Kuzuların sessizliği, kurtların güçsüzlüğü, ahalinin duyarsızlığı…

46
Reklam

Bu yılın başlarında, 9 Ocak 2021 günü, Avusturya hükümetinde işçiler, aileler ve gençlik bakanlığı koltuğunda oturan Christine Achbacher görevinden istifa etti.

İki ay olmuyor, 19 Mayıs 2021 tarihinde, Almanya’nın aile bakanı Franziska Giffey’in istifasını başbakan Angela Merkel’e sunduğu duyuldu.

Bakanların görevlerini bırakması, medyada kendileriyle ilgili çıkan olumsuz haberler ve o haberler yüzünden yapılan yorumlar üzerine gerçekleşti. 

Avusturya’da muhafazakar hükümetin üyesiydi Aschbacher; kendisini istifaya zorlayan süreç, yüksek lisans tezinde başkalarına ait bilgileri kendisine aitmiş gibi kullanmaktı. Yani intihal. 

Franziska Giffey’in istifasını getiren de kendisi hakkında da benzer iddiaların yayınlanmasıydı. O da 2010 yılında yazdığı doktora tezinde atıf yapmadan başkalarına ait görüşleri kullanmakla suçlanmaktaydı. İntihal iddiası onu da görevini bırakmaya zorladı.

Norveç’in balıkçılık bakanı Per Sandberg ise onlardan iki yıl önce görevinden istifa youyla ayrılmıştı. Bakan yanına İran doğumlu arkadaşını alarak kadının yıllar önce ayrıldığı ülkesine tatile gitmişti. Bakanlar da tatile gider; ancak Per Sandberg tatile eşi olmayan bir kadınla gittiği için değil, resmi telefonuyla gittiği için eleştirilmekteydi. Gideceği ülkeyi de başbakana bildirmemişti.

İstifa etmek zorunda kalması bundan.

Daha önce Millet Meclisi başkanlığı da yapmış Fransa’nın enerji ve çevre bakanı Françoise de Rugy de, 2018 yılında, kendisinin ‘medya tarafından linç edilmek’ diye tanımladığı yayınlar üzerine istifa etmişti. Medya, bakan ve eşinin meclis başkanlarına ait ikametgahda masrafını devlete ödettirdiği şaşaalı davetler verdiğini, eşiyle birlikte krallara layık bir hayat sürdürdüğünü yazmaktaydı.

Reklam

Yayınlar istifa getirdi.

Şu yakınlarda bir istifa olayı da İngiltere’de yaşandı. Sağlık bakanı Matt Hancock’un makam odasına gizlice yerleştirildiği anlaşılan bir kamerada kendisi gibi evli bir danışmanıyla öpüştüğü kayda alınmış, görüntüler sosyal medya üzerinden paylaşılmıştı. 

Hancook hiç tereddüt etmedi, istifasını sundu.

Yılın ilk ayında iki de hükümet başkanı istifa etmişti.

Hollanda başbakanı Mark Rutte ülkesinin göçmen nüfusuna ayrımcı davrandıklarının bir skandal halinde ortaya çıkmasından sonra sorumluluğu üzerine aldı ve hükümetinin istifasını Kral’a sundu. 

İstifa mektubunu Saray’a bisikletiyle götürdü. [En yukarıdaki fotoğrafta görüldüğü üzere..]

Korona virüsüyle mücadelede aşırı harcama yaptıkları halde Avrupa’da en fazla hayat kaybı yaşamış İtalya’da Guiseppe Conte’nin başkanı olduğu hükümet ağır siyasi eleştirilere muhataptı. Conte istifa etti. Hukuk profesörü olan Conte istifası sonrasında daha güçlü bir hükümet kurulmasına yol açmak için böyle davrandığını duyurdu.

Hepsinden önemli bir istifa olayını listenin sonuna bıraktım.

Reklam
Türkiye’ye olumlu yaklaşan biriydi Wulff; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile..

Almanya’nın başbakan Angela Merkel’e yakınlığıyla tanınan cumhurbaşkanı Christian Wulff, 2010 yılında seçildiği makamından, henüz iki yılını bile doldurmamışken usulsüzlük iddiaları yüzünden istifaya zorlandı. Bild gazetesi, Wulff’un emekli olduğunda oturmak üzere satın almayı düşündüğü ev için bir işadamının eşinden düşük faizle 500 bin Euro borç aldığını belirlemiş, araştırması sırasında bu yayını yapmaması yönünde sıkıştırılmıştı. Yayın üzerine istifasını sundu Wullf

Görüyorsunuz, bakanlar, başbakanlar, hatta bir cumhurbaşkanı, görev başındayken, geçmişte yaptıkları yanlışlar yayın yoluyla yüzlerine vurulunca, fazla direnmeden istifa yolunu tutuyorlar.

Demokrasilerde devlet adına görev yapanlardan basit sayılabilecek türden yanlışlıklara imza atmaları beklenmiyor.

İntihal, yani başkalarının görüşlerinin kendilerine aitmiş gibi yüksek lisans ve doktora tezlerinde kullanılması istifayı gerektirecek bir nakise midir?

Evet, öyledir. Başkalarına ait bir şey, o şey ister mal veya para olsun ister görüş ve fikir, izinsiz alınıp kullanılamaz. Hatta mal veya paraysa bu, asla yanına yaklaşılamaz.

Devletin kendisine verdiği imkanı cömertçe harcamak, hatta bir başka ülkeye giderken bakan olduğu için kendisine verilmiş telefonu yanında götürmek de görevi sırasında haddini aşmak olarak görülür ve istifayı gerektirir.

Hükümetlerinin yetersizliği veya ülkeyi ayrıştıracak türden politikaları yüzünden başbakanlar da istifa eder.

Almanya’da olduğu gibi, aslında tamamen protokoler bir görev yeri sayılan cumhurbaşkanlığı makamında oturan birinin iş dünyasından birileriyle borç-alacak ilişkisi kurması, açıklaması gerektiği sırada bunu saklaması, gazetede yayın yapılacağını öğrenince engellemeye çalışması, sonunda istifaya yol açar.

Biraz daha vakit ayırabilseydim, yukarıda verdiğim örneklere ek daha pek çok olay bulabilirdim. Birkaç örnekle yetindim.

Neden bu örnekler?

Ülkemiz de demokrasi olma iddiasında. Ancak başka demokrasilerde sıradan görülen uygulamalar bizde günümüzde pek görülmüyor.

‘‘Günümüzde’’ dememin sebebi geçmişte Avrupa’dakilere benzer örnekler bizde de vardı da ondan.

Tek parti döneminde, hakkında gazetelerde çıkan yolsuzluk iddiaları üzerine, hakkında soruşturma açılmasına imkan sağlamak için, bir gümrük bakanı istifa edebilmişti.

Çok eskiden değil, 1980 sonrasında, yolsuzluğa bulaşmış bir bakanla ilgili iddialar kulağına gelince, Turgut Özal bir yakınını o bakanın peşine takmış, yolsuzluğunu kasete aldırmış ve ardından onu hükümetten uzaklaştırdığı gibi Yüce Divan’da da yargılattırmıştı.

Yüce Divan’da yargılanan başbakanlar da oldu ülkemizde.

Günümüzde iddialar tavan yaptı, ancak gereğinin yerine geldiği yok.

Tersi ise söz konusu. İddiaların hedefindeki kişiye hükümetin küçük ortağının lideri açıkça sahip de çıkıyor. Hem de bir değil birkaç kere. Sonuncuda, ‘‘Hakkında ne söylenirse söylensin, bizim denilenlere aldırış etmemiz mümkün değildir’’ de denilerek…

Farklı olmak iyi bir şeyse, Türkiye Avrupa ülkelerinden bayağı farklılaştığı için sevinmeliyiz.

Yoksa yerinmeli miyiz?

Medyanın güçsüzlüğü, kamuoyunun sessizliği, siyasilerin vurdum duymazlığı iyice belli oldu.

Bence bunların hepsine yerinmeliyiz.

ΩΩΩΩ 

Reklam

46 YORUMLAR

  1. Allah rahmet etsin. Adnan Kahveci sadece rüşvet alan bakanı o zamanın teknik imkanlarıyla suçüstü etmekle kalmamış ülkemizin kalkınmasının önündeki engelleri de ortadan kaldırmaya başlamıştı ki bir kazaya kurban gitti.

  2. Melik bey güya bir grup atasözümüzü sıraladıktan sonra dervişin fikri neyse zikri de oymuş sözü uyarınca türk ulusuna da alenen küfretmiştir, aynıyla kendisine iade ediyorum:

    “Devletin malı deniz yemeyen hınzır !
    (eski türklerde “yağma” törenleri vardır; milletim han sarayını yağma eder ve yine hiçbir eşya kaybolmadan yerine konur! Maksat kağana; biz olmazsak sen de yoksun, malımız canımız sana emanet, uyanık ol mesajı! vermektir…)

    Bal tutan parmağını yalar !
    (faydalı bir iş tutan kazanır, karşılığı/hayrını görür demektir!)

    Suyun gözünde oturan suyu gözünden içer !
    (bu sözü duymadım ama doğru yerde doğru iş tutan kazanır anlamında olmalıdır; tekkeyi bekleyen çorbayı içer gibisinden: suç mu?)

    Su akarken küpünü doldur !”
    (her işi vaktinde, mevsiminde, şartları müsaitken yap ki maksat hasıl olsun/kazanabil: ayıp mı?)

    Ne güzel soyumuz var; atasözlerimiz var, arsız değiliz hırsız değiliz!!!
    Övünün başlar yüksekte!!!

  3. Düşündüğüm gibi oldu. “Erdoğan, Soylu’yu Diyarbakır’a götürmek zorunda. Soylu’yu Diyarbakır’a götürecek. Ama, onu geri planda tutacak. Bir orta yol bulmuş olacak.” demiştim. Böyle de oldu. Soylu’ya bir gösteri ya da söz söyleme şansı tanımadı Erdoğan. Sadece, yanına yaklaşmasına izin verdi. Soylu da, “Ben de oradaydım, Cumhurbaşkanı’nın yanındaydım” diyebilmek için, kendisiyle Erdoğan’ı aynı karede gösteren fotoğrafları sosyal medya hesabından paylaşmak zorunda kaldı.

    Diyarbakır ziyareti, bir kaç açıdan resmi netleştirdi.

    Erdoğan, aylar önce sn. Koru’nun yazmış olduğu gibi, Bahçeli ile dalaşamaz. Cumhur İttifakı’nı bozamaz.
    Erdoğan’ın gücü Süleyman Soylu’nun başını yemeye yetmez.

    Dün ya da önceki gün ileri sürdüğüm gibi, AK Parti ile HDP arasında ne bir müzakere, ne bir yakınlaşma olabilir. Erdoğan’ın Diyarbakır ziyaretinin tek bir amacı vardır: HDP’ye soğuk, AKP’ye yakın muhafazakar Kürt oylarındaki muhtemel çözülmenin önüne geçmek.

    Peki MHP’deki bu sınırsız S. Soylu sevgisini nasıl açıklayacağız?

    AK Partili ve üstelik de bakan olmasına rağmen, neden AK Parti ve Erdoğan değil de MHP sahip çıkıyor Soylu’ya?

    Soylu’nun kara kaşı kara gözü için değil bu açık destek.

    Soylu, MHP açısından, ittifak çöktükten sonra milliyetçi oyları hamuduyla yutmak üzere giriştiği stratejik bir yatırım. MHP, sadece Erdoğan’ı kendisine tutsak hale getirmedi. AK Parti kitlesini de alabildiğine milliyetçileştirdi.

    MHP, Soylu üzerinden, AK Parti’nin çöküp dağılacağı, AK Parti milletvekillerinin kişisel beka arayışı içinde çil yavrusu gibi diğer partilere dağılacağı konjonktüre yatırım yapıyor. Erdoğan’ın partisi çözülüp dağılma sürecine girdiğinde, ortada kalmış milletvekillerine ve seçmenlerine çökülecek 🙂

    • Sayın yk gözünüz aydın, sn.bernar yine turnayı gözünden vurmuş; “Düşündüğüm gibi oldu.” diyerek günün manşetini atmış sağolsun; ister misin şimdi de sabah güneş doğacak ama akşama yine batar bu desin???
      Yani böylesi bir politiköngörüş dehasına hayran kalmamak mümkün mü?

  4. Bugünkü yorumlar arasında H. Gayret adlı (görevli olması muhtemel) arkadaşın paylaştığı bir iddia var. İddiaya göre bir kişi, A. Gül adlı şahsın (sanırım o zamanki Cumhurbaşkanı oluyor) doçentlik dosyasının fotokopisini çektiği için, YÖK’teki görevinden uzaklaştırılmış.

    Bu iddiayı ilk defa duydum, aklıma birkaç ihtimal geldi.
    1-Tamamen uydurma bir haber olabilir, ki en kuvvetli ihtimaldir. Malum derin arkadaşlar böyle haber üretiminde çok mahirdirler, bu da onlardan biridir. İnternette taratınca haberin habererk adlı Turancılık iddiasındaki bir siteden alındığı görülüyor. Site de iddiasını Sabah gazetesine dayandırıyor. Sabah’ın ne tür operasyonel haberler yaptığı ve istihbarat örgütünün yayın organı gibi çalıştığı malum. Haberin tarihi de 28 Aralık 2013.
    2-Doçentlik dosyası vs. gizli belge değildir. Zaten en az yedi tane dosya Üniversiteler Arası Kurula gönderilir (YÖK’e değil, YÖK’te böyle bir dosya olması da pek mantıkı değil, haber kaynağında ÜAK Arşivi diye geçiyor), içindeki bilgiler de sır değildir. O kişinin bilimsel çalışmalarıdır. Yani buradaki intihal olayı ile hiç bir ortak yanı yoktur. YÖK’teki görevlinin işi olmayan bir işe kalkışması oradakileri rahatsız etmiştir. Cumhurbaşkanının kişisel bilgilerini (kimlik fotokopisi vs) içerdiği için bu tepki gösterilmiş olabilirler.
    3-Kuvvetli bir senaryo da şudur: Birileri böyle bir senaryoyu A. Gül’ü the Cemaat’e karşı kışkırtmak ve o günlerde hazırlığı yapılan Cadı Avına ikna etmek için geliştirmiştir. Hayatın akışı içinde Arşiv’e giden bir hukuk müşavirini takip edip suçüstü yapmaya kalkmak pek mantıklı değil, ama İpek Üniversitesi çalışanı birini böyle bir iddia ile suçlayıp A. Gül’e bu bilgiyi servis etmek iyi bir senaryo olarak görülüyor. Bu istihbarat örgütlerinin taktiklerinden biridir ve bununla toplumlara psikolojik harekat yaparlar. Tıpkı General Flynn’in 15 Temmuz gecesi güya hakikaten darbe oluyormuş havası vermek için yaptığı konuşma gibi muhatapları yanıltmaya yönelik iyi bir atraksiyon olarak görülüyor.
    Normalde bir kişinin doçentlik dosyasını herkes inceleyebilir ve bu o kişi için bir öğünç vesilesidir. Yaptığı bilimsel çalışmalar zaten internet ortamında ve kütüphanelerde ulaşılabilir haldedir.
    Haberde benim dikkatimi çeken bir husus da bu durumda bu yakalama işini yapanların (ki YÖK’te her zaman çok sıkı, derin arkadaşlar vardır, bu işi organize etmiş olabilirler) YÖK Başkanına, Cumhurbaşkanı’na ve Başbakan’a bilgi verdikleri iddiası. Haydi YÖK Başkanı ve Cumhurbaşkanına bilgi veriliyor da Başbakan ne alaka? Ona ne ki? Başbakan’la olayın ne ilgisi olabilir? Kaldı ki bir bilgi verilecekse bunu YÖK Başkanı vermeli değil mi? Bu eğer adli bir durumsa C. Savcısına haber verilmeli değil miydi? Anlayacağınız her tarafı komplo kokan bir haber (doğru da olsa yanlış da olsa). Ama bu tür haberleri sorgusuz sualsiz yemeye hazır hem muvafık (iktidar yanlısı demek) hem de muhalif bir toplum var.

    • Sayın, Cevap B.M.K rumuzlu yorumcu! Burdaki ve diğer sitelerdeki troller’in tek kelime bilgileri yok hatta ellerine verile kopileri dahí okuuyacak kadar okuma yazma bilmiyorlar.
      Sadece verilen iftira yalan ve uydurma bilgileri buraya aktarmakla görevliler.

      İstanbul belediyesi el değiştirdikten sonra buranın mudaim trolleri aninda toz olup uçtular, uçmalarını nedeni 500 veya 5000 olabilir şu an rakamını tam hatírlıyamadım, Daha sonra HDP belediye başkanlarını toplayıp hapise attip oralara yeni troller yerleştırdíler.
      Yalnız eskiler olsun yenileri olsun hepisinin ortak kâbüsleri ayni 11.C Başkani Abdulla Gül ve Ailesi.
      Onları karaliyacam diye ortalıkta madara olup duruyorlar. Türkiye Cumhurriyeti Tayyip Cumhurriyeti olduktan sonra Sadece içeride değil dişarídada bunlar gibileri sayesinde ülkenin maddi olarak sifirlanırken manevi olarakta itibarı yok oldu.

  5. Sayın Koru,
    Maalesef yanılıyorsunuz, bizde işler farklı yürür. Söz konusu cukka ise (pardon vatan diyecektim) gerisi teferruattır.
    Selamlar

  6. Sayın Koru ,
    Yazınızda verdiğiniz örnek isimler ile ilgili internette arama yapıp ne olmuştu, neler söylendi , neden bu şekilde gelişti gibi sorulara cevap aradığımda batı temel politik standartlarına aykırı durumlar nedeniyle istifa ettiklerini ancak bazılarının neden daha önce görevden alınmadığı ile ilgili tartışmalara tanık oldum.
    Yerinmemiz gerekir diyerek noktalamışsınız. Belki daha fazlası yapılmalı ve bunun nasıl olması gerektiği üzerine kafa yormalıyız. Nepotizm den daha fazlası cronyism yani adam kayırma ki ancak bir menfaat karşılığı olan bir hadise ve hypocrisy ikiyüzlülük , yalan söyleme gibi kamu oyunun güvenini zedeleyen eylemlerin engellenmesi . Bunlar içinde yasal düzenlemelerin yapılması . En basiti Memurin muhakemat yasasının iptali. Zira , Batı da yolsuzluk, rüşvet irtikap gibi suçlardan yargılanan devlet memuruna verilen en büyük ceza emeklilik haklarının elinden alınması. Siyasiler bu işleri bürokrasinin yardımı olmadan yapamazlar. Bir diğeri de tazminat ödeme kapısının açık tutulması. Nereden buldun yasasının kabul edilmesi .Efendim 12 Eylül ün muktedir generallerinin mal varlığına el koyduk ya diyeceklere cevabım ortada bir mal kalmışmıydı olur.
    Devletin malı deniz yemeyen hınzır !
    Bal tutan parmağını yalar !
    Suyun gözünde oturan suyu gözünden içer !
    Su akarken küpünü doldur !
    gibi kültüre işlemiş bu anlayışın değiştirilmesi çabası içine girilmeli .
    Dün FETÖ ye yanaşarak küpünü dolduranların küpü bugün başkaları tarafından boşaltılıyormuş.
    Demek ki neymiş , haramın binası olmazmış. Zulüm ile payidar olan abad olmazmış. Nizamülmülk , Siyasetname de böyle yazar. iş ki bunu insanlara anlatabilmekte.

  7. Sayın Koru ,
    Yazınızda verdiğiniz örnek isimler ile ilgili internette arama yapıp ne olmuştu, neler söylendi , neden bu şekilde gelişti gibi sorulara cevap aradığımda batı temel politik standartlarına aykırı durumlar nedeniyle istifa ettiklerini ancak bazılarının neden daha önce görevden alınmadığı ile ilgili tartışmalara tanık oldum.
    Yerinmemiz gerekir diyerek noktalamışsınız. Belki daha fazla yapılmalı ve bunun nasıl olması gerektiği üzerine kafa yormalıyız. Nepotizm den daha fazlası cronyism yani adam kayırma ki ancak bir menfaat karşılığı olan bir hadise ve hypocrisy

  8. Ben iddalıyım, bizde geçmişi temiz politikacılar bulmak öyle pekde kolay degil. Bizde maalesef devletin malı Deniz yemeyen ……………. yada Bal tutan parmagını …………. mantıgı büyük oranda geçerli. Buna muhafazakar olmakla övünenlerde dahil. Onun için onlar kolay kolay istifa etmezler veya ettirilmezler

    • “Bizde maalesef devletin malı Deniz yemeyen ……………. yada Bal tutan parmagını …………. mantıgı”

      Sayın yorumcu! Bence yanılıyorsunuz! Rahmetil Ecevit balda yalamadı fakat yiyen domuzlardan değil yemiye siyasetçilerden oldu.

  9. Tarık bey “Bizde bakan olanın 7 ceddi ihya olur.” buyurmuşsunuz da; evet, önce bakan başbakan demeyip asarlar, sonra da yetmiyormuş gibi yedi sülalelerinin de canına okurlar(bkz 27mayıs)

  10. Herkes için sorular:
    Erdoğan, S. Soylu’yu yanına katıp Diyarbakır’a götürecek mi, götürmeyecek mi?
    Erdoğan, Soylu’yu yanına kayıp götürürse ne olur, götürmezse ne olur?

    Benim tahminim şu: Erdoğan, Soylu’yu Diyarbakır’a götürecek. Ama, onu geri planda tutacak. Bir orta yol bulmuş olacak. Bahçeli ile Erdoğan arasında yaşanan Soylu geriliminin üzeri, yakın gelecekte yeni bir kriz daha patlak verene kadar, örtülmüş olacak.

    Eğer Erdoğan Soylu’yu yanına katıp Diyarbakır’a götürmez ise, bu, Bahçeli’yi açıktan açığa karşısına almak anlamına gelir. İktidarın krizi derinleşir, erken seçim söylencesi tavan yapar. Bahçeli, Erdoğan’daki bu öz güven patlamasının mutlaka bir nedeni olması gerektiğini düşünür, Erdoğan’ın kimi işler çevirdiğinden daha fazla kuşku duymaya başlar.

    Erdoğan, Soylu’yu Diyarbakır’a götürmek zorunda.

    İktidarın krizinin daha da derinleşmesine yol açacağı için, tahminimin yanlış çıkmasını isterim.

    • İktidar krizinin derinleşmesi sizi neden bu kadar mutlu ediyor?
      Soru çok basit ve tek cevap li tabiki götürecek .
      Sizleri uzdugu ve kriz çıkmadığı için bende size üzüldüm.

  11. “İntihal, yani başkalarının görüşlerinin kendilerine aitmiş gibi yüksek lisans ve doktora tezlerinde kullanılması istifayı gerektirecek bir nakise midir?”
    DEĞİL MİDİR???
    Bunu yök arşivinden a.gülün doçentlik tezini tırtıklamaya çalışıken enselenen kripto elemana bi sorun bakalım, ne diicek?

    “Üniversitelerarası Kurul hukuk müşavirliğinde çalışan bir görevli, Kurul`un arşivinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül`ün doçentlik dosyasını kopyalarken suçüstü yakalandı. Görevli hakkında tutanak tutularak işine son verildi. Olay 2012`de yaşandı. YÖK ve Üniversitelerarası Kurul`da yürütülen bazı soruşturmalara ilişkin yapılan çalışmalar kapsamında, şuanda İpek Üniversitesi`nde görev yapan Y.D., YÖK tarafından Üniversitelerarası Kurul`un hukuk müşavirliğine atandı. Burada soruşturma çalışmalarına katılan Y.D., yetkisi olmamasına karşın kendisine verilen kartı kullanarak Üniversitelerarası Kurul arşivinde de incelemelerde bulundu. Y.D.`nin Kurul arşivine girmesi görevlilerin dikkatini çekerken, yakın takibe alındı.

    Y.D.`nin Cumhurbaşkanı Gül`ün doçentlik dosyasının olduğu bölüme gittiği ve Gül`ün dosyasını alarak incelediği tespit edildi. Y.D. Gül`ün doçentlik dosyasının fotokopisini çekmeye başlayınca, yetkililer devreye girerek suçüstü yaptı. Konuyla ilgili önce YÖK başkanı Gökhan Çetinsaya, ardından da Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan`a bilgi verildi.”

  12. sayın koru sizden ricam lütfen batı ülkelerindeki bu istifa haberlerini verip de şirazemizi bozmayın.
    o zaman onlar devletse biz neyiz diye neredeyse psikiyatristlik olacağız.
    bizi yönetenlerin batı bizi kıskanıyor lafı işte bu örneklerle tek doğru olarak karşımıza çıkıyor.
    hakkında en ağır ifşaatlar çıkan içişleri bakanı hala görevde iktidarın minik ortağı ona destek çıkıyor.
    bakanlığına astronomik fiyatla mal satan bakan teşekkürle uğurlanıyor.
    adalet bakanı bunca hukuksuzluğa rağmen hala yargı paketi hazırlamakla meşgul.
    devlet imkanlarının yakınlarına paylaştırılması konusu üç beş yerden maaş alan bürokratlar konuları ise sıradan meseleler.
    kıskanmasınlar da ne yapsınlar.

  13. Benim zihnim karıştı. “Süleyman Soylu kim?” sorusuna yanıt veremiyorum. Ahmet Bey’in aydınlatıcı bilgisine ihtiyacım var. Adım adım giderek meramımı anlatmak, yaşadığım kafa karışıklığını ifade etmek istiyorum.

    Tekrar soralım: Süleyman Soylu kim? Hangi partiden? Son aylarda etrafında neler yaşandı?

    (1) S. Soylu, bir AK Partili ve partiye katıldıktan sonra parti teşkilatlarının sorumluluğu kendisine verildi.
    (2) S. Soylu iktidarın ve devlet bürokrasisinin, milli güvenliğin en önemli bakanlığının başındaki AK Partili bakan.
    (3) S. Soylu, tripotun hışmına uğradı, neye uğradığını şaşırdı. 24 gün boyunca, yalnız kaldı, kimsesiz kaldı, biçare duruma düştü. Dört hafta sonra, yüreği AK Partili İçişleri Bakanı’nın hazin yalnızlığına ve kimsesizliğine daha fazla dayanamayan kişi, her nedense, AK Parti lideri değil, MHP Genel Başkanı oldu. AK Parti lideri, ancak ertesi günü sessizliğini bozdu.
    (4) Durulacak gibi görünürken ortalık yine karıştı. AK Partili İçişleri Bakanı yine ve daha beter yalnızlaştı, kimsesizleşti. İttifak’ın iki lideri yine suskun kaldı. AK Parti lideri, devletin en önemli bakanlığının tepesindeki AK Partili bakanı, protokol o bakanın davetini gerektirmesine rağmen, iki etkinliğe davet etmedi. Hem AK Parti lideri, hem de bütün bir parti, AK Partili bakan yok hükmündeymiş gibi, hiç kendisinden söz etmediler.
    (5) Suskunluğunu bozup yalnız ve kimsesiz AK Partili Bakan’a sahip çıkan, yine MHP lideri oldu.
    (6) AK Parti lideri, bu kez MHP lideri gibi yapmadı, suskunluğunu bozmadı, sessiz kalmayı sürdürüyor.
    (7) Damat örneğinde olduğu gibi, bu tür meselelerde gram bilgiye sahip olamayan ahali, kahve falı açar, müşterek bahis oynar gibi, “Bence Erdoğan Soylu’yu yanına katıp Diyarbakır’a götürecek” ile, “Bence Diyarbakır’a götürmeyip Soylu’ya son bir darbe daha indirip istifaya zorlayacak” arasında gelip gidiyor.

    Milli güvenlikten birinci derecede sorumlu bakanlık hangisi? Elbette ki içişleri bakanlığı.

    İçişleri bakanı hangi partiden? AK Parti’den.

    Peki neden AK Parti lideri kendi partisinin en önemli bakanının başını yiyecek bir görüntü verirken, o yalnız ve kimsesiz AK Partili bakana sahip çıkan yine MHP genel başkanı oluyor?

    Ahmet Bey, beka, milli güvenlik, devletin bilmem nesi konularında çok hassas bir yorumcu arkadaşımız.

    Mutlaka navteks, Karadeniz gazı, herkesin cebinde akıllı telefon, ülkede muhalefet yokluğu, Biden, hastane diyerek bu meseleye de bir açıklık getirecektir.

  14. 1-Burada sayılanlar istifa nedeni olsa, merkezi idarede kaymakamlara, mahallî yönetimde belde belediye başkanlarına varıncaya kadar %90 ının istifa etmesi gerekir.
    2-Özellikle üst düzeye, tepe tepe kullanmaya elverişli defo ve açığı olmayanı zaten atamıyorlar.

  15. Özal, oğlunu, kızını, damadını, karısını neden takip ettirip yargılatmamış da sadece bakanını takip ettirmiş… Özal yağcılığınız bitmedi gitti… Bugünkü karşı olduğunuz AKP, Özal’ın açtığı yolda giderek ülkeyi bu hale getirdi…

    • Eski aym başkanı h.kılıçın aym vakfına beykoz cam fabrikasının arazisi peşkeş çekilseydi şimdi bu hükümeti yağlıyor olurlardı sayın iyildiz:))))

  16. Kamuoyunu temsil eden gazetecinin ,istifa hakkındaki sorusuna ‘Ben yönetime ve millete hesap veririm ‘ diye cevap veren Ş.Güneş ; en son yaptığı açıklamada ‘İstifa etmeyi düşündüm ama devam etmenin daha doğru olduğuna karar verdim ‘ diye buyurmuş !
    Eeee…. ayda 3 milyona yakın para azbuz bir para değil yani ! Demek ki şeref haysiyete ağır basmış !

  17. Peker’in iddiaları yine korkunç. Akp yandaşlarına silah dağıtıyormuş. SS şimdi bu işi götürüyormuş.

    SS ayrıca bu hafta 33 ilin emniyet müdürlerini değiştirmiş kendi ekibini getirmiş. CB gelen listeyi sektirmeden imzalamış ve hemen resmî gazetede yayınlanmış.

    Gerçekten neler oluyor. Mafya ile içli dışlı olduğu iddia edilen bir bakana nasıl oluyor da tüm Türkiye’nin emniyeti teslim ediliyor. İnsanlar karakollarda işkence ile öldürülüyor. Hesap dahi sorulamıyor polislere. Gelinen yere bakın. Rezaletler ötesi bir durum.

    • “Yok yav siha dağıtıyormuş. Yanlış bilgi vermişler sana. Bize geldi mesela”
      Gülermisin, ağlarmısın.

      Hersene emniyet müdürlerinin yeri değişir. Düşünmüşler nasıl bi yalan uyduralım .Hazır kitle hazır ve nazır.Hazır kitle atlar.
      Yazının başında iddaa der, yazar yazar en sonunda iddaayı gerçek diye yutturur. Üzerine soslar döker. Yemede yanında yat. Yayalım arkadaşlar.

      Chp nin başına Sedat Peker i getirin madem. Hazır popi bu aralar. Bundan iyi Cumhurbaşkanı adayı mi bulacaksınız.

      • Adı geçenlerden birisi kamuoyu açıklaması yapmış. Evet oradaydım, ama arabadan çıkmadım, ne dağıttıklarını görmedim demiş. İki şahit oldu, hadi bakalım.

        Emniyet müdürleri ile ilgili T24 Tolga Şardan yazısına müracaat.

        • Şu T24 sitesi sınavdan bir gün önce öğrencileri galeyana getiren, Katarlı öğrenciler Türkiye de sınavsız Tıp okuyacakmış yalanını atan operasyonel olan site mi.

  18. Bu günkü yazının konusu ; şahsen benim için ve ülkemiz açısından da gerçekten çok önemli ve fakat bir o kadar da hiç itibar görmeyen , bilinmeyen bir konudur .
    O nedenle ben de naçizane olarak , bizim siyasi tarihimizden , bence çok enteresan olan bir örnekle katkıda bulunmak istiyorum.
    Yaşı müsait olan arkadaşların çok rahat bir şekilde hatırlayacakları üzre ; Bülent Ecevit 14 Mayıs 1972 de , o tarihte 88 yaşında olan İsmet İnönü gibi 33 yıl ‘değişmez genel başkan ‘ olan bir tarihi şahsiyeti , ezici bir çoğunlukla ( 913 delegeden 826 oy) genel başkanlık koltuğundan acıklı ve onur kırıcı bir şekilde alaşağı etmiş ve genel başkan seçilmişti !
    Aynı Ecevit ; 2002 yılında fiziki ve akli melekeleri çok bariz bir şekilde aksadığı halde sağ kolunda Mesut Yılmaz,sol kolunda da Devlet Bahçeli olduğu halde ve ayaklarını sürüye
    sürüye yürüdüğü , dili dolaşarak ancak konuşabildiği halde başbakanlık görevine devam etmeye uğraşıyordu ! Ne kadar hazin , ne kadar dramatik , değil mi !
    Ve nihayet 3 Kasım 2002 seçimlerinde ,aynen İ.İnönü’nün başına geldiği gibi acıklı ve onur kırıcı bir şekilde millet tarafından alaşağı edilmiş , tarihe gömülmüştür !
    Burada gerek İ.İnönü’nün ve gerekse B.Ecevit’in tutum ve davranışlarıyla ilgili olarak pek çok şeyler söylenebilir , çok değişik açılardan ve haklı olarak kıyasıya eleştirilebilir ; ben onlara hiç girmeyeceğim .
    Ancak şunu söylemek istiyorum ki burada da görüldüğü gibi yerinde ve zamanında gerektiği gibi istifa etmek , istifa edebilmek bir zül değil gerçekten haysiyetli , şerefli ve yüce bir davranıştır ; aksine hareket etmek ise işte tam bir züldür , tam bir zillettir !
    Herkese selamlar , saygılar.

  19. “…Medyanın güçsüzlüğü, kamuoyunun sessizliği, siyasilerin vurdum duymazlığı iyice belli oldu.”
    Bu duruma kim getirdi acaba ülkeyi? Çalıntı sorularla okullara öğrenci alanlar, alınmasına göz yumanlar, oralardan mezun edilen (olan diyemiyorum) hırsızlar olabilir mi acaba? Kul hakkı, kul hakkı diye yeri göğü inletip hayatlarını kul hakkına (hırsızlığa) borçlu liyakatsızlar olabilir mi acaba? Onlara körü körüne inanan, bilmem nere kılları olmaya razı, göbeğini kaşıyanlar olabilir mi acaba?

  20. Bizde bunlarín tam tersi iş görür.
    Oğlum paraları sifirladinmi? Hayirsever iş adamı.
    Para sayma kasaları, polisler bırakmış dedikleri paralarí faizi ile hırsızlara iade etmeleri, Micheal Flyinn’a cantalar ile getirilip gizlice $1miliyon dağil $10miliyon değil tam $15 miliyon verilen rüşvetler.
    Ayakabı kutularında gönderilen rüşvetler hem uluslar arası hemde Túrkiyede mahkemelerce kanitlanmíş yolsuzluk hırsızlíkları yazan gazeteciler görevleri gereğı onları isbat etmiş emniyetciler ve hukukçular’in cezalandırıldığı Tayyip Cumhurriyeti dim dik ayakta iken daha ilk kelimesinde kimler için çalıştığı anlaşılan mafya
    liderinie kendilerine ait suçları soyluya yıkmaya çalışanlar’ın istifa etmeleri gerekirken soylu niye istifa etsinki?
    En son istifa edecek kişi neden en ilk istifa eden olsun?
    Ona isnat edilen suçlar Mafya tarafından kamuoyuna açıklanırken diğerleri’nin suçları TC yargısı ve emniyeti tarafından seneler ve aylarca yabancı istihbaratlar ile birlikte belgelerle isbatlanmasına rağmen kimselerin gıkı çıkmiyor.
    Zaten çıkanda soluğu dört duvar arasında aliyor.
    Gergerlioğlunu ve Alparslan Kuytul’u hapis eden zihniyetlerin tuttuğu mafya babalarına inansa inasa troller inanır akli başında insanlar bin düşúnür daha sonra bir karar verir.

    Soylu istifa etse ertesi gün erken seçim kararı alırlar ve bütün suçlarıní soyluya yıkarak 5 yıl daha úlkenin tepesine valiyoz gibi inerler. Sıfırlanacak para kalmadığı için bu sefer milleti sıfırlarlar.

    Mafya babasına sormak lazım! İyide soylu bunları yaparken tek adam rejiminin lideri neredeydi? Neden görevden almadı, havuz medyasi neredeydi? Neden soylunun yolsuzluklarıní yazmadı.
    Efendim soylu cumhur başkaní olamak istiyormuş.
    Yarın meydanlarda eyy benim bacılarím bakín bu soylu beni sırtımdan vurmuş koynumuzda kara yılan beslemışız haberimiz olmamış dedimi akan sular durur.
    Başta benim ablam doğu şivesi ile “bağ görirmisin cumhur başkanímıza bu mırdar adamın neler yaptığını. Allah başımızdan eksik etmesin 5 vakit namazımda sadece ona duva ediyorum.” Der.
    Not: Mırdar, Pis demek.

    Bu arada zaten bakara makarlarımızda baş tacı edilmeye devam ediliyor.

  21. Para bitince plastik çöp ithalatına yine izin vermişler. Memleketi pislik götürüyor zaten, müsilajından her türlü yolsuzluğa, yetmez gibi şimdi dünyanın çöpüne de talip olmuşlar. Yakışır …

  22. Ne diyordu 128 milyar doları buhar eden ve sonra puf olan damat bakan? Aya dört şerit yol yapacağız desek inanır bu enayi millet. Valla haklı galiba.

    İktidarın yeni “iletişim başkanlığı” yüz milyonlarca bütçeyle ve dev bir binada çalışıyormuş. Ne iletişimiydi bu? Ha evet “propaganda bakanlığı” mı diyordu naziler. Derslerini iyi almışlar bu uşaklar. Bunlar gitmezzzz, bu duyargalarını kaybetmiş ve uyutulmuş millet olduğu sürece gitmez yahu …

  23. Turkiye de hukuk tam olmadigi icin yolsuzluk kapilari araliklari cok fazladir. batida bu araliklar kapatildigi icin ve siyasi etik seviyesi yuksek oldugu icin. bir olumsuzluk durumunda hemen istifa gelir ve bu onurlu bir davranis olarak kabul edilir. Bizde karsi taraf dusman olarak lanse edilir ve dusmana karsi istifa etmemek onurlu bir davranismis gibi kabul edilir.

    • Tam değil, hukuk yok deyin siz ona kısaca. Birol Yıldırım’ın hikayesini okuyun lütfen. Karakola arkadaşını sormaya gidiyor. Ölü çıkıyor. Resmen döverek öldürüyorlar. Kamera kayıtları var. Soruşturmaya kalkan savcıyı görevden alıyorlar. Tüm dünya insan hakları örgütleri raporluyor. Bizde kimse ne hesap sorabiliyor ne bir şey yapabiliyor. Artık muz cumhuriyeti ötesi bir durum. Tam hukuksuzluk.

  24. Artık ne kadar yolsuzluk ve rezalet ortaya çıkarsa iyice yapışacaklar birbirlerine. Domino taşı gibi. Bir tanesini görevden alsa gümbür gümbür gidecek hepsi. Ortaya çıkmadık rezalet, kanunsuzluk kalmadı. Ama zorba bir yönetim, medyayı da karartarak bu sefil yönetimi sürdürüyor. Nereye kadar? Millet ekonomik olarak hissetmeye başlayana kadar. Bizimkisi kadar duyarsız ve sindirilmiş millet dünyada yok. Artık seçimlere saklıyorlar cevaplarını diye umuyoruz.

    Ama bu yolsuz iktidar yine bir yolunu bulur oradan inmez. Kredileri hazırlamışlar yine haberlere göre. Hazineye de kaynağı belirsiz 50 milyar dolar gelmiş.

    Demokrasiyi davul zurnayla gömdüler, tek adam rejimine mahkum ettiler herkesi. Krediyle borçla uyutarak milletin cebinden çalmaya devam edecekler görünüyor.

  25. Bizde bakan olanın 7 ceddi ihya olur.
    Onlarda bakan mahalle muhtarından farksızdır.
    Bizde ki idare hiyerarşisinde “muhtar” bile onların bakanından daha güçlüdür.
    Bizde vatandaş en alt kademede sadece sandıkta hatırlanır.
    Onlarda “oydaşa, vatandaşa” hesap vermek en önde gelir.
    istifa o bakımdan en kolay iştir.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız