iletişim ve zayıf akım konusunda teknolojileri önde olanlar geride kalanları kontrol edebilecektir.
    Zenginlik kıymetli madenlere çokça sahip olmadan öte yüksek teknolojide önde olmayla belirlenecektir.
    Yüksek teknoloji yi üretecek üstün zekalı insanlardır.
    Bu kişileri her ülke kapma peşindedir.
    Bir Ülke başka yerlerden kıymetli elaman tedarik edemediği gibi kendi kıymetli elamanlarını başka ülkelere kaptırırsa vay o ülkenin haline.
    Gerçek güç sahipleri sanal dünyanın sahipleri olmuştur.
    Halk bilgiye bu kadar kolay ulaşırken bilgi kirliliğinin kurbanı olması yüksek ihtimaldir.
    Gün gelir artık hiçbir şeye inanmaz hale gelir.
    Ancak analitik düşünebilenler, işin aslını gerçeğe yakın çözebilir.
    Bize ulaşan veya ulaştığımız her bilgiyi değerlendirirken olduğu gibi değil altında yatan neden ne olabilir diye
    çok yönlü değerlendirmemiz gerekir.
    Bu bilgi kime yarar?
    Neden şimdi açıklanıyor.?
    Neden rafta bekletilmiş.?
    Zarara uğrayacak siyasi aktör neden bunu yapmış olabilir?
    Daha aklımıza gelecek sayısız sorulara cevap bulmadan inanacağımız her bilgi bizi daha da edilgen duruma getirecektir.
    Hangi önemli kişi için bir skandal haber yayınlanıyorsa ,bu bilgi yayınlanmadan önce o önemli kişilerden pazarlık yapılmış ancak anlaşma sağlanamamış demektir.
    Her duyduğuna inanma.
    Her gördüğünü gerçek sanma.
    Önce yaratanın bizi sultan kıldığı aklımızı kullanalım sonra karar verelim.

  10. Erdoğan, şehit Erol Olçok’un eşi ve şehit Abdullah Tayyip Olçok’un annesi Nihal Olçok’tan sonra, sonunda Necip Fazıl Kısakürek’in oğlu Mehmed Kısakürek ile Kısakürek ailesinin sabrını taşırmayı da becerdi:

    “Necip Fazıl Ödülleri sebebiyle hukuki ihtilaf halinde ve mahkeme sürecinde bulunduğumuz Star Gazetesi tarafından, 46 yıldır kullandığımız tescilli markamız ‘Necip Fazıl’ imzası, Necip Fazıl’ı evlatlarının, Yayınevi’nin ve Vakfı’nın elinden alınmak ve kendilerine mâledilmek istenmektedir.

    Bizzat Cumhurbaşkanı’nın avukatları tarafından yürütülmekte olan, hiçbir vicdana, insafa ve idrake sığmayacak bu davranışı şiddetle kınıyor, kamuoyu ile paylaşmayı görev addediyoruz.

    Mehmed Kısakürek.”

    İstismar ettikleri hemen her şey, sonunda gelip kendilerini vuruyor. . .

  11. Kuşkusuz F. Koru’nun dikkati çektiği konu önemli. Dikkatli ve temkinli olmakta büyük yarar var gerçekten.

    Ne var ki, meselenin bir de şöyle bir yönü var bence: İktidar yanlısı odaklar açıkça hissedilir bir panik ve dağınıklık içindeler.

    Panik, çaresizlik duygusunu tetikler, çaresizlik duygusu “Bunu da denemiş olalım. . .” türü yöntemleri kışkırtır bir umut olarak. Bu ise, bombanın elinizde patlamasına yol açabilir.

    “İmamoğlu AK Partili genci tokatladı” yaygarası ve videosu bu türdendi, örneğin. Böylesi kör parmağım gözüne budalalıklar, sadece, iddiaya konu olan videoya bsakmadan bile iddiayı satın almaya dünden hazır sıkı AK Parti seçmeni üzerinde etkili olur. Peki bunun ne yararı olur? Koskoca bir hiç: Her işittiğine inanmaya hazır bu sıkı seçmen kitlesi zaten sandığa gidecek.

    Peki aklını kör bir tarafgirlikle bozmamış ortalama seçmenler indinde bunun karşılığı var mı?

    Evet, var: Üst üste gelen, “Bu adam Rum!”, “23 Haziran’da İstanbul’un İstanbul olarak mı kalacağına yoksa Konstantinopol mü olacağına karar vereceksiniz!”, “Bakın bu mülayim olduğu söylenen adam partili gencimizi nasıl da tokatlıyor. İzleyin ve izletin!”, “Bakın şimdi de valimize it dedi, ey ahali! Aha da videosu burada!” türü soytarılıklar, AK Parti’nin aleyhine çalışıyor. Bunların hepsinin de kökeninde sözünü ettiğim panik ve dağılmışlık hali yatıyor.

    Bunlar işe yaramadığı gibi iktidarın kampanyasına zarar veriyor. Dört nedenle:

    (1) Çaresizlik ya da özgüven kaybı izlenimi yaratıyor fanatizmden uzak ortalama seçmende.
    (2) Bazı seçmenlerde, “Bu dangalaklar bizi bu kadar mı salak zannediyorlar?” tepkisine yol açıyor.
    (3) Binali Abi’nin vermeye çalıştığı “baarışcıl”, “uzlaşmacı”, “yapıcı diyaloglara açık” siyasetçi izlenimini yaralıyor.
    (4) Halkın ezici çoğunluğu, bir iddiası olmayıp çaresizlik içine düşmüş tiplerin “Çamur at izi kalsın” yöntemine başvurduklarını kendi gündelik yaşam deneyimlerinden de biliyorlar.

    İktidar cenahından pek çok kişi, inanın İstanbullu AK Parti seçmeni ile İstanbullu MHP seçmenini tanımıyorlar.

    Tüm seçmenlerinin beyaz kefenlere bürünüp “Ölümüne seninleyiz Reis!”, ya da, “Reis bizi Afrin’e götür!” diye oretalığı yaygaraya boğan tipte seçmenler olduklarını düşünüyorlar. Oysa böyle değil. Örneğin, kadınların sadece yüzde 24 kadarı siyasetle iligili. Demek ki, kadınların yüzde 76’sının kefenle değil, marketlerdeki ürünlerin fiyaylarıyla, eve gelen elektrik faturasıyla, çocuklarının okul giderleriyle işi var.

    İstanbul’da hayat başka akıyor.

    Hem hayat “İstanbul’da başka akıyor” ise, hem sosyal medya kullanımı çok yaygınlaşmış ise, hem iktidar seçmenleri sık sık muhalif seçmenlerle ve onların argümanlarıyla sıkça yüz yüze geliyorlarsa, hem de insanların geçim ve iş sorunları konusunda ağzınızdan hiçbir şey çıkmıyor ve “Alın size Çamlıca Camii!” diyorsanız, yakında gelecek Osmanlı tokatından kaçınamazsınız.

    Yanılgıların bedeli gerçekten ağır ödenecek 23 Haziran akşamı. . .

  12. Ordu içinde çakma haber
    Ekrem İmamoğlu’nun valiye it dediğini duyduğum zaman inanmak istemedim. Bunun bir çakma haber olduğunu hissettim ama sıradan çakma mı yoksa derin çakma mı olduğunu kestiremedim.
    CHP milletvekili bunun çakma olduğunu açıkladı. Şimdi de Koru dönüp dolaşıp İstanbul’a getirdi lafı. Söyledi ama söylemek istemedi.
    Ben ne yapıyorum? Kararımı haberlere göre vermiyorum. AK Parti oyların çalındığını söylüyor. Tabi kendisi de inanmıyor. İnansa seçimin eksiksiz yapılması üzerinde dururdu. O ise Gülencilerin ve Kürtlerin oyu peşinde. Madem çaldılar, seçim doğru dürüst olsun yeter.
    Ben oyumu İmamoğlu’na vereceğim. Sırf çalındı mı yoksa çakma bir çalınma mı, çalanlar mı çalındı diyor, bunun bilinmesi için herkes oyunda ısrar etmelidir.
    Temel Karamollaoğlu’nun pasaportuna gelince, dosyaya konan çakma notla eşimden ayrılmak zorunda kaldım. Her şey normal yürür. Yarın gel al derler. Gidersin çakma notla vermezler. O da bıktı ben de bıktım. Mahkemeye gittik, anlaşarak ayrıldık. İki sene sonra tekrar Türkiye’ye geldi ama başkasının pasaportu ile geldi. 3000 Dolar vermiş. Yeniden uğraştık, cezaları ödedik.
    Meşru yoldan çözemedik. Bundan sonrasını yazmayayım.
    Temel Karamollaoğlu kendi işini çözmüş ama Türkiye’de 4 milyon insan kaçak yaşıyor. Çözüm arayan var mı? Evet, hiçbir parti “Bu ne?” diyebiliyor mu? 4 milyon yabancı insan Türkiye’de onlarca yıldır yaşıyor. Bunları kimse Allah rızası için doyurmuyor ama yabancıyı izinsiz çalıştırma yasalarımızda hala suç. Sermaye’nin mafyası bunu her zaman kullanıp istediği firmaları iflas ettirtebiliyor. Akevler yarım asırdır bununla boğuşuyor. İktidarları değiştirdik ama bunu artırdık, azaltamadık.
    Ümidimizi kesmiş değiliz. Mücadelemize devam edeceğiz. Mahkemelerle Akevler’e elli senedir bir şey yapamadılar. Sıkıntılar yaşadık ama sonunda biz kazandık.
    Sabırla devam edeceğiz ve başaracağız.

  13. Dikkatli olmasını istediği kişiler Koru’nun, herhalde Istanbul seçiminde oy kullanacak olan seçmelerdir. Adaylar hakkında olurda “derin çakma” bir haber çıkarsa, bu ilk elden onları (Istanbul’lu seçmeni) ilgilendirir değil mi?

    Ama öyle bir seçimle karşı karşıyayız ki bu hepimizi ilgilendiriyor. İstanbul dışındaki belediye başkanları ve teşkilat sorumluları ile belki de hatırı sayılır bir çok kişi İstanbul’a Bahçeli dışında “mitil atmış” seçmeni kendi adayına ikna etmek için çabalıyor.

    Demek İBB seçimi o kadar önemli ki bu yurt genelini ilgilendiriyor ve olabilecek çakma haberler ile seçimin sonucunu etkileyecek hareketlenmeler var ve Sn. Koru tez elden her kesimi de uyarıyor.

    Yapanın yanına kar kalıyor!

    Kaset olayı ile yerinden olan siyasiler olduğu gibi çeşitli ses kaytları ile de farklı gündemlere şahit olduk ülkemizde. Yine bir çok kirli enformasyon ile kamuoyları oluşturuluyor/yönlendiriliyor; gerçeğe uyanıldığında ise çok geç oluyor. Öyle ki, kendi işine yaradığında gerçeği savsaklayabilen, onu örtebilen, kamuoyu denbilecek çoğunlukta bir bölünmüş kitle de oluştu ülkemizde.

    Halbuki iç ve dış tazyikler ile sosyo-ekonomik sıkıntılı bir süreç yaşadığımız bu zaman diliminde daha bir kenetkenmeli daha bir birliktelik görüntüsü sergilemeli değilmiyiz?

    Taraflar bu iradeyi ortaya koyabilmiş olsalar çakma olsun “derin çakma” olsun, bu tür hadiseleri üretmeye kim/ler yeltenebilir ki?

  14. Şüphesiz, kötü amaçlı muzır kişiler böyle şeyler yapar ve gerçekleri saptırır. Dinimizde gıybet “Arkadan çekiştirmek, kötü söz söylemek. Birisinin gıyabında hoşuna gitmeyen bir şeyi söylemek, onun aleyhinde konuşmak” kesin bir şekilde yasaklanmış “ölü kardeşinin etini yemek”le eşdeğer bir şey ise ülkeye/dünyaya jurnallanan bu sahte videolar kimbilir neye eşdeğer birer kötülüktür. Yapanlar şüphesiz kolay ödeyemeyecekleri bir vebal altına giriyorlar.

    Bu şekilde yapılmağa çalışılan hasarı telafi edecek tedbir de hemen kamuoyunun huzuruna çıkıp bu “çakma/derin çakma” haberleri şiddetle yalanlamak olmalı. Doğru neyse gerekirse bir video haberle internetle ilan edilmeli ve yalan haber şiddetle kınanmalı. Bir sürü inandırıcı kaset ve video seyrettik. Örneğin, Batı çalışma grubu faaliyetleri, askerlerin konuşma kasetleri, Deniz Baykal video kasedi vs. Ancak, bildiğim kadarıyla hedef alınan kişilerce yalanlama pek olmadı. Olduysa, şahsen rastlamadım (kayıtlar var da haberimiz yoksa-bilenler hala kaynak gösterebilir). Yalanlama olmadığı gibi, istifalar falan oldu. Olaylar bu şekilde bir nevi kabullenilmiş oldu.

    Yazıda değinilen 17-25 Aralık olayları akabinde de yalanlama olduğunu ben şahsen bilmiyorum. Olaylar o kadar önemliydi ki “yalan video” habere karşı derhal “protesto/yalanı şiddetle kınama ve doğru video” haberler yayımlanmalıydı. Bu olmadığına göre nasıl bir algı oluşturulmuş oluyor? Bu soru cevabı zor bir soru mu?

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here