Geçmişin “Söyletmen vurun” idraksizliğini günümüze taşımak akıl kârı değil…

39

Her toplumda olduğu gibi bizde de, insanlarımızın zamana ve zemine göre pek değişmeyen kimlikleri var. Nerede doğduğumuz, yaşımız, mesleğimiz, kökenimiz, siyasi eğilimimiz, hatta boş vakitlerimizi nasıl değerlendirdiğimiz bizi değişik kategorilere sokar.

Kimliklerimiz bizimkine yakın kimliklere sahip olanlar nezdinde bizi sevimli kılabilir. Hemşehri dernekleri bunun için var.

Ya da mesleğimiz sebebiyle üyesi olduğumuz derneklerde başkalarıyla dayanışma içerisinde olmamız beklenir.

Partilere veya siyasi akımlara olan sempatimiz sebebiyle de yakınlık veya uzaklık duyduğumuz insanlar olabilir.

Bunların hepsi normaldir.

Normal olmayan, bizden farklı kimliklere sahip insanları dışlamaktır.

Kökeni sebebiyle… Siyasete bakışı sebebiyle…

Türkiye hayli zamandır böyle bir anormalliği yaşıyor.

Bir ‘bizden olanlar’ var, bir de ‘onlar’ diye de adlandırılan ‘bizden olmayanlar’

Şahsen bu tür bir kategorikleştirmeye de itiraz etmezdim, ancak ‘bizden olanlar’ açısından ‘bizden olmayanlar’ zarar verilmesi hatta yok edilmesi hoş görülecek insanlar olarak görülmeye başlanmasaydı…

Vurma, öldürme, sev ve yaşat

Kişiler arasındaki sohbetlere kadar yansıyan, köşelerde en keskin ifadelerini bulan bir dil giderek her alana hakim oluyor. Yakıcı, kahredici bir dil…

“Vur” denildiğinde “Öldür” anlamaya müsait bir zihin dünyamız var ya, o dünya birçok alanda çarpıcı örnekler vermeye başladı.

Gazeteciler hapse düşüyor, başka gazeteciler “Hak etmişlerdi, oh olsun” havasına giriyorlar…

Akademisyenler yanlış gördükleri bir uygulama karşısında ortak bir tepki vermek istiyor, bunun için en pasif yöntem olan bir ‘bildiri’ etrafında imzalarıyla yer alıyorlar; imzacılara hapis yolu açılıyor ve koskoca profesörler cezaevine giriyor. Bundan rahatsızlık duyması gerekenlerden ses çıkmıyor…

Sonunda iş, üç-beş sergerdenin ellerinde sopalarla gazeteci avına çıkmasına kadar vardı.

CHP lideri şehit cenazesine katılmak için gittiği başkentin bir ilçesinde linç edilmek, içinde bulunduğu ev yakılmak istendi; bu olayın bütün siyaset camiasını ayağa kaldırması beklenirken, cılız birkaç ses dışında ses duyulmadığı gibi “Geçmiş olsun” temennisi bile esirgenebildi.

Yarın-öbür gün ekonomik sıkıntılar had safhaya çıkıp toplu iflaslar başlasa, ülke açısından kahrolmamız gerekirken, batan şirketlerin patronları hangi siyasi çizgiye yakın biliniyorsa, iflaslar o çizginin dışında kalanlar tarafından “Etme bulma dünyası” diye sevinçle karşılanabilecek.

Şimdiye kadar verdiğim örneklerin bazısı ‘bizden olanlar’ ile ilgili, diğerleri ‘bizden olmayanlar’ ile… Değişmeyen, iki tarafın da kendileri dışındakilere hınçla yaklaşmaları…

En fazla tepki alan ise, ‘bizden olan’ diye bilinenlerin farklı söylem ve eleştiri ile tavır almalarına oluyor. O zaman ‘bizden olan’ cephesi, o söylem sahiplerine en ağır saldırıları yöneltmekte birbirleriyle yarış ediyor. ‘Bizden olan’ için uygun görülen, herkesin benzer biçimde konuşması, ortak tavırlara bütün varlığıyla iştirak etmesi…

‘Sürü’ psikolojisi, geçerli değer günümüzde.

Nasıl bir toplumda yaşamak istersiniz?

Bu hale gelmiş bir toplum için ‘sağlıklı’ diyebilir miyiz?

Ekonomide dengeler yerli yerinde tutulabilir, dış politikada ülke yararları iyi korunabilir, terörle mücadele başarıya ulaşabilir ve gençler geleceğe umutla bakabilir mi böyle bir toplumda?

O ruh halinin cisimleşmiş biçimi geçmişte “Söyletmen vurun” çığlığı eşliğinde ‘bizden olan’ diye bildikleri ile birlikte ‘bizden olmayan’ saydıkları başkalarına karşı savlet ederdi.

Söylemesine imkan verilmeden vuruldu da geçmişte bazı insanlar, iyi mi oldu? Bugün dövülen, hapse atılan, işsizliğe mahkum edilen gazetecilere, akademisyenlere reva görülen muamele ülkeye herhangi bir artı mı getiriyor?

Bunları teşvik eden politikacılara yarasa bari; yarıyor mu?

O yanlış noktadan “Bırakın herkes eteğindeki taşları döksün, sözü olan söylesin, bizler de dinleyelim” doğru noktasına gelmeliyiz.

Hatırlatmakta yarar var: Kimlikler, hangi cinsten olursa olsunlar, birlikte yaşanan ortamlarda bireylerin birbirlerini daha iyi tanımaları ve daha sıkı dayanışmaya girebilmeleri için önemlidir. Yakınlaşmayı sağlamak içindir, kimlikleri yüzünden başkalarını dışlamak için değil.

Anlayalım artık.

ΩΩΩΩ


39 YORUMLAR

  1. Eger Fehmi bey, saglik sistemimz hakkinda bir yazi yazarsa o zaman benim burdaki doktorlar ve bizdeki doktorlarin bilgisi hakkinda şahit olduğum olaylardan bir iki örnek yazabilirim.

    H Gayret!
    asağiya linkini verdiğim siteyede bir ğöz atarsaniz benim iki yil önce sorduğum sorular ,ve burdaki doktorlarin bilgileri hakkindaki görüşlerimi, Sağlik Ocağimin cevaplarini ve tavsiyelerini okuya bilirsiniz.

    Birde, benim başima gelenlerin aynisi buradaki bir Türk hanımin başinda gelmiş, oda benim yazimin altina neler yaşadiğini yaziyor.

    .Benim sorularim soru cevap bölümünü,sonlarina doğru! ilki Temmuz 2017 diğerleri 2018/ ve 2019

    https://www.saglikocagim.net/k/agrilar-ve-tedavileri/

    Saglicakla kalin.

    • Nurdan abla sağolun da yani ben size el emeği göz nuru cevap yazıyorum, siz de karşılık olarak ordan bir link atıyorsunuz! Öbür kayabalıklarına gelince elli alkış birden basıyorsunuz, bana da sağlıcakla kal gayretcim; adalet adalet deyip durduğunuz bu mudur? Her şeye rağmen öpüyorum:)

  2. Bizden olanlar var birde bizden olmayanlar bu iki taraf şuursuzca bir birine hakaret ediyor ve zarar veriyor dogrudur bu olmuştur yanlışmı hemde nasıl.ama hendek olaylarında bir avuç sözde akademisyen çıkıyor devlet eliyle doguda güneydoguda katliam yapiliyor diyor ve bir bildiri ysyinlayarak terörle mücadeleyi zaafa ugratmaya çalışıyor devlette orda bana kurşun sıkıyorlar asker polis şehit oluyor sen devlet katliam yapiyor diyorsun gel bakıyım buraya diyor.durum bu
    Anlayalım diyorsun da vallahide billahide anlayamiyorum başka bir ülkede asker polis kanı bu kadar ucuzmu az bile yapildi o akademisyenlere

  3. Mantık felsefesinin ortaya çıkışından günümüze özellikle matematikçi filozoflar sundukları teorilerde, bir çıkış noktası, gerçek olduğuna inandıkları ilkeler ortaya atarlar. Çünkü bir teorinin üzerinde çalışılabilmesi için birkaç ilk ilkeye gerek vardır. Teori, bu ilkelere dayanır ve onların üzerine kurulur. Bu durum, “sonsuz gerileme”ye (bir şeyi sonsuza dek başka şeye dayandırma) engel olmak için mantıksal açıdan bir gerekliliktir. Bu ilkelere, aksiyom (belit) denir.

    Aksiyomlar kanıtlanamayan aşikar doğrulardır ve sezgisel olarak kabul ederiz. Örneğin : “Paralel iki doğru birbirini kesmez” . Fizikteki aksiyomlar ise deneysel olarak doğrulanan fizik kanunlarıdır.

    Şimdi güncel konuya geçebiliriz.

    Eğer ‘bizden olanlar’ varsa ve herkes bizden değilse ‘bizden olmayanlar’ da mutlaka vardır. Buna göre, insan toplumları hiçbir zaman tek bir kümede toplanmadıkları için böyle bir ayrım olması da normaldir. Bizden olanlar ile bizden olmayanlar arasındaki matematik ilişkiler aşağıdaki şekilde özetlenebilir.

    – Bizden olmayanlar birden çok küme olabilir. Fakat bize göre bunların ortak özellikleri bizden olmayışlarıdır.
    – Her küme kendi kişilerini ‘bizden olan’ diğerlerini ‘bizden olmayan’ şeklinde tanımlar.

    Her farklı kümenin (grubun) aksiyomları yani ispata muhtaç olmayan aşikar doğruları farklı olduğu için, bir konu hakkında aynı bilimsel yöntemleri kullansalar dahi farklı sonuçlara varacaklardır.

    Sosyal, kültürel ve siyasi konularda ; pozitif bilimlerden farklı olarak, farklı aksiyomlar (belitler) kullanılmasına izin verilir. Bu insanın doğası gereğidir çünkü genel olarak sosyal konularda irrasyonalite de bir gerçekliktir. Fakat bu izin sınırsız olmadığı gibi tutarlı olmak gerekliliği de her zaman geçerlidir.

    Bir diğer önemli sorun da yeterince tanımlanmamış kavramlar üzerinde tartışmaktır. Örneğin din ve laiklik üzerinde sanki bu kavramlar çok iyi tanımlanmış gibi, biliniyormuş gibi yoğun tartışmalar yapılmakta ve bizden-sizden kamplaşması oluşmaktadır. Oysa din ve laiklik deyince tarafların anladığı farklı şeylerdir. Pratikten örnekler vermek ise sorunu çözmez, zira birileri yanlış bazı uygulamalar yapmış olabilir. Konuyu önce soyut olarak tartışmak gerekir ki ‘Hakkı teslim’ edebilelim. Zira soyut olan, kişilerin hatalarından bağımsızdır.

  4. Bizi bu noktalara “ben yaptım oldu”lar ve “en iyisini ben bilirim”ler taşıdı. Tevazu, din kültürü kitaplarında sıkıcı bir konu olarak kalırken istişare rafa kaldırıldı. Bu her şeyi bilircilik başımızı epey ağrıttı,ağrıtmaya da devam edecek gibi. Danışmak, doğrusu bu mu demek gücümüzden,saygınlığımızdan bir şeyler götürür endişesi taşınıyor olmalı ki duruşumuzda bir değişiklik görünmüyor. Endişe buyurmayın,hiçbir şey olmaz güzel kardeşim hiçbir şey olmaz. Aksine itibarınız yukarı yönlü mesafe alır. Siz, “bizden” biri oldukça kazanırsınız; kucaklaşın, samimi olun, gönül perdenizi kapatmayın, yabancılaşmayın içinden çıktığınız topluma. Bundan gayrısı lafı güzaf.

  5. Tarih bugünleride yazacak birgün bakalım bugünün muktedir islamcılarımı inönünün halkçılarımı 12 eylülün evrencilerimi 28 şubatın apoletli siyasilerimi milletine daha çok zulüm etmiş haksızlık yapmış halkını ezmiş ve adaleti hukuku yok saymış hatta ortadan kaldırmış hem tarafsız tarihçiler yazacak hem hesaplar açılırken görülecek Rabbin huzurunda hesap verilecek evet şuandaki kadar son elli yılda boğulduğumu ve dışlandığımı hatırlamıyorum

  6. Ortalık şeytan kaynıyor…
    Kimisi dilli kimisi dilsiz…
    Vicdanlar susmuş…
    Yalan iftira kol geziyor…
    Üstüne üstlük ekonomik kriz her geçen gün artıyor.
    Toplum olarak nereye gidiyoruz bilen var mı?
    Erdemliler hareketi diye yola çıkanların ülkeyi getirdiği hale bakın.

    • Hiç birimiz umutsuzluğa kapılmamalıyız. Hiç, ama hiç yer olmasın karamsarlığa.

      Erdoğan’ın iktidarından maddi çıkar devşirmeyen AK Parti seçmenleri de yavaş yavaş sezmeye başlıyorlar Erdoğan’ın çok istediği, onların da ülkeyi daha iyi duruma getireceğine inanarak destekledikleri bu ucube başkanlık sisteminin insanlarımıza neler getirdiğini.

      Hiçbir vaadleri gerçekleşmedi, gerçekleşmiyor.

      Ekonomi açmazda, halk kutuplaştı ve gergin, geçim sıkınıtısı herkesi vuruyor, işsizlik herkesin sorunu. Yargı başta gelmek üzere, tüm devlet kurumları yozlaştı, yolsuzluğu gören gözler görüyor, görmek istemeyenler istemese de sezgi düzeyinde algılıyor.

      Çok açık görüyoruz: Halkın yaşamını ilgilendiren konularda söyleyebildikleri hiçbir şey yok. “Laikler gelir biz gidersek. .” korkutmacasıyla, insanları insanlara düşmanlaştırmakla yol almaya çalışıyorlar.

      Peki ama nereye kadar?

      23 Haziran’da İstanbul’u almayı becerdiler diyelim: Ya 24 Haziran? Ya 24 Agustos, ya 24 Aralık?

      Halka “köprü, FETÖ, PKK, ABD piyonu bunlar” satarak daha ne kadar yol alabilirler? Çok yakında, bu kez Suriye’de yaşanacaklarla sarsılacak AK Parti ve MHP seçmenleri. Bir kez daha zihinleri karışacak, bir kez daha aldatılmış olabilecekleri düşüncesini zihinlerinden uzak tutmak için çabalamaya zorlanacaklar.

      Giderek artan sayıda insanın konuşmasını nasıl engelleyecekler?

      Kimseye iyimserlik satmıyorum, umut tacirliği yapmıyorum.

      Yine bu yorum sayfalarında, herkes cumhurbaşlanlığı seçimini kimin kazanacağını kestirmeye çalışırken, seçimlerden 3 hafta önce, aşağıdakileri yazdım:

      “Ben, 24 Haziran seçimlerinin sonuçlarının her durumda fazlaca bir önemi olmayacağını düşünüyorum. Asıl ilgiye mazhar olması gereken seçimler bir sonraki seçimler. (. . .) Bence herkes bir sonraki seçimde siyaset arenasında yaşanacak depreme hazırlansın. . .”

      ( http://fehmikoru.com/ikinci-tur-olur-mu-secimleri-kim-kazanir-iddiaya-girmeyin-derim/ )

      AK Parti hemen bütün metropolleri yitirdi, Anadolu içlerine geriletildi. İstanbul seçimini sağduyulu AK Parti seçmenini bile ikna edemeyen bahanelerle iptal ettirebildiler.

      1 Nisan’ın ilk saatlerinden bugüne yaşadıklarımız deprem değil ise ne?

      Siyaset bilimi okudum, onyıllardır çok, ama çok yakından izliyorum ülkenin toplumsal siyasal süreçlerini:

      İstanbul seçimini kazansa bile, en geç 1,5 yıl içinde erken seçimlere gidilecek ve Erdoğan iktidardan halkın oylarıyla düşürülecek. Tekrar yitirirse İstanbul’u, ülke siyaseti baş dönüdürücü bir hızda akacak ve Erdoğan iktidarını bir yıldan önce yitirecek.

      Dindar muhafazakar yazarlar, gazeteciler, siyaset insanları, o siyaset-kültür dünyasının akil insanları anlattılıar kaç yıldır gidişin gidiş olmadığını, uyardılar.

      Dindar demokrat yazarlar, gazeteciler anlattılar, uyardılar.

      CHP ile ilgisi olmayan ve önemlice bir bölümü ilk dönemlerinde AK Parti’yi desteklemiş demokrat aydınlar da anlattılar ve uyardılar.

      Erdoğan başkanlığı ele geçirdikten bir yıl sonra tablo ortada: Ahlaki üstünlüğünü yitirdi. Sahiciliğini yitirdi. İnandırıcılığını yitirdi.

      Kendisi ve bakanları konuştukça, iddia ettikçe, herkesi vatan millet düşmanı şer güçler diye yaftaladıkça, inandırıcılığı bir aydan diğerine daha çok erezyona uğrayacak.

      “Verin başkanlığı, uçuralım sizi!” vaadlerini hatırlayacak insanlar.

      “Dış güçler operasyon çekiyor, bozdurun dolarları!” çağrı ve kampanyalarını hatırlayacak.

      Her seçim öncesi, seçim sonrasında hayatın ve ülkenin herkes için daha iyi olacağı iddialarını hatırlayacak.

      Damat’ın, “Bu yıl içinde (2019) 2,5 milyon işsize iş yaratacağız” vaadini hatırlayacak.

      Liderinden bakanına, YSK temsilcisinden il örgütü başkanına, köşe yazarından yalaka dizi oyuncusuna, bu parti ve yöneticilerinin halkın sorunlarıyla dertlenmeyip kendi beka ve çıkarlarının peşine düşmüş insanlar olacaklarını GÖRECEKLER AK Parti seçmenleri.

      Şimdilerde sadece SEZİYORLAR, ve o sezgilerini medyatik propaganda aygıtından gelen seslere kulak vererek yatıştırıp, artık inanmakta güçlük çekseler bile, “belki bu krizi da atlatırsa Erdoğan. . .” diye düşünmeyi, geleceğe umutla bakmayı yeğliyorlar.

      Çok sürmeyecek bu SEZGİ’den GÖRME’ye gidecek süreç.

      Bana inanın ve iyimser kalın: Karanlık ucundan yırıtıldı, aydınlık genişleyerek gelecek.

      Çok yakın bir gelecekte, benim bu türden yüreklendirici yorum metinlerimin altına kimse “Kripto FETÖcü bu adam. .” demeğe getiren laflar yazmayacak.

      Çünkü ‘Soylu’ bakanlarıyla, Ahmet Kekeçleri ile, Pelikan beslemeli trolleriyle iktidarlarını yitirmiş ve çekip gitmiş olacaklar.

      Halkın kolektif hafızasının sadece CHP tarihinin ima ettiği haksızlıkları, adaletsizlikleri, buyurganlıkları, rüşvet skandallarını kayıt ettiğini düşünenler feci şekilde yanılıyorlar. O kolektif hafıza her şeyi kaydediyor, ve çok yakında bunun böyle olduğunu göreceğiz.

      “Zulüm karşısında susan dilsiz şeytandır” şiarına, hak,hukuk, adalet ve özgürlük taleplerine çok daha sık rastlar olacağız önümüzdeki haftalarda ve aylarda.

      O şiar ve o talep, Erdoğan’ın bizzat ve bilerek perdelediği Ergenekon-Avrasyacı klikler ittifakı parçalanıp yenilgiye uğratılana kadar yükselerek devam edecek.

      Ve o gün, pek çoklarının aklına getiremeyeceği kadar yakın: İstanbul Belediye Başkanlığı’nı ele geçirmeyi becerseler bile bu böyle.

      Yaşayarak birinci elden tanıkları olacağız bunun. . .

      • Sn Bernar çok büyük yanlışlıklar biliyoruz.Başkanlık sisteminin çözüm olmayacağı belliydi.her seçimde AKP ye oy veren biri olarak sistem değişikliğine hayır oyu verdim.Çünkü inanmadım ve halen inanmıyorum.
        Peki çözüm nedir ? Beceriksiz muhalefet ile düzelecekmiyiz. Sırf mevkiisini bırakmamak için 8-10 seçim kaybetmiş onursuz CHP başkanı ile mi aydınlık günlere yürüyeceğiz.Başkan gitsin Sn Erdoğan bıraksın tamam ya sonra ? Biraz da bunu açıklayın .Ya sonra

        • Açıklamaya çalışacağım, Ahmet Bey.

          Şu ikisini aynı anda söyleme şansımız yok:

          (1) “Türkiye güçlü bir ülke, etkin bir bölgesel aktördür, ve yakın gelecekte ekonomisiyle, teknolojisiyle, savunma sanayii ile dünyanın sayılı ülkeleri arasında yerini alacaktır.”

          (2) “Türkiye, ismi Recep Tayyip Erdoğan olan yönetici, onun bakanları, danışmanları, maliyenin başındaki damadı, yönetimini destekleyen gazetecileri vs. olmadığında iyi yönetilemez. Çünkü, tarımda, ulaştırmada, ekonmide, eğitimde, diplomaside vb. iyi eğitim görmüş, bu işlerin altından kalkabilecek yetişmiş insanlardan yoksundur.”

          Durum ikincisi ise, cumhurbaşkanın kendisi de dahil, bize birincisini söyleyenler alenen bizlere yalan söylüyorlar.

          Ne kadar dikkatinizi çekti bilmiyorum: Ben CHP’li değilim. Dolayısıyla, “CHP gelsin, her şey çok güzel olsun” demiyorum.

          Ne var ki, kendime kaygı edindiğim meselelerde, hakkaniyetli ve gerçekçi olmaya çalışıyorum.

          Şimdi sorularınza doğrudan yanıtlar verebilirim:

          “Beceriksiz muhalefet ile düzelecek miyiz?” diye soruyorsunuz bana. İyi ama, muhalefetin beceriksizliğini ileri sürmemiz için, bunların iktidar olması gerekiyor. Ana muhalefet partisi, onyıllardır iktidar değil. İkinci büyük muhalefet partisi liderinin zamanında içişleri bakanlığı yapmışlığı var. Elimizde o beceriye sahip olup olmadıklarının ölçüsü bir dneyim yok. CHP’nin tek parti dönemlerini, kısa süreli Ecevit iktidarını vb. biliyoruz.

          CHP lideri 8-10 seçim kaybetmiş olmasına rağmen halen CHP başkanıdır. Ama, bu onu onursuz yapmaz. CHP’de liderliğe oynayan bireyler de, bu partiye oy verenler de biliyorlar CHP’nin seçim kazanamayacağını. Kaldı ki, o partide liderlik yarışı, AK Parti’de olandan daha mümkün. Hiç değilse, partinin lideri, liderlik yarışını kaybedenlerden, Erdoğan gibi, “Benimle ilgili karnında sancısı olanlar” diye söz etmiyor. Yanısıra, 8-10 yıldır her seçimi kazanıp ülkeyi bir önceki dönemden daha olumsuz koşullara getiren Erdoğan için de benzer bir şey söyleyebiliriz aynı bakıştan yola çıkarak: Onursuz bir insan mı Erdoğan?

          Erdoğan ve partisinin iktidardan gitmesi, bu ülkeyi hiçbir açmazla yüz yüze bırakmaz. Ekonomi ve dış politika başta gelmek üzere, her alanda sıkıntı içindeyiz. Yetmezmiş gibi, bu ülkede ahlak sahibi her insanın görüp kabul etmesi gereken çok derin bir kutuplaşma, adeta düşmanlaşma var.

          Dindar muhafazakarlar, bu ülkeyi iyi yönetebilecek yetişmiş insanlara sahipler. AK Parti’nin ilk iki dönemi, ben dahil bu ülkede pek çok insanı fazlasıyla memnun etti. Demek ki, pekala bu işleri bilen yetişmiş insanları var.
          Erdoğan ve partisi, dindar muhafazakarların lideri ve partisi değil çoktandır. Bu nedenle, dindar muhafazakarlar, meşveret ve kadro hareketine dayanan bir kitle partisi kurmalılar-ve kuracaklar da zaten (A. Davutoğlu partisini kast etmiyorum, onun hiç şansı yok, bence ayrı bir oluşum peşine düşmekle hata ediyor).

          Türkiye’yi içine düştüğü bu olumsuz tablodan çıkarıp ileriye taşıyabilecek parti, kurulacak yeni partidir.

          Yazarımız da açıkça işaret etti, ortada CHP’nin iktidar olması gibi bir olasılık yok. 31 Mart seçimlerinde, CHP’nin aldığı oylarda dişe dokunur bir artış yok zaten.

          Yani, öngörülebilir bir geleceğe kadar, Türkiye’yi yine muhafazakarlar yönetecekler -şöyle ya da böyle.

          Her türlü kombinasyon, bu mevcut Erdoğan’ın devlet partisi + MHP koalisyonundan çok daha iyi olacak. Çünkü, bu koalisyon, bizim baktığımızda Erdoğan’ı gördüğümüz, ama aslında Türkiye’nin İttihat Terakki’den beri ayağına pranga vuran Avrasyacı-vesayetçi ve devletçi kliklerin bir koalisyonu.

          Erdoğan olmadığı taktirde her şeyin kötüye gideceği fikri ya da korkusu yeni değil. Çok uzun zamandır bu söyleniyor, bu kaygı dillendiriliyor. Ve, bu fikir ileri sürülüp her ne olursa olsun Erdoğan ile yola devam etmek gerekir dendikçe, sıradan AK Parti ve sıradan MHP seçmenleri dahil, yaşam herkes için daha zorlayıcı hale geliyor, ülke dış siyasette daha büyük açmazlara sürükleniyor.

          Bu arada, mantıksal olarak ve ahlaki olarak, dindarların “Her ne olursa olsun. . .” dedikten sonra, bu ifadenin arkasına bir liderin ismini yerleştirme kaygısı olmaması umulur. Çünkü, böyle katı bir ısrarcılık, bildiğim kadarıyla, İslami açıdan da doğru değil. Dindar muhafazakarlar için, bütün her şeyden daha önemli olması beklenen, hak, hukuk, adelet değerleri ile ülke insanlarının barış, kardeşlik ve olabildiğince mutluluk içinde yaşaması prensibidir.

          Ben dindar değilim, dolayısıyla bu alana girip ahkam kesmek istemiyorum. Bu konudaki düşüncelerimi, bildiğim, kendi tanışıklıklarımdan edindiklerim temelinde dile getiriyorum.

          Erdoğan’a olan desteğiniz, hak, hukuk, adalet ilkelerini gözettiği, geçim, işsizlik, teknolojik kalkınma, tarımsal ve hayvansal üretim, eğitim gibi konularda yakınmaya hakkımız olmayan bir performansa sahip olduğu için mi, Ahmet Bey?

          Hep bu kutuplaşmalar içinde hepmizi hepimize karşı daha çok mu bilenelim?

          • Memleket kutuplaşmayıp da paramparça olsaydı tadından yenmezdi ama değil mi? Sağlıklı bir toplum kutuplaşmış bir toplumdur; yoksa koyunla kurt birlikte gezerdi..:) bakıyorum herkes birbirinden keskin ama diğerini bilenmekle suçluyor..?

  7. Ben -en geniş anlamıyla-siyasetin gayesini,”toplumun huzurunu sağlamak üzere”devletin yönetilmesi olarak anlıyorum.

    İdareciler,toplumun huzurunu sağlamak üzere toplumdan bir emanet yüklenmişlerdir;o halde emanetin karşılığını -toplumdan aldıklarıyla-topluma öderken yaptıkları da birer lütuf değil,topluma olan borçlarıdır.

    Siyasilerin her türlü toplumsal faaliyeti de toplumun huzurunu sağlamak amaçlı olmalıdır.Huzurun dili ise yumuşaklıktır,sevgidir,saygıdır,anlayıştır. Kavga dili öncelikle siyasetten,elbette onların etkisiyle de toplumun tüm katmanlarından uzaklaştırılmalıdır.

    Bu dönemde benim en çok dikkatimi ve hayretimi çeken durumlardan biri geçmişte kendilerini İslami söylemleriyle tanıdığımız şimdinin iktidar yanlısı gazete köşe yazarlarının üslupları ve söylemleri oluyor.

    Kuranda ‘yumuşak dil,güzel söz söyleme,incitici sözlerden uzak durma,güzel davranışlı olma ‘öğütleri çokça vurgulanmışken,Peygamber Efendimizin “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim”sözü ortadayken ve Onun hepimize örnek olan üstün ahlakı bilinmekteyken,İslamcı söylem sahiplerinin korkutma/tehdit üslublarını,dinin “iyiliği bildirme ,kötülükten sakındırma”emrinin zorlamasıyla ortam eleştirisi getiren eski arkadaşlarını hainlikle suçlayıp,”sizi bir kenara yazdık,notumuzu aldık”benzeri sözler içeren yazılarını çok tuhaf karşılıyorum.Bu arkadaşlar hiç düşünüyorlar mı acaba tutumları aşağıda geçen Hz.Adem’in çocuklarından hangisinin tutumuna benziyor:

    “Onlara Âdem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onların her ikisi birer kurban takdim etmişlerdi de birininki kabul edilmiş, öbürününki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, kardeşine: “Seni öldüreceğim” dedi. O da: “Allah, ancak müttakilerden kabul buyurur, dedi. Yemin ederim ki, sen beni öldürmek için el kaldırırsan, ben seni öldürmek için sana el kaldırmam. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. ” “Ben isterim ki sen, kendi günahınla beraber benim günahımı da yüklenesin de cehennemliklerden olasın. Zalimlerin cezası işte budur! ” Maide Suresi 27,28,29

    Son olarak;başta idareciler,siyasiler,kanaat önderleri,yazar-çizerler olmak üzere toplumun tüm katmanlarının üzerlerine düşenin,adeta ‘bir Pikasso tablosuna dönen sosyal hayatımızın üstüne anlaşılmaz helezonlar,labirentler çizmek değil,mesuliyetlerinin gereği olarak memleketin her yerini “Bursa’da Zaman” şiirinin tariflediği gibi birer huzur tablosuna çevirmek ‘olduğunu belirtmek istiyorum.

  8. Fehmi Bey bugünlerde kanserle mücadele eden bir KHK mağduru var: Prof. Dr. Haluk Savaş. Hakları çiğnenen, yok edilmek iistenen yüzbinlerce eğitimli ve medeni mağdurdan biri. Mahkemede beraat ettiği halde hala hiçbir hakkı iade edilmiyor. Kanserle mücadele ediyor ama tedavi olabilmesi için yurtdışına çıkışına engel olunuyor. Mahkeme yurtdışı yasağını kaldırdığı halde pasaport vermiyorlar. Malum ülkede hukuk ve kanun sizlere ömür. Örfi idare bitti keyfi idare devam ediyor. Oysa bu ülkede azıcık vicdan olsaydı yer yerinden oynardı. Bu kişiye bütün hakları iade edildiği gibi özür dilenir ve tedavisini yaptırması sağlanırdı. Oysa burada bu insanları aşağılık trollerin önüne atıyorlar. Bu kadar iyi yetişmiş ve melek gibi masum insanlara bu zulmü yapanlara ve destekçilerine hakkımızı asla helal etmiyoruz. Buna sessiz kalanları Allah’a havale ediyorum. Ehl-i vicdan herkesi zulme uğrayanlara kimlik sormadan destek olmaya çağırıyorum.
    Sizin bu günkü yazınız gidilen yolun yol olmadığını gösteriyor ama anlayana.

    • Değerli Hakan Çakan, Haluk Bey’in iç burkan öuküsünü ben de izliyorum üç gündür gazetelerden. Ona ve daha binlercesine bu utanç verici zulmü yapmanların, bunu cesaretlendirenlerin, buna göz yumanların hem bu dünyada, hem ahirette yargılanmalarını diliyor, Gülen Cemaati sempatizanı, solcu, Kürtçü, siyasal Islamcı demenden tüm mazlumların haklarına sahip çıkılmasını, bizleri yüzbinler olarak kendi insanlarımza düşmanlaştıran bu ahlak dışı propaganda aygıtının insanların vicdan, adalet, insanlık duygularının harekete geçmesiyle parçalanmasını ümit ediyorum.

      Demokratından dindarına, hepimiz, istisnasız hepimiz imtahandayız. Bu sınavda vicdan ve adalet duygularının sesini dinleme erdem ya da becerisini gösteremeyenler, karanlık yırtılıp parçalandığında, insan yüzüne çıkamayacaklar.

      Mümtazer Türköne’ler, Ahmet Altanlar, Alparslan Kuytullar, Selahattin Demritaşlar ve daha onbinlercesi zindanlarda tutuldukları sürece, bunun utancı hepimize düşüyor. Demokrat demoratlık adına, dindar dindarlık adına, vatansever vatenseverlik adına tek bir söz etmeye hak sahibi olmayacak bu karanlık bir kez yırtılıp aydınlığa çıktığımızda.

      Hala AK Parti’ye oy veren dindar okurlar, ben ve başka okurlar bunu söylediğimizde, bunu demeğe getirdiğimizde yorumların altına girilen, içinde mutlaka FETÖcü, PKKcı, Amerikan uşağı türü ifadelerden bir kaçını içeren birkaç cümlelik metin parçalarının diline baksınlar. Kendi ülkesinin insanlarına düşmana reva görülmez aşağılamalarla saldırano dil dindarların dili değil. Şimdi artık tıpkı 30’lu, 40’lı yılların Tek Parti Rejimi’nin sahibi CHP gibi bir devlet partisi olup çıkmış iktidar partisi ve onun liderinin, onun bakanlarının, onun gazetecilerinin, onun valilerinin dili, dindarların dili değil.

      Bu karanlığa dur deme cesaretini ve becerisini gösteremedikçe, artık hiç kimse siyasi-kültürel rakibine zalimliğini hatırlatma ayrıcalığına sahip olmayacak.

      Bu ülkede gerçek demokratlık hiçbir zaman siyasal bir akım, siyasal bir güç olamadı. Kemalizm olarak, CHP’llilk olarak, Yılmaz Özdiller olarak yutturuldu bütün o sözde sol ceberrut ideoloji ve söylemler.

      Gerçeklere gözünü kapamak istemeyen ülkücüler, saflarını belirlediler. Saadet, bütün yıdırmalara rağmen hak ve adaletin yanında duruyor, ama yeterince güçlü değil ülkenin yazgısını değiştirmek için.

      Çoğunluğu oluşturan dindar muhafazakar insanlarımızın vicdan ve adalet duygusundan başka dönüp umutla kendisne bakabileceğimiz yığınlar yok.

      İnsanların susmayıp konuşmasını, samimi AKParti seçmeni okurların gelip burada hamaset ve suçlayıcı, itham dilden uzak, makul ve insani ifadelerle neden AK Parti’ye destek vermeye devam etmek zorunda oldğumuzu dile getirsinler. Ülke insanları, bu ülkede yaşamaya yazgılı kardeşler olarak, konuşalım, tartışalım.
      Trollerin aşağılayıcı ve düşmanlaştırıcı diline pirim vererek, onların gerçekten memleket meselelerine kafa yordukları için burada düşünce beyan etmeye çalışan insanlara yönelik alaycı ve itibarsızlaştırıcı yüzeysel ve fikir yoksunu dillerinden hoşnutluk duyup kendilerini iyi hissetmeleri hepimize kaybettiriyor.

      Onların da bunu görmelerini umuyor ve bekliyorum.

      Gelsinler samimiyetle, neden bir buçuk ay öncesi Saadet Partisi lider ve yöneticilerini, İyi Parti lider ve yöneticilerini, CHP lider ve yöneticilerini, HDP seçmenlerini “FETÖ, PKK maşası partilerin zillet ittifakı” olarak suçlayıp durmuş olan liderleri Erdoğan’ın, İşişleri Bakanı Soylu’nun şimdi aynı dili kullanmadıklarının makul bir açıklamasını versinler bizlere.

      Samimiyetsizlik, iki yüzlülük, duygu istismarı, baskı ve sindirme, korkutmaca, itham sadece laiklerden gelince mi kötü?

  9. Gasteciler nerelerde yaşar, neyle beslenir, üreme dönemlerinde nasıl davranırlar, tabiata veya diğer canlılara bi katkısı var mıdır gibi sorulara yanıt aramanın gereği olmadığını heralde hepimiz biliyoruzdur. Adam tutup kendisine silahlı saldırı düzenleten ve bunu da o sırada eşinin çektiği selfiyle belgeselleştiren uyanıklar bile gördük. Görev sırasında hayatını kaybeden bir aa muhabiri için “oh olsun” diyen ölüseviciler dayak yemiş bi diğerinin derdine mi yanıyor? Nasıl ki her meslekte görev zayiatı oluyorsa dayak yiyenler de oluyordur… Ama başkalarının felaketi bizi mutlu etmez..! Gastecilik tümüyle ortadan kalkmadan da bu tür sorunların sonu gelmez.

  10. Barış yurdu
    1960’lara kadar saf saf bu saldırılara inanırdım. Daha önce de köyümde, kardeşlerden biri CHP’li, diğeri DP’li birbiriyle öldüresiye boğuşurlardı. Numara tabii. Köye hakim olmak için biri DP’li oluyor, diğeri CHP’li. Kim iktidar olursa, diğerinin de işini yürütüyordu.
    Seçimlerde hep gördüm. Eğer seçilme şansınız varsa kardeşlerden biri, üçüncü kardeş de sizin partide yer alır. Bunu halkın yaptığını sanırdım. 60’ta gördüm ki tüm çatışmalar birilerine karşı, göstermelik.
    Sermaye dünyayı birbirine düşman ederek sömürme sanatının tepesinde. Erbakan bunu timsahın iki çenesi ile tarif etmiştir. Birbirine karşı ama dişleri kırmak yerine araya aldıklarını ezmek için kullanıyor.
    Kur’an’da “Allah barış yurduna davet ediyor.” deniyor.
    Biz Milli Görüş partilerinde bu oyuna gelmedik. Ne yazık ki şimdi AK Parti bu oyunun içinde.
    İstanbul’da seçim yapıldı. Son derece sakin ve huzur içinde. Sermaye’nin Doları bu örnek seçimi kavgalı seçime dönüştürdü. Biz yeni gazete çıkarmalıyız. Yeni televizyonumuz olmalı, yeni partimiz olmalı. Bu oyunlara gelmemeliyiz.

  11. “Görsel”in çağrıştırdığı noktalar var! Biri şöyle olabilir: Günümüzde insan hayatını etkileyen teknolojik gelişmenin sonuçlarından biri de internet (sosyal medya). İnternet dünyanın sakinlerini birbirine bağlamayı başardı. Kötü alışkanlık yapabilir. Bu neticede insanı Allah’a kulluktan uzaklaştırabilecek kölelik noktasına gelmemeli. Müslüman, bu konuya da dikkat etmeli. Yoksa, görseldeki gibi insanlar ayaklarından değil dimağlarından prangayla bağlanmış olabilirler. Allah’a kulluk ve hayatı bu çerçevede yaşam gerçek hürriyettir. Alternatif olarak farkında olmadan birer robota dönüşmek te mümkün. Nasıl ki müslümanlar nefsini kontrol etmekle yükümlüdür, yeni teknolojilerin insanlık yararına olacak şekilde geliştirilmesinde ve kontrolünde onlar da aktif bir rol almalılar. Kontrolsüz gelişen teknolojinin sonu hüsran olabilir. Bu risk her zaman var.

      • Kontrolsüz olan hiçbir şey iyi değil (Teknoloji dahildir). Yararından çok zarar getirir. Yasaklar kalkmalı. Eleştirmek doğruları bulup doğrularda birleşebilmek açısından önemli. Bir yorumcu İttihat Terakki dahil demiş. Bence Mustafa Kemal Atatürk (MKA) de (taman ülkeye önemli hizmeti inkar edilemez ama) eleştirilere dahil olmali. Bunu yapmak isteyen MKA koruma kanunu olduğu için İnönü üzerinden gidiyor genellikle… Kim olursa olsun eleştirilerin önemi büyük (özellikle yapıcı eleştiriler önemli-hatalar tartışılmamlı), ancak ağzını açana “vay, seni MKA düşmanı seni” diye başlayanlar oluyor (bana değil yanlış anlaşılmasın). Bu konu hala ülkeyi bölen bir ideoloji olmaktan çıkarılmalı. Resmi ve heykelleri bile! Bunu hatırlamamın sebebi şu: Geçen gün MKA resmini imamoğlu tarafından mı kaldırılmış yoksa başkaları tarafından mı kaldırılmamış polemiğine ait videolar gördüm internette.. imamoğlu bu konuda yalan söylemiş mi söylememiş mi tantanası… Yani, hala siyasi bir polemik konusu! oyuncak olmaktan çıkarılmalı. Bunun için yasak kalkmalı. İsteyen eleştirir hatalarını rahat rahat tartışır. İsteyen de eleştirenin hatalarını gösterir eleştireni eleştirir ve savunup göklere çıkarır. Tabu olmaktan çıkarılmalı… Kurtlarını döken döker bir süre sonra ortalık yatışır unutulur. Hiç değilse de bu iş oyuncak olmaktan tabu olmaktan çıkarılmış olur.

  12. Kirpi yavrusuna sarılmış “yavrum yavrum senden yumuşağı varmı?”dermiş.Yok birbirimizden farkımız ama biz “Osmanlı bankasıyız”
    Mevzilendiğimiz durum ve pozisyonu habire tahkimle meşgul olduğumuz İçin eksik ve yanlışlarımızı sorgulamaya ne zamanımız nede irademiz maalesef yok.
    Normalleşme süreci oluşmadan başkalaştırdığımız kesimlerle konuşamayacağımız gibi kendi yanlışlarımızlada yüzleşmeyiz.

  13. Yaklaşık 4milyon mülteciyle dayanışma halinde olan ve kendi kursağından kesip garibanlarla paylaşan; dünyanın en büyük insani yardım organizatörü olan civanmert türk milletine kimse insanlık öğretmeye kalkmasın. “Bizimkiler” lafını en çok fetöcü çemişlerden duyardık; çünkü “diğerleri” çöptüler… Eski türkiyenin brifing bağımlısı, sırtlarında cübbeleri anıtkabir yollarında “ordu göreve” diye soytarılıklar yapan akademikler güruhu ne ara imza karşılığı özgürlük havarisi olmuşlar? Daha düne kadar türk kızının başındaki yazmayı çekip onu saçlarından tutarak yerlerde sürükleyen çemişlere neden acımalıyız? Milli iradenin seçtiklerine en az güneydeki sevdiğimiz ülkenin otoritesine gösterdiğimiz kadar saygılı olmayı öğrenene kadar; durmak yok yola devam..!

    • Bu bahsettiğiniz kötülükleri yapanlar yine kaymak tabakasında değiller mi?
      O zaman kötü polisi oynayanlar işi bir kademe öne taşımışlar ruhumuz duymuyor.
      Artık kötülükler başkalarının eliyle yaptırıyorlar.
      Bir taşla iki kuş vurmak.

      Taşeron bulunmuştur.
      Gerçek egemenler ortada görünmez.
      İhaleyi alanlar ihaleyi verenlere itaatte kusur etmezler.
      Kötülükler boyunlarında yafta olarak yüzyıllar ca asılı kalacak.
      Görev bitince egemenler harç bitti yapı paydos diyecektir.
      Taşeronlar görevi uzatma peşindedir.
      Sonunda kötülükleri yapan fanilerde haksızlığa uğrayan fanilerde kısa süre sonra paylaşamadığımız dünyayı terk edecektir.
      Kötülükleri yapandan çok yaptıranlara bakmalı.

  14. Fehmi bey, olsun biz söyleyelim biz dinleyelim ama hiç değilse bizim gibi düşünen insanlar da varmış deme şansımız olsun. Şu gazetecilere saldırı olaylarının geçmişini anlatan bir yazı yazsanız. İttihat Terakki den ,AE Yalmana günümüze.. kim yaptırır,kim fayda umar

    • Kim yaptırır, kim nasıl nerede tezgahlar bu saldırıları? Bunların hepsini derin devletin ışıksız dehlizlerinde gezinenler bilirler, bize bir kısımını bilebilmek düşer -o da onyıllar sonra.

      Ama, bunlardan kimin MEMNUNİYET duyduğunu bilmek için, bakar görür iki göze sahip olmak yeter, Erdoğan Bey.

      Milliyetçi (ama muhalif) Yeni Çağ Gazetesi yazarı Y. S. Demirağ’a girişilen saldırıdan kimin memnuniyet duyduğu yeterince açık: Oy devşirmeye ayarlı propaganda aygıtının işine gelen kişileri telefonla arayıp hal hatır sormakta, iyi dilek veya geçmiş olsun temennilerini sunmakta pek meşhur Cumhurbaşkanı ile Bahçeli’den bir söz işittiniz mi bu konuda? Peki ülkenin en tanınmış gazeteci ve yazarlarından birisi, alenen suç işleyen Bahçeli tarafından tehdit edilip hedef gösterildiğinde?

      Bütün bir toplumun ve onun geleceğinin SAHİBİ olduğunu düşünecek kadar zıvanadan çıkmış bir devlet partisi, onun lideri, baston olup bu devlet partisini ayakta tutan Devlet Bahçeli var karşımızda.

      Dün, bu hukuksuz, bu çürümüş, bu insanları kimlikleri temelinde ayrıştırıp onları birbirine düşmanlaştırmak dışında artık seçim kazanma umudu olmayan bu devlet partisinin İşişleri Bakanı, “İstanbul’u veren Türkiye’yi de verir” deme cüretini de gösterdi. Bu kadar gözü döndü bunların. Ülkeyi resmen tapulu malları gibi görüyorlar.

      YSK kararının açıklaması, işte o Soylu Bakan’ın “”İstanbul’u veren Türkiye’yi de verir” sözünde yatıyor. YSK, verdiği kararın adalete ve kamusal vicdana uygun olduğundan gerçekten emin olsaydı, çıkar kararı YSK başkanı duyururdu halka, iktidar partisnin YSK temsilcisi değil. 5,5 saatte verdikleri kararın üç beş sayfalık gerekçesini dokuz gündür yazamadılar. . .

      Partili cumhurbaşkanı dahil, hepsi en temel sağduyudan bile yoksunlar. Cumhurbaşkanı, İmamoğlu sloganını dillendiren sanatçılara giydiriyor. Her sözü kışkırtmaya ayarlı İşişleri Bakanı muhalefetin sloganını yasadışı ilan etmenin yollarını aramakla meşgul -kendi kararı olmayacakmış bu, sorumluluk valilerin yetki alanındaymış, öyle söylüyor.

      Kendisini başkan seçtirmek için eski Fenerbahçe yıldız futbolcusu ve günümüzün çok izlenen popüler futbol yıldızı Rıdvan Dilmen, Arda Turan reklam filmi çekip o reklam filmi bizim vergilerimizle yayın yapan kanallarda günde bilmem kaç kez döndürüldüğünde sorun yok, işler tersine dönünce “Sporu ve sporseverleri siyasetten uzak tutmak gerekiyor”muş. . .

      23 Haziran seçiminin sonuçlarını kestiremiyorum.

      Ülkenin daha kötü günlere sürüklenmesinden samimi kaygı duyuyorum. Salt HEPİMİZe kaybettiren bu iktidarın bir an önce düşmesini acil ve gerekli ihtiyaç olarak gördüğüm için, CHP’ye hiçbir yakınlık duymadığım halde, seçimi İmamoğlu’nun kazanmasını diliyorum. Salt halkla bir bağı kalmamış, Ergenekoncu, Avrasyacı, Vesayetçi kliklere, Sabah Gazetesi gibi medya kurumlarında yuvalanmış çıkar odaklarının elinde bir maskeye dönüşmüş bu devlet partisinin dağılma süreci hızlansın, dindar-muhafazakarlarların toplumun sağlıklı aktörleriyle birlikte kuracakları yeni partinin önü açılsın diye istiyorum bunu.

      Baskı, medyatik propaganda aygıtının yalanları, sindirme, dindar yığınları laiklerin ahlaksızlığı ile ürkütme ile yol almaya çalışıyor bu Tek Parti ve Tek Adam rejimi. Devlet, hemen tüm kurumlarıyla dağılmış bir görüntü veriyor. Ekonominin toparlanması, insanların gündelik hayatına bir huzur gelmesi, geçim ve işsizlik sorunlarının hafifletilmesi gibi konularda söyleyebileceği tek, ama tek bir sözleri kalmadı. Hiçbir şey anlatmıyorlar insanların hayatını doğrudan ilgilendiren meselerimiz hakkında.

      Ülkenin acilen bu iktidardan kendisini kurtararak demokratik bir restorasyona gitmesi gerekiyor.

      İktidardan bir çıkarı olmadığı halde, geçmişte yapılmış olumlu işler nedeniyle ve Erdoğan sevgisi dolayısıyla hala AK Parti’yi destekleyen dindar muhafazakar seçmenler belirleyecekler yakın geleceğimizi. Kendilerini laikleri işaret ederek korkutup ürkütme siyasetine, kutuplşatırıcı dile teslim olmayacaklarını ümit etmek istiyorum. . .

      • Yazınızı büyük bir coşku ve heyecanla okudum. Bütün yorumlarınıza katılıyorum ve endişelerinize iştirak ediyorum. Yine de Allah yardımcımız olsun diyorum.👏

        • Liderin Doğu Perinçek, Anayasa Mahkemesi’nin çakma hukukçuları, Cumhuriyet Mitingleri’nde “Ordu Göreve” diye pankart açıp soluğu anıt-kabirde alan kara cübbeli çakma rektörler, üniversite giriş kapılarında gençleri ikna odalarına sürükleyen ruh ve zihin özürlü çakma ‘çağdaş’ öğretim üyeleri olarak, su katılmamış bir faşizm olarak yaşadı bu halk o senin laikliğini, H. Gayet.

          Her bir sataşmanda, her bir mesajında daha da sırıtır, daha da görülür hale geliyorsun: Sahte senin Erdoğancılığın. Su katılmamış bir Perinçekçisin sen.

          Erdoğan’ın kendisini kurtarmak için gönüllü perde olduğu o lanet olası Ergenekoncu-Avrasyacı ittifakınızın başınıza yıkılmasına az kaldı.

          Artık şefin Perinçek’le oturur kabak çekirdeği çitleyip “ordunun sol-Kemalist unsurlarıyla milli demokratik devrim” sabuklamalarına geri dönersiniz.

          Sönükleşmiş ampulün yarı-karanlığında, Erdoğan’ı baş rol oyuncusu gibi gösterdiğiniz çadır tiyatrosunun son sahnesine yaklaşıyoruz artık.

          Nedim Şenerlerinizle, Ahmet Kekeçlerinizle, Pelikancılarınzla gidiyorsunuz 🙂

  15. Fehmi bey! Yazida kullandiginiz images yurdumuz insaninin potresi olarak gayet acik ve net! Yalniz ben siyasetçileri ararken ilkin hah bunlar demeden baktim aynisindan her yerde var. Onun için pek başarili olamadim.
    Maşallah bizim siyasetçiler her kiliğa girmişler Maaş artişinda bir tane dahi vatan haini ve terörist göremiyorsunuz hepsp bir elin şahadet parmaği oluyor.
    Oya sira gelince, Katil, teröris,darbeci oluyor.
    Galiba bu iş böyle gelmiş böylede gider.
    Zaten başka türlü de olmasi imksnsiz,
    Yoksa baş parmakliktan çiktiklari an sonlari Rahmetli Adnan Kahvecinin akibeti gibi olur.
    Hani Millet Vekillerine kiyak emeklilik hakki verilen oylamada sadece bir parmak kalkmamışti ya iste o parmak Rahmetli Kahvciye aitti.
    Mekani cennet olsun.

  16. Sözünüzü tam getiriyorsunuz ama gediğine koymuyorsunuz…! Bu nedenle tepkilerimizin yönü belirsizleşiyor. Elbette ben, söylediklerinizle neyi kastettiğinizi biliyorum; ama sayın Koru, daha da net olmanız gerekir; yani sembolleri açın artık…! Aksi halde üzüleceğiz…! Yoksa sizde mi korkmaya başladınız?

  17. Dünyanin hiç bir yerinde bizim kadar siyasetçilerin oyununa gelen ve adeta onlara kölelik eden bir halka sahip ikinci bir ülkeye rastlamak mümkün degill

    Türkiyenin toprağindanmi, suyundami,
    Ötekleştirme hat safhada ve sosyal medyada adeta yangın körük misalı. Belkide bizim suyumuzdandir. Zaten huyumuzdan söz etmeye gerek yok.
    Bizde herşey siyasete ayarlanmiş, millet biraz birbirne sevip diğerinin hukukuna saygi gösterdiği zaman hemen onu mimleriz, bu tip davranışlarımız bizi öğle bir noktaya getirmişki nerde ise sarişin ve esmer kardeşleri dahi renklerinden dolayı birbirine düşman etmeyi başarmişız.

    Ulkemiz ve halkımız bu durumdan kesinlikle kurtarılması gerek. Yoksa, maddi, manevi,ve Ahlakı yönden ülke olarak sıfirlanırız.

    Aslinda ülkemiz insanlarini bu tuzaktan kurtarmak imkansiz değil yeterki! Makama ve maddi zenginliğe değil insana değer verip birbirimize saygi ile yaklaşabilmeyi becrmeyi bilelim. O zaman, başarmak hiçde zor olmaz.

    Haksizmiyim! H Gayret!? Herhalukerda bu konularda sizde birşeyler düşünüyorsunuzdur.
    Yanilmiyorum degilmi ablacığim?☺

    Şöyle orjinal H Gayret uslubunda Fehmi beyin yukarda kullandiği yüz karekterlerinden ortada olan karekterin aynisini şahsimada canlandirabilecek türden bir yazi olsun.

    • Nurdan abla, iyi güzel diyorsun da senin çevrendekilerden sıra kapıp da iki satır latife edemiyoruz ki şurda..? Sen taa amerikalardan müşteri bulup açık kalp ameliyatı olacak hastaları türkiyeye yönlendiriyorsun; yukarlarda senin hayranın olan elemanlar bilmem hangi prof taslağı yurtdışına tedaviye gitmek istiyormuş da vize mi alamıyormuş neymiş diye sövüp sayıyorlardı ülkemizin yöneticilerine yahu bizim şehir hastanelerinde tedavi olup şifa bulabilmek için yabancılar üç otuz paraya oluk oluk türkiyeye akarken bu ne menem bir hastalıkmış -ki türk doktorları ölüyü diriltiyor- illaki yurtdışında tedavi ediliyor? Hangi hastalığı gavur iyileştiriyormuş da bizim doktorların haberi yok? Mapus damındaki adama hangi “gelişmiş” ülke vize veriyormuş da oralarda tedavi görecek; efendim? Irak kürdistanı mı? Onlar gelip bizim şehir hastanelerinde tedavi görüyor..! Ha tamam, güneydeki sevdiğimiz ülkeyi tercih ediyorsunuz:) evelallah telaviv güneşinde çabucak toparlar kendisini hastamız; hava değişimi iyi gelir, bikaç günde yanakları al al olur inşallah… Yalnız iltica falan durumu olmasa diyorum; malum beyin ve sakatat göçü modası da var yani..:) yunanistana revüye giden subay dansçılarımız hala dönemediler biliyorsunuz..:) ne tiyatroymuş arkadaş yaa..?

  18. ÜLKELERİN TOPRAĞI VE İKLİMİ NE TÜR CANLILAR YETİŞTİRİR.
    Torağın veya suyun kimyasında hangi materyaller hakimse ondan beslenen canlıların yapısı buna uygun kimyada olmak zorundadır.
    Toplumun ana damar yapısı ne ise yöneticileri de odur.
    Burada yorum yapanların yazılarından nasıl bir toplum yapısına sahip olduğumuzu anlayabiliyoruz.
    Almamız gereken daha çok yol var.
    Bazılarının herkese sadece hakaretler ve suçlamalardan öteye geçmeyen eleştirilerin editör tarafından yayınlanması ciddi eleştiricileri yazmaktan soğutuyor.
    Toplum eğer medyadaki tehditkar ve buyurgan tavırlara tepkileri çok cılız kalmaya devam ederse durum vahım demektir.
    Kraldan çok kralcıların her geçen gün çoğalması kral olmak isteyenlerin ellerini güçlendiriyor.
    Halk birkaç parçaya bölünüp her dönem bir kesimin acımasızca cezalandırılması diğer kesimler tarafından hep alkışlanmış ve alkışlanmaktadır.
    Böylece egemenler doğru yolda olduklarına inanmışlar.
    Hukuksuzluğu işine geldiğini düşünerek destekleyenler,bilmezler mi sıranın kendilerine geleceğini.
    Kendilerinin bundan muaf tutulacağını bile bilseler bu tavır insanlık için doğru olur mu hiç?
    Vicdanlarını midesinde sindirenler bu kadar gaddar olabilir.
    Toplum güvenlik ve istikrarsızlık nedeniyle korkutulur.
    Bu durum yöneticilerin istediği en uygun iklimdir.
    Halk güvenlik ve kaos olacak korkusuyla yönetimin bütün zaaflarına göz yumar.
    Asla adalet ve özgürlük talebinde bulunma cesareti gösteremez.
    Şimdi bunlar bizim için lüks denir.
    Yönetim, sorgulanma ve hesap verme endişesinden kurtulur.
    Halkı oluşturan mozaiğin bağlayıcı çimentosunun çözülmesine ve fay hatlarının doğmasına neden olur.
    Karşı cenahta görülenler için şiddetli bir şekilde cezalandırılması esas haline gelir.
    Bu durumda cezalandırma hukuk ve adaletle olup olmaması önemsiz hale gelir.
    Halkın ekseriyeti, konuşturmadan bir an önce tehlikeyi savmak için infazları gerçekleştirme telaşında olur.
    Yanlış yaparsak timsah gözyaşlarımız yedekte bekletilir.
    Acaba adaletli uygulamalar yapmayarak korumaya çalışılan yapıların kendi elleriyle yıkılmasına mı neden olurlar ?
    Muazzam medya gücüyle halkın istenen kesiminin şeytanlaştırılması çocuk oyuncağıdır.
    Bu müthiş yayınlar halkı ikna etmede sorun oluşturmaz.
    İnsan insanin kurdudur.
    Aslında aynı alana hitap eden herkes birbirinin kurdudur.
    Benden başka bu alanda kimse kalmasın diye uğraşanlar bilmezler ki; bir tür kendi türünü yok etmeye çalıştığında, sonunda kendisininde yok olması kaçınılmazdır.
    Her alınan ciddi kararlardan önce çok sayıda toplantılar yapılır.
    Kararın ehemmiyetine göre her kesimden toplantıya konusunda uzmanlar çağrılır.
    Toplantılar neden bir iki kişinin kararı ile karar almaktan korkar.
    Karar alırsa ne kadar isabet ettirebilir.
    Toplantılar ne kadar çok ve çeşitli uzmanlardan görüş alınarak ve buna göre karar alınırsa daha doğru olmaz mı?
    Bunun gibi toplumun her kesimi fikrini korkmadan özgürce açıklama imkanı bulursa sonuçları toplum için o kadar sağlıklı olur.

  19. 1) İçleri kazurat kaynıyor. Ağızlarından daima kem söz çıkıyor… Her fırsatta, her yerde, muhalif olan herkese içlerindeki pisliği kusuyorlar… Lâfları bitti. Söyleyecek hiçbir sağlam sözleri yok. Bundan sonra ancak çamur ve iftira atarak, karalayarak, saptırarak, yalan söyleyerek ve gerektiği zaman tekme, yumruk ve sopalarla yola devam edecekler.
    2) Sandıktan çıkamadılar, seçimin sadece o kısmını iptal ettiler. Seçimlerde şaibe yoktu. Olsaydı aynı zarfa konan diğer oylarda da olurdu. Hayır! Aynı zarfa konan diğer oylar sağlam, İmamoğlu’nu birinci yapan oylar çürük! Karakterlerinin gereğini yapıyorlar. Açık oy, gizli tasnif yapamadıkları için sonucunu beğenmedikleri seçimi iptal ettiler.
    3) Tek Parti, Tek Adam, Bin Odalı Saray ve ölene kadar İktidar ve Saltanat… Cibilliyetleri budur. Temel Bey şöyle diyor: “Emin olun eğer şu anda yürekleri yetse bu sistemi aynen getirmekte tereddüt etmezler.”
    Evet, artık eminiz. En ufak bir şühemiz yok bu konuda.
    4) Saadet Partisi, seçime kendi adayı ile katılacakmış. Hatalı bir karar. İmamoğlu’nu desteklese idi çok doğru ve yerinde bir karar olurdu.
    5) Kılıçdaroğlu’na linç girişimi, muhalif gazetecinin dövülmesi… Hapisteki gazeteciler ve yazarlar… Bu rezalet tablosu karşısında susan, fikir namusu olmayan besleme basın… O adi gazeteler Temel Bey’i hedef alan, ihanetle suçluyan yayınlar yapmıştı… Bu rezalet tablosuna Temel Bey, İmamoğlu’nu destekleyerek karşılık vermeliydi.
    6) İmamoğlu’nun eşi iftarda el açmış, duaya amin diyor. Twitter’da 26 bin takipçisi olan bir Müslüman bu resme şu yorumu yapıyor: “Bu kadın ateist değil miydi? Şimdi neden iftar duası yapıyor riyakâr? Ne talihsiz çağa denk geldik ki gavurun da kalitesizi denk geldi bize.”
    Kalbini yarıp baktın mı! demiş Hz.Peygamber… Ateist olduğunu iddia ettiğin biri dua ediyorsa, sen de Müslümansan bundan memnuniyet duyarsın. Hüsn-ü zan edersin yani. Belki imana gelmiştir. Belki gelmemiştir saygıdan elini açmıştır. Japon başbakanı ile RTE’ın bir fotosu var. İki lider ellerini açmış duaya amin pozisyonundalar. Bizimkinin Şinto veya Buda duasına amin demesi düşünülemeyeceğine göre Japon başbakan saygı gösterip İslami duaya amin diyor demektir.
    7) Çirkinlikte ve riyakarlıkta hiç bir eylem bir Müslümanın kendine bin odalı saray yaptırması ve içinde yaşaması ile mukayese edilemez… Yüzlerce madenci toprak altı olur “işin fıtratı” der, Putin’in “defalarca pişman etme” kapsamında yaptırdığı eylemlerde yüzlerce insanımız ölür, ebelek gübelek laflarla konuyu geçiştirir, sonra gider özür diler, PKK terörü devam eder, 20’li yaşlarında gençler sürekli şehit olur… Hâl böyle iken ahlak ve vicdanı olan bir Müslüman sarayda nasıl yaşar, nasıl gözüne uyku girer. Pes! Bence herkes Necip Fazıl’ın İbrahim Ethem adlı eserini okumalı.
    8) Dini siyasete alet etme… Yalan, iftira, karalama, tehdit, şantaj, aba altından sopa gösterme… “Bunlaaaarrrr…” diyerek halkın bir kesimini diğer bir kesimine karşı kışkırtma, milleti bölme ve kutuplaştırma… İktidar için, saltanat için, oy için her şeyi yapacak kadar gözü dönmüş olma… Hâlleri budur… Bu hâl ile, bu tavır ile, bu cibilliyet ile kızgın demir soğutulamaz.
    9) Temel Bey’den bir uyarı daha: “Ebedi olan hiçbir iktidar olmamıştır bugüne kadar. Gelenler mutlaka gitmiştir. Bazıları hayırla yâd edilmiş, bazıları da ibretlik, kötü bir miras bırakmışlardır. Kimse yaptığı yanlış icraatların üstünü örteceğini zannetmesin. Tarih untmaz!”
    Aklı başında ve sağduyulu bir Müslümandan çok yerinde tespitler ve çok değerli ikazlar… Tabii anlayana.
    10) Kaddafi 1969’da darbe yaptı 2011’de öldürülene kadar başta kaldı. 42 sene. Esad 1970’te darbe yaptı 2000’de ölene kadar 30 sene ülkesinin başındaydı. Ölünce ülkenin tapusu oğluna geçti. Oğlu da 19 senedir başta. 1 milyon ölü, 5 milyon mülteci var ama yerinden kıpırdamıyor… Şanı büyük Osman Paşa Plevne’den çıkmam diyor… Saddam da darbe ile gelmiş ve öldürülene kadar 27 sene başta kalmıştı… Kenan Evren ise sadece 9 yıl başımızda durdu.
    11) Erdoğan, Erbakan’ı eleştirirken “Bunlar gelmeyi biliyor, gitmeyi bilmiyorlar!” diyordu. Bakalım kendisi gitmeyi bilecek mi?

  20. Toplumun hali aynen bu.ne ara bu hale geldik inanmak mümkün değil.ne insanı ne evrensel ne de islami vicdan kaldı.kardes kardeşin sıkıntısını umursamaz hale geldi.birileri ekmeğe muhtaç iken aynı ortamda yakınları maaş zammından kârının azlığından konuşmaktan utanmaz oldu.ama bu işin sonu kimse için hayir olmayacak galiba.allahtan gelecek belalar herkesi yakacak gibi…

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here