İlkeler önemli değilse neden yazar ki insan? Bir tarize cevabımdır…

54
Bir Irak gezisinden..

Ne zaman konu açılsa hiç tereddüt etmeden Türkiye için ideal olanın parlamenter sistem olduğunu her ortamda savundum. Türkiye Cumhuriyeti daha başlangıçta adına ‘büyük’ sıfatını yerleştirilmiş Meclis tarafından kurulmuştu; en karanlık günlerde ülke insanlarına umut ışığı olmuş İstiklal Savaşı’nı da yürüten o Büyük Millet Meclisi’ydi zaten…

Yanlışı doğrusuyla Meclis bugüne kadar hep aynı umudun simgesi de oldu. Askeri müdahaleler onu devreden çıkardı, sivil hayata dönüldüğünü onun yeniden devreye girmesinden anladık.

Türkiye’nin yanlış bir yöne evrilmesini ve ABD’nin bölgedeki çıkarları istikametinde bir tavır alınmasını da, 1 Mart (2003) tezkeresini reddetmekle, yine TBMM sağladı.

Sistem tartışmasında benim yerim

Başkanlık sisteminin bize uygun olmadığını anlamak için kendi tarihimize bakmamız bile yeterlidir.

Sistemlerin belirli kişi/ler göz önünde tutularak değiştirilmek istenmesinin doğru olmadığına inanırım. Ehil bir kişi için uygun görülen yetkiler onun kadar ehil olmayan başka bir kişinin eline geçtiğinde yaşanacak sıkıntıları öngörmek o kadar zor olmadığı için…

Yine uzun tarihimizde bu endişemi haklı gösterecek sorumluluk mevkiinde kişiler hep olmuştur.

Doğru olan, sorumluluk mevkiinde bulunan kişileri dengeleyecek, onların icraatlarını denetleyecek, gerekli gördüğünde hesaba çekmeyi de bilecek bir sistemdir ve bunun en iyi kuvvetler ayrılığı ilkesiyle sağlanabileceği kanaatindeyim.

Bunların olduğu, olabildiği ortamların daha özgürlükçü olacağına da inanırım. Hiç değilse özgürlük taleplerinin daha kolay ve sonuç alabilecek biçimde ifade edilebileceğine… Yarım asırlık ‘gözlemci’ tecrübem, özellikle kendimi yakın hissettiğim kesim açısından, bu son noktanın hayati önemde olduğunu bana öğretmiştir.

Türkiye’nin içinde yer aldığı coğrafyanın, aynı coğrafyada yaşayan insanların belirgin özelliklerini taşımış olsa bile, Türk insanının genel hatlarıyla o özelliklere yeni başka olumlu özellikler katmayı bildiğini görüyorum.

Ülkemin çevremizdeki ülkelerdeki yönetimlere benzemeyen bir yönetim biçimine sahip olmasını doğru bulurum. Esad ve Saddam gibi, Kaddafi gibi, şimdilerde Sisi gibi bütün ipleri elinde toplayan liderler bana hiçbir zaman sempatik gelmemiştir.

Başkanlık sistemi tartışması ne zaman açılsa işte bu sebeplerle hep karşı çıktım; dilim döndüğünce bunun yanlış olduğunu anlatmaya çalıştım. Tam vazgeçildiği hissine kapılmaya başlamışken, vaktiyle bütün savletiyle buna karşı çıkmış olan MHP liderinin konuyu deşelemesi ve ardından hayata geçmesi için kendisini ortaya atması da beni rahatsız etti.

Kendisinin ‘hayati yanlış’ saydığı bir konuya bu denli sahip çıkmasını da hayra yormadım, yoramadım, halen de yoramıyorum.

Şöyle olursa iyi, böyle olursa kötü

Ne yapmalıydım bu durumda?

Günlük gazetelerde yazamıyorum; iki yıl öncesine kadar haftada birkaç gün ekranlarına misafir olmamı isteyen kanallar, ne hikmetse istisnasız hepsi birden, kapılarını bana kapadılar. Görüş açıklayabileceğim tek mekân işte burası; kendi adımı taşıyan internet sitesi… Ben de burada, gazetede köşem, TV’de yerim olsa ne yazıp söyleyeceksem onları yazılarımla ifade etme gayretindeyim.

Önümüzdeki üç seçim, bu yazı boyunca doğru olduğunu savunduğum ilkeler açısından bir dönüm noktası teşkil ediyor. Türkiye o seçimlerden sonra, şöyle veya böyle, dönüşü olmayan bir yola girecek.

Şöyle’ olursa daha güçlendirilmiş bir parlamenter sisteme dönülmesi mümkün olabilecekken, ‘böyle’ olması durumunda sonuçlarını kestiremediğim yeni bir sistem bütün ağırlığıyla ülkede yürürlük kazanacak.

Kişisel olarak, tartışma ortamının dışına itilmişliğimin beni sürüklemiş bulunacağı hislerin, yazdıklarım ve savunduklarımda bir etkisi olduğunu sanmıyorum; öyle bir iddia Ahmet Kekeç’in bana dokundurduğu bugünkü yazısında var da bunu bilhassa kayda geçiriyorum.

İnsanız, olabilirdi de; kendini mağdur hisseden birinin bu hissi ayıplanamaz herhalde.

Ne yapsaydım, yanlışı mı savunsaydım?

Seçimler konusuna evet önem veriyorum ve ‘yanlış’ bulduğum yola değil, kendisini yenileme gayreti göstereceğini umduğum bildik yola insanların sahip çıkmasını istiyor ve bekliyorum.

AK Parti o doğruyu savunsun, ben de ona iştirak edeyim; bu daha iyi ve benim için daha kolay olurdu. Ancak tıpkı 1 Mart tezkeresi etrafındaki tartışmalarda olduğu gibi, AK Parti’nin doğru saydığını yanlış buluyor ve bunu söylemekten yine çekinmiyorum.

Benim doğrularım da yanlışlarım da bana aittir, bu böyle biline.

Pek çok kanaat sahibinin yaptığı gibi, kendi kanaatlerimi bir tarafa bırakıp, benimsemediğim, ülkenin hayrına olacağını sanmadığım bir çizgiyi mi savunmalıydım?

Ne için?

Destek verebileceğim misyona sahip çıkarak adaylığını açıklasa Abdullah Gül, buna elbette sevinirim; herhalde sevinecek tek kişi de ben olmam. İki güçlü adayla gidilecek seçim ülkem için de görüntü olarak muazzam yararlı olur. Savunageldiğim çizginin her kesimden oy alabileceğini sandığım en güçlü temsilcisi, açıklayageldiği görüşlerinden biliyoruz, Abdullah Gül bugün; ama daha güçlü bir başkası bulunursa, onu da desteklerim.

Eleştirenlere ve eleştireceklere tek bir sorum var: Siz bu defa neden yanımda değilsiniz?
ΩΩΩΩ

54 YORUMLAR

  1. MERAK ETMEYIN FEHMİ ABİ, GAZEYEYMIS! TV YORUM TARTISMA POROGRAMI IMIS! ESKİDENDİ ONLAR, ŞİMDİ ÖKÜZÜN BOYNOZUNDA DA OLSANIZ, SİZİ BULUR OKURUZ ABİ.

  2. Sn. Ahmet Melik, yorumunu kafiyelerle bitirmiş, dikkatimi çekti.
    …….
    Tefvîz it ve râhat bul
    …….
    Zan etme ki ğayr eyler
    ……
    Tedbîrini terk eyle
    Takdîrini derk eyle
    …..
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler…….

    Kafiyeler ve manevi duygusallık yerinde ama, Osmanlıca sözlüğe baktım anlam olarak bir takım sakıncalı ifadeler var, kanımca. Anladığım kadarıyla değişen şartlar ve olaylara karşı pek rol oynama veya risk alma, herşeyi Allah’a bırak seyret gibi bir mesaj var ve bu sakıncalı. Tabii ki bundan da hiçbir şeyi Allah’a bırakma (Allah’a güvenme) herşeyi kendin hallet gibi bir anlam çıkarılmamali. Ancak Kuran’da kafiyelerdeki anlamın tam tersine ilişkin ayetler var. İnsanı sorumlu olmaya ve bunun gereği aktif rol almaya davet eden,.. ve ayrıca hadisler de var.. Topluma böylesine kafiyeli mesajlar vermek ve yanlış yönlendirmekle vebal alınmıyor mu? Denebilir ki yazarın böyle bir niyeti yok(tu), kalbi temiz biri. Niye bindirme yapıyorsun? Ya beyim, yazılanlar ortada, ben bunu sorgularım. İyi niyetli olabilirsin ama müslümanlar aklını kullanmadığı sürece iyi niyetli olarak da iblisin oyununa gelebiliyor. Neticede dindar geçiniyorken Allah’ın DiN’inin yanlış algılanmasına katkıda bulunuyorlar. İşte ben bu vebalden bahsediyorum. “AKP marka dindar”ların (tabiiki hepsi denemez ama) körkütük partizan olanları ve müslümanları oy için kandıranları günümüzde bu vebali almıştır (almaktadır).

