Aradan 1 ay geçti: O gece neler yaşandığını hâlâ tam bilmiyoruz

20

 

İzmir’de bir Sulh Ceza Mahkemesi, 15 Temmuz uğursuz darbe girişimiyle ilgili hukuki sürecin daha sağlıklı yürütülebilmesi için medyaya yayın yasağı getirmiş

Şüphelilerin ifadeleri ve gizli tanık beyanları artık yayımlanmayacakmış…

Her önemli davada daha ilk günlerde getirilirdi bu tür yayın yasakları ve ben isyan ederdim.

Bu defa “Sevindim” desem yalan olur, ama eskisi kadar üzülmediğimi söyleyebilirim.

Sebebi basit: Girişimden hemen sonra gazetelerde yayımlanmaya başlayan, gözaltı ifadeleri ve tanıklık beyanları, darbeyle ilgili benim zihnimi açacağı yerde, bulandırdı.

Aradan bir ay geçtiği ve yüzlerce ifade gazetelere yol bulduğu halde, ilk gece neler yaşandığı hakkında tam bir bilgi sahibi değilim.

Benim zihnimin bulanık olması önemli değil, devletin en tepe noktasında bulunan insanlar, o gece neler yaşandığını, benim de yararlandığım açık kaynaklardan öğreniyorlarsa, hiç kuşkusuz onların durumu da benden farklı değildir.

Bir insan üç ayrı yerde

Örnek mi istiyorsunuz; şu sorunun cevabını verin bakalım kolaysa: “Her hareketi darbe girişiminin başarısı veya başarısızlığı için olağanüstü önem taşıyan Milli İstihbarat Teşkilâtı’nın (MİT) müsteşarı, Hakan Fidan, en kritik saatlerde neredeydi?”

Ya da şu sorunun: “Devletin zirvesi Türk Silâhlı Kuvvetleri (TSK) içerisinde hareketlenme olduğunu, birilerinin darbe girişiminde bulunacağı haberini ilk kimden ve saat kaçta öğrendi?”

MİT’ten Genelkurmay’a “Hareketlenme var” notunun öğle saatlerinde geldiğini söyleyen de var, Genelkurmay’ın çok daha ileri saatlere kadar kendi günlük işleriyle meşgul olduğu ve habersizlik yüzünden Org. Hulusi Akar’ın apansız teslim alınabildiği bilgisini veren de…

Her iki bilginin kaynağı da ifadeleri medyaya yansıyan tanıklar…

Kimi “Hakan Fidan Genelkurmay’a geldi ve ileri saatlere kadar oradaydı” derken, MİT müsteşarının o akşam Diyanet İşleri Başkanı Prof. Mehmet Görmez ile yemekte olduğunu idda eden de çıktı, aynı saatlerde MİT bombalanırken Yenimahalle’deki müsteşarlık binasında direnirken kendisiyle telefonla görüştüğünü söyleyen de…

Üç ayrı yerde nasıl olabiliyor bir insan?

Marmaris’te Aksaz diye bir üs var

Başbakan Binali Yıldırım ise CNN-Türk’te Hande Fırat’a verdiği mülâkatta tamamen farklı bir kronoloji sıraladı.

Milliyet’te çıkan özetinden okuyalım: MİT’e ulaşan istihbarat 16.00 değil 15.00’te. MİT’in bana aktardığı şu: Önemli bilgi için Binbaşı, MİT’e gelmek istiyor, geliyor. Biraz bekliyor, 15.00’te kabul ediliyor. ‘İzindeyim, göreve çağırdılar, 19.00’da hazır ol helikopter ile gideceksin, Fidan’ı alıp geleceksin dediler’ diyor. Başkan yardımcısına söylüyor, o Genelkurmay’a gidiyor. Yeterli görmüyor Genelkurmay Başkanı; Fidan’ı da çağırıyor, 20.00’ye kadar beraber oluyorlar. Genelkurmay Başkanı talimatlar gönderiyor. Sonrası da malum.”

Yine aynı mülâkatta, Başbakan Yıldırım, MİT müsteşarını görevden neden almadıklarını açıklarken de kafaları karıştıracak şeyler söylüyor: MİT Müsteşarı’na bana neden haber vermediğini sordum. Başbakan’ın, Cumhurbaşkanı’nın haberi yok nasıl olur dedim. Genelkurmay Başkanı’na gidip söylemeniz doğal, ama Başbakan’a da söylemeniz gerekirdi dedim. Cevabını vermedi.”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tatilini geçirmek üzere yakınlarıyla birlikte Marmaris’te o sırada.

Daha önce hiç tatil geçirmediği bir yer Marmaris. Yakınında Aksaz Deniz Üssü var. Darbeciler devleti ‘fetret dönemi’ne götürecek bir gözü karalık planlıyor ve İzmir’den kaldırdıkları 3 helikopterle 40 bordo bereliyi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı öldürmek üzere Marmaris’e gönderiyorlar…

Plan böyle…

Allah korumuş…

Suikastçıların otele varışından sadece 20 dakika önce Cumhurbaşkanı oteli terk ediyor; tehlikeli bir yolculuk göze alınarak uçakla İstanbul’a doğru yola çıkılıyor…

Ne öldürülme girişiminde bulunacakların ne de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı otelden sağ-salim kurtarmaya çalışanların aklına Aksaz Deniz Üssü gelmiyor…

Darbenin lideri mi, mağduru mu?

Tabii bir de uzun bir süre ‘darbenin 1 numarası’ diye bilinen Org. Akın Öztürk’ün durumu var.

Her ayrıntı bu kanaati doğrular iken ve Genelkurmay da ilk açıklamasıyla –adı verilmese bile– kuşkuları desteklerken, aa o da ne, yine Genelkurmay, bu defa uzun uzadıya o geceyi anlattığı açıklamada, Hv.K.Komutanı Ankara’da AKINCI Üssü lojmanları bölgesinde bulunan Orgeneral Akın ÖZTÜRK’ü arayarak, kendisine, 4’üncü Ana Jet Üssü AKINCI’dan kalkan uçakların yasa dışı olduğunu, ivedilikle AKINCI’ya giderek oradaki kalkışmada bulunanları ikna etmesini istemiştir deyivermesin mi?

Dedi de ne oldu?

Hava Kuvvetleri Komutanı iken YAŞ üyesi yapılmış Akın Öztürk yine de tutuklu.

En önemli ayrıntı ise, kendisine “Darbe girişimini ilk kimden, ne zaman öğrendiniz?” sorusuna, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın verdiği, “Saat 20.00 gibi eniştem arayıp bildirdi” cevabı…

Enişte Bey, yoksa…

Cumhurbaşkanı darbe girişimini Enişte Bey’den öğreniyor…

[Sonradan “Enişte Bey ile kastedilen Devlet Bahçeli” diyen de çıktı, “İlk Ruslar haber verdi…” veya “Hayır, Suudlular uyardı” diyen de…]

Oysa bir Binbaşı “Darbe yapılacak, bana da helikopterimle gelip Hakan Fidan’ı buradan alıp götürme görevi verildi” ihbarını taa öğle saatlerinde MİT’e bizzat giderek yapmıştı… Önce MİT müsteşar yardımcısı, sonra bizzat müsteşar Genelkurmay Başkanlığı’na gidip “Ne oluyor?” sorusuna cevap aramışlardı…

Resmi anlatımlardan öyle biliyoruz…

[O binbaşı da tutuklandı. ‘FETÖ’ üyesi olduğu için…]

Sadece darbeyi değil, bunu devlet jargonuna bir süredir girmiş olan FETÖ (‘Fetullah Gülen Terör Örgütü’) mensubu subayların planladığını da tespit etmişler…

Soru çok, cevap yok…

İyi de, teslim alınan rütbelilerden bazıları, sorguları sırasında, ısrarla neden “Bizim FETÖ ile hiç ilgimiz yok” dediler?

“FETÖ’cüler kimliklerini gizlemek için her yola başvuruyorlar” dense de, pek çok başka subayın, sorgu sırasında, “Evet, daha ortaokul sıralarından itibaren onların himayesindeydim” itirafında bulunduğu da gazetelere yansıdı.

Görüyorsunuz, kafa karıştırıcı pek çok ayrıntı var, darbe girişiminin üzerinden tam bir ay geçtiği halde…

Ben girişime boşuna ‘uğursuz’ deyip durmuyorum.

İzmir’deki mahkemenin yayın yasağı tam zamanında yetişmişe benziyor.

ΩΩΩΩ

20 YORUMLAR

  1. 1960 ihtilali, 1971 muhtırası, 12 Eylül darbesi, 28 Şubat post modern darbesi ve nihayet 15 Temmuz darbesi… Aklıma hep şu geliyor bütün darbelerin sonunda hapse atılanlar ülkenin en iyi eğitim ve öğretim almış insanları. Bence bir toplumu en ileri seviyeye götürecek olan o toplumun içindeki eğitilmiş insanlarıdır. Yani bir toplumu kalkındıracak en iyi güç eğitimle donatılmış irfan ordusudur denilebilir. Emperyalistler şunun hesabını yapmış olamazlarmı. Bütün darbelerde en iyi eğitilmiş insanlarımız zarar gördüğüne göre burada amaç eğitilmiş insanların şu yada bu şekilde harcanması olamazmı. Ergenekon ve balyozda aynı , oradada en iyi eğitilmiş insanlar hedef alınmış. Bence darbeyi dünyanın en güçlü emperyalistleri yaptı onlarda bellidir. Ülkemizde emperyalistler her kesimi rahatlıkla kullandılar. 27 mayısta milliyetciler kullanıldı. 1971 muhtırasında solcular kullanıldı. 12 Eylülde hem solcular hem ülkücüler kullanıldı. 28 Şubatta alevi kesim kullanıldı. 15 Temmuzdada Cemmat yapılanması kullanıldı. Ülkemizde 7 milyon okuma yazma olmayan varmış AKP hükümeti açıklaması. Peki ya milyonlarca en iyi eğitim almış insanların harcanması hapse atılması emperyalistlerin oyunu olamazmı? Sorum çok uzun soluklu bir soru cevabıda uzun soluklu… Saygılar.

  2. Sayın Fehmi bey, yazılarınız için teşekkür ediyor,benim gibi eski(!) okurlarınıza sadece ve sadece DOGRULARI yazarak yol göstermenizi diliyorum…Son iki gündür yazılarınızı okuyorum ve 15 TEMMUZ ile ilgili yazılarınızı ve degerli yorum yapan arkadaşlarıda okuyorum(bazılarını iki üç defa okudum…)İnşallah bunların içerisinden degerli araştırmacı gazeteci ve yazar arkadaşlarında çıkacagına inanıyorum…

  3. En evvel darbe planlayicilarina ve 15 Temmuz olayina sebep olanlara lanet okuyup şehitlere rahmet ailelere sabır dilerim. Olayın akabinde Gülen hareketiyle irtibatlı oldukları iddia edilerek mağdur olan ailelere de sabır ve hayırlı bir çıkış yolu dilerim. Hala bir Gülen hareketi organizasyonu kaldıysa onların yöneticilerine de ne yapıyorlarsa hiç olmazsa kendi arkadaşlarına karşı yüzde yüz şeffafiyetle iş yapmalarını, olağanüstü durum ortadan kalkınca da halklara aynı şeffafiyetle kendilerini ifade edebilmelerini temenni ederim.
    Ancak aklımızı kullanıp değerlendirelim; ne oldu gerçekte bilelim.
    Önce şüphe götürmez gerçekler:
    1-) 15 Temmuz olayı başarısız olması hedeflenmiş ve garantiye alınmış darbe teşebbüsü görüntüsünde TC Devletinin temel kurumlarını zaafa uğratarak radikal dönüşümünü kolaylaştırmaya yarayan bir kumpas. Kumpasın Türk milletinin hangi kesimlerini sindirip yok etmek için, devletin hangi kurumlarının itibarını sıfırlayıp muhtemel radikal dönüşüme direncini kırmak için planlandığını anlamak 15 Temmuz hareketinin sonuçlarına bakarak anlaşılabilir.
    2-) Çelişkili ifadelerle ortaya çıkan çelişkili bilgiler ülkenin zirvesinden muhtemel bir darbeyi önlemek yahut gerçekleştirmek pozisyonundaki üst düzey bürokratlarına kadar bütün kilit isimlerin gerçeklerin ortaya çıkmasını istemediklerini gösteriyor. Çünkü işin aslı yarattıkları algıdan bambaşka birşey idi.
    3-) 15 Temmuz öncesine kadar devletin zirvesi tarafından son üç yıldır günah keçisi ilan edilip her cürmün doğal şüphelisi konumuna itilen Gülen hareketi, bu olayla tamamen şeytanlaştırılan bir nefret objesi, darbe girişimi diye tanımlanan olayın asıl planlayıcısı bir terör örgütü olarak kamuoyu peşinen yönlendirilmiştir. Asla bir darbenin ne gerçeğini ve ne de naylonunu gerçekleştirmeye teşebbüs dahi edebilecek bir iktidarı ve kabiliyeti olmayan bir harekettir Gülen hareketi. Orduda birbirini bilmediği iddia edilen gizli bir yapılanma gizli kalarak hiçbir kalkışmaya girişemez ve beceremez. Ancak ordunun hiyerarşik bir darbe teşebbüsünü bir Gülen taraftarı veya sempatizanı veya herhangi bir ordu mensubu muvazzaf komutan genelkurmayın ve dolayısıyla devletin faaliyeti olarak görüp darbe olduğunu bilmeden planın bir parçası olmuş olabilir. Gülen hareketi gerçek bir FETÖ olsaydı ve haklarındaki oluşturulan algı gerçek olsaydı bir darbe yapmanın pek kolay onlarca yolundan birini gerçekleştirerek işe başlardı. (‘Yaveri FETÖ’cü olan cumhurbaşkanı darbenin ilk yoketmek istediği hedef olacaksa o cumhurbaşkanını yok etmek için özel tim göndermeye ne gerek var?’ diye düşünür en gerizekalı terör örgütü bile). İyi ki algı operasyonlarıyla pompalanan bir FETÖ gerçekte yok ve ülkemizde bir iç savaş başlamadı ve seçilmiş cumhurbaşkanımız hayatta!
    Cevap bekleyen onlarca soruya ilave akla gelen bazı sorular:
    1-) İstihbarat zaafiyeti diye izah edilmeye çalışılan husus aslında malumun ilan edilmesini zahid görerek, yani zat-ı alilerinin zaten bildikleri bir hususu tekrar hatırlatarak saygısızlık yapmama yahut meşgul etmeme özeni olabilir mi? Değilse neden hala işinin başındadır istihbaratın başı? Gerçek bir darbe istihbaratını haber vermemek ancak darbeciler tarafında olmak ihtimaliyle açıklanabilir.
    2-) Neden bir meclis soruşturmasına iktidar partisi karşı çıkar? Tüm haber kanalları kontrolleri altındayken dahi neyin ortaya çıkması onları endişelendiriyor olabilir?

  4. yukarıdaki yorumlarda fetö yapılanmasını destekler yazılar çok fazla,yazık çok yazık, neden o yapı içindekiler kendinden çok emin bir şekilde yakında göreceksiniz deyip meydan okuyorlardı? (osman özsoyu dinleyin) adil öksüzün ana jet üstünde ne işi vardı? sen ben gidelim bakalım nizamiyeden girebilirmiyiz? bu yapı neden gizli saklı köstebek gibi takma isimler kullandı hep? amerika ve israili neden hiç eleştiremiyorlarda tc cumhurbaşkanımıza her alanda saygısızlık ve kin kusuyorlar? herhalde fehmi koru yada taha kıvançın cevabı vardır!!!

  5. f.koru pekcok muhim olan teferruata isaret etmis.bu darbe kimin eseri.darbeye tesebbus mu yoksa hala devam eden basarili bir darbe mi.bu darbenin arkasinda abd. israil ingiltere vs. aramak beyhude.hedef turkiye nin yeniden yapilandirilmasi.ortak bir hedef-dusman lazimdi.oda cemaat.ama bu isten bb.da cb.da haberi yok eminim.sadece onlara istedikleri hediye edildi.darbenin muellifi tamamen yerli.emin olun.

  6. He he senin, Türklerden başka herkesi seven, tertemiz cemaatin hiç bir günahı yok. Zaten darbeci generaller de Ak Partili. Kendi kendilerine darbe yaptılar. Yoksa neden ABD, AB, ingiltere ve israil, Ak Parti li darbeci generalleri savunsun.

  7. Daha önce Suruç Cizre olaylarındada yazmıştım, birileri Türkiye’yi içerdeki sorunlarıyla oyalayarak, Suriye’de bir Kürt devleti kurmanın Temel’lerini atıyor.

  8. Her sey once darbeyi, darbecileri ve kotu niyetli herkesi kiniyorum ve lanetliyorum. Ben burdan baktigimda oyun icin oyun goruyorum! Oyun 1- Amerikanin oyununa gelen fetocular ve darbe ortaklari yani koalisyon ahmakca ve serefsizce yaptiklari ihanetin karsiligini! Amerika tarafindan ihnaete ugradilar. Oyun -2 Dunyanin her yerinde yapilan darbelerde Siyasiler, brokratlar zarar gorurken malesef Turkiyede halk zarar gordu. Oyun -3 Turkiyede butun hirsizlar, butun hortumcular, butun hainler, butun memleket dusmanlari! Fetucular sayesinde aklanip kahraman kesilcek basimiza… Oyun -4 bundan sonra devletin hic bir kurumu modern dunya ya ayak uyduramiycak. Soyleki Adelet bundan sonra ne kadar adelet dagitacak? Muhalefet bundan sonra ne kadar muhalefet ede bilcek? Ordu ne Zaman ve ne sekilde caydirici konumuna gele bilcek? Medya bundan sonra ne kadar ozgur ola bilcek? Halk bundan sonra neyi ne kadar sorgulaya bilcek? Insanlar bundan sonra bir birine ne kadar guvene bilcek? Sayin Cumhurbaskani bundan sonra kime ne kadar guvene bilcek? Benim hic umudum kalmadi… ALLAh sonumuzu hayir etsin..

  9. Sayın Fehmi Bey, cumhurnaskanımız daha sonra eniştesinin aradığı saatin yirmi değil yirmi bir olduğunu söyledi. A haber yayınında olayı anlatırken sehven yirmi dediğini fakat eniştesinin yirmibir sularında aradığını söyledi

  10. Darbenin üzerinden 1 ay geçti ama şu üç kritik soruya hâlen cevap bulabilmiş değiliz.
    1. Darbenin arkasında ki akıl kim?
    Abd bu olayın arkasında ama bence asıl akıl ingiltere Abd’yi sopa olarak düşünürsek o sopayı kullananın da ingiltere olması gerekir diye düşünüyorum.
    2. Darbenin arkasında ki finansörler, sermaye kim?
    3. Darbenin siyasal ayağında kim var ?
    1. soruya kendi bilgimce bir şeyler yazdım ama 2 ve 3. Sorular hakkında kesin bir bilgim yok.
    İşte ne zaman bu 3 soruyu da tam anlamıyla tatmin edici bir şekilde cevaplar isek o zaman darbe girişiminin tam olarak aydınlatılacağına inanıyorum.

  11. Fehmi Bey Harika yazmışsın;
    bence şu sorularda sorulabilir
    1-) Akın Öztürk YAŞ üyesi; TSK emir komuta zinciri içerisinde çalışan bir kurum;Hava kuvvetleri Komutanlığı ;müteselsil olarak;Genelkurmay Bşk,Başbakanlık,Cumhurbaşkanlığına bağlı bir kurum.YAŞ hava Kuvvetlerinin Amirlerinden birisi değil.Peki ;Akın Öztürk nasıl olurda ;Müdahale ve emir verme yetkisinin bulunmadığı bir komutanlığın uçaklarının uçuçuşunu durdurabilir.Kendisinin böyle bir yetkisi yok.Bu işin muhatabı Hava Kuvvetleri K. ı Abidin Ünal (Tabiiki A.Ünal Düğünde) değil mi. Abidin Ünal görevinin başında değilse;yardımcısı, 2 numaralı komutan nerede;niçin ona emir verilmiyor da;emir komuta zincirinin dışında birisine iş havale ediliyor.
    2-) MİT e darbeyi haber veren Kur. Binbaşı FETÖ cü olsa idi;kendisinin içerisinde bulunduğu bir darbeyi ihbar eder mi idi? İhbar eder ise; bunun dünya tarihinde bir örneği daha var mı? Ki bu adam Kur.Binbaşı.Sıradan bir insan değil.Bu Binbaşıyı Darbeciler kendilerinde zannederek;listeleri içerisine yazmış olamazlar mı? Veya Darbeciler; ihbarcının kimliğini öğrendiklerinde; Darbenin başarısız olması ile birlikte;Darbeciler bilinçli olarak bu Binbaşının ismini kendi adamlarının listesine eklemiş olamazlar mı?
    3-) Cumhur Başkanı Erdoğan saat 20 de eniştesinden Darbeyi öğrendiğini ifade ediyor.Biz biliyoruzki;Darbenin ihbarı ile;Gece 03 de yapılacak darbe erkene alınarak; 15 Temmuz saat 21 de başlatılıyor.Sayın Erdoğan ın Eniştesi Saat 20 de darbe olduğunu (Darbe henüz başlamadı) nereden öğrenmiş;Veya ona kim haber vermiş?
    4-) MİT müsteşarının 1. Derecede sicil amiri kimdir.Dolayısı ile;. Derecedeki Sicil amirine karşı sorumlu değil mi? Niçin darbe ihbarını 1. derecede Sicil amirine yapmıyor da;hiç sicil amiri olmayan bir kurumun başındaki bir yöneticiye İHBAR da bulunuyor.?
    5-) Şayet Gen.Kur.Başkanlığı bu darbenin içerisinde olsa idi;MİT in İHBARI; Ey darbeciler bakın siviller Darbeden haberdar oldular; tedbirinizi alın anlamına gelmez mi?
    6-) Kuvvet Komutanları ve Gen.Kurmay Darbe Püskürtülen e kadar,niçin pasif ve etkisiz elaman konumunda idi;Darbenin seyrine göre mi Gardlarını aldılar?
    7-) Darbeciler in Hulisi Akar a darbeye katılma teklifinde bulunmuşlar.Şayet; sayın Akar darbeye katılsa idi;Darbeden sonra Gen.Kurmay Başk. olacaktı. (Zaten Gen.Kurmay Bşk. idi ).Bu Darbeciler; o kadar ön görüsüzmü ki,Bir ömür birlikte çalıştıkları silah arkadaşlarından;kimlerle birlikte hareket edip,etmiyeceklerini bilmiyorlar mı?Sanki halı saha maçı yapıyorlar da; ”bize katılır mısın, katılmaz mısın” sorusunu soruyorlar. Böyle absürd soru olabilir mi?
    8-Medya ya getirilen yayın yasağı;Darbeci güçlerin Karartılmasına mı, yoksa aydılatılabilmesinemi hizmet edecektir. Şeffafklıktan ve Konuşan Türkiye den her zaman Darbeciler ve Askeri yönetimler rahatsız olmadı mı? İşte size örnekler; 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1970,2 Eylül 980,28 Şubat 1997

  12. Ahmet Şık’ın twitter üzerinden yazdığı ilginçlikler. Lütfen okuyun Fehmi Bey:

    Başyaver Yazıcı’nın verdiği öne sürülen bilgilerle Erdoğan’ın Marmaris’te olduğu belirleniyor!

    Ancak Sözcü gazetesi zaten Erdoğan’ın yerini 15 Temmuz tarihli haberinde söylemişti. 15 Temmuz 16.25’te Sözcü web sitesinden yayınlanan haberde Erdoğan’ın nerede kaldığına kadar anlatılmıştı.

    Suikast timinin, Sözcü kadar bilgisi yok ve Erdoğan’ın yeri konusunda kesin nokta bilinmiyor. Darbeciler, bu eksiği kapatmak için de Google üzerinden edindikleri hava haritası üzerinde çalışma yapıyorlar.

    Bu arada SAT’çı Yüzbaşı Haldun Gülmez operasyon yerinin sürekli değiştiğini anlatıyor. Suikast timi, helikopterle geldikleri Çiğli’de uzun süre de talimat bekledikleri için vakit ve yakıt kaybediyorlar. Bu arada darbe girişimi 22.00’dan sonra herkes tarafından duyuluyor.

    Erdoğan da 00.26’da CNN Türk’e bağlanıyor. Marmaris’ten gerçekleşen bu yayın sırasında Erdoğan halkı sokağa davet edip İstanbul/Ankara’ya gideceğini söylüyor. Bu arada suikast timine operasyon saatinin 01.00-01.30 civarında olduğu bilgisi veriliyor. Ve hala yer net değil.

    Yani Erdoğan’ın Marmaris’ten ayrılacağını açıklamasından en az 35 dakika sonra operasyon başlayacak deniyor. Suikast timi ancak 02.30 civarında yola çıkıyor.1 veya 1 saat 15 dakika uçuyorlar.

    Devlet başkanını öldürmeye/teslim almaya giden tim, otelin adresini de vatandaşa soruyor. Suikast timi Marmaris’e varıp otelin olduğu yere geldiğinde ise saatler 03.30-03.45 civarı oluyor. Bu arada Erdoğan 03.20’de İstanbul Havalimanı’nda basın toplantısında ve Marmaris’te de saldırı olduğunu söylüyor.

    Darbenin en önemli görevini üstlenen suikast timi Erdoğan’ın yerini bilmiyor. Ama gazeteciler biliyor. Darbe kalkışması saat 22.00’de başlamasına rağmen suikast timi, nedendir bilinmez saat 02.30’a kadar Marmaris’e gitmiyor. Marmaris’e vardıklarında ise Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul’a gitmiş oluyor. Ama yine de çatışmaya giriyorlar. Otele baskını yöneten Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş, ifadesinde üst iradeye işaret edip kuşkusunu dile getiriyor. Suikast timindekilerin ifadelerine göreyse darbe emir komuta zinciri içinde olmuş. Bugüne kadar ortaya çıkan ifadelerden anlaşılan tek doğru kimsenin doğru söylemediği olabilir mi?

    http://www.abcgazetesi.com/ahmet-sik-marmaris-baskinina-yonelik-supheleri-siraladi-23492h.htm

  13. … birileri birseyler karistiriyor birseyleri gizliyor ama ne?

    Öyle tahmin ediyorumki bu darbe girisiminde cemaat istemedigi halde, cemaat de var, amerikasida var, almanyasida var, ingilizide var… Ama iste tüm bu ülker haber kanallarinda vurgulanmazken, varsa yoksa “fetö”… ve malesef cemaat de bu isi kabullenmis durumda. Avazlari ciktigi kadar, biz bu iste yokuz diyemiyorlar, demiyorlar.

    Allah c.c. düsmanlarimiza (hem ic, hem dis) firsat vermesin. Koskocaman memlekete yazik oluyor.

    objektif kalemenizine saglik Fehmi bey.

    Almanyadan selamlar

  14. Agatha Christie’nin cinayet romanlarını okuyanlar iyi bilir. Katilin kim olduğunu anladığını sanırsınız fakat birkaç sayfa sonra fikir değiştirir ve yok o değil bu demeye başlarsınız. Daha sonra yine fikir değiştirirsiniz ve bu romanın sonuna kadar devam eder. Romanın sonunda gerçek katilin kim olduğunu görünce hayretlere düşersiniz. Bu Agatha Christie’nin tüm romanlarında böyledir, örneğin Şark Ekspresinde Cinayet gibi. Agatha Christie’nin bazı romanları sinema ve tiyatroya da uyarlanmıştır.

    Bir düşünürümüz, Türkler neden iyi cinayet romanı yazamıyor diye sormuş ve cevaplamış. Türkler ince planlar yapıp cinayet işlemez, kafası çok kızdığında hemen öldürür. Bu nedenle Türkler’in işledikleri cinayetler hakkında roman yazılamaz… Ancak bu durum değişiyor galiba, son darbe girişimi ve sonrasında yaşananlar Türklerin de ince hesaplar yapabileceğini göstermiş olamaz mı ? Ya da kötümser bir tahminle, romanı başkaları yazdı da biz sadece oyunda rol alan oyuncular mıyız ?

  15. Cok karanlik odada iki kapi var
    biri ab abd pyd pkk hdp sol chp ataturk ingiliz kuklalarinin meteryalist kapisi
    ikincisi islam Tayyib cemaat ve milli gorus ihvan ve hamas kapisi bu darbe sence kime yaradi hangi kapi kazancli, muminler toplaniyor islam aleminde muthis bir temizlenme var
    aklinizi demokratiklesme almis bu istilahi kavram pratikte dogrumu ,
    fguleni neden cikmaza soktular
    medyacilari onu bitirdiler
    o kadar CIA cemiaya yerlesmiski kim temizliyecek ti
    Tayyib basarir mi
    sol Cia si buna musade edermi
    bati ortadoguda neyin pesinde

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here