Bir film günümüz dünya siyasetini daha iyi anlamama yaradı…

21

Oscar ödüllü Meksikalı yönetmen Alfonso Cuarón‘u önceki akşam gece yarısı yapılan bir televizyon sohbet programında izledim. ‘Altı küre’ ödülüne layık görülen son filmi ‘Roma’ üzerine konuşuyorlardı. Film kendisinin çocukluğunda yaşadıklarını bir kadının ona esinlendirdikleri üzerinden anlatıyor. Başrolü oynayacak kadın bu alanda deneyimi olmayan sıradan biriymiş ve kendisini de tanımıyormuş; teklif geldiğinde yönetmenle ilgili merakını Google‘a başvurarak gidermiş başrol oyuncusu.

Esas dikkatimi çeken ise o sohbetteki şu açıklaması oldu Alfonso Cuarón‘un: Hiçbir oyuncu filmin bütünü hakkında bilgi sahibi değilmiş… O gün hangi sahneler kiminle çekilecekse, yönetmen senaryonun o bölümünü oyunculara veriyormuş…

Dediği şu: “Kadro çıldırıyordu. Senaryo ellerinde yoktu. Senaryoyu her gün kronolojiye uygun olarak çektik, bu sebeple senaryo hakkında her gün yeni bir şey öğreniyorlardı, senaryonun ne olduğuna dair öylece fikir ediniyorlardı.”  Oyuncular, ancak bütün çekimler bittiğinde filmin konusu hakkında bütüncül bir fikre sahip olmuşlar…

Programın burasında kendi kendime “Aa, Trump’ın yaptığı da galiba bu” demişim…

Trump’ın Amerikası

Donald Trump iki yıldır ABD başkanı. Bu süre içerisinde kendinden önceki başkanlardan hiçbirine benzemeyen bir yönetim tarzını sürdürüyor. Ailesi bireyleri fena halde yönetimin içindeler; bunu gizlemek için herhangi bir şey yapmıyor. Bir gün aklına esiyor, müslümanların yaşadığı 7 ülkenin vatandaşlarına vize kısıtlaması getiriyor, bir başka gün kendi ülkesinden bir papaz tutuklu diye NATO’da müttefik bir ülkeye yaptırım uygulaması başlatıyor, Suudi Arabistan yönetimine “Dediklerimi dinlemezseniz başınıza geleceği biliyorsunuz değil mi, desteğimiz olmasa 15 günde devrilirsiniz” açıklaması yapıyor, Kongre Meksika sınırına duvar inşa etmesine bütçede yer vermedi diye federal hükümeti durma noktasına getiriyor…

Her gün yeni bir şeyle ülkesinin ve dünyanın kamuoyları karşısına çıkıyor Trump

En yakınları, hatta hükümetinde bakanlık koltuklarında oturanlar bile, yaptıklarından ancak yapıldıktan sonra haberdar oluyorlar.

Reklam

Senaryonun bütününü oyunculara göstermeyen, kronolojik çekim yapan Roma filminin yönetmeni gibi davranıyor ABD başkanı…

Bir tek kendisi biliyor senaryonun bütününü ve senaryosunun önceden yazılmış bölümlerinin uygulayacaklar tarafından değiştirilmek istenmesine izin vermeye asla yanaşmıyor.

Türkiye ile takıştığı belli başlı konuların her birine bu gözle yaklaştığımızda da yaptığını anlamak mümkün; ancak ben dikkatinizi ABD’de sistemi durma noktasına getiren şu ‘duvar’ konusuna çekmek istiyorum.

ABD’de başkanlar iradelerini sınırlamaya kalkıştığında Kongre’yi hizaya sokma yolu olarak bazen hükümeti durma noktasına getirme yöntemine de başvuruyorlar. Geçmişte bunu yapanlar oldu, ancak hiçbirinde Trump gibi tarihi rekor sayılacak günlere uzatacak kadar yöntemlerinde ısrarcı olmadılar. Sistem içerisinde esasen var olan uzlaşma mekanizmaları çalıştı ve kısa sürede normale dönüldü.

Bu defa durum farklı. Trump istediğini alana kadar ayağını sürümekten vazgeçmiyor.

Hükümetin durma noktasına gelmesinin başka zararları da var, ama en önemlisi federal yapının içerisinde yer alan maaşlı ve ücretli herkesin işini durdurması ve dolayısıyla ücret ve maaş da alamaması söz konusu. Kısıtlamaların temel hizmetleri, hatta güvenliği tehdit eder boyutlara varması da mümkün.

Yine de vazgeçmiyor Trump.

Hatta, “Olağanüstü hal ilan ederim” tehdidinde de bulunuyor.

Reklam

İlla o ‘duvar’ inşa edilecek…

Trump yalnız değil

Ben burada Trump‘ı kafasında bir senaryo olan ve onu her gün bir bölümünü açık ettiği parçasıyla hayata geçirme çabasına giren, bu yolda gerekirse ABD tarihinde hemen hiç kullanılmamış ‘OHAL’ türü uygulamaları bile göze alabilecek görünen bir ‘otokrat yönetici’ örneği olarak ele alıyorum; ancak siz bu benzetmeyi son zamanlarda Macaristan, Polonya ve Brezilya gibi ülkelerde başını çıkaran diğer ‘otokrat’ yöneticilere de yaygınlaştırabilirsiniz.

Her birinin elinde bütününü paylaşmadığı, her gün bir parçasını uygulamaya koyduğu bir senaryo var; bu ‘otokrat’ yöneticiler ülkelerini zorlayarak da olsa senaryoları yönünde değişime uğratma gayretindeler.

Meksikalı yönetmen Alfonso Cuarón ortaya çıkan eserinden memnun, film ‘altın küre’ ödülü aldığına göre sinema sanatından anlayanlar da onu beğenmiş görünüyor. Yöntem sanat alanında başarılı olmuş durumda.

Aynı yöntem siyasette, uluslararası ilişkiler alanında, ekonomide, hatta güvenlik açısından da başarılı sonuçlar verecek mi?

Sözgelimi, Trump‘ın yönetiminde izlenen dost-düşman ayrımını yeniden tanımlayan, uzlaşma yerine çatışmacı yaklaşımı yeğleyen, Amerikan Merkez Bankası başkanı ile takışmayı göze alan politikalar iki -hatta yeniden seçilirse altı- yıl daha uygulanırsa ABD nasıl bir ülke olacak?

Cevabını bugün vermek kolay değil bu soruların.

ΩΩΩΩ

Netflix‘te var ‘Roma’ filmi, arzu eden aboneler izleyebilir.

21 YORUMLAR

  1. Üstadım! Mükemmel anlatımı olan harika bir yazı. Aklıma deli bir soru geldi. Ya Trump yönetmen değilse. Daha doğrusu başrol oyuncusu ve güçlü yardımcı oyuncuların olduğu ama yönetmeninin olmadığı bir filmin icindeysek?

  2. Ekseriyet sistemi
    Ekseriyet sistemi kararsız sistemdir. Derin güçler yönetir. ABD’de Pentagon, İngiltere’de krallık, Rusya’da KGB, Türkiye’de ordu, devleti yönetir Bunlar güçlerini kaybettiği zaman dengesizlik meydana gelir ve ABD’de Sermaye güç kaybeder. Dengesizlik devam edecektir. Trump ordunun yanında yer alırsa kazanır. İkinci seçimi de kazanırsa ABD’de derin güç değişir.
    ABD kapitalizmden sosyalizme doğru kayıyor.

  3. abd yönetimini, medyasını hicveden çeşitli filmler ve diziler var,
    Mr. Smith Goes to Washington (1939)
    All The King’s Men (1949)
    Dr. Strangelove or: How I Learned To Stop Worrying and Love the Bomb (1964)
    The Manchurian Candidate (1962)
    Wag the Dog (1997)
    The Contender (2000)
    Frost/Nixon (2008)
    In the Loop (2009)
    The good wife(2009)
    Homeland(2011)
    House of Cards (2013)
    Designated Survivor (2016)
    roma filminde yönetmenin parçaları birleştirdiği gibi bu film ve diziler ki çoğunu izlemişliğim vardır, birleştirdiğimizde trump ın aslında hiç bir şeyi değiştirmediğini, sadece patavatsızlığın hiç olmadığı kadar öne çıktığını fark ediyoruz, fark edemeyenler için çok yazık. neyin ne olduğunu zaten açık seçik anlatıyorlar değil mi? aslında düşünmemize bile gerek kalmıyor.
    yine de ufak tefek ayrıntılara kafa yormakta fayda var, mesela trump efendi meksika duvarı için uğraşırken neden bir yandan vatikan duvarlarına da işaret etti acaba????
    avrupanın çit duvarları, bizim beton duvarlar geleceğimizde neye işaret ediyor acaba???
    holly-wood malum sihirli değnek/kutsal tahta demek -sihirbazın elindeki değnek gibi-bunlarda film çok, geleceğe projektör tutan filmler, içinde korunmak için yüksek, üstü telli, duvarlar çekilmiş sahnelerin olduğu filmler… siyasi içerikli olanları ve fantastik korku türünde olan filmler…trumpla neden oyalanırız bilmem, trumpa bakacağımıza trumpların nelere işaret ettiğine baksak ya. trumplar gider, uncle sam kalır, uncle sam değişmez.

  4. TRUMP , iktidara gelmeden önce , kaçak göçmen olayını önlemek için , Meksika ile ABD arasına bir duvar öreceğinden , bu duvarın parasını da Meksikalılar’a ödeteceğinden sözediyordu. Ama ne oldu ? Meksikalılar bu adamı kaale bile almadılar . Şimdi tutturmuş duvar örecem para verin diyor kendi kongresine / parlamentosuna / İlgili mercisine her neyse . Onlar da haklı olarak ” MEksikalılar’dan AL ! ” diyor olacaklar ki hükümet kapandı ABD de . Siyaset ABD’de de bize benzer bir şekilde yapılıyor. Yalan dolan serbest. Bazen düşünüyorum . ABD de mi çok aptal insan var diye . Var veya yok . Kapasiteli düzgün bir alternatif olmayınca TRUMP bile iktidar olabiliyor. Ne kadar yazık ABD için. Son zamanlarda üzüldüğüm en önemli olay , TRUMP gibi bir manyağın ülkemizi ekonomik olarak mahvedeceği tehtidine devlet ricali tarafından gereken okkalı cevabın verilmemiş olmasıdır. ( Bahçeli bir cevap verdi ama TRUMP’un muhatabı değil Bahçeli.) Senaryonun bilmediğimiz tarafında TRUMP’ın haddinin bildirilmesi var mı ? bekleyip göreceğiz.

  5. Sayın koru; Ocak medya da “seçilmiş yazılar “bölümünde Sayın Aslan Bulut’un “Türkiye’nin Lat, Uzza ve Menat’ları” yazısı ve yine yazarlardan Sayın Sinan Eskicioğlu’nun yazıları konu başlığı ve ele aldığınız konunun asıl içeriğini özünü çok güzel açıklamışlar. Kendi araştırmalarımın dışında Ocak Medya da seçmiş olduğunuz yazarların yazılarından ve Ocak medya yazarlarının hepsinden çok faydalandığımı ifade etmek isterim. Hayata ve yaşadıklarımıza taassub anlayışı ile yaklaşmak gözleri dimağı kör ediyor. Rabbimizin İnsan olarak yarattığı şu dünyada insanca yaşamayı ve insanca ölebilmeyi Allah CC cümlemize nasip eylesin. Saygılar.

  6. Sayın Koru ,
    Konu siyasetçilerin siyaset yapma şeklini anlamak ise başlangıç noktası kişilik analizi olmalı. Her yigidin bir yogurt yiyişi vardır. Ellerinden öper ergen oğlum sesini yükselterek itirazlarda bulunduğu bir defasında yani böyle bağırıp çagırarak kendini haklı mı kılacaksın diyerek sordum. Cevap ilginç idi. “Muhatabıma geri adım attırmaya çalışıyorum .” Hani itle dalaşma çalıyı dolaş derler ya . Trump müteahhitlik döneminde uygulayıp sonuç aldığı tarzı ile devam ediyor. Yerse ! Yemezse uzlaşıyor. Nafta antlaşmasının yenilenme süreci böyle oldu. Çin ile ticaret savaşları ise bir türlü yükselmeyen enflasyonu , ithal edilen mallara gümrük vergisi koyarak sağlamaya çalışma girişimi. Gelişmekte olan ülkelerde arz mahdut , talep fazla olunca fiyatlar yükseliyor bu durum da insanları fiyatlar daha da artacak düşüncesi ile tüketime yönlendirerek bir kısır döngü oluşturuyor. Bu durum bir noktaya kadar iyi yönetimler için. Zira işin yatırım ve istihdam sorununa katkısı var. Gelişmiş ülkelerde ise arz fazlası meydana gelince rekabetten fiyatlar geriye gelmeye başlayınca insanlar fiyatı daha da düşecek diye alımlarını ertelemeye başlıyor. Bu da bir kısır döngü . Yönetim faizi düşürse dahi istediği hareketi göremiyor. Japonya örneği ortada. Faiz enflasyona sebebiyet versin diye ABD faizi artırım yoluna gitti . İstediği sonucu alamayınca da ithal ürünlere vergi koyarak fiyat artışı yani enflasyon olmasını sağlamaya çalışıyor. Tabi bu durum tepki çekeceği için kılıf uydurmak lazım. Milliyetçi söylemler de bu nokta da devreye giriyor. Agaca bakarken ormanı kaçirmamak , Agaç ile orman arasındaki ilişkiyi yakalamak önemli bir bakış açısı. Hatta her bir agaca bakıp üzerindeki kuşlar ve böceklerin dahi orman ile ilişkisini iyi analiz etmek lazım ki sağlıklı bir değerlendirme yapabilelim.

  7. Fehmi bey! Eğer Türkiyede yaşiyor olsaidim veya ABD de ABD lilerle değilde Türkler ile bir arada yaşasaidim. Hatta sadece Serdar Turgutu okusaidim…..16 yilda bizde ne oldu ise ABD de öyle olur derdim…..
    Fakat, Trump ne yapsa yapsın ABD liler korkutamaz 6 değil 30 sene daha ABD yi yönetse değişen birşey olmaz. Sadece Yardimcilarini ayda bir değiştirdiği için bir müddet sonra adam bulamaz, çünkü kimse onu dinlemiyor.
    Trumpın 24 saatni nasil geçirdiğini kovduklari elamanlar şöyle anlatiyorlar.
    Gece saat 3 kadar hem twit atiyor hemde Televiziyonlardaki komediyenlere laf yetiştiriyor.
    Sabah 6 kalkiyor 11 kadar TV izliyor.
    4 veya 5 Saat oval offiste kavga ediyor.
    Gecen yaz NATO zirvesinden sonra kisa araliklarla Erdoğan ile görusiyormuş.
    Hatta Putine olan hasretliğinide Erdoganla gideriyormuş…. Belkide onunla Putine selamda gönderiyordur.
    Şu an Trump, Putin ve arkadaşlari ile birlikte! KOMMUNIST yanardağını allayip pullayip faliyete geçirmek için uğraşiyor.
    Belkide Trumpin 1.ve 3. Evliliklerinide bu nedenden dolyi Kommunist ülkelerden tercih etmeş ola bilir.
    Allah bizim Muhalefete akil fikir versin, hiç değilse onlar bari Trumpin dediklerini ciddiye alipde onunla muhattap olmasalar.
    Trump karekteri H Gayret rumuzunda yazanlrin karekterli ile bire bir örtuşüyor.
    Buda öğle gösteriyorki bizdede epeyce Trumplar var.

  8. ABD Başkanı Trump; Afyon gibidir. Attığı her tweet söylediği her söz, Dünya gündemini değiştiriyor. geçen bir karikatür gördüm çok anlamlıydı: Trump yataktan uyanıyor uykum kaçtı diyor, bir Tweet atayım da Türkiye’nin de uykusu kaçsın diyor. Öyle de oldu.
    İlk önce ABD baskısından kurtulmak lazım. ne pahasına olursa olsun; Dolar’ı terk etmeliyiz…
    SAYGILAR SEVGİLER

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız