Yeni parti oluşumuna kötü gözle bakanları uyarıyorum: Farklılıkların siyasette ayrı çatı altında temsili yararlıdır…

59

Bir yandan gözüm -sadece gözüm de değil, en başta aklım- İstanbul’un tekrarlanacak belediye başkanlığı seçiminde, bir yandan da göz ucuyla uzak komşumuz ABD’de sonunda bizi de etkileyeceğini bildiğim siyasi gelişmeleri izliyorum.

Donald Trump başkanlıkta üçüncü yılını doldurmak üzere, hem kendisi hem de onun oturduğu ‘Beyaz Saray’da gözü olan başkaları 2020 yılı Kasım ayında yapılacak seçim için kolları şimdiden sıvamış durumdalar.

Şu ana kadar tam 22 siyasi kişilik “2020 başkanlık seçiminde adayım” diye ortaya atılmış bulunuyor.

Aralarında ismi duyulmuşlar kadar hiç bilinmeyenler de var. Hillary Clinton’ın aday olduğu bir önceki seçime kadar kadınlar siyasette öne atılmakta çekimser davranıyorlardı; bu defa aday adayları arasında çok sayıda kadın da bulunuyor…

Demokrasi rekabetçi sistemin adıdır

Merak etmeyin, yazım, Amerika ve onun başkanlık seçimi üzerine değil.

Girişin böyle oluşunun sebebi, iki yıl önce yapılan referandumla benimsediğimiz ‘başkanlık sistemi’ için kimilerinin ‘başarılı örnek’ olarak takdim ettiği ABD’den bir son esintiyi huzurlarınıza taşımak…

Rekabet siyasette istenmeyen değil, tam tersine teşvik edilen ve teşvik edilmesi gereken iyi bir şeydir gerçeğinin esintisini…

Reklam

‘Demokrasi’ denildiğinde bizde de akan sular duruyor. Her siyasetçinin ağzından demokratik bir mücadele verdiği teminatını işitiyoruz. Ancak iş demokrasinin başlangıç ilkesi olan ‘rakipler arası yarış’ konusuna geldiğinde, kaşlar çatılıyor, en ufak kımıldamaya bile müsamaha edilmek istenmiyor.

Sürü psikolojisi hakim siyaset alanına ve bunun bozulması asla arzu edilmiyor.

ABD’de iki partili sistem var ve işte görüyorsunuz, başkanlık yarışına her iki partiden kendine güvenen isimler çok önceden katılıyor. Kampanyalar pahalı bir serüven olduğu ve o alanda kullanılacak maddi kaynaklar sistem tarafından sıkı kurallara bağlandığı için, çevreden destek bularak kampanyasını sonuna kadar yürütebilen birkaç kişiye inecek zaman içerisinde aday adayı sayısı…

Yine de, çok sayıda rakibin ortaya çıkması, değişik konuların toplum önünde tartışılmasını sağlıyor.

Kapitalizmin merkezi sayılan Amerika’da ‘sosyal adalet’ kavramı etrafında kampanya yürüten aday da var. En başarılı olması beklenenlerden biri (Bernie Sanders) açıkça ‘sosyalizm’ kokulu bir kampanya yürütüyor.

O sayede halen yürürlükte olan sistemin eksiklerini, aksaklıklarını öğrenme imkanı buluyor Amerikalılar…

Aslına bakarsanız, farklı çıkışların, çıkışın yapıldığı siyasi zemine zarar değil yarar getirdiğine dair bizde de yeni bir örnek var.

İYİ Parti bu örnek…

Reklam

MHP içerisinde siyaset yapan, ancak yönetici kadroyla anlaşamayan ve bir bölümü partisinde yer bulamayan, bazısı kovulan bir grup siyasetçi tarafından kuruldu İYİ Parti.

İlk seçimde CHP ile kurduğu ittifak sayesinde Meclis’e azımsanmayacak sayıda milletvekili sokmayı da başardı.

Onun varlığı MHP’ye zarar verdi mi?

Verdi mi, ne dersiniz?

Şimdi Meclis’te aynı zeminde siyaset yapan iki parti var ve bunlardan biri (MHP) AK Parti ile, diğeri (İYİ Parti) CHP ile ittifak yaparak güçlerine güç katıyorlar.

Aynı zeminden iki parti (MHP ile İYİ Parti) ittifak kurdukları partileri (AK Parti ile CHP’yi) dönüştürüyorlar…

CHP’nin Ankara belediye başkanlığına aday gösterip seçilmesini sağladığı Mansur Yavaş da aynı zeminden bir siyaset adamı. Nitekim, oluşturmaya başladığı kadro için devşirdiği kişiler de MHP-İYİ parti zemininden…

Ne sonuç çıkıyor bu tablodan?

Kendi sonucumu yazayım: İçerisinde kalmaya devam etselerdi, MHP yüzde 10 barajını zar zor aşabilen bir parti olmayı sürdürecekken, kopuş sayesinde, onun üzerine oturduğu zemini daha da güçlendiren bir yeni durum ortaya çıkmış oldu.

Ayrılanlar ve yeni parti kuranlar yüzünden MHP savunduğu siyasi çizgi ve Meclis’te işgal ettiği ağırlık açısından kaybetmedi, tam tersine kazandı.

O çizginin kazanmasından en çok kaybedenin hangi parti olduğunu da biliyoruz.

MHP lideri Devlet Bahçeli AK Parti ile ortak cephede girdikleri son seçimde partisinin aldığı oy oranının yüzde 18.81 olduğunu açıkladı; geriye kalan, AK Parti’nin girdiği ilk seçimden bu yana aldığı en zayıf sandık sonucu oluyor…

AK Parti ile irtibatı bilinen bazı isimlerin yeni bir -hatta muhtemelen iki- parti oluşumu için çalıştıkları ne zaman gündeme gelse, iktidar cephesinden hemen itirazlar yükseliyor, kraldan fazla kralcı olan bir çevre, derhal böyle bir işe soyunacağını duydukları kişilere yönelik saldırılara başlıyor.

Oysa gerçek ortada: Farklılıkların kendilerine ait çatılar altında buluşmaları her zaman kötü bir şey olmak zorunda değil.

Uzak komşumuz örneğini benim kadar yakından izlemiyor olabilirler, hiç değilse MHP-İYİ Parti ile yaşanan ‘başarı’yı gözden kaçırmasalar iyi olacak.

ΩΩΩΩ

[Bu yazının Bernar Kutluğ tarafından yapılmış İngilizce tercümesi için link]

59 YORUMLAR

  1. yorumlara bakar misin ya millet kafayi yemis, ulan sanki kitap yaziyorsunuz, kisa net öz yazin, deli misiniz nesiniz be gözunuz kararmis, dogru bile söyleseniz radikallesen zihninizden kimseye yarar gelmez sizin. ister sag ister sol olun.

  2. Bazen Erdoğan’ın fanatik destekçileri için, bunlar Sünni görünümlü gizli Şii Müslümanlar mı diye düşünüyorum. Zira Şia’da en baştaki lider ‘masum’ kabul edilir yani o hiç hata yapmaz.

    • Sayın fkt, bu iddia yeni değil zaten; fetöcülerin “acem uşakları” demesiyle aynı şey! Bizim inancımız da o bu değil; islamdır..:) yıllarca abd ye “büyük şeytan” feyip sonra da aynı yatakta basılan humeyniye hangi mollanın benzediğini sen daha bilirsin..! Bütün ömrünü iran kökenli bir bahai dervişin kuyruğunda geçirip sonra da türk milletinin kanına giren haşhaşiler: alinin pençesi ensenizde..!

  3. Şol gökleri kaldıranın; donatarak dolduranın; ol deyince olduranın; doksandokuz adı ile: Sükut altın ise söz inci; hemen derceyle derceyle; teraziye koyup satma; yeri geldikçe harceyle! Söz ola kese savaşı; söz ola kestire başı; söz ola ağulu aşı; yağ ile bal ede bir söz! Muhabetten muhammed oldu hasıl; muhammedsiz muhabbetten ne hasıl? Hal itmediler bu lügazın sırrın kimse; binlerce kafile geldi geçti hukemadan fuzeladan. Halkın tarihini bilmeyen özünü bilmez; özünü bilmeyen söyleyen sözünü bilmez; pınarın sefalısından içer hayvan suyu; pınarın gözünü bilmez! Kağıdımız çaput bizim; kefenimiz bulut bizim; mesleğimiz umut bizim; kıranlara selam olsun! Her türk evladına ve türklüğe dair değerlerin zerresine sempati duyan her insan evladına sonsuz sevgilerimle..! Herkese mutlu ramazanlar dilerim:)

  4. Son dakika haberi : YSK gerekçeli kararını açıklamış.
    31 Mart seçimlerinde CHP’lilerin çaldığı oylar, üst düzey bir CHP’linin evinde ayakkabı kutularında bulunmuş !

  5. H. Gayret, Çorum’daki kepazeliği duymamışsındır sen diye yazdım kısaca. Buna bir el atalım diyorum. Reis bunlara pek anlatamamış davayı -ve de bekayı. Hani, diyorum, şöyle bastonu kapıp Çorum’a doğru bir uzasan da birbirlerini bilmem ne kasalarının üzerine yuvarlayan bu arkadaşlara davayı bi de sen anlatsan. Mümkün mü?

    • Senin de derdin günün kepazelikler haa; çorum deyince benim de canım acıbiberli leblebi çekti; çayla yerdik..:) ne güzel şehirdir çorum, insanları ne hoştur…

      • Biber fiyatları tavan yapınca, şimdi Rusya’nın geri çevirdiği domatesleri ezip leblebiye buluyorlarmış kırmızı kırmızı acıbiberli leblebi niyetine. Ama, eller kırmızı kiremit tozuna gitmediği sürece pek bi sorun yok sanki.

  6. Çorum’da AKP’li Osmancık İl Genel Meclisi üyesi Mehmet Yücel, eski AKP ilçe başkanı ve 31 Mart seçimlerinde belediye başkan adayı olan Cafer Karlı’yı evire çevire dövmüş. Karlı da doktor raporu alıp şikayette bulunmuş savcılığa. Yücel, seçimin MHP’li adaya kaybedilmesinden sorumlu tuttuğu için dövmüş Karlı’yı.

    Karlı’nın sacılık ifadesine göre, Mehmet Yücel, saldırırken “Senin ananı avradını. . .” diye edepsiz sözler de söylemiş. İki yumruğu üst üste yiyince iş yerinin önünde bulunan fide kasalarının üzerine düşmüş.

    Ne davaymış bu arkadaş, Ramazan Ramazan AK Partili’lere neler yaptırıyor.

    Seçimi kazanan CHP’li aday olsa neyse. Kazanan, Beka’dan mezara kadar yakın hısım yoldaş oldukları MHP’li aday, iyi mi!

    Gerçekten çok ayıp.

  7. RAMAZAN bereketi Karagülle Hocama da uyanıklık getirmiş. Hayallerden sıyrılıp,
    geçmiş söylemlerini büyük kısmı ile tekzip eden – son dönemlere ilişkin gerçekleri aksettiren –
    gerçekçi değerlemelerde bulunmuş. Eğer, Ak Partililer dışardan, bir kısım Saadet Partili Yöneticiler
    içeriden, KAPRİSLERİ ile SAADET Partisini UFALTMASALARDI, Milli Kültüre, Tarihimize ve Dinimize
    Küçük Kobilere, dürüst esnafa, halka AK Parti daha rahat hizmet EDEBİLİRDİ. Ve de dejenere olmaz,
    Milli serveti toprağa gömen MÜTEAHHİTLERİN ve SERMAYENİN güdümünde bir Parti haline
    DÜŞMEZDİ. Saadet, hem müstakim yola klavuzluk etmiş, hem de paratoner gibi şimşeksavar görevi
    ifa etmiş olurdu. Nefis, hırs ve hased ve civardaki insan kılıklı şeytanlar – her zaman olduğu gibi –
    bunlara da izin vermedi. Partiyi kurarken, bana, ” aman müteahhit partisi haline gelmiyelim, bize
    yardım edin ” diyen A.Şener’in sözden öte geçmiyen çabaları müsbet bir sonuç doğurmadı. Bu netice,
    Karagülle Hocaya bir kez daha haklılık kazandırdı, kazanmaz olsaydı.

    Tekrarlıyorum : Hiçbir Partinin seçmeni güle-oynıya OY vermiye gitmiyor. Kifayetsiz
    -kısmen de bencil – muhterisler yüzünden, SEÇİMLER Millet İRADESİNİ AKSETTİRMİYOR. Çünkü,
    GERÇEK Demokrasi FAZİLETLİ, dürüst insan REJİMİDİR. Oysa, dürüst, hakiki vatanperver, faziletli
    insanlar politikanın dışında tutuluyor, bilerek ve istiyerek. Hep söylüyoruz, POLİTİKA (iki yüzlülük),
    az gelişmiş ülkelerde, kitleleri belli bir çizgide tutma ve SÖMÜRME aracı olarak kullanılıyor. Gariban
    Halk ise, bu kurtlar sofrasına, sadece yem oluyor. Halka, asla kendi VEKİLİNİ seçme Hakkı tanınmaz.

    BİzDE ise, mürailer, kurtlar, çakallar ARENASIDIR, politika, dürüstleri öğütür, durur.
    Aslında yeni parti kurmak istiyen kişiler nefistperest olmasalar tek parti kurarlar ve aralarına
    – hepsinin üzerinde EMEĞİ OLAN ve EN AZ T.Erdoğan kadar, DÜNYACA bilnen ve İTİBAR edilen – Merhum ERBAKAN ismini de bayrak yaparak, oğlunu aralarına alırlar. Amma. şimdiye kadar olanlar hep, sidik, menfaat ve enaniyet yarışıdır. BATI yazılımı ve programına uyarlı ılması ise, ümitleri daha da kırıyor.
    Yeni partiye ihtiyaç var. Fakat, sadre şifa olur mu, meçhul ?

  8. Bir çocuk annesine “anne senin şimdiye kadar kaç kocan oldu?” Doye sormuş!
    Annes oğluna şu cevabi vermiş. “Oğlum kaç tane olduğunu bilmiyorum ben söyleyim de sen say, Ali, Veli, 3de onlardan iler, Hasan, Huseyin, Adem birde rahmetli baban.”
    Bizdeki Partiler aynen o kadini kocalari gibi.
    Parti Tüzükleri, Idolojileri, şunu, bunu sayfalar dolusu yazarlar, yalani iyi beceren milletın kurtaricisi rolunuda güzel oynadıği için, seçimi kazanir, başa gelir, enkaz devraldim naralari ile milleti böller, cep dolduracam diye çökmüş ekonomiyi batirip, okumuş cahil nüfus artir bunları uyusturmak icin çantalarinda bulunan Diş ve iç düşmnlar afyonu ile uyuşturarak devrin modasina göre ya laik yada din mağdurlari seneryolarindan birini sahnelerler.Halk o tiyaturoyu izlerken bunlarda köşelik olurlar. Bu sefer, yedekde bekleyen senryonun mücipleri kendi seneryolarini öncekiler dindaridise yeniler laikcılik oyununu Sahnlerler.
    Bizdeki polotikacilar aynen o cocugun annesini kocalari gibiler hepsi bir kadini sevmişler! Hic şüphesiz o kadin ölunceye kadar evlenecek erkekle gene onunla evlenecekler.
    Bizde bu kural iyi para ettiği için, birzamanlar umudumuz Eevit diye sılogan atan millet şimdidev reis diye bağliliyorsa.
    Demekki biz gittikçe siyasetciler tarafindan enayi yerine konulduğumuzun halen daha farķinda değiliz.
    Onun için melekler parti kursa dahi biz siradan vatandaşlar olarak! onlaride bunlara benzetiriz.

    Bahçeli Milliyetçi! Erdoğan Dindar! ve bunlar arkalrinda miliyonlari sürüklüyorlar
    Peki bu millet onlarin kara kaşinami ela gozunemi aşiklar? Tabiiki hayir, onlarin idolojisine aşiklar.
    Biri dünyada ezile Türklerin kurtarıcisı digrri Müslümanların kurtaricısi.

    Sü haber ikisininde gorundukleri ve soyledikleri gibi olmadiklarinin en yakin taniği.
    Uygur ve Müslüman Türklere, bize düşman diye yutturduklari Bati bunlara yapilan zülmüleri durdurmak için ugraşirken bizimkiler ne yapiyor dersiniz?
    I
    Türkiye Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal’ın Pekin ziyareti sırasında yapılan görüşmelerde Çin yönetimi Türkiye’yi, Sincan bölgesinde bulunduğu iddia edilen Uygur militanlara karşı mücadelesine destek olmaya çağırdı. Önal da, Türkiye’nin Çin’in terör unsurlarına karşı mücadelesini desteklediğini açıkladı.
    Yani bir avuc Uygur Türkü miliyar nufusu olan Kominist çinde teröristlik yapiyorlar…
    Öglemi?
    Biz koyun olduktan sonra, güzel kaval calan çobanlar bizi daha çok suya götürür susuz getirir.

    Bugün ve geçmişdede Fehmi beyin bugünkune benze yazilarina Erdoğan taraftarlari tepkileri ile birlikte yazarin şahsina hakret ve tehditller yaziyordular ve halende devam ediyorlar.

    Yalniz bir tanesi hariç o da H Gayret kendisi 2018 in Mart ayindan bu tarafa burada yorumcular ile tartişsada misafiri olduğu ev sahibine saygisizlik yaptiğina şahit olmadim!
    Onun için dünya goruşlerimiz ayri olsa dahi kendisini bu ve buna benze bazi konularda hassasiyetinden dolayi tebrik ediyorum ve alkişliyorum.👍👏👏👏

  9. Fehmi abi;
    !. Bana göre başınıza gelenler meşhur “1 Mart Tezkeresi” yüzündendir. Boşuna başkalarını suçlamayınız. O günlerde “nerede isterse, ne kadar isterse yazsın, konuşsun” diyenler, bugün de artık hiç konuşmasın ve yazmasın diyorlar.
    “marifet iltifata tabidir” demişler eskiler. O gün size iltifat edenler, bugün tersini yapıyorlar. Başka izahı olduğunu sanmıyorum.

    2. Bir de şu var. sayın Trump için; “az kaldı adam gidici, şunca yalan söyledi, şu kadar soruşturma, kovuşturma açıldı, az kaldı, bırakın ikinci dönem seçilmeyi, bu dönemi bile tamamlayamayacak” diye başımızı-n etini yediniz tabiri caizse. ama sonuç ne oldu? Adam Rusya suçlamasından kurtuldu. Her şey şimdilik süt liman oldu. Siz gerçekten siyasetin gerçek mahiyetini biliyor musunuz? İki parti çekişiyor, her şey bundan ibaret. Bu manipülasyonları yapan gazeteciler, savcılar, vb hepsi diğer partinin gönüldaşlarıdır. Onların işi bu. Bu dönemi de tamamalayack, hatta ikinci devreye aday olacaktır sayın Trump.

    3. Kısaca ve kabaca Türkiye’de “üst kimlik” vardır.
    %20 (1/5) kadar Kürt vatandaşımız vardır.
    %20 (1/5) kadar Alevi vatandaşımız vardır.
    %20 (1/5) kadar Milliyetçi (Türkçü) vatandaşımız vardır.
    %20 (1/5) kadar Müslüman (İslamcı) vatandaşımız vardır.
    %20 (1/5) kadar Renksiz (Erbakan’ın tabiridir, aklıma başka kelime gelmedi) vatandaşımız vardır.
    Bunlar nominal rakamlar olup, birbiri ile kesişirler, birinden diğer,ne aktarmalar olur, vs.
    Bunlar üzerine her zaman siyasi parti kurulabilir, bu partilerin her zaman ortalama %20 oy şansı vardır.
    Bu temellerden an birini veya daha fazlasını hedeflemeyen partinin ban göre şansı yoktur. Saman alevi gibi zaman içinde sönüp gider. Sayın Abdullah Gül ve arkadaşlarının kuracakları parti de aynı akibete uğrayacaktır.
    Saygılarımla.

    • Adam Rusya suçlamasından kurtuldu. Her şey şimdilik süt liman oldu.
      Kurtulduğunu kim dedi?
      Trumpin atadiği adalet bakan yalan yazdi savci aninda bakana niye yalan soyluyorsun diue mektup yazdi.
      Esas bundan sonra başliyor. Onumuzdeki hafta oğlu sanik sifati ile kongerde ifade verecek.. şüt liman olmak şöyle dursun her taraf çamura limani oldu.
      Amrrkalilari

  10. Son gönderdiğim metinlerden birinde, TÜSİAD ile Erdoğan arasındaki kapışmaya değinen, okunmaya değer bulduğum bir yazıdan söz ettim -Hakkı Özdal’ın Gazeteduvar sitesindeki yazısı.

    Sayın Koru’nun da zaman zaman konuk olduğu Medyascope.tv’den Ruşen Çakır da Özdal’ın yazısından hareketle aynı konudaki düşüncelerini paylaşıyor.

    Meraklısına:

    https://www.youtube.com/watch?v=nZ5kC05hrZA

  11. Türkiye’de Partiler
    Türkiye’de, organize olmak son derece güçtür. Kayıtsız ekonomi olduğu için ortaklıklar kurulamıyor. Halk ortaklıklar içinde organize olamıyor. Çünkü kimse karını, zararını doğru göstermiyor. Gerçek fatura kesiyor, bordro tanzim etmiyor.
    Akevler’de kardeşime serbest iş kurdum. Sigortalı iş yapmadığı için sigorta yapmadım. Hala beni sigortalı yapmadın diye serzenişte bulunur. Oysa piyasada çalışanlar sigortasız, çalışmayanlar sigortalı.
    Türkiye’de dini organizasyon kurmanız resmen yasaktır. Laikliğe aykırıdır diye tarikatlar kapatılmıştır.
    Türkiye’de Tevhidi Tedrisat Kanunu vardır, okul olarak organize olamazsın.
    Vakıflar kapatılmış yerine batılı tesisler gelmiştir. Devlet istediği zaman kapatır, mallarına el koyar. Dernekler kuruluyor. Laikliğe aykırı hareket ettiniz diye hapisler boylanıyor.
    Türkiye’de geniş çapta organize olmak için parti kuruyorsunuz. Aslında gayeniz parti kurmak değildir, örgütlenmek için parti araç olarak kullanılıyor.
    Her partinin bir oyu var. Büyük partilerden birine kullandırıyor. Böylece yaşama şansı buluyor.
    Türkiye’de dört takım vardır. CHP, devletçi takımı temsil eder. DP, batılılaşmayı temsil eder. MHP, milliyetçiliği temsil eder. AK Parti, İslamiyet’i temsil eden bir parti iken Sermaye oraya yerleşti ve DP’nin varisi olarak faaliyettedir.
    Açık olan bir boş yer var. O da İslami partidir. Milli Görüş partileri İslamiyet’i temsil ederken, Akevler’den ayrıldı ve eriyip gitti. Yeni bir veya iki parti kuruluyor, Gül ve Davutoğlu. Hiçbirisi Akevler ile temasta değildir. Erbakan Akevler olmadan partiyi kuramadı. Bunlar mı kuracak!
    Partiye ihtiyaç vardır. AK Parti’ye karşı olan bir partiye değil, AK Parti’yi destekleyecek bir partiye ihtiyaç var. AK Parti ve Milli Görüş’ü Sermaye’nin işgalinden kurtaracak partiye ihtiyaç var. Ufukta böyle bir şey görülmüyor. Başarı şansları yoktur.
    Akevler’in dışında, emekli askerlerin kuracağı partinin şansı olabilir.

  12. Yeni bir siyasi parti kurmak için Erdoğan ya da Bahçeli’den izin almak gerekmediği aşikar. Fakat sanki Bahçeli bizden izin almanız gerekir havasında. Nedeni de BEKA ! Öyle ya şu anda Türkiye PKK ile yoğun bir mücadele içinde ve kuzey Suriye’de PKK bağlantılı YPG/PYD ile mücadele ediyor. Bu mücadelenin (eskilerin tabiriyle) akamete uğratılmaması gerekir.

    Tabi ki PKK ile mücadeleye devam edilecektir, her T.C. Hükümeti bunu yapmıştır. Başka siyasi partiler seçimi kazanıp hükümet olduğunda da mücadele devam edecektir, bunun aksi zaten düşünülemez.

    Peki o halde Bahçeli neden bu mücadeleyi biz sadece Erdoğan ile yapabiliriz, başka siyasi aktör istemeyiz diyor ? Bu sorunun cevabı ancak şu olabilir.

    “Her T.C. Hükümeti’nin PKK ile mücadele edeceğini biz de biliyoruz. Fakat bu yetmez, bizim çok önemli bir hedefimiz daha var : NATO’ dan çıkmak. Bu hedefe ise ancak Erdoğan başkan iken ulaşabiliriz. Zira HDP dışında başka hiçbir siyasi parti bunu kabul etmez. Erdoğan ise yaptığı büyük hatalar nedeniyle bize mahkum. Onun için Kadir Mısıroğlu’na övgüler düzse de biz onu tercih ediyoruz.”

    Not-1 : Sıklıkla dile getirilen 2023 hedefi budur. Zira Erdoğan’ın bu seçimi kazanamayacağını D.Bahçeli (Avrasyacılar) da biliyor. O zamana kadar NATO’dan çıkmak lazım. Daha sonra gelenler ise yeniden NATO’ya dahil olmak isteseler de bu mümkün değil. Zira sadece Yunanistan’ın vetosu bile bunu engeller. İstanbul seçimlerinin yenilenmesi de bunun için. Zira İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi de kaybeder, erken seçim falan …
    Not-2 : Aşikar ki bu sorun sadece Türkiye’nin bir iç sorunu değil. ‘Batı’ ile Rusya-Çin-İran ekseninin çıkar çatışması da işin içinde. Batı’daki ‘üst aklın’ bir kısmı Türkiye’nin NATO’dan çıkmasından diğer bir kısmı ise kalmasından yana. Rusya’nın politikası Türkiye’yi NATO’dan kopartacak yönde. Fakat iş çok karışık. Batıdaki ‘üst aklın’ Türkiye NATO’dan çıksın diyenleri ile Rusya’nın gizli bir anlaşması da olabilir.
    Not-3 : Bahçeli ve Avrasyacılar şüphesiz ki vatanseverdir. Yaptıklarının Türkiye’nin lehine olacağına inanıyorlar. Fakat Almanya ile birlik olursak 1.Dünya Savaşı’nın galiplerinden olacağını sanan Enver Paşa da vatanseverdi. Sonuç malum !

    Yeni bir siyasi parti (A.Gül/A.Babacan) mutlaka kurulmalıdır. CHP özüne dönüş hareketine hız vermelidir. IYI Parti ve SP kendisini korumalıdır. Halen Ak Parti ve MHP’ye oy veren vatandaşlarımızın akıllarını başlarına almaları için onlara yardımcı olunmalıdır. PKK ile YPG/PYD çok önemli bir sorundur, fakat BEKA düzeyinde değildir. Esas BEKA sorunu bu yazıda açıklanmaya çalışılmıştır.

    Erdoğan’ın bitmek bilmeyen iç ve dış politika hataları ve aşırı fırsatçılığı (oportünizm) ile geçmişte CHP’nin yaptığı hatalar Türkiye’yi bu duruma getirmiştir. Bu kadar cari açık ve israf varken Dolar’ın çoktan 8-9 TL’yi görmesi gerekirdi. Fakat görünmeyen ‘gizli bir el’ Erdoğan’ın iktidarının devam etmesini sağlamıştır. Bakmayın siz bir kısım ‘Batı’nın Erdoğan’ı eleştirmesine. Bu laf sokmaların Türkiye’de Erdoğan’ın oylarının artmasına veya en azından durumu korumasına yol açacağını bilmiyorlar mı ? Tabi ki biliyorlar, bu yapılanlar ‘senin başta kalman bizim projemiz için daha uygun’ anlamına gelir.

    • Merhaba Fatih Bey.

      Değerlendirmelerinizin pek çoğuna katılıyorum. Bir kaç konuda ise hayli tereddütlüyüm.

      MHP’nin Avrasyacı kliklerle NATO’dan çıkmak konusunda da bir amaç birliği içinde olduğunu sanmıyorum. Bence, kamuoyuna “Erdoğan hükümeti” olarak yansıtılan MHP-Avrasyacılar koalisyonunda MHP’nin temel motivasyonu ve çıkarı, devlette Gülen Cemaat’inen boşalan bürüokratik kadroları devşirmek ve İyi Parti ile olan rekabetinde daha güçlü konuma gelmek. Türkiye’yi NATO’dan çıkarma konusunda bunların aralarında bir fikirbirliği olduğuna ihtimal vermiyorum. MHP geleneğinde güçlü bir NATO karşıtlığı olmadı hiç bir zaman. NATO’nun Soğuk Savaş dönemindeki anti-komünizm operasyonlarının gönüllü ve tutkulu gücü idi MHP. Kaldı ki, Erdoğan ve Avrasyacıların gidici, NATO’nun ise daimi olduğunu pekala billip görüyor Bahçeli. Yanlış ata oynayıp uzun vadede varlığını riske atmaz. MHP, denklemde, NATO-karşıtı bir aktör değil. Avrasyacılar, Gülen operasyonları aracılığıyla ve 15 Temmuz resmi arkasında NATOcu kadrolara yüklendiler, MHP bulaşmak istemedi, siyasi rantını devşirmekle yetindi -istediği de buydu zaten. Siz hiç Bahçeli’den “S400’leri alıp kuracağız! Kudur istersen ABD!” tavrının onda birine karşılık gelecek bir retorik işittiniz mi? O işlere Avrasyacılar bakarken, Bahçeli içerideki armut ağaçlarından dolduruyor sepetini olmuş armutlarla.

      İşin aslında, Putin Rusyası, Türkiye ile Batı/NATO arasındaki gerginliklerin bir kopuş noktasına kadar tırmanabileceğine -haklı olarak- hiçbir zaman ihtimal vermedi. PKK’nın Moskova’daki resmi bürosunu kapatmaya bile tenezzül etmedi örneğin. Erdoğan’ın, pek çoğu iç politikaya yönelik manevralarından ibaret Batı karşıtı babalanmalarında az buçuk inandırıclık kazanmak için Rusya’ya yanaştığını biliyordu. Bundan da fazlasıyla yararlandı zaten.

      S400’ler de hikaye. S400’ler gelmeyecek Türkiye’ye bence. Rahip Bronson’ın “S400 versiyonu” olarak bakıyorum ben buna. Alıp birilerine aldığımızın yarı fiyatına satacağız. Erdoğan bir de orada heba edip gömecek paralarımızı toprağa.

      Türkiye Batı ittifakından çıkmaz, çıkamaz. Çıkması işine de gelmez. Bunu söylemek, beni NATOcu ya da Amerikancı yapmıyor. Bugünkü dünyada “Tam bağımsız Türkiye!” nidaları, ancak gülümsemeyle karşılanabilir. Avrupa ülkeleri de dahil, herkes şu ya da bu ittifak içinde, şu ya da bu bağımlılık içinde.

      Erdoğan iktidarı ile YPG/PYD arasındaki mücadele bitti. Yakında doğrudan görüşmelere bile kapı aralayabileceğini düşündüğüm dolaylı görüşmeler üç haftayı aşkın zamandır devam ediyor. Hakan Fidan, geçen hafta Abdullah Öcalan ile görüştü. Benim Kürt mahallesinden işittiğim bu bilgiyi, Ali Tarakçı da dile getirdi. Çağlar Cilara’nın konuğu olduğu bir programda yineledi, hafızam beni yanıltmıyorsa, Serbestiyet.com’da da dillendirildi bu görüşme. Bugüne kadar ne iktidardan ne de havuz meedyasından bir yalanlama gelmedi.

      Öcalan’ın avukatları aracılığıyla (Türk) kamuoyuna yönelik mektubunun Erdoğan’ın 23 Haziran seçim stratejisi ile ilgisi yok.

      Salih Müslim’in son basın mülakatını izlemenizi öneririm. Özetle, “Elbette Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate alacağız, lafı mı olur bunun babacıklar” diyerek gül karanfil dağıtıyordu bize doğru. YPG/PYD istediğini aldı. Ayak direten Türkiye’den çok daha fazla Esad. Erdoğan’ın danışmanalrı şimdilerde YPG/PYD’nin bastırıp söke söke aldığını “Dik durdum, eğilmedim” tadında bir söylemle Türklere nasıl yutturacağının metin çalışmasıyla meşgullerdir herhalde. Başarısızlığı, “Hem Putin, hem Trump elele verip beni aldattılar” diyecek değil herhalde. Buna, muhaliflerden çok daha önce, kendi Reisçi seçmenleri bile “E senin de aldatılma hallerin yetti gali!” der -çünkü konu PKK/PYD, hayli hassas mevzuu yani.

      Belirginleşerek görünen o ki, ABD ile Rusya, Suriye’de izlenecek rol haritası üzerinde uzlaştılar, her ikisi birden Türkiye’ye bunu dayatıyorlar. Rusya’nın İdlib’teki askeri operasyonları, son dokuz gün içinde Rusya’dan iki parti halinde reddedilip geri gönderilen 71 ton domates zaten Türkiye’nin direncinin kırılmış olduğunu ima ediyor. Yakında, Putin de artık Erdoğan’ın telefonlarına çıkmaz olur B. Obama’nın bir sıralar yaptığı gibi.

      Suriyeli Kürtler ayrı bir devlet kurmayacaklar elbette. Ama, Türkiye’nin önünü almaya çalıştığı şey başına geldi, Erdoğan havlu attı. Geniş özerklikle Suriye merkezi hükümetine bağlı bir Kürt oluşumumuz olacak sınırın öte tarafında bir yerlerde. Beyaz Saray’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ile görüşmeler de doğrudan Kürt oluşumunun sınırları ile ilgili pazarlıkla ile iintili zaten.

      Devlet Bahçeli bütün bunlardan haberdar, ayrıntılarıyla bilgilendirilmiş olsa gerek. İtiraz etmediğini, Öcalan üzerindeki görüşme yasağının 8 yıldan sonra kaldırılmasını doğru bulduğunu söylemesinden ve yasağın dün itibarıyla Adalet Bakanlığı tarafından kaldırılmış olmasından anlıyoruz.

      Erdoğan’ın yakınlaşan gidişinin ardından, Avrasyacı kliklerin beli kırılır, Türkiye-Batı ilişkileri olağanlaşır. Yine tam ortaklık müzakereleri bilmem ne derken işler (Sayın Koru’nun iki taraf için de “mış gibi yapmak” dediği) alışıldık seyrine geri döner. Bu, Erdoğan’ın Beyaz Saray ile Putin’in Kışlık Sarayı arasında saçmalayıp durmasından daha iyidir bence.

      Yeni siyasi partinin (A.Gül/A.Babacan) kurulmasının elzem olduğu fikrinize sonuna kadar katılıyorum. Kurulacak zaten. A. Davutoğlu’nun tam aksine, hayli ses de getirecek. Ben hala Davutoğlu’nun işi kendi partisini kurmaya kadar götüreceğine inanmıyorum. Kurarsa, esamesi bile okunmaz. Seçkin bir akademisyen, ama siyasetten anladığını söyleyebilmek güç. Ben olsam parti sözcüğünü ağzıma bile almazdım.

      R. Çakır’ı pek sevmem. Ama gazeteciliği biliyor, Mrdyascope.tv de çok başarılı bir girişim oldu çıktı onun tek tabanca çabasının ardından serpildi, gelişti. Bu akşam, doğru bir laf etti: “Erdoğan’la kazananlar Erdoğan’la kaybetmek istemiyorlar.” Çok yerinde bir tespit.

      TÜSİAD’çılar da öyle düşünüyorlar zaten. Birkaç düzine AK Parti milletvekilinin de R. Çakır’ı doğrulayacağı günler uzak değil, hayli yakın. . .

      • Eski MIT mensubu (merhum) Prof. Mahir Kaynak şöyle demişti : “Derin devlet işlerinin belgesi olmaz. Olayların sonucu kime yarıyorsa o yapmıştır”.
        – 15 Temmuz vakası sonrası ne oldu ? TSK’dan ve Devlet’ten ‘Batı’ yanlısı güçler tasfiye edildi. (Atlantikçi Kemalistler ve Gülen Cemaati).
        – Rusya’dan S-400 savunma sistemi alınmasına karar verildi. Bu siyasi bir karardı ve dayatan Avrasyacılar’dı.
        – Bahçeli AB ve ABD ile ilişkilerin geliştirilmesi için hiçbir çaba göstermiyor.
        Örnekler çoğaltılabilir. Benim endişem Avrasyacı kanadın hatta Erdoğan’ın çok ince taktiklerle yönlendiriliyor olmasıdır. Saddam Hüseyin de ‘Batılı ülkelerin Arapların iç sorunlarına karışmak istemediği’ ne ikna edildiği için Kuveyt’e girdi, sonuç malum.

        Ben tezlerimin yüzde yüz doğru olduğunu iddia etmiyorum. Kısmen hatta tamamen yanılabilirim. Fakat olayların gidişatı, bu tezleri ortaya atmama neden oluyor. Tabi ki siyasetçilerimiz/partilerimiz içinde bu konuları bilen, çözüm arayanlar var. Fakat onlardan bağımsız olarak sivil toplum da yani bizler de kafa yormalı ve katkıda bulunmalıyız.

        • Her birimizin kısmen hatta bütünüyle yanılıyor olabileceği bir alanda söz söylüyoruz gerçekten işaret ettiğiniz üzere. Benim sezebildiğim, Türkiye’nin öyle kolay kolay Avrasya blokuna kayamayacağı. Söylediğiniz gibi, 15 Temmuz vakıası NATOcu ve Gülenci kadrolara karşı girişilmiş bir tasfiye operasyonu olarak görünüyor. Çok vakit harcadım bu konuya, şimdi de bu ülkede harcıyorum zaman buldukça. Kanıtı pek mümkün değil; tutarsız ve tuhaf beyanatlar var kuşku uyandıran. AK Parti ve MHP de iki kez reddettiler bu olayın Meclis’te araştırılmasını. Parçaları bir araya getirmeye çalışan yabancı akademisyenler ve onların kaynakarını ciddiye alıyorum daha çok. Lakin, adeta bir labirent gibi bu işer.

          Yine de bu konulara kafa yoranlar(ımız) doğru yapıyorlar. Bütünüyle yanlışlansa bile değerlendirmelerimiz, en azından yüzeysel siyasi çekişmelerden uzak kalabiliyoruz böyle yaparak.

    • Sayın fkt, farkındaysanız batılı dış güçler artık doğrudan devletbaşkanımıza yönelik polemiğe girmekten kaçınıyorlar, hassaten de seçim dönemlerinde. Çünkü milletimizin erdoğan sevgisini iyice depreştirmek istemiyorlar; doğrudan saldırıların milletimizi liderin etrafında kenetlediğini çoktan çözdüler zaten:) o yüzden daha incelikli hamlelerle alttan alta vuruyorlar ya…

      • Erdoğan’ın küresel bir ‘gizli el’ tarafından desteklendiği iddiamı sürdürüyorum. Sudan’da Ömer El Beşir 30 yıla yakın iktidarda tutuldu. Sudan ikiye bölündü. Kuzey (müslüman) ve Güney (hristiyan). Sudan petrolleri nasıl olduysa Güney Sudan’da kaldı. Sonra işi biten Beşir darbe ile uzaklaştırıldı. Türkiye tabi ki Sudan değil, işleri daha zor.
        Türkiye’de tarihinden gelen derin güçler bitmez, kayyum rejimi 2023’den oldukça önce bitirilecektir.

        • Sudan petrolleri Güney’de olduğu için Güney’e kalmıştır. Küresel bir el mi o iddiaya giremem. Kaynakları bütün ülke olarak paylaşmasını beceremeyen bencillikleri/kendi aptallıkları yeter. İşin aslında, o “gizl eli” de etkileyen, kullanan bir gizli güç var, her zaman..

          Müslümanları, aralarından seçtikleri etkin tipler vasıtasıyla ve bilakis dini inançları üzerinden o kadar maharetli bir şekilde kullanıyorlar, onları manevi manipulasyonlarla o kadar işletiyorlar ki neticede mazlum olanlar müslümanlar oluyorlar (Bir işletmeci/kullanıcı da şeytan efendi, irrasyonellerden biri!).

          Bu arada, H.Gayret belki ilgi duyar; Sudan’da Osmanlı zamanından kalma çerkez aileler olduğunu bahsetmişti oradan biri, fi tarihinde. Oranın varlıklı ailelerinden sayılırmış. Bir ihtimal, G. Sudan’da kalmışlardır….

      • Sn H.Gayret, böyle bir zan belki sizi mutlu edebilir ancak gerçeği yansıtıyor mu acaba? Hürriyet’teki bir kaç gün önce bir haber dikkatimi çekmişti. Bahsettiğin polemiklerden biriyle ilgili olduğu için konuyu aktarmış olayım:

        Fransa’da devlet Başkanlarının katıldığı önemli bir uluslararası toplantı düzenlenmiş. Müslüman çoğunluğa sahip 3 ülkenin devlet Başkanları ve Yeni Zelanda, Kanada, Norveç İngiltere, AB Birliği ve yanısıra internet temsilcileri katılmış. Konu Yeni Zelanda’da Christchurch’deki Camiye terör saldırısı dolayısıyla terör ve nefret suçlarına karşı ortak mücadeleye ilişkin bir anlaşma imzalamak

        Cumhurbaşkanı Erdoğan sembolik te olsa terör ve nefret suçlarına karşı bu işbirliği toplantısında olabilirdi pekala. Orada değilse bunun bir sebebi kendisinin lüzumsuz yere giriştiği polemiktir.Yeni Zelanda’daki camiye terör saldırı akabinde üzüntüsünü belirten ağırbaşlı makul bir beyanatta bulunabilirdi. Mesela; Terör olaylarından Türkiyenin de direkt olarak zarar gören bir ülke olduğunu, terörün her türlüsünün önlenmesi için işbirliği gerektiğini ifade etmiş olsaydı bu yeterdi. Ancak, o olayda kendisinin adeta teröristi muhatap alması ve onun üzerinden bütün hristiyan Batı alemine “Dedeleriniz geldi bizleri burada buldu. kimileri tabutla döndü. Siz de gelirseniz dedeleriniz gibi uğurlayacağımızdan şüpheniz olmasın” türünden beyanat verdi. Hürriyet gazetesi böyle haberi bari hiç vermeseydi de dünya Cumhurbaşkanları liginde bizimkinin “sakıncalı Cumhurbaşkanı” kategorisine düştüğünü görmeseydik.

        • İstedikleri kadar anlaşma imzalasın gavurlar; yedikleri içtikleri yalan dolan; hele o fransızlar..! Zamanında afrikaya yardım diye toplanan paralarla alınan şişe suları bile bi boy küçüğüyle değiştirip gönderecek kadar alçalmışlardır yani..! Boşversene…

          • …..
            Fransa’nın ayıbı,
            Afrika’nın kayıbı!
            Dünya’ya boş verirsen,
            Ne edecen tayyibi?

            Dünya beşten büyüktü!
            Hani ya, o bir Türk’tü!
            Dünya’ya bedel olan!
            Şimdi yol mu gözüktü?

            Şol dünya’ya bir baktık,
            Küresel bir köy artık!
            Gavurların yanında….
            “Üst-baş”ın yırtık pırtık!

            Ah Ha Gayret, var ya sen,
            Dünya’ya boş verirsen,
            Fransa memnun olur,
            Sen Dünya’dan vazgeçsen!
            …..

  13. Türkiye büyük burjuvazisinin sözcüsü durumundaki TÜSİAD, 1970’lerin başlarında kurulduktan sonra, giderek Türkiye siyasal hayatının ayrılmaz bir parçası haline geldi. Başta “24 Ocak Kararları” olarak anılan dönem gelmek üzere, bütün kritik siyasal dönemeçlerde, taleplerini hiç sıkılmadan dile getiren bir örgüt bu.

    İzleyebildiğim kadarıyla, bu işadamları örgütünün başkanı Simone Kaslowski ile örgütün Yüksek İstişare Konseyi başkanı Tuncay Özilhan’ın bir kaç gün önce konseyin toplantısında yaptıkları konuşmalar, basında hak ettiği ilgiyi görmedi.

    Erdoğan açısından hiç de yenilir yutulur cinsten değildi bu iki şahsın söyledikleri. Böyle olduğu için zaten, Erdoğan ‘had bildirmeye’ girişmekte gecikmedi. Neredeyse aşağılamaya varan ifadelerle, işin içine -yine- tehditi de katarak, üst perdeden karşılık verdi.

    Nihayet bu konuda eli ayağı düzgün bir değerlendirme yazısı okuyabildim medyada. Gazeteduvar’dan Hakkı Özdal, uzun yazısını bu konuya ayırmış.

    https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/05/17/bir-kuru-dal-agactan-kopar-gibi/

    Örgüt ile Erdoğan arasındaki bu açıktan meydan okuma hallerinin pekala ‘boşanma’nın eşiğine gelindiği şeklinde de yorumlanabileceğini düşünüyor Özdal. Okunmaya değer bir yazı bence.

    Reisçi tayfa, TÜSİAD ile Erdoğan arasındaki gerilimden bizlere bir ‘Reis beyaz Türk kapitalistlere karşı!” öyküsü çıkarmaya yeltenmesin hiç.

    TÜSİAD’ın omurgasını oluşturan şirketlerin istisnasız hepsi, Erdoğan sayesinde daha önceleri hiç görülmemiş oranda artırdılar karlarını. Tüm olanaklarıyla desteklediler Erdoğan’ı, seküler medyada da ağır eleştirilere muhattap oldular yakın zamana kadar.

    Boşanmanın işareti ise şimdilerde yaşanan dalaş, bu, TÜSİAD’ın halk açısından 24 Ocak Kararları kadar ağır olacağı söylenip kaçınılmaz olduğu ileri sürülen bir yıkımı, güç kaybeden bir iktidarla karşılamak istemedi için böyle.

    Seküler medyada da köklü U dönüşleri bekleyebiliriz yakın gelecekte. Beyaz Türkler de tepe tepe kullandıkları Erdoğan iktidarının miyadını doldurduğunu düşündüklerinin güçlü işaretini verdiler önceki gün.

    Erdoğan, “Doyurduk, her ihtiyaçlarını karşıladık, ama oy vermiyorlar” diyerek yakınmıştı halktan geçen gün.

    Şimdi de, “O kadar besledik, ne istedilerse verdik, adeta cukkası bol ihale yağmuruna tuttuk bunları, karlarına tavan yaptırdık. Ama, görüyorsunuz işte: Tam bir ‘Besle krgayı oysun gözünü’ durumuyla karşı karşıyayız!” açılımı bekliyorum ben Erdoğan’dan.

  14. Kurulacağı artık söylenti olmaktan çıkıp bilgiye dönüşmüş görünen A. Babacan liderliğindeki yeni parti ile AK Parti arasındaki ilişkinin, Fehmi Bey’in yazısının ana örneğini oluşturan MHP-İyi Parti ayrışmasının yol açtığı gelişmelerden hayli farklı olacağını düşünüyorum ben.

    AK Parti’nin kurumsal yapısı çok aşındı. Artık bir kitle partisi değil, lider partisi. ANAP gibi, varlığını sürdürebilmesi sürekli iktidar olmasını gerektiriyor. İktidarın sağladığı olanaklar, dağıttığı ulifeler, yoksul vatandaşlara verdiği sosyal yardımlar, pek çok seçmeninin seçeneksiz kalmışlığı dolayısıyla ayakta durabilen bir parti.

    İdeolojik olarak tutarlı bir çizgisi olmadığı gibi, MHP gibi yerleşik bir geleneği de yok. İlk ağır seçim yenilgisinde iyiden iyiye büzülür, sonrasında dağılır -ya da, Ecevitseverlerin DSP’si gibi bir Reisseverler partisine dönüşür.

    Dindar muhafazakarların partisi olmaktan çoktan çıktı zaten. AK Parti’ye ittifak dolayısıyla oy veren milliyetçi seçmenlerin adresi de belli.

  15. bu neyın ıyısı bu dupe duz ıhanet. ne olmuş ıyı partıye ne kazandı sayet cehepe ve saadet olmasaydı barajı asabılecemıydı bız bılıyoruz donen dolapları kırlı oyunları. bu zatlar yenı olusum kuracaklarmış ne ıcın kım ıcın ıhanet etmek ıcın neyı beklıyorlar bıran once yapsınlar gorelım anyayı konyayı. heee secım gecsın ondan sonra ıstanbulu ak partı kazanamaz ıse hemen iş bası yapacaklar demekkı neymiş duşmeyi gör yeterkı en yakının bıle makam menfaat koltuk sevdası oldumu roller deyısebılıyor yazıklar olsun . fehmı bey sızde cok sevıyorsunuz bu zatları ?

  16. Gündemdeki yazınızla alakalı değil ama “millet aç aç…” Siyasete, iktidara eksiklerini kusurlarını gösterecek yeni seslere ihtiyaç var en azından. Yüzbinler, hatta milyonlar perişan. AKP’lilerin hemen hepsinin de en az bir YAKINI PERİŞAN. DEVLET banka açmış, para yatıran terörist; DEVLET okul açmış, çocuğunu gönderen terörist; DEVLET sendika açmış, üye olan terörist; DEVLET üniversite, hastane açmış hepsine izin vermiş çalışan terörist, DEVLET kimse yok mu’ya özel izinler vermiş, para veren terörist.
    Bu zulümdür, zulümdür, zulümdür. Bu kurumlar ve bu yapı suçlu idiyse DEVLET VATANDAŞINI NİYE TUZAĞA DÜŞÜRDÜ, NİYE UYARMADI DA şimdi zindanlarda insanları ölüme mahkum ediyor? Kanser hastası Haluk Savaş’a pasaport vermiyor (du). FELAKET, FACİA, REZALET, UTANÇ
    Bunları birilerinin dile getirmesi gerekiyor. İstanbulda kısıtlı seçmen sayısını artırmak, tabloyu lehlerine değiştirmek için sudan bahanelerle insanları tedirgin ediyorlar.

  17. MHP kendini yenileyebilseydi (fosillerin güdümünden kurtulsaydı), iktidar alternatifi olabilirdi, bunun da gözden kaçırılmaması gerek.

  18. ZAVALLISINIZ. HEP KENDİNİZİ DÜŞÜNÜYORSUNUZ.HALKI DÜŞÜNDÜĞÜ NÜZ YOK. HALKI KANDIRMAKLA SÜREKLİ İŞŞSİZ KALMAKDAN KURTULUYORSUNUZ. İCRAAT YOK.

    • H. Gayret, çalçene olmayı bırak da biraz misafirlerle ilgileniver arkadaş!

      Bi yardımcı ol bakalım bu yeni zuhur eden arkadaşımıza. Kendisini ifade etmekte sıkınıtı yaşıyor gibi. Kendince yazarımıza çakmaya yeltnmiş görünüyor, ama sanki yazdıkları iktidarın kusursuz bir tanımlaması gibi.

      Önünüze gelenin eline kalvye tutuşturuyorsunuz arkadaş. Az biraz seçici olun -“Valla eldekilerin el kaliteli olanları bunlar, ne yapalım” deme hiç, vallahi kabul etmem. Boş boş oturup kabak çekirdeği çitleyip klavyeni kirletceğine şunlara hiç olmazsa üç beş saat bir oryantasyon eğitimi ver -belki bunun için hariçten ek ücret bile alabilirsin.

      Hep ben mi düşüneceğim iyiliğini yahu! Az biraz uyanık ol, fırsatları değerlendir şu kalan ve giderek daralan zamanda!

      • Orucum. iftardan sonra bi tozunu alırım masaları! Dün gene kahvenin camlarına binali yıldırımın afişlerini astık, kollarım koptu yorgunluktan… Sizin marabaların durumu da içler acısı, evlere şenlik… Beter olsunlar inşallah..!

        • Demek Binali Abi’nin afişlerini astın. . . Nasıl, cukka iyi miydi bari?

          Niye dün “gene” dedin ki afiş asmaya gittiğini söylerken? Bi gün dahi durmayıp yırıtılıyor mu afişleri?

      • Bence çok heyecanlanmayın bu arkadaşımıza karşı, sayın Mim. Rivayeler doğru ise, geri gelip yeniden zuhur edeceği çok şüpheli. Trolleri sevk ve idare eden menajerlerden biri kuşkulanmış bu arkadaştan. “Biz sana yazara çak diyoruz, sen gitmiş iktidarı tanımlar gibi şeyler yazıyorsun. FETÖcü müsün nesin, kaçın kurrasısın?” diyerekten şarlamış bu arkadaşa, yol vermişler hemen.

        Bari yaka paça içeri atmasalar. . .

  19. Ak Partililerin, eski dava arkadaşlarının kuracağı(artık ayyuka çıktığından böyle yazıyorum) partiye olan tepkisini anlamak zor değil. Bu parti sıradan bir parti olmayacak çünkü; Ak Parti’nin zaten azalmakta olan oylarını daha da azaltması muhtemel bir parti. “Canım daha evvel Abdullatif Şener de denemişti boyunun ölçüsünü aldı, sen ne zırvalıyorsun!” diyenlere diyecek bir sözüm var: Şener yola çıktığında Ak Parti en parlak yıllarını yaşıyordu, dolayısıyla Ak Parti’yi silkeleyemedi bile. Üstelik yalnızdı,zaten çok sürmedi, yürütemeyeceğini anlayınca dümeni CHP’ye kırmayı mantıklı buldu.En azından Numan Bey’in yaptığından daha isabetliydi tercihi bence.Yeni oluşumun milletten teveccüh göreceği düşüncesindeyim, şartlar her zamankinden daha müsait. Yeter ki kendilerini doğru ifade etsinler ve geniş bir kesime hitap etsinler. Yapıcı eleştiriler ve sorunlara mantıklı çözüm önerileri üretmeleri doğru bir başlangıç olacaktır.

    • Merhaba Sayın Hattat,

      Gözlemlerinizi paylaşıyorum. Yeni Parti ile Şener Bey’in deneyimi arasında bir paralellik kurmak olanaksız. Tam de işaret ettiğiniz üzere, çok çok farklı koşullarda yaşanmış bir deneyim ile çok çok farklı koşullarda yaşanacak bir deneyim.

      Erişebildiğim bilgi parçacıkları doğru ise, Yeni Parti, salt saygın dindar-muhafazakar kadrolardan ibaret kalamayacakmış. Hatta, bu açıdan, AK Parti’nin ilk ortaya çıkışında olduğundan görece farklı olarak, ANAP ölçüsünde olmasa da, melez bir parti görünümüne daha yakın ve merkeze oynayan bir parti olacakmış.

      Pek çoklarının Erdoğan’ın AK Partisi için tehdit olduğunu düşündüğü böyle bir partinin, CHP’yi de zora sokacağı kanısındayım ben. Klıçdaroğlu ve ekibi pedala yüklenip sürat artırmazlarsa, parti içindeki ulusalcı, M. İnceci kilklerden sıtkı sıyrılmış olanlar “Ne haliniz varsa görün. . .” diyerek bu partiye yönelebilirler. Parti’nin fırsatçı milletvekillerinden bile kopanlar olur. CHP’deki kıpırdanmanın Yavaş ve İmamoğlu ile Akdeniz illerinde İyi Parti desteği ile geldiğini, oy açısından partinin needeyse aynı yerde durduğunu onlar da görüyorlardır mutlaka.

      Benim sezdiğim, bu oluşumun A. Davutoğlu oluşumundan çok daha fazla ses getireceği, daha geniş kadrolu, daha kapsayıcı, MHP’ye sıcak bakmayan AK Parti’lilerin asıl adresi olacak nitelikte bir parti olacağı.

      Saygılar.

  20. Bir ”Türkiye partisi” olmasının önündeki engelleri aşmayı becerebilseydi (en önemlisi PKK ile organik bağını kesebilseydi), HDP’de Sn Koru’nun bu denklemi içerisinde yer alırdı.

    Böyle bir durumda MHP ve İYİ Partinin ayrı ayrı oy oranından daha fazla bir oya -yaklaşık yüzde 15 ila 18 gibi- sahip olacak olan HDP, diğer partilerle beraber siyasi yelpazeyi daha da renklendirir; bizler de o zaman ülkemiz için kapitalist sistem mi sosyalist sistem mi diye tartışır olurduk .

    İşte bu ara, içerisinde yuvarlana geldiğimiz ve gırtlağına kadar borçlanıp kurumlarına abone olduğumuz kapitalist sistemin, bizden neler neler götürdüğünü; olası sosyalist sistemin de risklerini görür olurduk.

    ”Ne yani, ülkemize karma bir sistem mi öneriyorsunuz” diyenleriniz olabilir. Hayır, derin bir tarihi geçmişe sahip olan müktesebatımızın gölgesinde, şimdilerde kullandığımız ve nevi şahsına münhasır sistem (Cumhurbaşkanlık) denemeleri yapar, yol katetmiş de olurduk.

    Kurulması muhtemel iki partide, sıkışılan bu yerde, çıkışa yeni kapı aralar, bazı açmazları aşmamızı sağlar belki. İşte burada sorunlar baş gösteriyor, kendi kökü üzerine neşet eden filizlerin bile boynu vurulmaya çalışılıyor.

    Buna bile tahammül edilmezken çok partili bir siyasi arenada, yeni sistemde yüzde 50+1 için ittifak yapılması kaçınılmaz olduğu halde ”benim ittifakım iyi, seninki kötü” muamelesi ise, yapanların demokratik olgunluğunun seviyesini ortaya seriyor.

    Hem ABD’de uygulanagelen Başkanlık sistemiyle bizimki arasındaki en bariz fark; orada genel seçime iki yıl kala başlayan ve eyaletlerde yapılan; sistemin işlerliğini ve ayakları üzerinde durmasına daha fazla katkı sunan, halkın daha etkin katılımına sebep olan ön seçimlerdir..bir de meclislerinin, senato ve kongre kanatlı oluşumu…

    Nereden başlamalıyız?

    İhdas edilen seçim bölgelerinde isteyen herkes istediği partiden aday olur -seçim çalışmalarının maliyetine katlanır- seçim güvenliğini devlet tarafsız olarak sağlar ve böylece halkın gerçek iradesi meclise (Bir nevi yeni bir kurucu meclis) yansır.

    Böyle bir meclisin girişeceği sistem tartışmaları veya yeni sistem ihdası daha demokratik daha da ihtiyaca cevap veren bir şekilde gerçekleşir.

    Bu yolun açılmasına egemen güçler izin verir mi, bilmem.

  21. Ülkenin fotoğraftaki gibi gülümseyen yüzlere ihtiyacı var. İmamoğlu da gülümseyen biri. O halde hepsi bir araya gelip şöyle sağlam bir parti kursunlar, ve AK P’nin yaptığı kritik hataları yapmasınlar. Ülke çabuk toparlanır…

    • Sn.h.k., ben burda aylardır gülüyorum; bi kere bile ne güzel gülüyorsun demedin:) haksız mıyım nurdan abla? Bu arada hem italyada hem de ukraynada komedyen menşeili liderler kazandı seçimleri:)

      • Bunu buradaki bazı arkadaşlara söylemenin bir anlamı yok ki. Bence git şu sıralar başı hayli dertte ve köşeye sıkışmış görünen birine söyle de bir iyiliğin olsun şu fani dünyadan çekip gitmeden önce : )

        “Çaldılar da ondan tekrar ediliyor!” diyerekten hayli gülümsetmişti pek çoğumuzu. Ama, yetmez. Daha iyi bir İtalyan ya da Ukraynalı performansı bekliyoruz -ama başarının garantisi de yok yani 🙂

      • Haklisin H Gayret, hemde yerden göğe kadar HAKLISIN:) yalniz sizin gülüp gülmediğinizi bilmem ama beni çok güldürüyorsunuz☺ Sizin sâyenizde gece yarisi komediyenleri izlemek için uykusuz kalmiyorum. Sadec cevabini yazdiğim be yaziniz gibi” H GAYRET RUMUZUNUN “GERÇEK”
        sahibi sizin kısa ve öz olarak yazdiğiniz yazilari okuyorm:)) gece ruyamda dahi beni güldürmeye yetiyor.
        Şu anda sahur yapiyordum yemeyi biraktim hem gülüyor hemde size cevap yaziyorum…

      • *******
        ….
        Bir “gül”le bahar olmaz,
        Vakitsiz seher olmaz,
        Sen gülmeğe devam et,
        Somurtan mazhar olmaz!..

        Gülmek var gülümsemek,
        Gülerken güldürmemek,
        Sırıtmağa devam et,
        Bencillik, boşa emek!…
        ….
        Güleryüz yönetecek,
        Liyakat üretecek!..
        Siyasetçi dediğin,
        Milleti güldürecek!..

        Ekonomide artı,..
        Gülmenin bir önşartı!
        Cepleri gülmeyenin,
        Yere vurmuştur sırtı!..

        *******

  22. AK Parti ile irtibatı bilinen bazı isimlerin yeni bir -hatta muhtemelen iki- parti oluşumu için çalıştıkları ne zaman gündeme gelse, iktidar cephesinden hemen itirazlar yükseliyor, kraldan fazla kralcı olan bir çevre, derhal böyle bir işe soyunacağını duydukları kişilere yönelik saldırılara başlıyor.
    Fehmi Korunun bu paragrafı ülkenin durumunu özetliyor. Kraldan çok kralcı mevcut…..
    SAYGILAR

    • Nusretcan; isteyen dilediği kadar parti kursun veya topusu birlikte gelsin! Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var! Korkan senin gibi olsun..:)

      • Adını bağışlar mısın, yiğidim?

        Maşallah dara düşüp tedirginliğin derin okyanuslarında kulaç atan, tedirginleştikçe heyheylenip babalanan ‘tanınmış bir siyasetçi’ gibisin. O bile böylesi bir meydan okumaya cesaret edemezken, senin böyle baston sallayıp “Alayınız gelsin ulen!” dayılanmalarına benden yıldızlı bir 10 puan vallahi!

      • Allah’tan başka kimseden korkumuz yok. Kefenimizi giydik dolaşıyoruz. Milli görüş gömleği herkese nasip olmaz. Merhum Mücahit Erbakan hocayı saygıyla anıyoruz… Onun gibi Adil düzeni dünyaya tanıtan olmadı.
        SAYGILAR

  23. Fehmi bey, kolay gelsin! Bugün gene 40 yillik okurlarınız olduklarını iddia edecek yurdumuz kahramanlarindan sizi birdaha okumamkla birlikte, son 8 yılin oy devşiren ve bayağide popiler olan moda tehditlerden nasiplenecek bir yazi yazmişsiniz.Tekrar kolay gelsin.

    Birde Demokıratlarin başkan aday
    adaylari iki gün once 22den 23 e yükseldi
    Şu an 23 taneler.
    Bu seçimde biz ailece Bernie Sanders’i desdeklemeye karar verdik, Sandersin Müslümanlara postif bakiş açısnin yani sira Israil devletinin Filistinlilere karşi politikalarinı sert eleştiriyor ve kiniyor, hatta ABDde ilk hanim millet vekillerinin Israili karşi demeclerine Demokiratlarda dail herkes kizarken, Sanders onlara arka çıkiyor.
    Birde Sosyalisim kapitalizimden cok daha iyi.
    Kapitalist sistemde iş adamlari siradan halki köle gibi kullaniyorlar.

  24. ÇOK PARTİLİ SİSTEM VE BAŞKANLIK AÇMAZI.
    Yüzde on barajı ülkemizde iki buçuk parti esasına göre kurgulanmıştı.
    Daha da ileri giderek derinlerin sessizliğinin sesi olan zat başkanlık yem ini ortaya atınca kancadaki yeme gözü dönmüş gibi büyük bir hevesle saldırıldı.
    Ülkede istikrar ve tek kişinin buyruğu kanun olacaktı.
    Koalisyonlar dönemi bitecekti.
    Gel gör ki gerçek güç sahiplerinin senaryosu başkaydı.
    Başkanlığa çakılanlar ,ülkede iki parti kalacağını zannettiler.
    Böylece sağın en kötü durumda(ülkede kıtlık dahi olsa)yüzde altmışın altına düşmeyecek kesimin temsilcisi olarak ömür boyu başkanlığı garantilemeyi hesaplıyorlardı.
    Seni günahı kadar sevmeyenler sana bu yolu hayrına açar mı acaba?
    Geçmişte 411 el kaosa kalktı anayasa değişiklik teklifini getirin destekleyelim diyen bu zat değil mi idi.
    Sonra ne oldu AYM iktidar partisine irticanın odağı oldu diye dava açarken.
    AKP ne dedi MHP ye :Bu anayasa değişikliğini beraber yaptık sizin öneriniz ile,şimdi bizi AYM kapatmak istiyor;Sayımız yetiyor gelin parti kapatmayı güçleştiren anayasa değişikliğini yapalım.
    MHP ne dedi.Biz sizi tuzağa düşürdük.(Bunu söylenmediğini söyleyenler parti kapatmayı zorlaştıran anayasa değişikliğine onay vermemesinin pratik karşılığı olmadığını söyleyebilirler mi;Kürt ayrılıkçı partisinin bundan istifade edeceği bahanesi, bir maddeyle etnik ayrımcılık bunun dışında denebilirdi).
    Şimdi senin için asla hayırlı rüya görmeyenler senin önünü neden dikensiz gül bahçesi yapsın.
    Ne oldu, koalisyonların en kötüsüne dahi muhtaç oldular.
    Yüzde birin altında oy alan partilere; dile benden ne dilersen durumları.
    Nerde ise iki müridi olan şeyhten olur alınmaya çalışılıyor oy için.
    Başkanlığı kazanmak için her şey mubah.
    Bütün yetki başkanda olacak.
    Yedirirler mi.(koalisyon ortakları)
    Neredeyse lavaboya gitmek için izin istemek zorunda bırakırlar adamı.
    Bütün alışılmış o geniş ve sınırsız imkanları kaybetmek, fişin prizden çekilmesi kadar kolay olduğu durumlarda.
    SINIRSIZ ETKEN OLMAYI UMARKEN,SINIRSIZ EDİLGEN OLUVERİRSİN.
    Bin dik bir alamete; misali.
    Kontrol elden çıkmıştır artık.
    İBB seçim tekrarı sonuç ne olursa olsun (ertelenmesi dahil)AKP nin bütün misyonunu yerle bir etmiştir.
    Sadece sessiz derinlerin taşeronluğu başkalarından devralınmış oldu.
    Devlet partisi benim diye şevkle haykırmak çok yakıştı mı bilmiyoruz.
    Derin sessizlerle doku uyuşmazlığı olur mu veya mutasyonla halledilir mi bilemeyiz.
    Derin sessizlerin sesleri kendilerine yeni ortak isterler mi,zaman gösterecek.
    Hangi parti iki dönemden fazla iktidarda kalırsa devletleşmeye başlar.
    Devletin alanı genişler,vatandaşın alanı daralır.
    Başkan ortaklarına muhtaç olduğundan bundan sonra ekonominin sağlığı için acı reçeteyi halkına içiremez.
    Ya katı ve acı ekonomik tedbirler alacak veya popilist politikalara devam etmek zorunda kalacaktır. (nereye kadar)
    Halk geçim sıkıntısı artınca koalisyon ortaklarının eli güçlenir.Her an desteği çekip seçim le tehdit ederler.
    Artık iktidar rehin alınmış demektir.
    işte böyle;boynuz umarken ,kulaktan olma; denir buna.
    Başkanlık sisteminin önünü açanların ne elde etmek istedikleri daha iyi anlaşılmıyor mu?
    Başkanlık sistemini savunanlar uçacağız diyorlardı.
    Evet ne güzel uçmaktayız,yaşıyoruz ve görüyoruz.
    Sorumsuz sınırsız yetkili koalisyon ortakları yerine,sorumlu ve sınırlı yetkili koalisyon ortaklarının olması daha iyi olmaz mı?
    Halk daha fazla devletçi parti istemiyor.
    Halk devletin alanını daraltan gerçek adaleti sağlamaya çalışacak YENİ PARTİLER İSTİYOR.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız