Ekrem İmamoğlu’nun adı birdenbire yok oldu.. Zarar vereyim derken hikayesine yeni ayrıntılarla katkı sağlanıyor…

60
From Leman Magazine..

Herhalde sizler de farkındasınızdır; farkında olmamak mümkün değil çünkü: Gazetelerdeki siyasi yorumlardan buharlaşıverdi Ekrem İmamoğlu. Ona karşı saldırılar hiç kesilmeksizin devam ediyor, bunların hatta daha da arttığı bile söylenebilir; ancak adı geçirilmeden yapılıyor saldırılar…

Ekrem İmamoğlu var olmasına var, fakat adı yok…

Neden acaba?

Meğer emir büyük yerden gelmiş; medyaya Ekrem İmamoğlu‘nun adının kullanılmaması telkin edilmiş… Adı yerine yazılarda artık ‘CHP adayı’ denmesi veya ille ad verilecekse ‘CHP adayı İmamoğlu’ biçiminde kullanılması isteniyormuş…

Bu bir söylenti. İnanmakta önce tereddüt ettim, ancak koca koca adamların bir gün öncesine kadar adayı adlı adınca andıkları halde, şimdilerde sadece ‘CHP adayı’ diye geçiştirmeleri söylentiye güç kazandırıyor.

Emri verenin emrinin yerine getirildiğinden kuşkusu varsa kendisini temin etmeye hazırım: Gazete köşelerinden Ekrem İmamoğlu adı neredeyse bütünüyle yok oluverdi.

Adı Ekrem ve soyadı İmamoğlu olduğu ve bunlar muhafazakar seçmen üzerinde olumlu izlenim uyandıracağı düşünüldüğü için mi?

Herhalde öyledir; aklıma başka bir gerekçe gelmiyor çünkü.

Yalnızca ‘CHP adayı’ diye anıldığında muhafazakar seçmenin elinin CHP’ye oy vermeye gitmeyeceği düşünülüyor olmalı.

Oysa bu son seçimde (31 Mart) hiç de azımsanmayacak sayıda muhafazakar seçmen, oyunu, ‘CHP adayı’ olduğunu da bilerek, Ekrem İmamoğlu için kullandı. Rakamlar bunu gösteriyor. ‘CHP adayı’ partisinin İstanbul seçmeninden 25 yıldır alamadığı bir oyu devşirerek seçimi kazandı.

Önümüzdeki seçimde de, adı ister anılsın ister anılmasın, belediye başkanlığını Ekrem İmamoğlu‘nun kazanma ihtimali hala var.

Medya gücü ve seçmenin gücü

Emirle gazetelere ve televizyonlara hükmeden/ler, böyle yan yollara başvurmak yerine, daha önce yaşanmamış bu gerçeğin sebepleri üzerinde düşünüp ona göre tedbirler alsalar daha akıllıca davranmış olur/lar.

Hiç unutmamaları gereken bir gerçeği de burada hatırlatmak isterim: Emir ve talimatlarla hareket ettiklerinin fark edilmesi, güvenilirliği zaten yerlerde sürünen medya organları ile yazarlar ve yorumcuların durumlarını, takip edenler gözünde daha da kötüleştiriyor.

Medyanın bugünkü durumu da bazı muhafazakar seçmenlerin son seçimde ‘CHP adayı’ Ekrem İmamoğlu‘na oy verme sebeplerinden biri zaten.

Benim üç günde fark ettiğim konu herkesin dikkatini çeker hale geldiğinde, daha önceki seçimde eli ‘CHP adayı’na oy vermeye gitmemiş olan bir seçmen kitlesi daha, 23 Haziran günü, Ekrem İmamoğlu‘nu tercih ederse buna hiç şaşırmayacağım.

AK Parti’nin en yumuşak karnı, medyasıdır.

“Ülkenin şu sırada kendisini iyice belli eden ekonomik sıkıntıları mı AK Parti seçmenini yeniden düşünmeye sevk ediyor, yoksa yazıları ve yorumları izleyen kesimlerin günün herhangi bir saatinde okuyup dinlediklerine duydukları öfke mi?” sorusuna, her gün gazetelere göz atmak zorunda biri olarak, ‘medya’ cevabını tek geçerim.

Aslına bakarsanız, ekonomi yönetimi ile medya yönetimi, farklı ellerde değil zaten.

Hikayesi olanla hikayesi olmayan

Geçmişte yaşanmış bugünü andıran siyasi olaylardan da biliyoruz: Seçmenler kolay taraf değiştirmiyor, ancak ne oluyorsa oluyor, birdenbire tuttuğu partiler yerine alternatiflerini denemeye karar verebiliyorlar.

“Çağ atlatmak” deyimini biliyorsunuzdur. Turgut Özal‘ın Anavatan Partisi için kullanılırdı o deyim. Seçmenine güvenen Özal, hayli zaman, kadrosunu, “Bizim alternatifimiz yok” diye avuttu. 1989’da Cumhurbaşkanı seçildi ve ardından yapılan ilk seçimde (1991), ANAP seçmeni, oyunu, parçalı bir hükümeti tercih eder biçimde kullandı.

Seçmen Anavatan Partisi’nin alternatifi bulunduğunu herkese -bu arada Özal‘a da- öğretmiş oldu.

Benzer bir durum AK Parti’yi iktidara taşıyan 2002 seçiminde de yaşanmadı mı? O seçimde de, yılların partilerinin seçmenleri, yeni alternatifler istikametinde tavır aldı.

AK Parti’ye karşı sipere yatmış olan medya gücü, 2002 seçiminde, çok çabaladı, ama seçmeni istediği istikamette davranmaya sevk edemedi.

“Muhtar bile olamaz” manşetleri eşliğinde Tayyip Erdoğan‘ı siyasi yasaklı haline getirebildi o günün medyası, AK Parti’yi liderden mahrum bırakarak seçime girmek zorunda bıraktı.

Bıraktı da ne oldu? AK Parti önüne konulan bütün engelleri aşarak iktidara geldi.

Kendi hikayesi bile AK Parti’nin bugünkü yanlışlıklarını görmesi için yeterli.

Sahi, ilk kurulduğunda AK Parti’nin bir hikayesi ve o hikayeyi dinlemeye hazır bir kamuoyu vardı. Tayyip Erdoğan‘ın okuduğu şiir yüzünden ‘siyasi yasaklı’ hale getirilmesi de o ‘hikaye’nin bir parçasıydı.

Bugün kimin ‘hikayesi’ var?

CHP adayı Ekrem İmamoğlu‘nun mu, AK Parti adayı Binali Yıldırım‘ın mı?

Emir bana kadar ulaşmadığı için yazımın içerisinde birkaç kez Ekrem İmamoğlu‘nun adını geçirmiş olabilirim.

Kusuruma bakılmasın.

ΩΩΩΩ

[Bu yazının İngilizce tercümesi için link:]

60 YORUMLAR

  1. fehmi koru da kazandırmak istediği tarafa zarar veriyor, en çok da kendisine. bir aidiyet duygumuz vardı, elbirliği ile yok ettiniz. inandığımız şeyler vardı. hepsini tartışılır hale getirdiniz. tek derdiniz bir yerlere gelmek, lafınızı dinletmek, söz söyleyen olmak.. gücün unsurları neyse.. itibar, güvenilirlik, inandırıcılık, samimiyet umurunuzda değil. aynada nasıl göründüğünüze bakmadan birilerini kötüleyip karalamak peşindesiniz. hiçbir şey yazmasan, edebiyat sohbetleri yapsan, okuduğun kitapları, seyrettiğin filmleri özetlesen şimdiki durumundan daha iyi bir yerde olurdun. seni bir hayal kırıklığı, bir gözü kara muhteris olarak görmezdik belki. bu bir tavır olabilirdi. yaptığınız nedir, hangi Müslümanca tavır üzerinden izah edeceksiniz bunları.. bana kur’anda hüsrana uğrayanlardan bahsedilen ayetleri hatırlatıyorsunuz hepiniz..

  2. H. Gayret biladerim, “Kendini tekrar edip duruyorsun. Aynı konuları ısıtıp ısıtıp sürüyorsun önüme. Otur yerine: 10 üzerinden 3 puan!” diyerek sızlanmış, o ölçülü ve nezih küfürleriyle benden aklımı başıma devşirmemi rica etmiş (baştrol ödeneklerinin ümit ettiğince artırılmamış olması dolayısıyla şimdilerde yine keyifsiz ve gergin).

    Doğrudur biladerimin tespitleri. Gerçekten çok tekrara düştüm. Ya, “Erdoğan alayınızı işletiyor. S400’ler gelmeyecek.” diyorum üç haftadır, ya da, “Ne partisi? AK Parti çoktan çıktı AK Parti olmaktan. O artık AK Parti Şirketi -üstelik de su alıyor, batacak yakında” diyorum. Hep aynı şeyler analayacağınız.

    “Bayramda sevindirenin çok olsun H. Gayret biladerim” şeklindeki iyi niyet dileğimden kuşku duymasın diye (Perinçekçi ve benzeri Avrasyacı-ulusalcı-Ergenekoncu guruplardan arkadaşlarımızda vardır böyle sonu gelmek bilmez bir her şeyden şüphe etme hali. Birbirlerine, “N’aber, Yoldaş?” diye hal hatır sorup sarıldıklarında bile, “Ulen bu da mı MİTçi acaba? Ben haftada iki gömlek zor değiştirebilirken adamın üzerindeki daha şimdiden bu haftanın üçüncü yeni gömleği. . .” ya da, “Bu genç kızın aramızda ne işi var? Üstelik Güzel Sanatlar Tiyatro Bölümü mezunu olduğunu söylüyor. Oysa bizde yaş ortalaması 70 falandır, hadi 65 olsun. Var bu kızda bir tuhaflık. MİT soktu bunu aramıza herhalde. . .” diye zihinlerinden bir kuşku bulutu geçirmeden yapamazlar. Hep MİT’le iş kotarmanın, derin devlet dehlizlerinde onunla bununla al takke ver külah olmalarının yol açtığı bir insani zaaftır bu), bugün onu sevindirip gülümsetecek bir konuya, pek sevdiği isimleri da anarak değineceğim: Biladerimin yere göğe sığdıramadığı, ölçüsüz hürmetinden uğruna 63 yaşında -ve pek de utanmadan- bir Pazar sabahı adını değiştirmek üzere nüfus müdürlüğünün kapısına dayanıp, “Açın ulan kapıyı Pensilvanyacı haşhaşiler! Adımı değiştireceğim, Hasan girip Doğu çıkmak istiyorum!” diyerek kimi kepazeliklere giriştiği Vatan Partisi lideri Doğu Perincek ile domates.

    “Ne alakası var Doğu Perinçek ile domatesin. . .?” demeyin. Çünkü var. “Nasıl yani?” derseniz, şöyle var: H. Gayret bilderimin sevgili Rusyası’nın Ekonomi Bakanı Maksim Oreşkin, “Türk domatesleri biraz dandik. Kalite konusunda 10 üzerinden 3 alıyor bunların domatesleri. Ondan zaten geri iade edip duruyoruz” demiş dün:

    “Özbekistan’da üretilen sebze ve meyveler, başka ülkelerden satın alınan tarım ürünlerinin yerini alabilir. Rus pazarındaki yerini kaybedebilecek ürünlerden birisi, Türkiye’den alınan domatesler. Benim şahsi fikrime göre Türk ürünleri birazcık daha düşük kaliteli. Kişisel olarak, Özbekistan domateslerini Türkiye’den gelenlere tercih ederim.”

    H. Gayret biladerim de uygun görürse, şöyle yapalım: Doğu Perinçek Paşa’nın eline bir kilo Antalya domatesi tutuşturup Moskova’ya postalayalım -poşet parasını da artık H. Gayret veriversin. Yedirsin domatesleri o şaşkın ve had bilmez Bakan’a. Bi de, Perinçek, Cihangir Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kasasından arakladığı dolarların bir kısmını bu Yoldaş Bakan’ın sol cebine sokuversin çaktırmadan, öyle dönsün memlekete Stalin’in mozolesinin etrafını şöyle bir tavaf ettikten sonra.

    Böylece, kafasına estiğinde kendini Kandil dağlarına vuracağına, kırk yılda bir şu memlekete üç kuruşluk bi faydası olsun.

    Nasıl? Cevaz verir misin böyle hayırlı bir işe, H. Gayret biladerim?

    • Özbek domatesini bilmem ama iyi bi tarım kültürü vardır o taraflarda. Bizim kafayı seracılıkla bozmuş antalya çiftçisinin ürettikleri ispanyollarınkinden iyice ama yeni rakiplerimize göre arkada kaldıysak da şaşmamak lazım. Lezzetsiz ve hastalıklı ürünü kim yemek ister ki? Gerçi ruslara belli olmaz; pazar kızıştırmayı biraz kaba bir yoldan da deniyor olabilirler hani..:)

  3. fehmi bey fetonun din anlayışına ne diyor acaba?onlarin din anlayislarina ne der mesala onlarin liderleri ile haşrolmak istermi? siyaset yapmadan cevap verir mi?imamoglunun ortak aday olmasina Gül’ün katkısı ne ve bunu neden yapmakta? mertçe ben onlardan degilim demeyip onlarin yaptiklarini biz yapmamaliyiz derken neyi kast ediyor.cunku ortak aday olacak sekilde biz safindan onlar safına gecmemismigdi? deli sorular

  4. Halen Ak Parti’ye oy veren seçmenleri iki gruba ayırmak mümkündür :

    A) Ak Parti’yi başarılı gördükleri için oy verenler.
    B) Ak Partiyi başarısız gördükleri halde CHP gelmesin diye oy verenler.

    Acaba AKP seçmenlerinin yüzde olarak ne kadarı A, ne kadarı B grubuna dahildir ?

  5. Yargı kaç paketle düzelir?

    Kendi davasının hakimi oldu
    30 mayıs 2019 – 14:42

    İzmir’de bir hakim, katipten şikayetçi oldu, hazırlanan iddianameyi kabul etti, davayı yönetip, kendisini duruşmaya davet etti.

    İzmir’de Asliye Ceza Mahkemesi hakimi, şikayetçisi olduğu davanın iddianamesini kabul edip, ilk duruşmayı da ‘hakim’ sıfatıyla kendisi yönetti.

    İzmir’in Kınık ilçesinde asliye ceza mahkemesinin kadın hakimi, şikayetçisi olduğu davanın iddianamesini kabul edip kendisine davetiye çıkarttı. Bununla da yetinmeyip ilk duruşmayı ‘hakim’ sıfatıyla yönetti. Duruşma zabtına tebligatların taraflara ulaştığını ve yazılan talimatlara yanıt verildiğinin görüldüğünü geçirten hakim, sanık avukatının, daha önce reddi hakim talebinde bulunduklarını belirterek, şikayetçisi olduğu davayı yönetmesinin hukuk skandalı olduğunu ifade etmesi üzerine dosyadan çekildi.

    Kınık Adliyesi’nde Asliye Ceza ve Sulh Hukuk Mahkemeleri’nde zabıt katibi olarak görev yapan G.Ö. (31), 16 aydır birlikte çalıştığı Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi F.T. (27) hakkında kendisine mobing uyguladığı iddiasıyla şikayet dilekçesi verdi. Ancak İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmek üzere Kınık Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği dilekçesinde ‘Dengesiz’, ‘Ruh hastası kadın’, ‘Hakimim ruh hastası’, ‘Sanki uyuşturucu kullanmış insanlar gibi’, ‘Gözleri dönmüş’ şeklinde ifadeler kullanınca ‘sanık’ oldu.

    Bergama Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığı, dilekçedeki ifadeler üzerine Kınık Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Başsavcılık da G.Ö. hakkında ‘kamu görevlisine hakaret’ suçundan 1 yıldan 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı.

    Kınık Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi F.T. şikayetçisi olduğu iddianameyi kabul ederek, davayı açtı. Ardından da tensip zaptı düzenledi ve kendisine de 21 Mayıs’a verdiği duruşma günü için davetiye çıkardı. G.Ö.’nün savunmasının ise yaşadığı Bergama’daki, Bergama Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesi tarafından alınması için talimat yazdı.

    HEM MÜŞTEKİ HEM HAKİM OLDU

    F.T., geçen 21 Mayıs günü görülen ilk duruşmada hem müşteki hem de hakim olarak yer aldı. G.Ö.’nün avukatı Erdem Karamemiş’in de katıldığı duruşmada, Müşteki-Hakim, duruşma zabtına tebligatların taraflara ulaştığını, yazılan talimatlara yanıt verildiğinin görüldüğünü geçirdi.

    AVUKATTAN ‘HUKUK SKANDALI’ TEPKİSİ

    Daha sonra söz alan G.Ö.’nün avukatı Erdem Karamemiş, davaya aynı zamanda müşteki olan hakiminin bakacağını duruşmadan bir gün önce öğrenip itiraz dilekçesi verdiklerini belirterek, “Dilekçemizde reddi hakim talebinde bulunmuştuk. Bunun değerlendirilmesini talep ederim. Yedi günlük yasal süre içerisinde, ‘hakimin yasaklılık sebeplerinden dolayı’ reddi hakim talebinde bulunduk. Mahkemece iddianamenin kabul edilmesi, ayrıca tensip zaptı hazırlanarak bizzat hakimin kendisini duruşmaya davet etmesi, başlı başına hukuk skandalıdır. Bu konuya ilişkin de yasal haklarımızı sonuna kadar kullanacağız” dedi.

    REDDİ HAKİM TALEBİNİ KABUL EDİP DOSYADAN ÇEKİLDİ

    Hakim F.T. reddi hakim talebini kabul ederek dosyadan el çekti. Dosyayı, davaya bakacak mahkemeyi tayin etmesi için Bergama Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi.

    ZABIT KATİBİ: PSİKOLOJİM BOZULDU

    Yaklaşık 2,5 yıldır zabit katibi olarak görev yapan ve yaşananların ardından Bergama Adliyesi’nde görevlendirilen G.Ö. “Hakim bana mobbing uyguluyordu. Dilekçe yazdım. Üzerimdeki baskıdan ve mobingten dolayı dilekçede hakaret içerikli ifadeler kullandım. O kadar çok mobbing uyguluyordu ki, ne yazdığımı bilemez haldeydim. Psikolojimi bozdu” dedi.

    ‘İDDİANAME KENDİSİNE GELDİĞİNDE BUNU İADE ETMELİYDİ’

    İzmir Barosu Başkanı Avukat Özkan Yücel ise müşteki konumunda olan hakimin, davaya bakamayacağını, dosyayı kendisine gelir gelmez iade etmesi gerektiğini söyledi.

    Yücel, “Hem şikayetçi hem de karar verici aynı yerde olur mu? Kanunda, hakimin davaya bakamayacağı hallere ilişkin açık düzenleme var. Burada hakimin, iddianameyi kabul etmeden çekilmesi gerekirdi. Böyle bir dosyaya bakamaz. Hakim suçtan kendisi zarar görmüşse, hakimlik görevini yapamaz. Şikayetçisi kendisi, zarar göreni de kendisi. Ayrıca karşısındaki sanık adil yargılandığına ilişkin güvenceyi nereden bulacak? Böyle bir şeyin olması mümkün değil. Hiçbir hukuk düzeni, hiçbir hukuk sistemi bunu kabul etmez. Karar vericinin bizzat olayın mağduru olduğu durumda, o davadan çekilmesi gerekiyor. İddianame kendisine geldiğinde iade etmesi gerekirdi” dedi.(DHA)

  6. Sadece Türkiye’nin değil, bence çağın en seçkin düşünürlerinden biri olan Dücande Cündioğlu’nun TV5’de Yıldıray Oğur ile yaptığı söyleşiyi -yeniden- dinliyordum. Bir insan söze bu kadar mı hakkını verir, sözü bu kadar mı tutumlu kullanır, düşünce dedğimiz şeye böylesine saygı uyandıran bir şekilde mi hayat verir diye düşünmekten kendimi alamadım yine.

    Üşenmedim, bir bölümünü kesip biçmden, olduğu gibi kavyeden girdim. . .

    “Ah” diyorum, “Ah”: “Şu dindar muhafazakarlar kendi elmaslarının farkına varsalar. Ah! Ah! Ah! Ah şu Dücane’ye, Cihangir İslam’a sahip çıksalar, siyasi takıntılarından uzak kalarak okuyabilseler Fehmi Koru’yu. . . Yarabbi ne görkemli bir ülkede yaşardık. . .”

    Mümkün olsaydı, azığımı bir sırığın ucuna asar, bir mezcup gibi kasaba kasaba dolaşırdım Anadolu’yu. Her bir dindarın ayaklarına kapanır, “Benim mahallemden bir numara çıkmıyor, çıkmayacak da. Allah ve Muhammed aşkına bu güzel insanlarınızı tanıyın, seslerine kulak verin, onları birer pırlanta olarak bağrınıza basın, koruyun. . ” diyerek hıçkırıklarım boğazıma düğümleninceye kadar yalvarırıdım onlara.

    Bu sözlerimin altına alaycı yorum girecek, bunda bir yapmacıklık, bunda bir sahtekarlık bulacak biri çıkarsa, gözlerimi gözlerine dikip şunu söylemek isterim ona: Sen yüreği ve vicdanı kurumuş cahil Müslüman. Sen, benim dinsizliğimden daha bir değersizsin. . .

    “Aybın cezası olmaz, biliyorsunuz. Ayıp günah da değildir. O yüzden, şu anda siyasi rejimin suçlarını ve günahlarını tartışmam ben. Ama, ayıplarını rahatlıkla tartışabiliriz gibime geliyor. Ve bence, öyle ayıplar vardır ki, keşke suçlu veya günahkar olsanız. Ayıp, bazı makamlarda, suçtan ve günahtan daha fazla yaralayıcı, daha fazla zarar verici, daha fazla utandırıcıdır.

    Geçmiş ve gelecek arasında sıkışmış olmak, esas olarak “şimdi”den nahrum olmak demektir. Yani, Türkiye’de olmayan şey, “şimdi”dir. Şimdi’yle temas kurmakta hep isteksizlik duydu bu toprağın çocukları. Çünkü, bir kısmı geçmişten utanıyorlardı, geçmişlerini bilmiyorlardı, ve o yüzden geçmişi hep aşağıladılar. Buna mukabil, bir diğer kısım gelecekten korktu. O gelecekle nasıl irtibat kuracaklarını bilmedikleri gibi, içinde nasıl yer alacaklarını da bilmiyorlar. Onlar da ne yaptılar? Bütün güçlerini geçmişlerini yüceltmeye teksif ettiler. (. . .) Bir tür kutsama, bir tür hamaset. . . Bu, normaldir, bir dereceye kadar yapılabilir bu. Bütün toplumlarda vardır bu. Ama, derler ya, zehirle ilaç arasındaki fark “doz”dur diye. Bu dozu fazla kullanıyorlar ve bugün kendisinden mahrum olduğumuz şey, “şimdi” ile temas kurma becerisidir.

    İki tarz yetersizlik vardır. Özellikle siyasetçilerde, özellikle dindar siyasetçilerde, sağ siyasetçilerde en sık rastladığım zaaflardan bir tanesi, eşitleriyle konuşma yetenekleri sıfıra yakındır. Çünkü, boyun eğmeye alışmışlardır. Mesela sakallı bir hoca oldu mu çok hürmet ederler. Kendilerinden aşağıda olanlara da, yukarıdan rahatça boyun eğdirirler. Fakat, eşitleriyle eşit bir şekilde tartışmayı, konuşmayı beceremezler.

    • Ellerinden başka hiçbir şey gelmeyen çaresizlerin yani ahmakların işidir tartışmak bernar hoca; alnında patlayan laptoptan sonra bunu senin de anlamış olman gerekirdi ki insanları tartışamaz ve tartışılmaz olmakla eleştirmezdin burada. Hamza beyle tartışmaya ramak kala kuyruğu kıstırıp sıvışmadan birazcık olsun umutlanmıştım ama nafile..:) yine de gözüne kestirdiğin kimi mazbut, aldıkları terbiye gereği pek de sana karşılık vermeyen muhafazakar misafirlerimizin tepesine balkondan arsızca su atıp içeri kaçmaya devam et bakalım..! Artık iyiden iyiye tekrarlara bağladın işi; bikaç fetöcü aydın taslağının isimlerini sayıp durmaktan ve yakın gelecekte akpartinin kimlerle daha ne gibi işbirliklerine gireceğine dair tahminler yapıp durmaktan başka bi numaran yok yani..:) ha babam armudun sapı üzümün çöpü bilmem ne haber sitesinden yürütülmüş alıntılarla işi götürmeye çalıştığın yetmiyormuş gibi bir de eski türkiyeden kalma dinci çevrelerin ne dediği anlaşılmaz, karnından konuşan mızmız allamelerle mi okurları oyalayacaksın..? Yani sürekli bir öğrenilmiş biçarelik durumundan çıkmanın yolu diye bu softalara mı kaldık allaaşkına..!

  7. Değerli arkadaşlar,bence son yılları en önemli haberi bugün geldi.Bu haber çok mesajlar içeriyor.Çok farklı bir söylem değişikliği var.Üzerinde çok yazı yazılıp,çok yorum üretilecek gibi.Seçim yatırımı yorumu da gelebilir.Ancak ne olursa olsun değişimin kaçınılmaz olduğunun göründüğünün işaretidir bu…

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yargı Reformu Stratejisi Programı’nda konuştu. “‘Yitik, kaybedildiği yerde aranır’ derler; biz de kaybettiğimiz değerleri kendi içimizde bulacağız.” diyen Erdoğan, şunları söyledi:

    “Yargı Reformu Stratejisi’ni sonraki reform hazırlıklarını başlangıcı olarak görebiliriz. Bu reformlara Avrupa Birliği (AB) dayattığı için değil, milletimizin ihtiyacı olduğu için sahip çıkıyor ve hayata geçiriyoruz. Devleti adalet üzerine inşa eden bir medeniyetin temsilcileriyiz. Adaletin güçlü, güçlülerin de adaletli olduğu toplumlar hızla büyür, kalkınır, gelişir. Adaletin küçüldüğü yerde zulüm büyüyor demektir. Adalet anlayışına göre hareket etmeye bıraktığımız gün, kaybettiğimiz gün olacaktır.

    Yargı Reformu Strateji belgemizin iki temeli var: Hak ve özgürlükler. İfade özgürlüğünü demokrasinin en önemli şartı olarak görüyoruz. Yargı Reformu Stratejisi’nde 2 temel perspektif, 9 amaç, 63 hedef ve 256 faaliyet bulunuyor. Yargı reformu belgesi hem vatandaşlarımızın sisteme güvenini artıracak hem de daha öngörülebilir yatırım ortamına yardımcı olacaktır. Bu reform belgesiyle, her ne kadar bize verilen sözler tutulmuyorsa da, AB tam üyelik sürecine bağlılığımızı da ifade etmiş oluyoruz. Bu belge ile ifade özgürlüğünün güçlendirilmesi ve daha ileriye taşınması konusunda yeni yaklaşımlar ortaya koyuyoruz.

    Adliyelerde vatandaşların işlerinin kolaylaştırılmasına yönelik birtakım hedefler ve faaliyetler belirledik. Önümüzdeki dönemde adil yargılanma hakkının daha etkin şekilde korunmasını hedefliyoruz. Tutuklama tedbirinin ölçülü kullanılmasına yönelik yeni adımlar atıyoruz. Önümüzdeki dönemde adil yargılanma hakkının daha etkin şekilde korunmasını hedefliyoruz. Tutuksuz yargılamayı asıl yöntem olarak görüyoruz. Bir internet sitesinin tamamına değil, engellenmesine karar verilen kısmına erişimin sınırlanmasına imkan verecek bir düzenleme yapılacak

    Hakim ve savcılar hakkındaki disiplin prosedürlerini yeniden yapılandırıyor, kurulun disiplin kararlarına karşı yargı yolunu genişletiyoruz. Hukuk fakültelerinin eğitim süresi 5 yıla çıkartılacak, kontenjanlar ise azaltılacak. Reform düzenlemesi ile mesleğin başında hakimleri ceza ve hukuk hakimi olarak ayıracak ve alanlarında uzmanlaşmalarını sağlayacağız. Avukatların bilgi ve belge temin etmelerine ilişkin yasal yetkilerini genişletiyoruz. Avukatlara belli kriterler dahilinde yeşil pasaport hakkı vererek, uluslararası faaliyetlerini kolaylaştırmayı planlıyoruz.

    • Değişimin kaçınılmaz olduğu doğru, Uğur Bey. Ancak, kesintisiz bir biçimde güç kaybı yaşayan, üstelik hemen hiçbir konuda inandırıclığı kalmamış bir lider partisi ile o değişim ne gerçekleşebilir, ne de taşınabilir.

      Evet, 23 Haziran’a ayarlı çok açık bir seçim stratejisi bu, ve, sizden farklı olarak, heyecan verici hiçbir yanı yok “Yargı Reformu” diye anlatılanların (son iki saatimi, peşin hükümden uzak hukukçuların değerlendirmeerine ayırdım, bundan hareketle yazıyorum). Ama, sadece bir seçim yatırımından ibaret değil. Erdoğan’ın 23 Haziran sonrasına hazırlık adımı.

      İstanbul seçimini yitirdikten hemen sonra, Erdoğan, çok direndiği ama kaçamadığı yazgısını kabullenecek ve iktidarını paylaşmayı kabullenerek CHP ve İyi Parti ile müzakereleri hemen başlatacak. Yani, seçimin hemen sonrasında bir kaç gün için dillendirdiği “Türkiye İttifakı” seçeneğine oynayacak çaresiz.

      Yani, yine (ve bilmem kaçıncı kez) ittifak değiştirmenin yollarını arayacak.

      Bu mükün mü?

      Bu sorunun karşılığını bir iki soruyla vermiş olayım:

      (1) İstanbul’u kaybetmesi halinde partisini bir arada tutamayacağını CHP ve İyi Parti liderlikleri bilmiyorlar mı?

      (2) Bu iki muhalefet partisinin liderlikleri, İstanbul’da Erdoğan’ın ikinci kez ve bu kez en az 100.000 oy farkla kaybetmesinden kısa bir süre sonra A. Gül çevresinden yeni parti hamlesi geleceğinden haberdar değiller mi?

      (3) İstanbul ve diğer metropollerdeki rant kaynaklarını yitirmiş bir AK Parti’nin, zaten işleyişi büyük ölçüde sekteye uğramış parti teşkilatının darmadağın olacağını kestirmek güç mü?

      (4) CHP ve İyi Parti’nin Erdoğan’a ihtiyacı var mı? Erdoğan ile kurulacak bir Türkiye koalisyonunu mu seçmenlerine anlatabilirler, yoksa, A. Gül ve diğerlerinin liderliğinde kurularak siyaset sahnesinde gürültülü bir biçimde yerini alacak yeni parti ile kurulacak bir koalisyonu mu?

      • Yazınıza herhangi bir itirazım yok. Şimdiye kadar adalet sistemine ilişkin başlarda ürkek ürkek olan eleştiriler,son zamanlarda ise daha cesurca olmak üzere çoğalmaya başladı.İktidar da yönelişin farkında olarak bu kez bastırma modunda değil,değişimi biz yapıyoruz modunda tepki gösteriyor.Daha önce de birçok adına reform denilen düzenleme getirildi.Ancak şimdi “Yitik, kaybedildiği yerde aranır’ derler; biz de kaybettiğimiz değerleri kendi içimizde bulacağız.” demekle,adalet sisteminin işleyişindeki problem kabul ediliyor.

        “Bu reformlara Avrupa Birliği (AB) dayattığı için değil, milletimizin ihtiyacı olduğu için sahip çıkıyor ve hayata geçiriyoruz. “demek,bana göre tersinden Avrupa Birliğine verilmiş olumlu bir mesaj.

        “İfade özgürlüğünü demokrasinin en önemli şartı olarak görüyoruz. “sözü mevcut durumun böyle götürülemeyeceğinin kabulü,yine iç ve dış eleştirilere olumlu bir cevap gibi.

        “Yargı reformu belgesi hem vatandaşlarımızın sisteme güvenini artıracak hem de daha öngörülebilir yatırım ortamına yardımcı olacaktır. Bu reform belgesiyle, her ne kadar bize verilen sözler tutulmuyorsa da, AB tam üyelik sürecine bağlılığımızı da ifade etmiş oluyoruz.”sözü yukarıdaki tespitin ayrı bir teyiti anlamında.

        “Önümüzdeki dönemde adil yargılanma hakkının daha etkin şekilde korunmasını hedefliyoruz. Tutuklama tedbirinin ölçülü kullanılmasına yönelik yeni adımlar atıyoruz. ” sözleri adil yargılanma sıkıntısının kabulü anlamına geliyor.Belki yakında daha esnek kararlarla karşılaşabiliriz.Sizin 2 gündür yazdığınız Serkan Gölge tahliyesinin arkasından düzenlemenin gelmesi başka bir dikkat çekici nokta.

        Bebekli,hamile kadınların cezaevinde değil adli kontrolle denetimi hem iç kamuoyunun hem dışarıdaki eleştirilerin kabulü anlamlarına geliyor.

        Düzenlemenin arkasındaki mantığın ,işlerin düzenli gitmediğinin kabulü ve bu baskıların etkisiyle doğan zorunluluğa göre mecbur kalışın etkisiyle işlediğini düşünüyorum .
        Netice de sistem tıkanıklığının kabulü anlamına geliyor bu ilan.Yoksa söylenebilecek çok şey var.Ama netice de şunlar bile olumlu gelişmeler;ben asıl buna vurgu yapmak istedim.Genel olarak sizin yazdığınız şekilde düşünüyorum.Bu işaretler moral verici onu belirtmek istedim.

        • Merhaba Uğur Bey, bu son gelişmeye ilişkin olarak sizin değerlendirmelerinizle benim bakış açım arasında bir uyuşmazlık ya da gerilim yok. “Aman bu Erdoğan’dan da olumlu ne beklenir ki!” türü sığ ve hakkaniyet açısından sorunlu bir noktaya savrulmuş görünmek istemem (çok kızsam da kendisine, barış süreci gibi bir adımı atmaya yeltenmiş olması bile tek başına önemini asla küçük göstermeye çalışmayacağım bir değerde).

          Geriye doğru ve serin kanlı bir bakışla değerlendirmeye çalışırsak, bütün o yaşanılagelen süreçlerde karşımızda birden çok Erdoğan’ın olduğunu söylemek kaçınılmaz oluyor. Tümden bir yoksayıcılık ya da tümden bir olumsuzlama, hem ahlaken sorunlu olur, hem de yazıp söylediklerimizi değersiz kılar.

          Benim, bu son gelişmeden herhangi bir iyimserliğe ya da heyecana kapılmamış görünmemin nedeni, Erdoğan’ın dile getirmiş olduklarının lafıza ilişkin değersizliği değil. Yani, değinidiğiniz noktalarda sizinle farklı düşünmüyorum.

          Benim kuşkuyla karşladığım ve tartışmaya hayli açık bulduğum, bunun ne ölçüde samimi ve hayata geçirilmesinde ısrarcı olunabileceği meselesi.

          İster Trump’ın bir telefonu üzerine serbest bırakılan NASA görevlisini alalım, ister S400’ler konusunda Erdoğan’ın geri adım atacak olmasını (böyle olacak, aksi bana hiç mümkün görünmüyor), ya da sizin gündeme taşıdığınız bu son hamleyi: Erdoğan, Avrasyacı-Ergenekoncu kliklerle ittifakı devam ettirmesinin sadece kendi çöküşünü kolaylaştıracağını görüyor -pek çoğumuz görüyoruz bunu. Rusya ile bir yere varamayacağı da açığa çıktı Astana sürecinin kof çıkmasıyla ve son iki hafta içindeki İdlib mesajlarıyla.

          Erdoğan, bu ittifakı bozmaya fazlasıyla hazır. Sorun şurada: İktidarını paylaşmaya ne kadar ve ne ölçüde hazır olduğunu bilmiyoruz. Söz gelimi, bu başkanlık sisteminde, Ana Yasa Mahkemesi ve HSYK’nın teşkilinde bir değişime direndiği sürece, bir reformdan söz etmek mümkün değil. Bu alanlarda da pazarlığa açık mı?

          Diyelim hazır, bu da sorunu çözmeye tek başına yetmiyor. Daha önce de değindiğim gibi, CHP ve İyi Parti açısından Erdoğan ile işbirliğine giderek onu o Avrasyacı çetelerin elinen kurtarmak siyaseten atılması hiç de kolay olmayan bir adım. Ortada yeni partinin kuruluşu olmasaydı, çok zor da olsa, böyle bir Türkiye ittifakı denenebilirdi en azından. Ama, hem bu iki muhalefet partisi açısından, hem de egemen sermaye gurupları açısından, Erdoğan çok sorunlu bir lider, ve bunlar kendilerini artık Erdoğan’a mahkum hissetmiyorlar.

          Gerek demokratik reformlar, gerekse anayasal reformlarla bu başkanlık sisteminin köklü bir biçimde dönüştürülmesi (parlamenter sisteme dönüş anlamına gelmiyor bu zorunlu olarak), dış politikanın gerçekçi bir rotaya yerleştirilmesi, zindanlardaki onbinlerce insanın giderek katlanılmaz hal alan mazlumiyeti gibi bir dizi yaşamsal konuda, A. Gül isminin ima ettiği kadrolar çok daha tercih edilir bir partner bu iki parti için.

          Erdoğan, hem içeriye hem dışarıya, mevcut ittifakı bozup yenisine hazır olduğunun işaretlerini veriyor giderek güçlü olarak. Ama, bu konuda bir şansı olabilmesi, bir pazarlık gücüne sahip olabilmesi, ancak İstanbul seçimini kazanması ile mümkün, çünkü, karşı tarafa örselenmiş olsa da hala bir gücü elinde tuttuğunu göstermek zorunda bir partner olarak düşünülebilmesi için. Değilse, kaçınılmaz yazgısına bir erken seçimle eriştirileceği bence açık. Seçimi kaybettiğinde, hem medya gücünü yitirecek, hem de çok milletvekilini kaybedecek.

          İlkesiz, tutarsız bir liderdi Erdoğan, kendi kendini açmaza düşüren kendisiydi. İnsanların acılarına aldırmadı, akıl almaz boyutlara varmış ahlaki çöküntüyü ve kutuplaşmaya hiç aldırmadı, hatta bunları kendisi teşvik etti.

          Ben kişisel olarak bu defterin kapandığını, başta adaletsizlik gelmek üzere, en acil sorunların çözümüne giden yolun, yeni parti ile kısalacağını düşünüyorum.

          • Buradaki dikkat edilmesi gereken problemlerden biri de Nato çizgisine yönelmeye Avrasyacıların tepkisi ne olur.Medeni bir şekilde ayrıldık,bundan sonra arkadaşız diyebilirler mi bunlar?Netice de işlerini taşla sopayla halletmeyi seven bir anlayışları var…

          • Güldürdünüz beni “Neticede işlerini taşla sopayla halletmeyi seven bir anlayışları var” imasıyla : )

            Yerden göğe haklısınız bu konuda. Benim görebildiğim
            şimdilerde kol kanatlarının kırıldığı yönünde. Sağlıklı toplumsal güçler yükselişte, ve bunun karşısında dağınık bir görüntü veriyorlar. Bahçeli’nin esip gürlememesinin, Perinçekgillerin pek ortalıklarda görünmemesinin nedeni de bu olmalı. Hepsi, Türkiye’de son aylardaki “zamanın ruhu”nun nereye gittiğini görüp kabullenmişler gibi. Rusya da artık alenen terslemeye başladı hükümeti, açığa düşmüş gibiler.

            H. Gayret biladerimin dil ve tavrı bile değişti bir ölçüde. Yine alışlıldığı üzere çakmaya devam ediyor, ama en azından “ölü sevici” türü radikal tespitlerinden vaz geçmiş görünüyor. Tayland’da olduğum sıra oraya bile uçak kaldırıp beni aldırmayı düşünürken, şimdi Hollanda’ya bir helikopter göndermeye bile arzulu değil. Değerim kırımızı ışıklarda iki sopa yemeğe kadar düştü. Hatta, eğer Therealwinemaker arkadaşımızla (“Şarapçı” diyor bu arkadaşa H. Gayret) bir muhabbet buluşmasından hemen sonra yazmadı idiyse, bana bir keresinde “Bernar hoca” bile dedi yani 🙂

    • Uğur bey!, Siz ciddi ciddi Erdoğanin konuşmalarina inandinizmi? Çünkü Erdoğan şimdiye kadar söylediklerinin tam tersini yapti…sağ gösteriŕ sol vurur.
      Onun derdi oy olduğu oçin konuşmalarıni ona göre yapar.
      Vatan millet sakarya misalı.

      • Nurdan abla ama geçen gün hiç böyle eleştirel görünmüyordun; hani arınça mostralık makam mı verilmiş, maaş mı bağlanmış neymiş diye seviniyordun:) artık türkiyenin abd ile ilişkileri ve imajı düzelsin diye pensilvanyaya giderler gelirler diye zil takmış oynuyordun hani..:)

      • Aslında problem kanunlarda,düzenlemelerde değil.Yargıdaki Uygulama problemleri kanunlardan kaynaklanmıyor; Neticede kanunlar delillerin toplanması ve değerlendirilmesine göre uygulaması yapılan düzenlemeler.Bizdeki problem yargının kanun uygulayıcılarından kaynaklı.Şimdilik bu kadar…

  8. kazandı diyorsan da oylar yuzde 9 yeniden sayılması ile çalınan, haksızlık yapılan yeri değiştirenler ne dersen de 29 binden 14 bine indimi ,indi..peki bu 15 bin oy sayılmasa gelmeyecekti fark 129 bin olacaktı.Bunun üzerine bu tertibin icinde olanlar neden diğer yuzde 91 saydirmadi? buna cevap verirmisin sayin koru?peki yuzde 9 sayimla on beş bin oy geri gelirken yuzde 91 yeniden sayilmayi engellemelerini bildiginiz halde neden kazandı diyorsunuz? böyle demeniz için (topunuz) diger yuzde 91 yeniden sayilmasina itiraz etmeyip veya yeninden sayilip fark bir oy bile olsa idi böyle bir hakkınız olurdu fakat bunu yapmayıp hatta engelleyip buna ragmen bunlar olmamış gibi davranmaniz hakkaniyete sığmaz ve inanirliginiza ve yillarca muhafazaklarca kale alinmaniza sekte vurmuş olur.gerci sizler diger gruplara yelken actiginizi gormekteyiz bu da bir hesap tabiki… haklısınız artık cazip gelmiyor.ha ABD ve batı da bastirirken onların safında olmak risklidir.

    • Yazdıklarınız yanlış. Tamamı sayılan yüzde 9 oyda bir değişiklik olmadı. Sadece 300-400 bin geçersiz oyun tamamı (yüzde yüz) sayıldı ve Binali bey lehine 7 bin kadar fark oluştu. Bunun nedeni de parti logolarına vurulduğu için ilk sayımda fark edilemeyen oyların geçerli sayılmasıdır. (Parti logolarına Binali bey seçmenleri daha çok, Ekrem bey seçmenleri daha az mühür vurmuş).
      Ayrıca Rusya-Çin-İran bastırırken onların yanında olmak daha da riskli olabilir …

      • mim anlaşılan torpillisin senin karşı yazilarin yayinlaniyor ama cevaben yazdiklarimiz yayinlanmiyor?neye göre yanlış.işinin uzmanlari yuzde 9 kullanilan oylarin orani ni olusturuyor.carpitma ustaluginiz ve hesabiniza geleni cevaplandirmaniz tipik feto taktiği..tanidiklarimizdan taniyoruz bunu..senin dedigin gibi ise neden yeniden sayim yapilmadi,neden chp ve muhalefet bunu engelledi .muhalefet derken heryerde secim kurullarunda ysk heryerdeki gizlenen ama chp adina etkin olanlari kast ediyorum.iptal olan 15 bin neden iptal edilmiş te chp nun bu oranda iptali neden yok.hatta iptal olmasi gerekirken neden iptal edilmemiş.ayni durum yani iptal olmasi gerekenler chp ye sehven!(sizin teziniz) gecerli sayıldığı gibi neden Yıldırım’in lehine olmadi,buda mı tasaduf…insanlari aptal mı zannediyorsunuz?yasal olmayan hareketler neden hep sizin cenahtan oluyor neden?

        • bir kısmı o da hesaplarına gelen taraflar yayinlaniyor.gerci buna da şükür canim!!! ekmek aslanin kuyruğunda,insanlar sinsiyse sinsi olmadıkça olmuyor işte… kötü komşu(feto,pkk vb sinsi adamlar filan) ev sahibi yaparmış….

          • Nedim bey selam, kıymetli yorumlarınız için teşekürler ama elemanı kaale aldığınıza bile değmez.

          • hidayette ve sıratı mustakimde olmadığımi nerden biliyorsun,yoksa yoksa sende liderin gibi ilham,ruyalarla bilgiler mi geliyor..yakalandin mim(saklanan,ismimi vermekten kaçınan,sinsi…).Dinimi delilleriyle bilen Kur’an,sahih sunnet ve ondort asırlık ummetin icmaina ve fikhi meselelerde ummetin muctehidlerine bağlı bir muslumanim, elhamdülillah..Atalardan,kulaktan duymalardan degil nasslardan ve alimlerden dinimi ogrendim,ogreniyorum.peki sen(siz)?

          • sizden,sizin cemaaten olmayanlar sahi kafir goruyordunuz demi? insanlari babalarindan,vatanlarindan,degerlerinden koparip anavatan olarak Abd, batıyı yurt gormenizi saglayan mossad,cia mason planmasi icinde yurtsuz yapildinuz .bu küfürlerden tevbe edin bu her karışı sehidlerin kaniyla kanamiş bu islam topraklarına dönün (tevbe e-ve-be den gelip temiz olan, Allah’ın razı tarafa dönmek anlamindadir)

  9. Sayın KORU, Bülent ARINÇ’ın başkanlık sistemini yeniden değerlendirmeliyiz değerlendirebilmeliyiz çıkışına Mehmet Uçum’dan sert yanıt geldi bu konuda bir yazı bekliyorum.

  10. Fehmi Koru ve ailesini iyi tanıyorum. Buraya başta Süleyman karagulle hoca olmak üzere Sayın fehmi koru ve ailesi hatırına yorum yazıyorum. Hoşunuza gitmeyen yorumlara, ne beddua ne de hakaret etme hakkınız vardır.
    Bu mübarek ramazan ayında vebal altında kalmayiniz.
    Ha gayret beye özel olarak rica ediyorum. Benim yorumlarımin altına haddinizi aşacak yorum yazmayiniz. Benden bi hayli büyük olduğunuzu düşünerek saygılarımı sunuyorum.
    Selam ve dua ile…

  11. İsimsiz kahramanlar… Sürekli kendinden bahsedilen ama adı var kendi yok kahramanlar vardır:) “t.bekleviç, d.acemoğlu, a.kahveci, erke dönergeci vs.” Bunlar gibi olmaktansa hiç adının anılmaması ve ne mal olduğunun anlaşılmaması daha iyidir; nihayet muhalefet de bu durumdan ziyadesiyle memnundur zaten..! İmamefendi bozuk türkçesi, küstah ve yapmacık tavırlarıyla, yine herhangi bir moron olduğunu açıkça belirten yüz ifadesiyle tam olarak chp seçmenine uygun ideal bir adaydır; bundan kuşkumuz yok..:) mazbatası iptal edilince hemen bi koşu tekrar anıtkabire gidip ziyaretçi defterine “eski ibb başkanı” diye yazsaydı, kendisini dini yayınlar fuarını sultanahmetten kalırtmasında olduğu gibi yine alkışlardım..:) yalnız bu kadar açgözlü ve dengesiz bir kişiliği ne kadar cilalasan da içi boş işte. Chpli kimi tutup çıkarsan aşağı yukarı hepsi de benzer bir fizyolojiye ve mide bulandırıcı bir görgüsüzlüğe sahipler maalesef:( allah affetsin, bunların alayını…

  12. İlahi Fehmi Bey bugünkü yazınızla yine güldürdünüz. Emir veren/ler sosyal medyayı ve bağımsız medya kuruluşlarına söz geçiremiyor galiba. İnternet üzerinden yayın yapan bazı haber kanalları halkı nabzını tutmaya çalışıyor türkiyenin her yerinde. Sokağı anlamak adına yapılan bu yayınlar hergeçen gün daha çok izleniyor. Dileyen her vatandaş 2 tıkla dinlemek istediği siteye anında ulaşıp bilgi alabiliyor. Dijital medya seçim sonuçlarını dahi etkileyecek düzeye ulaşmasa dahi görünen o ki bağımsız medya güç kazanmaya devam ediyor. İnanın milyonlarca para harcayarak insanları aydınlatmak gerektiği halde emirle hareket eden medyanın esamesi bu zamanlarfa okunmuyor bile. Toplumun gözleri önünde cereyan ediyor tüm bu bunlar.

  13. Ekrem İmamoğlu ile yapılan bir söyleşiden …

    “BÜYÜK DEDEM ÖLÜNCE BEN DEDEME KALMIŞIM”
    Mevlüt dedem uzun yıllar savaşmış. 6-7 yılı cephede geçmiş. 4 kardeş birlikte dağılıyorlar. En küçüğü benim dedem. Rahmetli vefat edince ben dedeme kalıyorum. Büyük dedem çok sahiplenmiş, ilk torun çocuğuyum. Ben dizinin dibinde savaşı dinliyorum, var olmayı dinliyorum. İki kardeşinin şehit olduğunu biliyor. Dönersem Trakya’da hayat kurarım, diye düşünüyor. Köyde evde kimse yok. Büyük nine var, nine var. Dedem var, üç dul eş var. Dedem II. Dünya Savaşı’nda savaştan korunmayı çok önemserdi. Dedem Demokrat Partili’ydi.
    “SOYADIMIZI NÜFUS MEMURU ‘MÜDAFA’ KOYMUŞ…”
    Bizim soyadımız İmamoğlu. Aile kökümüz İmamoğlu. Bizim Osmanlı tapularımız var, orada İmamzâde diye yazar. Soyadı Kanunu çıkınca hiçbir aile ‘oğlu’ soyadı alamamış. Daha sonra yasa değişiyor ve alıyorlar. Dedem gidiyor İmamoğlu soyadını istiyor, ‘olmaz’ diyorlar. Bizim soyadımızı nüfus memuru koydu biliyor musunuz? Dedem kendini savundu diye ‘Müdafa’ soyadını koyuyor, ‘Gıcık’ diye de koyabilirdi. Karadeniz’de özellikle Köprübaşı ilçesi bunun kökenidir, oradan dağılmadır. Akçaabat’tan dağılmışız. Türkiye’nin pek çok yerinde vardır.
    “KURAN’I ÖĞRENDİM İNANCIMI KENDİ İÇİMDE YAŞARIM”
    Ben iyi bir Kuran eğitimi aldım. İlkokula gitmeden Kuran okuyordum. 5 yaşında başladım. İlk dayağımı da orada yemiştim, çok garibime gitmişti, yadırgamıştım. Sonra daha keyifli gelmişti bana. Dindar, inançlı bir ailemiz var. İlmihali ciddi anlamda ezbere sunabilen, hafız gibi okuyabiliyordum. İnancımı kendi içimde yaşayan birisiyim. Bir tek şu var, benim yadırgadığım şey, Kuran’ı bize Türkçe öğretmediler. Tabii ki Arapça okuyalım ama anlamını da öğretselerdi. Ben belediye başkanlığımda binlerce meal dağıtmış birisiyim.

  14. AKP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Başkanı, Türkiye Varlık Fonu Yönetimi A.Ş. Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan demiş ki :

    Bu CeHaPe var ya bu CeHaPe … Bütün yolsuzlukları bunlar yapıyor, sonra da bizim üzerimize atıyorlar.
    Bu CeHaPe var ya bu CeHaPe … Devletteki adamlarıyla sınırları açtı, Suriyelileri ülkemize doldurdu.
    Bu CeHaPe var ya bu CeHaPe … Yağmur dualarımızı laiklikle engellediler. Tarım çöktü, gıda fiyatları arttı.
    Bu CeHaPe var ya bu CeHaPe … Bizi Batıya kötüledi onlar da borç vermedi, dolar bu yüzden arttı.
    Bu CeHaPe var ya bu CeHaPe … Köylüleri aşağıladı, onlar da şehirlere göç etti. İşsizlik bu yüzden arttı.
    Bu CeHaPe var ya bu CeHaPe … Onların yüzünden başörtülü bacılarımız da sigara içmeye, ruj sürmeye başladı.
    Bu CeHaPe var ya bu CeHaPe ….İstanbul seçimlerinde hırsızlık yaptı, oylarımızı çaldı. Bunlar illettir, bunlar zillettir …
    . . .
    Bu CeHaPe var ya bu CeHaPe … Kuran okuyan bir aday gösterdiler. Dini kullanmak bize aittir, bunlar ‘imam hırsızı’dır.

    (Bu konuşma, Külliyede yapılan “AkYargı mensupları ve AkMuhtarlar Elele” toplantısında yapılmış. MSB Akar ve MHP Genel Başkanı D.Bahçeli de davetliler arasındaymış. Etkinliğin sonunda sahneden okunmuş-üflenmiş çay paketleri atılmış. Ayrıca Erdoğan, Akar ve Bahçeli’ye Kadir Mısıroğlu’nun kitaplarını hediye etmiş).

  15. Havuz medyasının ‘pek bir itibarlı'(!) programcıları da çadır tiyatrosundaki oyuna renk katmaya karar vermişler: CNN Türk’den Ahmet Hakan, İmamoğlu ve Binali Yıldırım’ı ortak yayına çıkarmak için çağrı yaparken, aynı işe talip olan Habertürk sunucusu Didem Arslan Yılmaz’a yekten giydirmiş. “Al sen yap bacım!” diyerek aşağıladığı Didem Arslan’a çaktığı yazısı şu ifadelerle bitiyor:

    “Resmen ve alenen… Ayılıyor, bayılıyor, ölüyor, bitiyor”

    Didem Arslan da az değil ama. A. Hakan’ın dönekliğini ima edip fitili ateşleyen kendisi. İki adayı kendi programına davet ederken söylediği şey öyle yenilir yutulur gibi değil:

    “O mahalleden bu mahalleye gitmeyen, tarafsız bir modaratör istemez misiniz?”

    Geçen haftalarda, muhalif bir yorumcu arkadaşın bir yazısına itiraz ettiğimde, H. Gayret, “Aha valla kapışacak bunlar!” diye heyecanlanmış, kendince, “Allahınızdan bulun. Yiyin birbirinizi!” diyerek bizi gaza getirmeye çalışmıştı.

    Aklıma geldi şimdi, kıs kıs gülüyorum. . .

    Bayramımız hayli renkli ve eğlenceli geçecek -öyle görünüyor : )

  16. Çağımızın sorunları
    Çağımızın sorunları vardır. Karşılıksız para, yıllar süren yargı, terör ve basın. Diğer sorunları çözmek için belki bir beş yıl yeterlidir. Basın sorununu çözme ise son derece zordur.
    Önce üniversitelerimizi bağımsız hale getirip onları Sermaye’nin sömürü fetvacıları olmaktan kurtarmak gerekir. Gerçek bir ilim dünyası ortaya konmalıdır. Sonra basın görevini bilmelidir. Emirleri Dolar’dan değil, ilimden almalıdır. Basının görevi ilim adamlarının oluşturdukları uygarlığı halka götürmektir. Halkın seviyesine inip onlara anlatmaktır. Yani basın mensubu, ilim dilinden halkın diline tercümanlık yapar.
    Şimdiki basın ise Sermaye’nin sözcülüğünü yapıyor. Bugün AK Parti’ye saldıramadıkları için onun tarafı görünüp, nefret ettirme taktiğini kullanıyorlar. AK Parti basını ele geçirdiğini sanıyor. Basın onu içten içe yıkıyor. İstanbul’u kaybettiren onlardır. Bir gecede cephe değiştirebilirler. Türkiye’de tek güvenilecek kurum vardır, o da ordudur. Devletimiz emin ellerdedir.

  17. Sn Koru sizi yıllardır bizim mahallenin önde geleni olarak okur takip ederiz.
    yazılarınız cığrından çıkmaya başladı. Mesela bugün yazınız, Türkiyede ki bütün köşe yazarlarını neredeyse hergün eksiz okurum yazdıklarınız gerçeği yansıtmıyor. Nerdeyse bütün köşe yazarları imamoğlu diye yazar yabancı ülkelerin köşe yazarlarını okuyor olabilir misiniz.
    Ayrıca diyorum ki Tayyip Erdoğan size bugün kapı açıp eksi şata vatlı günlerinize döndürse bu yazıları tersten yazar mısınız???

    • El insaf … Fehmi Koru’ya son çalıştığı gazetede yukarıdan talimat gelince “Maaşını al, odanda otur fakat yazma” demişler o da istifa etmiş. Ayrıca bugünkü yazıyı iyi okuyun. Tek başına ‘İmamoğlu’ değil ‘CHP adayı İmamoğlu’ veya sadece ‘CHP adayı’ yazılması talimatı gelmiştir havuz medyasına. Yakında bunun doğruluğunu görürsünüz.

      • Bunların düştükleri halin 19 saniyelik özeti, AK Partili Mehmet Metiner’in gülünesi şaşkınlığında ve paniğinde, Mim Arkadaşım. Adam öylesine korkmuş ki yanlışlıkla İmamoğlu sözcüğünü ağzından kaçırmaktan, söyler söylemez panik içinde “Pardon. . .” deyip ağzından çıkanı geri almaya çalışıyor.

        https://www.youtube.com/watch?v=tS3UCs0iz0I

    • İnsan böyle bir yazara ne yazacağını şaşırıyor, şuna bakın İmamoğlu’nun bir hikayesi varmış, Yıldırımın yokmuş, insan okuyunca çıldırıyor. Böylesine nefret dolu insanlarla nasıl konuşulur ve anlaşılır. Söyleyecek söz bulamıyorum. Eleştiriler de o kadar güzel ki bunları cesaretle yayımlamasını da açıklamak mümkün değil, cesur lafını kullanmak istiyorum, ama o kadar doğru eleştirileri nazara almamasından herhalde eleştirilmekten ayrı bir zevk aldığını düşünüyorum.

      • Binali Yıldırım’ın hikayesi ne ? Bin Ali, İn Ali … Hasbel kader Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı yapmış bir insan belediye başkanlığına aday mı olurmuş ? Oluyor çünkü kendi hikayesi yok, bin deyince biniyor in deyince iniyor … Tövbe estağfurullah daha fazlasını yazmayayım.

    • Belli ki, yazarın yıllardır okuru olduğunuz iddianızın gerçekte bir karşılığı yok. Bir iki paragraf okuyun bakalım İnternet’te, Fehmi Koru kimdir, yazarlık hayatı ne zaman başlamıştır, hangi mecralardan süzülüp bugünlere gelmiştir.

      Daha Erdoğan ortalarda yokken Fehmi Bey muhafazakar dünyanın en seçkin kalemiydi. Siz Erdoğan’a tutunup iki lafı bir araya getirme becerisnden yoksun tipleri gidip havuz medyasında arayacaksınız, Bulut kardeşim.

      Hem, “Türkiye’deki bütün köşe yazılarını neredeyse hergün eksiksiz okurum” diyeceksiniz, hem de kasap dükkanında 41 numara ayakkabı modelleri arayacaksınız. . .

      Ne diyelim: Allah şaşırtmasın : )

  18. Akp tarafı hiç bu kadar savrulmuş kontrolünü kaybetmiş bir görüntü vermemişti.İmamoğlu’nun haksız yere alınan mazbatası ,onun popüleritesini daha fazla körükledi.Akp farkında olmadan karşısına güçlü bir siyasi figür çıkardı ve bu hatada hala ısrar ediyor.Bu durumun oluşmasında, trolleri ve eline mikrofonu alıp trollerin hatalı bilgilerini meydanlarda gerçekmiş gibi anlatan bakanlarıda unutmamak gerek.Akp tarafı 23 Haziran’a kadar bu hatalarında devam ederse aradı fark İmamoğlu lehine ciddi ciddi %4-5 lere çıkacak gibi.

    • Bazılarımız burada söyleyip duruyor: Ahlaksızlıkla yol almak da, ahlaksızlıkları savunmak da zor zanaattir.

      Velhasılı, sözünü ettiğiniz savrulma ve kontrol kaybı şaşırtıcı olmadığı gibi, nihai rezillik “bu işin fıtratında var”, Abdullah Bey.

  19. Evettt Fehmi bey pası attı… kenara çekildi….Alex sağ çaprazdan de souza yo gördü….şimdi sıra… eskiden Ak partiye verdiydim şimdi vermiyorum…Havuz medyasını takip edenler basmış burayı trol dolmuş ortalık yaw diyenlerde……..Chp li olmayıp CHP yi savunanlara ne denir……. noktalar da havalı yani…..
    Müdafa…iki haftalık saltanatında, işe önce belediye kayıtlarını kopyalatarak, bir yandan da “AK Partili olduğunu varsaydığı” belediye işçilerine “sendika değiştirme baskısı” uygulayarak girişti……özgürlük ve demokrasi getirecekler şeffaflık şiarımız vazgeçmeyiz repliği eşliğinde….
    Bu baskı “CHP’nin eline geçen” bütün belediyelerde var. Bazı yerlerde “işten atarız haa” tehdidi kuvveden fiile çıktı…..Uygulamaya koydular.
    Adana’da 1.750 işçi kovulmuş…. İki bine yakın….
    Bolu’da bu sayı henüz 97……
    İzmir Kemalpaşa’da henüz 8…. bayramdan sonra 170 kişi daha bekleniyormuş….
    Çanakkale Bayramiç’te 53…
    53 kişi çıkarmışlar, hemen arkasından 25 başka kişi almışlar. Bu “tasarruf” oluyormuş……
    Babası akıllı adammış bu Müdafanın….Anap tan aday olmak için soyismini değiştirmiş ama oğluna nasip olmuş…hadi anladık kendi cenahı onun kayığına binip inanır….burdaki seyircilerin çoğuda biz dövemiyoruz bari şu maduro müdafa dövsün modunda….
    De souza tekrar Alex i gördü… nöbetçi gölcü Semih’e bir ara pas…Nöbetçi yine vazifesini yaptı derken FKT o da ne…semih topu geriye attı,, kendi aralarında paslaşmalarla zaman geçirmeye başladılar..top yine Alex de…şöyle bi etrafına baktı…

    • Al koçum, belli ki top tepiştirme işlerini pek bir seviyorsun. Tep bakalım nereye tepeceksen:

      Serkan Gölge, Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) çalışanıydı. 38 yaşında, ailesini ziyarete gittiği Hatay’da gözlatında alındı 2016 yılında. FETÖcü olmakla suçlandı, 15 yıla kadar hapis cezası talebiyle yargılandı. Mahkeme, 2018’de 7,5 yıl hapis cezası verdi Serkan Gölge’ye. Bugün Trump Erdoğan ile telefonda görüştü. İngiliz haber ajansı Reuters’in az önce geçtiği habere bakılırsa, Trump “Tak” diye istedi, Erdoğan da “şak” diye isteği yerine getirdi. Anlayacağınız, Sekan Gölge serbest!

      Anlayacağınız, Reis yine pek bi dik durdu, eğilmedi 😉

      Sizi gidi pabucumun dik-dur-eğilme’zci tayfası sizi! : )

    • İşten çıkarılanlar bankamatikçi çalışanlar olabilir. Adana Belediyesinde 1750 işçi çıkarma haberi ise önceki MHP başkanı dönemine ait haberlerde de yer alıyor !

    • Bravo çok güzel bir yazı yazmışsın, ancak yazını okuyanlarda onu anlayacak idrak yok maalesef, anlayanlar da Erdoğan nefretleri ağır bastığından Müdafa bey bunların on misli daha kötülük yapsa bunlar oh ne güzel eziyor diye bayram yaparlar. Bunlarla ahirette hesaplaşacağız.

      • Ahirette kişisel hesaplaşma yok. ‘Ben falan kişiye uymuştum da ondan …’ mazeretleri de geçersiz olacaktır. Ayrıca İmamoğlu yanlış işler yaparsa da karşı çıkarız.

  20. Hikayeye karnımız tok..:) başlığı okuyunca ilk anda, anıtkabir defterine palas pandras attığı ibb başkanı imzasının olduğu sayfa kaldırılmış ya da yırtılmış sandım..! Neyse ki konu başkaymış…

  21. Sn Koru,

    Siz İmamoğlu’nun adını her yazınızda tepe tepe kullanın.

    Göreceksiniz ne sizin bu ismi bolca zikretmeniz, ne de iktidar yanlısı medyanın gözardı etmesi İstanbul halkının iradesini etkileyecek.

    İstanbul halkı din istismarına payandalı İmamoğlu projesini reddedecek.Çünki önlerinde yaşanmış bir Erdoğan örneği var, İstanbul halkı aptal değil.Din sömürüsüne dayalı siyaset İmamoğlu’nun zaafı ve yumuşak karnı.

    • Vay efendim! Vay efendim! Kimler gelmiş kimler gelmiş!

      H. Gayret, yaw nerelere gittin yine? Bırak o elindeki Ahmet Altan romanını da çık gel saklandığın elbise dolabından. Bak Faysal Bey çıkmış gelmiş seçim sathımahaline girildi diye -sorsanız, “Ne alakası var, ben bayramlaşmaya geldim” der elbette.

      “Kim o Faysal Bey dediğin. . . Hatırlamıyorum” dersen, hatırlatması kolay: Hani şu senin “İnci Baba” diye seslendiğin beyefendi.

      Herhalde bayram şekeri lokumu niyetine bizim için düzdüğü kutulara iki düzine “FETÖ”, bir düzine de “15 Temmuz” yerleştrip öyle gelmiştir.

      Gel bir hoşgeldin de, içeri buyur et. : )

  22. Hikaye dediniz de; ”Bugün kimin ‘hikayesi’ var? sorunuza;
    CHP adayı Ekrem İmamoğlu‘nun mu, AK Parti adayı Binali Yıldırım‘ın mı?” sorusuyla cevap veriyorsunuz da Sn. Koru, sorun şurada: 2002’de Erdoğan’ın hikayesi kadar tesirli bir hikaye İmamoğlu için üretilemediğinden İBB seçimindeki oy farkı, onu, sorunsuz ve itiraz edilemeyecek derecede Başkanlığa taşıyamıyor. Hele bir de CHP faktörü orta yerde duruyorken.

    Aklından geçiyor mudur bilmem; Erdoğan, ”İmamoğlu’nu ne edip edip, bir yolunu bularak AK Parti adayı yapsaydım keşke” diye… Binali Beyi -diğer büyük şehirlerde olduğu gibi- aday kıtlığından ya da o sıklette bir aday bulamadığından İBB’ye aday gösterdiğini de biliyoruz.

    Tekrara gidilmesine rağmen İBB seçiminde -yandaş medyanın da çalışmalarının ters tepip İmamoğlu’na yarar sağladığı halde- hala Ekrem Bey için, yani asıl amaç olarak, İmamoğlu özelinde CHP’nin İstanbul’u alarak ülke yönetimine namzet olacak kadar etkili bir hikaye oluşturulamıyor.

    Bunun sebebi İmamoğlu ile CHP arasındaki ‘doku uyuşmazlığı’ olsa gerek ya da ben öyle görüyorum.

    Bu doğru bir şey ise, İmamoğlu, büyük şehirlerde olduğu gibi İstanbul’da da aday yokluğu çeken AK Parti için biçilmez kaftan imiş demek ki. Bu yüzden Erdoğan’ın Ekrem Bey için aklından geçen bir”keşkesi” var mıydı diye yukarıda sormuştum.

    Dünkü yorumumda, bu kez de Ekrem Bey seçimi kazanmış olsa bile ”öncelikle merkezi idare onu rahat bırakmayacak, İstanbul’un devasa kaynaklarını onun elinden alacak ve yetkilerini budayarak merkeze bağlı kalmasını sağlayacaktır. Bunun olmadığını düşünsek bile CHP onu rahat bırakmayacak, tipik bir CHP’li gibi davranmasını isteyecek; muhafazakar-sağ renkli gömleğini (!) çıkarmasını isteyecektir” diye yazmıştım. Aynı fikirdeyim. Yani İmamoğlu bu kez de seçimi kazanmış olsa bile bu, CHP’nin ülke yönetimine namzet olacağı anlamına gelmeyecektir.

    CHP gömlek değiştirse bile bu olmayacaktır. AK Partide, çıkarmış olduğu gömleğini yeniden eski gömleğiyle değiştirmiş olsa bile etkili bir iktidar olma gücünü yeniden elde edemeyecektir. Çünkü eskisiyle yenisiyle gömlekler, bedenden gelen ifrazatla sürekli kirleniyor.

    Türkiye’nin ihtiyacı, bedenindeki yara bereden, iliklerine kadar işlemiş kiri pisi ifrazat olarak elbisesine kusan siyasi yapılardan kurtulup yeni şeffaf ve güven veren taze bir siyasi oluşumdur.

    İmamoğlu CHP ile başlayarak/başlatılarak yanlış bir çıkış yapmıştır. Telafi imkanı var mıdır? Kendisi bilir.

    Benim de bu yazımda Sn. Koru gibi, İmamoğlu’nun adını bir çok kez zikretmiş olmam, ona seçime yönelik bir yarar sağlar mı, belki. Ya da sanmıyorum.

    Ama Koru’nun da dediği gibi Ulusal Medya(!) onun adını anmayarak bunu daha fazlasıyla başarıyor galiba.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here