CB Erdoğan ile Davutoğlu arasındaki tartışmayı anlıyorum, ama neden konu mal beyanına kaydı, onu anlamakta zorlanıyorum…

62

New York

Şehir Üniversitesi etrafında cereyan eden tartışmayı anladığımı sanıyorum: O üniversiteye eski başbakan Ahmet Davutoğlu’nun eseri gözüyle bakılıyor. Ahmet Davutoğlu şimdi yeni bir parti ile AK Parti’ye karşı çıkma hazırlığında. AK Parti’nin genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da Davutoğlu ile Şehir Üniversitesi üzerinden hesaplaşıyor.

Anladığım bu. Sanıyorum konuyu yakından izleyenler de anlama konusunda benimle aynı sonuca varmışlardır.

Tartışmanın çerçevesini anlıyorum anlamasına, ancak gereksiz buluyorum.

Pek çok başka demokratik ülkede olduğu gibi, ülkemizde de, partiler kendilerine ihtiyaç varsa kurulur, o ihtiyaca cevap verebildikleri sürece hayatta kalır, bunu başaramazlarsa, varlıkları sürse dahi siyasi hayatta etkili olamazlar.

AK Parti’nin kendisi 2001 yılında o sırada halkta mevcut olduğu hissedilen ihtiyaca cevap vermek üzere kuruldu. Kurulmasından rahatsızlık duyanların bütün engelleme çabalarına rağmen girdiği ilk seçimde tek başına iktidar olma başarısını gösterdi.

Ülkemizde 100’e yakın parti var ve bunların çoğu herhangi bir etkiye sahip değiller.

Yeni kurulacak partiler de halktan ilgi göremezlerse aynı akıbete uğrayacaklardır.

Reklam

Gerçek bu iken, AK Parti’nin ve lider düzeyindeki siyasilerin, farklı yöntemlerle yeni girişimleri engelleme çabalarının fazla bir kıymet-i harbiyesi olacağını sanmıyorum. Hatta, bu çabalar, halkta onlara karşı merakı artırabilir de.

Nitekim, 2001-2002 sürecinde herhangi bir destekten mahrum olan AK Parti, o sırada ‘merkez medya’ diye anılmakta olan gazeteler ve TV kanallarının da yardımıyla rakiplerinin kendisine yönelik tezviratlarının uyandırdığı merakın olağanüstü yararını görmüştü. 

Gördük işte, AK Parti genel başkanının ‘dolandırıcılık’ ile suçladığı kesimden Ahmet Davutoğlu daha önce ondan hiç tanık olmadığımız türden bir çıkışla ithamlara cevap verdi.

İki gündür en fazla onun bu cevabı tartışılıyor.

Mal beyanı konusunun kolay çözümü var

Tartışmanın çerçevesini anladığımı başta belirtmiştim; ancak bu tartışmada anlamakta zorlandığım bir yön de var.

O yön, Ahmet Davutoğlu’nun cevabında en geniş yeri tutan ve duyulduğu andan itibaren konuyu Şehir Üniversitesi çerçevesinden çıkaran ‘mal varlığı’ ile ilgili satırları ve bir komisyon kurulması teklifidir.

Ahmet Davutoğlu, içlerinde eski-yeni cumhurbaşkanları ve başbakanların da bulunduğu halen hayatta olan siyasetçiler ve birinci derece yakınlarının siyasete girmeden önceki servetleri ile bugünkü servetlerini inceleyecek ve yasadışı bir zenginleşme söz konusu ise o meblağı hayırlı amaçlarla değerlendirecek bir komisyon kurulmasını talep etmekte.

Reklam

İşte bu teklifi anlamakta zorlanıyorum.

Zorlanmamın sebebi, aslında bir komisyon ile araştırılması istenen konunun yasal bir zorunluluk olduğunu bilmem.

Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde çıkarılan bir yasayla kamu hizmetinde bulunan herkes mal beyanında bulunmak ve bunu her beş yılda bir yenilemekle mükellef.

Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, milletvekilleri de mal beyanı ile mükellef tutulan grup içerisinde yer alıyorlar.

Davutoğlu’nun “Bir komisyon kurulsun, incelensin” dediği iş zaten var olan mal beyanlarına bakılarak kolayca yapılabilir. Bunun için bir komisyon kurulmasına gerek yok.

Kimin mal beyanını öğrenmek önem taşıyorsa, o kişilerin zamanında verdikleri ve her beş yılda bir yeniledikleri belgelerin açıklanmasını istemekle komisyon kurma zahmetinden kurtulunabilir.

ABD’de de aynı konu

Bu yazının girişine de yerleştirdiğim gibi, bir süreden beri ABD’deyim ve burada da ‘mal beyanı’ başlığı altına girebilecek bir tartışma Donald Trump’ın seçildiği ilk günden beri devam ediyor. ABD’de başkanların mal beyanında bulunması yasal bir zorunluluk değil, ancak şimdiye kadar her başkan bunu yaptığı için bir kural haline geldiği söylenebilir.

İlk kez Trump bu kurala uymadı, uymamakta da ayak sürüyor.

Yerel bir mahkeme, Trump’a karşı açılmış farklı konudaki bir davayı öne sürerek onun mali durumuyla ilgili son sekiz yıla ait bütün resmi belgeleri talep etti. Kongre’de de “Mal beyanında bulun, yoksa yargı eliyle zorla alacağız” tehdidine muhatap Trump.

Bu arada, başlayan haftada Senato’ya sunulması beklenen Türkiye ile ilgili yaptırım tasarısında da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile yakınlarının finans durumlarıyla ilgili bir madde bulunuyor. Tehdit, hatta şantaj kokusu alınan bir girişim bu.

Nedense herkes para pul meselesinde olağanüstü meraklı.

Dediğim gibi, komisyon kurmadan da Davutoğlu’nun merakını giderecek türden bir açıklama yapılırsa, sadece onun değil Amerikalıların da merakı giderilmiş olacaktır. 

Belki ben de konunun neden böyle bir yöne çekildiğini o zaman anlamış olurum.

ΩΩΩΩ

62 YORUMLAR

  1. Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste……. Allah ‘ a şükürler olsun ki ilahi adalet tecelli ediyor…. Milyonlarca masumu FETÖCÜ ilan ettiler… “Kıyamet günü öyle topluluklar gelecek ki, amelleri Tıhame dağı kadar oldukları halde cehennem ateşine girmeleri emredilir.” Dediler ki ey Allah’ın Resülü onlar namaz kılıyorlar mıydı? “Evet” dedi. “Onlar namaz kılıyorlar ve oruç tutuyorlardı, hatta gece namazına kalkıyorlardı. Ancak dünyalık bir şey gördüklerinde hırsla atlıyorlardı.” (İbn Mace; Zuhd, 2/1418).
    Bunlar birbirlerine iyice düşecekler…. Bakalım Mevla neyler Neyler se güzel eyler……

  2. Şimdi yiğidin malı meydanda olur desem birileri mal bulmuş mağribi gibi hemen üstüne atlar; iyisi mi fakirin malı gözünün önünde dursun diyeyim de… yalnız bu meselede şu kadarını da eklemeden geçmiim: “yetim kuzu baksan ağzın burnun yağ olur; yetim çocuk baksan ağzın burnun kan olur!” Allah kimseyi anasız babasız komasın…

  3. AKP’nin açılımı değişmiş ve ilahi resmi gazetede yayınlanmış. “Allah’ı Kandırdığınısananlar Partisi” olmuş.

    Eski AKP’de 3Y kuralı vardı. Yolsuzluk, Yasaklar ve Yoksulluk ile mücadele. Şimdi bu kural da değişmiş ve olmuş şöyle:
    Ye Ye Ye

  4. Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve Mehmet Şimşek gibi siyasetçileri beğenir yada beğenmezsiniz. Fakat sağdan veya soldan bu kişiler hakkında devlet imkanlarını kullanarak şahsi menfaat sağladıklarına (yolsuzluk yaptıklarına) dair bir iddia duymadım. Bu kişilerin dürüst insanlar oldukları hakkında ortak bir kanaat vardır. Nitekim A.Davutoğlu buna güvenerek Erdoğan’ın suçlamalarına karşı “hayatta olan Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanların ve yakınlarının mali durumlarının araştırılmasını” isteyerek meydan okumuştur.

    Şehir Üniversitesi tartışması iyi olmuştur. Bu tartışma, AKP=Erdoğan dönemindeki ve inisiyatifindeki yolsuzlukların ortaya çıkmasında hayırlara vesile olacaktır. Pandoranın kutusu açıldı bir kere, açan da Erdoğan. Nihayet birileri üst düzey siyaseti uygulamaya başladı, Erdoğan kendi ayağına kurşun sıkmaya veya bindiği dalı kesmeye başladı. Esas siyaset budur, bazı işleri sen yapmayacaksın. Bir tetikleme yapıp bunu karşı tarafa yaptıracaksın. Türkiye nihayet aklını kullanmaya başladı.

  5. Bütün insanların mal varlığını zaten Yüce Allah divanında sorguya çekilecek. Davutoglu teklif etti ama Ak parti ve MHP komisyon toplanmasına karşı çıktılar. Bence Ahmet Davutoglu ve adı geçen diğer ekipler şu an 1-0 önde duruyorlar.

  6. Sn Demirhan’ın aşağıdaki özeleştirisi dikkatimi çekti. “Rabbim hepimizi kazananlardan eylesin” temennisi ile bitirmesi iyi. Ancak, “Akıl*İman Sentezi” açısından pek gerçekçi değil. Şöyle ki: “Lotto” oynadığında bile herkes kazanamıyor (“Akıl*İman Sentezi” zafiyetindeki siyasetin kumar oyna(t)mak bir farkı var mı?). Kaybedecek olanlar kazanacakların hatırı için bedel ödemek zorunda (2*2=4=2+4!, var mı bir itiraz?!). Yaptığı her işte “Allah Rızası”nı aklından çıkarmayan müslüman, kazı-kazan değil “kazan-kazan” siyasetinden ayrıl(a)maz. Bugün “the cemaat” dahil bütün döküntü haller teoride “HELAL” kavramına sahip olmasına nefsin güdümündeki “amel” düzeyinde “HELAL”e hile katarak “HARAM”a saplanmışlardır (2*2=4=2+2, var mı bir itiraz?!).

    Aslında bu bize yabancı yeni bir hal değil(dir)! TC’nin M.K. Atatürk ile kurulmasından ve nöbeti CeHaPe-TSK’ne devretmesinden beri darbeler geleneği ile “HELAL”e hile katılarak, Türkiye bu içinden çıkılması zor kısır döngü (fasit daire=vicious circle=teufelskreis=cercle vicieux=circolo vizioso=círculo vicioso…) sürecine mahkum edilmiştir. Zor olmasına rağmen, fasit daireden tüm ülke olarak kurtularak düze çıkmamız imkansız değil(dir)… “AKIL*İMAN SENTEZİ” bütün gücünü Kurtuluş Savaşında olduğu gibi ortak maneviyattan alır. Böyle olmakla, birlik ve beraberlik, iç enerjiye dayalı balans ayarıdır (asıl FABRİKA AYARI budur). Geleceğe en sağlam köprülerin temellerini teşkil eder! Gerisi teferruattır (ki zaman zaman değinilecektir).

  7. Davutoğlu niye parti kuruyor anlamadım.
    – Ben olsam, siyasi parti ile hiç uğraşmam. Perinçek gibi, “bir açıklarsam…” diyerek ya da trump gibi tweet atarak istediğimi yaptırırım. ülkeyi istediğim gibi yönetirim.
    – Parti kuracaksın, seçileceksin, sonra sana fırsat verirlerse iktidara geleceksin. bir de iktidar olup muktedir olamama meselesi var. bu karda kışta, kim bunlarla uğraşacak.
    – “Mal varlığı…” deyip ne istiyorsan yaptırabildikten sonra bunlar boş iş.

  8. Bir yorumcu adımdan bahisle konuyla
    alakası olmayan yorum yazdığımı söylemiş.

    Ağırlıklı olarak yorumlarımı yazarımızın
    yazılarında değindiği konular hakkında
    yazıyorum.Ancak bazan yorumculara
    göndermede bulunduğum da oluyor.Şöyle ki:Burada,Ak Partili olmayı trollük olarak değerlendiren,Ak Partiyi destekkemeyi bir suç olarak gören,her günkü yorumlarında bir kaç kez trol kelimesini kullanan kendileri trol ve troliçenin önde gideni olan bir kaç yorumcu var.Bu tür münasebetsizlere mukabele-i bilmisilde bulunmak da benim hakkımdır sanırım.

    Bahsettiğim tipler aynı zamanda yalancı ve iftiracı.Bu günkü yorumlarına baktığınızda da her gün yaptıkları gibi
    çalmaktan bahsettiklerini,birilerini hırsızlıkla suçladıklarını görürsünüz.

    Dolayısı ile ben de hırsızı başka yerde aramaları gerektiğini kendilerine hatırlatmış oldum.

    Dolayısı ile,doğrudur,sabah yazdığım yorumun sayın Koru’nun yazısı ile alakası yoktu.

    • Haklısınız, Ak Parti’yi savunmak/beğenmek trollük değildir. Fakat burada bir yorumcu olsaydı da CHP’yi ve Kılıçdaroğlu’nu sürekli övseydi ve hemen her konuda haklı olduğunu iddia etseydi biz de ona CHP trolü muamelesi yapardık.

        • İmamoğlu daha yeni, CHP’yi de eleştirdiğim çoktur. Kılıçdaroğlu’na gelince dürüst fakat vasat bir politikacı. Erdoğan ise politikacı bile değil fakat çok iyi bir ‘dini’ sosyolog. Din maskesini üzerinden çıkartın geriye ne kalır siz söyleyin.

    • Madem öyle, herkesin mal varlığı araştırılsın” demiş.
      Yahu araştırılsın elbette, buna kimsenin itirazı yok ve olamaz da ama böyle bir araştırma senin ve ekibinin yaptığını masum gösterir mi?
      Göstermez!
      Aptallar bile anladı ki amaç, “Ben de Erdoğan’ın mağdur ettiklerinden biriyim” algısını oluşturmak ve buradan oy devşirmek!… Anlaşılan bu olaylar Meral Ablaya ve Kılıçtaroğluna yaramayacak

        • Önce “Şehir Üniversitesi mağdur ediliyor” diye başladı, sonra “Öğrenciler mağdur edilecek” diye devam etti. Gelinen nokta: Devlet bize kredi vermiyor! İşte bu noktada millet “işin içinde iş var” demeye ve “mağduriyetin” algı olduğunu düşünmeye başladı.

          “Milletin verdiği yetkiyle” Türkiye’deki tüm üniversitelere rektör atayabilen; tüm bakanları, yardımcılarını ve bürokratları seçme yetkisi bulunan Türkiye Cumhurbaşkanı’nı sadece bir üniversite üzerinden “eleştiri noktası” yapmaya çalışmak şu manaya geliyor: Elimizde başka hiç argüman yok, biz de işi siyasallaştırıp ilgiyi üzerimize çekmeye çalışıyoruz!

          • Elimizde başka argüman mı yok? Argümanlar birike birike göl oldu, gölün ağzı kapatıldı, fakat ilk depremde bu bariyer yıkılacak ve argüman seli akarak her yeri kaplayacak. Birçok insan da bu selin altında kalacak.

        • Benim -en azından kendime öyle görünen- daha iyi bir fikrim var: Erdoğan, Makron’a laf yetiştireceğine, ABD Temsilciler Meclisi’nin baş vurabileceğini tekrar tekrar ilan ettiği yaptırımlar içinde yer alan, onun ve akrabalarının mal varlıklarının ve o mal varlıklarının edinilme yollarının araştırılmasını öngören maddeye karşı, şöyle iç gıdıklayıcı bir “Parmağımda bir yüzükle yola çıktım, parmağımda bir yüzükle devam ediyorum. Hodri Meydan!” çeksin.

          İçeride de had bildirilmesi gerekenler yok değil. Söz gelimi, Doğu Perinçek, kendisinden “önümüze katıp mecburiyetlerimizin görevlisi kıldık” diye söz ettiği Erdoğan’ın yolsuzluklarına ilişkin ellerinde 38 adet kaset olduğunu söylüyor (Malum, kaset istifleme, bizde, “Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet payidar kılacağız – ama seçimle, ama darbeyle, ama derin devlet tehlizleriyle”ciler ile “Yaw, Türk dilini tüm dünyaya öğretiyor, bu alanda olimpiyat bile yapıyoruz, neden bize kem gözle bakılıyor, hiç anlamıyoruz”cuların müşterek milli sporu!)

          Dönüp H. Gayret kardeşimize bi daha soralım: Şimdi, Derinceli Doğu Perinçek Paşa şöyle bir zılgıtı hak ediyor mu etmiyor mu:

          “Otur oturduğun yerde, seni gidi yüzde sıfır bilmem kaçlık çakma partinin işine geldiğinde Kandil’e tırmanıp Öcalan’la kucaklaşıp kırmızı gül alıp vermiş ne idüğü belirsiz derin siması!”

          7 genç kız kamusal alanda kadına yönelik şiddetti dans ederek protesto etti diye karga tulumba sürüklenip mahkemelere çıkarılıyor, ancak gözetimli serbestlikle yırtabiliyor. Bu ne idüğü belirsiz adam, koskoca dünya liderini yüzde sıfır bilmem kaçlık partisine memur atadıklarını söylüyor resmen. Yetmiyor, “Elimizde 38 adet yolsuzluk kaseti var” diyerek ekliyor, ama, her ne hikmet ise, ilişilmek şöyle dursun, iktidarın TV kanallarındaki çakma ‘tartışma’ programlarının gediklisi tarifesinden liste başı oluyor!

          H. Gayret biladerimin bu konuda inatçı bir “Ben bu topa girmem -giremem” modunda olduğunu biliyoruz. Hani diyorum, belki Türkeş ya da Bekir Bey beş ayı bulan suskunluk orucunu bozar da bir iki cümle yazar belki. . .

          Benden uyarması: Bu suskunluk halleri devam erderse, TV ekranlarında görünme sevdalası milletimiz için bu iş yol olur çıkar, önüne gelen Reis’e çakmaya başlar, haberiniz olsun. Ya fasulyeden de olsa Cumhur İttifakı’nızın Derinceli Paşa’sına “İşin tadını kaçırmasak, sayın Perinçek?” falan deyin, ya da bu adamın havuz medyası programlarını haftalık olarak tavaf etmesine artık bir son verin.

      • davutoğlunun yaptığı akp-mhp kliğinin ülkenin kör talihi olmasını aklar mı? tabii ki aklamaz. bu ikili, bu ülkenin başına gelmiş yüzyılın felaketi.
        – Bu ülkenin insanlarında ahlak ve daha da kötüsü karakter bırakmadılar.
        – insanlar artık, bunlar ne yaparsa, ne söylerse alkışlar duruma gelmiş.
        – Bir ülkeye bu kadar büyük kötülüğü hiçbir düşman yapmaz.

      • H. Gayret biladerim yine geç saatlerde Paris’in kuytu köşelerine akmış, memleket özlemini bi kadeh (ya da kase, her ne ise) ayran ile yatıştırmış, belli: Yaw yorumcu “peşini bırakmazsa” ne yapacağını söylüyör kısa ve kesin bir dille, sen “bırakmazsa napcan Hamza Bey?” diye derin devlet dehlizine dalmış sorgucu gibi yorumcunun üstüne gidiyorsun! Hiç değilse ayranlandığın Paris gecelerinden dönüşte şu klavyeden kendini uzak tut be biladerim -olmuyor yani!

  9. Sayın Koru mal beyanı zaten varsa yazsanız da öğrensek, kimin ne varmış ne olmuş! Kimsenin bilip öğrenemediği gizli beyan ne ifade eder?

  10. 7 Haziran-1 Kasım 2015 tarihleri arasında yüzlerce hayatını kaybedene , yüzlerce yaralıya ve milyarlarca dolara girilmeyecek.
    Davutoğlu da hep ters yöne giriyor!
    Ülkemizin birinci ihtiyacı menemenin tarifi dururken, ne işin var netameli konularda.

  11. Bekir bey hoş geldiniz, Mars’ta havalar nasıldı, çok güzel otelleri olduğu söyleniyor doğru mu? “Devlet bankalarının vergi rekortmeni olması bile,iktidarın akçeli işlerde dürüst hareket ettiğini göstermeye yeter.” diye Mars’ı örnek göstermenize bittim. Demek oralarda ayakkabı kutularına sığmayan, evdeki para sayma makinelerine kafa yediren rüşvet müşvet işleri yok. ” bak senin mallarına da el koyarım denilince” mars başkanınca salıverilen suçlular yok. Sayenizde çok aydınlandık. Teşekkürler

  12. Fehmi Bey’in bugünkü yazısı üzerine yapılan yorumların sayısı an itibarıyla 16. Bunlar arasında, yazara, Erdoğan’ın fitilini ateşlediği, kendisi ile kurulmak üzere olan iki partinin lideri konumundaki şahsiyetlerle (ve A. Gül ile) arasındaki muharebenin çerçevesinin A. Davutoğlu eliyle “akçeli işler” zeninine kayıyor görünmesinden pek hoşnut olmadığı varsayımından hareketle sitem edip eleştiride bulunan okur yorumlarının çokluğu dikkatimi çekince, “Acaba ben mi Fehmi Bey’in yazısını özensizce okudum?” kuşkusuna kapılıp yazısını yeniden okudum.

    “Nerden çıktı şimdi meselenin çerçevesini akçeli işlere taşımak Allah aşkına? A. Davutoğlu’nun yaptığı da iş mi şimdi? Ben hiç anlmadım bu tavrını.” türü bir ifadede özetlenebilecek bir memnuniyetsizlik içinde mi sayın yazar?

    Herkesin kendi okumasına ve yorumuna saygım var elbette. Ama, benim kişisel okumam çok farklı.

    Önerim, yazarın bugünkü yazısını dünkü yazısıyla birlikte düşünmek. Dünkü yazısının başlığına taşıdığı cümleler içinde geçen “Davutoğlu el yükseltti” ifadesi ile, yazısının “Yeni muhalif cephe kararlı görünüyor” şeklindeki son alt başlığı altında söylediklerini hatırlamakta yarar var:

    “Ama onun karşısına çıkmaya hazırlananların ne ile karşılaşacaklarını hesaplarına kattıklarını ve üzerlerine gelinen argümanları karşılarken eli bir miktar daha yükseltmekten çekinmeyeceklerini de bu vesileyle görmüş olduk.

    Kesin bir tavır seziliyor AK Parti içinden çıkan muhalefet cephesinde; hiç değilse Ahmet Davutoğlu ve kendisiyle birlikte hareket etmeye hazırlananlar için bu bir gerçek. Sanıyorum Ali Babacan da bu konuda ondan farklı değil. AK Parti buna hazırlıklı mıydı, bilmiyorum. Fakat hazırlansa iyi olacağına adım kadar eminim.”

    Benim okumam o ki, Fehmi Bey, A. Davutoğlu’nun “dolandırıcılık” ithamı karşısında muharebenin çerçevesini “mal beyanı” bağlamında akçeli işlere taşımış olmasının doğruluğu ya da yanlışlığını, anlaşılır bir tavır olup olmamasını tartışmıyor. Hatta, bugünkü yazısının böyle bir tartışma veya değerlendirme ile uzaktan yakından ilgisinin olmadığını düşünüyorum.

    Fehmi Bey, BENCÊ, Erdoğan’ın muharebeyi başlatan yaylım ateşi öncesi adı geçen liderlerin ne tür bir tavır takınacakları konusuna pek kafa yormadan bu işe soyunduğunu ima ediyor ve -yine BENCE- bizlere, itham edilenlerin muharebenin çerçevesinin akçeli işlere kaymasına hem gönüllü hem de hazırlıklı oldukları kanaatinin ipuçlarını veriyor: “Bu tartışmanın, giderek, akçeli işler etrafında dönmeye başlayacağını bekleyebiliriz.” demeğe getiriyor.

    Velhasılı kelam, ben, yazara yönelik yukarıda değindiğim sitemlerin gerekçesini ya da temelini hiç anlamış değilim.

    Kimi zaman aklıma düşen ve merak ettiğim soru da şu: “Erdoğan da el artırır ve kendi yıkımını hızlandırmak, rakibi yeni partileri ve onların liderlerini büyütmek için, işi, bağımsız yargımızın bağımsız savcı ve hakimlerini adı geçen şahsiyetlerin başına musallat etmeye kadar vardırır mı?

    Elde kalmış olan yüzde 28 mi yüzde 30 mu? Daha mı yüksek, yoksa seyir bu oranların bile aşağılarına doğru mu?

    Bilemem.

    Bildiğim, o adımı da atması halinde elde kalmış olandan nereden baksanız şöyle yüzde 4-5 daha gideceği.

    “Battı balık yan gider”, iptal edilip yinelenen İstanbul belediyesi seçimimde iş görmemiş, iktidarın krizinin derinleştirip görülür hale gelmesiyle sonuçlanmıştı.

    Yeni bir “Battı balık yan gider” hamlesinin sonucunu kestirmek güç olmasa gerek. . .

  13. Fehmi Koru yaktı ateşi…FETÖ tarzı psikolojik harp numaraları yapanlar ortaya çıkmaya başlar artık…Kendi trollüklerini başkalarına yıkarlar… Sonra attıkları yalan ve iftiralara kendileri de inanmaya başlarlar…Böylelerine yapacak bir şey yok…Uslanmazlar…Tedavileri çok zor…

  14. sayın koru bende sizi anlayamadım size birisi dolandırıcı derse ne yapacaksınız susacakmısınız susarsanız o fiili kabul etmiş olursunuz bence davutoğlunun yaptığı bu ha birde cb nin birileri dolandırıcılık yaparken gorevi neydi acaba neyse butun bu olanların ulkemizde bir şeyi değiştireceniği zannetmiyorum Türk tipi başkanlık sistemiyle ulkemize giydirilen deli gömleğinin bizi nerelere götüreceğini nerelere götüreceğini hep bereber göreceğiz ben maalesef ümidimi kestim

  15. Yazınız çok güzel di
    Beni üzen kısmı Fehmi bey gibi bir kalemin herkesi geri zekalı sanması.
    İnsanlar korkudan altına etti bundan dolayı doğruyu ne yaza biliyor ne konuşabiliyor

    • Cigit arkadaşım buralarda yenisin galiba, çiğit kadar beyninle sayın yazarın kimi ne zannettiğini bırak da önce kendi adına konuşmayı öğren sen; buradaki yorumcular arasında hiç diğerinden korkuyormuş ya da korkacakmış gibi biri var mı? İstersen bi var de de; kim nereye yapıyormuş hep birlikte görelim..!

  16. Kepazelikten komedi ve şarlatanlığa. . . Bekir Bey’in son yorumunda sayısızıncı kere gösterdiği üzere, neresinden tutmaya kalksanız cıvıyıp parmaklarınızın arasından kayan çürümüş bir muzu andıran Erdoğan’ın partisini ve o partinin devletini savunanlar, karşı argümanlar üretme konusunda öylesine çaresizler ki, bir eleştirinin konusu her ne olursa olsun, söze FETÖ ile başlayıp CHP ya da AK Parti öncesi dönemlere, “dış güçlerin komplosu”na, “emperyalistlerle iş kotaran içimizdeki hainler”e, vs. getirmeden tek cümle kuramıyorlar.

    “Erdoğan’ın yaptığı da iş mi şimdi? “Bunlar dolandırıcı dediğin insanları şikayet edeceğine gitsin mahkemeye versin o dolandırıcıları. . .” demeğe getiriyorsunuz. Ne alakası varsa, Bekir Bey girişi FETÖ ile yapıyor. Gelişme bölümünde devlet bankalarının geçmişteki zararlarından girip bugünkü karlarından çıkıyor, oradan da direksiyonu duble yollara kırıp tez elden sonuca varıyor: “Devlet bankalarının vergi rekortmeni olması bile, iktidarın akçeli işlerde dürüst hareket ettiğini göstermeye yeter.”

    Can sıkıcı bulabiliriz, “Yine mi. . .!” şeklindeki bir iç sesiyle canı sıkılmışlıktan kızmaya yelken açabiliriz. Ama, militanca bir inanmışlık ve adanmışlığın ne menem bir şey olduğunu akla getirerek, bütün bunları “olağan” sayabiliriz.

    Gelin görün ki, işi kepazeliğe hatta şarlatanlığa vardıranlar var. Elinden ve gözünden düşürmediği havuz medyası yer verse, yazıp gösterse, Bekir Bey’in bile, “Oha! O kadar da değil yani!” türü bir tepki vereceğinden neredeyse kuşku duymadığım türden kepazelikler bunlar -siz deyin “ultra”, ben diyeyim “şarlatanlık”, o kadar yani.

    Şimdi, efendim, pek çoğumuzun işitmiş olduğu üzere, AK Partili belediye başkan yardımcısı, görüp ayağa kalkmadı diye, saygıda kusur etti diye bir belediye şoförüne sandalye üzerinde oturup tuvalet önünde nöbet bekleme cezası veriyor. Rezilliği sosyal medyaya yansıyınca, istifa ediyor, Erdoğan’ın bile diline düşüyor kınanası bir kibir örneği olarak.

    Adamımız, haksızlığa uğradığını düşünüp 9 dakikalık bir savunma videosu hazırlayıp internet’te paylaşıma açıyor. Niye? Çünkü, “7 düvele karşı mücadele veren Reis-i Cumhurun gündemine gelmiş” olay ve “ona da yanlış aksettirilmiş” (Bir yandan Reis güzellemesi, diğer yandan, örtük bir “Malum, Reis-i Cumhurumuz pekala zaman zaman yanıltılıp aldatılabiliyor, kendisi de böyle söylüyor zaten” kurnazlığı!)

    Neymiş aslında olayın gerçek yüzü? Sıkı durun sevgili yorum okurları: Güngören’de, “komünizme ve kapitalizme alternatif bir ekonomik sistem geliştirdiği için ‘dış güçlerin’ hedefi” olmuş. Meğerse kendisi o güçlerin operasyonunun mağduru imiş!

    İnandırıcı görünebilmek için icraatına soyunduğu süsleme sanıtından önerneklere girmiyorum bile -iki kısa alıntı yapayım, siz gerisini tahmin edin: “Elhamdülillah imam hatipliyim. (…) “Ak Parti’den de istifa etmeyi düşünmüyorum. İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah, doğruların yardımcısıdır Hz. Allah.”

    • Bernar bey merhaba!
      – Nasıl böyle bir hata yaptınız da bekir isimli yorumcunun düşünmeye başlıyabileceği önkabülü ile, bugün hala düşünmeye başlamadığını ortaya koyan yorumuna sitem ediyorsunuz anlamadım.
      – Siz herhalde, dünkü fehmi beyin yorumundan etkilendiniz.
      – Fehmi bey, dünkü yorumunda, şöyle bir ifade de bulunmuştu:
      “Sanırım AK Parti yönetiminde yer alanların şu sıralarda en istemeyecekleri şey, kendileriyle saf tutmakta olan insanların düşünmeye başlamalarıdır. Düşünen insanlar kısa süreliğine şaşkınlık geçirdikten sonra yapılanın ve durdukları yerin yanlışlığını fark edebilirler çünkü.”
      – Eğer fehmi bey, yukardaki parağrafı yazarken bekirleri düşünse ile yukardaki metni göremezdik.
      – Ya da, yazdığı metne, kesinlikle ve kesinlikle “vicdanı olan..” ifadesini yerleştirirdi.
      – Tahmin ediyorum, fehmi bey, bekirleri düşünüp dünkü yazısını yazmış olsa idi, ifade şu şekilde olurdu:
      ” Sanırım Ak Parti yönetiminde yer alanların şu sıralarda en istemeyecekleri şey, kendileriyle saf tutmakta olanlardan vicdanı olan fakat beynini yeterince kullanmayanların, beynini kullanmaya karar verip, düşünmeye başlamalarıdır” Düşünen insanlar kısa süreliğine şaşkınlık geçirdikten sonra yapılanın ve durdukları yerin yanlışlığını fark edebilirler”
      – Lütfen, bekir gibiler hakkında düşünürken, düşünme yeteneğini sorgulamadan önce vicdan durumunu gözönüne alın.

      • Merhaba Hamza Bey, yorum metinlerinizin bazılarında, aklınıza ve duygu dünyanıza yatmayan fikirlere ve yorumculara karşı hırçın, otoriter, kültürel kutuplaşmaları kışkırtan, dolayısıyla hayli rahatsız edici bir dile savrulduğunuzu söylemek durumundayım. Bekir Bey, bu tür bir dille üzerine üzerine gidilip kışkırtılmadığı sürece, pekala makul bir üslupla, hiçbirisine katılmadığım düşünce ve iddialarını paylaşıyor bizlerle -tıpkı ben ve diğer yorumcular gibi. Kabul edilmez bulsam da, belli bir düşünce sistematiği içinde ve savlarını gerekçelendirerek fikirlerini dile getiriyor. Perinçekçilerin ve ulusalcı faşistlerin değirmenine su taşıyarak iktidarını sürdürebileceği yanlısaması içindeki Erdoğan’ın ve içi boşaltılmış partisinin ülkeye zarar verdiğini düşünmek ne kadar hak ise, Erdoğan ve iktidarının desteklenmesi gerektiğini düşünmek de hak. Sekülerlik (ya da dindarlık) gibi belli bir kültür ve kimlik gurubuyla aidiyetlik içinde olmamız, hiç birimizi otomatik olarak “düşünme yeteneği” ve “vicdan” sahibi kılmıyor. Dilinizi paylaşmak istemediğimi bu vesileyle dile getirmiş olayım.

  17. Fehmi bey topu taca atmada epey aşama kaydetti, neden nalına da mıhına diyip sakınmadan yazı yazamıyor. “onu anlamakta zorlanıyorum…”

    • Akıllı deliye söyletirmiş hüseyin bey; sayın yazarı yeterince delişmen bulmuyorsanız lütfedin de sizin değerli görüşlerinizi okuyalım..? Yalnız nalına mıhına derken çifteye dikkat edin yine de..!

  18. bir siyasetçiyi beğendiği için ona oy vermek!
    başka bir siyasetçiden-siyasetinden kurtulmak için alternatifi gördüğü birine-partiye oy vermek!
    beğendiği siyasetçinin uyguladığı-uygulayacağı politikayı hiç sorma-sorgulama ihtiyacı bile hissetmemek!!!
    hoca veya bir diğeri çok iyi insanlar olabilir. hatta hocanın düzgün dürüst biri olduğuna çoğu insan kefil bile olabilir! başbakan olması halinde ”EMİN” kişi olacağına bile gözü kapalı evet diyecek onlarca insan bulabilirsiniz.
    doğru yatırımlar yapacağını da, kul hakkı yemeyeceğini de, ülkeyi satmayacağını da, yetim malına el uzatmayacağını da kendinizi bildiğiniz gibi bilebilirsiniz:
    tek bir evi idare etmiyoruz oysaki..
    devletin kurumları var, idarecileri var, siyaset vekilleri, üyeleri var, var oğlu var..
    denetim mekanizması var MI? o na bakmamız gerek!
    işin başındayken tarlayı üstüne geçirtmemeli.
    ertesi yıl gübrenin nereye gittiğini, niçin zarar ettiğinin hesabını soranlara ordu geçtikten sonraaa… diye lakırtı yaptırırlar adama.
    insanımızın ‘geçmişin hesabını sormak’ konusunda biraz istemsiz olduğu söylenir.
    o zaman geleceği kim nasıl dizayn edecek ona bakalım isterseniz:
    -verilen devlet malı her an geri alınabilir, yanlış yapılan bir iş düzeltile bilir, birisi yanlış yapmışsa devlet mutlaka hesabını sorar! bundan da siz ”EMİN” olabilirsiniz. kimsenin yaptığı yanına kar kalmaz bu ülkede.
    -adamın biri 70-80 yıl önce ”gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet…” falan diyerek büyük büyük laflar etmiş.. demekki bu işi herkes biliyor; birtek çocuk babasının kim olduğunu bilmiyor!..
    -kanunları arkadan da dolansalar kayyım atıyor yine düzenin bozulmasına müsade etmiyor yönetenler.
    -dış güçlerle işbirliği yapanlar, ülke insanına hıyanet edenler sığınacak fare deliği arıyorlar.
    yöneteni beğenmiyorsanız sizin adınıza hareket edecek vekilleriniz var, Anayasamız, kanunlarımız var. yine de memnun değilseniz, şüphe duyduğunuz bir durum var ise:
    bundan sonra belkide, hırsızlık yolsuzluk adam kayırma kollama kendi cebini doldurma haksızlık hukuksuzluk namussuzluk kendi saltanatını sürdürme başka ülkelerin menfaatini gözetme ülkeyi bölme böldürme insanları birbirine düşürme kandırma kandırılma dolandırma salağa yatma numaralarını becerebilen değil;
    –uygulayacağı politikayı, kullanacağı enstrumanları, yanyana kolkola yürüyeceği yoldaşlarını-kankalarını önceden masaya yatıran, pazar tezgahı gibi önümüze seren, bizlere açık açık belirten insanlara OY vermeyi deneyebiliriz!…

  19. Sayın yazar;
    ‘Uyu uyu yat, yat yat uyu’ mu diyor.
    Ya da ‘Devletin malı deniz, yemeyen d.muz’ mu diyor.
    İslamdaki “beyt’ül mal” hassasiyeti hep islamcı/sağcı (diye bilinenlerce) törpülendiğinin farkında mıyız?

  20. Çoktandır yorum yazmamıştım, ilahi Fehmi bey, Davutoğlu’nun teklifini anlamadığınıza kim inanır? Kadir bile inanmaz. Taha Kıvanç’a sorun diyeceğim ama hiç gerek yok. Çok güldüm… Daha detaylı yazacağınız günler yakın olsun inşallah…

  21. Kimse habersiz değil, kimse masum değil, Ak parti cemaatten haberdardı, cemaat Ak partiden haberdardı, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve tayfasını biliyordu, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu tayfası da Tayyip Erdoğan ve tayfasını iyi biliyordu. Yılların gazetecisi Fehmi Bey de hepsini biliyordu. Dolayısıyla herkes karşı karşıya gelinceye kadar sustu, hepsi menfaatlerine dokununcaya kadar sustu, halbuki hepsi ordaydılar. Kimse kendini aklayıp paklamasın. Kimse kendini sütten çıkmış ak kaşık sanmasın. Belki hepsi iyi niyetli idi. Belki de hepsi ülke için, Allah için bir şeyler yapmak istiyordu, belki ben de o konumda olsam yanlış yapacağım, Bize bahşedilmiş her güç bizim imtihanımızdır. Kimin makamın gücüyle kimi sözün gücüyle, kimi paranın gücüyle, kimi yakışıklığıyla, kimi güzelliğiyle imtihan olur. Rabbim hepimizi kazananlardan eylesin.
    Saygılarımla
    Sağlıcakla kalın.

  22. “Çalıyorlar ama çalışıyorlar” söylemi,sınav soruları dahil,çalmadık şey bırakmayan fetönün söylemidir.Fetönün trol ve troliçeleri sürekli hırsızlıktan dem vuruyor.
    Kişi herkesi kendisi gibi bilirmiş diye boşuna söylenmemiş.

    Hani ne çalınmış?Gösterin!Cevap yok.İstanbul’u aldınız ne gösterebildiniz?Göstere göstere lüks makam aracı olarak renault marka sıradan otomobilleri, kamyonetleri gösterebildiniz. Fazla araç kiralanmış dediniz,ihale açarak yeni ilave araçlar kiraladınız.

    Ak Parti iktidarından önce devlet bankaları
    Halkbank,Ziraat Bankası,Vakıflar Bankası devasa zararlar ederlerdi.Buna da görev zararı denirdi.Diğer bankalar içi boşaltıldığı için batardı.Bunu hamzanın desteklediği iktidarlar yapardı.Şimdi bu bankalar vergi rekortmeni olarak ilk 10 sırada yer alıyor.

    Niçin şimdi kâr ediyor,vergi rekortmeni oluyor devlet bankaları?Çünkü verdikleri
    kredileri takip ediyorlar.Verdikleri kredilerin geri dönmemesine göz yummuyorlar da ondan.Şehir Üniversitesi örneğinde olduğu gibi,krediyi ödemeyen müşterinin tepesine iniyorlar da ondan.Tamam,kredi
    almış olabilirsin.Ama ödeyeceksin. Ödemezsen gereği yapılır,mal varlığına
    el konulur.Şehir Üniversitesinde olan
    budur.

    Devlet bankalarının vergi rekortmeni olması bile,iktidarın akçeli işlerde dürüst hareket ettiğini göstermeye yeter.

  23. Wikipedia’ya girdim, arandım. Derdim, A. Gül, A. Babacan ve A. Davutoğlu’nun (ikisinin eşleri dışında) isimlerini hiç duymadığım aile fertleri hakkında üstünkörü de olsa bilgi edinmekti. Söz gelimi, A. Davutoğlu’nun çocuklarının isimleri nelerdi? Hangi vakfın başına vakıf başkanı, hangi üniversitenin başına dekan ya da rektör atanmışlardı? Başına geçtikleri vakıf ve derneklerde acaba ok mu yoksa cirit mi atılıyordu? Babacan’ın oğlu ya da kızı (ya da oğulları ve kızları) hangi taşımacılık şirketinin başında sayısı artıp duran gemicikler yüzdürüyorlardı? A. Gül, cumhurbaşkanlığı döneminde “İtibardan tasarruf olmaz” diyerekten mevcut cumhurbaşkanlığı uçağını hangara çektikten sonra kaç yeni uçak siprarişi vermişti? Dış İşleri Bakanlığı ya da cumhurbaşkanlığı sırasında, ne bileyim mesela hangi yazıişleri sekreterini veya milli ve de yerli topçuyu (futbolcu demek istiyorum) Berlin ya da Londra Büyükelçisi olarak atamıştı?

    Bunlarla uzaktan yakından ilgisi olabilecek bir bilgi kırıntısına bile erişemedim.

    Adından belli: “Wikipedia”. Ne yerli, ne de milli.

    Her üç şahsiyetle ilgili verdiği bilgilerin alayı aldıkarı eğitimle, uluslararası ödüllerle, devlet adamlıkları ile ilgili. Bir tane olsun namzetlik niyetine dolandırıcılık, istismar iddiasına yer verilmemiş. Belli ki, Erdoğan düşmanı o internet sitesi de.

    Öyleyse, erişim yasağını uzatın gitsin!

  24. “Nedense herkes para pul meselesinde olağanüstü meraklı.”

    Fehmi bey! Hangi para? Yoksa Torunlarımıza miras olarak bırakacağımız,500 miliyar dolar borcun ana parasi şöyle dursun faizini dahi ödiyemiyecek paradanmi bahsediyorsunuz?

    Dünkü yorumumda yazdığım gibi kimseler isbat edemediği yolsuzlukları, kullanıp attıkları özeliklede DİŞİŞLERİ bakanlığı yapmış birisinden veya ikisinden daha iyi bilenler olmaz…..
    Ahmet Davutoğlunu beyenmesemde lokmayi luup demeden yutanlardan değıl ve kul hakkına pek tenezül etmeyiyeceğini düşünenlerdenim.

