15 Temmuz gecesi yaşananlar.. bilmediklerimizi öğrendikçe kafamız biraz daha karışıyor..

12

“Ülkemizin siyasi tarihinde ve toplumsal yapımızda en derin izler bırakan olay hangisidir?”

Bu sorunun, çok partili dönemin neredeyse bütününü gözlemlemiş biri olarak, bendeki hiç tereddütsüz cevabını veriyorum: 15 Temmuz hain darbe girişimi

En azından şu bile o olayı başarılı olmuş önceki askeri müdahale ve müdahale girişimlerinden derhal ayırıyor: Darbe girişimi ülkenin kimyasını değiştirdi.

Siyasi hayatımızda bir ’15 Temmuz 2016′ öncesi var, bir de sonrası…

Peki, böylesine hayati önemdeki bir olayın her şeyini şimdiye kadar öğrenmemiz gerekmez miydi?

Anhâsı ve minhâsıyla…

Öyle olmadığını biliyoruz.

Şimdiye kadarki kabullerimiz geçerli değil

Hatta 15 Temmuz gecesi darbeye muhatap edilen kişilerin neler yaşadığı, kurumlarda neler cereyan ettiği hakkında bile kesin bilgilerden mahrumuz.

Var olan bilgilerimiz.. şimdiye kadar ‘gerçek’ saydığımız ayrıntılar.. yeni gelen bilgiler ve sunulan ayrıntılarla.. geçersiz hale getiriliyor.

Yeni tartışma konularını herhalde biliyorsunuz: MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın o uğursuz gece boyunca bütün hareketleri hem kendisi hem de birlikte bulunduğu kişiler tarafından dakikası dakikasına aktarılmıştı; meğer o bilgilerde eksik yönler varmış…

Abdülkadir Selvi o geceyle ilgili bir kitap (“Darbeye Geçit Yok”, Doğan Kitap) yazdı ve daha önce bilinmeyen ayrıntıları Hürriyet’teki köşesine de taşıdı.

Verdiği bilgiler önemli.

MİT Müsteşarı Genelkurmay Başkanlığı’na gittiğinde cep telefonunu aracında bırakırmış…

O gece de öyle davrandığı için.. darbe ihbarı alınmasından 7 saat 10 dakika sonra.. nihayet Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı olay hakkında bilgilendirmeye karar verdiğinde.. Cumhurbaşkanı’nın koruma müdürüne.. kendisini.. ‘FETÖ’cü’ olduğu gerekçesiyle tutuklanacak yaver bağlamış…

Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar’ın yaveri…

Kronoloji değişti

Bir başka ayrıntı da şu: MİT Müsteşarı Fidan, Genelkurmay Başkanlığı’ndan, 22.20’de, kendi kurumunun karargâhına gitmek üzere, önceden kararlaştırılmış bir yemek randevusu için ayrılmış…

Suriye’deki muhalif cephenin önemli ismi Muaz el-Hatib ve Diyanet İşleri Başkanı Prof. Mehmet Görmez’e verdiği yemek daveti için…

Genelkurmay’dan ayrılış saati 22.20 olduğuna göre bayağı gecikmeli bir akşam yemeği olmuş onlarınki…

Yemek arkadaşlarına kesin bir dille “Bu gece bir darbeyi önlemeye çalışıyoruz” demediği anlaşılıyor MİT Müsteşarı’nın. Öyle anlaşılıyor, çünkü “Siz şöyle buyurun” denilip karargâhtaki sığınağa götürüldüğünde.. Cumhurbaşkanlığı’ndan bir görevlinin eşinin uyarması üzerine kendisini “Mehmet darbe oluyor” diye arayan eşine.. Diyanet İşleri Başkanı Görmez’in.. “Bu işi en önce haber alacak yerdeyim, onlar böyle bir şey söylemedi” mukabelesinde bulunduğunu öğreniyoruz.

Randevunun iptal edilmeyişi bile Görmez Hoca’nın işin vahametini kavramasını engellemiş olabilir.

[Muaz el-Hatib Türkiye’nin Suriye tezlerini destekleyen ve Ankara’nın uygun gördüğü nihai çözüm içerisinde Beşşar Esad’ın koltuğu için düşünülen isimdir. Şam’ın sevilen bir ailesinin mensubudur ve dinadamı olarak Emevi Camii minberinden seslenmiş olduğu için ülkesinde takipçileri fazladır. Yemekli görüşme, gelinen yeni konjonktürde, devletin Suriye politikasını gözden geçirme amaçlı olmalı. Önemli bir görüşme olduğu kesin.

Mehmet Görmez’in yemekteki varlığı, onun da Suriye’deki gelişmeleri yakından izlediğini mi düşündürtmeli?]

İşin vahametini kavrayınca, Görmez Hoca, Diyanet’e, “Salalar okunsun” talimatını veriyor.

O gece ne olduğunu anlamaya çalışan ve “Bana herhangi bir olay olmadığı söylendi” bilgisini daha önce kamuoyuyla paylaştığı bilinen Başbakan Binali Yıldırım’a MİT Müsteşarı’nın 22.20’de ulaştığını ve “Duyumlar aldık” bilgisini ilettiğini de yine Selvi’nin yazdıklarından öğreniyoruz.

Başbakan Yıldırım “Müsteşar beni 22.40’ta aradı” demişti daha önce.

Abdülkadir Selvi kitabı ve yazılarıyla o gecenin kronolojisini değiştirmiş oldu.

Tabii pek çok kişinin kafasını karıştıran bilgiler bunlar.

Darbe girişiminden aylar önce (Nisan 2016’da), Türkiye gazetesinde yayımladığı iki yazısıyla, “Fetullahçı unsurlar darbe yapacak, devlet onları yakın takibi altında tutuyor” haberini vermiş olan Fuat Uğur bile, bugün, bir dizi soru eşliğinde şunu yazdı:

“O saatlere dair bazı belirsiz noktalar kaldıkça ve suskunluk devam ettikçe, FETÖ ve CHP’nin birlikte dillendirdiği ‘kontrollü darbe yalanı’ daha da besleniyor.

Ne oluyor gerçekten?

Birilerinin çıkıp o gece neler yaşandığını bütün ayrıntılarıyla kamuoyuyla paylaşmasının zamanı gelmiş bulunuyor.

Abdülkadir Selvi gibi ayrıntıları önemseyen bir gazetecinin.. anlatımlarına değer verdiği kaynaklarına güvenerek aktardığı yeni kronoloji.. onlar bilgimiz dahiline girene kadar elde edilmiş kanaatlerin yanlış olabileceğini sergiledi.

Hürriyet‘te o bunları yazıyor, onun yazdıklarından hareketle diğer Hürriyet yazarları kafamızı karıştırıcı başka şeyler yazıyorlar…

Yeni kronolojideki boşlukların doldurulması için yeni açıklamalara ihtiyaç bulunduğu kesin.

O açıklamaları kimden beklemeliyiz?

ΩΩΩΩ

12 YORUMLAR

  1. Karargahtan 22.20 den sonra ayrılan FİDAN ın 22 de yemekte olduğunu aynı yazı içerisinde bahsetmek,nasıl bir kurgudur.
    Kaldı ki 22.40 Fidan KARARAGAHTAN ayrıldı iddiası ne SELVİ nin yazdıklarında var ,nede başka bir yerde .
    Görünen o ki, yönledirme,algı yaratma, bilgi kirliliği ile sulandırma gayreti içerisinde zırvalamalar….

  2. Bir CIA – FETÖ ortak yapımı olan darbe girişiminde 1 yıl geçtikten sonra bir muhasebe yapınca , 249 şehit , 2000 inin üzerinde gazi ve üzerinden silindir gibi geçilip hiç bir şeyden habersiz (kendi insiyatifleri dışında oluşan bir darbe sonucu) işinden gücünden olan insanlar , siyasete hiçbir zaman sıra gelmemesi ve gelmeyeceği gerçeği , Türkiye hakkında güçlünün her zaman güçlü , garibanın her zaman gariban olduğu gerçeğinin ülkemizde maalesef hala yürürlükte olan en belirgin sistem olduğu (Hukuk olmadığı ve çalışmadığı için) gerçeği geleceğe olan ümitlerimizi kırıyor. Bu FEETÖ belasının siyasi ayağı hiçbir zaman ortay çıkmayacak , olan sohbete giden polise – öğretmene olacak . Bu da vicdanları kanatsa da birileri hiç umursamayacak. Seçim zamanı da bu umursamaz siyasi tayfa gereken cevabı alacak .

  3. kemalist yapının kendi iktidarını sağlamlaştırmak için 23 Aralık 1930 günü İzmir’in Menemen ilçesinde, kubilay olayı, tertip düzenlediği ve bazı kesimleri hizaya sokmak aynı oyun 15 temmuz olayıgibi geliyor bana asla cözülemeyecek

  4. Kronolojinin değişmesinden/ kronolojik boşlukların doldurulmasından bahisle esaslı eleştirilerde bulunuyorsunuz ancak bu kısacık yazınızda dahi ciddi maddi hatalar yaparak ‘problemli’ kronolojiyi iyice içinden çıkılmaz hale getiriyorsunuz. Şöyleki: Evvela, 20.20 olan saati 22.20 yapınca o saatteki akşam yemeği de garip kaçıyor haliyle. Saniyen, ‘7 saat 10 dakika sonra’ ifadesiyle 14.45+7.10=21.55’i kasdediyorsanız ise, Selvi’nin yazısında buna yakın herhangi bir saat zikredilmiyor. Selvi’den anladığımız Cumhurbaşkanlığına 2 kez ulaşıldığı. Bizzatihi CB ile görüşülemeyen birincisi 20.20’den önce gerçekleşmiş, ikincisi için ise 22.27 zikrediliyor.

  5. Karışık değil benim kafam, hiç karışık değildir. Ordular düşünülen her türlü saldırıyı değerlendirirler. Bugün orduların saldırı projeleri hazırdır. Gizli de değildir. Her proje gerçekleşmez, düşman da saldırıları kendine göre sıralar ve onlar karşı savunma projelerini hazırlar. Savaşta düşman bir projeyi uygulamaya başlar. Buna karşın savunan ordular da savunma projelerinden birini o gün seçerler. Hangisi başarılı olursa o galip gelir.
    Şüphesiz savaş yalnız proje ile kazanılmaz ama bugün projesiz uzaya gidilmez, projesiz savaş kazanılmaz. Viyana bozgunundan sonra Türkiye hep savunmadadır. Dumlupınar’dan beri tüm savunmaları başarı ile sonuçlandırmıştır.
    Taktik şudur. Yenilir, teslim olur. Karşı tarafın başkaları tarafından hırpalanmasını bekler. Fırsatı ayarlar, karşı tarafla birleşir ve galip gelir. Batı bir asırdan fazladır Türkiye’nin işi bitti sanıyor ama Türkiye varlığını giderek sürdürmektedir.
    15 Temmuz olayı çok basit bir olaydır. Sermaye yarım asırlık bir hazırlık içindedir. Müslümanları birbirleri ile savaştırmak. Şii-Sünni çatışması sonuç vermedi. Milli Görüş ve Nur Risalelerini çatıştırma planına girişmiştir. AK Parti’yi ve Cemaat’i Erbakan’a karşı desteklemiş, bunları büyütmüştür. Erbakan sorununu çözdüğünü sanıyor. Sıra Gülencilerle AK Partilileri çatıştırma işine gelince ise sonuç almak istemektedir.
    Sermaye 15 Temmuz darbesinde birini iktidar etmek istemiyordu. İç savaş çıksın, halk birbirini kırsın, Gülenci subaylar bombalar yağdırsın, iç savaş başlasın ve sonunda kendisinin hazırladığı bir asker yönetime el koysun istiyordu.
    Bu saldırı planı Türk Ordusu’nun eline geçmiş, Türk Ordusu da karşı plan hazırlamıştı. Gülenci subaylarla anlaşacaktı. Sermaye’nin planına da uygun olarak halk sokağa dökülecek ama Gülenci subaylar bomba atmayacaktı. Bu plan beklenenden daha büyük başarı ile uygulandı. Şimdi Türkiye’nin peşindeki yeni plan anayasa ve olağanüstü hal uygulamasıdır. Bu da erkene alınmış ve Türkiye’nin el koyduğu karardır.
    Cumhurbaşkanı’nın haberi var mıdır, yaverler komutanlara ihanet mi etti yoksa onları korudular mı şimdilik bilinmiyor. Bunlar ancak Adil Düzen’den sonra ortaya çıkar.

  6. Fehmi Bey, darbeyi kim yaptı, nasıl oldu inanın beni pek de ilgilendirmiyor. Emin olduğum birşey var ben yapmadım. Darbeyle ilgisi olmayan, desteklemeyen, darbeye karşı olan o kadar çok kişi darbeden sorumlu tutuldu ki…ve en acısı da bu durumu siz de dahil medyadan kınayan, gündemde tutan, yeterince tepki veren yok. Ülkede bir grup kişi sivil ölüme terk edildi, diğerleri hiç bir şey olmamış gibi hayatına devam ediyor. Ben ülkeme karşı umudumu yitirdim.

  7. Kontrollüde olsa Fetö nün darbe yapacak ve halkı tanklarla ezecek kadar gözü dönmüş bir örgüt olduğu gerçeği değişmez. Hedef saptırmayalım. Devletin kontrollü bir darbe ile Fetö ve ABD ye gol atacak kafar aklı varsa devletimizle gurur duymalıyız bence. Vakayı hayriye.

    • arkadaşlar gayemiz işin aslını öğrenmek değil mi yoksa birilerin borazanlığını yapmak mı sayın yazar irdeliyor bizde takip ederek duyum ve bilgilerimizle aklımızı kullanarak hiç kimseye hakaret etmeden irdeleyelim. deminki yorumum Menemen Olayı yada Kubilay Olayı, 23 Aralık 1930 günü İzmir’in Menemen ilçesinde, öğretmen-yedeksubay Mustafa Fehmi Kubilay hunharca öldürülmesi bir zümreye ihale edilişi . iki tarafın kendilerini haklı görmesi, yıl 2017 iki taraf da net değil .bari lanetlediğimiz 15 temmuz uğursuz darbe faili “meçhul “kalmasın

  8. Olan hep garibana oluyor.feto belası nice canlar yatı. ..perde cart diye yirtilsada bütün gerçekleri görebilsek. Türkiye’de herşey sır kalmaya mahkum.gerçekleri görmek mahşere kaldi

  9. Fehmi bey , Hakan Fidan’ın G.K.’dan ayrılış saatı 20.20 , yazınızda maddi hata var! “MİT Müsteşarı saat 20.20’ye kadar Genelkurmay’da kaldıktan sonra ayrılıyor.” A.Selvi’nin nin yazısında da bu cümle var.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here