TV atışması ile Binali Yıldırım riskli bir tercihte bulundu.. Seçim ciddi sonuçlara gebe görünüyor…

31

Arkasında daha önce hiçbir siyasetçiye daha önce nasip olmamış medya gücü bulunan bir adayın, partisi rakiplerle ekranda karşı karşıya gelmeme prensip kararına sahipken ve bugüne kadar 17 yıl boyunca bu prensibi hassasiyetle uygulamışken, birdenbire “Ben varım” diye ortaya atılması ve önce en aykırı olanı, onun kabul etmemesi üzerine yine muhalifliği tescilli bir başka televizyoncuyu ‘moderatör’ olarak teklif etmesi sizlere de garip gelmiyor mu?

Bana geliyor. Geldiği için de, programın bütün altyapısı hazırlandığı halde yapılacağından kuşku duymaktaydım.

Kuşkumun bir gerekçesi de şuydu: İki partinin temsilcileri arasında varılan ve “ABD’de olduğu gibi” denilerek belirlenen ilkelerden biri, her iki adaya aynı soruların sorulacak ve aynı sürede cevap vermelerinin istenecek olması…

Bu ilke AK Parti adayının aleyhine…

İki adayı kampanyalarında izleyenler, iktidar cephesi adayının, tane tane konuşması ve çoğu kez lafını nereye bağlayacağını kestirmekte zorlanmasına karşılık, rakibinin düzgün cümleler kurabilme ve mitralyöz gibi konuşma alışkanlığına sahip olduğunu biliyorlar.

Televizyon atışmalarında bu özellikler derhal kendini belli eder.

Acaba Binali Yıldırım bu durumunun farkında olmayabilir mi?

Moderatör AK Parti’nin itibar etmediği medyadan

Reklam

Neyse kuşkum boşunaymış, iki rakip Pazar günü isteyen kanalın yayınlamasına izin verilecek şekilde yapılacak ekran atışmasına katılacak; bundan kaçış artık mümkün değil.

Gazetelere göz atarken şunu gördüm: Her durumda iktidarın yanlış yapmayacağına, yaptığı takdirde yanlışı da savunması gerektiğine kendilerini şartlamış, görevini de buna uygun tanımlamış olan medya mensupları ekran münazarasının bana ters gelen yönlerini yazılarında sorgulamamışlar.

Oysa kendilerinin de içerisinde yer aldıkları medya düzeninde çok sayıda televizyon kanalı ve ‘televizyoncu’ bulunurken, iktidar cephesi adayının yayın için o kanallardan birini tercih etmemesi, moderatörlük için ise muhalif bir isme başvurması ve bunlarda ısrarcı olması yadırganacak bir durum.

Adam yerine konulmamaktan birlikte görüntü vermenin kaybettireceği düşüncesine kadar akla gelebilecek bütün gerekçeler iktidar partisinin itibar ettiğini düşündüğümüz medyada yer alanlar için hoş değil. İktidar cephesinin adayı pekala kendi aralarından birinin ismini “Onu istiyorum” diye ortaya atabilir ve görüşünde ısrar ederek sonucu öyle belirleyebilirdi.

Tam tersini yapması, çok sayıda destekçi medya mensubunu rahatsız etmiş olmalı. Etmediyse, etmesi gerekir.

Konuya ilişkin yazılarda akılcı değerlendirmeler yerine “Vardır bunda bir keramet” yaklaşımı seziliyor.

Bu gelişmeden hiç memnun olmayan ve bunu belli etme ihtiyacı hisseden biri var yine de: MHP lideri Devlet Bahçeli… Ekran atışmasına da, programın emanet edildiği kişiye de, hatta Binali Yıldırım‘ın seçimi kazanmak amacıyla benimsediği söyleme de itirazları var MHP liderinin ve onları sosyal medya üzerinden takipçileriyle de paylaştı.

Seçim cirminden büyük boyutlar kazanıyor

Reklam

Dün burada henüz kesinleşmemiş program konusunu işlerken, İstanbul’a belediye başkanı seçmek için yapılan seçimin propagandasının Ekrem İmamoğlu tarafından Karadeniz’e ve Binali Yıldırım tarafından da Güneydoğu ve Doğu illerine taşınmasının, 23 Haziran’dan sonra şimdi pek fark edilmeyen ciddi sonuçlara yol açabileceğini yazdım.

‘Amerikanvari’ televizyon atışması konusunun bile yürütülen kampanyalarda İstanbul sınırlarını aşan bir tarafı var.

Yazımın ardından “Ne gibi sonuçlar?” sorusuyla karşılaştım.

Seçimi ister İmamoğlu ister Yıldırım kazansın, her iki halde de, ortaya çıkacak sonuç kartların yeniden karıştırılmasını getirecektir. Hükümet politikaları değişebilecek, Cumhur İttifakı bu durumdan olumsuz etkilenebilecek, erken seçim beklentileri hız kazanabilecektir.

Hiç değilse benim beklentim bu.

Ortağı olduğu hükümette varlığını sürdürürken, genel seçime henüz 1,5 yıl olduğu halde, Devlet Bahçeli, ortaklarına da danışmadan, “3 Kasım’da erken seçime gidilmeli” açıklamasını yapmıştı 2002 yılında.

AK Parti’yi iktidara taşıyan seçimdir 3 Kasım 2002’de onun dayatmasıyla yapılan… [Kendisinin zorlamasıyla gidilen o seçimde Devlet Bahçeli’nin partisi MHP yüzde 10 barajına takılmış, Meclis’e hiç milletvekili sokamamıştı.]

Son bir not: Epey zaman önce, bir dostumun “Yeniden kaybedileceği kendisini bir biçimde belli ederse, seçimin bir kez daha iptali, hatta hiç yapılmaması bile gündeme gelebilir” dediğini sizlerle paylaşmıştım.

Dün aynı dostumla son durumu müzakere ederken, baktım, her cümlesinden sonra “Tabii seçim yapılacak olursa” ihtiyat cümlesini kurma ihtiyacını hala duyuyor.

Artık bu saatten sonra seçim mi engellenebilir? Olacak şey değil.

Ancak yine de bilin istedim.

ΩΩΩΩ

31 YORUMLAR

  1. ” Eserlerine bak, müessiri gör ” derler. Hz. Peygamber taa 1400 sene önceden, ahir zamanda,
    – BİNANIN ve ZİNANIN çoğalacağını
    – Emanet (Yönetim) in ehline verilmiyeceğini, (mesela, B.Ecevit döneminde İMZASINI nereye
    atacağını bile bilmiyen cahiilerin bakan yapıldığı gibi), (hırsızların Bakan yapıldığı gibi),
    – Emin (güvenilir) kişinin kıtlaşacağını,
    – Yöneticilerin insanların geçimi ve terbiyesi (eğitimi) ile uğraşacağına SOKAKLARIN (yolların
    binaların…) süsü ile uğraşacağını,
    – katil ve olüm olaylarının, akla ziyan veren olayların artacağını
    ………………………
    bildirmiştir.
    Bilim adamı geçinenler birkaç basit vakıa tesbit ettiklerinde kendilerini allame sanıyorlar da bu türlü ileriki zamanlar (gayb) hakkında bir açıklama yapabiliyor mu ? Zira, akıl terazisi bu kadar.

    Allah Kur’anı Keriminde ;
    – Akdeniz ve Atlas Okyanusu sularının birbirine karişmadığını (karışmıyacağını) bildiriyor. (Rahman SURESİ). Kaptan Kustov, bu ilahi hakikatı ASIRLAR SONRA ortaya koyuyor.
    Allah, kulu Mehmed’i asırlar önce gök yüzüne davet ediyor. Bilimin insanı, asırlar sonra bundan ders çıkarıyor. Allah, asırlar önce, Kulu Hz. Peygamber’in kalbini çıkarttırıp, yıkatıyor, atmosfer basıncına uygun hale getittiriyor. Dr. Bernard bundan ibret çıkarıyor.
    Allah, Kur’anında, insanı bir pıhtıdan, hücreden yarattığını bildiriyor. Deneysel tıp, asırlar sonra bu gerçeği tesbit ediyor.
    ALLAH İLAHİ KANUNLARA aykırı her hareketi ve Tembelliği yasaklıyor. Bu tembelliğin ve İLAHİ KANUNLARINA karşı gelmenin KARŞILIĞINI (cezasını) ağır bir şekilde kullarına ödettiriyor. Örneğin
    ÇOCUK YAPMIYAN kadınlara RAHİM KANSERİNİ, ÇOCUK EMZİRMİYEN kadınlara GÖĞÜS (meme) KANSERİNİ
    Musallat ediyor. Koşmıyan, çalışmıyan, alınteri dökmiyen insanları en ağır hastalıklara DÜÇAR ediyor.
    Sabır ve tevekkül göstermiyen, tedbirin TAKDİRLE bozulacağına inanmıyan insan depresyona ve muhtelif ruhi hastalıklara mahkum oluyor. Mütevekkil, sabırlı, takdire rıza gösterenler ise, sıhhatli ve huzurlu. Modern TIP da bu gerçeği teslim ediyor.
    İnsana insan olarak DEĞER VERMİYEN IRKÇILAR birbirini ölüme götürüyor.
    Allah, ahlaklı olun, SALİH (iyi) lerle beraber olun, ADALETİ Ayakta tutun, buyuruyor. Aksine,
    hareket edenlerin anasının burnundan getittiriyor : evlat anayı-ana evladı öldürüyor.
    Çalışıp da – rağmen – fakir kalanların MALLARINIZDA (kazançlarınızda) hakkı (zekat-sadaka)var, onlara verin, buyuruyor. Buna kulak asmıyan İNSANLIK birbirini yiyor ve birbirine can düşmanı oluyor.
    Allah, hep birlikte CİHAD yapın, (yani, iyiliği EMR edin, Kötülüğe ENGEL olun) buyuruyor. Bu
    görevi yapmıyan İNSAN ve topluluklar büyük SOSYAL BELALARLA karşı karşıya kalıyor.
    Böylece, aczini idrak edemiyen KASINTI ve kendi kendini beğenen ilim adamı geçinen bencil,
    hırs ve hased sahibi kişiler toplumda yalnızlaşıyor, yalnızlaştıkça AZGINLAŞIYOR ve …..
    ALLAH, parmağını gözlerine mi dürtsün, daha ne göstersın, tek tek mucize mi göndersin ?

    Karagülle, herkesi, kendisi gibi dürüst SANIYOR. Kanunların da hak-adalet için çıkarıldığını zannediyor. Kanunlar, MÜTEGALLİBENİN GÜÇLÜLERİN ve Zalimlerin ürünüdür. Seçim ve Siyasi Partiler Kanunu ve KORUNAN sözde ANAYASA da öyledir. Her cepheden samimiyetsizce hücuma maruz kaldı.
    FAKAT, konumunu sağlamlaştırdıkça sağlamlaştırdı. Bu Milletin Kenan EVREN’in DİKTE ETTİĞİ bu ANAYASA’ya Milletin % 92 oy verdiğine inanıyor mu, Karagülle Hoca ? Bu kadar da saf olduğuna kanmam. AKP de verilen görevi tamamladığında gidecektir ; DEĞİŞİM ; değerler değişimi, din, ahlak, aile ……değişimi

  2. Aşağıda siyasetle uğraşmaktan adeta bıkıp usanmış Sn Türkeş, biraz da cambaza bakalım der gibi ateistleri sormuş! Nasıl desek ki:

    Allah’ın gönderdiği Peygamberler arasında ne bir deist ne de bir ateist vardır. Onun ızdırabındandır ki deist dini inkar ederken, ateist hem Allah’ı hem de DiN’I inkar eder. Allah herkesi test ederken, onlar Allah’ı test ettiklerini sanırlar. Ateistlerin algılama kapasiteleri ancak gözle görebildikleri, elle dokunabildikleriyle sınırlıdır. İnançlarının temeli buna dayanır. Gerisini akledemeyip Bilimi/Bilim insanını peygamberleştirirler.

    Bilim insanları arasında en çok deist ve ateist yabancı ülkelerde çıkar, ana örneği BATI alemidir. Bunun nedeni BATI’nın bilimin en geliştiği yer oluşu değil, buradaki dini doktrinin kafa karıştırmasındandır. Örneğin, tanrının hem bir, hem üç olması (üçlü prensibi) en önemli husustur. Böyle olmakla, tanrının insanların arasına bizzat girme niteliğinde olmasıdır. Haliyle bu nitelik onlarda tanrıyı bir yönüyle kendilerine indirgeyen, mekan ve zamanla sınırlayan bir dini kültür oluşturmuştur. Bu da en azından kainata baktıklarında böylesine bir tanrıyı tahayyül edemeyiştir-kabullenemeyiştir ve bu açıdan haklıdırlar.

    Dinimiz İslam’a göre bu durum «Şirk» kültürünün doğal bir sonucudur. Ancak, bizim az sayıda da olsa yerli ateistler çokçası BATI’daki bu emsallerinden etkilenme dolayısıyla ateisttirler. Nasıl ki TC’nin ilanıyla birlikte BATI kültürünü kopyalamaya teşvik edildik, Bilimi onların tekelindeymiş gibi BATI ile özdeşleştirdik, ki sonucu bir sürpriz değildir. DiN’ini layıkıyla bilen müslüman, yetenekli bir bilim insanı mertebesine ulaştığında ateist olması mümkün değildir. Çünkü, «Akıl*İman Sentezi» buna müsade etmez.

    Milli takıma gönülden başarılar!! İnşallah yine kazanırlar. Faşişt ırkçı La Pen, Konya’da Fr. milli marşı çalınırken seyircinin ıslıkla bunu protesto ettiğini söylemiş ve şikayet etmiş. Bu doğruysa troll/holigon marka seyircilerimiz gerçekten ayıp etmişler…

  3. sinsiler doluşmuş saf insanlara sanki basİT birer yorumcuymuş gibi davranmalar, hep ayni tornadan çikmişcasina CİAklamalar filan….sobelendiniz söz siz kendilerinizin haramlarini, hırsızlıklarını, yolsuzluklarını yazın bizde başlarız yazmaya ama ilk önce siz cunku 40 yıldır bu vatani size yediriyorlardi bazı güçler…

  4. 1946’da dönemin derin devleti, Adnan Bey henüz Başvekil değilken, çok iyi bir hatip, çok iyi muhalefet yapıyor diye “Nedir bu adamın hayatı, araştırın” demiş ve sevgilisi Mukaddes Hanım’la hangi saatte ne yapıyor öğrenilmişti. (Mukaddes Hanım dul, Menderes evli).

    1950 yılında Başvekil olduğunda henüz 25 yaşında ve evli olan opera sanatçısı Ayhan Aydan ile uzun süren bir aşk ilişkisi yaşıyor. (Zina yapıyor)

    Daha sonra zamanın İstanbul Emniyet Müdürünün çok güzel karısı Suzan Sözen ile aşk hayatı oluyor. (Zina yapıyor)

    Fakat Deniz Baykal’ın başına aynı şey gelip ortaya çıktığında derhal CHP genel başkanlığından istifa etmişti. Zira laik camia böyle şeyleri kaldırmaz.

    1989 yılında İ.B.Başkanı Prof. Dr. Nurettin Sözen’in İSKİ’nin başına getirdiği Ergun Göknel kurumda memur olarak çalışan bir bayana abayı yakar. Nikâhlı karısı Nurdan Erbuğ’u çok yüksek boşanma tazminatı ile boşar. Feryal Hanım’a nikâhı basar. Nurdan hanım bu durumu hazmedemez ve kendisine verilmiş çok yüksek boşanma tazminatını rüşvetle ödediğini söyler. Türkiye’de kızılca kıyamet kopar. Medya SHP’yi adeta paçavraya çevirir. (Ergun Göknel 5 yıl kadar hapis yattı)

    Muhafazakar kesim kendini sorgulamalı … Hesap gününde ‘ben şunlara uymuştum’ demenin bir yararı olmayacak malum !

    • “Akıl*İman Sentezi” mufazakar kesimde öyle bir müslüman üretir ki o müslüman Allah’ın kulu olmanın ötesinde bir alimdir (Allah rızasını idrak eden kişidir). Bununla kalmaz, aynı zamanda bilim ve faydalı teknolojı üretimine sadakatı yüksek bir insandır; bir işçidir/sanatkardır/teknisyendir/mühendistir. “Akıl*İman Sentezi” zafiyeti olmayan müslüman iradesine hakimdir. Allahın test ettiği nefsini üç kuruşluk dünya malına, yolsuzluğa-rüşvete-israfa-kibire satmaz.

      Yanına bütün cazibesiyle dekolteli bir dünya güzeli gelse bile, içinden “Allah, ne güzel yaratmış” der Allah’ı anar, kardeşi gibiymiş gözüyle bakar. Şeytan nefsini dürtmez olur mu dürter tabi (vazifesi!). O halde bile, bu dünya güzeline zaman-üstü bakarak birkaç mili saniyede onu 25-30 sene yaşlandırır, dünya güzelliğinin o zaman nasıl gitmiş olacağını, nasıl buruşuk bir hal almış olacağını, nihai analizde onunda kendisi gibi bir torba kemikten ibaret olduğunu göz önüne getirir (yani iblisi pes ettirir). “Akıl*İman Sentezi” endeksi yüksek olan müslüman kendine hakim olur. Hiç bir zaman dekolteli bayanlara karşı “yahu örtünsene, beni tahrik etmeğe ne hakkın var” gibi bir ulelalıkta ve azgınlıkta bulunamaz. Kendi nefsinin zaptından sorumludur.

  5. 16 Hazirand yapılaca televizyon tartişmasinda iki şık var.
    1.Şık Erdoğanin, normal seçimi kayip edeceğini bildiği için, tıpki ordu hava alaninda yaptıklari gibı Imamoğlunu orada tuzağa düşürmek.
    Tuzak işi AKP liler için çok kolay.
    AKP destekçileri havuz kanallarindan başka tv izlemedikleri için İmam öğlunun bir kelimesini keserler ve yerine alt yazi ile aksini yazarlar.
    Ordu hava limanindaki vidiyoda Imamoğlunun her sözü net duyulurken nasil oluyorda K.. lafi duyulmuyor ve alt yazı ile yaziliyor?

    2. Şık, B Yildirimin Erdoğanin kaprisleri ve emirlerinden bıktiğı için, secimleri açik ara ile kayip ederek Erdoğandan kurtarmak.
    Yoksa 14 yıl emirerliğino yaptiği ve birlikte Türkiyenin temeline kibrit suyu dökerek birlikte dört köse olanlara, ilerde bunun hesabinin sorulacağıni bildikleri için, ikiside son kozlarıni oyniyor olmalarından dolayı, B Yıldırim bundan paçayı yirtmak istiyor olabilir.

    • Nurdan hn nekadar negatifsiniz neden 2 insan medeni olarak tv ye çıkıp medenice tartışmaz. Olaya birde bu yönden baksanız.
      Keşke şimdiye kadar çıksalar di
      Da eteklerindeki taşları dokselerdi.
      Hep kızıyoruz hep eleştiriyoruz olaylara pozitif yaklaşsak olmaz mı

  6. Havuz medyasından Abdülkadir Selvi, “Seçmen tercihlerinde oynamalar var” başlığını tercih ettiği bugünkü yazsının son cümlesini, adeta sayın Koru’nun yazısından “kopyala yapıştır” yaparak bitiriyor ve sanki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 23 Haziran somrasında başına neler geleceğini artık o da görüyor ve kabulleniyor gibi:

    “İstanbul seçimleri Türkiye seçimlerinin önüne geçti. Belli ki 23 Haziran, İstanbul seçimlerini aşan sonuçlara gebe.”

    Yazısının bütününde, hangi yıl kimin neden kaybettiğini bizlere hatırlatan Selvi’nin şu ifadesini, yukarıdaki son ifade ile birlikte düşünün:

    “Demem o ki, seçmen 31 Mart’ta durduğu yerde durmuyor. YSK’nın iptal kararı, seçmen eğilimi üzerinde etkili olmuş.”

    Önüne gelen anketler hayli çarpıcı rakamlar ortaya koyuyor olmalı ki, Selvi, a çarpıcılığı törpüleyerek göstermeye yeltendiği durumda bile, kendi kaleminden çıktığı için hayli çarpıcı bier ifade ile bitiriyor yazısını:

    “Belli ki 23 Haziran, İstanbul seçimlerini aşan sonuçlara gebe.”

    Şimdi haklı olarak sormazlar mı adama: “İyi de güzel kardeşim, NEREDEN BELLİ?”

    Erdoğan’ın seçim gününe kadar ortalarda görünmeyeceği anlaşıldı. Meral Akşener’in bir hafta kadar önce “Hani mitili İstanbul’a atacaktın? Nerde mitil?” diye alay edercesine ve “Bırak hikayeyi, sen de ortadan toz olacaksın. Üstelik bu ortadan toz olma halinin B. Yıldırım’ın seçim söylemine gölge düşürmemek kaygısıyla ilgisi yok. Neden ortalıklarda görünmeyeceğini ben biliyorum. . .” demeğe getirdiğini dün hatırlatmıştım.

    Binali Abi’yi neden televizyona çıkarıyor Erdoğan kendisi ortadan sıvışırken?

    A. Selvi, “”Belli ki 23 Haziran, İstanbul seçimlerini aşan sonuçlara gebe.” diyerek noktalıyor yazısını. . .

    Siz şu iki sorunun yanıtlarını merak etmiyor musunuz?

    SORU 1: Nereden belli?
    SORU 2: 23 Haziran’ın İSTANBUL SEÇİMLERİNİ AŞAN SONUÇLARI ne olabilir?

    Ben her iki sorunun yanıtını da biliyorum. Henüz daha7 MAYIS, 24 MAYISve 27 MAYIS günlerinde açıkça yazmıştım bildiğimi, dün de hatırlatmıştım:

    “23 Haziran İstanbul seçimleri, tıpkı Başkanlık sistemi gibi, dönüp Erdoğan’ı vuracak.” demiştim.

    23 Haziran sonrası ülkenin sonbaharda erken seçimlere gideceğini yazmıştım. “Çünkü” demiştim:

    “Devletin, halk tarafından 23 Haziran’da gelecek Osmanlı toktatından haberi yok. (. . .) AK Parti ve Erdoğan’ı ağır bir yenilgi bekliyor 23 Haziran’da. Seçim yenilgisi demiyorum, *ağır bir yenilgi* diyorum söcüklerimi dikkatle seçerek.”

    Bir şey daha yazmıştım:

    “Bu metnimi gelin bana yedirin eğer öngörülerim yanlış çıkarsa.” 🙂

    • Ya çok değerli bir siyasi sitratecitsiniz yada olmasını istediklerinizi çok inandırıcı olarak yazıyorsunuz. Ya tersi çıkarsa mesela seçmen derse ki : herhalde AKP ye ciddi uyarıyı yaptık arif olan anlamıştır deyip tekrar AKP ye yönelirse ?.
      Bence bu kadar keskin yorum yapmayın.
      Bana kalsa ikisine de oy vermezdim bu capsizlarin bizi yönetmeye hakkı yok.
      Neymiş elektrik faturalarini dusurecekmis neymiş herkese iş imkanı sağlayacaktır.
      Siz ne zannediyorsunuz istanbul u değilde memleket ı mi yonetiyorsunuz.
      Kardeşim istanbul trafiği nasıl çözülecek.
      2 milyon nudulu bahcesehir esenkent esenyurt trafiğini neden tren hattıya cozmezsiniz.neden avcılardan silivriden
      Feribot ile tırlari kamyonları trafiğe sokmadan sevk etmezsiniz.Neden milyonlarca euro ödeyip watmansiz metro yerine adam gibi ekonomik metro taahhüt etmezsiniz.neden buyukcekmece mimarsinan körfezin halka açık plaj yapmazsınız.
      Neden ucube metrobus hattını tramvay hattına cevirmezsiniz.
      ÇÖZÜM URETSINLER DE ONLARI TARTISALIM.

      • Merhaba Ahmet Bey, Haziran 2018’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine üç hafta varken, 3 Haziran günü, seçimleri Erdoğan’ın kolayca kazanacağını ama 31 Mart seçimleri sonrası siyaset sahnesinde deprem yaşanacağını söyledim:

        “Asıl ilgiye mazhar olması gereken seçimler bir sonraki seçimler. Bence herkes bir sonraki seçimde siyaset arenasında yaşanacak depreme hazırlansın. . .”

        http://fehmikoru.com/ikinci-tur-olur-mu-secimleri-kim-kazanir-iddiaya-girmeyin-derim/

        31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinden 3 hafta önce, 11 Mart günü, bu yorum sayfalarında, Millet İttifakı’nın Ankara’yı en az yüzde 4 farkla kazanacağını yazdım, Mansur Yavaş yüzde 4 farkla kazandı.

        Cumhur İttifakı’nın Antalya ve Adana’yı kaybedeceğini yazdım. Hatta Antalya için aradaki farkı yüzde 3 olarak verdim. Cumhur İttifakı Antalya ve Adana’yı kaybetti, Antalya’da Millet İttifakı yüzde 4 ile kazandı.

        Cumhur İttifakı’nın daha önce yüzde 65 oy aldığı kalesi Bursa’da yüzde 15 oranında oy kaybedeceğini, seçimi sadece yüzde 2 oy farkıyla kazanacağını söyledim. Cumhur İttifakı Bursa’da yüzde 15 oranında oy kaybetti, seçimi yüzde 2,58’lik oy farkıyla kazanabildi.

        B. Yıldırım’ın İstanbul’da ancak yüzde 3’lük bir farkla kazanabileceğini yazdım. HDP’lilerin önemlice bir kısmının sandığa gitmeyeceğini biliyordum. Seçime bir hafta kala Selahattin Demirtaş hamlesi geldi, İmamoğlu farkı kapattı.

        Eskişehir’de yanıldım. Ben CHP’nin bu şehirde kaybedeceğini ileri sürmüştüm.

        http://fehmikoru.com/ak-partiden-evimize-hediye-geldi-bakalim-halk-da-iktidar-cephesine-bekledigi-hediyeyi-verecek-mi/

        Bakın ben sadece 23 Haziran’ın Erdoğan için “ağır bir seçim yenilgisi” olacağını söylemedim. Yanısıra, ülkenin 23 Haziran seçimi sonrası erken seçime gideceğini 9 ayrı yorum metninde paylaştım son 2 aylık dönemde.

        Yaşanacakları öngörmek için kahin olmak gerekmiyor. Olanı olduğu gibi görme cesareti birinci koşul. Halkımı tanıyorum. Onun eğilimleri ile ilgili olarak yapılan akademik araştırmaları oturup sabırla okuyorum. (Anket şirketlerinden değil, akademik çalışmalardan söz ediyorum.) Türkiye’nin siyasal tarihine de hayli vakıfım. Bunlara dört yıllık siyaset bilimi eğitimimi de ekleyince, gelişmelerin yönünü kestirmek güç olmuyor.

        Çok sayıda insanımız ciddi bir yanılgı içinde(idi):

        Erdoğan ne bir kitle partisinin lideri, ne de dindarlarla bir ilgisi var. Erdoğan bir hamaset şampiyonu. Dindarlar kadroları partiden tasfiye ettiğinden bu yana, AK Parti Anonim Şirketi’nin patronu Erdoğan. Yol arkadaşları da, eski ergenekoncular, perinçekçiler, devletçi-milliyetçi çıkar gurupları.

        Halkın duygularını istismar eden, ilkeleri ve ideolojisi olmayan diğer tüm popülist liderler gibi, hiçbir ilkesi yok Erdoğan’ın. (Zaten o nerdenle bir gün söylediğinin tam tersini söyleyebilir, defalarca yaptı bunu.)

        Bir avuç yeni yetme zenginin, TÜSİAD gibi seküler sermaye guruplarının ve seküler medya patronlarının sözcüsü Erdoğan. Kendi çıkarları ve ittifak kurduğu bu çevrelerin çıkarlarının devamı için yapmayacağı şey yok. Ama, yolun sonuna geldi. Halkı yoksullaştırdı. Dindarları, çok ama çok zor duruma düşürdü onlardan sürekli ahlaksızlığı ve erdemsizliği savunmalarını talep ederek.

        Bunu Nihal Olçok da görüyor, ilkeli muhafazakar yazar ve kanaat önderleri de görüyor ve biliyor.

        Ülkemiz yakında erken seçimlere gidiyor, Ahmet Bey. Erdoğan’ın AK Parti Anonim Şirketi’nin gerçek niteliği yeterince sayıda insan tartafından görüldü. Erdoğan’ın erken seçimlerde alacağı oy oranı yüzde 22’yi geçmeyecek.

        Ülkesini seven, dindarlar başta gelmek üzere halkın GERÇEKTEN temsil bulduğu bir siyasal kitle partisine ihtiyacımız olduğu kanaatini taşıyorsanız, sizden, yakında kurulacak kitle partisine (ölü doğacak ve bir tabela partisi olarak kalacak A. Davutuoğlu partisi değil ama) destek vermenizi ümit ederim. . .

        • Yeni bir kitle partisinin doğmasını sizden daha çok istiyorum .Yalnız şunu belirteyim : bu seçimlerin kaderini AKP ye küskünler belirleyecek.Ben arzu ederdim ki seçimi kazanacak parti AKP nin hatalarından değil de kendi yapacakları ile seçimi kazanabilse. Herşey bu asil milletin hayrına olsun.Yoksa AKP kaybetmiş bilmem kim kazanmış umurumda değil Kazanan millet olsun.
          Projeler kazansın , çözümler konuşulsun , yetimin hakkı yenmesin ,züppe muhafazakarlar doğmasın çalmak hizmet in finansmanı olarak görülmesin.
          Selam ve dua ile

  7. Sayın Fehmi KORU yazılarını dala budağa sarmadan okuyucunun anlayacağı şekilde yazmanızı rica ediyorum.Niye çekiniyorsun?Sizi zaten ötelemişler. Lütfen dik duruşunuzu bozmayınız.Selam ve dua ile Allah a emanet olunuz.

  8. YENİDEN TV DE TARTIŞMANIN BAŞLAMASI İBB NIN SEÇİM YENİLENMESİNİN, BENCE EN HAYIRLI SONUCU OLDU.
    Yandaş medyanın desteklediklerini göklere çıkarması,rakipleri yerin dibine sokması halkta isabetli tercihleri
    önleyen en büyük problemdir.
    En azından TV da; gelişmiş ülkelerde olduğu gibi nasıl yapacaklar.
    Hesaplar bol keseden mı.
    Yerine getiremeyecekleri vaatleri ne ile (hangi gelirle)yapacaklarını açıklayıp halkı ikna etmek zorunda kalmaları gerekecek.
    Bol keseden atmalar rakibin ne ile yapacaksın sorusuna tutarlı cevap vermesini zorlaştıracaktır.
    Halkta aldatanları daha iyi anlamış olacaktır.
    BU YOL AÇILMIŞSA ÇOK İYİ BİR KAZANIM OLACAK BİZİM İÇİN.
    BUNDAN SONRA HER ADAY TV DE SEÇİM ÖNCESİ RAKİPLERİ İLE TARTIŞMALARI ÇOK ÖNEMLİDİR.
    Daha önce seçilmiş yeniden aday olanla rakipleri arasındaki tartışma iktidarda olanın kısa bir hesap verme seremonisine dönüşecektir.
    Yeni rakiplerde projelerini nasıl gerçekleştireceklerini sağlam gerekçelerle açıklayarak halkı inandırmaları gerekecektir.
    DEMOKRASİNİN EN BÜYÜK BAŞARISI BU OLSA GEREK.
    (Demokrasi; daha iyisi bulunana kadar en iyi olan rejim kanaatimce)

    • Ortalığı bulandirmak mı yoksa bulanıklığı aydınlatmak mı?
      Sorunun cevabını öğrenmek istiyorsan 31 Mart öncesi cumhur ittifakının seçim kampanyasını değerlendirdiği Fehmi Koru yazılarına bir bak, bir de son iki günlük medyadaki siyasi analiz yazılarına bak. Biraz zahmet olacak ama size kolay gelsin….
      Bir tüyo vereyim işiniz kolaylaşsın: 31 Mart öncesi Fehmi bey şu manada bir cümle kurmuş: yerel seçim olduğu halde genel seçim havasında yürütülen cumhur ittifakının seçim kampanyası c.ittifakinin kaybetmesi halinde sn.Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını tartışılır hale getirmez mi? Kazanması halindeyse onaylatmış olunmaz mı? Sadece son iki günlük medyadaki analiz yorumlarına bir göz at bakalım Erdoğan neden kaçıyormuş? Dikkat edersen kendi cumhur başkanlığını tartiştirmaktan kaçmıyor mu?
      Heyhat o zamanki uyarılara da kulak vermemiştiniz bu gün o uyarılarla karşı karşiyasiniz.
      Bırakın artık şu önyargılarınızı. Kimse akp ye düşman değil.

  9. Sermaye, dünyaya hükmetmek için değişik politikalar izlemektedir.
    1- Müslümanlarla Hristiyanları çatıştırdı, kendisi güçlendi.
    2- Papalıkla savaşa girdi ve krallıkları oluşturdu.
    4- Krallıkları yıktı, diktatörleri üretti.
    5- Diktatörleri gönderdi, parti diktatörlüğünü getirdi.
    6- Bunların hiçbiri artık işe yarar olmadığı için seçimle gelen başkanlar yerine Sermaye’nin atadığı ve Yahudi damatları olan yeni biçim denenmektedir. Türkiye’de bunun adayı Kemal Derviş idi.
    Evet, seçimi yapmamak için önce seçimsiz AK Parti adayını İstanbul’a başkan yapmayı deneyecekti. AK Parti değil ama Sermaye İstanbul’da hileli seçimle Binali’yi getirecekti. Sonra kendisinin yaptığı seçim hilelerini yargıya taşıyarak Binali’yi gönderecek, yerine bir damadı getirecekti.
    Ne var ki Türkiye’de seçim hilesini yapmak zannedildiği gibi kolay değildir. Seçim kanunu hile yapmaya müsait olmadığı gibi hâkîmler de kolay kolay yola getirilemiyor. Yüksek Seçim Kurulu başkanı seçimin yenilenmesine karşı oy kullandı. Bu seçimi o yönetecektir.
    Demokrasiye son vermek için orduyu ikna etmesi gerekir. Bütün operasyonlara rağmen ordumuz hala demokrasinin yanında. Bahçeli buna olur vermez. AK Parti’nin de kabul edeceğini sanmıyorum. Kabul etse bile gücü yetmez.
    Türkiye Adil Düzen’e, Hak düzene, ortaklık düzenine, İslam düzenine, Kur’an düzenine doğru yürüyüşe devam edecektir. Bu kervana katılanlar kurtulacaklardır. Katılmayanlar helak olacaklardır.

    • Süleyman Bey, Adil Düzen’e 1996’da geçtik aslında, hatırlar mısınız bilmem.
      Bu beklenti ile Refah Partisi %20 nin üzerinde oy almış ve iktidar olmuştu.
      Refah Partisi’nin ilk icraatı, seçime kadar bir numaralı eleştirimiz olan Çekiç Güç’ün görev süresini uzatmak olmuştu. Adil Düzen lafını ağzından düşürmeyenlerin buna benzer o kadar çark edişlerini gördüm ki.
      Onun için, bizi kurtaracak olan o düzen bu düzen değil, ancak yine kendimiziz.

  10. Aklımı karıştıran bir soru var….neden bu bilim adamlarının çoğu Ateist oluyor… Koca koca adamlar kendi dalında uzman proflar, bu süper beyinler blr yaratıcının varlığını inkar ediyor…. neden göremiyorlar…

    • Yanlış biliyorsun galiba.Bilim insanlarının çoğu yaratıcı bir gücün olduğunu ve evrenin çok hassas dengeler üzende devam ettirildiğine inanmaktadır.
      Ancak ALLAH var; dinlerin insan eliyle üretildiğine inananlar çoğunlukta.
      Yani deist deniyor bunlara.
      Peygamberliği kabul etmiyorlar.
      Çok hassas düzen kurulmuş, her şeye aklıyla mahlukata (canlı-cansız)hükmeden insan bu imtiyazlı durumun
      Nimetlerinden tepe tepe istifade ederken sorumluluk almayı reddediyor.
      YETKİ SONSUZ,SORUMLU OLMAMANIN DAYANILMAZ CAZİBESİNE KAPILAN ZEKİ İNSANLAR.
      AKILLI olmak aynı zamanda vicdan sahibi gerektiriyor.

    • Ateist olan insan sayısı çok azdır ve bilim adamları arasında da bu böyledir. Sorun şuradadır. Tüm dinlerde olduğu gibi dinin ve Tanrı’nın nasıl bir şey olduğunu ‘din adamları yani ruhban sınıfı’ tayin ediyor. Sıradan insanların pek çoğu da bunu kabulleniyor. Fakat çok iyi eğitim almış ve yüksek bir akıl düzeyine sahip bilim adamları, ruhban sınıfının tanımladığı din ve Tanrı kavramlarını kabul etmiyor yada birçoğuna haklı olarak itiraz ediyorlar. Yani tüm dünyada ne DİN ne de TANRI kavramları üzerinde uzlaşılmış değildir. İlahi hesap bireysel olarak verileceğine göre, herkes kendine göre doğru olanı yapmalıdır. İsteyen ruhban sınıfına uyar, isteyen de kendi akıl ve vicdanına …

    • Sayın Türkeş,
      Sayın Koru’nun yazı konusu ilginizi çekmemiş ve paralel bir yazın Evren’i oluşturmaya karar vermişsiniz sanki.
      Bırakınız isteyen istediğine inansın…

    • Dücane Cündioğlu hocanın basit bir anlatımı var: “Din; başı, ortası ve sonu olan bir bütündür. Akıl ise ‘bütün’ olanı kavrayamadığından parçalarla meşguldür. Yani dine ait her meseleyi akıl ile izah edemezsiniz, din inançtır, ya inanırsınız ya da inanmazsınız”
      Görmediğime inanmam diyenler olduğu gibi ispat edemediğime inanmam diyen bilim insanları da olacaktır.

    • Yorumlarınıza teşekkür ederim… H.K.nın dediği haklı.. belki gündem dışı bir yorum attım ama amacım halisdi…izlediğim bir videodan yola çıkıp buradaki yorum insanlarına danışmak istedim…Günümüzde Gençler ve bilim insanları arasında deizim ve ataizim mevzusu baya popüler vaziyette…
      Hoşumuza gitsede gitmesede İstanbul seçimini bir aday kazanacak…herkes gibi bende durduğum yere göre vaziyet alıyorum… Bu tv karşılaşması kimseyi pek yerinden oynatmaz…bence çok az etkisi olur.

  11. Yapılacak bu tv tartışması ancak eğlence amaçlı izlenebilir şahsen ben öyle yapacağım.Yoksa kimsenin bu saatten sonra tartışmayı izleyip fikrini değiştireceğini sanmam.Merak ediyorum acaba hala kararsız seçmen varmı dır?Kararsız seçmenleri hiç anlamam ya…Bu ülke de yaşayıp da hala nasıl kararsız kalabiliyor insan?
    Dilerim bu tekrar seçim ülkemiz için iyi sonuçlar getirir.Merak edip takvime baktım ve 3 kasım tarihi bu yıl pazar gününe denk gelmekte.Ne dersiniz Bahçeli bizlere bir dejawu yaşarmı acep?

  12. Sayın Koru,bilmem farkındamısınız ama siyasi tahlil ve tahminleriniz yıllarca haklı olarak eleştirdiğiniz Ertuğrul ÖZkök gibi hatalı ve isabetsiz olmaya başladı ne yazık ki.Baksanıza tv de tartışmayacaklar dediniz tartışacaklar,ysk seçimleri iptal etmeyecek dediniz iptal etti;)acaba bir Özkök sendromuna mı yakalandınız:)Özkök der ki;bugüne kadar oy verdiğim hiç bir parti seçimlerde iktidar olamadı…korkarım sizde bu seçim sonuçlarından sonra aynı hayıflanmayı yapacaksınız:)

    • Sayin Koruyu okumak önemli değil anlayabilmek önemli.

      Ana Sayfa Genel
      Yaş günüm değil, ama bir yaşıma daha girdim. YSK seçimi yenileme kararı verirse bir yaş daha alırım…
      17 Nisan 201997

      “Hangi ihtimal daha güçlü sizce?

      Kanunun öngördüğü itiraz süresi sona erdiğine göre, YSK, bugün Ekrem İmamoğlu’na mazbatasını verip göreve başlamasını mı sağlayacak, yoksa “İtiraz yerinde” deyip seçimin yenilenmesi kararına mı varacak?

      Size sorar gibi yazdığıma bakmayın, aslında etrafa kulak verdiğimde bu iki ihtimalden hangisinin daha güçlü olduğuna dair konuşulanları ben de duyuyorum.

      “AK Parti İstanbul’u kesinlikle bırakmayacak” deniliyor. Bu tez için pek çok gerekçe de sıralanıyor. “YSK’nın direnme gücü yok, itirazı ciddiye alıp inceleyecek ve sonunda seçimi yenileme kararı verecek” deniliyor. “Kırıkkale’nin Keskin ilçesi için yenileme kararını zaten İstanbul için vereceği karara hazırlık olsun diye aldı” da deniliyor.

      Deniliyor da deniliyor.

      Ancak ben yine de “Ankara’da hakimler var” demekten vazgeçmiyorum. [YSK üyeleri her biri mesleğinin zirvesinde hukukçular çünkü.]

      Beklediğimin tersi gerçekleşirse, ardından yazacağım yazıyla bir yaşıma daha girmiş olurum.”

      ΩΩΩΩ

  13. Tartışmadan sonra bir mağduriyet edebiyatı planlanıyor olmasın. Bunun için biçilmiş kaftan Uğur Dündar ya da İsmail Küçükkaya seçilmiş ve Uğur bey bunu tahmin etmiş, İsmail bey gazetecilik şehvetiyle üzerine atlamış olmasın!!!

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız