Zamlar yağar, yokluklar olursa… Erken bir belediye seçimi değerlendirmesi…

22

Galiba biz ülke ve millet olarak seçimleri seviyoruz. İki-üç kişi bir araya geldiğimizde sözü mutlaka önümüzdeki seçime getirmenin, gazete köşelerinin her iki yazıda bir bu konuya ayrılmasının başka anlamı olabilir mi?

Bunları yaptığımız günler en yakın seçime yedi ay uzak olsa bile…

En yakın seçim belediye başkanlarıyla ilgili. Partiler hayli zamandır yerel seçime hazırlanıyorlar. İktidar partisi aralarında İstanbul ve Ankara’nın da bulunduğu altı ilin büyükşehir belediye başkanlarını istifaya zorladı ve yerlerine yeni başkanlar atadı. Gerekçe ‘metal yorgunluğu’ olarak açıklandı.

Ayrıca genel seçim öncesinde oluşturulmuş ve işe yaradığı görülmüş MHP ile ‘Cumhur İttifakı’nı yerel seçimde de sürdürme arayışına olumlu yaklaştığını ilan etti AK Parti. İttifakla amaçlananın MHP’li başkanlarca yönetilen belediyelerin yine MHP’de kalması olduğu belli. AK Parti de kaybedebileceği önemli belediyeleri bu sayede elinde tutabilme hesapları yapıyor.

Genel seçim başka, yerel seçim başka

Sistem değişikliği için gidilen 16 Nisan 2017 tarihli referandumda ‘Hayır’ oylarının önde çıktığı İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyelerini kaybetme endişesi, önümüzdeki seçim için de ittifakı yenilemeye zorluyor iktidar partisini…

Oysa yerel seçimde partilerin aleni ittifakı yasal açıdan sorunlu olduğu gibi, gerçekleşmesi ve işe yaraması da o kadar kolay değil. Seçmenlerin genel ve yerel seçimler arasında fark gördükleri ve sandık başında farklı motivasyonlarla hareket ettikleri biliniyor. Partilerin iki seçim oyları arasında görülen değişiklik bu gerçeğe işaret ediyor.

Bu gerçeği en iyi bilecek durumdaki politikacılar iktidar partisinde yer alıyor. Onların içinden çıktığı Refah Partisi ittifak kurarak gittiği 1991 seçiminde yüzde 16.88 oranında oy alabilmişken, 1994 yılında yapılan yerel seçimde adayları İstanbul (25.19) ve Ankara’da (27.3) belediye başkanlıklarını kazanabilmişti (Aynı seçimde RP’nin belediye meclisi oyu 19,13 idi).

İki seçimin aynı gün yapıldığı dönemler oldu, onlarda da partilerin oyları arasında farklar olduğu görüldü.

Sebebi açık: Vatandaş ülkeyi hangi partinin yöneteceğine karar verirken başka, semtini/ilçesini/kasabasını/ilini kimin yöneteceğine karar verirken başka güdülerle hareket ediyor.

Herhalde önümüzdeki yerel seçimde de vatandaşlar benzer bir davranış tarzı sergileyeceklerdir.

İttifakların bu sebeple işe yarayacağını sanmıyorum.

Yerelde zamlar ve yokluklar sonucu etkiler

Günümüzün şartları seçimi iktidar için biraz daha zor hale getiriyor.

En önemli unsur ekonomi. Henüz bütün boyutlarıyla kendini belli etmediği halde, ekonomide yaşanan olumsuzluklar, seçimi iktidar parti/leri hakkında bir sınava dönüştürme ihtimalini akla getiriyor. TL’nin değerinin düşmesi, ithalata dayalı bir ekonomi modelinde, kaçınılmaz olarak zamları gündeme taşıyor.

Türkiye yönetimde değişim ihtiyacının kendini belli ettiği her dönemi ya temel ihtiyaç maddelerinin bulunmaz hale geldiği ya da zamlı ürünlerin tencereleri ateşe döndürdüğü günlerin ardından yaşamıştı.

AK Parti’nin iktidarı da bir ekonomik kriz ardından mümkün olmamış mıydı?

Zamlar ve bazı ürünlerin yokluğu belediyeler için yapılacak seçimi doğrudan etkiler.

Bir de adayların durumu var.

‘Metal yorgunu’ olmakla itham edilen başkanların koltuklarını terk etmesi sonrasında yerlerine gelenler ilgi çeken birer başarı hikayesi yazamadılar. Tersine, yeni başkanlar, gidenlerden daha ‘yorgun’ bir görüntü veriyor. Bunda muhtemelen onların ‘seçimde aday olmama’ şartı ile göreve getirilmiş olmalarının da payı vardır.

Atama yoluyla iş başına getirilmiş başkanların düşük performansı vatandaşın karşısına ‘aday’ olarak çıkartılacak partililerin vatandaştaki algısını da olumsuz etkileyebilir.

Partiler bu kez de adaylarını merkez yoklaması ile belirleyecekse tabii…

Yine aynı yöntemle mi belirlenecek adaylar?

Galiba öyle.

Ön seçim yapan daha şanslı

Eskiden, seçimlerde adayları birkaç kişiden oluşan dar bir kadro değil, adaylıkların söz konusu olduğu yerleşim yerinin bu amaçla seçilmiş delegeleri belirler ve bunu ‘ön seçim’ ile gerçekleştirirlerdi. Sayıları yüzler bazı yerlerde binlerle ifade edilen delegelerin seçtiği adayların yarıştığı seçimler daha anlamlı olur, seçilenler de kendilerini merkezden çok seçildiği yerin halkına borçlu hissederlerdi.

Önümüzdeki seçimde eski yöntemi devreye sokan, adaylarını ‘ön seçim’ ile belirleyen partiler yarışı daha heyecanlı hale getirebilir.

Hatta bağımsız adayların dahi bu seçimde şansı olabilir.

Görüyorsunuz, yazarınız bile, henüz sandık başına gitmeye aylar varken, kendisini tutamayıp yerel seçimle ilgili bu yazıyı yazabildi.

Yalan söyleyecek değilim, seçimleri ben de seviyorum.

ΩΩΩΩ

22 YORUMLAR

  1. Bir terziyi düşünelim, sipariş ettiğimiz elbiseyi dikerken, bende yapabilirim ya da ben daha iyi dikerim diyebilen varmı( meslektaş olmamak şartıyla tabii), bir yazılım mühendisinin yaptığı işi, ya da bir cerrah ben daha kısa sürede ve sağlam yapardım o ameliyatı dediğiniz oluyor mu? Halbuki siyasilerin verdiği kararları sürekli eleştiriyor ve daha doğru kararlar alabiliyoruz. Hepimiz yönetime adayız nerdeyse. Neden acaba?
    Yönetimde bulunan kişilerde öncelikle aranacak özellikler belli; adil, dürüst, erdemli, cesaretli.. liste uzayabilir. Vicdan tekdir. Yani vicdan terazisi sağcısında da solcusunda da, CHP lisinde de AKP lisinde de aynı hassasiyetle tartar. Lakin bazılarının çıkarı zedelendiği zaman dili o tartı sonucunu farklı zikredebilir. Memleket olarak zor günlerden geçiyoruz, herkesi tasarrufa ve birikimlerini tl varlıklara dönüştürmeye çağırdı reis. Sonra da kalktı 500 milyon dolarlık uçağa müşteri oldu. İşden çıkarılmış biri evindeki oturma grubunu yeniliyor, üstelik oturma grubunun bir hatası da yok, daha lüks ve rahat olanla değiştiriyor. Katarın hediye edip etmemesi önemli değil, hediye etmeseydi müşteriydin. 500 milyon dolar değil de 400 e inselerdi alıcakmıydın. Kimden çıkıcaktı o para.
    Peki suçlu kim, suçlu ben, zira ben seçtim. Benim yanılmam ülkeyi yanılttı. Suçum sabit ama ikna yeteneği yüksek idi. Bu memlekette yönetime getirecek daha dürüst daha adil daha erdemli bir alternatif yok idi.
    Ben diyorum ki hasbel kader doğru bir insan gelirse ülke ileriye doğru bir miktar yol alıyor daha sonra liyakatsiz bir insan geldiğinde alınan mesafeler bir anda kaybediliyor ve başladığımız yere dönüyoruz veya başarılı olan o kişi bir süre sonra o rahatlığa ve lükse alışıyor ve ihtiraslar devreye giriyor. Diyeceğim o ki demokrasi çok iyi birşey. Çok iyi düşünmüşler vaktinde.

  2. Ülkenin gündemi bu mu Allah aşkına? Kazım Güleçyüz’un bugünkü yazısını tavsiye ederim. Sorunları tek tek sıralamış. Onlar çözülmediği sürece iyiye gidemeyiz. Keşke seçilmiş yazılara en başa onu koysaydiniz Sn. Koru.

  3. Seçimle ilgili yazı bana da sıkıntı verdi, okumaya başladım ama sonunu getiremedim. Dün Sn. A. Serdar ve H. Akyol’un dokunduğu, kendimce de önemli bulduğum bir konuya girmeyi tercih ettim:

    The cemaat ve cemaatler…..

    Hemen herkes Türkiyede çeşitli cemaatlerin varlığını bilir. Bu konularda sadece genel bilgisi olan gruba dahilim. İdeal olarak, bütün cemaatler kurulduklari andan itibaren şeffaf ve halka açık olmalıdır. Hangi amaçla kurulduğu, topluma hizmetinin ne olduğu, yönetimine dair parasal kaynakları, yönetimin nasıl çalıştığı anlaşilabilir metinlerle tüzüğünde belirtilmeli ve denetime açık olmalıdır. Bu hem iç denetim ve hem de dışardan denetim şeklinde olmalıdır. Dış denetimler kültür, maliye, milli eğitim Bakanlığı (veya alt kuruluşları) ve diyanet temsilcileri ve emsal nitelikte başka cemaat temsilcilerinden karma heyetlerce olmalıdır. Cemaatin/derneğin topluma ülkeye faydaları ölçülebilmeli ve diğerleri arasında bir şekilde derecelendirilebilmelidir. Başarılıysa ödüllendirilmelidir. Başarısızsa ikaz ve kötü puanla cezalandırılmalı yararlı olmaya teşvik edilmelidir.. Topluma bir yararı yoksa ve özellikle kanıtlanabilir zararı varsa gerekçeli olarak o zaman kapatılmalıdır.

