“Avrupa, Avrupa duy sesimizi” dedik, Avrupa sesimizi duydu.. Bundan yine biz memnun değiliz…

16

Referandumu kalabalık bir heyet halinde gözlemleyip sonuçlarını rapora bağlayan AGİT bir Avrupa kurumu…

İsmi üstünde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtı

‘Evet’ oylarının yüzde 50’den fazla çıkması üzerine, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı arayan ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin referandum başarısını kutladı.

Buna karşılık Avrupa ülkelerinden ses çıkmadı…

Üstelik.. Almanya Şansölyesi Angela Merkel.. AGİT raporunu bekleyeceklerini açıkladı.

Ankara’dan “Avrupa, Avrupa, duy sesimizi” seslerinin yükseldiği yeni bir ortama girdik.

Türkiye Avrupa’nın nesi oluyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a en yakın bir bürokrat dün öğleden sonra şu mesajı dünya ile paylaştı:

Kızgın ve hesap soran bir mesaj bu.

Öyle ya, Avrupa bizim neyimiz oluyor da, ülkemizde hangi sistemin geçerli olacağına dair bir referandumda taraf tutuyor?

Referandum kampanyası henüz başlamamış iken.. sonradan en fazla sürtüşme yaşadığımız ülkelerden birinin diplomatik temsilcileri ile sohbet etme imkânı bulmuştum.

Onların ülkesinde bizim referandumdan önce bir seçim yaşanacaktı ve partilerin seçim kampanyalarının üç ana tartışma maddesinden biri, belki de en önemlisi, Türkiye idi.

Diplomatlar, bana, “Türkiye çoktandır bizim için bir dış ilişkiler konusu değil, bir iç mesele” dediler…

Gerçekten de öyledir. Avrupa ülkelerinde son yapılan seçimlerde, Türkiye’ye karşı tavır alan hükümetler ve partiler yükseliyor, yumuşak ve anlayışlı davrananlar ise geriliyor.

Bu bir realite.

Almanya’da da yakında seçim var ve Merkel zorlanıyorsa, sebebi hükümetinin Türkiye politikasıdır.

Merkel’in “Referandum sonucunu değerlendirmek için AGİT raporunu bekleyeceğiz” demesinin altında bu durum ve o tespite dayalı ihtiyat yatıyor.

Neden öyle, neden bazı Avrupa ülkelerinde Türkiye bir ‘iç mesele’?

Sorunun cevabı çok basit: Almanya, Avusturya, Hollanda, İsviçre, Fransa, hatta İsveç ve Danimarka gibi ülkelerde hatırı sayılır bir Türk vatandaşı varlığı söz konusu.

Milyonlarca vatandaşımızın çoğu üç-dört nesildir yaşadıkları o ülkelerin de vatandaşı…

Oralarda yaşıyor ve vatandaş oldukları için seçimlerinde oy da kullanıyorlar…

Bazılarında yerel ve genel yönetimde Türkler yer alıyor, bakan oluyor…

Tabii hemen hepsinde Türkiye’deki siyasetin etkileri de hissediliyor. Burada ne oluyorsa oralara da yansıyor. Sevinçlerimiz veya kederlerimiz onların da sevinci veya kederi oluyor; sorunlarımız da sorunu…

Alın size bir gazete haberi:

Sonuca en çok şaşıran ülkeler Almanya, Avusturya, Hollanda ve Danimarka. Bu dört ülkede ‘Evet’ oranları Türkiye’dekinin çok çok üzerinde. Avusturya’da ‘Evet’ oyları yaklaşık yüzde 73, Hollanda’da yüzde 71, Almanya’da yüzde 63, Danimarka’da yüzde 60.6. Türkiye’de ise yüzde 51.4. Almanya’da 1.4 milyon Türk seçmenin yüzde 44’ü oy kullandı. Yarısı bile değil.”

Demek ki neymiş?

Avrupalı olmak bizim tercihimiz

Olaylar hızlı geliştiği için hep unuttuğumuz bir gerçek de şu: Türkiye yarım asırdan uzun bir süredir Avrupa kurumlarının üyesidir ve Avrupa Birliği (AB) üyesi olmak da istemektedir.

Biz kendi özgür irademizle ‘Avrupalı bir ülke’ olma çabası içerisindeyiz; Osmanlı da kendisini öyle kabul ediyordu çünkü…

Avrupa ise, Türkiye’ye baktığında, bazı ortak özellikler görse bile, farklılıklarımızı da görüyor ve arzumuzu yerine getirmede zaman zaman isteksiz davranıyor.

En önemli ortak özelliğimiz Avrupa ile.. evet bildiniz.. demokrasi ile yönetilmemiz…

‘Hukuk devleti’ standartlarına uyacağımız iddiasıyla.. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne hakkımızda karar vermesi için başvuran (1987) ve kararlarının yerli uygulamalardan öncelik taşıyacağını anayasasına geçiren de biziz.

Demokrasi konusunda gerilemeler yaşandığında.. veya bizde bazı gelişmeler onlara bu hissi verdiğinde.. Avrupa kulak kabartıyor ve ses çıkarıyorsa.. sebebi budur.

AB üyesi olma arzusunu duyan ve bunu ciddi bir iradeye dönüştürerek 2004 yılı sonunda ‘adaylık’ sözü almayı başaran Türkiye’dir.

Gümrük Birliği anlaşmasıyla (1995) ekonomimizi AB üyesi olmuş gibi AB ile entegre etmedik mi? O sayede, ‘made in Turkey’ damgası taşıyan ürünler, kalite garantisine sahip olduğu için, Avrupa ülkelerinde revaç görüyor; Avrupalı evler beyaz eşya ve elektronik ürünlerimizle dolup taşıyor.

Sözün kısası şu: Artık referandum bitti. Avrupa ile hırlaşmayı geride bırakıp huzur ve istikrarımızı amaçlayan bir yaklaşımla kendi sorunlarımızı kendimiz çözmeye çalışalım.

‘Demokratik bir hukuk devleti’ nasıl çözer ise, öyle…

ΩΩΩΩ

 

16 YORUMLAR

  1. Fehmi bey bu gunlerde turkiyenin eveti danimarkada yasayanlara pahaliya mal olacak simdiden sosyal yardima bas vuranlari git konsolasluktan belge getir tr de ki mal varligini getir ve dahasi yuksek øgrenim gørenlerin ønu kesilecek burdaki yasli birinci genarasion bunu gøremiyor olan bize olacak simdiden cifte vatandasliklar iptali konusuluyor akp bunlari hic dusunmeden hareket etti olan genclerimize olacak

  2. Batı uygarlığı Avrupa uygarlığıdır. Yahudiler İslam uygarlığını laikleştirerek batıya aktardılar. İngiltere’yi dindar ve muhafazakar bırakarak yeryüzünü fethetmede Anglosaksonları kullandılar. ABD tamamen Yahudilerin devleti oldu. Sermaye bugün zor durumdadır. Üçüncü cihan savaşını çıkaramıyor. Kredi alacak ülke yok. Güçlü etkin devletlere söz geçiremiyor. Beş büyükler, G-20’ler artık Sermaye’nin her dediğini yapmıyor.
    Sermaye’nin yeni taktiği ABD tipi başkanlık sistemini dünyaya yayarak Avrupa’nın gelişmesini önlemedir. Türkiye bunu kabul edince başarılı olursa Rusya da başkanlık sistemini isteyecektir. İngiltere’nin ayrılması ile AB etkisini kaybedecektir.
    Olaylar Mahir Kaynak’ın teorisine doğru ilerlemektedir. Rusya, ABD ve Türkiye bir, Çin, AB ve İran bir olacak ve üçüncü cihan savaşı öyle çıkacaktır. 16 Nisan’da buraya doğru yönelme vardır. Savaş Türkiye ile İran arasında başlayacaktır. Bu iki devlet halkıyla soy kırımına uğratıldıktan sonra Sermaye devletleri dize getirmiş olacak ve yoluna devam edecektir.
    Erdoğan İran’la savaşacak mı? Savaşmak istese bile buna gücü yetecek mi? İran’la savaşa giren AK Parti halkın desteğini almaya devam edecek mi? Demokrasiyi askıya almak isteseler bile başaracaklar mı? Ordu kendisinin dağılmasına izin verecek mi? Tük Milleti sabırlıdır. Kolay kanar ama kandırıldığını anlayınca da her şeyi göze alır.
    Çin, AB ve İran bir olduğunda Rusya, ABD ve Türkiye galip gelebilecek mi? Türkiye bugün Sünniler üzerinde etkili görülmektedir. Kan gövdeyi götürmeye başladığı zaman İslam alemi İran’a meyledebilir. Batı teknolojiye sahiptir. Çin’de büyük savaşçı bir güç vardır. Dolayısıyla Türkiye yanlış seçim yapmaktadır. Türk halkı yanlış seçim yapmıştır.
    Bununla beraber. Henüz Sermaye zafer elde etmiş değildir. Erdoğan kolay kolay İran’la savaşa girmez. Savaşacak olan ordudur. Ordunun oluru alınmadan savaşa başlanamaz. Daha Başkanlık sistemi oturmuş değildir. Başkanlık kararnameleri ile oturtacaklardır. Çetin günlerimiz var ama daha barış ümidini yitirecek duruma gelmiş değiliz.
    Putin ve Trump Erdoğan’ı tebrik ettiler. %1’lik ‘Evet’ ile bu iki lider Sermaye’ye nasıl teslim oldu? Bununla beraber artık Türkiye’de anayasalar temelinden değişebiliyor. Bu ‘Evet’ler sonunda Adil Düzen anayasasına dönebilir.
    Erdoğan daha irtidat etmemiştir. Türk Ordusu daha dağıtılmamıştır. Halkımız tam teslim olmamıştır. Adil Düzen çalışmaları devam etmektedir. Şimdilik sabırla bekleme durumundayız.
    Kararnameler çıkmaya başlasın belki ülkenin yararına çıkacaktır. Sermaye’nin dedikleri değil de Kuran’ın dedikleri yer alacaktır. Muhalefetin bile katıldığı kararnameler çıkacaktır. Bilemeyiz.

  3. Sayin Mehmet Bey,

    Sonucta orasi onlarin ulkesi degil mi? Istedikleri sekilde ve uygun gordukleri degerlere gore yasanmasini istemeleri haklari degil mi? Sonucta gene de Turkiye insanindan cok daha musamahakarlar. Turkiye’de yeni bir kilise acilmasi, misyonerlik v.s. gibi seylerin nasil tabu olarak goruldugunu dusunun.

  4. “AB’ye girmek”, “Ticari iliskiler”, “Cagdas demokrasi” v.s. gibi seylerin cok uzerinde Turkiye’nin yonunun Avrupa olmasi. Savas, baris, mucadele, dostluk, muttefiklik, anlasma v..s. hepsinde Osmanli’nin ana aksi Bati’ya dogrudur. Bu Osmanli’dan once de boyle idi. Cografyanin, binlerce senedir olusmus griftr iliskilerin bir sonucu. Politik kader diyelim.

  5. Avrupa sesimizi duyuyor -taa1964, hatta 58’den beri- fakat, işine gelmiyor. Bizi, içinde asimile (yok) etmek istiyor. “HUN” lar “kıpçak” larda olduğu gibi. Papa’nın Napolyon’u günlerce bekletip, zevk aldığı gibi bekletiyorlar, bir anlamda dalga geçiyorlar.
    Esasen, biz, öyle -MİLLET olarak Avrupa Birliği (AB) ne kendi gönlümüzle girmiş de değiliz. Millete iftira etmiyelim. Vesayetle Memleketi idare edegelenler , Avrupa’nın aksine, halka hiç sormadan, sorma ihtiyacı duymadan yaptıkları sözleşmelerle Milleti ister istemez kayıt altına almıştır. Bundan halkımızın haberi bile yok. Yoksa, Millet AB’yi, kendi özgür iradesi ile tercih etmiş değildir. Bir Avrupa ÜLKESİ olma çabası içinde de olmamıştır.
    Demokrasi ve hukuk dairesinde kendi sorunlarımızı nasıl çözeriz ? Mes’ele bu. Hep millete danışarak, Millete sorarak çözebiliriz. Cumhuriyetle, sorunları Avrupalı’ya ihale ederek çözememişiz. AB ye ilk müracaattan itibaren 6o sene geçmiş, hala kapıda bekletiliyoruz. Yöneticiler artık bu gerçeği anlamalıdır. Kadın ölümlerinin özünde belki de ağırlıklı olarak bu gerçek yatıyor. Hiç düşünen oldu mu, acaba ?
    Cami ile kilise arasında kalan binamaz hesabı. Merkei ve Fransa bizim idarecilerimizden daha iyi anlamış gözüküyor, bu gerçeği. Belki, çözüm, onların da kısmen kabul ettikleri gibi, birleşmesi sınırlı -İslamla mukayyet, daha esnek bir ortaklık üzerinde düşünülebilir, belki, İngiltere benzeri. Bundan ötesi ham hayaldir. (Bir eyaletinde İslama, onun ahlakına uygun Kanunlar uygulanıyor kabul etmeli. Dolaşım da serbest olacağına göre, istiyen istediği yerde kalmayı tercih edebilir). Çünkü, bu milletin, en dinikıt insanı bile (ihmal edilecek kadar cüz’i bir azınlık hariç) karısını eğlence ! kulüblerine, gece yarılarına kadar -hele hele tek başına- göndermek, domuz gibi pislenmek istemez. Bayram namazından, Kurban’ından, Bayramdan, aşuresinden, Camiden, hac’cından, mevlud’ünden hocasından, hafızından, akraba ve komşuluk ilişkilerinden…..vazgeçemez…….
    Aslında İktidar Partisi Ak Parti, selim akılla düşünecek olsa, Saadet Partisinin Meclise girmesine yardımcı olur. O zaman İktidarın, Batı’daki Merkez partileri gibi, eli daha güçlenir. Ak Partinin yeni genel başkanı AB ile ilişkilere ve sorunlara açıklamıya çalıştığımız ‘orta yol’da çözüm aramalı, yahut da, terennüm ettiği AB’ ye girip girmeme konusunda işi daha da uzatmadan bir karar vermeli. Ancak, bu kararı MİLLETE danışarak, yani, halkın oyuna başvurarak REFERANDUM (Milli İrade) la vermelidir, İngiltere, İsveç, İsviçre…gibi. Avrupai ve demokratik olan da bu olsa gerek.

  6. Bizi yönetenlerin ve bizlerin Avrupadan tebrik telefonu beklemeleri doğrusu yanlış aslında.
    K Kılıçtaroğlu hani deseki olmazya
    S Cumhurbaşkanımıza ve Başbakanımıza tebrik telefonu açsa ve kutlasa bunu mümkün görüyorsanız Avrupanın tebrik etmesinide mümkün görürüz
    Çünkü burdaki muhalefet gibi Avrupanın bazı devletleride Hayır cephesinde yeraldı .
    Onuniçin hayıflanmamak gerek
    Allah cc devlet ve millet düşmanlarına fırsat vermesin …

  7. Fehmi Bey,
    keske Belcikada bir iki sene gecirme firsati bulsaniz. Burdaki durumlar sizin yazdiginizdan biraz daha farkli. Adamlarin demokrasi falan umurunda degil. Her firsatta musluman azinligin nasil dusunmesi gerektigine ve nasil davranmasi gerektigine bunlar karar veriyor. Mesela kurban problemi (yahudiler es gecildi), giyim kusam problemleri, referandumda verdigin oy rengine gore vatandasliktan atilma yaygaralari. Simdi size bisey soyliim, bu adamlarin paradigmasi kaydi, fasist ve populist adimlardan baska birsey degil bu yaptiklari. Sokaktaki vatandas ekonomik problemlerini bir kenara birakmis Turk ve Musluman dusmanligi yapmaktan haz aliyor. Siz iseAvrupa gercekten demokrasiyi dusunup hareket ettigini dusunmeye devam ediyorsunuz. Durumu iyi konumlandirmak icin avrupada olan biteni daha yakindan takip etmenizi oneriyorum. Belki de sadece kalin enselileri degil de halka da kulak vermelisiniz.
    Saygilar
    Mehmet Inan

    • ben de diyorum ki mümkün değil derdinizi anlatamazsınız. nasıl belletilmişse millete özellikle bir kesime batı ululaması nuh der peygamber demezler, onların ikircikli tutumlarını asla kabullenmezler … herşeyin daha kolay olduğu yarınlar dilerim, size ve tüm gurbetçilerimize…

    • Yazınız bana bir Alman gazetesindeki şu okuyucu yorumunu hatırlattı.

      „Özgür düşünce ve serbest yaşam tarzı için din ve dünya muktedirlerine karşı verdiğimiz uzun mücadeleyi nihayet kazandık. Şimdi ülkemize gelen bazı insanlar serbest yaşam tarzımızı kendi dini değerlerine hakaret gibi görüyorlar.“

  8. …”Sözün kısası şu: Artık referandum bitti. Avrupa ile hırlaşmayı geride bırakıp huzur ve istikrarımızı amaçlayan bir yaklaşımla kendi sorunlarımızı kendimiz çözmeye çalışalım.

    ‘Demokratik bir hukuk devleti’ nasıl çözer ise, öyle…”

    Evet Sayın Koru; sözün kısası da bu özü de..

    Lakin buna kendi içimizden başlamak da bu ‘sözün’ şartı.. yani ”Avrupa ile hırlaşmayı” bırakmaya, önce kendi içimizdeki hırlaşmayı keserek başlamalı..

    Kendi içimizdeki anlaşmazlıkları demokrasi ve hukuk içerisinde çözmeyi becerebildiğimiz zaman Avrupa ve diğerleri ile olan sorunlarımızı da hukuk içerisinde çözme yetisini elde etmiş oluruz ki bu bizi daha ‘güvenilir’ kılar.

    Bugün ilçemde, Kaymakamlığımızın himayesinde İlçe Müftülüğümüzün ‘Kutlu Doğum Programı’ düzenleniyor.
    ‘Hz Peygamber ve Güven Toplumu’ temalı programın sloganı ise ‘Mümin Güvenen ve Güvenilendir’.. Davetiyede bu şekilde..

    Yerelde, Kamunun himayesindeki bir program, bizlere ‘EMİN’ olmayı salık veriyor da yukarıda durum nasıl acaba? diye düşünmeden edemedim.

    Mümin ve Müslüman yöneticilere.. her seferinde bu dini değerlere atıfta bulunan idarecilere.. devletimizin bir kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı.. Kutlu Doğum Haftası ikliminde ”Mümin (Yöneticiler de) Güvenen ve Güvenilendir” konulu programlar düzenlese keşke..

    Görev alanında bu var mı bilmiyorum DİB’in, ama ‘sorumluluğu’ vardır kanaatindeyim.
    Nitekim Devletin bekası adına son dönemde aktif rol üstlenen DİB’in, temsil ettiği değerlerin yozlaşmaması adına da aktif rol alma sorumluluğu vardır.

    Değilse koca bir Milletin camilerini, cemaatini, imam hatiplerini, vaiz ve müftülerini, vakıf ve derneklerini.. bu devasa gücü ne adına idare ediyor?

    Mekke döneminde Müşrikler, Peygamberimizi (s.a.v) ”Muhammedül Emin” bilirlerdi.
    Buna göre, ”EMİN” olmak evrensel bir kavram.

    ‘EMİN’ isen: hukukta bunun içerisinde, adalette bunun içerisinde, insan hak ve hürriyetleri de..

    Demokrasi ve diğerleri mi?

    Nal toplar..

  9. Sayın hocam şimdi yurt dışında ki oylamaların sonucu bize birşey öğretiyor. BEYIN GÖÇÜ İLE GİDEN VE İŞ GÜCÜ İÇİN GİDEN Yurttaşların yaptığı seçim.

    Sonuçlara göre ABD’de seçmenlerin %84,4’ü hayır derken, evet diyenlerin oranı %15,6’da kaldı.

    Kanada’da da %72,8 hayır çıkarken evet, 27,2’de kaldı.

    Suudi Arabistan: Evet: % 41,66 Hayır: % 58,34

    Almanya: Evet: % 63,11 Hayır: % 36,89

    Avusturya: Evet: % 72,34 Hayır: % 27,66

    Hollanda: Evet: % 69,98 Hayır: % 30,02

    Avrupadaki seçmenlere diyecek laf yok çünki gidenlerin çoğunun eğitim seviyesini biliyoruz ve ne içinde gittiklerini. Demokrasi ile yönetilip huzur ve barış içinde yaşayan Avrupada’ki yurttaşlarımız kendi ülkelerinde halkı tamı tamına ikiye bölen ve huzursuz eden bir sisteme ön açmak için seçimini bu yönde yapıyorlar.

    Sayın İlber Ortaylı’nın yanılmıyorsam bir sözü vardı “destrüktif (yıkıcı) milliyetçilik” diye tarif ettiği birşeyi burada görüyoruz. Neden diye sorarsanız bir tabir vardır hani Kaş yaparken göz çıkarmak. Artık buna kaş yaparkan göz çıkarmak mı dersiniz yoksa bile bile mahvetmek mi….. sizlere bırakıyorum.

  10. Medya…Objektif olduğu iddia edilen ama gerçekte ütopik bir ideal olarak objektiflik giysisiyle dolaşan basın-yayın camiası, olayları olduğu gibi değil işine geldiği gibi takipçilerine aktarıyor. İçeride de dışarıda da durum bu. Yapılmış olan, yapılmakta olan ve yapılması planlanan şeyler sadece muhalif gözlükle değil, “yandaş” gözlükle de görülebilir ise kişiler daha sağlıklı değerlendirme yapabilir. Günün sonunda hangi görüşün doğru olduğu Hakk nazarında sabit ise de, bu dünyanın ölçüsü güç ve başarı ile kabul görüyor. İslama uyanan ve islamla gelişip güçlenen bir Türkiye gayrimüslim dünyayı korkutuyor, ön almaya zorluyor. 15 Temmuz’a, Recep Tayyip Erdoğan’a bakışları bu sebeple objektif olamıyor. Mısır’da gerçek olan darbeye darbe diyemeyenlerden bu aşamada destek beklenmemeli. Kendi göbeğimizi kendimiz keserek yol alıyoruz. Allahu teâlâ ne güzel yardımcıdır.

  11. 1-Sınav sorularını çalarak bir makama gelenlerle oyları çalarak makamlara gelenlerin tek ortak noktası nedir?
    2-Neden Arap ülkelerinde yaşayan yurtdışı seçmenlerden HAYIR’lar, Avrupa’da yaşayanlardan EVET’ler çoktur?
    3-Eyy vesayet, eyy üstakıl, eyy Fetö, eyy ABD, Eyy AB derken eyy MARS’a sıra ne zaman gelecektir?
    4-Birileri “hop dedik” yaptığında nereye kaçacağız?

YORUM YAP