    Kanımca, ittihad ve terakkiciler bu tür mesajlarla doyurulup pasivize edilmiş dindarlığın oluşturduğu bir din algısının kurbanı oldu. O zaman, dindarların aklını kullanmadiklari icin DiNin gereklerine gore kendilerini yeterince ifade edemeyişinin bunda hiç payı yok mu? Neticede taraflar kendilerine yazık ederken toplumun bütününe-ülkeye yazık olmadı mı? Bugün de olan bu değil mi? Geçmişin tedbirsizlikleri yeni nesillere (geleceğe) büyük sıkıntılar yaşatmadı mı, yani?…

  3. “Hep krallık ve despotlukla yönetilen ülkeleri emsal göstermiş, Koru…..” Abdurrahman Serdar 6 Nisan 2018 at 16:34

    Ancak o ülkeler de bizim gibi müslüman-iddialı ülkeler değil mi? Koru’nun endişesi bence bu. Biz de DiNi içeriksiz anlamış olmakla sonumuz böyle olacak Gaddafi, Saddam gibi olmayalım şeklinde anlamak ve anlatmağa çalışmak da doğal.

    ABD, Fransa türü ülkelerin eğitimli insanları dinlerini içerik olarak biliyor olmaları bizimkilerin kendi Kitaplarının içeriğini biliyor olmasından daha iyi durumda. Yani denebilir ki Kitapları oynanmış ve eski baskı olmasına ragmen, o bile yetiyor. Çünkü o eksikliği aklın rehberliğinde önemli ölçüde kapatabiliyorlar. Bizimkiler n’apıyor: İçerik bilip ona göre hareket etme yok, aklın rehberliğine önem verme ve ona göre hareket etme yok. Ezberci gelmişler ezberci gidiyorlar bu hayatta. Öbür taraf için kendilerini kurtarmış zannıyla. Diger taraftan yeni nesilleri düşünmek yok, hayatı cehenneme çevirecek şartları onlara miras bırakarak…

  4. Sayın Koru;
    A.Gül ısrarınızı anlayabilmiş değilim.
    A.Gül kamuoyunun önüne çıkıp görüş serdeden birisi değil ki…
    Fikirlerinin ne olduğunu paylaşmayan birisine nasıl oy verirsiniz?
    Sonra kendisinin mücadeleci bir mizaca da sahip olmadığı ortada.
    Başkanlık sistemi konusundaki fikirlerinize katılıyorum.
    Bu sistem ülkenin sırtına giydirilmiş bir deli gömleğidir.
    Zararlarını zamanla değil şimdiden görmeye başladık.
    Tek adam yönetiminin hatalar yapması ülkeye daha çok zararlar verecektir.
    Şu anda zaten herşey ortada.
    Hergün ABD ye ve AB ye çatan ama gereğini yapmayan,
    Diplomasi ile çözülecek konularda sürekli bağırıp çağıran eleştiren,
    Faizlerin yüksekliğinden şikayet eden fakat faizi düşürmeyen veya düşüremeyen,
    Kapalı kapılar ardında başka ama vatandaşın karşısında başka konuşan,
    Ne diyecek diye her konuda ağzına bakılan,
    Şöyle yapsak acaba ne der diye düşünülen ve bu yüzden kimsenin ondan habersiz bir şey yapmaya korktuğu bir başkanımız var.
    2019 yeniden parlamenter sisteme dönüş için bir fırsattır.
    2019 köprüden önceki son çıkıştır.

    • Sade Vatandas bey yukarıda cumhurbaskani adayinin olmaması gereken özelliklerini yazmissiniz. Bu saydiginiz olumsuzluklarin tam tersi özellikleri olan sayin Abdullah Gül oldukca ideal bir adaydir. Halkin karsisinda sürekli görüs bildirmeyen, devlet sorunlarini diplomasi yoluyla ve kapilar ardinda vitrine zarar vermeden cözmeye calisan, parlementer sistemin devamini talep eden, özgürlüklerin daha fazla gerceklesmesini isteyen, gazetecilerin tutuksuz yargilanmasini dile getiren, avrupa birligine taraftar oldugunu kamu oyunun bildigi sayın Abdullah Gül olumlu bir adaydir. Yaniliyor muyum? Abdullah Gül sorumluluk kendisine düstügünde cekinmeden elini tasin altina koyan bir politikacidir.

  5. “İttihadcılar DEMOKRASİ GETİRMİŞTİ; sözüm ona. Cehaletleri KOCA İslam İMPARATORLUĞU’nun sonunu getirdi,….” Abdurrahman Serdar 6 Nisan 2018 at 16:34

    Bana öyle geliyor ki İttihadcılar kolaycılığa kaçmakla bu iş oldu bitti sandılar (kolaycı ve ezbere bir tutum). Koca imparatorluğun sonunun gelmesini hızlandırmış olabilirler (kısa vade etki). Ancak, en büyük faktör imparatorluğun kendi kendinin sonunu getirmesidir (uzun vade etki). Tarihçi değilim, ancak Fatih, Y. Selim, Kanuni birer misyon adamıydı. Y. Selim her öğün yemekte tek çeşit yemek yermiş. Devlet malını israf etmezmiş. Borç olmadıgı gibi, devletin bütçesi hazine agzına kadar doluymuş. Kanuni kahvehaneleri kitaplık/kütüphane ozelliği ile birleştirmiş entelektüel bir ortam yaratmış. Batı’da bu modeli bir ihtimal bizden görmüş olmalılar. Türk kahvesi dışarda isim yapmış, lalelerimiz de isim yapmıştı. İsteyen avruplılara da hediye edilmişti.

    Avrupa’da bilimsel araştırmalar başladıgında aynı paralellik var. Kahvehaneler entelektüel ortamlar. O zamanlar herkes bulgularını kahvehanelerde paylasır, tartışır bir taraftan konuya odaklanırken diğer taraftan kahvelerini yudumlarlarmış. Bizimkiler kavga gürültüden (fazla askerlikten) olacak, ana pusulayı sonradan şaşırmışa benziyor. Y. Selim satranç biliyor ve satrançta usta biri, rakip olarak gördüğü Şah İsmail’in karşısına tebdili kıyafetle çıkacak bir güven/merak/yeteneğe sahip biri. Yani, Dogu yakasında neler oluyor deyip Şah İsmaile meydan okur (Satrançta onu yener) ancak mat ettiği için haksız yere yediği tokadın açısını da unutmaz, sonradan çıkarır (Çaldıran’da).

    Kanuni de Batı yakasında neler oluyor deyip, kendi gidemese bile birilerini yollayarak o kahvehanelerde neler döndüğünü öğrenebilseydi keşke… O ortamlarda daha o zamanlar atılan temellerle tabiatta keşedilmeyi bekleyen bilgilerin farkına varılıyor. Hayat devam ederken bunlar tartışılıyor Avrupada. Gördükleri muhteşem düzenin işaretlerinden heyecan duyuyorlar. Derken gerisi çorap söküğü gibi geliyor ve bu hal tabanda yaygınlaşmış bir kültür haline geliyor ve alttan devamlı filiz veriyor… Bize baktıgımızda, ittihadcıları kolaycı ve birer “gopyacı” olarak görüyoruz, belli bir din algıları vardı ama DiN’in / Kuranın içeriğinden bihaberdiler, ezberciydiler kanımca. Ben onun için bir yerinde şunu kanaatimi belirttim:

    “Bizimkiler, yani DiN’e onem veren müslüman Anadolu-ülkenin geniş tabanlı temel direği, BiLiM’e aidiyet ve sadakatı, DiN’e olan aidiyet ve sadakat kadar önemsemedikçe- onemseyecek sekilde yetistirilmedikce gelişmemiz mümkün değildir – Sekulerler, deistler, ateistler hic bir zaman yetmedi. TC liderliği taa başından beri bu konuda sınıfta kaldıgı veya sınıfı şöyle-böyle geçebildiği için yarım yamalak gitti/gidiyor işler” http://fehmikoru.com/siyasette-butun-hazirliklar-2019u-yila-cekmek-icin-mi-yoksa/ H.K. 27 Şubat 2018 at 23:12

  6. Perşembenin gelişi Çarşamba dan belli idi ama siz tipik Türk milleti hastalığı kendinize dokunmadan Perşembe nin geldiğine inanmadınız, inanmak istemediniz. Ama ne zaman Habertürk teki yazılarınıza son verildi, TV lere çıkmanız yasaklandı o zaman vaveyla etmeye başladınız ama o da çok cılız bir sesle. Tıpkı Abdullah Gül gibi

  7. arkadaşlar ülke yönetme işi bir kişinin değil bir ekolun işidir..yani sistem işidir ingiltere tarihine bakın keza almanlara hatta amerikalılara bakın bizde ise RTE ne derse o doğru neyi savunsa o doğru bakın RTE kişisel hayranlığınız olabilir onu ALLAHın lutfu olarak da görebilirsiniz hatta mehdi veya mesih görenlerde inanıyorum ki vardır ama ülke yönetmek başka bir şey başka bir şey başka bir şey..niye anlayamıyorsunuz yaaa..en iyi sistem parlementer sistem sayın ABDULLAH GÜL tarih sizi çağırıyor siz isteseniz de istemesenizde hak teala size bir görev yüklemiş -…haydi..biz inandık sıva kolları…

  8. Cumhurbaskanini halk secsin mi, hayir! Baskanlik sistemi olsun mu, hayir! Ama millet dedi ki evet! Hayir halk secmesin dediginiz cumhurbaskanligi icin utanmadan ortak aday cikardiniz, e tabi halk onu secmedi:) simdi de utanmadan bi baskan adayi cikarin da bakalim halk ne diyecek? Milleti kor alemi sersem sandikca bitmez bu cile:)

    • Yetkilileri halk seçsin tabi. İtiraz ona değil. Milleti yolsuzluklara karmış birileri bakın ben de sizin gibi dindarım havalarda etkileyenler kandıranlar var. Git o zaman sen de kandır etkile deniyor ama olmuyor işte. Bunu her politikacı yapamıyor. Çünkü ilkeli insanlar.

  9. İttihadcılar DEMOKRASİ GETİRMİŞTİ; sözüm ona. Cehaletleri KOCA İslam İMPARATORLUĞU’nun sonunu getirdi, ALLAH, feci şekilde canlarıla ödetti, bedelini.
    Cumhuriyet DEMOKRASİ (halk idaresi) uyutmaları ile kuruldu. Ne oldu, Dizginleri elinde tutan belli MUTLU AZINLIĞIN SALTANAT sürmesinden başka işe yaramadı. Başka ne oldu ? 5-10 senede adedi sayılamıyacak kadar çok nice güzide bir kısmı CUMHURİYETİ kuran Vatan EVLADInın kellesi gitti.
    Genç Cumhuriyet daha kurulurken, O YÜCE MECLİSE “BÜYÜK” ününü kazandıran nice ALİM, haza dürüst, mert, vatanı için ölümü göze alan Devlet Adamı Millet, Devlet, Din aşığı insan – 27 Mayıs İhtilali’nin tabiri ile – CEBREN ve HİLE ile en kısa zamanda – 27 Mayısda da olduğu gibi – O Büyük MECLİS’in dışına İTİDİ veya veya Memleketi terk etmek zorunda bırakıld, yahut tetikçi kurşunu ile yere serildi veyahut da alenen büyük çapta İDAM EDİLDİ. Bu nesil bu olup-bitenleri çabucak UNUTMAMALI.
    Nereye geleceğim. Cumhuriyet ve parlamenter Demokrasi bununla da kalmadı ; sayısız, yüksek kademeden hırsız, sahtekar, vurguncu yetiştirdi, Cumhuriyet boyunca. Tarihin sahifelerinde gezinin ve hafızanızı bir yoklayın.
    Hep krallık ve despotlukla yönetilen ülkeleri emsal göstermiş, Koru. Oysa, bugün her yönden, dünyada söz sahibi Ülkeler Başkanlık sistemi veya ona yakın yönetimlerle idare ediliyor : ABD, Fransa, Çin, Rusya,….. Kötü’ler Emsal OLMAZ.
    Necdet, Sezer, Bülent Ecevit gibi KİTAP 8Anayasa) parçalıyan, ferasetsiz, ödlek birilerine teslim edilirse, bu Memleket, daha da yerin dibine batar. Yok Kurucu sultanlar, Fatih, Y.Selim, Abdülhamid gibi ne yaptığını ve yapacağını bilen YÜREKLİ insanların eline geçerse hoplar, şaha kalkar.
    Şu dönemde, kendi gölgesinden korkup, pekçok HAKSIZLIĞA, ADALETSİZLİĞE sebep olan insan (müsveddesi) var. R.T.E.nın ” Kirazlıdere TUTUK EVİ – RecaiKUTAN” Kitabını – Mahşer günü rezil, rüsvay olmamak için OKUMASINI İKİ ÖMER (I-‘) i de İYİ tanımasını hararetle dost tavsiyesi bilirim.
    Şunu da ifade etmek isterm ki ; Etliye-Sütlüye KARIŞMIYAN YÖNETİCİnin Allah belasını versin, – verdiğine de inanıyorum ve tarih ŞAHİTLİK ediyor – o kişi Tayyip Erdoğan veya Abullah Gül, Yahut falan Paşa da olsa. ADAM, ADAM, ADAM. Ne ilkeler, ne de demokrasi….

  10. Bu yorumu bir yoruma cevap olarak yazmistim.Ancak, C.Baskanligi sisteminde kuvvetler ayriligi ve yargi bagimsizliginin olacagini ve hem de cok da guzel olacagini! ifade eden yorumlarin coklugunu gorunce, genel bir fikir beyani ve fikir talebi olarak yaziyorum.Biraz uzun oldu,kusura bakmayin,ancak faydali oldugu inanci ile mazur gorulecegini umuyorum;

    YARGININ BAGIMSIZLIGI BAKIMINDAN;
    13 uyeli HSK’nin-ki tum hakim ve savci atamalarini ve gorevden almalari yapar- 4 uyesini C.baskani,dogal uye olan Adalet bakani ve mustesar ile birlikte toplamda 6 uyesi C.baskani tarafindan dogrudan belirlenir.Kalan 7 uyeyi meclis secer.Mecliste C.baskaninin ayni zamanda bir partinin genel baskani oldugu ve bu partinin de mecliste cogunlukta oldugu dusunulurse ve onlari da yine Genel baskan-C.baskaninin sececegi ortada olduguna gore,HSK’nin tum uyerini C.baskani secmis olur,fiilen C.baskani tum yargi isleyisini de kontrol eder ,bu durumda YARGİ NASİL BAGİMSİZ OLABİLIR,KUVVETLER AYRİLİGİ NASİL MUMKUN OLABİLIR.
    Ayrica,15 uyeli Anayasa Mahkemesinin 12 uyesini Cumhurbaskani seciyor – gosterilen fazla sayidaki aday arasindan da olsa secilenler C.baskaninin tercih ettigi kisiler olacak ve C.baskani secmis olacaktir- AYM NASİL BAGİMSİZ OLABİLECEK DE C.BASKANİNİ VE/VEYA YARDIMCILARINI,BAKANLARINI SAGLİKLİ BİR SEKİLDE YUCE DİVAN SIFATI ILE YARGİLAYABİLECEKTIR.
    Baska ayrintilara hic girmeksizin,sirf bu iki durum dahi YARGI BAGIMSIZLIGININ MUMKUN OLAMAYACAGINI,C.BASKANININ YARGIYI DA KONTROL ALTINDA TUTACAGINI ACIKCA GOSTERIR.

    YASAMA BAKİMİNDAN;
    – C.Baskani meclisi istedigi zaman! feshedebilir,Anayasada buna engel bir tek madde yoktur.Ben soruyorum, Yurutme yetkisini tamamen elinde tutan ve meclisin neredeyse hicbir denetimine tabi olmayan,hatta meclisin yetkisinde olan konulari bile tek basina kullanan C.Baskanina meclisi feshetme yetkisi neden verilir.Bu zaten yetkileri ve isleyisi kusa donmus meclisin basinin ustunde sallanan bir sopa degil midir?Bu sopa ile C.baskani hem Genel baskan oldugu partisinin milletvekillerini hizada tutup,hem de bir sekilde m.vekili olarak gelmis diger milletvekillerini kontrol altina almis olmaz mi?Hani YASAMA’nin bagimsizligi.
    – C.vaskani, qYardimcilarini, bakanlari,ust duzey kamu gorevlilerinin tamamini kendisi belirleyecek ve MECLİSİN HİCBİR DENETİMİ OLMAYACAK.Anayasada getirilen,meclis sorusturmasi,yazili soru gibi mekanizmalar bir yaptirim icermeyen ve de kesinlikle etkin ve isletilebilir,sonuc alinabilir mekanizmalar degildir.Yani C.baskani,bakanlari,yardimcilari hatta kamu gorevlileri C.Baskani istemedikce asla DENETLENEMEZ. Baskan ve adamlari Yasama organinin yetkilerini bile kullanacak ama DENETLENEMEYECEK.Ayrica istenmedik bir durum oldugunda C.Baskani MECLİSİ PEKALA FESHEDİVERİR.Ne olacak?
    – BUTCEYİ DE C.BASKANİ YAPACAK,(Butce:Kamu idarelerinin ve kamu iktisadi teşebbüsleri dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamaları) ve Meclis uyeleri gider artırıcı veya gelirleri azaltıcı önerilerde bile bulunamayacak!!! YANİ MECLİS BUTCEYİ SADECE ONAYLAYABİLİR,TARTİSAMAZ,ONAYLAMAZSA DA SORUN DEGİL,CUNKU ONCEKİ YİLİN BUTCESİ YENİDEN DEGERLEME ORANİNDA ARTİRİLİR VE DEVAM.
    -Ayrica,C.baskani,Yasamanin bir cok yetkisini de tek basina kullanmaktadir.
    C.baskani,Meclise hic ihtiyac duymaksizin, KANUNLA DUZENLENEBİLECEK KONULARDA DAHİ CUMHURBASKANLİGİ KARARNAMELERİ CİKARABİLECEK,Milletlerarası andlaşmaları onaylayabilecek,
    Milli güvenlik politikalarını belirleyip tedbir alabilecek v.s,v.s.
    C.baskani OLAGANUSTU HALİ DE KENDİSİ ilan edebilecek ve bu surede de C.BASKANLİGİ KARARNAMELERİ ile butun idare yetkisi kendisine ait olarak ulkeyi yonetecek.

    İYİ DE MECLİS NİYE VAR VE NE YAPACAK BU DURUMDA.

    Simdi,daha neler var da,simdilik bunlar bile, C.baskanligi sisteminde, kuvvetler ayriligi,Yargi ve Yasama bagimsizligi mekanizmalarina yer olmadigini gosteriyor bize.C.BASKANLİGİ SİSTEMİNDE,TARGİ VE TASAMA ACİM SEKİLDE C.BASKANINA BAGLIDIR.

    C.baskanligi sistemi bunlar ve daha bircok acik gizli duzenlemeden ve C.baskaninin uygulamalarindan dolayi tam anlami ile,tum yetkilerin ve erkleri tek bir kisi elinde toplandigi bir sistemdir.
    Bu sistemde YARGI BAGIMSIZLIGI,YASAMA BAGİMSİZLİGİ,KUVVETLER AYRİMİ,DENETİM GİBİ gerekli mekanizmalar yoktur.Bu yuzden de ne hukuki ne demokratik ne de ulkenin onunu acici bir sistem degildir.
    BU SISTEM ENINDE SONUNDA BIR KAOSA YOL ACACAKTIR.

    • Hakkı bey ne kadar yazsak da konuşsak da sonuçta yeni sistemi görmeden kimse iyi veya kötü olup olmayacağını bilemeyecek. Dediğiniz gibi yeni sistem fazla methediliyorsa ben bunu meşhur Bektaşi fıkrasındaki gibi algılıyorum, demek ki insanlar yaşadıkları eski sistemi o kadar kötü bulmuşlar ki, daha kötüsü olamaz diye denemeden yeni sistemi seçmişler. Yalnız şu cumhurbaşkanlığı sistemindeki gizli düzenlemeleri de açıklamanızı istemiştim sizden. Cevabi yorumunuzda bundan bahsetmemişsiniz.

      • “Ay md.124
        Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.
        HANGİ YONETMELİKLERİN RESMİ GAZETEDE YAYİMLANACAGİ KANUNDA BELİRTİLİR.”
        Cikarilacak kararname ve yonetmeliklerin icerigini belirleyecek niyet ve planlamalar ile yayimlanmayacak yonetmelikler ile getirilecek duzenlemeler bakimindan gizlilik ifadesini kullandim.
        Ne de olsa “yeni sistem” in pratikteki vehametini belirleyecek olan icraata donuk bu duzenlemeler olacaktir.
        Ancak siz de benim yorumda ayrintili olarak belirttigim hususlari,bakalim-gorelim ve Bektasi fikrasi atfi ile gecistirmissiniz.
        Benim itiraz ettigim hususlar,sistemin omurgasni belirleyengetirilen sistemin,tamamen kisiye bagli, frensiz , denetimsiz(ne meclis ve ne de yargi denetimi olmayan) sekilde bir kisinin ellerine teslim edildigine ve bunun da bir KAOS’a sebep olacagina dairdir. Bekleyip gormeye luzum yoktur.Ates yakar,elimizi bir sokup deneyelim demeniz bu sonucu degistirmez.Bu nedenle korkarim bu sistem ile hepimiz bir Bektasi fikrasina donusecegiz.
        Selamlar.

    • Anlatılanlar eksik bence.Şöyle ki: Cumhurbaşkanı meclisi feshettiği takdirde kendi cumhurbaşkanlığını da sonlandırmış olur. Çünkü milletvekili seçimleri ile birlikte
      cumhurbaşkanlığı seçimi de yenilenmek zorunda.

      Şöyle diyelim:Seçim yapıldı
      cumhurbaşkanı ve meclis çalışmaya
      başladı,2 ay sonra cumhurbaşkanı
      meclisi feshetti.Bu durumda cumhurbaşkanı görevinin bitmesine 4 yıl
      10 ay varken kendi görevini de sonlandırmış olur.Bir daha seçilip seçilmeyeceğinin bir garantisi de yoktur.
      Dolayısı ile Başkan bu yetkisini kolay kolay
      kullanamayacaktır.

      Yüksek yargıya üye seçimi konusunda
      şu anda da cumhurbaşkanının önemli
      yetkileri var.

      Yasama organının çalışması ise aynen şimdi olduğu gibi devam edecektir.
      Cumhurbaşkanının partisinin mecliste çoğunluğa sahip olmasının etkisi şimdiki
      sistemde neyse,başkanlık sisteminde de o olacaktır.

    • Peki ya cumhurbaşkanlığı farklı bir görüşten ve meclis çoğunluğu farklı bir görüşten olursa ne olacak yahut çok parçalı ve çok partili bir tablo görürsek mecliste ? Ki geçmişteki seçim sonuçlarına göre sadece çok partili hayatımızda 4 parti tek başına çoğunluğu elde etmiştir. Bu örneğe bakarak ne olabileceğini kurgularsak önümüzdeki seçimlerde birilerinin(!) korktuğu gibi Tayyip Erdoğan ilk turda başkan seçilecek. Amma ya Ak parti meclis çoğunluğu elde edemezse ? Özür dilerim ama çok haksızsınız diyemeyeceğim biçimde RTE allerjiniz var. Kime neye alerjiniz olduğu önemsiz fakat bu düşünce yapınız bütün eleştirilerinizde belirgin bir biçimde öne çıkıyor. Şimdi modelleyin, sizin korkunuz doğrultusunda %60 oy almış bir Tayyip Erdoğan ve 600 mv içinde 290 AKP, 145 chp, 105 Mhp, 60 HDP millet vekili dağılımlı bir meclis. Hadi bir de böyle düşünün… Bakın o zaman RTE allerjinizin bile etkilerinin azalacağını göreceksiniz. Daha rahat düşüneceksiniz. Tayyip korkunuzun etkisinden sıyrılarak düşünün, çünkü bu seçimde AKP çoğunluğu elde edemediğinde bakalım bu düşündükleriniz size nasılgelecek o zaman bu düşünceniz ? Ayrıca Sayın KORU, yıllardır okurunuzum ancak yakın zamanlara kadar sizinle bu kadar taban tabana zıt düşündüğüm olmamıştı. Elbette düşünceleriniz doğrularınız yanlışlarınız bizim olduğu gibi sizin de olacaktır olabilir ve size aittir. Lakin bir karar verin HDP destekli CHP mi ? HDP, CHP destekli Meral AKşener mi ? Hepsinin desteklediği bir Abdullah gül mü ? Yoksa biz çok insanın düşünüp dillediremediği Tayyipsiz AKP mi ? Bi karar kalmayın, bir karar verin zira bu şekilde etkilemek istediğiniz insanların da kafasını karıştırıyorsunuz.. Yoksa siz de (Taha Kıvanç tan esinlenerek) milletin kafasını karıştıralım zaten tek seçenek Tayyip Erdoğan. Ona oy versinler mi istiyorsunuz ? Çok mu komlplocu oldum ?

  11. Sayın Koru ,

    Sizi takip eden bir arkadaşımın whatsuptan mesajı Fehmi bey neden öfkeli bugün oldu. Bunun üzerine okudum yazınızı. Sinizim suçlaması heralde sizi bu kadar öfkelendiren. Kişinin kendi doğrularını ortaya koymasından daha doğal bir şey olamaz. Imamı Azamı hapse düşüren de , Galileo yu engizisyona taşıyanda aynı şey. Sanat sanat için midir yoksa Sanat toplum için midir seçeneksiz sorusuna üçüncü bir cevap Sanat , iştigal konusu her ne ise o konuda sanatçının kendi duygu ve düşünceleri ile kendini ortaya koymasıdır. Ben buradayım demesidir. Bu da Allah ın yaratmasının bir sonucudur. Bedeli ağırdır. Sanatçı kendi yalnızlığın da yaşar. Hissiyatın aklı galebe çaldığı yaşlar. 65 inden sonra tapuda işlem yapılması için doktor raporu isteniyor bu ülkede. Devlet emekli ediyor. Bazı holdingler 60 ından sonra çalışmasına izin vermiyor . Resülü Ekrem 100 deve kurban etti veda haccında 63 ünde kavuştu Rabbine . Hz. Ebubekir , Hz. Ömer ve Hz. Ali dahi aynı yolu takip ettiler. Dedik ya akıl sır ermez gayb aleminde nasıl takdir olur nedir hikmetleri. Makaru Makarallah buyurur Allah teala. Siz söylemeye ve yazmaya devam edeceksiniz işler de olmaya .

    Hak şerleri hayr eyler
    Zan etme ki ğayr eyler
    Ârif ânı seyr eyler
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler…
    Sen Hakka tevekkül kıl
    Tefvîz it ve râhat bul
    Sabr eyle ve râzı ol
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler…
    Kalbin Âna berk eyle
    Tedbîrini terk eyle
    Takdîrini derk eyle
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler…….

  12. Başkanlık sistemini eleştirmesi Fehmi
    Bey’in hakkıdır.

    Ancak başkanlık sisteminde kuvvetler
    ayrılığının bulunmayacağını söyleyemeyiz.

    Başkanlık sisteminde de parlamenter
    sistemde var olan Yasama,Yürütme ve
    Yargı kuvvetleri bulunacak.

    Kanunları gene TBMM yapacak,yargı gene aynı yargı olacak.Tek değişiklik
    hükümeti halkın çoğunluğunun oyu ile
    seçilen Cumhurbaşkanının kuracak olması.

    Bu durumun şöyle bir artısı da var: Geçmişte halkın vermediği iktidar,Güneş
    Motel entrikaları ile ele geçirilmişti.Yeni sistemde böyle durumla hiç bir zaman
    karşılaşmayacağız.Her seçim mutkaka
    bir iktidar çıkaracak.Seçim yapılacak ve seçilen başkan hükümetini kuracak.

    Öte yandan başkanlık sisteminde ülkeyi bir tek kişi yönetecek değil.Başkanın uzmanlardan oluşan çok geniş bir danışman kadrosu olacak.Gene şimdiki
    gibi bakanlar olacak.Zaten bir kişi ülkeyi
    istese de yönetemez,uzmanlardan,
    danışmanlardan,bürokratlardan yararlanmadan.

    Günümüzde basılı ve görsel yayınların
    çok fazla bir önemi kalmadı.Özellikle
    halkın okuyup yazan kesimi her şeyi
    internetten öğreniyor.Şahsen televizyon
    izleme durumum sıfıra yakın.Bu sebeple
    Fehmi Bey’in televizyonlarda konuşamıyorum,gazetelerde yazamıyorum diye hayıflanmasına gerek yok.Yazamamayı bir yerlerin etkisine bağlamayı da doğru bulmuyorum.Çünkü
    sayın Koru ile kıyaslanmayacak derecede
    iktidara sert muhalefet yapanlar bile yazacak bir yer bulabiliyor.

  13. “Siz bu defa neden yanımda değılsiniz?”sayın Koru, bu sorunuz sizin yanınızda olmayanlara karşı haksızlık olur. Nedenini siz herkesten iyi bildiğinze emin olamama rağmen ,gene de sorunuzun cevabını ben vereyim.
    Havuzdan çıktıkları an nefeslerının kesileceğini bildikleri için sizin yanınızda değiller. Hatta sizi havuza soka bilmek için önce “kaleminizí” satın almayı denenedıler olmadı, çeşitli taktikler denedıler oda olmadı.
    Olmaması bir tarafa bir de kendi sitesini kurdu.

  14. Mesele koltuk degil siz hala anlamadiniz mi? Milletin adami nerdeyse biz de ordayiz. Eski turkiye’nin hastaliklarindan kurtulmanin tam zamani. Hukumetin bilmem kimlerin raki fasillarinda kurulup yikildigi gunler geride kalsin istemez misiniz?

  15. Merak ediyorum Cumhurbaşkanı hergün 3-4 saat biryerlerde konuşuyor..E sağa sola gitmesi gelmesi gene bir 3-4 saat…ben arabama lastik alırken 2-3 gün araştırıyorum….Sahi gerek dünya ilişkilerimiz gerek memleket meseleleri bu kararları kimler alıyor..Sayın Cumhurbaşkanımız aynı zamanda Türk sinema ve tiyatro tarihinin en büyük aktörü olmasın…80 milyonluk Türkiye bir kişinintek başına yönetebileceği kadar küçük bir ülkemi??Başkanlık devleti çökertmeye başlamaktır…

      • Cengiz hanı Cengiz Han yapan akıl danışmanlarıymış! Yav be, ne KAFA! Saplantılı müşavirlerin başarılarına işaret eden bizim “Kafa” cehalet ve saplantılı olmanın ancak dik alasını temsil eder. Erdoğanı savunan işte bu kafa Erdoğan’a veya ondan sonraki Başkana akıl verecekse vay halimize. Cengiz han ve akıl arkadaşları ortalığı o kadar kasıp kavurduktan (tarihi barbarizm şovu) sonra köşelerine çekildiler. Bugün küçücük bir ülke olarak dünyadaki etkinlikleri nedir? Kendilerine bir faydası yok ki bize bir faydaları olsun. Bugünkü kaynakları kasıp kavurdukları o insanların torunlarınca sömürülürken bizim “Kafa” da bunların geçmişiyle övünüyor!

  16. Gül Adil Düzen’e sahip çıkmalı
    1969’da İzmir’de Risale-i Nur şakirtleri ile ders yapıyorduk. Ege Gazetesi’nin sahibi geldi. Demirel’e oy verilmesi için propaganda yaptı. O zaman görsel bir sunum yapmıştı. Ben “Demirel başbakan olsa ne çıkar, o yönetmeyecek ki.” diye söylemiştim. Sonuçta öyle oldu. Erbakan bağımsız olarak seçildi, Demirel başbakan oldu ama kısa bir süre sonra koltuktan indirildi.
    Bugün Muhterem Cumhurbaşkanı’mız da açıkça feryat ediyor: “Ben faizleri düşürün diyorum, onlar yükseltiyorlar. Ben et ucuzlasın diyorum, onlar zam yapıyorlar.” Şimdi Erdoğan’a tek adam diyorlar, bu nasıl tek adamlıktır böyle? Sermaye’nin taktiği budur: kendisi yapar, yaptırır sonra birine fatura eder. Erdoğan muhasaradadır. Bizimle dahi görüştürmüyorlar. En yakınları onu uçuruma götürüyorlar. Olağanüstü halin devamı intihardır. Tek adamlık çabaları ülkeyi yıkmayı hedefliyor. Para politikası ülkeyi borçlandırıp çıkılmaz krizlere sürüklüyor. Komşuların iç işlerine karışmak yanlış bir politikadır. Esad’ın gitmesine veya kalmasına bizim değil Suriyelilerin karar vermesi gerekir. Batılılar Esad’ın aleyhinde olanları destekliyorlar ama yeni bir aday da çıkarmıyorlar. Amaçları Ortadoğu’yu kana bulamaktır. Buna alet olmamak gerekir.
    Bugün Ocak Medya’da yazabiliyoruz. İsteyenler buraya kolayca ulaşabiliyor. Diğer gazetelerde yazmamıza gerek yok. Bir gün burada yazmamız engellenebilir, akevler.org da kapanabilir. Biz elimizden geleni yapmakla, imkânımız varken uyarmakla yükümlüyüz. Bütün yapacağımız bu kadardır.
    Şimdilik Erdoğan’ı güçlendirmemiz ve özgürleştirmemiz gerekiyor. Belki güçlenirse etrafındaki Sermaye gücünü halkın yararına döndürebilir veya Sermaye kendisi bu yolu tercih edebilir. Kur’an düzeni dışında bir çıkar yol yoktur. Akevler’i dışlayarak bir yere varamazlar. Gül bizi bilmeyen, tanımayan bir insan değil ama cumhurbaşkanı olduktan sonra bizimle hiç görüşmemiştir. Bugün de ilgilenmiyor. Onu desteklememiz yanlış olur. Erdoğan’a karşı şimdi değil daha sonraki seçimde rakip olmak isteyen kimse Adil Düzen’e sahip çıkmalı ve Akevler ile iş birliği yapmalıdır. Gerisi hikaye.

    • Daha ne kadar güçlenecek?
      Güçlendikçe daha güçlensin ki….. bu problemler çözülsün. Geçen yazarın biri halen bütün kararlar Başbakan tarafından alınıyor, Cumhurbaşkanlığı sistemi olmadığı için bu sıkıntılar yaşanıyor, sorumlukluk Başbakanda gibi kargaların da gülmeyeceği bir laf etti. Buna nasıl inanmamızı beklersiniz? Sizler de inanmayın. Cumhurbaşkanı denetlenemiyor, Alı kıran baş kesen tabiri uyar uygun düşer. Adalet yok, ekonomi kötü, eğitim ağlayanın göz yaşı kurudu …..onunla kavga bununla kavga….. yerli milli yok vatan haini…. daha neler neler…..
      Aklı selim Cumhurbaşkanlığı sisteminin bize uymadığını yaşadıklarına bakarak bunu akıl edebilirler. Ey akıl sahipleri ….. Hiç düşünmez misiniz?…..

  17. Siz aslında çok narince cevaplamışsınız..sizi savunacak hadsizliği gösteremem, lakin Kekeç için de haddimi aşmayacaksam, onun yazısı için şunu derdim: Bayağı enaniyet kokan, Gül’ün aday olma ihtimaline karşılık düşünsel arka planında, o cenahı bayağı bi endişeye sevk ettiğini gösteren bir yazı..halbuki herkes siyasi düşüncesini ve eylemini özgürce ortaya koyabilmeli….

    Benim, gelecek seçimlerle ilgili tavrımı ortaya koyacağım siyasi görüşümü, ülkedeki bütün yasal partileri ve siyaset adamlarını da içine katarak yapacağım hesaplara, ”zinhar olmaz, bunu yapamazsınız ya da bundan sana ne, senin ne haddine” deme hakkını kendinde görmek kimin ne haddine..varsa ikna edebileceği argümanları orta yere serer ve bunun üzerinde debelenir de debelenir; ikna ederse ne ala. Bu bile seçimin asgari şartı değil midir? Neyse.

    Koru, parlamenter sistemde kararlı, bir farkla ben, şöyle düşünüyorum: Adı ve şekli ne olursa olsun, dengeleme, denetleme ve hesap sorulan/verilen bir yönetim sistemi başarılı olur. Kişilere göre ihdas edilen sistem, başka kişileri gerektirdiği zaman, belki sil baştan yenilemeyi gerektirecektir ki bu bile başlı başına bir ”sistemsizliktir”.

    Açık konuşalım: Erdoğan’ın taraftarları, onunla özdeş kurguladıkları bir başkanlık siteminde, Kılıçtaroğlu’nu, Akşener’i, Karamollaoğlu’nu veya bir Demirtaş’ı Cumhurbaşkan olarak görmek isterler mi? Vaki olacağını düşünürsek öne koyacakları ilk şey yargı ve yasama erkl’eridir. Onları denetleyen ve dengeleyecek kurumların olmasını isteyecekleridir.

    Olmasını istedikleri sisteme karşılık ”parlamenter sistemde devam edelim” diyenlere şöyle bir itirazları olabilir: efendim yargı ve meclis, hızlı karar almada yürütmenin (hükumetin) önünü kesip icraatlarını engellediğini yaşamadık mı? Doğru, ama sınırsız bir hız da uçurumdan yuvarlanmaya sebep olmaz mı?

    Erdoğan kuşatıldı ve Bahçeli sanki militer yapının Erdoğan’ın başında bekleyen bir muhafızı gibi duruyor. Baksanıza bir sözüyle öncesinde tamamen karşı olduğu Başkanlık sistemini, ertelediği halde alelacele Erdoğan’ın üzerinde çalışmasını sağladı.

    Bahçeli’nin koşulsuz (gibi) yamandığı ittifak ile oluşacak yeni sistem bizlere neler vaad ediyor, aslında bir belirsizlik; mevcut durumda da bunu tersine çevirecek bir olgu göremiyoruz.

    Bazılarına zorlama gibi gelse de Gül’ün liderliğinde yeşerecek yeni bir oluşum, başa baş bir mücadeleyi beraberinde getirecek. Renkli ve heyecanlı bir seçim süreci tarafları da dengede tutacak ve katılım oranını arttıracaktır.

    Bu gerçekleşirse Gül’ün tabloyu yüzde 55-56 oranında lehine döndüreceğine- kefil olamasam da- eminim!
    Geriye ilkelere sadakatle bağlı kalıp çalışmak gerekecek.

  18. Yahu, başkanlık ta başarılı olur, daha önceki gibi klasik sistem de olur. Yeter ki yonetime meraklı insanlar egitim düzeyi yeterli, rasyonal düşünebilen, önyargısız hareket edebilen ve bir nebze de bu milletin geleceğini düşünerek dini şuuru olmasa bile DiNe ve ülkedeki dindarlara saygılı olarak hareket edebilsin. Hiçbir konu istismar edilmesin. Hukuk ta yerine gelir adalet te. 5-6 sene sonra bir af çıkar, yaralar derin olsa da restorasyon sürecine gidilebilir. Ancak at gözlükleri ve insanların birbirinden korkusu ve endişesi nedeniyle pozitif sonuç doğuracak bir olgunluga henuz ulaşamadık, kanımca.

    Yönetim sisteminin dayanağı olarak, birinci seçenek tek bir kişi ve kısmen ufak bir zümrenin aklı ve tecrübesinden ziyade ikinci seçenek olarak milletin büyük çoğunlugunun kollektif aklı ve tecrübesi daha verimli olur. Birinci seçenekte bu ufak zümre “bu mileti en iyi bilen biziz, biz herşeye yeteriz” iddiasında olsa da bunun ikinci seçenek kadar sağlıklı/etkili/verimli olması mümkün degildir. Karşıt ta olsa bütün fikirlerin ortaya çıkması, gereginde çatışmasıyla ortaya çıkacak sentezler uzun vadede daha yararlıdır. Milletin fikir uretebilir ve pozitif olanda hemfikir olabilir kapasiteye ulaşması çok çok önemli. Elektronik çağda yaşıyor olmamızdan dolayı, eskiye nazaran başarı daha kolay. Böyle olması yönetime ortak fikirlerle omuz verecektir ve aslında işlerini kolaylaştıracaktır. Milletin sesine nabzına ve temel degerlerine uygun olarak geliştirilen sistem kalıcı olur. Devlet ve Hukuk sistemi uslubu tayin edip kalite kontrolu sağlar.

    Ancak, geçmişten gelen güvensizlik ve fırsat eşit(siz)liğinin yaratmış olduğu dezavantajları ortadan kaldırmak için birinci seçenek, yani Başkanlık sistemi belki bir süreliğine denenebilir. Elde edilen sonuçlar herkesçe görülür tartışılır. Ancak, Fehmi beyin ifade ettiği gibi bu gidiş “Geri Dönülmezlik” içeriyorsa sonu hüsran olur. Bu iş “Geri-Dönülemez”likten ziyade “Geri-Dönülebilir” bir şekilde uygulamaya konursa çok daha iyi olur. Aksi takdirde, ülkenin enerjisi/potansiyeli için için kendi kendini yer bitirir. Yahu, işte Sovyetlerin durumu. Önemli bir kesimden idiolojik destek olmasına ragmen Politburo/Kremlin zümresi yetmedi. Şeffaf olamayıp kapalı kaldılar. Düşünce/felsefe/yenilik açısından kısır kaldılar. Materyalizm konusundaki o büyük iddialarına ragmen gelişemeyip sonunda iflas ettiklerini de kabul ettiler ve kendilerini tekrardan yukselen yeni bir sürece soktular. Ancak rakipleriye ekonomik trendlerini mukayese edin arada muazzam fark ortaya çıkacaktır. Biz daha alt seviyelerdeyiz, ve hata yaparsak belimizi doğrultmak açısından çok daha pahalıya mal olacak.
    Yorumu Cevapla

  19. ister saltanat olsun ister krallık, ister başkanlık, ister parlamenter demokratik sistem, ister sosyalizm olsun idare eden ve edilenlerin adaleti esas almayıp keyfi hatta zulmü esas alacaklarsa hatta zulmü adalet diye sunacaklar sa hiçbir sistem bunu düzeltme şahsı yok. başa geçen padişah kendine ehli ilimden bir meclis teşekkül ettirir en adil kanunları bulur getirir hem kendi uyar hem millete tatbik eder işte sana asrı saadet. Adı halife ama peygamberin torununu iktidar hırsıyla haksız olarak katleder . zalim sıfatıyla maruf Haccacı Zalim . bir de bizden üç sene Rusya da esarette çektiğimin fazlasını bu dostlarım bana üç sene de çektirdiler diyenler.

  20. Fehmi abi, sizi Almanya’dan ZAMAN Gazetesinden beri takip ederim… Her gün gazeteyi sabirsizlikla elime aldigimda 3. Sayfayi acar, oradan Taha Kivanc yazisini sabirsizlika okurdum.

    Malesef sizinde Taha Kivanc’a vakit ayirmamaniz hayli Zaman oldu…. Halbuki ona vakit ayirarak tekrar Kulis’de olup bitenleri bizlerle paylasabilirdiniz… Saniyorum sizde, elinizden alinan imkânlardan ötürü, hayli yoruldunuz. Sanirim son dönemde buna “metal yorgunlugumu” diyorlardi.

    Fehmi abi, Abdullah Gülün ayday olmasini arzuluyorsunuz da, acaba Abdullah Gül bunu arzuluyormu bunu sormak lazim… Onun siyaset dünyasindan el-etek cekmesi epey oluyor. Bunca olaydan sonra, iktidardaki arkadaslarina yön verebilir, hic degilse istisare edebilirdi… Saniyorum bunu yapmiyor veya yapamiyor.

    Öyle saniyorumki, simdiye Kadar söymesi gerektigi halde birsey söylememesinin neticesinde birden ortaya cikip “ben adayim” derse basari sansi tartisilabilir.

    … Uzun lafin kisasi, sunu söyleyeyim… Tayyip Erdoganin agzi “laf” yapiyor… Dogru da olsa, yanlisa da olsa “siyasetciligini” yapiyor.. Abdullah Gül de susarak “siyaset” yapamadigini gösteriyor… Ve sanirim bu böyle devam eder gider.. Taaki agzi laf yapan (egrisi ve dogrusu ile) birileri gelene Kadar..

    Cumaniz heyirli olsun…

  21. Öncelikle fikirlerinizden dolayı blokaja uğramanız büyük haksızlık inşallah düzelir.bende parlementer sistemden yanaydım ve ben ve yakın ailem 16 kişi hayır oyu verdik.fakat bu sisteme geçtik.ülkeyi CHP hdp koalisyonuna teslim edersek kuşatıldığımız şu günlerde kaybımız büyük olur o nedenle Tayyip beyi destekleyeceğiz.hayır oylarını blok sanan muhalefet çok yanılıyor.

  22. Parlamenter sistemde istikrar da sağlanabiliyor, istikrarsızlık da ortaya çıkabiliyor. Başkanlık sisteminde en azından hükümet krizleri ile karşılaşılmıyor. Onun için, demokrasi, insan hakları, laik, sosyal, hukuk devleti esaslarında ve güçler ayrılığının vurgulandığı bir başkanlık sistemi vaad ederek adaylığını açıklarda Sn. Gül’ün başaracağını tahmin ediyorum.

  23. bahse konu olan kişiyi ciddiye almayın zamanında anayasa başkanı sn.sezer’i cumhurbaşkanı zannedip 17 ağustosta deprem bölgesine ziyarete gitmedi diye eleştirmişti

  24. Sayın Korunun aksine ben Özaldan beri bu ülkeye başkanlık sisteminin daha uygun olacağını, memleketin daha hızlı koşmasını sağlayacağına inanıyorum.
    Çünkü;
    Meclis sayın Korunun belirttiği gibi benim içinde çok önemli. Bizde uygulanan parlamenter sistemde bakanlar meclis içinden seçildiği için teoride güçler ayrılığı olmasına rağmen tek parti iktidarlarında meclis ile hükümet her zaman tek güç olarak çalışmıştır. Meclisde her zaman hükümet teklifleri önemsenmiş, milletvekillerinin şahıs ve gurup olarak teklif verme durumu gerçekleşmemiştir. Bakan parti içinden olduğu için de hiçbir zaman meclisin gerçek bir denetleme ve sorgulama fonksiyonu olmamıştır. Meclisin parçalı olduğu dönemde de işleyebilen hükümetler çıkamamış istikrarlı bir yönetim gerçekleşmemiştir. Yani ne tek parti iktidarı dönemi ne de koalisyon dönemlerinde meclis bağımsız yasama erki olamamıştır. Geçtiğimiz sistemde artık bakanların siyasi kimliği kalmayacaktır. Başkanın atadığı bir genel müdür seviyesinde olacak, hatalı olduğu durumda isterse başkan hemen görevinden alabilecek, isterse meclis sorgu ve denetim yapabilecektir. Partiden ve milletvekili olmadığı için siyasi olarak her yaptığına sahip çıkma ihtiyacı duyulmayacaktır. Bu bence çok olumlu olacak bakanlıkların daha verimli ve icraate yönelik çalışmasını sağlayacaktır.
    Meclisde iktidar partisinin miletvekillerinin icraatle ilgili bir gücü olmadığı için kendi yasama işlerine odaklanacaklar, kendilerini yasama alanında göstermek zorunda kalacaklardır. Bakanlıklarda iş takibi ve benzeri imkanlar ortadan kalktığı için zaman ve mesailerini ülkenin ihtiyacı olan konularda yasa yapmaya verecek, değişik konularda yasa önerileri getirecek, parti iktidarı olmadığı için farklı parti milletvekilleri kendi aralarında birlikte çalışıp ortak yasa önerileri verebileceklerdir. Meclisde bugünkü kutuplaşma ve tartışma ortamı olmayacaktır çünkü başkan icra ile ilgili işlerde daha rahat ve yetkili olduğu için birçok konu meclise gelmeden uygulamaya girebilecektir. Ama bu yasasız veya yasalara aykırı icraat demek değildir. Bir konuda yasa yok ise meclisin o konuda istediği şekilde bir yasa yapma imkanı olacaktır. Kısaca başkanı denetleme ve sınırlandırma yasa yapmak üzerinden uygulanacaktır. Bu da partiler arası işbirliğini kolaylaştıracaktır. Başkan ise mevcut yasalara uygun olmak kaydıyla icraatlarında daha serbest olacak, kadrolarını istediği şekilde seçecek, beğenmediğini değiştirmesi parti ve hükümet sorunu yaratmayacak, en ufak konuda mecli süreci işletilmesine gerek kalmayacaktır. Meclisin yasama konusunda özgürleşmesi yargının bağımsızlığını da güçlendirecektir. Yasalar başkan önerisiyle gelmeyeceği için meclis daha genel menfaatler açısından bakarak yasa yapacak, bu yüzden yargı da yürütmeyle fazla çakışma ve çekişme yaşamayacaktır. Ancak başkanıın yasaya aykırı her durumunda yargı bunu engelleyebilecek güçte olacaktır.
    Yani sistem aslında kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırmamakta, tersine güçlendirmekte ve eskiden çok fazla olan birbirleriyle çakışma ve kesişme noktalarını daha keskin olarak ayırmaktadır. Bunun yanında gereksiz konularla yasama ve yargı uğraşmak zorunda kalmayacağı, günlük işler başkan tarafından yürütüleceği için verimli bir icraat dönemi yaşanacaktır. Millet de bu sistemi etkin çalıştıracak kişileri bulup çıkaracak ve başkanlık koltuğuna oturtacaktır.

    • Fiilen başkanlık sistemine geçtik. Öyle yönetiliyoruz. Yazdıklarınızdan herhangi birinin, (yasamanın icradan bağımsız yasa yapmasını, vekillerin yasama faaliyetine yoğunlaşması, yargı bağımsızlığının artması) olduğunu gördünüz mü?

      • İsmail bey tam olarak başkanlık sistemine geçilmedi. Şu anda başbakan da mevcut, bakanlar da milletvekili. Seçim sistemi ve siyasi partiler kanununda ve anayasada gerekli uyum değişiklikleri de yapılmadı.Şu anda arafdayız o yüzden sistemi gördük, iyiydi, kötüydü yargısında henüz bulunulamaz.

    • 13 uyeli Hsk nin-ki tum hakim ve savci atamalarini ve gorevden almalari yapar- 4 uyesini C.baskani secer,Adalet bakani ve mustesar-ki bunlari da c.baskani secer- da 2 uye yani toplamda 6 uye c.baskani tarafindan belirlenir.Kalan 7 uyeyi meclis secer.Mecliste cbaskaninin genel baskani oldugu partinin cogunlukta oldugu dusunulurse onlari da yine genel basjan-c.baskaninin sececegi ortada olduguna gore YARGİ NASİL BAGİMSİZ OLABİLECEK,KUVVETLER AYRİLİGİ NASİL MUMKUN OLABİLECEK.Bir aciklayin da ogrenelim.
      Ayrica,15 uyeli Anayasa Mahkemesinin 12 uyesini Cumhurbaskani secerse AYM NASİL BAGİMSİZ OLABİLECEK DE C.BASKANİNİ SAGLİKLİ BİR SEKİLDE YUCE DİVAN OLARAK YARGİLAYABİLECEK.Bir aciklayin da ogrenelim.
      YASAMA BAKİMİNDAN;
      C.Baskani, yardimcilarini, bakanlari,ust duzey kamu gorevlilerinin tamamini kendisi belirleyecek ve MECLİSİN HİCBİR DENETİMİ OLMAYACAK.
      C.baskani,BUTCEYİ YAPACAK,(Butce:Kamu idarelerinin ve kamu iktisadi teşebbüsleri dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamaları) ve Meclis uyeleri gider artırıcı veya gelirleri azaltıcı önerilerde bulunamayacak,
      C.baskani istefigi zaman Meclisi feshedebilecek,
      C.baskani OLAGANUSTU HAL ilan edebilecek ve bu surede C.BASKANLİGİ KARARNAMEZLERİ ile butun idare yetkisi kendisine ait olabilecek,
      C.baskani,Mecluse hic ihtitac duymaksizin, KANUNLA DUZENLENEBİLECEK KONULARDA DAHİ CUMHURBASKANLİGİ KARARNAMELERİ CİKARABİLECEK,Milletlerarası andlaşmaları onaylayabilecek,
      Milli güvenlik politikalarını belirleyip tefbir alabilecek v.s,v.s.
      Yani meclisin yetkileri de kusa donmus.
      Daha neler var da simdilik bunlar irtada iken, C.baskanligi ile nasil bir kkuvvetker ayriligi,Yargi ve Yasama bagimsizligi saglanabilecek bize bir anlativer de ogrenelim.
      C.baskanligi sistemi bunlar ve daha bircok acik gizli duzenlemeden dolayi tam anlami ile,tum yetkikerin tek bir kisi elinde toplanmasi sistemİdir.Bu sistemde YARGI BAGIMSIZLIGI,YASAMA BAGİMSİZLİGİ,KUVVETLER AYRİMİ,DENETİM GİBİ gerekli mekanizmalar yoktur.Bu yuzden de ne hukuki ne demomratik ne de ulkenin onunu acici bir sistem degildir.

      • Hakkı bey eğer bir ülkede yargıçların yönetimi olmayacaksa yargı üyelerini seçmede de ya halkdan meşruiyet alan yani halk tarafından seçilmiş başkan ve meclis yargı üyelerini atayacak ya da halk doğrudan seçecek. Bütün demokrasiler parlamenter olsun başkanlık olsun böyle uyguluyor. Bunun başka yolu varsa siz açıklayın da biz öğrenelim. Halk hem başkanlığı hem meclis çoğunluğunu aynı partiye vermeyi takdir ettiyse de yapacak birşey yok. Artık herkes halkın tercihine saygı duyacak. Halk başkanın ne yetkisi olduğunu bilerek ona oy verecek. Dolayısı ile bir başkan tabii ki kadrosunu bakanını, danışmanını, genel müdürünü kendi seçecek, kendisi görev dağılımı yapacak ve iş bekleyecek, yapamayanı da istediği gibi değiştirecek. Ömür boyu memurluk, genel müdürlük ve benzeri arpalıklar olmayacak yani anlayacağınız. Bütçeyi başkan yapacak ama meclis onaylayacak, yani başkan meclis ile birlikte çalışıp onaylanacak bir bütçe yapmak zorunda, yoksa geçen yılki bütçeyi enflasyon kadar artırıp kullanacak. Yani bugünkü gibi uydurma bir meclis onayı olmayacak, fonksiyonel bir işbirliği ve onay süreci getirilmekte. Cumhurbaşkanı istediği zaman meclisi feshedebileceği gibi meclis de istediği zaman cumhurbaşkanını feshedebilecek ve her iki durumda da her ikisi de seçimle yenilenecek. Hangi cumhurbaşkanı görev süresini gereksiz yere yakıp seçileceği garanti olmayan bir seçime gider ya da meclis. Ancak çok büyük olay ve durumlarda uygulanacak bir emniyet sübapıdır bu. Olağanüstü hal ilanı bir ay içinde meclisin onayına tabidir onay olmazsa olmuyor tasalanmayın. Bugünkü ohal ilanı ve devamı daha kolay aslında. Kararname dediğiniz olay da cumhurbaşkanının keyfine göre değil mevcut yasalara göre düzenlenecek idari tasarruf ve yönergelerdir. Eğer kararnamenin konusuyla ilgili bir yasa yoksa meclis o konuda yasa yaparak uygulamayı değiştirebilir veya kararnamenin dayandığı yasayı değiştirerek uygulamayı istediği şekle getirebilir. Siz bir noktayı atlıyorsunuz, sanıyorsunuz başkan bir kere seçilince kıyamete kadar kalacak , hayır öyle değil başkan 5 yıl sonra ve en fazla ikinci kere seçileceği için kral gibi hareket edemeyecek. çünkü halktan bir daha oy isteyecek. Başkanlığa olumsuz bakanlar sanırım hala halkın hep yanlış seçim yapacağına inanıyor. Başkan hiçbir şekilde yasalara aykırı iş yapamaz ve meclis yasaları düzenleyerek her zaman icraati denetleyip kontrol eder ve yönlendirir bu sistemde. Sizden ricam bir de cumhurbaşkanlığı sistemindeki bahsettiğiniz gizli düzenlemeleri açıklayın da biz de öğrenelim lütfen.

  25. Şahsen hayır oyu verme sebebim.., 18 maddenin tamamına yakını İSLAMA insan eşitliğine haklarına aykırı geldiğinden.
    Somut delil olarak bu zihniyet açıkça hukuksuzluk yapacyapacağını itiraf ediyor zaten, örneğin yolsuzluk yapanı kapının önüne koyarım.
    Bir başka örnek izahı mümkün değil (medyanın baskı altında ölduğunünda delili hiç tartıştırılmıyor çünkü) deniz yücel’i 1 yil hakim görmeden hakim kararı olmadan üstelik tek muktedir görünen reisin teröristlerle irtibatlı deliller var demesine rağmen MERKEL HAPİSTEN ALDI KAÇIRDI.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here