‘İslâm’ diye diye, İslâm elden gidiyor…

12

Türkiye’de hemen her alanda dinin merkezi belirleyici olduğu bir dönemden geçiyoruz, ancak etrafımızda gelişen olaylar bugüne kadar hiç görülmemiş yeni bir olumsuzluğu gündeme dayıyor: İslâm Dünyası dışındaki coğrafyada İslâm-karşıtlığı zirve yaptığı gibi, İslâm Dünyası’nın yerli unsurları arasında İslâm’dan toplu uzaklaşmalar görülüyor…

Bir süredir yazı hayatından uzak kalmam gelişen olaylara biraz daha serinkanlı ve günlük hayhuydan uzak bir genişlikte bakmamı sağladı. Yazısız geçen sürenin bir bölümünü seyahatlerle değerlendirmem ise, daha önce pek farkına varamadığım global trendlerle beni tanıştırdı.

Şunu söyleyebilirim: Fark ettiklerim ve hissettiklerimden hiç memnun değilim.

Dünyamız ABD’nin ekonomik, askeri ve siyasi gücünü temsil eden hedeflere karşı girişilen 11 Eylül (2001) uğursuz eylemlerinden sonra yeni bir sürece girdi. Bu sürecin kendini hemen belli eden özelliği, tartışma gündeminin en ortasına ‘İslâm’ konusunun oturmasıdır. İslâm, din ve inanç sistemi olarak, daha önce hiç konu edilmediği kadar insanların dikkatini çekiyor.

Her yerde.

Müslümanların çoğunluğu teşkil ettiği ülkelerde de, azınlıkta bulundukları ülkelerde de… Hayatlarında tek bir Müslüman ile tanışmamış kişiler bile İslâm konusunda fikir ifade edebilecek halde bugün…

İfade edilen fikirler olumlu olsa, başarılar üzerine otursa sevinebilirdik; ancak başarılı başlayan gelişmeler bile, bir süre sonra, maalesef rahatsız edici bir mâhiyet kazanıyor…

Türkiye bir istisna teşkil edebilirdi; ülkemiz de giderek İslâm Dünyası’ndaki olumsuzluklardan –maalesef– etkileniyor, bazen de farkına varmadan yayılan olumsuz imajı pekiştirici katkılarda bulunuyor.

Kaygılarım gerçek oluyor

11 Eylül uğursuz olayları ertesinde kaleme aldığım sonradan kitaplaşan (11 Eylül: O Kader Sabahı’, Timaş Yayınları, 2002) yazılarımda, bir alt motif olarak işlediğim ‘kaygılar’, aradan geçen 15 yılda elle tutulur bir hale dönüşmüş bulunuyor. İslâm Dünyası ‘terör’ ve fanatizm üreten, kendi kendini yönetemeyen, insanlarının rahat ve huzuru İslâm’ın etkisinden uzak ülkelerde aradığı bir coğrafya görüntüsü veriyor.

Son birkaç gün içerisinde, biri ABD’nin (Washington Post), diğeri İngiltere’nin (Guardian) önemli gazetesinde çıkan haber-değerlendirmeler, içinde bulunduğumuz halde pek farkında olamadığımız gelişmelerin vahim yöne doğru olduğuna ışık tutucu.

Washington Post’un (WP), bir Alman kasabasında yaşananlardan hareketle, Avrupa’da hâkim çizgi haline dönüşen bir eğilimi haber veren yazısı (‘Avrupa sağı İslâm karşıtlığına hız veriyor’, 7 Haziran 2016) ile, Guardian’ın ondan bir gün önce çıkan değerlendirmesi (‘Avrupa’nın dört bir tarafındaki kiliseler Müslüman mültecilerin kitleler halinde Hıristiyanlığı kabul ettiğini bildiriyor’) sürecin en vahim yan etkisini gözler önüne seriyor.

