‘Aşk asla özür dilememektir” diye bellemişiz. Filmi de var. İstanbul için “Bizim aşk hikayemiz” sloganı uygun kaçmadı

43

AK Parti’nin katıldığı bütün seçimlerde izlediği kampanyalarda en başından itibaren ağırlığını koymuş olan Erol Olçok‘un yokluğu bu yerel seçim öncesinde kendisini fena halde hissettiriyor.

Erol Olçok 15 Temmuz hain darbe girişimi gecesi genç oğluyla birlikte şehit edilmişti.

Onun planladığı ve uygulanmasına da nezaret ettiği seçim kampanyalarının AK Parti’nin sandık başarılarında önemli bir rolü olduğunu 31 Mart öncesinde daha iyi anlayabiliyoruz.

Ülkemizin en büyük kenti İstanbul’da başarıyı “İstanbul bizim için bir aşk hikayesi” sloganı eşliğinde yürütülen kampanyayla aramaya herhalde karşı çıkardı usta reklamcı-siyaset danışmanı.

Sloganın zihinlere derhal üşüştürdüğü unsurlar AK Parti ve adayları için fazla olumlu değil çünkü.

‘Aşk hikayesi’ olduğu iddiasıyla sakinlerinden oy beklenen kent 25 yıldır hep aynı çizgideki belediye başkanları tarafından yönetiliyor. Hayli gergin bir ‘aşk’ bu. 25 yılın performansı, bizzat Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın ağzından çıkan “Biz bu kente ihanet ettik, hala da ediyoruz” cümlesiyle özetlenebilir.

Özür dilemenin bir başka biçimi o cümle…

Aşk ve özür aynı cümlede olmaz

Bizler gibi yaşı müsait olanlara, bir döneme damga vurmuş filmlerden ‘Aşk Hikayesi’ (Love Story) adını taşıyanını hatırlatması da slogan tercihi açısından sorunlu.

Gençlerin filmin adını işittiğinden kuşkuluyum; ancak, 1970 yılında gösterime girmiş film, hem üretildiği ülke ABD’de, hem de gösterildiği bütün ülkelerde hayli mendil eskitmişti.

Zaten o döneme kadar bolca benzeri bizde de çevrilen ‘zengin oğlan -fakir kız’ eksenli bir hikayeye dayandığı için özellikle bizim ülkemizde.

Sokaklarda dolaşır veya gazetelere göz gezdirirken zihnime çakılan “İstanbul bizim için bir aşk hikayesi” sloganı eşliğindeki reklamlar, bende derhal o filmi çağrıştırıyor.

Hikayesi şu o filmin: Oliver çok zengin bir ailenin çocuğu, Jenny ise fakir bir babanın kızıdır. İkili Boston’da ülkenin en iyi iki üniversitesinde (Oliver Harvard’ta, Jenny Radcliffe’te) okumaktadır. Tesadüfen karşılaşır ve birbirlerine aşık olurlar. Oliver‘in babası oğlunun kendi çevreleri dışından biriyle evlenmesine karşı çıkar ve ısrarcı olunca küslük yaşanır. Oliver‘e ailesinden para desteği kesilir.

İki aşık zor hayat şartlarında birbirlerine daha da bağlanır. Jenny çalışır, Oliver hukuk fakültesini bitirir, avukat olur. Çocuk sahibi olma yolunda ilerlerken Oliver eşinin ölümcül bir hastalığa duçar olduğunu öğrenir ve bu bilgiyi ondan saklar. Eşinin eski rüyası olan bir Paris seyahati ayarlamak ister; doktoruna baskı yaparak hastalığını öğrenmiş olan Jenny ise buna karşı çıkar.

Jenny‘nin kanser tedavisi için bütçesi yetmeyen Oliver küs olduğu babasına başvurmak zorunda kalır. Adam, oğlunun evlilik dışı bir ilişki yüzünden paraya ihtiyacı olduğunu düşünerek talebi yerine getirir.

Filmin son sahnelerinde oğlunun büyük aşk yaşadığı eşinin henüz 25 yaşındayken ölmek üzere olduğunu öğrenen babanın nedamet gözyaşlarına tanık oluruz. Hastane kapısına koşan baba oğluna “Özür dilerim” der.

Oliver‘in babasına verdiği cevap o gün bugündür tebrik kartlarıyla yaygınlaşmış bir duvar yazısıdır: “Aşk asla özür dilememektir…”

Aşk ile ‘özür’ sözcükleri aynı cümle içerisinde geçmez, geçemez…

Filmin fragmanı

İlk izlediğimde, filmin sonlarına doğru, sinemadakilerin yarısından fazlasının önceden uyarıldıkları için yanlarında götürdükleri mendilleri sırılsıklam edecek bir ağlama furyasına girdikleri çok belirgindi.

Tüm zamanların en fazla izlenmiş ve çağının ‘aşka dair’ düşüncelerini en fazla etkilemiş filmlerinden biridir Eric Segal‘in çok satmış romanından Arthur Hiller‘in beyaz perdeye yansıttığı, gencecik Ryan O’Neal ile yine gencecik Ali MacGraw‘ın başrolünü paylaştığı film…

Ve tabii Francis Lai‘nin müziği…

İstanbul bir ‘aşk hikayesi’ ise…

İstanbul bir ‘aşk hikayesi’ ise onu yönetenlerin de ‘özür dileme’ noktasına gelmemesi beklenir.

Hiç değilse o filmi izlemiş ve mesajından etkilenmiş nesiller açısından bu böyle.

Bence İstanbul seçim kampanyasını üzerine oturtmak açısından yanlış bir tercih “İstanbul bizim için bir aşk hikayesi’ sloganı. Filmi izlemiş nesiller kadar filmden sonra yaygınlaşmış ve tebrik kartlarıyla çoğaltılarak bugünlere kadar ulaşmış “Aşk asla özür dilememektir” deyişi yüzünden…

“Günümüzdeki aşklar bizim televizyon kanallarındaki dizi aşkları gibi” mi dediniz?

Siz de haklısınız.

ΩΩΩΩ

43 YORUMLAR

  1. Türk usulü aşk:
    adam sevgilisini vurup öldürür. evet… özer dilemez, onu çok seviyordum der…
    (ilginç yönlerimizden biri, seviyorsan niye öldürüyorsun.)

  2. Herkes malını sever.
    Mal kendinin olması şartıyla.
    BİRİ BEN ŞUNU ÇOK SEVİYORUM DİYORSA YA ONUN SAHİBİDİR YADA ONA SAHİP OLMAK İSTİYORDUR.

  3. İş yerinde yemeğe gittiğimiz bir gün bir Çinli ve İngiliz birlikteyiz. Konuşurken konu döndü dolaştı İstanbul’a değindi. İkisi de burayı merak ettiklerini ve ilk fırsatta ziyaret etmek istediklerini belirttiler. Sorular sordular. Bir soru mimarisi hakkındaydı. İlk soran Çinliydi. Çinde bunlar kendilerini belli bir mimari stille tanımlıyorlar ya, bizde de böyle bir şey var mı falan diye kurcaladı. İngiliz de Avrupada bir çok ülkede eski Roma medeniyetinden kalma stillerin yaygınlığından bahsetti. Bu sorular karşısında ben zorlandım, ne diyeceğimi şaşırdım. Eski Istanbul evleri mimarisinden korunanlar olduğunu, Roma döneminin etkilerinin görüldüğü yerler olduğunu, ancak son zamanlarda modern dikeyleme şehir yapısının hızla gelişmekte olduğunu söylemekle durumu geçiştirmeğe çalıştım. Konuyu dağıtmak için ben de onlara sorular sormayı tercih ettim…

    İstanbul hakkında içimden geçenler farklıydı tabii: Özetle, tam bir “çorba”, tam bir “aşure” diyemedim. Bir taraftan gecekondular, yağmur suyunda glu-glu yaparak sırıtan alt yapı sorunları, diğer taraftan mantar gibi fışkıran gökdelen yavruları. Gökdelen marka bu yapıların oraya buraya saçılmış bir dağınıklıkla şehrin kendine has siluetine tecavüz edercesine saldırdığını; Mafyanın bu işlerden kendine vazife çıkardığını; gecekondu bölgeleri dahil bir çok inşaat bölgelerinde ayrı bir sektör oluşturduğunu; Belediyenin yolsuzluk-rüşvet işlerine karıştığını; Partizanların şehrin belli gelişim bölgelerinin yağmalanması işlerinde en önde sırada olduğunu. Hızlı gelişme modunda koşar adım yapılan yapıların çok ciddi deprem riski olan bir bölgede teknik yeterlilik sınavına yeterince tutulmadığını, bu yönden büyük endişelerin olduğunu; Bazı iyileştirmelere rağmen, trafik sorununun devam ettiğini; Atatürk Havalimanına ne güzel metroyla gidebiliyorken bu imkanın yeni havaalanıyla yok olduğunu. Ulaşımın oldukça uzunlaştığını-zorlaştığını, yeni Havalimanının bir mega proje olarak “ben-yaptım-oldu” modunda aceleye getirildiğini. Hali hazırda iki tane varken bir üçüncüsünün önceliksiz olduğunu; sanayi bölgesinde üretim teknolojisi ve genel üretim konularına yatırımın herzaman öncelikli bir konu olarak görülmediğini. Yapılan köprülerlerin devlete-millete ağır maliyetli bindirmelerle yapıldığını söylemeye dilim varmadı.

  4. “Günümüzdeki aşklar bizim televizyon kanallarındaki dizi aşkları gibi” mi dediniz?”

    Fehmi bey! BINALI YILDIRIMIN ISTANBULA OLAN AŞKI GIBI bir aşk (gerçek) hikayeside benden olsun.
    Bir hafta önce bana süpriz yapan bir yillik evli bir çiftin aşki ile birebir örtüşüyor.
    Kadin benin Kanadadan arkadaşimin yeğeni kendisi ABD vatandaşi 41 yasinda 5 yil once 2 yıl evli kaldiği kocasi bundan boşandi.
    Kadini hem işi iyi hemde varlikli. Zannedersem kendiside rahat 150 kilo var.
    Eşi 25 veya en fazla 30 yşlarinda Cezayirli Arap.
    Evladim olsu bayağide yakişikli….
    Kilosuda en fazla 65 veya yetmiş kilo civarinda.
    Amerkaya bir türlu gelmiş ve bir yıldir göçmen bakanliği bunlari bayağı uğraştiriyormuş.
    Kadin bu durumdan Trumpi sorumlu tutuyor.
    Halbuki Hakimler evlilik konusunda Inandiriciliğina ve kanunlara bakrlar, Trumpin emrine değil.
    Cocuk onula hayat geçirmek için değil menfaat icin evlendiğini 3 yasindaki çocuğa sorsan bilir.

    Binali Yıldirimin Istanbul AŞKI DA AYENEN! Örnek verdiğim çiftten bir yil önce okulu bitirip mimar olmuş o erkeğin nerde ise anasi yaşindaki kadinin elle tutulur parasi ve ABD vatandaşliği dışinda hiç bir özelligi olmayan kadina olan aşki gibi bir aşk.
    Istanbullu AKP seçmenleride O kadinin oğlu yaşindaki kocasina olan guveni veya aşki gibi birşey.
    İşi bitinceye kadar kullanmak icin olan bir AŞK..

    • anlamadım ki bir siyasi yorum yapabilmek için neden böylesine insani ve belki de başka birçok yönü olan durumu ‘pasaport evliliği’ şeklinde kötüleyerek yorum yapıyorsunuz. durum sanki çok daha derin.
      ha parti işleri m?i bence oy verme işi ayrı ama slogan BİZ BU İŞİ BİLİRİZ mesajı. Sloganın etkisi ne olduğu değil ne etki yaptığı değil midir? Bence sevgi ve aşk üzerinden her söz itiraz edilse bile her zaman çalışıyor. It works…

  5. ülkeyi yiyip batırmaları sevdalarından olamaz mı? adamlar ülkeyi çok seviyorlardır, bu nedenle, başkasına yar olmasın diye, talan edip batırmak istemişlerdir. biz sevdiğimizi başkasına yar etmeyiz biliyorsunuz. troller de bu ruh halini en iyi bilenler oldukları için, onların talanlarının savunuculuğunu yapan, halden anlar tipler olarak nitelenebilir.

  6. İstanbul

    Menderes asılmadan önce Beyazıt Meydanı’nda onu yargılayan hakime “Ben başbakan olduğumda İstanbul bir milyon nüfusa sahipti. Şimdi iki milyon. On senede bir İstanbul daha doğdu.” demiş.  On senede bir, bir İstanbul daha. Şimdi nüfusu 20 milyon. Menderes’in yolunu izleyenler İstanbul’u 20 defa büyüttüler.

    1 yaşındaki bir çocuğa dikilen elbise yirmi yaşındaki çocuğa giydiriliyor. Düzende değişiklik yasak. Demokrat Parti nasıl iktidara geldi ise Erdoğan da şimdi öyle iktidarda. Şemsettin Günaltay’ın dayatarak  çıkardığı seçim kanunu sayesinde seçim % 90 hilesiz yapılabiliyor. Başka da demokrasiden bir eser yok. Uygarlaşmayı Türkiye duymak istemiyor. Oysa Adil Düzen dünyayı değiştirdi.

    Türkiye; ortaklık düzenini, İslam (barış) düzenini, Kur’an düzenini, Adil Düzen’i bekliyor. Akevler’de bedava veriliyor.

    Yakınlarım “Hep aynı şeyleri yazıyorsun.” diyorlar. Bir fıkra ile yazımı bitireyim.

    Bir ağa hizmetindekilerden şikayet ediyormuş. “Her gün benden para istiyorlar.” diyormuş. Dinleyenler ayıplayıp  “Her gün para istenir mi?” diyorlarmış. Ağa da “Ben de onun için hiç vermiyorum ki.” diyormuş. Her gün yazdığım için hiç okumuyorlar herhalde. Yine de yazmamdan rahatsız oluyorlar. Okunmayan şeyleri yazsam ne zarar verir ki, neden rahatsız oluyorlar?

  7. İstanbullu seçmen kardeşlerimiz uyanık olsunlar. . . Ben Binali Bey’in “İstanbul çeşmelerinden su ve internet akıtacağım” vaadinden işkillendim biraz. Yapar mı yapar, ona sözüm yok. Amma ve lakin, bu akıtma işlerini yaptıktan sonra, evlerimizin kapı altlarından “Çeşmeden akıltılan internet ve su parası” tadında faturalar içeriye doğru ittirilir mi, onu bilmem. Hiç, “Yaparsa umurumda değil, ben zaten kullanmam ki!” demeyin. Geçmediğiniz köprünün parasını, yatmadığınız hastahane yatağının ücretini bağırttıra bağırttıra alanlarda alışkanlık oldu böyle şeyler.

  8. Madem konumuz İstanbul: Binali Bey, İstanbul’daki bütün tarihi çeşmelerinden su ve internet akıtacağını söylemiş. Tuttum ben bu vaadi. İstanbullular da tutmuş ve heyecanla karşılamıştır herhalde. İmamoğlu Ekrem Bey, kentin bütün çeşmelerinden petrol akıtıp evde yeşil Amerikan dolarlarıyla banyo yapma vaadinde bulunmazsa Pazar seçimlerinde nal toplar gali.

  9. Pek soylu bir bakanımız, “Şanlıurfa ve Adıyaman bugüne kadar PKK’nın sızmadığı yerlerdir. Şimdi orada Saadet Partisi’yle PKK ittifak etmektedir.” buyurmuş. Apo’nun yeğeni kapı kapı Saadet Partisi’nin kazanması için çalışmaktaymış”.

    Yahu bu ülkenin devletin bir sahibi, ne bileyim, bir içişleri bakanı falan yokmudur? CHP’nin 356 tane PKK militanını belediye meclislerine sokmasına ramak kalmış; afedersiniz pornocu birisinin başkentimiz Ankara’ya belediye başkanı seçilmesine şunun şurasında 7 gün kalmış, istedikleri her şeyi, “Lafı mı olur birader, al buyur!” diyerek kendilerine verip FETÖ’yü başımıza bela eden T. Karamollaoğlu okey masasında PKK ile kaş göz işaretleri yapıp Urfa ve Adıyaman’da resmen okeye dönüyor! Ne günlere kaldık Yarabbim!

  10. İşinize gelmedimi millete uyuşturulmuş beyinler deyin, işinize gelmedimi biz diktatörlükle yönetiliyoruz deyin, işinize gelmedimi adalet,hukuk,gukuk yok deyin, işinize gelmedimi millet aç aç deyin( siz aç olsanız gider rızkınızla uğraşırsınız,buralarda vakit kaybetmezdiniz, rızkı verenden rızık isteyin), işinize gelmedimi demokrasi yok deyin( milletin oylarıyla seçilene hazımsızlık gösterin)., hep bize hakaret ve iftara atıyorlar deyip en kralını siz yapın…. ama söz verin bari Muharrem ince gibi adam yine kazandı demeyi de unutmayın ha….şurda bir hafta kaldı milletin anketine…ben şimdiden milletin seçtiğine rıza gösteriyorum hdp hariç…

  11. Sayın Fehmi Koru Bey;

    25 yıldır aynı çizgi diyorsunuz ama 1994 Refah, 99 Fazilet partisi idi. Aynı yerden besleniyorlar dersiniz mutlaka.

    Bu eleştirilerin hepsi doğru ama yiğidi öldürüp hakkını yememek gerekli. Fakat Taksim meydanı dahi bir beton yığını oldu. Bunu da mimar bir başkan yaptı.

    Sular akmayan, çöpler toplanmayan hatta patlayan, maaşlar ödenmeyen, hava kirliliği, doğalgaz yaygınlaşmayan, metrosu olmayan, yeşil kuşağı olmayan, sosyal tesislere girilemeyen bir İstanbul ne hale getirildi hem de merkezi idarenin bırakın desteğini kösteğine rağmen. Bunu itiraf edelim ki bu 300 küsur belediye ile birlikte milli görüşün başarısıdır. Fakat hey hat gel gör ki şimdiki bu yönetimin her işi rant olmuş, yolsuzluk olmuş.

    Binali Bey İstanbul u raylı sistemlerle donatacağım diyor. En uzun süre ulaştırma bakanlığı yaptı bu ülkede elini tutan mı oldu? Hatta tâm tersi Reis her kanunu çıkardı. Yeni açılan Gebze halkalı hattı 7 yıl gecikti. Sözde başarı. Vagonlar seneler evvel alındı parası ödendi ve yattı. Peki bu işleri kim yapıp devam ettirecek?

    AK parti kaç km metro yaptı yıllık ortalamaya elindeki tüm imkanlar ve çoğunluğa rağmen?

    İmamoğlu mu? Hadi oradan. Saadet yapar ama oda kazanamaz. Demek ki gene ak partiye çıkacak yollar ve böylece kibir aymazlık tavan yapacak. Yani iki ucu b…. değnek hikayesi. Saygılarımla.

  12. AŞK:DAVA:İMAN:MÜSLÜMAN:İSLAM=ÖLÜM:AHİRET:CENNET:HAK.İSTANBULDA GEÇİM DERDİNDE OLMAYAN BİRAZ PARASI FAZLA OLAN HERKES İSTANBULA aşıktır sever.Sevdiği için hala belirli yaşa gelse de BU ÇİLE dolu şehrin kahrını hala çeker.Ama herkes bilir ki İstanbul eski haliyle güzeldi!bakın 25-30-35 sene önceki haline birde bakın şimdi ki haline.Sadece tek konudan gideceğim;bu güzel şehrimizdeki yıllara göre binaların ne şekil de yapıldığına ve ne hale geldiğine bakın.saphire,polat tower,sümer plaza,tekfen plaza,koza plaza,sun plaza vs.yapımı devam edenler de var…peki bu ilimize bunların yapımına hangi belediye izin verdi kimler yanlış yaptıda İstanbulun yeditepenin güzellikleri kayboldu görünmez oldu.Sultanahmet,Ayasofya ve daha yüzlerce eser bu binaların arasında kaldı.birkaç ay önce sayın c.başkanı kartaldan geçerken ‘Nasılda yukarı doğru büyümüş binalar biz yatay binalar yapmalıyız dikey binalar değil’diyordu.Bir AŞIK sevdiğine zarar verir mi?sevdiğinin güzelliği yok eder mi?sevdiğinin kalbini karartır mı?sevdiğini parasız pulsuz bırakır mı?muhanete muhtaç eder mi?ETMEZ.BİZ AŞKLARI SORGULAMALIYIZ.KİM KİME NEYE AŞIK BUNU SAMİMİYETLE ORTAYA ÇIKARMALIYIZ.C.BAŞKANININ YANINDAKİLER ONA NİYE AŞIK BUNU İYİ İRDELEMİLİYİZ TABİİ ÖNCE SAYIN C.BAŞKANINIMIZ.YAZIYA BAŞLARKEN Kİ AŞK DAVA İNSAN MÜSLÜMAN DERLEMESİNİ BU BAĞLAMDA İRDELYİP KİM AŞIK NEYE,KİMİN DAVA SI NE,KİM HAKİKİ MÜSLÜMAN VE BİZ NERESİNDEYİZ AHİRETTE NEREDE OLACAĞIZ.

  13. Benim üniversite yıllarım İstanbul’da geçti, üstüne beş yıl koyup dokuz yıl bu şehirde yaşadım gençlik yıllarımda. Sık sık, önceki yıllarda şehirdeki çöp yığınlarından söz edilir -doğrudur, canlı, birinci elden tanığıyım. Sonra, aralıksız 19 yıl süren mülteci hayatı yaşadım yurt dışında. Döndüğümde, çöp yığınları ortadan kaybolmuştu gerçekten, bok sinekleri de öyle. Hemen dikkati çeken, orada burada yükselen beton yığınları ile bir dadanınca yakanızı kolayından kurtaramayacağınız at sinekleriydi.

    Neyse, önümüzdeki haftaların maçlarına bakacağız artık.

  14. Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
    Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

    Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
    Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
    Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
    Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini…

    Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
    Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

  15. Sözde aşkın rakamlara yansıyan yüzü:

    Yüzölçümü bizim Konya şehrimiz kadar olan küçücük bir ülke Hollanda. Ne plajı vardır, ne bizdeki Eski Yunan, Roma, İslam uygarlıkları gibi kadim uygarlıkların paha biçilmez tarihi-kültürel miraslarına sahiptir. Ülke sakinleri, senede birkaç ay güneş görür, gerisi yıl boyu kar ve yağmurdur.

    Ülkenin başkenti Amsterdam’dır. Bırakın kat çıkmayı, belediyeden izin almadan, mülkiyetine sahip olsanız bile, evinizin boya rengini bile değiştiremezsiniz. Bu yüzden, daha önceki yıllarda ne ise Amsterdam, üç aşağı beş yıkarı, bugün de öyledir. Bırakın kentin dış çeperlerini, şehrin göbeği bile düzinelerce parkla bezelidir.

    2017 yılında, 10 milyon 840 bin 595 yabancı turist ziyaret etmiştir İstanbul’u -ki iki büyük medeniyete başkentlik yapmıştır yüzyıllarca; ki bir yılda dört mevsimin yaşandığı bir ülkenin denizin güzelliğine güzellikler katılmış bir şehridir.

    2017 yılında, 13 milyon 762 bin 186 turist ziyaret etmiştir bu Konya ili kadar olan ülkenin başkenti Amsterdam’ı.

    Aşk, öyle mi?

  16. *******
    Siz de az değilsiniz, Fehmi bey!
    Bu konuda benim gördüğüm şey;

    “Ay em sori” “üzgünüm” demek,
    Yani bu mudur “özür dilemek”?
    ………

    – “Aşk”, n’olursa olsun, yani insanın başına hayatta sonradan ne gelirse gelsin (kanser olabilir insan veya sakat kalabilir) asla pişman olmamaktır. Babasının özür dilemesi başka. Çocuğu pişmanmı olmuş, gelmişse aşka ? Diğer taraftan:

    – AKP, istanbul’a aşık olmuş olmaktan hiç pişman olmadı. Sonradan şehrin başına gelmeyen şey kalmamış olsa bile. İstanbul’un şikayetleri kimin eseri? Kaderin mi yoksa partinin mi?

    ……
    “Orada burada hep gökdelen,”
    “Neydeyse köşe oldu, dün gelen”

    “Yıllarca yağmalandı, İstanbul
    Öyle tenbih etmiş sanki, Resul”

    *******

    • Aynı gökdelenleri amerikada görünce ağzı açık saatlerce seyredersin ama; elin oğlu yapıyor hocam diye diye… Bizde olunca niyeyse herkese batıyor..! Haksız mıyım mollalar?

      • Molla dediğin adamlar,
        Sarayda yaşıyor bugün…
        Sen git bunu onlara sor,
        Varsa sormaya yüzün!

        Amerikada veya gelişmiş başka ülkelerde gökdelenler rastgele her yere yapılmıyor. Bu işlere ileriyi görebilen, şehri çok iyi tanıyan uzmanlarca uzun planlamalar sonucunda karar veriliyor. Konuya anlatılmak istenenden ziyade anlamak istediğin kalıba sokarak yaklaşman sizin mollalara AKP siyaset okulunda öğretilmiş herhalde. Gökdelenler yapılır itiraz ona değil. Gelişi güzel orada burada her tarafa yapılmaz. 6 yıl önce gittiğimde gördüğüm manzara buydu. Durum şimdi daha da kötüye gidiyor diyenler var. Yukarda da bişeyler yazdım. Onu da bir oku. Tamamı canım!

  17. GEÇMİŞ GÜNÜ BEYHUDE YERE YAD ETME.
    Geçmiş günü beyhude yere yâd etme,
    Bir gelmemiş an için de feryat etme
    Geçmiş gelecek masal bunlar hep
    Eğlenmene bak ömrünü berbat etme.

    Niceleri geldi, neler istediler,
    Sonunda dünyayı bırakıp gittiler.
    Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
    O gidenler de hep senin gibiydiler.

    Dünyada ne var, kendine dert eyleyecek,
    Bir gün gelecek ki can bedenden gidecek,
    Zümrüt çayır üstünde, sefa sür iki gün …
    Zira senin üstünde de otlar bitecek

    (( ÖMER HAYYAM ))

    Böyle diyor şair Sayın Koru , yaşlandıkça duygusallaşırmış insanoğlu . Belki de hedef kitle dışındakilere bir mesaj olarak öngörüldü bu slogan .

    • Sayın melik; gelecek nesillere üzerinde sadece çimenlik alanlar, millet parkları değil, içinde 100binlerce personelin çalışabildiği gökdelenler de bırakabilmeyi eminim hayyam iran için canı gönülden isterdi:) ama konu türkiye olunca ayyaşın bile hasetten gözleri parlıyor:) söz meclisten dışarı: acem uşakları..:)

  18. Yazıyı okurken” tam o aşklar eskiden idi şimdi aşklar da sahte tercihler de akılla değil ” derken son cümle ile ayıldım.Millet artık düşünmüyor gaza gelip güdülüyor .ilahi mesaj açık :SİZ NEYELAYIK/NASILSANIZ ÖYLE İDARE OLUNURSUNUZ.

  19. Sayın Koru
    Çorumluyum, özellikle merak ediyorum. Ero Olcak ve oğlunu kim vurdu ? Onları vuran mermilerin balistik raporu yayınlandımı . Hiçbir yerde rastlayamadım . Bilginiz varsa paylaşırsanız memnun olurum

    • Haluk bey sorunuzu yanlış kişiye soruyorsunuz. Fehmi bey her detayı bilse de paylaşmaz, paylaşsa asıl meselelere zaman kalmaz. Fehmi Bey’in en önemli özelliği okuru kolaycılığa sevketmez. O zihinlerde birer pencere acar, artık seyretmek size kalmış. Rahmetli Erol Olçok keskin nişancı tarafından öldürüldüğü aynı gece iki saat arayla keskin nisancininda bilinmeyen biri tarafından öldürüldüğü ve balistik inceleme raporu olmadığı bilgisine sahibiz.
      Şimdilik sorunuzu ben cevaplamiş olayım ama başka sorularınıza karişmam.

      Herkes kendi gri hücrelerini kullanacak başka yolu yok bunun.

      • Siz de birer detaydan ibaret meselelere değinen yorumlara detay yazıp detay işlerle uğraşıyorsunuz Baran Kardeşim. Millet beka derdinde, siz gitmiş nelerin merakına düşmüşsünüz. Yorum için doğru dürüst bir konu seçimi yapamıyorsanız, gidin kendinize bir danışman yardımcısı tutun. Yalnızlık başınıza mı vurdu ne? 🙂

        • Haklısınız Bernar hocam! ben iyisimi kıt akıllı biri olarak kendisini anlayabilmeyi Oxford’dan siyaset bilimi doktorası almakla eşdeğer gördüğüm sn. Devlet Bahçeli’yi anlamaya odaklanayım. Hani NTV-STAR ortak yayınında, programın başında sorunu tespit edip ortaya koyduktan sonra du bakım bize nasıl bir çözüm sunacak beklentisine girdiğim ama okadar dikkatle dinlememe rağmen konuşmalarıyla başta ifade ettiği sorun arasında hala kuramadiğim bağlantıyı aramaya çalışayım. Belki bir gün bulurum.

          • Hiç telaş etmeyin, Baran Bey. Ben sadece sizin değil, hepimizin sorununu çözecek bir çözümü buldum: Bundan böyle, hep aynı saatte sökün eden klavyeli mesai arkadaşlarımız, her gün akşam saatlerinde ertesi günün yazı konusunun ne olacağını F. Koru Bey’e bildirecekler, bizlere de yazacağımız danışman-onaylı yorumların içeriğini fotokopi ile çoğaltıp verecekler. Beka sorunu karşısında birlik burada da inşa olacak inşallah.

            “İyi ama fotokopi masrafları?” diye bu kusursuz çözüm önerime gölge düşürmeyin. Devlet malı deniz, yemeyen domuz! Değil mi ama?

      • Sayın Baran

        Katkınıza teşekkür ederim. O soru ile pek çok şeyin örtbas edildiğine dikkat çekmek istemiştim. Keskin nişancının ve onu vuranın kim olduğu da dahil. 250 şehidin hemen hiçbirinin( Halisdemir hariç) balistik raporları ile yurtta sulh konseyi 1 numaranın ismi kesinlikle açıklanmıyor

  20. Sadece İstanbul mu aşk? Geriye kalan 80 ilin yarısı AKP’nin elinde bence bu “aşk asla özür dilememektir” sözü bütün iller için geçerlidir. Her yerel seçimde olduğu gibi belediyeler seçime 6 ay kala seçilmiş yerlere göz boyamak için çeşitli çalışmalarda bulunur. Şu an bazı belediyelerde durum aynı… Sokaklar parke taşlarıyla döşenmeye başlanıyor yarısı bitiyor yarısını da seçimden sonraya bırakılıyor. Bu da bir mesajdır. Bizlere oy verin devamını getirelim misali… Halk sormaz mı 4.5 sene önce nerelerdeydiniz? 4.5 sene çamurda yüzdük demezler mi?
    Benim yerel seçim görüşüm hizmettir. Hangi parti olursa olsun hizmet yapıyorsa; favorim o partidir.
    saygılar sevgiler

  21. Slogan tam uygundur. Biz “Aşk asla özür dilememektir” filan tanimayiz. Bizim askimizi, “ya benimsin ya topragin” felsefesi tanımlar; ne de olsa cogumuz su ( https://www.youtube.com/watch?v=7KX_I-8NQqg) ve benzeri muzikleri dinleyerek büyüdük – dinlemesek de farketmez; ayni kapıya çıkar.

    Manzara bu olunca, halkımız, kendini “kaya ile tas gibi bir zemin, scylla ile charybdis, veya şeytan ile derin deniz arasında” kalmis gibi gorup, şimdiye kadar, ‘tamam yiğidim; senin olsun’ diye geldi. Ve bu sefer de, yine öyle diyecek gibi… Zaman gösterecek.

    • Denize düşen yılana sarılır Didem hanım. Kişide ,insaf, vicdan kalmamışsa; gözünü hırs bürümüşse alakasız konulardan oy devşirmeye çalışır.

  22. İstanbul’un 25 yıldır Ak Partili
    başkanlarca yönetilmesi İstanbul için bir talihsizlik değil,şans olmuştur.Çünkü
    Tayyip Erdoğan, İstanbul’u
    CHP’li bir başkandan devraldı.
    Devraldığı İstanbul’da CHP’li
    başkanın belediye
    hizmetlerini ne denli berbat
    yürüttüğü herkesçe bilinmektedir.25 yıl boyunca CHP’li bir başkan tarafından
    yönetilseydi İstanbul’un hali
    nice olurdu?Bunu düşünmek bile istemiyoruz.

    Tayyip Erdoğan‘ın ağzından çıkan “Biz bu kente ihanet ettik, hala da ediyoruz” sözü
    daha ziyade nüfusunun bu denli kalabalıklaşması ile ilgili
    olup,bunun sorumluluğu da hepimize ait.Çünkü İstanbul’un nüfusunu hep birlikte 15 milyon,ya da 20
    milyonlara çıkardık.Türkiye’de
    İstanbul’da bir yakını olmayan
    aile yoktur neredeyse.Dolayısı
    ile “biz bu kente ihanet ettik”
    sözü hepimiz adına söylenmiş bir sözdür.

    1994 seçimleri öncesinde başkan adaylarının katıldığı
    bir televizyon proğramında
    Erdoğan,İstanbul’a girişlerin
    sınırlandırılması mealinde bir söz söylemişti de kıyamet kopmuştu neredeyse.Halbuki
    bu söz yabana atılacak bir söz değildi.Pekala İstanbul’a yerleşmek zorlaştırılabilir,
    bazı şartlar getirilebilirdi.

    Öte yandan İstanbul bir aşk hikayesi ise,hikaye niçin 25 yılda bitsin?

    • İstanbul’un silüetinin nasıl değiştirilmek istendiğini aşağıdaki linkten özetle okuyabilirsiniz.
      http://www.onaltiyildiz.com/?haber,2321
      Maalesef buna AKP de alet olmuştur. 1453 den beri tarihi yarımadada ilk defa silüeti delip geçen 16/9 kuleleri zeytinburnunda inşa edilmiş , silüeti bozmuştur. Bu silüet tecavüzü maalesef İBB AKP tarafından idare edilirken başarıldı ! Bu kötü duruma sayın c.başkanımız da bir konuşmasında değindi. Silüeti bozan 16/9 binasının fazla katların ” traşlanmasını ” istedi , ancak henüz bir netice alınamadı . İstanbul’a ihanete , tarafgirlikten bakamayan kör kardeşlerimizin bir de bu gözle bakmalarını istirham ediyoruz.
      1990 lı yıllarda CHP belediyesinin İstanbulluya yaşattığı rezaletler unutulamaz. Ancak AKP belediyesinin tarihi yarımadanın bile silüetini bozan betonlaşma ve yapılaşmanın da sorumlusu olduğu gerçeği , kendi itiraflarıyla da sabittir. Burada mesele bazılarının yaptığı gibi takım tutar gibi parti tutuculuğu yapmak olmamalıdır. Yanlışı yanlış örneklerle gizlemeye çalışmak da yanlıştır hatta ihanettir. İhanetin itirafı da yapıldığına göre , beklenti , bu yanlışlarıdan bir an önce dönülmesi , para ve rant hırsından önemli şeylerin bilincine biran önce özellikle AKP li belediyeler ve CHP li Ataşehir ve Kadıköy belediyesi tarafından da varılması gereğidir.

      • İstanbul için asıl sorun
        nüfusunun aşırı kalabalıklaşmasıdır.Ben
        yorumumda birinci öncelikli soruna değindim.

        Silueti bozan yapılar ikincil
        bir sorundur.Gerekirse bunlar tamamen de yıkılır.
        Ayrıca bunların belli bir ekonomik ömrü vardır,
        bir süre sonra zorunlu olarak da yıkılacaktır.
        Ülkemizde binaların ortalama ekonomik ömrü
        60-70 yılmış.Dünya genelinde alınan tedbirlerle ömrü 150
        yıla çıkarılan binalar da varmış.

        Elbette silueti bozan yapılara izin verilmemelidir.

        • Değerli Kardeşim Bekir Bey , son derece hakkaniyetli yorumlar yazıyorsunuz.Bir problem varsa, bunu bir taraftarlık sosuna bulamadan objektif olarak eleştirmek kolay bir iş değildir. Bu nedenle sizi tebrik ederim. Tayyip Bey hata varsa bunu söyleyebilen bir lider. Velev ki sonradan aleyhine kullanılacağını bilse bile. Son derece muhalif yazılar yazanlar da dahil, hepimiz kendimizi sütten çıkmış ak kaşık gibi görüyoruz. Suçlu hep başkaları !. Halbuki İstanbul’un bu hale gelmesinde derece derece herkesin / her partinin / yönetimlerin payı var. Şu anda aklıma gelen “Vah İstanbul ” başlıklı şiirimden , – öncesi ve sonrasındaki bağlamından kopacak olmakla birlikte- yine de bir dörtlük paylaşmak isterim. En az 5 nesildir İstanbullu bir insan olarak son 50 yılın şehre doluşma hikayesine kısaca değinmiştim.
          ” ………..
          Biz böyle diye diye doluştuk sağdan soldan
          Hoyratça talan ettik hepimiz çıktık yoldan
          Utanma da kalkınca hem Allah’tan hem kuldan
          Zarar verdik bünyene usulca kaç İstanbul
          …………… “

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here