Dışımızda meydana gelen olaylar giderek ülkemizi zorlamaya başladı.. Bakın neler olmakta…

38

İnternet üzerinden okurlara ulaşmak hangi konuların ilgi gördüğüne dair bilgi edinmeyi de sağlıyor. Bu anlamda bir bilgiyi sizlerle paylaşayım: Bizim okurlar daha çok kendilerini/ülkemizi doğrudan ilgilendiren konuların dışına çıkma yanlısı değiller; sayıca az okunan yazılarım başka ülkelerle ilgili olanlar…

Dün ABD’de Donald Trump’ın suyunun ısındığını yazdım; sürekli okurlarımın yarıdan fazlası başlığı görünce yazıya göz atma ihtiyacı bile duymadı.

Oysa, Trump Vietnam’da gezide iken Kongre’de dinlenen yakın tanıdığı birinin -10 yıl boyunca değişik alanlarda yararlandığı avukatının- kendisinden ‘yalancı, düzenbaz, sahtekar’ gibi sıfatlar kullanarak söz etmesi, dünün dünyada en fazla konuşulan, üzerinde spekülasyon yapılan konusuydu.

Konunun Türkiye’yi ilgilendiren yönü de var ayrıca…

Damat Kushner Ankara’da

Washington’da, Kongre komisyonu önünde, avukat Michael Cohen yollarını ayırdığı Trump’a ölümcül yumruklar indirir, ABD başkanı hiç değilse Kuzey Kore’yi nükleer silahlanmadan vazgeçirmek için Vietnam’da Kim Jong-un ile görüşür -ve sonunda ülkesine eli boş dönmek zorunda kalır- iken, Trump’ın damadı da olan özel danışmanı Jared Kushner Ankara’daydı.

ABD dışişleri bakanı Mike Pompeo’yu Ankara ziyaretinde kabul etmek için vakit bulamayan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan danışmanlığı bile tartışmalı Kushner’le görüştü.

Jared Kushner’i küçümsüyor değilim, tam tersine ‘Trump’ın beyninin yarısı’ denilebilecek biri o. Beyaz Saray’daki iş bölümünde, ABD’nin Çin ve Japonya ile ilişkileri, Ortadoğu barış planı, ceza hukuku reformu, altyapı, ticaret ve ekonomik ilişkiler başlıklı konular ona emanet edilmiş görünüyor. Kudüs’ü İsrail’in ‘ebedi başkenti’ olarak tanıyıp ABD büyükelçiliğini oraya taşımanın da onun telkinleriyle gerçekleştiği biliniyor.

Ancak ABD sistemi, seçilmiş başkanın kızı ve damadı da olsalar, Beyaz Saray’da görevlendirilen kişilerin sıkı bir güvenlik soruşturmasından geçmesini öngörüyor. Genç Kushner’in devletin sıkı soruşturmasından tam anlamıyla geçemediği anlaşılıyor. New York Times, Kushner’in en hassas konuların konuşulduğu ortamlarda yer almasının, üzerinde ‘çok gizli’ yazılı belgelere erişiminin sakıncalı bulunduğunu, bu sorunun, ancak Trump’ın yönlendirmesiyle tepeden verilen talimatlarla çözülebildiğini dört tanığın ifadelerine dayanarak yazdı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan böyle biriyle görüşmüş oldu.

Gazeteler ve televizyonlar o görüşmeden çok Kushner’in hazine bakanı Berat Albayrak ile görüşmesini büyüttüler; ikisinin de ‘damat’ olma özelliklerini öne çıkartarak…

Oysa üzerinde durulması gereken, görüşmelerde nelerin ele alındığı olmalıydı.

Fırat’ın doğusu, Münbiç, ABD’nin Suriye’den çekilme kararı görüşmelerde gündeme gelmiştir diye düşünmem için çok sebep var. “Bir gece ansızın…” diye söz edilmesi üzerinden hayli zaman geçti çünkü. Ancak, Kushner’in “O konuda hassasiyetinizi anlıyorum” dışında bir şey söylediğinden de kuşkuluyum.

İsrail’in başkenti olarak Kudüs’ün ABD tarafından tanınması görüşmelerde gündeme geldi mi?

Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi olayını gerçekleştiren infaz timini İstanbul’a gönderen kişi olarak suçlanan Suudi Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Salman (MbS) ile Jared Kushner çok yakın iki dost. Trump Kaşıkçı olayına lakayt kalmış ve ABD de ülkesinde yaşayan ve gazetecilik yapan birinin hunhar bir cinayete kurban gitmesini fazla dert etmemiş ise, bunda en büyük pay Jared Kushner’e ait.

Kushner’in özel projesi olarak bakılabilir MbS’ye…

Acaba Ankara temaslarında Kushner’e Kaşıkçı cinayeti konusundaki yanlış tutumu da hatırlatılmış mıdır?

Bu konuların açıldığından kuşku duyduğumu belli etmiş oluyorum. Bunun sebebi, görüşmelerle ilgili bizim medyada yazılıp çizilen, ekranlara taşınan bilgiler…

İki ülke (ABD ve Türkiye) arasındaki ticari ilişkilerin konuşulduğu vurgulanıyor haberlerde. Bıraksanız, birileri yerel seçim üzerinde de görüşüldüğünü ileri sürecekler; bereket iş o noktaya kadar vardırılmadı. Yazılanlara Hakan Atilla ve Halkbank konusunda yargıdan çıkacak karara dönük bir ayrıntı bulabilmek için özel olarak eğildim, o konuda da bir bilgi alamadım.

Tuhaf.

MbS Uzak Doğu’da

Gelişmelerde tuhaflıklar giderek artıyor.

Kushner Ankara’da, Trump Vietnam’da iken Muhammed bin Salman (MbS) da bir dizi ziyaret için Uzak Doğu’daydı. Pakistan, Hindistan ve Çin’de kırmızı halı muamelesine tabi tutuldu. Uğradığı her ülkede ikramlara boğuldu. Dünya medyası MbS’nin ziyaretlerini önemli haberler arasında andı.

Türkiye’nin Kaşıkçı cinayetinin arkasındaki sorumlu olarak dünyaya ilan ettiği biri, dünyanın önemli ülkeleri tarafından, en itibarlı konuk statüsünde muamele görebildi.

Pakistan, Çin ve Hindistan’da…

Bu durum size de tuhaf gelmiyor mu?

Daha da tuhaf kaçan, bugün gazetelerde gözüme çarpan, Pakistan’ın yeni başbakanı İmran Han’ın, Hindistan’la ülkesi arasında yaşanan ihtilaflarda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın arabuluculuk yapmasını telefonla talep edeceği haberidir.

Henüz telefon açılmadan karşı tarafın neler söyleyeceğinin bilgisiyle yazılan bir haber… Bu da tuhaf…

Şimdi, bunu da yine dış politika alanına giren bir yazı sayıp okuma zahmetine katlanmayanlarınız olacaktır. Oysa bu gelişmeler bir ay sonra yapılacak yerel seçim kadar hepimizi ilgilendiriyor.

ΩΩΩΩ

38 YORUMLAR

  1. Yazılarınızı fırsat buldukça okuyorum FEHMİ ABİ dünkünü de buğünkünüde okudum çok doğru ve yerinde haberler eskiden koca dünya deniyor duya şimdi öyle değil bir ucunda sela verilse öbür ucunda duyulan küçücük bir köy oldu dünya . Ama biz hayla köyün öbür ucundaki salayı duymuyoruz çünkü biz burada birbirimizin zaaflarını düşük taraflarını arı yarak bir alternatif olma peşindeyiz . kendimiz düşünmeyi değil karşıdakinin zaaflarını gündeme getirerek kendimizi yükseltmeye çalışıyoruz .
    İYİ AKŞAMLAR FEHMİ ABİ

  2. “…iki Damat da etkili. Emsallerinden açık ara kalitesiz olmadıkça en yakınını en güvenmesi gereken yerlere, atamak kadar doğal ne olabilir ki…. » AbdurrahmanSerdar 1 Mart 2019 at 16:00

    Sn. A. Serdar. İdealist olmak zorunda değilsiniz. Akıl-İman Sentezi yapısı gereği ideali aramaktır (ki bu kişide “iman” kalitesiyle ilgili bir şeydir) ve ideal olanı bulup yapmaktır (amel). Damatların durumuna ilişkin ikinci paragrafınız ideali aramaktan uzak. Madem söz konusu ettiniz bir defa daha izah etmiş olayım: Öz olarak geri kalmış bir ülkenin iyinin iyisine ihtiyacı vardır. Kötünün iyisine değil. İnsan yokluğunda veya tesadüfen ancak kötünün iyisi mevcutsa bununla da yola çıklabilir. Ancak bu kişi de kendi durumunu bilip bir an önce iyinin-iyisi nitelikte kadrolar oluşturabilecek kadar idealist ve vatanperver olmalıdır. Vatan içinde yaşadığımız bütündür-her zaman iyinin iyisi bir toplumdan ( bütünden) yana olmak aslında müslüman olarak vazifemizdir (bunun için de bütün içindeki kötüleri-kötülüğü ortadan kaldırmakla veya en aza indirmekle mükellefiz).

    Mukayeseniz bir kaç açıdan kusurlu. Yorum uzamasın diye sadece bir yönüyle ele alacağım. Şöyle ki: Trump damadını danışman atarken Sn. Erdogan da danışman olarak atayabilirdi. Bir çok danışmanın arasında bizim damat ta ülkeye hizmette bulunabilirdi. Ancak, danışmanların seçimi de çok çok önemli. Danışmanlar rasgele seçilmemeli, kendini isbat etmiş ve başarılarını-tecrübelerini belgelendirmiş kişiler arasında imtihan ve/veya değerlendirme komitelerince eleme usuluyle seçilmeli (bu hiç de zor olan bir şey değildir-olması gerekendir). Mülkatlardaki değerlendirme sonucunda, işinin ehli ve güvenilir kişiler emsallerini eleyerek, bileğinin hakkıyla koltuklara oturur. Tıpatıp aynı dünya görüşü olması da şart değildir. Ortalama müşterek noktalarla görevlerini en iyi şekilde yapacak nitelikli kişilerin bir araya getirilmesi önemli. Objektif bir seçim-mülakat sistemi tesis etmişsen, güvensizlik söz konusu olamaz. Söz konusu olmuşsa o zaman kurduğun sistem güvensiz demektir-bunu iyileştirmen gerekir. Devlet, herkesin ortak olduğu devasa bir bütün, bir aile şirketi değil ki bir patron olarak yeğenini veya damadını yönetimin değişik birimlerine getirebilesin. Dedim ya, bu işin başka kusurlu yönleri de var. Vakti geldikçe bu açılardan da konu ele alınabilir.

  3. Gün geçmiyor ki sözüm ona muhalefetin odun kafalı maraba taburları küstahlıkta sınır tanımayan yeni rezillikler sergilemiş olmasınlar. Yalan dolan, aslı astarı olmayan kuru iftiralarla bir yandan devlet büyüklerimize sövüp sayarken bi yandan da halkımızın siyasi tercihlerini, manevi değerlerini aşağılamakla meşguller. Kimisi şiir formunda kimisi de gastelerin 3.sayfalarından araklama kısa hikaye denemeleriyle bunu yapıyor. Hızlarını alamayıp aynı densizliği abd toplumunun demokratik tercihlerini de küçümseye kadar vardırıyorlar. Ondan sonra da kalkıp bizlere insanlık öğretmeye, etik anlatmaya başlıyorlar. Önce kendi ülkenin yargısına otoritesine saygı duyacaksın -onun bunun otoritesine saygı duyduğun gibi- ondan sonra bize adalet öğreteceksin. Ömrü hayatında hiçbir askeri otoritenin karşısına çıkıp itiraz edememiş, kendi milletinin sözcüsü olamamış papucumun okumuşları/yarı aydınları halkın iktidarına karşı bakıyorum da pek bir ince eleyip sık dokuyorlar. Darbecilerin tanklarına karşı göğsünü siper etmiş civanmert türk milletinin hiçbir hukukuna saygı duymayan bu kopillerin kimin borusunu öttürdüğünü herkes biliyor…

    • Ne oldu, H. Gayret Bey, hayırdır? Pek bir alevlenmiş görünüyorsunuz. Perinçekçigiller familyasından aşina olduğum bu dindar, Kürt, seküler vesayet karşıtı demokrat nefreti beni gülümsetiyor sadece. Erdoğancı postuna bürünmüş tavşan-kurtun yüzüne fener tutulmuş gibisiniz 🙂

      Bu ruh halinizi açıklamakta zorlanıyorum doğrusu. . . Ertuğrul Özkök’le rakı masasından kalkıp gelerek mi yazdınız bu meajı, yoksa Aydınlık gazetesinin eski sayılarını karıştırırken heyecan katsayınız artıp gaza mı geldiniz? Sakinleşin bence. Daha iki satır imadan bu kadar ürküp küplere biniyorsanız, yeni parti kurulup oyun bozulduğunda işiniz çok zor inanın 🙂

  4. Sayın koru, diş politika ile ilgili ne kadar yazi yazdı ise hepsi Türkiyeyi sadece yakindan değıl çok yakından ilgilendiriyor.

    Su an AB ve Kanada hariç bütün ülkeleri yönetenler Mafya babaları gibiler.
    Bunların aralarinda sadece ABD nin mafya babasi kendi ülkesinde istediği gibi at oynatamiyor, çünkü onların 220 yillik ana yasaları onu engelliyor…. fakat onun meslektaşları onun fikirlerini kendi ülkelerinde onun isdekleri dogrultusunda isdedikleri gibi halkida uyutarak yerine getiriyorlar.
    İsteyen yazarimizin 15 Temmuz 2016 dan bu tarafa yazdiği yazilari okuyabilir, hatta, özelliklede Trumpın aday adaylığında son finale kaldiktan sonraki yazilarını okursalar, daha geniş anlaşılır.

  5. Kushner’in de, M. İbni Salman’ın da aynı bölgelerde dolaşması tesadüfi olamaz.
    Hayra alamet de olamaz. Ancak, MoBeSa’yı ülkeler zemininde tutundurma ve reklam
    çabaları olarak görülebilir. F.Koru küllerini dağıttırmak için ateşe sadece odun atarak
    seyre çekiliyor.

    Muhakkak iki Damat da etkili. Babalarının onları yanına almaları kadar tabii birşey
    olamaz. Emsallerinden açık ara kalitesiz olmadıkça en yakınını en güvenmesi gereken yerlere,
    atamak kadar doğal ne olabilir ki. Peşin hükümleri bırakmalı, ciddi, ele gelir konularda
    tenkid yürütmeli ( kötü +iyi yönü ile).

    Konuşulanlar elbette ki davul-zurna ile aleme duyurulacak değil. KÖY Kahvesinde
    konuşuluyor sanki. Türkiye’de çok önemli konular ve meseleler İletişim araçları ve onu
    kullananlar tarafından çok sulandırılıyor, afişe ediliyor.

    MoBeSa ve Kaşıkçı Cinayeti konusu ile Suriye meselesinin üzerinde pek durulmadığını
    söylemek, Kushner’İn seyahatının Turistik olduğunu söylemek kadar abes olmalı, orada mı idin ?
    Bizimkiler konu açmasa bile, MoBeSe meselesini de görüşmek için geldiğini söylemiş
    olmalı Kushner. Endişelerini iletmiş olmalı. Suriye konusunda da Trump’tan taze ve ihmal
    edilmiyecek haberler, istekler taşımış olmalı. Bunlar dışa intikal ettirilecek konular değil.
    Medya, hepten, Mİlletin KIÇINI göstermek istiyor. Çünkü o ahlaksızlığa mübtela.
    Medyanın ve aydın geçinenlerin ve siyasi partilerin Ülkenin hayati meseleleri üzerinde
    durup, ciddi fikir yürüttüğüne de pek şahit olamıyoruz. Keza, Özünde apaçık islam düşmanlığı
    veya düşmanları ile dolu olan Medya GÜZEL Dinimiz İSLAMI her geçen gün dejenere ediyor,
    sulandırıyor, magazin konusu yapıyor ; halkı dininden soğutmuya, namusundan etmiye çalışıyor.
    Türk – kürt müslüman AİLEsi her geçen gün yıpratılıyor.Gençlerin ve toplumun geleneksel edebi, ahlakı ifsat (bozma) edilmiye çalışılıyor. Aydın geçinenlerin ve AB’nin vesayeti altındaki Ak Partinin de böyle bir endişesi yok. Bu dertlere kafa
    yoran yok. Her geçen gün cinayet ve kadın istismarı haberi vermekten usanmıyor ve utanmıyor,
    fakat, nedenlerini araştırmıya ve çözüm üretmiye YÖNELEN yok.Başörtü serbest oldu, ahlaksızlar
    sürüsüne katılanlar çoğaldı. 2002’den öncesi ve sonrası diye ayıran ve tahlil eden yok, AKP dahil.
    Orta sınıf, bilhassa, faize ve harama hassas olan kişiler ve aileler her geçen gün daha da
    zora itiliyor ; vicdanı ve gayba İMANI (ahxıret ve hesap endişesi) olan yok. Allah encamımızı
    hayreylesin, riyakarlıktan, köpeklerle yarışmaktan bizi alıkoyarak, hakiki İMAN sahiblerinden eylesin

    • Tam bir Anadolu delikanlısı olan rahmetli Yazıcıoğlu, Türkiye’nin seküler vesayet rejiminden kurtuluşu için amansız bir mücadele verildiği yıllarda, endişeyle, “Korkarım bizim tarlayı da sürdüler. . .” demişti.

      Reis’e ve bugünün AK Partisi’ne yönelik eleştirel tek bir söze dahi katlanamayan AK Parti taraftarı arkadaşlar, İslam’ın ve dindarların bütün bir Türkiye siyasal-toplumsal yaşamı tarihi boyunca medyada ve toplumsal algı alanında AKP’nin son 8-9 yılında olduğu kadar yıprtılmamış olduğunu, sözde Reisçi Hürriyet, Milliyet ve diğer seküler yandaş gazete paçavralarında bilinçli olarak izlenen yayın politikasını gözden kaçırıyorlar.

      AK Parti’nin 71 kurucu üyesi vardı ilk kurulduğunda. O 71 kurucu üyeden bugün parti bürokrasisinde aktif görevde olan kaç kişi kaldı, biliyor musunuz arkadaşlar? 27? 19? 13? 11? 9? Söyleyin, kaç kişi kaldı? Sadece 3, evet, rakamla 3, yazıyla “üç”. Erdoğan, Binali Yıldırım, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu.

      İster İslami ve İslamcı camiadan gelen A. Kuytul olsun, ister mesleki ve siyasal yaşantısının her aşamasında dindarların yılmaz savunucusu erdemli sağcı aydın Nazlı Ilıcak, sol-demokrat Ahmet Altan olsun, hepsi, ama hepsi FETÖ vs. suçlamasıyla zindanda, ve bunlardan iki tanesi ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

      Ergenekon ve vesayetçi seküler oligarşiye karşı çıkmış olan ne kadar gazeteci varsa, hepsi, ama hepsi cezaevinde ya da basın organlarında yazı yazamaz hale getirildiler: F. Koru, Etyen Mahçupyan, Ali Bayramoğlu, Ali Bulaç, İbrahim Kiras, Ahmet Taşgetiren, Elif Çakır, Yıldıray Oğur, Mustafa Karaalioğlu ve daha düzinelercesi.

      Bu ülkedeki samimi ve gerçek demokrat üç beş onurlu yazardan birisi olan Alper Görmüş, Serbestiyet.com’daki son yazısında, dindarların nasıl güçten düşürülmek istendiğine ilişkin mükemmel bir yazı kaleme aldı son yazısında. Görmüş, yazısını, çok anlamlı bir soru ile bitiriyor:

      //Doğu Perinçek’in “Türkiye, BOP Eşbaşkanını da alır, önüne katar ve kendi mecburiyetlerinin görevlisi yapar” sözündeki gerçek payı ne?//

      “Cemaat’in günahlarını maksimize edebilmek için “Ergenekon” ve “Balyoz” davalarının da tümüyle kumpas, tümüyle Cemaat kurgusu olduğu noktasına kadar götürüldü iş.” diyen Görmüş’ün yazısı, derin uykudaki AK Partili samimi dindarlara ithaf olunur.

      Bu yorumuma en ateşli, en gayretli, en aşağılayıcı karşılık verecek okur-yorumcunun kim olacağını adım gibi biliyorum. İnadına yazıyorum: Ergenekon aramızda, hatta buradaki yorum sayfalarında bile dolaşıyor. AK Parti’nin son 8 yılında listenin tepesine yazılacak başarı şudur: Gülen’in günahları kullanılarak dindarlar karanlık, güvenilmez, parayla tanıştığında her türlü adaletsizliğe, soysuzlaşmaya aldırış etmeyen, kendisinden başka kimsenin derdine üzüntüsüne dönüp bakmayan, akılsız tarikat şeyhlerinin arkasına takılmış cahiller sürüsü olarak toplumsal algının tam ortasına yerleştirilmiştir.

      Susturulmuş olan bütün yazarlar, gazeteciler ya gerçek dindarlar, ya da seküler vesayetin dindarlardan daha fazla nefret etttiği dindar dostu sol liberallerdir.

      Erdoğan’ı başkanlık sistemine geçişe teşvik edildiği günden bu güne yükselen parti MHP’dir, ve ölüm döşeğindeki CHP diriltilmiş, tek kalesi İzmir’den çıkmış, Ankara, İzmir, Mersin, Adana, Balıkesir ve hatta Bursa surlarına gelip dayanmıştır. İslam ve dindar algısı çok satan seküler-Reisçi gazetelerin, seküler patronların reisçi TV kanalları aracılığıyla kuşatma ve saldırı altındadır.

      Bu değindiğim gerçeklerin üzerinin örtülü kalması için çok gayret’li çabalar gösterilmektedir 🙂

      Bence oyunu bozmak için ya Refah Partisi’ne sahip çıkılmalı, ya da gerçek dindarların öncülüğünde yeni bir kitle partisi kurulmalı. Zaman daralıyor. . .

  6. DÜNYA 20 Y.Y . DEVLETLERİ VEYA İMPARATORLUKLARI KADAR KÜÇÜLMÜŞTÜR.
    Yarın bir devlet veya şehir kadar küçüleceğiz.
    Dünyada olan her şey herkesi daha çok etkilemektedir.
    Kelebek etkisi denebilir.
    Dünyanın herhangi bir yerindeki çevre felaketi gibi.
    Herkes gözü zengin ve özgür ülkelere dikmiştir.
    ZENGİN VE ÜSTÜN YETENEKLİLER İÇİN DÜNYANIN HER YERİ YENİ VATAN DIR ARTIK.
    Zengin ve özgür ülkenin yoksulları, göçmenlerin ucuz emek arzı karşısında çok kızgın.
    Piyasasına girilen ve çıkarı zedelenen herkes gibi arayışlara giriyorlar.
    Gelişmiş ülkelerde yabancılara karşı refleks bundan sanırım.
    Gelişmiş ülkeler de milliyetçiliği tetikliyor bu durum.
    Bunu gören diğer az gelişmiş ülkelerde daha katı milliyetçiliğe yöneliyor.
    Aşırı milliyetçilik her zaman karşı tarafı daha aşırı milliyetçi yapma gibi bir hüneri vardır.
    Gelişmiş ve özgür ülkeler dediğimiz, diğer ülkelerin insan hakları ve evrensel hukuk kurallarına uymama gibi nedenlerle sorgulayıp köşeye sıkıştırması, insanlık için değil hep bir taviz koparma gerekçesi olmuştur.
    Bir ülkeden çıkarları varsa ,orada hukuk yok,insan hakları ihlalleri diz boyu ise dahi görülmez ve duyulmaz.
    Bunu da en iyi bilen ve anlayanlar insan hakları ihlalleri yapan ülke yöneticileridir.
    Dünyadan örnekler vermeye gerek yok.
    Hepimiz nerede ne olup bittiğini her gün görüyor ve duyuyoruz veya okuyoruz.
    Dünyanın herhangi bir yerindeki sorun bütün insanlığın sorunu olmalıdır.
    Şimdiye kadar bu böyle olmadı ve yakın zamanda da olacağa benzemiyor.
    Geçmişte ve günümüzde bu nedenle insanlık ne huzur nede güven içinde olamadı.
    İNSANLIK İNSANLIĞI DERT ETMEDİKÇE NE ŞİMDİ NEDE GELECEKTE GÜVEN VE HUZUR İÇİNDE OLAMAYACAKTIR.

  7. bizim okurlar daha çok kendilerini/ülkemizi doğrudan ilgilendiren konuların dışına çıkma yanlısı değiller olmaktan çok dış politika da her yerde boy boy verilmiş haber tadında bilgiler değil, daha derinlikli analizler arıyorlar sanırım.
    bu damat meseleleri de dedikodu tadında yazılıyor genelde. oysa j. kushner son derece tehlikeli biri. önemli grupların sözcüsü. erdoğanla ve bizim damatla görünen önemli meselelerin yanı sıra bilinmeyen önemli meseleleri de görüşmüş olmalılar. danışman olarak taraflar arası son derece ciddi meselelerde arabuluculuk yapmış olmalı. ülkemizi zorlamaya başlayan konuların ne şekil alacağına bakarak anlamaya çalışacağız çaresiz.
    selman konusunda ülkelerin böyle olayları artık sorun etmediğini etik, adalet, insan onuruna saygı vb kavramların anlamlarını yitirdiğini, batı değerlerinin çöktüğünü hep yazıp çiziyoruz. anka kuşu gibi, adı var kendi yok değerlerin…mısır da darbeci sisiye muhalif 9 gencecik insan idam edilirken ab nin tutumu nasıl şaşırtmıyorsa, dünyanın gözü önünde bir insanı olabilecek en çirkin şekilde öldüren kişiye gösterilen ilgi de kimseyi şaşırtmamalı. ama yürekleri dağlamalı…

    • Didem hanım sizde yazar herşeyi söylesin bizlerde hiç muhakeme yapmayalım istiyorsunuz. Satır aralarında derinlikli analizler yokmu sizce.

          • Spesifik ve somut olarak ben yeni bir şeyler bulamadım. Her zaman ki gibi ma edilen şeyler yok değil. Ancak, bunlar daha önce de dile getirilip durdu (öyle değil mi yani,… cancağzım…… lazım!).

    • Yorumunuzda yokluğundan yakındığınız “insan onuruna saygı”, “etik”, “adalet” gibi kavramlar sürekli batılı ülkeler, Mısır, Suudi Arabistan söz konusu olduğu zaman mı akla gelmeli, sayın Kuz? Bakın kendi ülkenizde kendi insanlarınızla ilgili sadece bugünün gazete haberlerinden ‘sıradan mı sıradan’, ‘dikkate değmez’ bir örnek vereyim:

      25 vatandaşın hayatını yitirdiği Çorlu tren kazasında savcılık takipsizlik kararı verdi. Yani kazanın sorumlularına yönelik bir kovuşturmaya gerek görülmedi. Başka konulardaki vefatlarda telefonla arayıp ölenin yakınlarına taziyelerini bildirmekte, cami avlularında boy göstermekte pek titiz devlet başkanı, bugüne kadar yaşamını yitiren bu 25 vatandaşın yakınlarından bir tanesini bile arayıp taziyelerini bildirmedi. İnsan onuru? Etik? Adalet?

      Savcılarınız, sıkı bir çevreci işadamı olan Osman Kavala’yı adaletli cumhurbaşkanınızın Gezi olaylarının gizli terör örgütü tezgahlayıcısı olarak zindana tıktılar. Elde ne delil, ne bir şey. İddianmesi ne zaman hazırlandı, biliyor musunuz? 1 yıl 6 ay sonra!

      Bir ülkenin cumhurbaşkanı, 58 milyon seçmenin yarısını (rakamla 29 milyon) Pensilvanya ve Kandil uşağı partilere oy vermekle itham ediyor, yaptığım çağrıya rağmen bir taneniz şuraya çıkıp da bir satır söz yazamadı. Ondan sonra, gelsin “Hep söylerim, benim sırtımda AK Parti küfesi yok” türü ifadeler.

      Adalet, etik, insan onuru. . . Batı’da yok bizde ver, değil mi?

      • sizin yorumlarınıza değil, fehmi korunun yorumlarına yorum yazıyorum.. yeri geldiğinde konu açtığında etik konusu nerde sorunsa onu yazıyorum.. ……türü ifadelerimi beğenmiyorsan okumayınız efendim. ben konunun bir yerinden yazarım sen bir yerinden yazarsın diğeri başka bir yerden yazar, kimse etiği, adaleti, insan onurunu kapsayamaz.
        noluyor ki herkes aynı şeyi söyleyecek derdindesin. komünist gömleğini çıkaramamışsın hala… üstelik fazla kibir küpüne zarar. ben batıyı konu ederim, siz tren kazasını edersiniz, başkası köpeklerin parçaladığı çocuğu konu eder….
        kim ne isterse onu konu eder…
        nasıl ,isterse öyle konu eder…
        koro muyuz biz???

        • Pek bir sakin, kendinden pek bir emin havanız meğer ne kadar kolay bozulup dağılırmış, Didem Hanım? SİZ modundan SEN moduna bu hızlı geçişin, bu saldırgan dilin bir açıklaması var kuşkusuz 🙂

          • Türk çayı içen biri ingiliz gibi konuşmaz! Seylan ya da hint çayı kullanmadığına emin misin?

          • hangi saldırgan dil?
            yorumunuza olan cevabımı kim saldırgan bir ifade olarak tanımlar ki…çok zorlasan nezaketi tartışılabilir ama, bana sorarsanız kaba da sayılmaz.
            sizle seni karışık kullanırım, bunu hep yaparım, diğer yorumlarımda da var…üstelik bizim buralarda ” sen” saldırgan bir dilin öznesi değildir…nerede öyledir, bilmem.
            taylandın palmiye yağı kokulu sokaklarında çok gezmişliğim vardır, sizde alınganlık yapıyor galiba bay bernar…

        • Didem hanım; bernar arkadaş komünist olsaydı ben onu balkaymakla beslerdim! Kanımca o gömleği hiç giymediler ama fetönün kirli çamaşırlarına yüz sürmeye bayılıyorlar:)

          • Neye bayıldığım konusunda berbat yanılıyorsunuz, H. Gayret Bey. Bu hayatta güne taze siyah Türk çayı eşliğinde gazete okuyarak başlamak, farklı milletlerden, farklı inanç ve kültür guruplarından insanlarla yarenlik etmek gibi üç beş şey dışında pek öyle bayıldığım şeyler olmadı hayatımda.

            Ama, yalan yok, Reisçi kisvesine bürünerek, Erdoğan’ı siper alıp elindeki FETÖ silahıyla vesayetçi seküler oligarşinin ipliğini pazara çıkaran demokratlara, dindarlara, Kürtlere, tarlasını bir türlü süremediğiniz için nefret katsayınıza zirve yaptıran Saadet geleneğine saydırıp dururken faş olduğunuzdaki öfke nöbetinize bayılmasam da hoşuma gitmediğini söyleyemem 🙂

          • Ayrıca didem hanımın sn.bernara yanıtı bence lüzumundan da fazla nazikti ki asaleti daha ağırına müsaade etmedi kanımca…

  8. Kabızlık çeken bir muhalefet için siyasi rakiplerine belden aşağı vurmak ya da akraba veya çoluk çocuğu üzerinden saldırmaya çalışmak en azından ahlaksızlıktır. Varsa daha iyi bir yönetim politikanız veya ekonomik kalkınma modeliniz ortaya koyarsınız, millet de notunuzu verir. Kişilerin özel hayatları ya da akrabalık ilişkilerini yürüttükleri siyasi görevlerin önüne koyarak yapılan ucuz taktikler döner bir gün sahiplerini de vurur. Atalarımız ne güzel demiş: iki tane eşeğin olacağına bir tane enişten olsun:) ama bi başkası da şöyle noktalamış meseleyi: bir allahın işine, iki eniştenin işine karışma, diye! Eleştirelim ama sadece performanslarını; özel alanları ihlal etmeden tabii…

  9. Keske trumpin damadi ile bizim damat gorusmeseydi.”Damatlar gorustu” seklindeki bir haber bile Kayinpederleri ve yonetim tarzlarini kiyaslamaya benzerlikler kurdurmaya tesvik ediyor.

  10. Dış politika yazılarınız en az iç politikayı ilgilendiren yazılarınız kadar ilgi çekici olduğundan bir çırpıda okuyuveriyorum. Bu arada film ve dizilerden ilhamen yazdığınız yazılarda çok keyifli. En azından pazar yazılarınızı bunlara ayırırsanız sevinirim. selam ve sevgiler.

  11. Savaş mı?
    Hani kılıçlar çekilmiş savaş olacakken şimdi herkes barış peşinde. ABD Venezuela’da sonuç alamayınca Birleşmiş Milletler’e başvurdu böylece geri çekildi. Dünya barışa gidiyor. Sorunlar çözülmüyor. İşçilik sisteminden ortaklık sistemine doğru adımlar atılıyor.
    Trump’ın DEAŞ’ı Türkiye’ye bırakması, Çin’in Selman’la görüşmesi, kırmızı halılarla karşılaması İran’a ve Türkiye’ye saldırma planıdır. Sermaye’nin, Aile’nin oyunudur.

  12. Teşekürler Hamza bey! Sizin dünku yorumunuzdaki benim için endişeldiginizi okuyuncuca, ilk aklima gelen şu oldu. Fehmi beyin okuru olmanin güzeliklerinden biride sizi ve sizin gibiler ile giyabende olsa, tanışıp dost olma mutluluğuna erişmiş olmamız,
    Allah sizin ve sevdiklernizin gönlünüzdeki hayirli dileklerinizi kabul etsin İNŞALLAH.

    Hamza bey! Ben geçen hafta Kanadaya gitmiştim, çarşamba döndüm.
    Yalniz ordaki yeni iltica eden Turklerle karşılaştiğımda şok oldum ve endişelendım. Şu an Türkiyeden yurt dişına zengin AKP lilerin göç etmeleri pek hayra alamet değıl.
    Cumbur cemaat nasil olurda o kadar kolayca yalan uydurup, oturum almak için, bir devleti kandira biliyorlar.
    Buraya yazsam yayinlanmaz.
    Sadece şunu belirtmek istiyorum, maalesef ülkemiz kendi vatandaşlarimiz tarafindan iflas ettiriliyor….vede okumuş cahillerin elinde oyuncak olmuş bir ülke enkaza çevrilmek isteniliyor.
    Allah kötüler ve hainlere firsat vermezin.

    Esenlikle ve Sağlikli kalin.

  13. Damatlar geçidinde gündemin birinci maddesini kayınpederler oluşturmuş olmalı. Bu evlilik hayatımızın en önemli kararı tadındadır görüşme içeriği sanırım.

  14. Havuza ve ABD deki Habertürk yazarina göre Erdoğan dünyayi korkutmuş, ayni zamandada Türkiyeyi ve kedisini “DÜNYA LİDERİ” yapmış…!!! Gerçekten de öğlemi? Tabiiki değıl.
    Ben burada (US) Türkler ile görüşmiyorum, Kanadaya sık sık gitmeme rağmen ordada görüşmiyordum taki geçen haftaya kadar.
    Geçen hafta, 1963 yılında Kanadaya göçmen olarak gelmiş ve onlardan sonra gelen Türklerin hepisine (bende dahil)çok yardimlari olmuş. Özeliklede Rahmetli Amcamizin eşi herkes tarafından sevilen ve sayilan insanlar.
    Amca vefat edince abla bana haber vermek için aradı ve canezeye çağıedi.

    Ben sadece cenaze gömuleceği zaman gidecektim fakat Kizıları benim önceden gitmemi ve onlarda bir hafta kalmai isteyince bende kabul ettim ve hemen gittim.
    Yalniz ben gidince hemen kızı Annem sana emanrt dedi ve araba ile 5 saat uzaklikta bir sehire 2 ayliğına gitti. Onun hemen gitmesine, pek maana verememıştım.

    Taaki! Ben Kanadada kaldığım müddetçe, 15 Temamızdan sonra sülalece Türist olarak gelip Kanadada biz Gülenciyiz diyerek oturum almiş AKP liler ile karşılaştim. Hele birisine çok şaşırdım, 2010 da hamile iken oraya gelip çocuğunu Kanada vatandaşı yapabilmek için doğumunu orda yapmak istemişti, fakat parasina kıyamadığı için geri gitmişti.
    Şımdi sülalece ordalar ve Kanada hükümeti onlara bakiyor. Gelenlerin hepsi Pasaportla ve vize alarak gelmişler.
    Ne hikmetse gelenlerin tamamide çok zengi ve Cemaat ile de uzaktan yakindan alakaları yok, öğle onlar gibi Meriçin çılesini falanda çekmemişler ve Turist olarak gelmişler.
    15 Temmuzun hikmetine sual edilmez. Gelen multecilerin çoğunluğu Karadenizli ve zenginler, ve Erdoğanin reklamlarıni yapmaktanda taviz vermiyorlar.

    Ben gider gitmez rahmetlinin kızı babasının canezesinin gömülmesini dahi beklemeden annesını bırakıp kaçmasının sebebini de bu üşkagatçıları görünce anladım.
    Demekki kizcağızda benim gibi Türklerden kaçiyormuş.

    Ne kadar inançli “MÜSLÜMANLARIZ,” değilmi?
    Devletleri çok güzel kandiriyoruz… Balık baştan kokar diye Keyf için dememişler.

    Şu an AKP liler mal varlikllarıni Yurtdışina yatirim yapiyorlar yoksa birşeylerin kötüye gittiğıni bildikleri için kendilerini garantiya mi aliyorlar?
    Bu arada buralarda Türklere ait epeycede vakiflar falanda kurmuşlar…!!!!

    • Nurdan Hanım, Hepimiz biliyoruz ki yolun sonu 2 metrekarelik kara toprak parçasıdır. Eğer ki Devlet malını gayri meşru yollarla çalıp çırpıyorlarsa; Ahirette iki elimiz yakalarında olacaktır. Biz burada zar zor aybaşını getirmeye çalışıyoruz. Öyle bir hal aldı ki abartısız 2 günde bir mutfağımızda makarna pişiyor. Güya Türkiye tarım ve hayvancılıkta birinci sırada!
      saygılar

      • Eh millete makarnacılar kömürcüler diye diye başınıza geldi demek nusret bey! Alma mazlumun ahını, biz 15yıldır makarnacıyız:) allah var ben de hiç sevmem ama gene de ağaçkökünden iyidir:) insanın yalancı, üçkağıtçı ve vatan haini olmasındansa ben sürekli makarna kömür yemeye razıyım. Balık yiyip doktora yaptıktan sonra gidip chp ye oy veren sivri zekalılardan da olmayız yani:)))

        • Laf carpitmaktan sizden alası yok H gayret bey! Giderek gözümden düşüyorsunuz. Makarna derken ülke ekonomisine dokunuyorum. Siz her şeyi basite alıyorsunuz. Bu kadar haksızlık varken görmezden geliyorsaniz hakkım size haram olsun.

  15. “Bakın neler olmakta…” deyince gerçekten yeni bilgiler mi var diye baktım bir şey göremedim… Yazıda “acaba”” deniyor, ucu açık sorular soruluyor. Somut bilgi yok! Eh, bize de spekülasyona girmek, tahminde bulunmak kalıyor:

    Damat Jared Trump’a danışman ise bizimkilere de az buçuk danışmandır. Bir dizi tavsiyede bulunup gidecektir (Bizim damada “yahu sizi New York’ta bizim mahallede görmüş gibiyim. Hangi yıllarda New York’ta bulunuştunuz” türü hoş-beşten sonra “…şunu şöyle yapsanız daha iyi olur”, misal “dünya kaale almıyorken ki; siz de MBS’in üstüne fazla gitmeseniz…, Ortadoğudaki sınır güvenliği konusundaki düşünceleriniz için” daha iyi olabilir… vs. Al gülüm, ver gülüm işleri yani…). Bizimkiler de “n’apsak ki acaba, bir düşünelim, o zaman” diyeceklerdir.

    Türkiye kaşıkçı konusunda doğru olanı yapıp pozisyonunu dünya’ya ilan etmiştir. Bu kötü (şer) olay başka canların kurtulması, sınır güvenliği açısından Türkiye’yi rahatlatma konusunda bir “hayr”a vesile olacaksa iyice düşünülmeli tabiiki….. ABD’nin ilk reaksiyonu MBS’i bir şekilde cezalandırma yönündeyken, Rusya ve Çin MBS’i onaylar gibi hareket etmişti. Son zamanlarda Trump’ın MBS konusundaki tavır değişikliği ile ABD de Rusya ve Çin’e uydu; hatta daha da ileri gitti…. Bize düşen de şu: Istanbul’da olanı kabulleneceksek hiç değilse “buğzederek” kabullenmiş olacağız. Realist olmak gerekirse, gücümüz ancak buna yetiyor- tabi “al gülüm” ün içeriğinin ne olduğuna bağlı olarak…

  16. Üzülerek söylemeliyim ki büyük ülkeler başta ABD olmak üzere halkın isteklerini tam olarak karsilayamamaktadir. Benim görüşüm yaz mevsimine doğru gittiğimizde Ortadoğuda büyük devletlerin de katılacağı bir savaş meydana gelecektir. Bu savaşta Türkiye ve İran en çok zarar görenlerden olacaktır. ABD iyice çıkmaza girmiş durumdadır. Sürekli dış ülkelerin işlerine doğrudan müdahale ediyor ve özellikle askeri olarak gücünü göstermeye çalışıyor. Şimdiden Allah hepimizin yardımcısı olsun.
    SAYGILAR SEVGİLER

  17. Dünya ; çok zalim,Tamamen Ormana. Dönmüş,burada ,insanlık,iyilik ,güzellik,adalet aramak boş olup bitenler ortada , Orman kanunda geçerli kurallar belli,Güç,hız,zeka , çeviklik,sıfatlarını koruyanlar,biraz daha güvende olur fazla Yaşar bizde Ülke olarak içeride Birliğimizi,dirliğimizi sağlam tutmalıyız. Dışarıdada bizi iyi temsil edecek adamlar yetiştirmeliyiz ,ülkenin her gününü seçim havası ortamından kurtarmalıyız Biz Doğru olursak ,Eğri olan bize bir şey yapamaz ,Allah’ın izniyle

  18. Dün 28 Şubat’ın 22. sene-i devriyesi idi ve medyada en dikkatimi çeken Ali Bayramoğlu’nun verdiği röportajda :”28 Şubat’ın sorumluları hala sistemin içerisindeki yerlerini koruyorlar” cümlesiydi..ve o dönemin en canlı tanıklarının başta geleni Sn.Koru, neden hala günün anlam ve önemine dair bir yazı kaleme almadı diyemiyeceğim, çünkü; bugünkü yazısının etkisi, beni damat Kushner ve MbS özelinde, ABD’nin bu bölge ülkeleri yönetimi üzerinde etkisinin atarak devam ettirdiğini; öncekilerle beraber NATO destekli 28 Şubat darbesi ile de bunu ülkemizde yerleştirdiği kanaat-ı vechiyle, bu yazısıyla darbeyle ilinti kurdum..kendimce.

    Evet; Kushner’in atlısı MbS, kıtalar arası seyahat yapıp Suudi Arabistan’ın bölge ülkeleri üzerinde nasıl etki kurduğunu dünya aleme gösterirken biz Kushner’i kapalı kapılar arkasında tehdit edildigimiz ekonomi konularını konuşarak ağırlaşmış olduk. Sadece bu ve bu size de inandırıcı gelmiyordur sanırım.

    Suriye’den sonra bölgemizde yakılacak ateşin gönüllü taşeronu MbS mesaisine devam ederken biz evimizde buna zorlanıyoruz.

    Dün “Kushner’in bölgede cirit atıyor olması hayra alamet değildir” demiştim. Hala da öyle…

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here