    Cemaat heyecanla-hizmet aşkıyla bir iki kişinin ortaya çıkmasıyla “ben- yaptım-oldu” şeklinde kurulmuşsa, ancak profesyonel şeffaflıktan ziyade müphemlik içeriyorsa sonuçta bir kaç kişinin tekelinde ve inisiyatifinde kalır. Bu şekilde başlamış olsa bile eğitime önem veren bir cemaatte, eğitimin verdiği bilgi ve muhakeme tekrardan şekillenmeye-derlenip toparlanmaya imkan verememişse, bu başlı başına sorgulanacak ve eleştirilecek bir durumdur (Akıl-İman Sentezi!). Cemaat dini nitelikli ise kutsiyet, kurucularına saygı hep ön planda olacağı için cemaatle ilgili konular ve yönetimi zamanla sorgulanamaz bir hale gelir (ezbere Müslümanlık!). Halktan zaman zaman aldığı çeşitli reaksiyonlara göre kendine ayar vermek, endişeleri gidermek yerine daha cok icine kapanıp ve gizlilige bürünürse riskli ve tehlikeli bir yola girdi demektir. Kendilerince topluma faydali işler yapmiş olmalarina ragmen kendi gruplarina para ve menfaat teminiyle etkinliklerinde olabildigince büyümeye odaklanirlar. İstikrarli çalışma kesinlikle başarı ve popularite getirir ve bu şekilde başka grupların dikkatini çekmeğe başlarlar. Hizmet aşkıyla başkalarını kullanıyorken, zamanla kullanılmaya elverişli bir araç haline gelebilirler. Bu ülke içinde olabildiği gibi dışarda da olabilir. Yani hizmet amaçlı başlamış olmasına rağmen işin yönü bir noktada hizmet kisvesi ile dışarlıklı amaçlara hizmete dönüverir de bundan cemaatin büyük kısmı haberdar bile olmaz. Gün gelir iş menfaat çatışmalarıyla kontrolden çıkar. Büyüklüklerine göre başkalarını hedef alırlar ve de başkalarınca hedef olurlar. Neticede iş nefs ve izzeti nefs mücadelesine dönüşür ve büyük kayıplarla bu günlere gelinir. Gelecekte nahoş olaylar yaşanmaması için cemaatler konusuna el atılacakmış, kapanacakmış vs diye haberlere rastlamıştım. Kapatılmayıp denetimle topluma-ülkeye yararlı hale getirilmesi önemli. Bunun da yolu her şeyin açık-şeffaf ve periyodik olarak denetlemeye tabi olmasıdır.

    Periyodik denetlemenin yanı sıra, performans değerlendirmesi gelişmiş ülkelerde her yıl veya iki yılda bir mutlaka yapılır. Örneğin, bir şirket çalışanları için, o gün adeta bir “karne günü”dür. Bu şekilde kimin işinin ehli kimin olmadığı da zamanla ortaya çıkar. İşinin ehli olmayanlar bir şekilde sistemden ayıklanır. Gelişmişlik bunu gerektirir.

  4. bu, yüksek faiz artırımına rağmen doların hemen 6.40’lara gelmesi, acaba hükümetin hala, “eyy!” ile işleri idare edeceğini zannedecek kadar gerçeklerden kopuk olması ile alakalı olabilir mi?
    – mesela ihracat bedelinin %80’nin tlye çevrilmesi
    – mesela dolarla yapılan sözleşmelerin tl ile yapılması zorunluluğu vb. gibi.

  5. Seçime ilişkin yazı okumaktan ve konuşmaktan bıktım. Sayın Koru’nun yazısının da sadece girişini okudum. Hepsini okumayı hiç canım istemedi. Geçenlerde Ocak Medya yazarlarından Adelina Sfishta hanımın yazısını okumuştum bence günümüzde seçimler üzerine yazılmış en iyi yazı o. Gerisi laf ı güzaf gibi geliyor bana.

    • Evet çok fantastik ve okunmaya değer bir yazı ama maalesef gerçekçi değil. Bu görüşün önünde aşılması zor tabular var ve bu tabuları yıkmak hicde kolay değil.

  6. Seçimlerden ziyade seçim konuşmayı seviyoruz. Çünkü seçim konuşmak acı veren gerçeklerimizden uzaklaştırıyor bizi,
    Ve bizi hoş duygulara sevkeden umutlarımız( hayallerimizi) ile meşgul ederek iztirap veren gerçeklerimizden ayrılıp nefes aldırıyor bize.

    Kim hergun şu sorunları düşünmek ister ki;
    3 ay içinde 120 milyar doları nasıl ödeyeceğiz?
    İdlibde harcadigimiz onca emek para boşami gidecek?
    Ergenekon CHP yi elemi geçirecek?
    Deniz kuvvetlerinde kimse darbeye katılmadığı halde 4800 subay nasıl darbeci yapılıp ordudan atılarak deniz kuvvetlerinin içi posaltildi?
    850 bin civarında insanın kayıtlı olduğu fetömetre daha kaç kişiyi kaydedecek ve bununla nihai olarak ne amaçlaniyor?(içinde sivilleri de olduğu bu yazılıma hangi siyasiler kaydedildi?)
    Dolar Kuru nekadar daha yükselecek?

    Yüzlerce soru sıralanabilir.

    Bu sorulardan kaçmanın en iyi yoludur seçim konusu.

  7. Türkiye’nin bir numaralı ülke sorunu siyasettir. Pkk’nın temsilcileri Meclisimize milletvekili olarak girebiliyorsa, yolsuzluğa karıştığı tescillenmiş kişiler parti liderliği yapabiliyorsa, bunun sebebi siyasettir, yani siyasi partilerdir. Gelişmiş demokratik ülkelerde siyasi partiler ülkenin en önemli kurumlarıdır. Anayasa mahkemesinin bile üzerinde bir değere sahiptir. Siyasetçi olmak en onur verici meslektir. Ancak Türkiye’de siyasi parti denince veya siyasetçi denince, insanlar mesafeli yaklaşmaya çalışıyor. Türkiye’de siyaset denince akla yalan, dolan, yalakalık, rüşvet, kayırma geliyor. İşte bu yüzden Ülkede siyasetle uğraşması gereken pekçok, bilim adamı, akademisyen ve sanatçı, kendilerini lekeleyeceği gerekçesiyle siyasetin uzağında kalıyor. “Siyaset Reformu” şarttır. Demokrasinin ön şartı “parti içi demokrasi” dir. Parti içi demokrasi sayesinde seçimlerde R.Tayyip Erdoğan’dan daha iyi bir lideri seçmek şansımız olacakken, şimdiki Yasa buna müsaade etmiyor. Kötünün içinde en iyisi ile idare etmek, hatta bulmuşken onu da elinden kaybetmemek için insanları mücadeleye zorluyor. ABD’de böyle değil. D. Trump’ın başına bir iş gelse, ABD’ye hiçbir şey olmaz, hatta onlar için daha bile iyi olabilir. Ama R.T.E.’na birşey olsa (Allah muhafaza) yer yerinden oynar. Türkiye 16 yılda kazandığı az buçuk birikimi bir anda yok olup gider. Siyasi Partiler Kanunu Kenan evren’in çıkardığı bir yasadır. Bu yasa, en önemli kurumlar olan siyasi partilerin iplerini, tamamen parti liderine teslim etmiştir. Siyasi partilerin en önemli mekanizmalarının işleyişini kanunla belirlemek yerine, parti tüzüğü ile tamamen parti liderlerine bırakmıştır.

  8. dolar 6.30’u tekrar geçmiş.
    seçimlerden çok önce defalarca yazdım kontrol kaybedilmek üzere. tünelden önceki son çıkış diye. akpye oy verenler seçimler sonra “elimiz kırılsaydı da vermeseydik diyecekler” diye.
    – Bir süre önce de faiz artırımını eleştirmiştim.
    – Türkiyedeki bozulma, davutoğlunun gönderilip “dünya lideri”nin hakimiyetinin pekiştiği ve hukukun iyice katledildiği kanunların bile kaale alınmamaya başlandığı zaman hızlanmaya başladı ve son referandum ve seçimle, yani “dünya lideri”nin hakimiyetinin yasal zemine de kavuşması ile artık dönülmez noktaya geldi.

    – Artık akp iktidardan gitmedikten sonra ekonomi düzelmez. Özellikle de “dünya lideri”nin iktidarı bırakması lazım.
    – “dünya lideri” iktidarı bıraktıktan sonra, hızlı bir şekilde, hukukun üstünlüğünün tesisi gerekiyor.
    – demokrasiye dönülmesi gerekiyor.
    – denetleme ve kontrol mekanizmalarının yeniden kurulması gerekiyor.
    – kurumların arpalık olarak kullanılmasından kurtarılması ve iş bilen insanların görevlere getirilmesi gerekiyor.
    – bundan sonra da gelecek olan mutabakat hükümetinin, tüketim ve israf ekonomisinden üretim ekonomisine dönüş için bir proğram oluşturması ve bu proğramı hızlı bir şekilde uygulamaya sokması gerekiyor.
    – Fakat ne yazıkki, artık imf’ye tekrar muhtaç durumdayız. imf ile, türkiyenin yapabilecekleri ve yapamayacakları, imkanları ve handikapları iyice belirlenip bir ortak proğram oluşturulması gerekiyor.
    – Bunlar yapılırsa, benim tahminim yine en az 5 yıl gerekiyor. bunlar yapılmazsa türkiye hem daha kötüye gider, hem de düze çıkma süresi çok çok daha uzar. yani kaybedilecek her bir gün, düze çıkmak için 2 gün daha fazla zaman gerektiriyor artık.
    – Yukarda yazdıklarım içinde 2 nokta tartışılabilir:
    -1- Krizden çıkış süresi: Ben 5 yıl yazdım ancak 5 yıl olmaz 10 yıl olur ya da daha az süre olur. bu tartışılır.
    -2- imf ile anlaşma. bunun çok iyi düşünülmesi, imfye gitmeden önce nelerin, nasıl yapılacağının iyi belirlenmesi lazım. yoksa imf ile anlaşma otomatik olarak türkiyenin krizden çıkışına destek olur anlamına gelmeyebilir. yani yapılacak anlaşma türkiyedeki krizin daha uzun sürmesine de neden olabilir. bu nedenle imf ile anlaşmak gerekiyor ancak bu anlaşmanın şartlarının iyi belirlenmesi, üzerinde epey tartışılması, nelerin nasıl yapılacağının, daha anlaşma masasına oturmadan önce hükümet tarafından (burda mutabakat hükümetini kastediyorum), sivil toplum kuruluşlarının da görüşleri alınarak, belirlenmesi gerekiyor.

    – Seçimler ile ilgili olarak da:
    -1- Bütün muhaliflerin yerel seçimlerde işbirliği yapmanın yollarını araması gerekiyor.
    -2- siyasi partilerin önseçime yönelmeleri gerekiyor. bunun için de sıradan vatandaştan siyasi parti üyelerine kadar, herkesin, önseçimler için parti yönetimlerini zorlaması gerekiyor.
    -3- seçmenlerin de, önseçimle aday olanlara veya bağımsız adaylara oy vereceklerini belli etmeleri ve bu adaylardan birisine oy vermeleri gerekiyor.

    • Hamza bey boşuna hayal kurmayın idareciler son sürat Venezüela istikametine gaza basıyor. Seçimmi dediniz merak etmeyin bütün diktatörlük lerde olduğu gibi onuda hallediyorlar zaten .Atı alan Üsküdar’ı geçti yazıl oldu güzel memleketim.

  9. Doların sorunu ne/kim?

    https://www.sozcu.com.tr/2018/ekonomi/dolar-ne-kadar-oldu-18-09-2018-2631834/

    “Dolar ne kadar oldu? Dolar kurunda son durum…
    Dolar/TL 6.40’ın üzerine çıktı. Böylece faiz artırımı öncesi olduğu seviyeyi de aşmış oldu. 13 Eylül Perşembe günü faiz artırımı öncesi dolar 6.30-6.35 bandında işlem görüyordu.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TCMB ve İş Bankası’na yönelik son açıklamalarının talihsiz bir zamana denk geldiğini ve OVP bekleyişinde olan piyasalarda negatif algı yarattığını söyleyen bir analist, “Diğer taraftan TCMB kararından sonra kurun gerilemesi halinde alım yapmak için bekleyen lokallerin döviz talebi de devam ediyor. TCMB’nin agresif faiz artırım yapacağı beklentisiyle yabancılar 6.5 civarında ciddi dolar satmıştı. Karar sonrası kurun 6 civarına gerilemesiyle birlikte yabancının kâr realizasyonunu görüyoruz” dedi.”

    1-Sorun adı açıklanmayan analist / ülkemizin geldiği konumu çekemeyen provokatör terörist mi? (Eskiden adı açıklanmayan üst rütbeliler olurdu gazete sütunlarında)
    2-Sorun analistin adının açıklanamaması mı?
    3-Sorun Cumhurbaşkanının iradesine rağmen faiz artırımı (hem de yüksek oranda) yapan Merkez Bankası Başkanı mı?
    4-Sorun doğru oran ve zamanda faiz artırımını yapmayan/yapamayan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası mı?
    5-Sorun ekonomik durumdaki sıkıntıların geçici olduğu en üst yetkili ağızlar tarafından belirtilmesine rağmen bunlara inanmamakta ayak direten bir kısım vatandaşlar mı?
    6- Sorun ya da bunlardan hiçbiri mi? Doğru soruları bulamamak/soramamak mı?

  10. Çözüm: Semt Kooperatifleri
    Eskiden bürokratlar vardı. Görevleri vatandaşa zorluk çıkarmaktı. Millettekileri vardı görevleri vatandaşla bürokratlar arasında aracı olmak, sorunları çözmekti. Milletvekillerini yöneticiler atardı ama halkın işlerini takip ederlerdi. Başka işeri yoktu. Bir görevleri de meclise gelen ve hükümet tarafından hazırlanan kanunları parmak kaldırarak onaylamaktı.
    Halk böylece yönetiliyordu. Bu düzen bugün yok olmuştur. Meclis denetimi kalkınca milletvekillerinin bürokratlar üzerinde baskısı da kalkmış oluyor. Yeni düzen nasıl oluşacak belli değil. İşin olmadı, ne yapacaksın? Milletvekilini aracı yapamazsın. Diğer partileri aracı yapamazsın. Ancak iktidar partisini aracı yaparsın. Bürokratlar artık milletvekillerine değil iktidar partisinin il başkanlarına veya merkez karar üyelerine baş vurmak zorunda kalacaklardır.
    Görevliler daha bu mekanizmaya alışık değiller. Bakanlar buna alışık değiller. Ne kadar zaman sonra bu mekanizma çalışacak belli değil. Benzer şekilde eğer bu mekanizma çalışacaksa CHP belediye başkanları veya MHP belediye başkanları kimin dediklerini yapacaklar? Kendi partilerinin mi yoksa AK Parti’nin mi, belli değil.
    Halk ne yapacak? İşini yaptırabilmek için AK Parti’nin yöneticilerini dinleyecek başkanları seçmek zorunda kalacaktır. Bu yeni düzen belki 20 sene içinde bile oturmaz. O halde ne olacak, Türkiye 20 sene içinde ıstıraplı günler yaşayacaktır. Halk inim inim inleyecek, devlet işleri yürütemeyecek. İşte Sermaye bunun için ‘Evet’leri destekledi. Mevcut düzen oturmuştu. Sermaye söz geçiremiyordu.
    Halk ne yapmalıdır? Halk şunu bilmelidir ki tek başına bürokratlarla uğraşamaz. Bürokratlar da ne yapacaklarını bilemez durumdalar. Tek çözüm yolu vardır; Semt Kooperatifleri kurulacak. Bu kooperatifler hukukçuları bulunduracak. Devletle olan işleri artık ahbap ilişkileri ile değil de mevzuata göre yürütecektir.
    Merkez semt kooperatifleri olacak. Taşra kooperatiflere hizmet edecekler. Bürokratların nezdinde merkez kooperatifinin genel hizmet temsilcileri işleri takip edecektir. Başka çıkar yol bulunamayınca herkes yasalara uymak zorunda kalır.

  11. iktidar yerel seçimleri kaybetmek isteyebilir.
    Yeni Belediye başkanları bu büyük borç yükü Altın’da kalıp halkın eskiden borçla yapılan hizmetlerini görüp yeni başkanlardan iktidara şikayetçi olur. Medya desteğiyle Başkan’dan yeni başkanların görevden alınması Gündeme gelir.
    Halka bakın bizden başka size kimse doğru dürüst hizmet edemez mesajin verilir. Gelecek başkanlik seçimi garantiye alınmak istenebilir.
    Yalniz çok tehlikeli bir senaryo bu seçim kaybetmeye başlandimi artık toparlanmak çok zordur.
    Uçak birlere burnu aşağı düşerse onun burnunu kaldırmak gibi.

  12. Neden seçimleri severiz?
    Seçim zamanı bizim gibi sıradan insanlar siyasetçiler Tarafından kiymeti harbiyesi olur ve reyı için ÇOĞU zaman hürmet edildiği için.
    Yoksa oy atıldıktan son ta bir poh yerine konulmayacağını bilir, olsun üç günde olsa adam yerine konulmak dahı bizi çok mutlu eder. Sanki hükümetleri biz kurarız havalarında oluruz.
    Tanımadiğimiz politikacıları severiz veya nefret ederiz.
    Lider E oy atılan yerlerde hoş bir önemi de yok bunun sanki lideri kim tanıyormuş.
    Hasbelkader mesai arkadaşınız partı lideri olur Bakarsınız bilmem ne Köyü’ndeki köy kahvesındekiler sizden çok tanıyorlar gibi atıp yutmalar.
    Evet daha iyisi bulunamadığından demokrası en az kusurlu yönetim Şekli.
    Bana göre en büyük eksığı herkesın reyının Eşit olması.
    Vatandaşlik testi ile oy vereceklerın oy katsayısı belirlenmesi bana göre en iyi Yöntem.
    Birde ödediği vergi oy katsayısı için baz alınabılır.
    Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olurum?
    Benim gibi avam biri Rahmi koç kadar ülke gerçeklerini nasıl görür.
    Her görüşten binlerce isim var başarı hikayeleri olanlar nasıl olur benim gibi evin yolunu zor bulan basit bir aileyi ve ekonomisini yönetmekten aciz kişilerle Eşit olabilir.
    Bütün sıkıntı burada aslında.
    Kendi ve ailesini doğru dürüst yönetemeyenlerin ülkeyi yönetmek için ret kullanması.
    Geldi zenginler veya paranın sahipleri bunun çaresini bulmuşlar herzaman olduğu gibi medya sayesınde.
    Böylelikle yıne para sahiplerinin dediği olur.
    Yakından tanıdıklarını bile öyle tanıtırkı sen bile beni bile anlatsalar kendimi öyle sanatım dersın.
    Dürüst olanı hirsiz, Hırsızı en dürüst sanarsın.
    Dolayısıyla milyonlar aslında tanımadığı ama zenginlerin tanıttığı insanları seçerler.
    Adayları kim seçıyor sanıyorsunuz.
    Biz sadece tanımadığımız elmalardan emaz çürüğünü seçebilirseniz en bilinçli Seçmen oluruzki o bile partı ve lider bağnazlığınızdan işe yaramaz ÇOĞU kere.
    Seçtiğimiz Belediye başkanları seçim gelmeden görevden alınması ne demek.
    Ey halkım seçim aslinda birşey değil. Sen onlara değil bana oy verdin demek.
    Bundan sonra seçilenin görevden alınmayacağı garantısı yok demek. Zahmet olmazsa oy kullan. Eğer halkın ekseriyeti buna normal zamanda tepkı koymadıysa ben bir kişiye oy veririm gerisi teferruat dıyor demektır.
    Bu seçimde tek adamın hilafına iş olursa vatandaş cebi ateş aldığındandır.
    Tek adam birşeyi çok iyi biliyor vatandaşın cebine dokunan yanar.
    Bunun için seçim olana kadar durumu ıdare etmek zorunda.
    Ne yapıp edıp bu yıl yerel seçimleri yapması Lazım.
    Zaman’ın aleyhınde işlediğini ondan iyi bilen tilki şimdiye kadar yok ki hep Kazandı.
    Son seçim kaldı bir şekilde seçim erkene alınması gerek Say’ı yetiyorsa transfer bile olabılır borsa açılır bu iş halledilir.
    YadA zorlamalarla ülke ve vatan tehlikede denir C. Kararnamesiyle erkene alınmak zorunda.
    YadA biryerden çok fahiş maliyetle para temin edilirse seçim o zaman martta yapılabılır.
    Tek adam bilirki eğer yerel seçimde iki büyük Şehr-i kaybederse bundan sonra birden etrafı boşalır. Şimdi yüzünü dönenler hemen Sırtını dönerler.
    Bilirizki seçim kaybedince artık Dikil tutmaz.
    ÖZAL yerel seçimde ilk ölümcül darbeye Aldı. Üzerimizden silindir geçti dediler. Sonuç ANAP el Fatiha.
    Millet o zaman Saray’ın korkuluk demirlerini ısırmaya başlar.
    Ekonomik sıkıntı kadar milleti harekete geçiren başka birşey olmamıştır tarihte.
    Demem o ki seçimleri Alman’ın yolu halkı rahatlatmaktadır geçer, bunun çareside parayı birşekilde bulma başarisini göstermekten geçer.
    Para bulundu ortaklığa devam.
    Para bulunamadı Öküz öldü Ortaklık bozuldu dermiş eskilerimiz.
    Bütün zimmi veya gönüllü şimdiki ittifaklar para bulunursa ve seçimler alınırsa devam eder.
    Para bulunamazsa o zaman durum vahimdir.
    Bunuda en iyi bilme Makamında olanlar bilir vesselam.
    .

  13. Dostlar hayatın kendisi bir seçim değil mi zaten. İnsan yaratıldığı günden beri kendisine yüce yaratıcı tarafından verilen cüz-i irade ile hep seçim yapmıyor mu ? Allah’ın insana bahşettiği akıl nimetini kullanıp düşünebilen,sorgulayabilen,araştırabilen ve hem kafa gözü ile hem de gönül gözü ile hayatı,insanları,olayları,çevreyi,gelişmeleri, vb. Şeyleri takip edip, olması gereken doğru kararları verenler dünya ve ahiret kurtuluşuna erenlerdir. Biz toplum olarak hastalıklı bir hal almışız, kendimizi düzeltemiyoruz ki baştakileri düzeltelim. Baksanıza zulmün ,hataların karşısında susan diller, bakar körler, işiten ama duymayan sağırların olduğu bir ülke ye dönüşmüşüz. Mehmet akif’in dediği gibi “dinleri var yaşayışımız gibi, yaşayışları var dinimiz gibi” 1930 yılların Avrupası için söylemiş ve yıllar geçmiş bu sözleri ortadan kaldıracak bir değişim farklılık var mı sizce. Saygılar.

    • Mehmet akif’in dediği gibi “dinleri var yaşayışımız gibi, yaşayışları var dinimiz gibi” 1930 yılların Avrupası için söylemiş ve yıllar geçmiş bu sözleri ortadan kaldıracak bir değişim farklılık var mı sizce.

      Bu sözleri ortadan kaldiracak değişim farklılık şöyle dursun! Dahda kuvvetlendirecek delillerin sayısı artarak deam ediyor.

  14. Koru’nun bir önceki, konuyla ilgili ”AK Parti ve MHP ittifak tazeliyor…” yazısına yaptığım yorumumun sonuç kısmını; (önümüzdeki yerel seçimlerde) ”Yeterli ve etkin olamayan, zayıf; dürüst davranmayan ve umut vaat etmeyen bir muhalefetin varlığı;
    Giderek üzerimize boca edilen dış baskılar ve beka meselesinin, seçmen davranışında iktidar ile ‘devletleşmiş’ bir AK Parti-MHP ittifakı lehine bir rol oynayacağı olgusu etkin olacaktır.
    Uzun bir aradan sonra konjonktürün dayattığı şartlar nedeniyle, AK Parti daha rahat bir seçim sath-ı mailine giriyor..bence.” diye bağlamıştım.

    Buna ilave olarak bugünkü yazısına: Dünkü yazısından öğrendiğimiz dış borç miktarı 450 milyar dolar civarında olan ülkemizin, bu borcunda belediyelerinde payı var..yani belediyelerimizde borç batağında.

    Ülkenin bu devasa borcunu (diğer sorunlarıyla beraber) yüklenmekten köşe bucak kaçan ana muhalefet partisi (CHP’nin iktidar olma derdinin olmayışı) gibi yerelde de, şehirlerin s.o.s. veren altyapıları ve borç yükünü yüklenmek isteyen, iktidar/ittifak partisinden olacak adaylardan başka kim/ler olabilir ki?

    Muhalefetten(olabilecek) herhangi bir belediye başkanı muhalif olmanın faturasını; geri dönen projeleri, teslim edilmeyen ödenekleri ve devletin diğer kurumları ile ilinin iktidar/ittifak milletvekillerinin nezdinde bir ‘cüzamlı’ muamelesi görerek ödeyeceğini bilmez mi? Yerel halka vere(meye)ceği hesabı da cabası… Üstüne, ağır ekonomik şartların artarak devam edeceği ve ödeneklerin kısıtlanacağı bu zamanda bu ‘ateşten gömleği’ giymeye kim -bu yoklukta ‘vurgun yapmaya’ gelmek isteyenler dahil- cesaret edebilir? Bu şartlarda bir aday enflasyonu beklenmemeli.

    Evet, iktidarının müsebbibi, onunla beraber muhalefetinde sorumlusu olduğu günümüzdeki olumsuz tabloya rağmen, önümüzdeki yerel seçimlere, iç ve dış düşmanlar söylemi ile beka duygusunun hala ağır bastığı bir düzlemde, iktidar/ittifak partisi adayları daha avantajlı girecek.

    • Seçime kadar dağıtılacak ulufelerle ekonomiyi ayakta tutmak hedefleniyorsa dediğiniz şey gerçekleşir. Lakin ulufenin sonu da yıkımdır. Velhasıl kaçış yok ya ekonomiden feragat edilecek yahut belediyelerden. “Ülkem yansın,alışıktır bizim insanımız; yeter ki makamlarımızdan olmayalım” ağır basarsa işte o vakit halimiz hepten dumandır. Basiret sahibi idareciler ülkenin bekası için aklı selimle hareket ederler inşallah.

  15. Esasında seçimden çok siyaset konuşmayı seviyoruz. E siyaset konuşmanın en büyük vesilesi de seçim olduğuna göre seçimin öncesinde ve sonrasında siyaset konuşmak ve yazmak doğal olarak artıyor.
    İster yerel ister genel olsun seçimlere en büyük etkiyi tabii ki ekonomik durum yapıyor, ancak artık vatandaş oy verirken tercihini etkileyebilecek konularda sadece mevcut durumun tespitini göz önüne almıyor, bu duruma yol açan sebepleri, bu sebepler üzerindeki etkileyici faktörleri ve bu faktörler üzerinde iktidarın olumlu-olumsuz etkisini ve sorumluluğunu , niyetini, çabasını ve gayretini de dikkate alıyor.
    Bu sebeple yalnızca ekonomik durumun iyi olmadığı tespiti iktidar aleyhine bir dalga yaratmaya yetmiyor. Hatta bu tesbit karşısında iktidarın karşı tepki ve uygulamaya başladığı veya başlayacağı tedbir ve programlar hakkında oluşacak güven ve muhalefetin alternatif üretememesi iktidar desteğinin artmasına bile yol açabilir.
    Bu yüzden ekonomi problemli o zaman iktidar bu seçimde zayıflar kurgusu otomatik olarak gerçekleşmeyebilir, hatta tersine sonuç verebilir.

    • sözcüden murat muratoğlunun köşe yazısından bir alıntı:
      “Hikâyenin başı daha da vahim! Biz uçağı almaya niyetlenmişiz… Fiyat sormuşuz. Katar bize hediye etmiş. Hani krizdeydik? Birlik beraberlik içinde dolar bozdurup kemer sıkıyorduk?
      Bu uçağın 8 tanesinin parası, Türk Hava Yolları’nın borsada komple satış fiyatı… Dört milyar dolar! Yahu bizim böyle bir zamanda uçağa ihtiyacımız mı var fiyat soruyoruz? Hangarlarda yer, bütçede para kalmadı. Ocak-Ağustos döneminde bütçe açığı 51 milyar liraya çıktı!”
      – necip güven utanır mı? utanacak olsa yandaş olmaz. ülkeyi batırdıklarını bile bile utanmadılar ki ülke batınca utansınlar.
      – yüz pahalı olduğu için muhamba ithal etmişler. daha ucuza geliyor. onu yamamışlar.

      • Şu uçak işlerine ait sağlıklı bilgileri nerede bulabiliriz, merak etmeğe başladım. Bir yazıda Başbakana özel ilk uçak Özal zamanında alınmış diye okuduğumu hatırlıyorum (galiba Barlas’ın bir yazısında). Şimdi, Başkan’ın kaç tane uçağı var, 11 tane deniyor, inanalım mı? Benim pek inanasım gelmiyor Türkiye Özal’dan bu yana 10 kat mı büyüdü? niye bu kadar uçak var? doğruysa bu, israfın daniskası değil de nedir?! 1000 küsur odalı Külliye-Saray konusu nasıl eleştirildiyse bu konu da eleştirilir. Bu konuda resmi bir açıklama yapılmalı ve 11 özel uçağa sahip olmanın gerekçeleri halka izah edilmeli…

        Necip bey Hamza beye açıklama yaparken bu konuya da değinirse bilgi sahibi oluruz. Bu rakamlar doğruysa, merak ettiğim konu bu kadar uçağı kendisi mi istiyor, yoksa onun iyiliğini pek istemeyen yakınları (partizan-derin çevreler vs) “Başkanım, her şeye layıksın! sen bir iste biz on tane uçak alırız” diyen bazı tipler mi etkili oluyor?

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here