Dünya.. Çevremiz.. Ülkemiz.. Dengeler çözülmeye yüz tutmuşken AP ve dolar.. Söyleyeceklerim var..

34

 

İki olay birden: Avrupa Parlamentosu’nun (AP) zaaflarını ileri sürerek Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile ilişkisinin dondurulmasını oylaması… Merkez Bankası’nın (MB) aldığı piyasaları yatıştırıcı karara rağmen doların değerinin dur durak bilmeyen yükselişi…

Oysa şimdi Fenerbahçe’yi, ‘cep herkülü’ Miroslav Stoch’un ve Simon Kjær’in jeneriklik gollerini yazmak vardı.

Elimiz mahkûm, AP ve MB’yi yazacağız.

Avrupa dost mu, düşman mı? DNA’mız ne diyor..

Avrupa ile ilişkilerimiz evvel eski sorunludur bizim. Topraklarımızda gözleri olduğuna inanmışız.. bunu engelleyici bir çare olarak yakınlaşmaya çalışmış, padişahımızı (Sultan Abdülaziz) ve veliahtları (Murat, Abdülhamid ve Yusuf İzzeddin’i) Fransa, İngiltere ve Avusturya’ya ziyarete göndermişiz..

Yine de gelmiş ve bizi Anadolu’ya hapsetmişler..

DNA’mıza kazınmıştır bu tarih bilgisi bizim.

İlişkilerimizde yukarıdaki DNA özetinde de yer alan iki yaklaşım hep görülmüştür: Bazen yaklaşarak, aramızı iyi tutmaya çalışarak, onların içinde yer aldığı kurumlara üyelik peşinde koşarak.. Bazen de, ne yaparsak yapalım hiddetlerini gidemeyeceğimizi düşünüp, onların anladığı dil olduğu inancıyla meydan okuyarak…

AK Parti’nin artık 15 yıla dayanan iktidarı içerisinde bu iki yaklaşımı da gördük: Daha önceki iktidarların yolunu kapadığı AB üyeliğinin yapı taşlarını döşeyerek 17 Aralık 2004’te ‘tam üyelik müzakerelerine geçme’ iradesini gösteren AK Partili hükümetti… Şimdi de ‘Şanghay 5’lisi’ ile güç dağılımı peşinde koşup AB’ye ve liderlerine meydan okuyan da yine AK Parti hükümeti…

Aslında aynı partinin iktidarında farklı tavır sergilenme görüntüsü olmasa daha kolay kabul edilebilecek iken, vaktiyle farklı şimdi daha farklı davranışı benzer kişilerden görmeleri Avrupalıları şaşırtıyor…

Bir: DNA’mızda kazılı olanı bilseler şaşırmazlardı; orada yazılanlar her zaman depreşip üste çıkabiliyor çünkü…

İki: AK Parti’nin 2002 ile 2011 arasında farklı şimdi ise daha farklı bir yapıya sahip oluğunu zaman zaman unutmasalar yine şaşırmazlardı.

Şimdi DNA’nın fena halde etkilediği bir yapı hâkim AK Parti’ye ve bu sebeple kendimize Avrupa dışında müttefikler arıyoruz.

Osmanlı da “Bizi bölecekler” hissinin hâkim olduğu bir dönemde, Çin’e ve Japonya’ya kadar temsilciler göndererek benzer bir çıkış yolu arayışına girmişti.

Rusya.. DNA’mız ne diyor?

Rusya’nın bu anlamda mâkul bir müttefik olduğuna inanmıyorum.

Aynı DNA’da Rusya hakkında da iyi kayıtlar yok çünkü…

Ne zaman zora düşsek topraklarımızdan bir bölümüne asker göndermiştir Rusya.. bir ara İstanbul’un yanı başındaki Çatalca’ya, bir ara Erzurum’a kadar gelmiştir Rus askerleri.. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise, Sovyetler Birliği, bizden Kars ve Ardahan’ı topraklarına katma talebinde de bulunmuştur..

Bunları ben söylemiyorum, tarih yazıyor; ben yalnızca kendi DNA’mı okuyarak ortamı aydınlatmaya çalışıyorum.

Zor bir dönemden geçiyoruz. Çok dikkatli olunması gereken bir dönemden… Artık sınırların değişmesi gerekmeyen (bu yüzden topraklarımıza göz koydukları vehmine kapılmamız gerekmeyen), buna karşılık itibar kaybedilerek, küçük düşürülerek, iç-savaşla meşgul edilerek fukaralığa mahkûm edilinebilen bir dünyada, ne kadar dikkatli olunmak gerekirse o kadar.. dikkatli olmalıyız.

Dikkat eksikliği seziyorum da..

Trump’lı dünyada bizler…

MB’nın piyasaları yatıştırmaya yarayacağını düşünerek aldığı kararın doların ısısını indiremediğine ne diyeceğiz peki?

Aslında bu durumun AB ile ilişkilerimizin aldığı yeni biçimle ilgisi var elbette.

Evet, dolar Donald Trump’ın ABD’ye başkan seçilmesinden sonra dünyanın her tarafında bir miktar değer kazandı; diğer ülkelerden hemen ayrılacak derecede etkilenmiş iki ülke var: Biri Meksika, diğeri de Türkiye..

“Neden Meksika?” sorusunun cevabını gelişmeleri takip etmiş herkes biliyor: Trump ABD’ye kaçak girmiş Meksikalıları ülkelerine geri göndereceğini, yenilerinin gelmesini önlemek için de iki ülke arasına parasını Meksika’dan talep edeceği bir duvar ördüreceğini kampanyası sırasında açık açık söyledi.

Meksika pezosu bundan etkileniyor…

Peki ya Türkiye?

Trump’ın hedef aldığı ülkeler arasında Türkiye yok.

Ancak belli ki, Trump’ın söz sahibi olduğu bir Amerika’nın dengelerinden en olumsuz etkilenebilecek ülke olarak değerlendiriliyor ülkemiz…

Şimdilerde Barack Obama Amerikası’nın Türkiye ile ilişkilerini beğenmediğimizi dünya âleme ilân ediyoruz; ancak o dönemi mumla arayacağımız bir Amerika olabilir Trump Amerikası

Böyle bir durumun varlığını hissedenler, bunlar genellikle yabancılar, Türk ekonomisine yatırdıklarını yavaş-hızlı çekmeye başlamış olabilirler…

Ekonomist olmayan birinin hisleri olarak bu tahlili değerlendirin lütfen…

MB’nin de hataları oldu

Politikacılar her alanda olduğu gibi ekonomide de kendilerinin etkili olmasını istiyor; bununla da yetinmiyor, etkilerinin herkesçe bilinmesini de istiyor.

Bütün dünyada böyle bu. ABD’de de başkanlar ABD Merkez Bankası’nın bağımsız bir çizgi izlemesini kolay hazmememişler, zaman zaman bunu ifade de etmişlerdir.

Oysa, ekonomi, emir ve talimatlarla yürütülebilecek bir alan değildir.

Rahmetli Turgut Özal, geçmişinde bürokrat olarak ekonominin iplerini elinde tutmak ve Dünya Bankası’nda başka ülkelerin ekonomilerini gözlemlemek de bulunduğu için, bir ara, ciddi ciddi, ekonominin dokunulmazlığını anayasaya işleme üzerinde kafa yormuştu.

İktidara kim gelirse gelsin ekonomiye politikacıların dokunamayacağı bir anayasa maddesi…

Hiçbir biçimde değiştirilemeyecekleri anayasaya işlenmiş ilk 5 madde gibi…

Ekonomi öyle bir şey.

Bir de tabii algılar var.

MB bizde de bağımsız; yürütmeyle bağlantısız da. Yöneticilerini atıyor hükümet, ancak aldıkları kararlara karışamıyor.

Peki algı ne?

Galiba şu sıralarda –doğru veya yanlış– hâkim olan algı, MB’nin eskisi kadar bağımsız olmadığıdır.

Dinamikler çatırdarsa…

Trump’ın söz sahibi olduğu bir dünyada ABD’nin eskisinden farklı davranışlar sergilemesi kaçınılmaz; bu da elbette dünyanın dengelerini alt-üst edebilecek önemde bir unsur. Her ülke bunu bilerek kendince tedbirler almaya çalışıyor.

Korktuğum, Türkiye’yi var olan dengeler içerisinde AB içinde yer alabilecek, NATO üyesi, ekonomisi sağlam bir ülke haline dönüştürmüş dinamiklerin bu arada çatırdaması; o çatırdama iç siyasi dengeleri de yerle bir edebilir.

Yeni oluşacak dengelerin potansiyel olarak tehdit edebileceği ülkelerin ilk sıralarında yer aldığımızı görebilirsek belki tedbir de alabiliriz.

Göremezsek, görmüyorsak?

Bu soruyu ne siz sormuş olun, ne de ben cevaplayayım…

ΩΩΩΩ

34 YORUMLAR

  1. Sular durulunca hersey gun yuzune cikacak
    Kimler ciplak kalacak can gibi gorecegiz demokrasi adina
    Sadece tek yanli demokrasi diye birsey yok
    AB ispanyayi kinadimi ?
    Haberi burada postaladim ispanya ile ilgili ama makasa geldik o zaman simdi Ahmet bey soz verdi bu kez
    Simdi okuyalim hep birlikte yabanci basindan cok onem verdigimiz
    H post gazetesi

    Can Dündar’a karşı cesur yazı
    paylaş
    Can Dündar’a karşı cesur yazı
    Gazeteci Emir Ekşioğlu, Huffington Post’ta çıkan yazısında Can Dündar’ı eleştirdi: Kendi ülkesinde kişisel çıkarları için kaos çıkarmaktan utanmayan bir kişidir, yaptığı gazetecilik ihanetten başka birşey değildir
    ANKA
    Gündem
    ANKA
    Cumartesi 26.11.2016
    Batı basınında MİT TIR’ları sanığı eski Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ile ilgili “eleştirel” bir yazı yayımlandı. Gazeteci Emir Ekşioğlu, ünlü internet haber ve yorum sitesi Huffington Post’ta, “Katkıda Bulunanlar” sayfasında Can Dündar’ı eleştiren bir yazı kaleme aldı. Yazısında “Ülkesine zarar vermeye çalışan güçler için çalışan bir kişinin ‘Basın Özgürlüğü’ ödülü alması komik değil mi?” diye soran Ekşioğlu, Can ile ilgili bir karikatüre de yer verdi. Dündar’ın ikiyüzlü Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’yi bir cehennem olarak tanımladığını hatırlatan Ekşioğlu, “Türkiye’nin cehennemle hiçbir ilgisi yok ama gerçekten de şeytan Can Dündar’sın!” dedi. Dündar’ın adliyede kendisine saldırıyı Avrupa ülkelerine sığınmada bir araç olarak kullandığını, bu olayın önceden planlanan bir kurgu olabileceğini iddia eden Ekşioğlu, şu iddialarda bulundu:

    Dündar uluslararası alanda yalanlar kusarak Türkiye’yi cezalandırmak ve şeytan olarak göstermeyi hedefleyen bir kukladan başka birşey değildir. Almanya onu mümkün olduğunca çabuk Türkiye’ye sınırdışı etmeli.
    Dündar kendi ülkesinde kendi kişisel çıkarları için bir kaos çıkarmaktan utanmayan bir kişidir, yaptığı gazetecilik ihanetten başka bir şey değildir.
    Kendisi aynı zamanda, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün adını verdiği Cumhuriyet gazetesini, PKK ve FETÖ’nün bir basın organına dönüştürmesinden dolayı gözden düşmüş bir kişidir.
    (ABD seçilmiş başkanı Donald Trump’a, Can Dündar gibi muhalif olduğunu kanıtlayan oyuncu Robert de Niro’nun “Trump’u yumruklayacağım” sözlerine nazire yaparak) Eğer onu bir gün yakalarsam, sert bir yumruk çakacağım. Ancak sanırım bunu yapmak için Almanya’ya gideceğim, çünkü o Türkiye’ye geri dönemeyecek.

  2. Şu gerçeği bir kere herkes bilsin.AB bizi kesinlikle içine almaz. bunu anlayalım ve kenara koyalım. AB ile sürekli böyle flört halinde olmamız bizim ve AB ülkelerinin çıkarına ise korkmayın iki tarafta bir şekilde devam ettirir. bir kere karar alıcı Almanya, o da çıkarları için bizi kapıda tutar.

  3. Konu bu değil ama… Başkanlık sisteminin koalisyonsuz, dikensiz gül bahçesi olmasını bekleyenlere bir karşılaştırma. Ak partinin 2002-2007 reform dönemi çok başarılıydı. Çünkü sistemin denge unsuru (check/balance) vardı, tek adam kararları uygulanmıyordu. Beğenmesek de CB Sezer sistemi dengeliyordu. Örneğin, Merkez Bankası başkanlığına atamayı onaylamayarak bağımsız birisinin (şimdi MHP’de) gelmesini sağlamıştı. Sonraki dönemde (2007-) ise Ak parti heryere yerleşti, denge de kalmadı, kontrol de kalmadı. Ve darbe üstüne darbe yiyoruz. İçerde ve dışarda, terör örgütlerinden, üst akıllara heryerle ve herşeyle sürekli savaş halindeyiz. Bu normal değil, hiç değil. Acil olarak parlementer sistemi güçlendirmeli ve tekrar dengeli bir yönetime dönmeliyiz. Önerilen anayasanın mevcut denetimsiz düzeni katmerleştirerek kalıcı yapacağı açık. Bu oyuna gelinmemeli.

  4. “Şimdilerde Barack Obama Amerikası’nın Türkiye ile ilişkilerini beğenmediğimizi dünya âleme ilân ediyoruz; ancak o dönemi mumla arayacağımız bir Amerika olabilir Trump Amerikası…

    Böyle bir durumun varlığını hissedenler, bunlar genellikle yabancılar, Türk ekonomisine yatırdıklarını yavaş-hızlı çekmeye başlamış olabilirler…”

    Olayları doğru analiz etmeye çalışırken bir ayağınız bir pergel gibi gerçekliğe bassın diğeri kanıtların peşine düşsün. Böylece mantık dairesi içinde kalabirsiniz. Bu siteyi açtığınızdan beri ve yazılarınızda 90’lı yıllardan beri takip eden okuyucunuz olarak görüş belirtme zorunluluğu hissettim. Zan üzerine analiz Fehmi Koru’dan beklediğim en son şeydir. Saygılarımla.

  5. DNA’mızın bozuk olduğu açık. Türkiye AB yolunda adam olacak mı diye bakıldı, ama DNA tamir edilebilecek bir şey değil. Geldiğimiz noktada asli kodlarımıza geri döndük. Bir adım ilerleme de gösteremedik. Yollar, köprüler, vb. hepsi boş. Tamamı bize borç olarak geri geldi, hem de dolar olarak ödeyeceğiz. Türkiye, küresel sistemin tamamen dışına düştü. Bağımsız hukuk sistemi yok, rekabetçi ortam yok, eşitlik yok, şeffaflık yok, yok da yok. Her konuda sisteme aykırıyız. Bunun sonu belli (Orta Asya’ya ricat). “Yeni Türkiye” lafını kimse ağzına almıyor farkındaysanız. Varsa yoksa dünyaya efelenme var.

    http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ekonomi/635087/Acemoglu_ndan_Turkiye_uyarisi__Kurumlar_kirmizi_alarm_veriyor.html

  6. Taha bey
    Yorum yazacagim babanizin o guzel yazisina ama elestrilerle beraber
    Yayinlarmmisiniz ?
    Evet yada hayir yoksa zamanimi harcatmayin bana
    Tesekkurler

  7. Avrupa Birliğinde düzeltilmesi gereken hususlar var ama dağılacağından bahsedenlere bir kaç örnek vereyim. Gidenler bilir, Türkiye’den Yunanistan’a geçtikten sonra Italya üzerinden yola devam ederseniz Norveç’te Norkapp’a varıncaya kadar çok zaman ülke sınırlarından geçtiğinizi bile farketmezsiniz. Norveç Avrupa Birliğine girmedi ama sınırlarını kapalı tutmadı. Avrupa Birliğinin 19 ülkesinde aynı para geçerli. Eskiden bir ülkeden çıkarken yanımızda para kalmasın derdik, şimdi az önce de yazdığım gibi, bazı ülkelerden çıktığımızı bile farketmiyoruz. Karavanıyla Avrupanın büyük bir kısmını defalarca gezmiş bir insan olarak şunu söyleyebilirim, Avrupa Birliği değişik ülke insanlarını birbirlerine yaklaştırdı. Kendilerini Avrupa Birliği vatandaşı görenlerin sayıları süratle büyüyor. Avrupa insanı bunları takdir ediyor ve birliğin dağılmasını isteyenler yok denecek kadar az.

    Bazı yorumcuların yazdığı gibi, hedef Avrupa Birliğinin üretim ve yaşam koşullarına yaklaşmak olmalıdır. Avrupa Birliğine alırlarmı veya biz girmek istermiyiz bu ilerde verilecek bir karar.

    Ingilizler kendi çıkarlarını Avrupa Birliğinden ayrılmakta gördüler ve öyle karar verdiler. Gerçi bugün tekrar bir oylama olsa aynı karar çıkarmı ayrı konu. Böyle, bir kaç cümle ile anlatılamayacak karmaşık bir konuyu referanduma sunmanın ciddi sorunlar getirebileceğini insanlar gördüler.

  8. Konuyu değerlendirirken Avrupa insanının DNA’sını da göz önünde bulundurmakta fayda var. 1980’li yıllarda, Türkiye’de basın özgürlüğünün, insan haklarının kısıtlandığı ve terörün kol gezdiği günlerde, Türkiye’den gelen yüzbinlerce ilticacıyı Avrupa unutmadı. Avrupa Parlamentosunun dünkü tavsiye kararının altında bu korku da var. Bu nedenlede vizeyi serbest bırakmak istemiyorlar.

    Avrupa Birliği Türkiye’den basın özgürlüğüne ve insan haklarına saygı istiyor. Çünkü batı insanı, basın özgürlüğünün ve insan haklarının sınırlandığı ülkelerde, insanca yaşamında sınırlandığını yüzyıllar süren kendi deneyimleriyle biliyor.

    Türkiye’de basın özgürlüğünün ve insan haklarının sınırlandığı gerçeğini görmek için uzağa bakmaya gerek yok. Biz okuyuculara eleştirici yorumlar da yazma fırsatını veren bu sitenin sahibi bugünün Türkiye’sinde yazacak gazete bulamıyor. Ayrıca, bu sitede hemen hergün insanın içini sızlatan yorumlar okuyoruz. Haksızlığa uğrayanların yorumları. Avrupa Birliği bunlar olmasın diyor. Niye bu istek zorumuza gidiyor anlamak zor.

  9. Sayın yazar ve sayın okuyucular şu sorunun cevabını veren varmı varsa paylaşsın mesele bir partimi bir şahısmı yoksa millet ve ülkemi hangi meselede olursa olsun düşüncelerimiz bir başkasını sevmek veya sevmemek üzerine yoğunlaşıyor AB bize sadece AKP dönemindemi böyle davranıyo hatalarından dolayı yoksa 50 yılı aşkın bir zaman geçmiş hükümetler de bunların yaptığı hatalarımı yaptı güya şunu bir düşünelim babamız bizi eve girmeyi hak etmedin diye içeri almasa kaç sene beklersiniz hep bizi sorguluyorlar kendileri nin hiçmi hataları yok mesela terör dünyadaki müslüman ülkelerin hali daha bir asır önce her karış toprağımızı işgal eden zihniyetten neyi bekliyoruz allah aşkına bu ülkedeki darbeleri destekleyen onlar deyilmi biz o bu emretti diye bişeyler yapmak yerine aslolan görevlerimizi yapmalıyız AMA bu ülkeyide bukadar küçültmeyelim lütfen bizim bu bölgedeki bütün düşmanlarımızı terörü hep onlar besliyo yardım yapıyo bunu göre göre hala bölecekler diyenleri suçlamamak lazım belki abartılıyor bazı şeyler ama insanları ancak böyle diri tutabilirsin gibi herşeyin sonu deyil biz daha ab ye
    girmeden bukadar kendimizi şartlandırmışız.

  10. Suriyelilerle alakali muhacir-ensar guzellemeleri yapiliyordu bir ara. Sosyal demokrat cepheden ufak bir elestiri geldiginde dahi “esad yanlisi, multeci dusmani” kesiliyordu. Ne oldu yahu? Muhacir-ensar kardesligine muhacirleri hasere gibi betimleyip AB’ye karsi tehdit kozu olarak kullanmak sigiyor mu? Bu yapilan “TR’deki multeciler AB’yi istila edecekler”(basbakan dun aynen istila kelimesini kullandi) tehdidi dinin, ahlakin, etikin hangi kismina uyuyor? Bununla alakali parali asker konumundaki islamci guzide kose yazarlarimiz neden bir cift laf edemiyor?

    Fehmi Bey su konuyu da dillendirmenizi beklerdim: dun, yani 24 Kasim’da uc askerimiz rusyanin kontrolundeki halep havaalanindan havalanan ve is bitiminde tekrar buraya donen rejime ait jet tarafindan atilan bomba sonucu sehit oldu. 10 tane de yarali. Bunun rusya izni olmaksizin yapilabilecegine inanmak icin ahmak olmak gerekir. Sangay beslisi sevdalilari neden tek kelime etmiyor? Sehidin kani bu kadar ucuz mu? Boyle bir gunde bile cumhurbaskani gitti fetö operasyonlari hakkinda konustu.

    Ekonomi tepetaplak oldu. Akp o kadar cok kisiyi kendisinden nefret ettirdi ki bir suru insan “ben de ticaret yapiyorum/oxel sektordeyim. Ama yeter ki kriz gelsin ve gitsinler” derdinde. Bu kriz bambaska bu kriz cok fena. Gumbur gumbur geliyor. Ve suclayacak hic kimse de yok. Kendilerinden baska. Kriz milli irade, jöh-pöh, toma, dombra dinlemez; ezer gecer. Farewell akp diyebilecek insanlar sonunda. Daha yazacak cok sey var ama burada kesiyorum.

  11. Dünden beri gülüyorum.Acı acı…
    AB Bakanımız çıkmış basının karşısına Diyor ki;
    AB nin aldığı bu kararın bir kıymeti harbiyesi yoktur.
    Eee sormazlar mı Sayın Bakan!
    Şimdi siz neyin bakanısınız. Size ihtiyaç kaldı mı?
    Tıpkı Başbakan B.Yıldırım’ın başkanlığı savunması gibi bir şey.
    Başkanlık gelince başbakanlık ne olacak?
    Şangay birliğine gireriz lafını duyalı beri de dilimde şu şarkı var;
    Seni yerler yerler
    Seni ham yapar bu zilliler…
    Artık tırlatmaya mı başladım ne?

  12. birikimi olan insanlardan daha derin yorumlar bekliyor insan…daha iyi analiz edilmiş bir tarihi süreç yanı sıra ekonomi analizi .

    türklerin dna sı türkün dostu dnası bozulmamış türk olabilir der ancak. halkları dost olan ülkeler olabilir, ama ülkeler dost olmazlar. çıkarı uyuşan ülkeler vardır oda eskiden belki daha uzun süreçte değişebiliyordu şimdi anlık değişen çıkar ilişkileri var. şundan şöyle zarar gördük bundan böyle zarar gördük ya da şöyle zarar verdik böyle kapılarına dayandık demeye uzun yazmaya gerek var mı .. tarih ortada … sadece bize zarar vermediler ki birbirlerinin nüfuslarını da kırdılar… Fransız dna sı ab kardeşi almanlar için ne diyor acaba… ya da İngilizler için.

    bugün de hepimizin gözünün önünde yaşanıyor. şunu yapıyorlar bunu yapıyorlar demeğe gerek var mı.. müttefik ülkeler terör örgütleri üzerinden dostluklarını sergiliyorlar işte . nereye kadar örtülü gidecek küresel savaş kapıda. herkesin sadece bize düşman olduğunu sanan yoktur herhalde… bir dost bir dosta dostum demiş dost yoktur…

    söylemleri değişen tek ülke biz değiliz. ülkelerin söylediklerine bakmak doğru değil. yaptıklarına bakmak gerekir.
    iş çıkarlarımızı akıllıca takip edebilelim. dost algısı düşman algısı doğru parametreler değil ki bunun peşine düşelim. zararı minimize etmek fayda sağlamak parametrelerini konuşmak gerekir . türkiye bu işin içinden ancak denge ile çıkabilir…

    merkez bankasına siyasi müdahale olmalı mı en azından tavsiye bağlamında olabilir mi gerçekten bağımsız kalabilir mi tartışmak gerekir konuyla ilgisi olduğundan değil ama pek çok kişi federal rezerv sistemini yani Amerikan merkez bankasını devletin sanır oysa ki Amerikan parasını basan özel bir bankadır (12 banka) . birkaç ailenin elindedir. işte bildik ailelerin…

  13. Sayın koru yazılarınızı severek okuyorum. Ama okuyucu yorumları arasında öyle sığ öyle bayağı paylaşımlar var ki…. Acaba diyorum okuyucu oranı artınca böyle bayağı yorumlara yine yer verilecek mi..

  14. O can alıcı soruyu, bizler millet olarak sormadığımız ve sorumlular, yetkin ilgililer cevaplamadan kaçındığı için bu noktaya gelindi. İşte en son yakın örnek: Dün (24 Kasım) Türkiye için tarihe geçen bir gün oldu. (Anlamı kalmayan sembolik öğretmenler gününü kastetmiyorum.) Avrupa Parlemantosu’nun mana olarak ağır olumsuz kararı ve abi adayımız Rusya’nın Suriye maskesiyle yaptığı kalleşlik.. Sayısını tam öğrenemediğimiz şehit ve yaralılarımız.. Doların çılgınlığı, açıklanan şok vergi kararları… Bakıyoruz bizim Devletlular hiç oralı olmuyor ve-veya kamuflaj yapıyorlar.

    “Değirmeni sel bastı, sen çıkrık derdindesin” deyiminde anlamını bulan bir tavır… Varsa-yoksa, “başkanlık”.. Gündemden düşmemesi için, onca önemli güncel konunun önüne alınıp, TRT ekranlarına taşınıyor. Verilen demeçler çelişki ve kabadayılık mesajı ağırlıklı.. Şeyhin kerameti kendinden menkul olduğu için sorup, irdeleyenler azınlıkta.. “Dünya yansa, bir bağ otu yanmayanlar”sa hayatlarından memnun.

  15. Türkiye tarihi ile coğrafyası ile dünyanın merkezindedir. Varlığını sürdürmek için tek süper güç olma durumundadır. Bizans ve Osmanlı böyle olmuştur. Yahut Türkiye savunması yüksek, küçük bir devlet olma durumundadır.

    Dünyayı sömüren Avrupa’ya dayalı sermaye er ya da geç bu hükümranlığı kaybedecektir. Batı uygarlığı çökmeye başlarken bizim onların yanında yer almak akıl kârı değildir.

    Mustafa Kemal hedef göstermiştir. Muasır medeniyetin fevkine çıkmak. Dünyaya hükmetmek değil, muasır medeniyetin fevkine çıkmak. Onun dayanağını devam edecektir. Elimizde tuttuğumuz meşale müspet ilimdir. Türkiye silahla değil uygarlıkla adil bir şekilde insanlığa hizmet edecektir ve tüm dünya ile barış içinde olacaktır. Herkes bizim çeşmeden su içmek için güğümlerle bize gelmelidir. Biz onların kapılarını aşındırmamalıyız.

    • Her ne kadar Ahmet Taha beyin babasının yazılarına muhalif yorumlar yazıyorsam da, dedesinin görüşlerine paralel fikirlerim de oluyor.

      Süleyman Karagülle hoca şöyle diyor:

      “…Batı uygarlığı çökmeye başlarken bizim onların yanında yer almak akıl kârı değildir.”

      Yukarıdaki yorumumda ben de şöyle demiştim:

      “Öte yandan Avrupa ülkelerinde, doğan çocukların yarıdan fazlası evlilik dışı ilişkiden meydana geliyor. Böyle bir medeniyetin içine dahil olmak için can atmanın akıllıca bir iş olup olmadığını da ayrıca düşünmek icap eder. Böyle bir medeniyet varlığını ne kadar sürdürebilir acaba?”

      Her iki yorumda da “akıl” kelimesi geçiyor.

      Boşuna dememisler “Akıl için yol birdir” diye.

    • Sayın Karagülle Hocam, elimizde müspet ilim adına ne var ki Allah aşkına. AB bizim amacımız değil aracımızdır. Muasır medeniyetin fevkine geçmek için bir araç.

  16. Türkiye’nin dikkatli hareket etmesi gerektiği hususu açıktır. Ancak AB olmazsa mahvoluruz şeklinde bir düşünceye kapılmak da yanlistir. İşte İngiltere AB’den ayrılmaya karar verdi. AB o kadar matah bir şey olsaydı,o kadar hayatî olsaydı onlar da ayrılmazdı.Yarın tamamen dağılmayacağının bir garantisi yok.Dolayısı ile AB’ye odaklanıp dünyadaki diğer gelişmeleri görmezden gelmek gerekmiyor.

    Aşağıdaki alıntı Kerem Alkin’in Sabah’taki yazısından”

    “OECD’nin ‘küresel ekonomi 2060’ raporu, 2030’da Çin- Hindistan ikilisinin payının yüzde 39’a çıkacağını, ABD-AB ikilisinin payının yüzde 30’a gerileyeceğini gösteriyor. 2060’ta Çin-Hindistan’ın yüzde 46’ya çıkacağı, ABD-ABD’nin yüzde 25’e ineceği öngörülüyor. Uluslararası raporlarda, 220 yıl sonra, ‘güneş yeniden doğudan doğuyor’ ifadeleri ile, Asya’nın geri dönüşü konuşuluyor. Atlantik Platosu dibe giderken, Pasifik Platosu’nun yükselişi, küresel ekonomi- politiğin bir numaralı gündem maddesi…”

    Yukarıdaki oranlar dünya mal ve hizmet üretimindeki paylara ilişkin oaranlar.

    Türkiye’nin bir tek birliğe odaklanmak yerine kendi çıkarına olacak şekilde bütün ülkelerle ilişkilerini sürdürmesinde fayda var.

    AB’nin Türkiye’yi istiskal ettiğini,60 yıla yakın zamandır kapısında beklettiğini de görmezden gelemeyiz.Kendileri neredeyse dağılma sürecine girmişler,hala bizi kapılarında bekletmek istiyorlar.

    Öte yandan Avrupa ülkelerinde,doğan çocukların yarıdan fazlası evlilik dışı ilişkiden meydana geliyor.Böyle bir medeniyetin içine dahil olmak için can atmanın akıllıca bir iş olup olmadığını da ayrıca düşünmek icap eder.Böyle bir medeniyet varlığını ne kadar sürdürebilir acaba?

    Şanghay Beşlisine de fazla güvenilmez.Bütün ümidimizi oraya bağlamak da yanlış olur.

    Türkiye’de sanayinin gelişmesi çok iyi gidiyor. Küçümsenemeyecek işler yapılıyor.AB’ye de,ABD’ye de,Rusya’ya da,İslam ülkelerine de mal satıyoruz.

    Yumurtaları bir tek sepete koymadan, özgüvenimizi koruyarak yolumuza devam etmeliyiz.Namik Kemal’in bir beytiyle yorumumu bitiriyorum:

    Sana senden gelir bir işde ancak dâd lazımsa Ümîdin kes zaferden gayrdan imdâd lazımsa

    • Taha Pınar beyin aşağıda linkini verdiği
      Murat Bardakçı’nın yazısı şöyle bitiyor:

      “Bizi daha fazla aşağılamalarının önüne geçebilmek ve artık “Sizin de, birliğinizin de, parlamentonuzun da…” diyebilmek için Avrupa Parlamentosu’nun dünkü kararından daha iyi bir fırsatı mı bekleyeceğiz?”

      Yazının tamamını okumakta fayda var.

      Bir kez daha akıl için yol birdir diyorum.
      Bu günkü yorumumda ben de şöyle
      demiştim:

      “AB’nin Türkiye’yi istiskal ettiğini,60 yıla yakın zamandır kapısında beklettiğini de görmezden gelemeyiz.”

    • Pasifik İsmini Pasifik okyanusundan aldı ise! Şüphesiz’ki ondan aliyor Şu an ben bu yazıyı Amerikada pasıfk okyanusunua karşi oturmuş yaziyorum.

    • ‘Öte yandan Avrupa ülkelerinde,doğan çocukların yarıdan fazlası evlilik dışı ilişkiden meydana geliyor’…Bekir bey, bu istatistikleri (bilgileri) temin ettiğiniz kaynağı (veya kaynakları) paylaşır mısınız? İyi geceler.

  17. Birleşmiş Milletlere’ın görevlerinden biride mağdurlara yardım etmek,Şu an Türkiyede ağaç kökü yemeye mahküm edilenler,ve avukat parası bulamiyanlar sizlerın en tabii hakkı Türkiyedeki B.M.Gidin mağduriyetinizi anlatın onlar size ayda belirli bir oaranda para veriller.Gerçekden şu an orada çalışma hakkınz elinizden alındığından kalmayıp toplumdanda dışlanmış oliyorsunuz.B.M.Kanunlarına göre sizler 1.derece ihtiyaç sahibi oliyorsunu.A lkah yardımcınız olsun.

    • bu ağaç kökü uzaylıların bir hediyesi olmasa gerek. darbe de demeyelim de darbe ortamına gelene kadar ki süreçte yetişen bir ürün diye tanımlanabilir sanırım. bir şekilde yemek zorunda olan iki kısım tüketicisi vardı bu ürünün . darbe başarılı olsaydı tüketecek olanlar ve başarılı olmaması halinde tüketecek olanlar…
      gönül elbette isterdi ki hepimiz sevdiğimiz şeyleri yiyelim ama aynı sofraya oturamadığımızdan birlik dirlik olamadığımızdan başka sofralarda gözümüz olduğundan aynı yiyeceği paylaşamadığımız da oluyor işte. yoksa kim ister…

      sürece bulaşmamış, maddi manevi desteğini vermemiş masum kişileri tenzih eder, mağduriyetlerinin tez zamanda giderilmesini dilerim…

    • Bu “DALGA” tsunamisiyle mazlumlar için felaket olan acımasız süreçte, avukat üçretleri ortalama ELLİBİN TL.
      Borcu bitmemiş tek dairelerini satıp, çadırda mı yaşacak bu “kökleri kazınacak” kök yiyecekler?!.. Bu trajadide, insanca duygularını dile getiren merhametli insanlara teşekkürler..

  18. Fehmi bey, hayırlı sabahlar. İyki varsınız ne güzel açıkca anlattınız. Biz Türk milletını bazı açık göz politikacılarımız iyi evsunlamasını biliyor dünyadaki her devletin gözü biziml topraklarımızda diyerek kolayca oy aliyorlar zaten bize icraat lazım değil kahramanlık nutukları lazım. Bizi bölmüşler, parçalamışlar, sen. Alevisin, Sünnüsün, Ermenisin, Müsevisin, Rumsun, Kürtsün diyerek sanki bu saydiklarım gökden inmiş bu topraklarda doğmamış. Bu ülkeye vergi vermemış askerlik yapmamış. Bu kadar irkcilik yetmemiş gibi birde tarikatcılık cemaatcılık vb eklendi. Hemdee o kadar gözü dönmüş bir millet olmuşuz’ki merhametımız kalmadığı gibi vicdanımızın sesinede kulak tıkamışız. Ne diyelim eimizden birşey gelmiyor. Allah yardımcımız olsun. Ellerinize sağlık.
    mak yeteriyor.

    • Cengiz bey merhaba, siz dün benim yorumuma bir yorum yapmışsınız. Bende sizinle ayni görüşdeyum. Evat yüce kitabimizda Allahu taala bizleri uyariyor. “kula bela gelmez Allah vermedikce Allah bela vermez kul azmadıkca,” Benim o yazım milletin gözünün içine baka baka yalan söyleyenler içindi. Sizde ne güzel açıkladınız yüzde birbuçuk oylari var diye. Bende bunu belirtmiştim ben şahsen onlarin o kadarda oylari olduğuna inanmıyorum. Bunların sayısı on veya yırmi bin civari ya var ya yok. Peki işinden atılanların sayısı yüzbinleri geçti bu insanlara iftira atmak hangi kitapda yaziyor? Bu kadar zulum işgence birde bu zulümlere alkişl tutanlar Allahın nasıl hesap verecekler. Bence Gülen taraftarları neler yapar aşağıya yaziyorum
      1.İnsanları çok güzel kullanillar.
      2. zorla gazeteye abone ederler.
      3. himmet paralar ile lüks otellerde kamp yaparlar (ben buna şahidim Ak parti millet vekilinin damadi bunlarin başinda idi o yaptığı için biliyorum yoksa iftira atamam)
      4. 300 metire mesafeye taksi tutar giderler.
      5. milletden burs parası ve kurban derisi toplarlar.
      6.Zenginlere yedirirler fakirleride köle gibi çalıştırırlar.
      7.Kari kocanın arasını açarlar(bunlar birisi hizmetten olup diğeri olmiyanlar)
      8. Çocuklara okulu ve dersi sevdirir anaya babaya saygili olmasını öğretiller.
      9. Eğitimde Çok başarılı olular.
      Bunlar neleri yapmazlar?
      1. Kavga etmezler.
      2. Adam öldürmezler.
      3. Hele hele darbe hiç yapmazlar.

      Ben Fetullahci şucu bucu değilim kendi akrabalarımdanda hiç kimse bunları sevmez. bu olaylardada hiç bir akraba etkilenmedi fakat Türkiyenin şu anki durumu Herkesın vijdanini sizlatiyor. Hoşca kalın. Yorumunuz için teşekürler.

YORUM YAP