    ABDde 2007 de alınmış bir ev 2010 ve 2012 arasındakı ev fiaatlarının dibe vurduğu zamankinden daha ucuza 2019 da satılması mumkun değıl çünkü şu an evler 2007 fiatlarının iki katı ve üzerinde.
    Hani bizim Türkler ABDyide Türkiye gibi zannetiklerinden dolayı kurnazlık ederek, işlerini hallediyorlar. Onu bunu bilmemde çırpındıkça batacaklarından eminim…
    Birde Davetoğlu 2016 da ABD ye valizlerle sokulan 15 miliyon doların akibetinide sorsa iyi olur.
    O zaman Amerkali,ortadoğu uzmani ayni zamandada istihbaratçı gazeteci yazar yazmıştı…

    Bu arada Baran beyin! kulakları çınlasın. “yed-i emin.”

    Bunlar Hayri Nisa hanımı konuşturmadılar fakat çocuklarıni Tayyip cumhurriyetinin adalet dağıtan hakimleri tarafından amcaya verilmiş anne onların bütün kumpaslarını õzeliklede 15 Temmuz ALLAHIN LÜTFÜ nunu Ahmet Nesin ile birlikte kimlerin yaptıklarını anlatacağından emin olabiliriz.

  25. Yaw bu MHP D. Bahçeli liderliğinde bir genel kurul toplantısı eyleyip partiyi kapatmaya ve dahi sine-i millet’e dönmeye falan karar verdi de bir ben mi haberdar olmadım? Hadi diyelim Devlet Bey yaşamış olduğu sağlık sorunları dolayısıyıla yorgun ve içinden siyaset gündemine düşecek şeyler söylemek gelmiyor, e peki koca partide halkın gündemine girecek iki laf söyleyecek adam da mı yok? Dünya lideri cengaverler gibi tek başına dolandırıcılıkla ve dolandırıcılarla cenge tutuşmuş, MHP ve liderinden tık yok.

    Bence ayıp oluyor -olmuyor mu?

  26. Ben, Fehmi Bey’den farklı olarak, Erdoğan’ın derinleştirdiği Şehir Üniversitesi etrafındaki tartışmanın ne çerçevesini, ne de mantığını anlayabildim. Erdoğan, açıkça ve sözcüğü de kullanarak, ismini verdiği, ülkede cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, bakanlık görevlerini de üstlenmiş kendi partisinden siyasetçileri “dolandırıcılık”la itham ediyor.

    Ne kadar farkında, bilemiyorum, ama şu sorunun sorulmasını kendi eliyle davet etmiş oluyor: “İddia ettiğin dolandırıcılık vuku bulurken zat-i aliniz ne yapar ve ne ederdi?”

    Alışkanlık edindiği üzere, “Valla ben bunlara çok güvendim, belki böyle olduğu için aldatıldım. Ne yapalım, olan oldu. En azından aldatan değil, aldatılan oldum -ve kabul edersiniz ki bu da bir şeydir yani. Ben bunların dolandırıcılığının farkına, onlar dolandırıcılığı yaptıktan 4 sene sonra vardım, ama ayrıntılarda boğulup milli ve yerli çizgimizden sapmayalım.” diyecek olsa, yine kendi kendini köşeye sıkıştırmış olacak: “Suçladığın insanları halka şikayet edeceğine dolandırıcılık suçlamasıyla mahkemeye ver o zaman. Türkiye bir muz cumhuriyeti mi ki dolandırıcılık dolandırıcıların yanına kar kalıyor ve yagane cezası, mikrofonlar önünde kamuoyunun karşısına çıkıp, “Bunlar var ya bunlar. . Hani dürüstlük lafını ağzından düşürmeyenler. Bunlar aslında dolandırıcı, bilin diye söylüyorum” şikayet ve ithamından ibaret kalıyor?”

    Kaçınılmaz olarak akla gelen başka sorular da var: “Bunların dolandırıcılığını halka şikayet etmek için neden 4 yılı aşkın süre bekledin? Dolandırıcıların dolandırıcılıkları partiden ayrılıp yeni siyasi partiler kurmaya giriştiklerinde ifşa olunur gibisinden bir kanun maddesi mi var ceza kanunlarımızda?” Ya da, Cumhuriyet Gazetesi’nin de işaret ettiği üzere: “Aynı düzenlemenin altında imzası olan Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce’nin ismini niye hiç zikretmiyorsun -sadakatini sürdürdüğü için mi?”

    İtham edilen siyasetçilerin parada pulda gözü olmayan, küçük de olsa böylesi konularda üzerlerinde hiçbir şaibe yaşanmamış kişiler oldukları konusunda, muhalefet seçmenleri dahil, kamuoyunda bir mutabakat var. Siyaset ve ülke yönetimindeki yüksek ve ayrıcalıklı konumlarını kendilerini, hısım akraba, okul arkadaşı vs. zenginleştirmek için kullanacak isimler olmadıkları biliniyor. Böyle bir durumda ve yukarıda değindiğim sorular eşliğinde düşünüldüğünde, ithamların bir bumerang gibi döneceğini ve itham sahibini vuracağını görmek bu kadar mı güç?

    Kendi elinle seçip ülkeye başbakan atadığın, cumhurbaşkanlığına önerip cumhurbaşkanı seçtirdiğin insanlar bile dolandırıcılıktan imtina etmeyen kişiler ise, bunu söyleyerek muhalefetin yolsuzluk iddialarına kendi elinle muazzam bir destek sağlamış olmuyor musun?

    H. Gayret, Türkeş ve diğer saygıdeğer yorumcu kardeşlerim: Bu mudur “siyaset ustalığına, siyaset dehalığına, strateji uzmanlığına” yaslanan “dünya liderliği”?

    “Evet, budur. . .” diyorsanız, satranç oynamak şöyle dursun, valla ben sizlerle tavla bile oynamam yani. . .

    • Davut arkadaş, kendinizi sayın yazardan daha akıllı buluyor olabilirsiniz; bak bizim aramızda en kalın kafalımız hamzadır; o dahi böyle saygısız bi ifadeyi buralarda kullanmaz..! Şimdi hem sayın yazardan hem de burdaki zevattan esaslı bi özür dile; ondan sonraki günlerde bi süre hiç görünme, eğer akıllı uslu bikaç cümlelik yorum yazmayı başarabilirsen paylaş tekrar bi bakarız tamam mı? Hadi selametle…

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız