Mukayeseli tarih mi istersiniz, yoksa kızıl elma ülküsü mü? Atatürk mü, Tayyip Erdoğan mı? Hepsi bu yazıda..

43
Birinci Meclis açılırken..

Bir yakınım “Kiminle, neyi paylaşacak Tayyip Bey” deyince uyandım.

Aile ortamında bir sohbetteyiz. Önce yemek yenildi, hemen sonrasında, her evde her zaman olduğu gibi, siyasi muhabbet açıldı. Birimiz, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın zihninde ülkenin gittiği yönle ilgili bir tablo olması gerektiğinden, ama bunu kimselerle paylaşmadığından söz etti. Bir diğerimiz, “Ama neden paylaşmıyor?” deyince..

Yakınım, “Kiminle, neyi paylaşacak Tayyip Bey” cümlesini işte o zaman sarf etti.

Mukayeseli tarih denemem başlıyor

Mustafa Kemal de herhalde böyleydi.

“Yarın Cumhuriyet’i kuracağız arkadaşlar” diyene kadar böyle bir niyeti olduğundan kuşku duyanlar mutlaka vardır, ama bu keskinlikte bir niyeti en yakınlarının bile bilmediği söylenir… Hatta, onlarla, “Şöyle mi olsun, böyle mi?” diye İstiklâl Savaşı sonrasında ülkenin alacağı yeni biçimle ilgili tartışmalar yaptığı, çoğu kez o tartışmaları bizzat kendisinin körüklediği de tarih kitaplarında zikredilir…

“Çoğu devrimci böyle yapar” anlamına gelen bir notla birlikte.

Fatih Sultan Mehmet’in de, “Yapmak istediğimi sakalım bilse…” ile başlayan bir cümlesi yok mudur?

Tayyip Erdoğan da kitleleri arkasına toplamayı, onları belli bir istikamete doğru yönlendirmeyi bilen ve ülkeyle ilgili nihai tabloyu zihninde taşıyan biri; bu yönüyle elbette ‘devrimci’ sayılabilir…

NATO ve Avrupa Birliği mi, yoksa Şanghay 5’lisi mi veya Türkiye’nin etrafında oluşacak başka bir birlik mi?

Herhalde 80 milyon içerisinde bu soruya cevap verebilecek tek kişi var: Cumhurbaşkanı Erdoğan

“Neden paylaşmıyor?” sorusunun cevabı da yakınım kadar zeki ve olayları yakından takip eden pek çok kişide olmalı:

“Kiminle, neyi paylaşacak?”

AK Parti’de tasfiye mi?

Son yurtdışı seyahatinden dönerken, uçakta, 17-25 Aralık sürecinde tüm arkadaşlarımız bizi tam anlamış olsalardı 15 Temmuz belki olmayabilirdi. Oysa bu alçaklara toz kondurmayan arkadaşlarımız vardı” dediğini kayda geçiren gezisini izleyen gazeteciler, biraz da şaşkınlıkla sözlerini bizlere aktardılar.

Ardından, uçakta bu sözleri işitenlerden biri, Türkiye gazetesinin Ankara temsilcisi Nuri Elibol, vaktiyle içinde bulunduğu için kendisinin iyi bildiği bir kurum olan Türk Silâhlı Kuvvetleri’nde, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında terfi alanlardan 3 general ve amiralin ByLock kullanıcısı olduğunun tespit edildiğini yazdı.

Halen görevde olan subay ve astsubaylardan 2 bin 500 kişi de ‘ByLock’ kullanıcısıymış; TSK’da hâlen görev yapan subay-astsubaylardan 3 bin 600’ünün birinci derecede yakınları da öyle…

Ardından bir başka nokta atış geldi; bu defa Star gazetesi yayın yönetmeni Nuh Albayrak’tan…

Kendi sorduğu “AK Parti’de FETÖ’cü var mı?” sorusuna cevap olarak şunları yazdı:

“Sızmadığı delik kalmayan bu şebekenin AK Parti’ye hiç bulaşmadığına inanmak mümkün mü? / O halde can alıcı soru şu… / Bu ‘arkadaşlar’ şimdi nerede? / Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Özbekistan dönüşündeki (..) serzenişinden sonra hafızamı yokladım, bu ‘arkadaşlar’ın tarifine uyan bir kişi hakkında bile işlem yapıldığını hatırlayamadım.”

Bugün de, Ertuğrul Özkök; özellikle Nuh Albayrak’ın bu üslupla gündeme taşımasından sonra, AK Parti’de Pandora’nın kutusunun açılacağından emin, “AKP’de iç hesaplaşma başlıyor” tespiti ışığında, “AKP’de yakın çevrede kimler topun ağzında?” diye soruyor doğal olarak..

Zihnim yakınımın sözüne fena halde takıldığı ve oradan Cumhuriyet’in kuruluş günlerini gözümün önünde canlandırdığım için, bu satırlar benim için mukayeseli bir tarih okumasına dönüşüverdi.

Yine Mustafa Kemal’e dönüyorum

Savaşı birlikte yürüttüğü yakın kadrosuyla fena halde hesaplaşmıştı Mustafa Kemal

Acaba Tayyip Erdoğan da?

O da bugün hesaplaşmanın yolunu açabilir; ülke buna hazır zaten, ‘FETÖ ile mücadele’ gibi büyük bir fırsat da var önünde.

Böyle bir yola gider mi acaba?

Yakın çevresiyle hesaplaşmasına fırsat veren İzmir suikasti (Haziran 1926) döneminde, Mustafa Kemal Paşa artık ‘Atatürk’ olmuştu ve gücünün zirvesindeydi. Kafasının içinde nasıl bir ‘Türkiye tablosu’ var idiyse, yapacaklarını beğenmeyip engellemeye kalkışacak kişilerin çok yakınında olduğunu da biliyordu.

‘Reformlar’ adıyla gerçekleştirilecek dönüşümü kast ediyorum.

Tasfiye kaçınılmazdı.

Alıntıladığım yazılar, şimdi de, öyle bir tasfiyenin hemen önünde olduğumuzun işareti midir sizce de?

Ertuğrul Özkök öyle olduğunu düşünüyor besbelli.

“Olabilir mi?” sorusuna, mukayeseli tarih okumam sonrasında, “Elbette olabilir” cevabını verebiliyorum. Tabii bir konuda mülâhazat hânesini açık bırakarak:

Tayyip Erdoğan bugüne hep tasfiyeler yaparak geldi; çevresini sürekli değiştirerek… Partinin kurucu kadrosundan pek az kişi kaldı yanında bugün… Ve o bu tasfiyeleri, aralarındaki ihtilâfları, varsa öyle ihtilâflar, ortalığa döküp saçmadan ve kendisi için en az zararla gerçekleştirdi.

Neden şimdi tersini yapsın?

“Elbette olabilir” cevabımın tek istisnai kaçış yolu bu.

Benzerlikler olsa bile her yiğidin yoğurt yeyişi farklıdır.

Atatürk yerine Napoleon, Tayyip Erdoğan yerine meselâ Churchill adlarını…

Şimdiye kadar yazdıklarımdan, özellikle kurduğum benzerlikten, Atatürk adına veya Tayyip Erdoğan nâmına rahatsızlık duyanlar varsa, olmaması gerekir, isimleri tarihteki herhangi bir ‘lider’ şahsiyetle değiştirebilir onlar…

Atatürk yerine Napoleon yazdığınızda, Tayyip Erdoğan ile yukarıda çerçevesini çizdiğime yakın benzerlikler onunla da kurulabilir…

Veya Tayyip Erdoğan’ın ismini herhangi bir ülkedeki sevdiğiniz bir lider şahsiyetle değiştirip onu Atatürk ile karşılaştırabilirsiniz…

Thomas Carlyle’ın ‘Kahramanlar’ adlı kitabındaki herhangi bir şahsiyetle…

Benim burada yaptığım bir tipoloji üzerinden giderek bugünü anlamaya ve yarını öngörmeye çalışmaktan ibaret.

Değerlendirmemin beni getirdiği yer neresi?

Geldiğim yer: ‘Kızıl elma’ ülküsü…

Şurası: Ülkemiz bir süre daha çalkalanmalara mâruz kalabilir… Bir alanda kaybetsek bir başka alanda kazanabiliriz ama… Mahrumiyetlerle de karşılaşabiliriz, fakat bundan şikâyetçi olması düşünülebilecek olanlar, o insanların hiç değilse büyük bölümü, farklı bir sebeple, mahrumiyetlere katlanmayı bilecek… Biraz veya bayağı uzaktaki daha büyük bir nimet potansiyeli önümüze konularak, elimizdekinin, şimdi var olanın yokluğunu hissetmez hale gelebileceğiz…

“Kızıl elma ülküsü uğruna” da diyebilirsiniz buna.

Etrafında yer alanların.. her ne söylerse söylesin kendisini dinleyen ve ne yaparsa yapsın arkasından gidenlerin.. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sessizce itaati herhalde bu yüzden…

Acaba Devlet Bahçeli de, kendisiyle paylaşılmasa bile, böyle bir ihtimalin varlığını aklettiği için mi?

Benimki sadece bir tahlil ve burada kesiyorum…

ΩΩΩΩ

43 YORUMLAR

  1. Kızıl elma ülküsü güzelmiş . Ama bugünün siyasetine bu ülküyü taşıyacak tek politikacı yok . Politika entirika ne güzelde uyuştu . Devletler yaşarlar ve ölürler . Yaşarken adildirler olurken adalet bitmiştir . Politik yapımız adil mi insanımız adil mi siyasetcimiz adil mi , maalesef ülkemizin hiçbir yerinde adalet yok . Adalet hukuk değildir . Adalet vicdandir hakyemezliktir A dan aldığını B ye vermek değildir . Adalet esitlikte değildir . Her toplum bireyinin bir görevi vardır eşitlik başlayınca adaletten şapkalar başlar . Şu an ülkemizin en büyük tehlikesi adaletsizlik . Adaletin olmadığı yerde hiçbir şey olmaz . Kızıl elma ülküsü vardır umarım ve yeni kızıl elmayı ben şahsen 4 gözle bekliyorum . Başkada çıkış yolu yok . M.Kemal nasıl ki kızıl elma ulkusune haiz değildi şimdiki siyasetcilerinde bir tanesi bile bu ülküye mensup değil . Tekrar söyleyeyim adaletle hukmedemeyen kimsenin ülküsü de türküsü de olamaz. Birilerini kurtarıcı görmekten vazgeçip masallarla yasamamaliyiz . Bir sonraki yorumum konusu olursa dolar neden artıyor ve meşhur faiz lobisine hizmet eden kişilere yönelik olacaktır

  2. Ahmet bey, öncelikle benim öyle biçimsel sorunlarım yok. İsimlerin başına “sayın” kelimesini eklerim.

    Ancak birkaç şeyi belirtmem gerekiyor. Öncelikle, insanlarla karşılaştığımızdaki hitap şeklimiz, o insanlarla karşılaştığımız ortama göre de değişir, ya da o günkü konjektüre göre değişir. Mesela fetullah gülen ile ilgili eskiden “Fetullah Gülen Hocaefendi” demeyenler “saygısız” ilan ediliyordu. Şimdi ise “fetö” demiyeni fetöcü ilan ediyorlar. Onun için “O insanlarla karşılaştığımızda nasıl hitap edeceksek…” cümlesi afaki bir doğru.

    Ayrıca benim gözümde siyasilerin diğer insanlardan farkı yok. bir siyasinin hakettiği saygıyı, sıradan bir insan da hakediyor. Onun için “…. siyasilere hitap şekliniz..” ifadenizi, konu sadece siyasilerle ilgili olduğu için kullandığınızı farzediyorum.

    Ancak eğer, düşmanlarımız da dahil, herkes için “sayın” kelimesinin veya soyisminin söylenmesini asgari bir saygı olarak görüyorsanız. bu görüşünüze saygı duyarım ve bundan sonraki yorumlarımda bu ölçüte uymaya gayret ederim. Gayret ederim diyorum çünkü biçimsel kaygılarım olmadığı için zaman zaman atlayabilirim. Bu durumda uyarırsanız sevinirim.

    Yorumumu ise bundan sonra yayınlamanıza gerek kalmadı. Çünkü zaman geçtiği için tartışma zemini kalmadı.

    • Hamza Bey tekrar merhaba,

      Sadece siyasiler için değil; yorumcular, hatta bütün şahıslar için aynı ifade şeklini bekliyorum. Birisi size de sadece ilk isminizle hitap etse (sonunda Bey olmadan), onu da onaylamıyorum.

      Sayın konusunda çok ısrarcı değilim, en azından soyadı ya da adı ve soyadı ( Koru ya da Fehmi Koru ) yeterli belirttiğim gibi. İlk isimle hitap şekli, böyle siyasi tartışmalarda, dalga veya aşağılama ifadesi gibi algılanıyor, niyetiniz o olmasa dahi. Eleştiri serbest… Her türlü fikir serbest… Ama hitap ve yazımın düzgün olması önemli.

      Takıldığınız noktada haklısınız. Tartışmalı isimlerde ne yapacağız? O isimler her kimse, onlar için de bu kurallara uyulmasını tercih ederim.

      Üzerinde sıkı sıkı düşünülmesi gereken bir konu bu. Buradan size hitap ederken tüm yorumculara sesleniyorum aslında.

      Saygılarımla.

  3. Sayın editör, yazımı epey beklettikten sonra yayınlamadınız. Nedenini öğrenebilir miyim? Ölçütünüz nedir?
    Tayyip ile Atatürkün kıyaslamasının saçmalığına ilişkin düşüncem mi, yoksa Tayyibin bundan sonra gidebileceği limanın sadece turancılık olduğuna ilişkin düşüncem mi? hangisini beğenmediniz?

    • Sayın Hamza Bey,

      Fikirlerinizin hiç birisiyle ilgili sıkıntım yok. Sadece siyasilere hitap şekliniz alışıldık bir durum değil (ilk adıyla seslenmek).

      O insanlarla karşılaştığımızda nasıl hitap edeceksek, buradaki yorumlarda da aynı şekilde hitap edilmesini bekliyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sayın Erdoğan… Ya da Erdoğan, Tayyip Erdoğan… Bütün şahıslarla ilgili aynı hitap şeklini bekliyorum.

      Geçen seferki yorumunuzu, hitabı düzelterek gönderirseniz hemen yayınlayacağım..

      Saygılarımla.

  4. Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sonrası Türkiye’de yaptığı dönüşümler o dönemin şartlarına uygun pragmatik devrimlerdi. İzmir İktisat kongresi ile rengini belli eden bu dönüşüm batı yanlısı, laik ve seküler yaşam tarzını Türk insanına dayatmak şeklinde oldu. Başlangıçta despotik şekilde uygulanan bu yöntem zaman içinde demokrasiye evrildi ve geniş halk kitleleri tarafından benimsenip içselleşir hale geldi. Cumhurbaşkanının ”Kızıl Elma” diye belirttiğiniz gizli gündeminin ne olabileceği konusunda kafa yoruyorum da, Türkiye’nin hayrına ne olabileceği konusunda hiçbir şey aklıma gelmiyor. AB nin alternatifi olarak öne sürülen Şanghay ülkelerine bakıyorum. Rusya,Çin,Tacikistan,Türkmenistan,Kırgizistan ve Özbekistan. İçlerinden en demokratik olanı herhalde Rusya’dır. Bundan başka nasıl bir ittifak arayışına gidebilir Türkiye? Komşu Arap ülkelerinin hali ortada. ”Türkün Türk’ten başka dostu yoktur” dediğimiz, çok eski yıllarda kalmış, içe kapalı, ekonomisi dibe vurmuş, Pakistan dışında dostu olmayan eski Türkiye’yi anımsatan gidişatın adı mıdır yoksa ”Kızıl Elma”? Kanaatimce Fehmi Koru böyle bir ütopik düşünce ile tartışma ortamı yaratarak günümüz Türkiye’sinde yaşanan saçmalıklarının belirginleşmesine katkı sağlamayı amaçlıyor. Yanılıyor muyum yoksa?

  5. Çok ilginç günlere giriyoruz hissediyorum bunu..Az önce birinci sınıfa giden kızım öğretmenler günümü kutladı 1eylülden bu yana yapamadığım mesleğim ama bu ülkenin umrundamı kızım günümü kutluyor ama okula gitmediğimide de biliyor..bir gün milyonlar utanacak Allah Adl ismiyle hepimize muamele buyursun rızkı veren Allah bakarsınız bize ağaç kökünü reva gören zat onuda bulamaz yemeye..Etme bulma dünyası..

  6. Atatürk’ün Milli Mücadelede en yakınında duranları (Karabekir Paşa, Rauf Bey, Ali Fuat Paşa vb.) tasfiye ettikten sonra Takri-ri sükun’un ilanı ve “tek adam” haline gelmesi…. Tayyip Erdoğan Atatürk’ün taktiğini uyguluyor düşüncesi zaman zaman zihnimi işgal etmedi değil. Ama ben Tayyip Erdoğan’ın “tek adam”lığa öykünüp tek parti yönetimine yönelip “mutad zevat”la etrafını çevreleyeceğine ihtimal vermem. Çünkü zaman, zemin ve fikri yönden beslendiği kaynak buna izin vermez diye düşünüyorum. Türkiye zorlu bir dönemeçten geçiyor. Dönemeçten sonra ben ileri demokrasinin önümüze çıkacağını ümid ediyorum.

    • İlk hedef “iki partili” sistem. Sonra da … mayınsız tarla. Hangi fikri zemin demiştiniz? Hani şu en fazla iki dönem milletvekilliği yapılacak, sonra dinlenmece miydi, neydi? Köprünün altından çok sular aktı, zaman ve zemin kaydı, çok dönemeçler atlandı. Ve bitmeyecek görünüyor bu dönemeçler, ve giderek daha keskinleşiyorlar, düze çıkmak da artık gittikçe zorlaşıyor. İleri demokrasi … derken pek demokrasi de kalmayacak zannımca, hazır AB ile köprüleri atma yoluna da girilmişken. ŞİO’da demokrasi şartı yok zaten, hatta demokrasi olmaması gerekiyor, üyelerin profillerine bakınca.

  7. Son yazılarınızı sıralamalarını değiştirerek okuduğumda şaşkına dönüyorum. Dualarımda ya benim sizin hakkınızda, yada sizin yazdıklarınızda yanılmanızı temenni ediyorum.

  8. FEHMİ KORU’nun bugünkü makalesini ancak okuyabildim; YORUMLAR ile birlikte…
    SÜLEYMAN KARAGÜLLE’nin yorumunu da okuduktan sonra şuna karar verdim:
    – Bu haftaki ADİ DÜZEN DERGİMİZİN kapak kısmı bilgilerini aktarmak…
    (Bunlar ESKİCİOĞLU’nun yazdığı kısa yoruma da cevaptır…)
    Herkese selam, hürmet ve muhabbetlerimle…
    REŞAD / RNE

    ***

    ADİL DÜZEN 889
    “ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR
    “BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)
    Haftalık Seminer Dergisi; 889. Hafta – 19 Kasım 2016 – Fiyatı: http://www.akevler.org’a tıklamak!
    BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ…
    “ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ…

    *KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 889. SEMİNER
    “HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?” (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)
    “İ L İ M TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.” (Hadis)
    Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ, Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL Tel: (0212) 452 76 51
    Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.
    GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASI, ANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR. – ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI

    ***

    *“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI
    YENİ BİR DÜNYA İÇİN YAPILMASI GEREKENLER
    ABD BAŞKANLIK SEÇİMİ
    Süleyman KARAGÜLLE

    ***

    *“SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER
    ‘Bilen bir fert, düşünen bir topluluk’
    KUR’AN VE İLİM 888. Hafta Seminerinden…
    AB değişti, ABD de değişiyor; biz de değişmeliyiz
    http://www.tv5.com.tr/medyamizin-bugunku-durumu—mustafa-gecer-resat-nuri-erol-_pri672.html
    Reşat Nuri EROL

    ***

    NAHL SÛRESİ – 21. Hafta
    اسْتَعِذ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
    بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

    ***

    http://www.akevler.org/AkevlerSeminerler/0/SonEk/1/Kapak

  9. Sayın Koru’nun kıyaslaması bence çok yerinde. Bu konuda daha önce A. Turan Alkan’ın yazdığı birkaç yazı var. Ahmet Turan Alkan’ın bütün yazılarına kendi gayri resmi sitesinden ulaşılabiliyor. http://ahmetturanalkan.net/yazi/tarih-hep-bugunden-bahseder/
    linkinden bu konudaki yazılardan birine isteyen bakabilir.
    Evet Napolyon da, Atatürk de, Erdoğan da çok benzer metotlarla çalışıyorlar. Onlar bugün göklere çıkardığını yarın rahatlıkla yerin dibine batırabilirler, yada çok basit bir adamı kahraman diye topluma empoze edebilirler. Ama burada “tarih aynıyla değil de misliyle tekerrür eder” prensibini hatırlamak lazım. Buradan çıkarak Erdoğan’ın çevresinde eskiden bulunanlara ne yapacağını da kestirmek mümkün. Fetö olmazsa Tetö olur gene gereği yapılır. Tek adam olan bir kişinin eskiden çok yakınında olmak ve hatta O’nun yolunu açmış olmak dünyanın en tehlikeli durumudur. O nedenle Arınç da Gül de hallerine ağlasın demek dışında elden birşey gelmiyor. Nasıl ki K. Karabekir Paşa M. Kemal Paşa’ya onca desteğinin karşılığı 13 yıl ev hapsi yaşadıysa benzer uygulamaları göreceğiz demektir. Bunun sebebi de çok basit. Kimse tek adam olduktan ve kusursuzluğu toplumun çoğu tarafından onaylandıktan sonra eskiden kendine iyilik yapmış, önünü açmış ve şu anda önünde serfürü etmeyen birilerinin varlığını istemez. Ya isimsiz halayık rolüne razı olacaklar ya da yok olmayı (en azından yok sayılmayı) kabul edecekler.
    Sayın Koru fazla geri gitmemiş ama daha geriye giderseniz tarih bunun örnekleri ile doludur. Emevi saltanatını yıkıp Abbasileri tahta çıkaran Ebu Müslim Horasani’nin akıbeti bu konudaki en dramatik örneklerden biridir. Birini tahta çıkaran kişi olmak demek ilk fırsatta kellesi vurulacak kişi olmak demektir malesef. Yaşayan görecek.
    Tek çıkış hukuk, demokrasi ve hesap verebilirliğe geri dönmek ama bu saatten sonra bu olur mu onu bilemem.

    • AB’yle ipler bu sebeple koparılmak isteniyor. Hukuk, hesap vermek, şeffaflık, kuvvetler ayrılığı vb. olmasın isteniyor. Bunca yıl batı yolunda gittikten sonra ortada ne muhalefet, ne aydın, ne üniversiteler, ses çıkaran bir kişi bile yok. Bu da en acısı olsa gerek. Demek ki bir arpa boyu yol almamışız. O zaman kesinlikle bu sonu hakediyoruz.

  10. Bütün uluslararası sıralamalarda (hukuk, eğitim, bilim, sanat, şeffaflık, adalet, demokrasi, insanlık, …) sonlarda yer alan bir Türkiye ancak Şanghay 5’lisine aday olabilir. Halbuki dünya 5’ten büyüktü, ama bu yeni 5’liye çok çabuk razı olduk. Çünkü ancak orayı hakediyoruz, onlara çok ama çok benziyoruz. Nereden bakarsanız bakın Batı ülkelerine hiçbir şekilde benzemiyoruz, o sınıfta değiliz kesinlikle. Böyle bir ihtimal var mı acaba deniyordu 2000’lerde. Ama 2010’larda çuvalladık her alanda. AB parlementosu da noktayı koydu o yüzden. Biz batı sınıfında yer almak istemiyorsak onlar niye uğraşsınlar. Zaten istemiyor bu Türkler, hadi yolunuza o zaman derler elbette. Siz “kızıl elma” hayali görmeye devam edin …

    • Kerem Alkin’in Sabah’taki Yazısından:

      “1. Sanayi Devrimi’nin başlangıcını temsil eden 1750’de, Çin, Hindistan, Pakistan ve Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde yer aldığı ‘3. Dünya’, dünya mal ve hizmet üretiminin yüzde 73’ünü gerçekleştirir iken, Avrupa’nın payı yüzde 23.2, ABD’nin yüzde 0.1’di. İlk 150 yıl sonunda ve bilhassa 1830-1860 ‘buhar devrimi’ ile Avrupa dünya mal ve hizmet üretiminde payını yüzde 62’ye, ABD yüzde 23.6’ya çıkarır iken, 3. Dünya’nın payı yüzde 11’e gerilemişti. 1978’de Çin’in dünya üretiminde payı yüzde 2’ye gerilemişti. 1950’de ABD’nin dünya üretiminde payı tek başına yüzde 53’tü. Kapitalist Sistem’in, Batı’nın ve Soğuk Savaş’ın en güçlü ‘hegemon’uydu. IMF, Dünya Bankası, OECD, Dünya Ticaret Örgütü, BM ve NATO bazlı bir uluslararası ekonomik çevreyi kendi kontrolünde, büyük titizlikle oluşturdu.
      1980 başında, Atlantik, ABDAB beraberliği dünya mal ve hizmet üretiminin yüzde 52.4’üne hâkim iken, Çin ve Hindistan’ın payı sadece yüzde 5.3’tü. Bugün, aynı Çin ve Hindistan’ın payı yüzde 25’e yükselmiş, ABD-AB’nin payı yüzde 39’a gerilemiş durumda. OECD’nin ‘küresel ekonomi 2060’ raporu, 2030’da Çin- Hindistan ikilisinin payının yüzde 39’a çıkacağını, ABD-AB ikilisinin payının yüzde 30’a gerileyeceğini gösteriyor. 2060’ta Çin-Hindistan’ın yüzde 46’ya çıkacağı, ABD-ABD’nin yüzde 25’e ineceği öngörülüyor. Uluslararası raporlarda, 220 yıl sonra, ‘güneş yeniden doğudan doğuyor’ ifadeleri ile, Asya’nın geri dönüşü konuşuluyor. Atlantik Platosu dibe giderken, Pasifik Platosu’nun yükselişi, küresel ekonomi- politiğin bir numaralı gündem maddesi…”

      • Asya’nın ekonomik yükselişi, demokrasi, hukuk, adalet, insan hakları konusunda bir yükselişi de ifade eder mi ilerde? Göstergeler o yönde değil maalesef. Rusya ve Çin ile onların çevresindeki ülkeler hala dünyanın en totaliter, insan haklarının en fazla ihlal edildiği, en zalim ülkeler. Terchiniz karnınızın doyduğu fakat tüm haklarınızdan feragat ettiğiniz bir yere mi katılmak, yoksa (yine) karnınızın doyduğu ama insanca yaşadığınız bir yerde mi durmak olmalı. Türkiye halkı, AB’yi de bir kısa yoldan zenginlik yolu olarak gördü hep. Halbuki AB bir medeniyet projesi, insan haklarında, demokraside üst standartları temsil ediyor. Türkiye bu değerleri hiçbir zaman değer olarak görmedi ve içselleştirmedi – o yüzden de kapı dışarı edilecek. İlk fırsatta uymakta zorlandığı bu değerlerin hepsini yerle bir etti. Tanımıyorum, kapımızdan bile giremez bu eleştiriler diyerek kendi kendini inkar etti. O zaman layık olduğu yeri, artık hangi 5’liyse, bulacaktır. Bize de üzülmekten başka yapacak birşey kalmıyor.

  11. İnkılap bir hazırlık sonu yapılır. Mustafa Kemal Osmanlıların başlattıkları ve batıların yönlendirdiği inkilaplara kendine göre bir yön vermiştir. İmparatorluk yerine ulusal devleti koymuştur. Dine dayalı devlet yerine ilme dayalı devleti koymuştur. Irka dayalı devlet yerine ulusu koymuştur. Ekonomide devletçiliği esas almıştır. Bunların hepsi daha önce Osmanlılar’da tartışılmış ve Ziya Gökalp tarafından formüle edilmiş şeylerdi.

    Erdoğan inkilap yapacaksa ancak Adil Düzen inkilabını yapabilir. Bugün inkilaplar ilme ve eğitime dayanılarak yapılmaktadır. Yazdığım makalelerde Ak Parti’nin inkilap yapmasını istedim. Bu ancak Adil Düzen İnkilabı olabilirdi. Çünkü bunun hazırlığı vardı. İki başbakana önerdim. Gelin Akevler ile işbirliği yapın dedim.

    Arif Ersoy’u Çorum teşkilatı istediği halde kabul etmeyen bir kadro ile mi inkilap yapacak? Mustafa Kemal İnönü’ye dayanmıştı, Mareşala dayanmıştı, Ziya Gökalp’e dayanmıştı. Erdoğan’ın böyle inkilaplara kalkışması şartları sıfırdır.

    Türkiye’de Türk ordusuna dayanmayan bir yenilik yapılamaz. Biz Cumhurbaşkanımızdan bir şey istiyoruz. On senesini kazasız belasız götürsün. Adil Düzen çalışanları o zamana kadar hazırlanmış olurlar. İnkilap ancak çalışmaya dayanılarak yapılabilir.

  12. Devletlerin ve Milletlerin kaderi ne yazık ki, Devlet yönetimindeki tecrübesi ve basiretsizliği ile tarihe geçmiş liderlerle anılır. Kimileri her alanda zaferlerle taçlandırdıkları hayırla yad edilecek eserlerle, kimileri de arkalarında bıraktıkları enkazlar ve gözü yaşlı ahaliyle tarihin sayfalarında yer alırlar. Adaletle hükmedenler de ahalinin huzur ve refah ile gülen yüzü, Adaletten ayrılanlarda ise fakirlik ve cehaletle gelecekten ümidini kesmiş gerilmiş çökmüş simalar gözlemlenir. Korkma Allah’tan korkandan, kork Allah’tan korkmayandan sözü ne kadar yerinde sarf edilmiş bir cümledir.

  13. Merhaba Fehmi Bey,Khk ile ihrac edilip agac koku yemeye mahkum edilmis bir ogretmen olarak Ögretmenler gununde sizden yasadigimiz bu haksizliklara deginmenizi beklerdim…

  14. Yukaridaki yorumlardan birine binaen yazmadan edemedim. 2004 masalina cemaat mensuplarının hala inandigina inanamıyorum. Zaten yeterli siyasi analiz yapabilmis olsalardı Fetö emellerine alet olurlarlarmiydi?

  15. Karşılaştırma normalde geçmişe baktığımızda yeni bir sistemin kurulmasında danyanin bazı merkezlerinden olur bulmuştur benim göre bildiğim kadar TE bu desteği bulmuş gozukmedigi gibi yıkmaya çalışılıyor onun için bunun başarı sansi yok bir de sen elips dünyaya bak kendin yogumla

  16. Erdoğan,günümüzün yani 21.yüzyıl lideri.churchill ve napoleon nasıl başa geçtiklerini bilmiyorum fakat Atatürk,savaşlar sonrası cumhuriyeti kurup başına geçmişti.Erdoğan ise hep seçilerek,seçimler kazanarak yerinde durabiliyor.yarın olabilecek bir seçim sonucunu da bilemiyoruz.

  17. Türkiye’nin liderliğini üstleneceği bir İslam Ülkeleri Birliği…
    Cumhurbaşkanı’nın aklından geçen bu olabilir.
    Eğer Türkiye, dünyadaki İslam ülkelerine modernleşmenin yolunu açacaksa benim böyle bir senaryoya itirazım yok.

  18. Sayın Koru”nun “burada kesiyorum” deyip noktayı koyduğu yazısı beni kesmedi.Ne niyetle yenilirse,o tadı veren meyve gibidir üstadın Klavyesinden çıkanlar.Konjonktürel olma sevkiyle böyle oluyor diye gireceğim de bilmemki genç editörümüz yayımlar mı?..”Kızıl elma”Halihazır şartlarda artık hayal bile edilemeyecek bir fantezi..”yarım elma,gönül alma” esprisi bağlamıyla asıl diyeceğime geçiyorum.
    24 Kasımda sayın Korudan “bir günün beyliği” özentisi olan Öğretmenler gününün, günümüzperspektivinden değerlendirmesini beklerdik.onbinlere ulaşan cezaevi ve hukuksuzluğun mahkumu öğretmenler,Yüksekten BAKAN ların detay sayıp gözardı ettikleri milyon sayısıyla ifade edilebilecek MAĞDUR ları dertlerini dile getirmesini bekliyordum. “Gizemli” Pansilvanya”ya “elçilik”göreviyle gidişi gibi bu konuda da umulanı şimdiye kadar bulamadımi.Ümidi kesmiş değilim.

    • 24 KASIM
      Öğretmenim,gününüz kutlu olsun
      Siz zindanda,çocuklar aç ise de
      Yürekler dert,gözler yaş ile dolsun
      Kan kusana “kızılcık yedi” densin.

  19. Hayırlı sabahlar Fehmi bey, siz bir şeyın noktası vürgülüne dahi emin olmadan yazan bir yazar olmadığnız için bizede bekleyip görürelim.Fakat Atatürk zamanı şimdiki gibi teknoloji yoktu ve insanlarda zaten harf devrimi ile okuyup yazamaz oldular. Bilim amlarının bir kısmı sürgün edildi bir kısmı da hapisleri doldurdu ve Arkasından istiklal mahkemeleri ile temizlik yapıldı.
    Evet tesbitiniz çok doğru o zamanda kıyıma dindarla ve tahsilli insanlarla başlanmişti şimdide örnekmi ocakmedyada okuduğum bir haber Uygur Türklerinin lideri Çin hükümeti terörist olarak iadesini istiyor bizimkilerde iade ediyorlar terörist dedikleri ayni zamanda dini lider.Fetoya gelince.
    Gülenin yabanci gazeticilere verdiğ raportajinda dinledim.Şimdiki C Başkanı parti kurmaya karar verince ona gidip Rahmetli Erbakandan ayrılıp parti kuracağı fikrini söyleyip destek istiyor ve onun yanından ayrıldıkdan sonra asansörle aşağı inerken yanındaki arkadaşına şunu söylüyor önce bunlardan başlaip bitirmek lazım ve ben bunu yapacam.2004 MKG camaati bitirme kararı aliyor bunuda zaten herkes biliyor çünkü 8 sene sonra ortaya çıktı. Erbakan hocanın sayesinde millet onlari tanidi o bunlarin yol arkadaşı ve hocası idi ne oldu .Şimdi kalkıp Gülencilere bunlar can damarlarımıza kadar sizmişlar biz bunları taniyamamışız.Peki daha bunlardan yardim istemeye gittiklerınde bunlara ne yapacağını biliyordun vede daha iktidarin ilk yıllarında bunlarla mücadele kararı aldığıniza göre nasıl buna bizlerin inanmamizi istiyorsunuz?
    Bizde soriyiruz.Gülen szin ayağiniza kadar geldi biz sani desdekliyelimi dedi?Siz gittiniz.
    Hakan Şükrümü gelip beni millet vekili yap dedi?Kendiniz yapitınız sonrada darbeyi bahane edip milleti hapiahanelere sorgusuz sualsiz tika basa doldurup, öğrencileri öğretmensiz,hastalari doktorsuz çocukları aç susuz babasız ve annesiz birakip acilar ile birlikde açlığa mahküm edip bahaneniz hazir bunlar fetocu babalari anneleri kalem ve kitaplari ile darbeye kalikip bizi öldürecektiler gitsin ağaç kökü yesinler.
    Gerçekten milleti bu kadar aptalmi saniyorlar? Şimdide bir vidiyo ortaya çikardilar darbe gecesi televizyonlarda görüntüsü kötü diye yayinlamamişlar iki vidiyo arasında 35 dakikalik bir fark var birinde C Başkanı Beyaz gömlek benekli. bir kiravat diğerinde mavi gömlek düz bir kravat takmış. zaman.

    • Yukardaki yorumumun bir kismi silinmiş yeni fark ettim Cumhuriyet kurulduktan sonra olanlari siralayip bu gün daha rejim değişmeden bunlar oliyorsa diye sorgulamişdim.

    • Sn. Nurdan Hn.
      Madem Erdoğan destek istedi, Gülen de Erdoğan’a destek vermek zorunda değildi..
      Şükür de vekil olmak istemiyorum deseydi.
      Sanki Erdoğan’ın bütün oylarını onlar verdi. Onların oyu olmasa iktidara gelemez miydi?
      Erdoğan, Gül ve ekibinin emeklerini ve hizmetlerini görmezden geliyorsunuz.
      Kim diğerinden daha çok faydalandı acaba?
      Gülen’in yüzde bir buçuk oy ile sahip olduğu iktidarın nimetlerini bir daha görebilmesi mümkün değil.
      Bu musibetin Gülen’in yediği kul haklarının sonucu olduğunu düşünüyorum. Kendi cemaati dışında olanlar da Allah’ın (c.c.) kulu. Gülen’in kendisine inanan ve seven insanları ateşe attığını düşünüyorum.

      Kula bela gelmez Hak yazmadıkça,Hak bela yazmaz kul azmadıkça
      Hak kulundan intikamını yine kul eliyle alır, Bilmeyen bunu kul yaptı sanır.

      Darbe başarılı olsa, darbeyi gerçekleştirenler diğerlerine nasıl davranırdı acaba?
      Allah’tan (c.c.) Ülkemize ve bölgemize barış ve huzur diliyorum.

  20. Mukemmel olmus
    Alternatif lider varmidir su an fetoya yada yandaslarina ulkeyi terketmeyecek?
    Bugun yeminle soyluyorum acaba fehmi bey ataturk hakkinda ne dusunuyordur diye aklimdan gecti
    Sizi ne kadar sevdigimi bilin
    Ahmet bey lutfen kesmeyin beni
    Geceleri uyumuyorum ilk yorumcu olmak icin
    Ama butun emeklerimi bosa cikariyorsun kac gundur bir tane yorumum yok
    Bizede demokrasi lutfen

  21. hiç ama hiç şüphem yok. bir süre daha terör darboğazından geçeceğiz, ekonomi çalkantıları olacak, pek çok hainle daha mücadele edilecek ama bu ülkenin yarınları dününden daha parlak olacak…büyük ihtimal dünya tekrar iki kutuplu bir çizgiye oturacak ve türkiye çok az ülkenin sahip olduğu bir dengeye sahip olacak…

    dün Şangay işbirliği örgütü enerji klübünün 2017 dönem başkanı türkiye oldu. sabah erken saatlerde adana saldırısı gerçekleşti. el bab ta türk askerlerine saldırı oldu.
    gerçekten çok acı bir dönemden geçiyoruz. Allahtan devletimize milletimize birliğimize güç kuvvet vermesini dilerim. kandan kötülükten felaket tellallığından beslenenlerin ellerine geçecek olan bizzat kendi elleriyle kazandıkları olacaktır hem bu dünyada hem de sonrasında…

  22. Her şey gözümüzün önünde cereyan etti. Doğru,parti kurucularından bir çoğu şimdi
    başka yerde.

    Bunların bir çoğu kendi yolunu kendi belirledi.
    Örneğin,A.Şener,medyanın dolduruşuna geldi
    ve ayrı bir yol tutturdu,parti kurdu ama bir varlık gösteremedi.

    E.Mumcu,hakeza öyle.

    Şahsen, B.Arınç’a toz kondurmazdım,hala da
    saygı duyarım.Velakin geriye dönüp baktığımda FETÖ ile mücadelede ayakbağı
    olduğu kanaatine varıyorum.Zaten kendisi de
    15 Temmuz’dan sonra yanıldığını itiraf etti.
    Mit krizi ve 17/25 Aralık komplosundan sonra gerçeği anlayıp Erdoğan’a ayak uyduramaması O’nun açısından bir noksanlıktır.

    Bu şekilde daha başkaları da var.

    Öte yandan bir partinin kadrosuna yeni isimlerin katılması,yorulanların kenara çekilmesi de normal karşılanmalıdır.Aksi
    takdirde gelişme durur.

    A.Gül’e de haksızlık yapılmadığı kanaatindeyim.Kendisi uzun yıllar Dışişleri
    bakanlığı yaptı. Başbakanlık,Cumhurbaşkanlığı yaptı.Bir siyasinin gelebileceği her makama
    geldi.Dolayısı ile,partim,benim kıymetimi
    bilemedi deme durumunda değil sanırım.
    Kıymeti bilinmese o makamlara getirilmezdi.
    Kendisinin de o makamlara layık olduğu hususu bahs-i diğerdir.15 Temmuz kalkışması karşısında dik durdu.Ancak bir
    seçmen olarak,A.Gül’ü 30 Mart,7 Haziran ve
    Kasım seçimlerinde miting alanlarında görmek isterdim.Partide hiç bir görevi
    olmasa bile.

    Ahmet Davutoğlu’na da bir haksızlık yapıldığını düşünmüyorum,kendisini çok
    sevmeme rağmen.O da Türkiye Cumhuriyetinin 26.Başbakanı olarak tarihe
    geçti.Biz kendisine,O da milletine ve partisine
    teşekkür borçlu.

    Vefa konusunda sitem edilecek olan Erdoğan değil,parti ile bir şekilde yollarını
    ayıranlar olsa gerektir.

    Elbette partide FETÖ kalıntılarının bulunma
    ihtimali üzerinde titizlikle durulmalıdır.Byloc
    kullanıcıları varsa ayıklanmaları elzemdir.

    Hülasa parti içinde bu yönlü bir araştırma ve
    sonucuna göre bir ayıklama yapılmasında hiç
    bir fevkaladelik bulunmamaktadır.

    • “Fetö kalıntılarına, By-Lock kullandıkları iddia edilen 4 Bakan ve 80 civarında milletvekili de dahil edilecek, Yan siyasi protez takılacak mı? Sütten çıkmış ak kaşıt bile yüzde yüz temiz olmayabilir, bir kıl veye bakteri bulunabilir.

      Biat kültürü sonucu olan partizanlıkla söylenenler gerçekleri yansıtmadığı için, bumarenk etkisi yapması kuvvetle muhtemeldir. Bari “o kadarcık kusur kadı kazında da olur” obsiyonuna yer veribilse..

  23. eğitim, ekonomi, askeri güç gibi alanlarda enaz bir fransa dengi olamadıktan sonra boş bence liderlerin konuşmaları (gelecek ideal planları vs.), us,eu,ru gibi devler le planlarını bozmak için ne ekomomik alanda ne askeri alanda ilerlemiyoruz ki, dünyada ne değişecek.
    biz halkı müslüman olduğu halde yönetim modeli laik olan bir ülkeyiz tuhaf değilmi, yüzlerce asırlık mirasa bakın, şuanki devlete bakın kendi atalarımızın kitaplarını okuyamıyoruz.
    hangi alanda kime ne vadediyor ki türkiye, daha kendi içinde barışık bir toplumu bile yok, düşünen insanları ya hapiste ya dışarda, hiçir fikri dinlemeye bile tahammül yok.

    kısacası, dünyadaki mevcut düzene denge getirecek bir islam ülkesi gerekiyor asıl mesele budur, yoksa batı güya medeni görünümlü bu haliyle arka planda o eski ama hala var olan kapitalist vahşi katı vicdanı ile müslüman ülkeleri kan gölüne çevirmeye devam edecek gibi görünüyor. (biz kendi özümüz olana dönmedikçe)

    proje çeteler, proje adamlar, siyasiler üretip ülkelerle at oynatıyorlar. yüzlerce yıl tarihleri katliamlarla dolu batıdan bir çare aramak boşunadır. ne asya münafıkları ne batı dinsizleri bizleri bir yere götürmez artık bi anlasa şu toplumu yöneten liderler.

fatih için bir cevap yazın İptal