ABD’de başkanlık yarışına ilk başladığında herkesin fantezi gözüyle baktığı Donald Trump’ın ‘Müslüman karşıtı’ söyleminin, zaman içerisinde, ülke tabanında destek bulabilmesi dikkat çekiciydi.

Daha vahimi ise, yüz yıllar boyu dine dayalı hoşgörüsüzlüğün ceremesini çekmiş Avrupa’nın demokratik ülkelerinin, Almanya’nın, Fransa’nın, Avusturya’nın, Danimarka’nın, Hollanda’nın ‘İslâm-karşıtlığı’ zemininde buluşan akımların etkisi altında düşmeleridir.

Fransa’da Le Pen’in partisinin son seçimlerde gösterdiği başarıyı doğuran şartlar, Almanya’da da ‘Almanya için Alternatif’ partisini (AfD) her 6 seçmenden 1’inin oyunu alır duruma getirdi. AfD Almanya’da uzun yıllardır yaşayan Müslüman vatandaşların cami ihtiyacını karşılama amaçlı çabalarına karşı çıktığı gibi, okullara ve üniversitelere başörtüsü yasağı getirilmesini de talep ediyor.

WP, iki Alman üniversitesinin, mescitlerini, ‘lâiklik’ bahanesiyle kapatma kararı aldığını kayda geçirmekte.

Londra’da belediye başkanlığı seçimini İşçi Partisi’nin Müslüman adayı Sadiq Khan kazandı; hepimiz “Ne hoşgörülü halk” dedik İngilizler için… Oysa, bir Müslüman politikacıyı aday gösterdiği için İngiliz İşçi Partisi ve lideri ile aday Sadiq Khan’a karşı diğer partilerin yürüttüğü kampanyanın dili bayağı yaralayıcıydı. WP, “Başbakan David Cameron bile Khan’ı aşırılar arasına yamamaya çalıştı” demekte.

Polonya’da, Danimarka’da, Hollanda’da yükselen İslâm ve Müslüman karşıtı havanın yol açtığı yeni sıkıntılar da büyük.

Ne oluyoruz?

Tarihin şu ana kadar kaydettiği belki de en yaygın ‘ilhad’ hareketinin içine doğru evriliyoruz.

İlhad, İslâmi terminolojide ‘dinden çıkmak’ demek. En son din olduğu için başka dinlerden İslâm’a gelenlerin varlığına alışkın olan bizim dünyamız, tek tük örnekler dışında, kendi kültür çevresinden insanların başka dinlere ilgi duymasına pek alışık değildir.

Öyle toplu din değiştirme olaylarıyla da karşılaşmamıştır İslâm Dünyası…

Guardian gazetesinin değerlendirmesi bir ilkin başlamakta olduğunu haber veriyor.

Vaktiyle entelektüelleri arasında İslâm’a geçme yarışına sahne olurken şu yakınlarda ‘İslâm-karşıtı’ havanın etkisini en fazla hissettirdiği ülkelerde…

Geçen haftayı geçirdiğim Berlin’de görüşme imkânı bulduğum kişilerden İslâm ve Müslüman karşıtı havanın giderek yayılmakta olduğu haberini almıştım; ancak Hıristiyanlığa geçişteki artıştan haberdar olabilmem için Guardian’da çıkan yazıyı okumam gerekti: Berlin’in kenar mahallerinden Steglitz’de, Trinity kilisesinin cemaati iki yılda 150’den 700’e fırlayıvermiş…

Yeni gelenler Müslüman iken Hıristiyanlığa geçenlermiş…

Berlin ve Hamburg’taki kiliseler toplu din değiştirme töreni (vaftizm) için belediyenin yüzme havuzlarını kullanmak zorunda kalmışlar.

2016 yılının ilk üç ayında Avusturya’daki Katolik kilisesi 300 dine kabul başvurusu alınca cemaat şaşırmış.

Gazetede başka ülkelerden de bunlara benzer geçiş öyküleri var; daha fazla canınızı sıkmamak için onları aktarmayayım.

Din değiştirenlerin bir bölümünün ana hareket noktası, zar zor yol bulduğu ülkenin kendisine ‘mülteci’ statüsü sağlamasını kazanmak amaçlıdır, hiç kuşku yok; ancak hepsinin öyle olmadığı anlaşılıyor. Kaldı ki, ne kadar zorda kalırsa kalsınlar, insanların din değiştirme yoluna gitmeyi hazmetmesi kolay değildir.

Özellikle de Müslümanların…

Zorda kalmalarının sebebi üzerinde de düşünmek lâzım.

Vebali büyük

11 Eylül uğursuz eylemlerinin ‘İslâm’ ile terörü eş-değerde görmeyi kolaylaştırması üzerinden geçen 15 yıl içerisinde, Müslümanlar, dünyanın çeşitli köşelerinde terör eylemleriyle gündeme geldiler. Bugün bölgemizdeki bir çok ülkede Müslüman kimlikli insanlar kan döküyor; hem de yine Müslümanların kanını…

IŞİD’i ve yaptıklarını düşünün…

Beğenilecek bir nokta yok bugünkü tabloda; ancak mevcut tabloyu başkalarını suçlamakta da kullanamayız. Terörü yöntem olarak benimseyenleri kınamakla yetinemeyiz; onların böyle bir yola başvurmalarını sağlayan zemini oluşturmak, çok daha farklı yöntemlerle çözülebilecek iç ve dış ihtilâfların sona erdirilmesinde silâhlı çatışma seçeneğini tercih etmek, tercihin yanlışlığı iyice ortaya çıktığında bile bunda ısrarcı olmak…

Kimin kabahati?

Hep teröristi suçlayarak bir yere varamayız, terörü üreten şartlarda pek çok kişi ve kesimin payı var.

Suriye bugün tek başına terör üreten bir ülke durumunda; iyi de bu durum sadece Suriyelilerin mi eseri?

Ülkemizi de vuruyor terör, bizim insanlarımız da hem bölgedeki başıbozukluktan hem de şiddetle sonuç alınabileceği yanlışlığını sürdüren içimizdeki örgütlerin eylemlerinden etkileniyor. Yetkililer terörü lânetlemede, teröristleri kınamada lâflarını hiç esirgemiyorlar; ne deseler haklılar da. Ancak, günlük hayhuy onları her gelişmeye tek taraflı bakmaya sevk ettiği için, büyük fotoğrafı göremiyor ve özellikle WP ve Guardian’ın gündeme getirdiği türden gelişmelerin yan etkilerini yeterince değerlendiremiyorlar.

Türkiye’yi ve bölgeyi terör sarmalından çıkarmak şart.

Aksi halde, 11 Eylül uğursuz eylemleriyle açılmış olan çığır, AK Parti iktidarı döneminde, siyasilerimizin en fazla değer verdiklerini kendi ağızlarından duyduğumuz İslâm dininin imajının onulmaz yaralar almasıyla devam edebilir.

Bunun vebalini hepimiz düşünelim.

12 YORUMLAR

  1. “Bunun vebalini hepimiz düşünelim.” demişsiniz. Düşündük ve bulduk:
    “…Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez…” (Maide-105)
    (… Eğer mü’min iseniz, üstün olan sizsiniz.” (Âl-i İmrân-139) Bu ayetler gösteriyor ki, günümüz islam aleminin fertlerinin problemi Kur’an’a göre (Kur’an ölçülerinde) “mü’min” ve “hidayet”te olamamak.

  2. İslam dininden çıkanların iyi analiz edilmesi gerekir, gerekçeleri nedir, ne umdular ne buldular vb. Her koşulda islama saldırmayı şiar edinmiş kimselerin araştırmaları baz alınarak olayı sonuçlandıramayız. Tşk. Fehmi Koru

  3. İşid gibi vahşi bir örgüt İslam adına ilk katliamları yaptığı dönemde onlara en güçlü ve aktif tepkiyi, yaptırımı islam dünyası ortaya koymalıydı. Bunu mümkün kılacak imkanlara sahip değil isek güçlü bir negatif propaganda yapabilirdik, ama yapmadık… bu gün için işid, daeş , el kaide gibi islam dini adına terörize olmuş grupların oluşturduğu İslam terörü algısını çürütmemizin bence tek yolu var; kendimize gelmek, bir silkinmek, üzerimizden ölü toprağını atmak, şuurlanmak. Ecdadımızın izlediği yolu bir irdelemek. Uluslarası ilişkiler profesörü bir hocamızdan duymuştum ve aklıma kazındı o cümle “bizde tebliğden ziyade temsil esastır” biz dediği Türk milleti yani, Ahmet yesevi geleneği, genetik kodlarımız. Yani İslamı kimseye kemiği olmayan dilimizle değil de, hal diliyle, tutum ve davranışlarımızla, mertliğimizle, cesaretimizle, dürüstlüğümüzle, çalışkanlığımızla, hakkaniyetimizle, asaletimizle, erdemlerimizle, merhamet ve cömertliğimizle; nitelemeler çoğaltılabilir; anlatmaya başladığımızda kimse İslam la terörü yan yana getiremiycektir. Ama biz müslümanlar böyle miskin, aklı uçkurunda, bütün hülyası mal mülk ve zevk peşinde koşmak olunca, trafikteki durumumuzu bir düşünün, önünüzde bir araba sığacak boşluk olunca yandaki hemen atlıyor dimi önünüze, ya da sağa döneceksiniz kuyruğa girmek yerine baş tarafa kaynak olan sürücüler, ya da siz yarım debriyaj giderken emniyet şeridinden devam edip emniyet şeridinin bittiği yerden ilk şeride kaynak olanlar…Allah korusun bir savaşa gircek olsak bu tarz insanlar cepheye gidermi, bence gitmez, saklanırlar, kaçarlar, peki biz gidelimmi? gidelim tabii, vatan kutsal, namusumuz dinimiz onurumuz için toprağımızı düşmana çiğnetmeyiz, lakin hadi biz gittik, geride bıraktıklarımız; eşlerimizin, kızlarımızın, analarımızın selamette olduğundan emin olabilirmiyiz, bir araba boyu açıklıkta önümüze geçen, emniyet şeridinden devam edip yol hakkımızı gaspeden, feribot kuyruğunda başa kaynak olan insan müsveddelerinin şerleri biz savaşa gidince korunaksız olduğunu düşündükleri namusumuza dokunurmu?! bence dokunur, ben o riski göze alamam şahsen.. Kimse gülmesin ya da yadırgamasın toplum olarak böyle aşağılık bir durumdayız bence. İslamın imajı için önce kendimizi bir hizaya çekmemiz lazım, eğitim şart, öğretim de şart ancak öncelikli ve elzem olan eğitim. Yoksa bu gidişle müslüman kelimesinin batılıya tek çağrıştırdığı kelime terorizm olmaz… Peygamberimiz(SAV), “Müslüman elinden ve dilinden emin olunan kimsedir” (Buhârî, Îmân 4, 5, Rikak 26; Müslim, Îmân 64, 65. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 2; Tirimizî, Kıyâmet 52, Îmân 12; Nesâî, Îmân 8, 9, 11) buyurmuş, etrafımıza ve kendimize bakalım varmı müslüman varsa kaç tane:)

  4. Sıra da Türkiye var Suriye yanıbasımızda artık kartlar acık oynanıyor terör örgütleriyle yapamadıklarında 3. Dünya Savası baslayacak ama bi fark var : Bütün Dünya Türkiyeye karşı…..

  5. Ne yazik ki ulkemizde ve cografyamizda olanlar yuzunden Dinimizin algilanis seklinde buyuk bir bir degisiklik oldu. Dini dilindan dusurmeyenler maneviyattan uzaklasip (ne sebeple olursa olsun) dunyaligin pesinde gozukunce, baris ve huzur dininin adini fitne fesat cikartmaya calisanlar kullanica bu celiskiler cografyamizda inanci zayiflatti. Ulkemizde Dinimizi en cok siyasetciler aniyor sonucta, bolgede de derdi fetih yapmak yani toprak almak olan bir teror orgutu var, halbuki ulkemizde yetismis-maddiyata bakmayan- bir tane bile populer Din Alimi yok, halkimiza ummetimize ve gayrimuslimlere barisi ve huzuru herkesin anlayacagi dilden anlatsin. Disaridan izleyenlerin tek gordukleri Musluman ulkelerdeki koltuk ve mulk kavgasi. Biz birey ve toplum olarak Islam’i anlamadikca baskalarina da anlatamayiz.

  6. KRAL ÇIPLAK !!!
    Sorgulanması gereken islamın kendisidir. İslam iyi, insanlar kötü kolaycılığının kimseye yararı yok. Yeryüzünde bir birini gırtlaklayan aynı dine mensup başka insanlar yok. Bu anlamsız vahşeti, bu anlamsız savaşı neyin beslediği iyice anlaşılmalıdır.

  7. Okuduğumuz gibi yazıda Batı illerinde, alışılmışın dışında, Müslümanların, ayartılmasından, başka bir dine geçmesinden bahsediliyor! Tek kelemiyle “ben Müslümanım” diyen her inanmış için kahredici bir durum bu! Çağa tanık olan her Müslüman tek tek bu kahredici süreçten mesulüdür, mesulüz. Hele yetki ve etki makamında olanlarımız daha da mesul. Halk ifadesiyle gavur gavurluğunu yapıyor, sorun Müslüman’ ın Müslüman’ lığını yapıp yapmadığıdır. Bırakın ecnebi diyarlarını, güya sükun içinde olan kendi yurt ve beldelerimizde dünyevileşme dalgası, kadim kaynaklardan kopukluk, ameli hayatın zayıflaması, keyfiyet olarak dindarlığın azalması kısaca Müslüman bir iradenin hayatımıza vaziyet edemeyişi vb. yaman açmazlarımız olmaktadır. Üstad‘ ın o bilinen ifadesiyle “Eğer biz doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete lâyık doğruluğu ve istikameti göstersek….” belki hakikat mecrasını bulacak; lakin bunun söylendiği kadar yalın ve kolay olmadığını da görüyoruz, biliyoruz. Her şeye rağmen, gereğini düşünmek ve yapmak kaydıyla, yine de ümitvar olmak durumundayız. Hülasa, “Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemâlâtını ef’âlimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri, elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler; belki küre-i arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyete dehâlet edecekler” (inşaallah)

  8. Sayin Koru, ic ulusal ve uluslararasi düsüncelerinize deger bicen bir olarak gelismelerden tedirginim. Bakin “Yazar Levent Gültekin, yaşanan süreçte bütün Türkiye’nin hedefte olduğunu ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını söyledi. Gültekin, “Hedeflenenlerin içerisinde cemaatler var, mezhepler var, ateistler var, çoluk çocuğumuz var… Yani geleceğimiz, yaşamımız, hayatımız… Hepsi hedefte ve şu anda zaten enkaz altında. İç savaşı göze almış bir lider var” diyor.

  9. S.a.

    Abi siteniz hayırlı olsun. Site için epey telif hakkı ödemediğinizi umarım !
    Yazılarınızı özlemiştik.
    Ayrıca son kitabınızı da okudum. Olaylara her zaman olduğu gibi objektif bakışınızı yansıtmışınız. Başarılarınızın devamı dileğiyle saygılar sunarım.

    Osman Sevimli

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here