Filmler ve günümüz gerçekleri… 60 milyon ölümden sorumlulara ne oldu?

21

15 Temmuz darbesini yerinde izlemek için askeri üsse kadar gelmiş sivil lider kadrodan Adil Öksüz ortada yok…

‘Darbenin 1 numarası kim?’ hiç görünmediği için bilmiyoruz…

‘Akıncı Üssü’ o gece bir sırlar âbidesi olarak duruyor; ancak orada saatlerin nasıl geçtiği ile ilgili anlatımlar bir türlü çelişkilerden kurtarılamadı…

New York Times’ta çalışırken ülkemizde de bulunmuş bölgeyi iyi bilen Amerikalı gazetecilerden Dexter Filkins, daha dün, New Yorker dergisinde, ‘Türkiye’nin 30 Yıllık Darbesi’ başlığıyla konuyu etraflıca ele alan geniş mi geniş bir yazı yayımladı; bir yerinde “Sabırlı olun, zafer yakındır” sözünün Gülen’den nakledildiği bir yazı…

‘2. dalga’ ihtimalini bir kez daha akla düşürüyor…

Görüştüğünde, bir yıl önce, Filkins’e şunları söylemiş Gülen, o yazıdan öğreniyoruz:

“Size garip gelebilir, ama öldüğümde unutulmak istiyorum. Mezarım da bilinmesin. Huzur içinde öleyim, öldüğümden kimsenin haberi olmasın, bu yüzden cenaze namazımı da kimse kılmasın. Keşke kimse beni hatırlamasa…”

Az önce göz attığım Hürriyet’te, karşıma, “Gülen’den sonra onun yerine şu mu gelir, yoksa bu mu?” diye spekülasyonlara yer verilen bir haber çıkmasın mı?

‘Komplocu’ olsam ‘bir el yapıyor’ diyeceğim, ama…

Bunu ‘bir el’ mahsus mu yapıyor, yoksa gerçekten tamamen her şey tesadüfen mi oluyor?

Hani birilerinin ‘komplocu’ dediği türe sempati beslesem “Bizi eğitmek için” diyeceğim, ama… Bereket öyle biri değilim.

Önceki gün, Digiturk dijital platformunda karşıma henüz ömrü 1 yılı bulmamış halde kültleşmiş ‘politik filmler arası’na katılan ‘Our Brand is Crisis’ (Markamız Krizdir) filmi çıkmıştı da burada ondan size söz etme ihtiyacı duymuştum; dün gece, bu defa D-Smart platformunda, yıllar öncesinin ‘kült yargı filmi’ unvanını tereddütsüz kazanmış ‘Judgement at Nüremberg’ (Nürnberg Mahkemesi) ile karşılaşmayayım mı?

Dünyanın başına açılmış en büyük belâlardan biri 60 milyon insanın hayatını kaybettiği İkinci Dünya Savaşı’dır. Belânın merkezinde Adolf Hitler tarafından belirlenmiş Nazi ideolojisi durur. Savaş biter, sıra ondan sorumlu olanlardan hesap sormaya gelir, ancak Hitler ile her zaman onun yanında bulunmuş ana kadrodan Joseph Goebbels ve Heinrich Himmler, kendi elleriyle hayatlarına son verdikleri için, ortada yoktur.

Yine de ‘sorumlu’ olduğuna inandıkları kişileri yargılamak ister ülkenin en geniş bölümünü işgal altında tutan Amerikalılar…

Naziler yargı önünde...
Naziler yargı önünde…

Yargı önüne çıkardıkları 185 kişi içerisinde 16 da yargıç ve savcı vardır…

‘Judgement at Nüremberg’ Hollywood’un o yargılamaya katkısı olarak çekilmiş bir film.

Film deyip de geçmeyin

Savaş 1945 yılında bitmiştir, ancak ‘suçlu’ sayılanların ‘insanlığa karşı suçlar’ gerekçesiyle yargılanmaları 1947 yılını bulur.

Nazi rejimi ‘ırkçı’ bir yaklaşımla ‘üstün ırk’ olmadığına inanılan azınlıklara onları yok etmeye kalkışacak kadar karşıdır; milyonlarca Yahudi toplanma kamplarında tutulur, savaşın sonlarına doğru da zehirlenerek öldürülür.

‘Aryan’ dediği kendi ırklarına da yumuşak davranmaz Naziler; aklından zoru olduğuna inandıklarını hadım etme operasyonlarına maruz bırakırlar…

Film işte bu uygulamalara uygun kararların alındığı mahkemelerde görevli 1 savcı ile 3 yargıcın yargılanma sürecini işler…

Yargıçları savunan avukat, “Ne yani, uygulamaları için çıkarılmış yasaları uygulamayacaklar mıydı?” tezini işler: O insanlar vatanseverdir… Ülkelerinin en iyiye lâyık olduğuna inanmışlardır… Zaten Hitler de, ne yaptıysa aynı amaç için yapmış, bir dönem başka ülke liderlerinin gıptayla baktıkları başarılara imza atmıştır.

“Churchill, bir defasında, ‘Keşke ben de Hitler kadar akıllı ve kararlı biri olsam’ bile dememiş miydi?” diye sorar avukat. Sovyetler Birliği ve İngiltere, genişleme amacıyla komşu toprakları işgale başladığında Almanya, Hitler ile ‘saldırmazlık paktı’ imzalamamışlar mıydı? Vatikan, daha 1933 yılında, Hitler ile aynı çizgiye geldiğini bir anlaşmaya taraf olarak ilân etmemiş miydi?

Avukat, “Eğer gerçekten bir yargılama olacaksa ‘suçlular’ arasında onların ve onlardan faksız başkalarının da oturuyor olması gerekmez miydi?” diye de sorar…

Film bu...
Film bu…
Bilmiyorduk… Bilsek bile bu kadarını asla…

Filmin en can alıcı sahneleri ise, ülkede bu kadar yanlışlar yapılır, insanlar ‘azınlık ırk/din üyesi’ oldukları için evlerinden alınır, kamplara tıkılır, başkaları geri-zekâlı denilerek iktidarsızlaştırılır iken, sıradan Almanlar’ın bu yapılanlara neden itiraz etmediği sorusu etrafında geçer.

Kimileri “Biz bilmiyorduk” mazeretine sığınır, bazıları “Bilsek de bu boyutta olduğunun farkında değildik” diye kendilerini savunurken, filmde, Burt Lancaster’in canlandırdığı, kendisini savunan avukatın müthiş hayran olduğu yargıç Ernst Janning karakteri, kalkar, “Evet” der, “Hepimiz suçluyuz; neler olup bittiğini anlamamak mümkün değildi; Hitler ve avanesi ülkeyi aşırılıklara sürüklerken sesimizi çıkarabilsek, güçlü bir biçimde itiraz edebilsek, bu hallere düşmezdik…”

Nefes almadan izledim uzun mu uzun filmi dün gece…

Yargılananlardan biri, Nürnberg Mahkemesi yargıcı, yüzüne karşı, “Müebbet hapse mahkûm edildiniz” hükmünü okuduğunda, “O kadar uzun içeride kalacağımı sanmam” der. Avukat da, artık ülkesine dönmeye hazırlanan Amerikalı yargıca, “İsterseniz iddiaya girelim” der, “Beş yıl sonra içeride kimse kalmayacak…”

Film biter, ardından akan satırlarda, “Biz bu filmi çevirdiğimiz şu günlerde (1961 yılı) Almanya’daki cezaevlerinde tek bir Nazi suçlusu kalmadı” yazısı okunur.

Etkilendim, uyku basmasa o etkiyle oturup yazabilseydim, sabahın köründe kaleme aldığım şu yazıdan çok daha heyecan verici bir metinle karşınıza çıkabilecektim.

Heyecanım şundan: ‘Nürnberg Mahkemesi’ hiç kuşkusuz bir propaganda filmi; bunu saklamıyor da… Ancak yaptığını efendice yapıyor ve etkisi de bundan. Senaryoyu kotaran konusunu iyi biliyor ve saptırmaca yoluna kaymıyor. Başrolleri Spencer Tracy, Burt Lancaster ve Marlene Dietrich gibi ustalara bırakıyor. Judy Garland bile var filmde, küçük sayılabilecek bir rolde…

İzlerken aklımdan 1960 darbesi sonrasında DP kadrosunu yargılamak için kurulan Yassıada Mahkemesi geçti… 12 Eylül (1980) darbesi sonrasında açılan MSP ve MHP başta olmak üzere çeşitli siyasi mahkemeler… Şu yakınlarda tanık olunan Silivri Mahkemeleri de…

Vahim olaylara verilen ilk tepkiler ile o olaylara sebep olanların yargılanma süreçleri ve cezaevi safhaları çok farklı oluyor.

“Olmuyor” diyeceklere, henüz erişilmesi mümkünken, D-Smart-Go dijital platformu üzerinden ulaşıp bu filmi izlemelerini tavsiye ederim.

ΩΩΩΩ

21 YORUMLAR

  1. Fehmi Bey hala ne dusundugunuzu soylemeden calinin etrafindan dolasmayi tercih ediyorsunuz. Bir de gercekten nerede duruyorsunuz, acaip muallakta.

    1- Surekli yazilarinizda Akinci Ussundeki olaylarin akisinda netlik olmamasina, Adil Oksuze dokundurup duruyorsunuz. Ne yani, ters birseyler mi var? Varsa neden yazmiyorsunuz? Taha Kivanc Taha Kivancligini bu tarz gazetecilikten kazanmadi mi? Yoksa bu darbe tiyatro demek istiyorsunuz da cesaret mi edemiyorsunuz?

    2- Yazilarinizda bati medyasina referans veriyorsunuz siklikla. New Yorker daki makaleyi sonuna kadar okudum. Hersey bizim bildigimiz olaylarin bir akis ozeti. Makale de ahim sahim birsey yok. Sizin quote ettiginiz seyler de gayet normal cumleler.

    3 – Artik lafi dolandirmayi birakip Gulen olecek ya da Gulen ortadan kaybolmayi planliyor yazabilmelisiniz. Bundan korkmaniza gerek yok.

    • nerede olduğunu ya da hangi tarafta olduğunu ne yapacaksın ki söylediklerinin doğru olup olmadığına ona göre mi karar vereceksin mesela ben tarafsızım hayatta hiç bir tarafta olmadım çünkü kendi fikirlerimle birebir örtüşen bir fikir bulamadım insanlar tarafsız da olabiliyor yani öyle de yaşana biliyor ben denedim mesela

  2. ABD nin küresel projesi 40 yıl sonra çöktü. Algı ve inkarla nereye kadar bu örgüt yaşayabilirki?
    Cemaati yakından tanıyan biri olarak küçük yaştan itibaren devşirilip kripto karekterlere dönüşen
    üyeler ıslah olmazlar.

    SIZMADIKLARI SİYASİ PARTİ VE KURUM KALMADI,SATIN ALMADIKLARI LİBERAL,SOLCU,SAĞCI
    GAZETECİ KALMADI. MASONİK ÖRGÜT TASFİYE EDİLMEZSE YARIN BAŞKA FORMATTA KARŞIMIZA ÇIKACAKTIR.

  3. Her şey güzelde mademki mahrumiyetlerden haksızlıklardan bahsediliyor. O zaman
    – Sınav soruları çalınarak veya başka yollarla birilerine verilirken binlerce mağdurun hakkını kim savunacak
    – Daha önceki mahkemelerde kumpasla yargılanıp mahkum edilenlere haklarını kim verecek
    – Ve en önemlisi hayır hasenat amacıyla hayırsever insanlardan toplanan bunca himmetlerin gittiği yeri kim bilecek
    Bütün bunları söylerken lütfen okuyanlar beni af etsin çünkü ne bilim adamıyım nede uzman biriyim sadece bu olayların sonucunda dilekçenin nereye verileceğini biliyorum.

  4. “3. “Sabırlı olun, zafer yakındır” cümlesi ise, bana, çaresizlik içerisinde tabanını artık tutamaz hale gelmiş birinin herkesten önce kendini teselliye çalışan sözleri olarak gelmişti. Sanırım okuyan pek çok kişiye de öyle gelmiştir.”
    Keske bu aciklamayi yaziyi yazarken yapsaydiniz altta amerikan filmlerini anlatmaktansa
    Bence bu aciklamayi yazida yapsaydiniz alt ta ki film aciklamalari yaziya ters duserdi
    Keske butun yazilariniz yaptiginiz yorum kadar acik olsa sevgili Fehmi abi
    Bekir ve ben seni anlamakta zorluk cekiyoruz
    Acaba benim turkcem mi zayif

    Fehmi bey cok ozel e de kacmayan bir soru
    5 cocugunuzdan hicbirini fethullah okullarina vermediginizi galiba siz yazdiniz
    Acaba neden diye sorabilirmiyiz
    -bir onceki yazinizda turkiye rusya yakinlasmasina degindiniz biraz da hosnutsuzlukla?
    Yoksa bana mi oyle geliyor
    Tabiiki rusyayla yakinlasmak abd ve bati ile cekisme anlamina gelmemesi lazim ama bizimkiler maalesef konusmayi cok seviyor
    Halbuki bunu dostluk icin baris icin arabuluculuk icin yapiyoruz diyebilirlerdi fevkalade
    Bir tarafla yakinlasmak diger tarafla kavgaya ve dusmanliga neden vermemeli.
    Kaldiki rusya bizim en yakin ve en buyuk komsumuz kesinlikle herturlu isbirligine girmeliyiz
    Ama bunu yaparken tarihten ders almaliyiz
    Suriye turkiye yakinlasmasi: biranda turkiye siyasetcilerinin aklina samda cuma namazi kilma fikrinin sokulmasi ve esad la baslayan dusmanlik
    Bu bir ders olmali bize
    Savastan encok zarargoren taraf olduk maalesef.
    Gelelim adil oksuz konusuna
    Tek sivil darbeyi yoneten demissiniz
    Maksadim kimseyi hedef almak degil
    Burasi demokratik tartisma platformu diye dusunuyorum yazdiklarinizdan ve iceriye atilamlarin cogunun ne kadar haksiz yere iceri de olduklarindan behsettiginize dayanarak.
    Adil oksuz sindilik bir muamma
    Ama fetonun yaninda idi bu adam yillarca
    Benim takildigim konu ve sizinde gozatmanizi istedigim bir youtube videosu
    “Keske su an albay olsaydim, professor olacagima.
    Once dibe vuracagiz, imamlar yandaki cami avlusuna bile cikmaz ezan okumak icin darbe olsa su an ” etc, diyen profesor neye dayanarak bu kadar emin konusabiliyor bu adam adil oksuzden daha mi az degerli sizce osman ozsoy? bu konu neden hicbir kalem tarafindan ele alinmiyor cok ilginc.
    Saygilar

  5. Fehmi abi, yazılarınızı beğenerek okuyorum fakat filmlerden felan bahsediyorsunuz sıkıcı oluyor. biraz daha ırak suriye üzerinden yazılarınızı devam ederseniz çok sevinirim. Pek çok selam ve dua ile.

  6. 1. Öteden beri, benzer olaylarda başka ülkelerde yargılananların, ya da suçlananların çok az olduğunu, bizde ise 15 Temmuz’dan dolayı çok fazla kişinin suçlandığını söylüyorsunuz, yazıyorsunuz.

    12 Eylül darbesinden dolayı bizde de hayatta kalan 2 darbeci yargılandı: Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya. Ölmeselerdi bunların yanına üç kişi daha eklenebilirdi. Çünkü 12 Eylül emir komuta zinciri içinde yapılmış bir darbe idi. Ve darbenin sorumluluğunu üstlenen 5 kişilik bir Milli Güvenlik Konseyi vardı.

    Demek ki darbe girişimi ve benzeri olaylarla ilgili olarak dışarıdan örnekler aramaya gerek yok.

    15 Temmuz, 12 Eylül gibi değil. Bakıyorsunuz bir sivil, genarallere emir veriyor. Ve örgütün tamamı, öğretmeniyle, hakimiyle, savcısıyla, tüccarıyla… topyekün bir hedefe kilitlenmişler ve hedefe birlikte yürüyorlar. Hep birlikte 15 Temmuz’a giden yolun taşlarını döşemişler. Ve başarının kesin olduğuna inanmışlar.

    Şimdi devlet, bu örgüte destek olanlarla birlikte çalışmak istemiyor. Çünkü bir 15 Temmuz daha yaşamak istemiyor. Destek olanlarda bir pişmanlık
    alameti yok. Hala zafer beklentisi içerisindeler. Sonuçta devlet bunları idam etmiyor. Sadece ben sizinle çalışamam diyor. Suç şüphesi fazla
    olanları da tutuklu yargılıyor.

    2. Aşağıdaki Gülen güzellemesinin yazınız içinde niçin yer aldığını anlayamadım:

    “Size garip gelebilir, ama öldüğümde unutulmak istiyorum. Mezarım da bilinmesin. Huzur içinde öleyim, öldüğümden kimsenin haberi olmasın, bu yüzden cenaze namazımı da kimse kılmasın. Keşke kimse beni hatırlamasa…”

    3. Hala“Sabırlı olun, zafer yakındır” mesajının verilmesi, ve taraftarların buna inanması kamudaki ayıklamayı haklı hale getirmiyor mu?

    • Sn Fikirlioğlu,

      1. Her gün bir grubun daha ‘Bylock’ ile irtibatlanıp gözaltına alındığı, her an ya Irak’ta ya da Suriye’de savaşa girebilecek, doların değerinin tarihi rekora ulaştığı, bir yandan da ‘başkanlık sistemi’ için referandum hazırlığına girilen bir ülkede yaşıyoruz. Bu durum sizi rahatsız etmiyor mu?
      Elbette kim sorumluysa ve kimler o sorumlu kişilerle çeteleşip darbe girişimine destek olduysa veya hala ‘2. dalga’ beklentisi içerisinde olanlar varsa cezasını çeksin; ama ‘hukuk devleti’ ilkeleri zedelenmeden.
      Bir örnek olsun diye yazıyorum: Öğretim üyeleri, Adil Öksüz değillerse, darbede ne gibi bir rol oynayabilirler? Kaç öğretim üyesi 15 Temmuz sonrası ‘FETÖ’den tutuklanıp cezaevine kondu, kaçı görevinden alınıp sokağa bırakıldı bilebiliyor muyuz?

      2. Sizin ‘Gülen güzellemesi’ dediğiniz cümleler gerçekten size güzel mi geldi? Bana ise tam tersine sorunlu bir zihin mesajı gibi gelmişti. Cenaze namazının bile kılınmamasını istemek…

      3. “Sabırlı olun, zafer yakındır” cümlesi ise, bana, çaresizlik içerisinde tabanını artık tutamaz hale gelmiş birinin herkesten önce kendini teselliye çalışan sözleri olarak gelmişti. Sanırım okuyan pek çok kişiye de öyle gelmiştir.

      Yorum yazma zahmetine katlandığınız için teşekkürler…

      Fehmi Koru

      • Sayın Koru,

        Cevap verme nezaketini gösterdiğiniz için ben de teşekkür ederim.

        “Güzelleme” dediğimiz şey 3 şekilde yorumlanabilir:

        a)Karşımızdaki şahıs şöhret meraklısı
        değil,unutulmak isteyen,öldüğünün
        bile duyulmasını istemeyen biri.Dolayısı
        ile Türkiye’de olanlarla hiç bir alakası yok.Türkiye’deki işleri çevirenler başkaları.

        b)Sizin baktığınız açıdan,cenaze namazının kılınmasını bile
        istemeyen tuhaf biri.

        c)Yaptığı,işlediği,sebep olduğu cürümlerden dolayı,unutulmak isteyen,
        kendini unutturmak isteyen biri.

        Bu üç şıktan a maddesi güzelleme
        olarak düşünülebilir.Şahsen bana bunu
        düşündürdü.Size başka türlü bir çağrışım yaptırmış olabilir.Hangi
        niyetle yazdığınızı elbette siz benden
        iyi bilirsiniz.

        Genellikle katılmadığım, eleştirmek istediğim konularda yorum yazıyorum.
        Bu tavrım F.Koru’nun her yazdığına
        karşıyım anlamına gelmez.

        Fehmi Koru’yu 1970’li yıllarda Mavera
        dergisinde müstear isimle yazdığı
        yıllardan beri takip ederim.

        28 Şubat’ta imam-hatiplilere yapılmak
        istenen haksızlığın farkına ilk varanlardan olduğunuzu da unutmadım.

        Saygılarımla.

  7. Yapılan zulumler mağdurlar mazlumlar mala mulke çökmeler insansak eğer hangi tarafta olduğunu ispat etmeye fazlasıyla yetiyor. Darbeyi kimin yaptığı net degilken kime yaradığı da ortada iken mevlam gorelim neyler demekten baska care yok

  8. Enine boyuna inceleme yapmadan görevinden açığa alınanların sayısın artması bu işin sulandırıldığının bir göstergesi herhalde diye düşünüyorum.
    İşin cılkı çıkıncaya kadar sulandırırlarsa sonunda altında kalırlar.
    Darbeye karışanları ayıklamaya çalışanların Allah yardımcısı olsun.
    Darbenin vuku bulmasını fırsat olarak görenler dizginlenip yaptıkları haksızlıklar engellenmezse işin sonu pek hayırlı gözükmüyor.

  9. Fehmi Bey, sizin izlediğiniz ‘Nürnberg Mahkemesi’ yabancı bir film. Yapılacak ‘Sincan Mahkemesi’ de belki ileride sinemaya aktarılır, ancak bu yapımcıları ve oyuncuları yerli olan bir Türk filmi olur.

    Eski ABD Başkanı Bill Clinton 1998 yılında, Monica Lewinsky ile olan ilişkisini yalan söyleyerek gizlemekten dolayı suçlanan bir Başkan oldu. Clinton Beyaz Saray’da aşk yaşadığı için suçlanmadı, bunu yaptığı halde inkar edip yalan söylediği için suçlandı ve yargılandı. Zira bir ABD Başkanı kendi halkına yalan söylerse artık güvenilmez duruma düşer, başka konularda da yalan söyleyebileceği kanaati oluşur ve bu durumda Başkanlık yapamaz. Sonunda tüm halktan bu ilişki yüzünden özür diledi ve ABD senatosunda yapılan yargılama sonucunda aklandı, işine devam etti.

    Ahlakın birçok boyutu olduğunu hepimiz biliriz. Bunlardan birisi de ‘doğruya doğru yanlışa yanlış diyebilmek’ ahlakıdır. İslam kültüründe buna ‘Hak’kı teslim etmek’ diyoruz. Türk Milleti’nin en büyük ahlaki zafiyeti ‘Hak’kı teslim etmek’ konusunda gösterdiği kaypaklıktır. Bu zihniyette sağcı-solcu, dinci-laik, asker-sivil, parti-cemaat fark etmiyor. Arada istisnalar olsa da ‘istisnalar kaideyi bozmaz’ ilkesi geçerli oluyor.

    Bence zamanımızı daha iyi değerlendirmek için böylesi temel konular üzerinde durmamız gerekiyor. Zira ‘Hak’kı teslim etmenin pek de önemli olmadığı’ bir toplumda Nürnberg veya Sincan veya Yassıada mahkemesi olmuş bir şey değişmez. 5 kere 5’in 25 edip etmediğinin dahi çıkarlara ve ideolojilere tabi olduğu bir toplumda ne söylesek boş.

  10. salam. sualım odur ki, 1961-də kimsə içəridə qalmadısa, onlara nə oldu? öldülər mi? yoxsa lazımsızlar öldü, digərləri başqa işlərə cəlb olundu? əsas kadronun taleyi barədə dəlili olan varsa təqdim etməsini xahiş edirəm.

  11. Fehmi bey,bırak şu film merakını da birazda, Türkiye”de daha önce de seyrettiğimiz vizyondaki FİLİMden bahset diyecektim ki, bahsediyorum ya!.. dediğinizi duyar gibi oluyorum. “Anlayan arif gerek”demişler, arifliğim yoksa da, Fehmi beyi okudukça analitik düşünmeğe ısınıyoruz gibi.
    Fehmi bey de haklı, açık-seçik gerçekleri görmemek için gözlerini yuman bu toplumda “kime söylersin ey dalmışlar” demişti Necdet Rıfat Evrimer merhum..

  12. Benim de aklıma hiç yargılanmadan 100.000 e yaklaşmış tasfiyeler ve dahi hiç yargılanmadan 30.000 küsuru geçmiş tutuklamalar. İşkenceler, sözde intiharlar ve dahi adeta bir lütuf olan DARBE ile tongaya düşürülmüş Anadolu sermayesi ve masum insanlar! Evet zafer yakındır çünkü hep zafer masumlarındır…

    • 241 tane şehit, 2 bin kusür yaralı, 70 kusür milyon travma yaşamış insan, itikadlarını sakatladığınız yüzbinlerce insanla karşılaştırıldığında, dünyadaki hesap gününden çok, öteki dünyadaki hesap gününe hazırlanmanız gerektiğini ihtar ederim. Orada kandırılabilecek, algı yönetimi yapılabilecek, lafları eğip bükerek yalan söylenebilecek, yalanları tevil edip haklı çıkalabilecek, yargılama olmayacak. Zalimler için yaşasın Cehennem ve mutlak zafer yalnız Allahındır.

      • Boyle yorumlari cok seviyorum – Ona haksizlik yaptigima inanip, bendenizi bosamakta olan muhterem karim da benden nafaka almak yerine, “Zalimler icin yasasin Cehennem” diye bir slogan atip yakami biraksa ne hos olurdu… (Cehennem’in ne oldugu, orada mi burada mi olduguda ayri bir konu tabii.)

  13. “Hani birilerinin ‘komplocu’ dediği türe sempati beslesem “Bizi eğitmek için” diyeceğim, ama… Bereket öyle biri değilim” ifadenizin sonuna ünlem veya üç nokta koymayı galiba unutmuşsunuz.

YORUM YAP