Binali Yıldırım mı, Ekrem İmamoğlu mu? Kazanamayanı ne bekliyor, o konuyu işledim…

84

Dün gece iftarda hayli eski bir geçmişte bakanlık da yapmış bir işadamıyla aynı masayı paylaştım. Onun siyasetçi benim gazeteci olarak yaşadığımız olaylardan laf açılmışken, sohbet konusu oraya gelince, yeniden milletvekili seçilmesini kıl payıyla benim engellediğimi gülerek anlattı.

Doğrudur: Süleyman Demirel‘in Doğru Yol Partisi‘nin (DYP) en önemli isimlerindendi ve DYP’den koptuğu sırada kendisini listelerinde yer almaya davet eden Necmettin Erbakan‘ın Refah Partisi‘nden (RP) aday olmaya hazırlanıyordu. Benim bütün yaptığım, gizli tutulan bu gelişmeyi bir yazıyla okurlara duyurmam oldu. RP yönetim kadrosu konuyu öğrenince aday gösterilmesine karşı çıktı.

Gülmesinin sebebi, kendisini rahat hissetmeyeceği, içine sinmemiş bir partiden Meclis’e girmenin yanlışlığını o günlerde bile görebilmesiydi. Sonradan bana “Hacı annem de istemiyordu, sağol” dediğini de hatırlıyorum.

Turgut Özal’ın siyasi macerası

Siyasette içinde yer alınan partiyle uyum temel esastır. Farklı görüşler aynı parti çatısı altında buluşabilir elbette, ancak o çatının buna elverişli olması şartıyla. Turgut Özal Anavatan Partisi’ni ‘dört eğilim’ adını verdiği genişlikte bir fikir platformu olarak oluşturmuştu.

Çok başarılı ve bu günlerdeki yeni parti arayışlarına da ışık tutabilecek bir örnekti o parti…

Turgut Özal’ın kendisi ‘dört eğilim’ ile barışık bir insandı; ANAP yapısını o sayede uzun süre koruyabildi. Turgut Özal‘ın ailesi fertlerinin de yardımıyla genel başkan seçilmeyi ve başbakan olmayı başarıp partiye bütünüyle hakim olmak için muhafazakar unsurları tırpanlamaya başlayınca Mesut Yılmaz, ANAP’ın ‘dört eğilim’ iddiası da budanmış oldu.

Kuruluş felsefesiyle sonradan aldığı biçim arasına sıra dağlar giren tek örnek de değildir ANAP…

Önümüzde olağanüstü kritik İstanbul belediye başkanlığı seçimi var. AK Parti adayı Binali Yıldırım mı, yoksa CHP adayı Ekrem İmamoğlu mu ipi göğüsleyecek, bunu seçim günü öğreneceğiz. Kim kazanırsa kazansın, herhalde hepimiz onu şanslı sayacağız.

Acaba gerçekten öyle mi?

Her seferinde kazanan mı kendisini şanslı hissetmeli?

Sorumun sizlere tuhaf geldiğinin farkındayım; fakat benim de bu satırları yazarken yukarıdaki soruyu düşünmemi sağlayan bir olay belleğimde capcanlı duruyor.

Turgut Özal 1977 yılında Necmettin Erbakan‘ın lideri olduğu Milli Selamet Partisi‘nden (MSP) İzmir birinci sıradan milletvekili adayı olarak seçime katılmıştı. Kampanyasını yakından izlediğim için biliyorum, kazanmayı da çok arzu ediyordu. Seçimi birkaç bin oy az aldığı için kaybetmiş ve çok arzu ettiği halde Meclis’e girememişti.

Şanssız saymamız gerekiyor Turgut Özal‘ı, değil mi?

Oysa, seçimden üç yıl sonra Türk siyasi tarihinin uğursuz olaylarından biri daha yaşandı ve MSP kadrosu siyasetten tasfiye edildi; lider düzeyinde olanlar, Turgut Bey‘in kardeşi Korkut Özal da dahil olmak üzere, cezaevlerine dolduruldu, özel yetkili mahkemede yargılandı, 1987 yılına kadar da siyasi yasaklı kaldı.

Üç yıl önce seçilemediği için MSP’den Meclis’e girememiş olan Turgut Özal ise…

Darbe olduğunda başbakanlık müsteşarı konumundaydı Turgut Özal; 24 Ocak ekonomik kararlarının mimarı bilindiği için, askerler kendisini kurdukları hükümette ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığı koltuğuna oturttular. Siyasi hayata yeniden geçildiğinde kurduğu Anavatan Partisi ile ilk seçimde iktidara gelmeyi başardı.

Milletvekili seçilemediğinde kendisi kazansın diye geceli gündüzlü çalışmış yakın kadrosu üzülür, sevenleri karalar bağlarken, kampanya günleri sırasında İstanbul’da kalmayı yeğlemiş Semra Özal‘ın, eşi seçilmedi diye kurban kestirdiği duyulmuştu.

Onun haklı olduğunu daha sonraki gelişmeler herkese gösterdi.

Bugüne ve İstanbul seçimine gelirsek…

Binali Yıldırım seçilemezse sonuçta milletvekili sıfatı halen üzerinde bulunduğu için Meclis’teki odası kendisini bekliyor. Sıradan milletvekili olmayı içine sindiremezse, en son görevi TBMM başkanlığı olduğu için, eski Meclis başkanlarının üyelik daveti aldıkları Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu‘na kapağı atabilir.

Tabii, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın iki seçim üst üste katlandığı zahmetleri göz önünde bulundurarak ona Külliye’de bir görev vermesi, kendisine yardımcı ataması da pekala mümkün.

Bana baştan beri belediye başkanlığı adaylığına pek olumlu bakmadığını düşündüren de kazanamadığı takdirde önündeki farklı seçenekler Binali Yıldırım‘ın… Hepsi de, belediye başkanlığından daha cazip duran seçenekler…

CHP adayı Ekrem İmamoğlu ise aynı zengin seçeneklere sahip bulunmuyor.

Kazandığı popülerlik sebebiyle “CHP’ye genel başkan olur” diyenler var, ama bu o kadar kolay değil. Politika başarısızlığı pek kaldırmaz. Milletvekili sıfatı olmadan parti genel başkanlığının zorluğunu geçmişte SHP’de Murat Karayalçın yaşamıştı, şimdilerde Meral Akşener aynı durumda.

Belediye başkanı seçilemeyen Ekrem İmamoğlu zora düşer, dönebileceği ilçe belediye başkanlığı bile yok onun; bu sebeple de İmamoğlu mutlaka kazanmak zorunda.

İstanbul seçmeni bu durumun farkında mı acaba? Seçilemediği takdirde kayıp hissi yaşamayacak, seçildiğinde çok fazla sevinmeyeceği görüntüsü veren bir aday ile seçilemediği zaman kenara çekilmekten başka önünde bir seçenek bulunmayan bir başka aday arasında tercihte bulunacağını biliyor mu?

Bilmeyenler de bu yazımdan sonra öğrendiler işte.

[Özal 1977’de milletvekili seçilemediği halde sonrasında kazandı, ama o çalkantılı günlerde Türkiye farklı bir yapıdaydı; bugün kazanamayan gerçekten kaybedecektir.]

ΩΩΩΩ

84 YORUMLAR

  1. İyi günler Taha Kıvanç unutmayınızki 12 eylül sol cenahı 15 temmuz islâmî cenahı biçti artık seçmen Mümin olsundan ziyade insan olsun a bakıyor sizce hangi aday seçmen in kalbine dokunuyor

  2. Sayın Koru’nun analizlerini genelde olumlu bulmamla birlikte bu yazıdaki yorumuna katılamayacağım. Çünkü, şartlar Özal dönemine benzemektedir. Özal ın da msp den seçilemeyince döndüğü ekonomiden sorumlu bakanlığın ona bir artı getirdiği söylenemez. Onu iktidar yapan hem darbe-asker siyaseti karşıtlığı hem de seçim dönemi sözlerindeki liberallik ve dışa açılım vurgusuydu. Ayrıca şöyle düşünmek lazım: İmamoğlu seçilirse büyük bir ihtimalle büyükşehir yetkileri cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle törpülenecek ayrıca büyükşehir meclisindeki ak parti çoğunluğu deeteğiyle de topal ördeğe dönüştürülecektir. İktidar destekli medya gücüyle de halk, yetkinin budandığına bakmaz, İstanbul daki her sorunda İmamoğlu nu sorumlu görebilir. Görev süresince yetkileri budanmış, etkisizleştirilmiş, başarısız algılanan ve böylece yıldızı sönmüş bir İmamoğlu gelecek için parlak siyasetçi figürü olmaktan da çıkacaktır. Dolayısıyla aynı Özal örneğinde olduğu gibi seçilemeyen bir İmamoğlu, bir siyasi görevi kalmasa da umut vaat eden bir hareket lideri vs konumuyla kenarda kalarak hem yıpranmadan hem de toplumu kucaklamaya devam ederek ilk genel seçim için çok daha parlak bir seçenek olarak kalabilir. Yani belki de 23 Haziran da seçilememek, İmamoğlu nun kaderinde daha hayırlı bir başlangıcın ilk noktası olabilir. Kimbilir…

    • Merhaba Ali Bey,

      İstanbul’da İmamoğlu’na ikinci kez kaybeden AK Parti’nin iktidarını sürdürebilmesi bana hiç olası görünmüyor. Bugünkü AK Parti’nin bilinen anlamdaki (yani iş bilen, donanımlı ve inandırıcı kadroları olan bir kitle partisi) AK Parti olmadığı çok açık. Bir siyasal parti olduğu bile kuşkulu. Bir şirketi andırıyor daha çok.

      Tanımlanabilir, süreklilk gösteren bir ideolojisi yok. Tipik bir lider partisi. Dindar yığınlarla köprüleri attığından bu yana da güçlü il ve ilçe örgütleri artık işlemeyen, sadece seçimden seçime hareketlenen, davadan çok daha fazla çıkar beklentileriyle hareket eden teşkilatlar.

      Bu tür partiler, ANAP deneyiminin de işaret ettiği üzere, sürekli iktidar olmaya yazgılı, köksüz ve geleneksiz partilerdir. İktidarı yitirdiklerinde hızla büzüşürler ve ardından dağılma sürecine girerler. Bu partinin yakında başına gelecek olan da bu.

      Sayın Koru’nun yazı konularını titizlikle seçtiği kanısındayım. Önceki gün, istifa etmek zorunda kalan İngiliz Başbakanı’nı konu alan yazısı rastlantısal değildi. Seçimi tekrar kaybeden Erdoğan, partisini kontrol edemez artık. İnandırıcılığı büyük oranda aşınmış, geleneksiz (bir MHP ya da CHPile karşılaştıramayız Erdoğan’ın lider-partisini), üstelik şimdi rant-dağıtım ağı İstanbul’un kaybedilmesiyle parçalanacak olan bu “partimsi şirket”, inanın 7-8 ay bile iktidarını sürdüremez.

      İstanbul’un kaybedilmesinin hemen ardından, benim kişisel olarak umutla beklediğim A. Gül cephesinden gelecek parti kurulur, AK Parti’nin meclis çoğunluğunu kaybettirecek sayıda milletvekili bu yeni partiye geçer -bir kısmının İyi Parti’ye de geçeceği yönünde kulis haberleri var.

      Misyonunu çoktan tamamlamış ve yolun sonuna gelmiş bir AK Parti var (bunu, bir AK Parti ya da Erdoğan nefretim olduğu için söylemiyorum) karşısımızda. Bu devir kapanıyor artık. Yeni süreçlerle yoluna devam edecek Türkiye ve halk yığınları -ve dindar muhafazakarlar.

      İmamoğlu seçimi yine önde göğüsleyecek. Yeni parti hayli ses getirerek kurulacak ve ülke muhtemelen Kasım ayında erken seçime gidecek.

      Dolayısıyla, ortada ne İmamoğlu’nun elini kolunu bağlama şansına sahip olabilecek bir Erdoğan var, ne de iktidarını -bırakın 2023’ü- bir yıl kadar daha sürdürebilecek bir AK Parti var.

      Ülkede bir değişim süreci 31 Mart seçimleriyle uç verdi, ivme kazandı, artık geri döndürülmesi mümkün değil inanın.

      Saygılar.

  3. Serkan Gölge, Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) çalışanıydı. 38 yaşında, ailesini ziyarete gittiği Hatay’da gözlatında alındı 2016 yılında. FETÖcü olmakla suçlandı, 15 yıla kadar hapis cezası talebiyle yargılandı. Mahkeme, 2018’de 7,5 yıl hapis cezası verdi Serkan Gölge’ye. Trump Erdoğan ile telefonda görüştü. İngiliz haber ajansı Reuters’in az önce geçtiği habere bakılırsa, Trump “Tak” diye istedi, Erdoğan da “şak” diye isteği yerine getirdi.

    Reuters’in haberi doğru çıkarsa (çok muhtemelen öyle olacak; çünkü kapı gibi Reuters bu, bizim Anadolu Ajansı değil), bu hikayeden bazılarımıza, “Sizi gidi pabucumun dik durup eğilmezcileri sizi. . .” diyerek mırıldanmak, bazılarımıza da, Alman gazeteciden, Rahip Brunson’dan sonra, bir kez daha yutkunmak düşecek.

    Ben H. Gayret biladerimin en sıkı takipçilerindenim. Çok sözü vardır beğenip belleğime yazdığım. Bunlardan biri de şu: “Nereye yahu? Daha karpuz kesecektik. . ”

    Dik-dur eğilmezci kardeşlerimiz bayram tatili falan diyerek bir yerlere sıvışmasınlar, bu sayfaları boş bırakmasınlar. Yoksa, iki haftadır “O da Rahip Branson’ın taze bir versiyonu çıkacak, göreceksiniz”diyerek dilime doladığım S400’ler meselesine atıfla, “Yaw nereye gidiyorsunuz? Daha karpuz kesecektik” diyeceğim : )

  4. Yassıada’nın “Demokrasi ve Özgürlük Adası” olarak yeniden düzenlemesi projesinde sona gelindi. Büyük bir değişim geçiren Yassıada’da 125 odalı otel, 600 kişilik konferans salonu, 1200 kişilik bir cami, müze, sergileme alanları, kafeterya ve restoranlar bulunuyor.

    Demek ki paramız olur da Yassıada’ya gidersek restoranda yemek yedikten sonra kafeteryada çay içerken “Vay be Adnan Menderes burada asılmış demek ki” falan deyip arkadaşlarla sohbete devam edeceğiz. Dindar olanlarımız ise 1200 kişilik camiye gidip 10-15 kişilik bir cemaat ile namaz kılacaklar. (Sahi sürekli İmam olacak mı acaba Yassıada Camisinde?)

    Adanın son halinin kuş bakışı fotoğraflarını da gördüm. Adanın her yerini betona çevirmişler, adım atacak yer kalmamış. Küçük bir adaya ençok kaç bina sığdırılabilir sorusunun cevabı bu adada !

    Bazen küçük bir örnek çok şey anlatır. Erdoğan’ın Türkiye’yi nasıl müsrif ve pervasız yönettiğine Yassıada şahittir. Adanın bu hali, yenilenen İstanbul seçimlerini Binali Yıldırım (yani R.T.Erdoğan) kazanırsa, İstanbulun gideceği istikameti de göstermektedir.

    • Anıtkabiri millet parkı olarak hizmete açsaydık çok daha güzel olurdu ama sakalımız yok ki dinlesinler? Mal bulmuş mağribi de adaları gezmiş galiba..:) çanakkale köprüsünü de bi inceleseydin gitmişken o taraflara; ayaklarını filan diktiler sanki denizin ortasına, bi bakaydın şöyle şantiyede işler nasıl yürüyor..? İşte türkiyenin istikameti orda sayın fkt..!

      • Aktrollerin taktiği hep böyle. Sorudan kaçıp başka sorular sormak. Fakat ben sorularına cevap vereceğim :
        – Anıtkabiri park olarak hizmete açmayı Türk düşmanı ve müşrik ümmeti taraftarı Kadir Mısıroğlu ve benzerleri hayal ediyordu. Demek ki sen de böyle düşünüyorsun.
        – Yap-işlet-devret projeleri, milli imkanlarla 100 liraya mal olabilecek bir işi 300-400 liraya mal eden müsrif projelerdir. Ancak olmazsa olmaz nitelikteki işlerde uygulanması gerekirken Erdoğan bunu bir çeşit borç alma yöntemi olarak kullanmaktadır.

  5. Fehmi Koru’nun bugünkü yazısını “acaba İmamoğlu lehine bir şeyler mi ima ediyor” endişesiyle okuyan kimi Erdoğansever okurlar telaşa düşmüşler ve ‘imamsavar’ bataryaları ateşe başlamış. Bence iyi yapıyorlar, böylece bu siteye uğrayıp da yorumları okuyan vatandaşlarımız var ise, kimin söyleyecek bir sözü olduğunu kimin samimi olduğunu daha iyi görüyorlar.

    • Ekrem İmamoğlu kaybettiği takdirde kazandığı seçim elinden zorla alınmış mağdur bir kaybeden pozisyonunda olacak ve Tayyip Erdoğan’ın 28 Şubat döneminde yaşadığı mağduriyet ve millet tarafından sahiplenilme döngüsüne girecektir. Bu kısmı atlamamak gerekir diye düşünüyorum.

  6. Bernar hocam! Ak gönüllü ve Bozkurt sever okurlar havuz suyu ile beslendikleri için üstat Fehmi Koru’yu da havuz suyu niyetine içiyorlar ve tadına varamiyorlar, kendilerini beyhude üzüyorlar.
    Halbuki bu yazılardaki anlatım ustalığının farkına varsalar hem zihinlerinde bir kıpırdanma farkedecekler hemde keyif alacaklar.
    Ben bile orta okullu bir cahil olarak çok azını anladığım halde çok keyif alıyorum.

    Bence siz bir de Fehmi Koru yazılarında ki ustalığı anlatsanız belki bu okurlar da üzülmekten kurtulur keyif alırlar.

    Yoksa yazar ne yazıyor, okur ne anlıyor durumları bizi de üzüyor.

  7. Toplumlar, insanların hep birlikte dikkate değer kayıplara uğradıkları dönemlerden geçerler. 28 Şubat ve AK Parti’nin önünü kesme çabası içinde sergilenmiş hukuksuzluklar ve düşkünlükler; bütün iddialarına rağmen şeffaf, görülebilir olmamakta ısrar eden, elde ettiği güçle daha da güçlenmek üzere medyaya, siyasete, iktidar partisinin politikalarına olanca gücüyle (sık sık da hukuk dışı yollarla) abanan, tam da böyle olduğu için -parmağı olsa da olmasa da- 15 Temmuz’un üzerine yapışıp kalmış olmasının mümkünatını geçmişte kendi elleriyle hazırlamış olan Gülen Cemaati; AK Parti’nin ilkin bir lider partisi, ardından lideri eliyle bir parti şirketine dönüşmesi süreci ve buna eşlik eden, medyadan bakanlara, parti yöneticilerine kadar hemen her yere siyaret eden bir ahlaki çürüme ve inandırıcılık kaybı; bir toplumun toplum olma vasfını yitirmesi anlamına gelecek kadar tehlikeli bir durum olan hukuksuzluk hali, yargı mekanizmasının yozlaşıp dağılması. . . CHP’lierin çok yakınır göründükleri, ama hem CHP’nin hem de geleneksel CHP zihniyetinin asla kendisini masum ilan edemeyeceği bir kutuplaşma, kültürel ve etnik kimliklere kaçış hali, onlara sığınma hali. . .

    Bunların hepsinde hep beraber çok örselendik, çok güç kaybettik.

    Galiba bir dibe vurmuşluk hali var ortada. Ya da, dikkate değer ölçülerde bir yorgun düşmüşlük hali. Muharrem İnce isminin simgelediği laik tipler CHP cenahını, Bakan Soylu’nun ima ettiği kitidar tipleri AK Parti seçmenlerini yormuş görünüyor.

    Aslında, 31 Mart seçimleri pek çoğumuz açısından pek de beklenmedik bir resim koymamış olsaydı ortaya, muhtemelen, henüz dibe ulaşılmamış kalınacak, o kutuplaşma içinde daha ne kadar gidilecek yol kalmış ise, o yolu da kat edecektik. Sanki çok farkında değildik tüm enerjimizle ve araçlarımızla tüketirken aslında tükeniyor da oluşumuzun.

    Samimi midir, profesyonelleşmiş bir politikacı mıdır? Yoksa, işini iyi bilen profesyonel halkla ilişkiler uzmanlarının son derece başarılı bir ürünü müdür İmamoğlu?

    Bunu tartışmak yersiz. Dikkatimizi, İmamoğlu’nun gerçekte ne olup olmadığı sorusu üzerinde değil, İmamoğlu’nun neyi simgelediği üzerinde yoğunlaştırmalıyız.

    M. İnce Erdoğan kapışması olmadan da bir gündelik hayat yaşanabileceğinin iması İmamoğlu. Üyesi ve üstelik İBB adayı olduğu bir siyasal partisi var, ama sanki o da çok heyecanla sarılmıyor o aidiyete, ve İmamoğlu isminin insanların algı ve duygu dünyasındaki simgesel imalarından hayli hoşnut gibi.

    Toplum, adım adım, hep birlikte tükenip yorgun düşmüşlüğün yazgımız olmayabileceği fikir ve duygusuna yüzünü dönüyor gibi. Eğer böyle ise gerçekten, ki bence hatırı sayılır işaretleri geliyor böyle olduğunun, yakında siyaset sahnesinde yerini alacağı söylenen partinin bu yönelimi teşvik edip cesaretlendireceğini düşünüyorum ben.

    Çok değerli, insani kalitesinden şüphe edilemeyecek kadar samimi ve sahici insanlar çıkarlardı TV ekranlarına bir zamanlar tartışma programlarına. İsmini şimdi hatırlamadığım, ülkücü kökenli, bir stratejik araştırma kurumunun başında olup barış süreci sırasında akil insanlar gurubunda da gönüllü görev üstlenmiş bir insan vardı, örneğin. İnce yüzlü, ince bıyıklı bir bey. Etyen Mahçupyan vardı, Fehmi Bey vardı, Mümtazer Türköne vardı, Ali Bayramoğlu vardı. . . Ahmet Altan, o çocuksu heyecanıyla, kimilerine şımarıklık ya a kibir olarak da görünebilen taviz vermez tavrıyla, kendisini dinletirdi kendisine çok uzak olanlara bile.

    Yıllar içinde birikmiş çok açık bir kalite, gerçek bir fikir ve yorum insanlığı hali vardı bütün bu insanlarda. Her birini can kulağı ile dinlerdim.

    Ben çok özlüyorum o günleri.

    Bu ülkeden buhar olup uçamayacak dindarlar, dindar muhafazakarlar. . CHP’lier de öyle. MHP’liler de öyle. Elbette HDP’liler de öyle. Siyasal İslamcılarımız da olacak, Deniz Gezmişci ya da Mahir Çayancılarımız da.

    Herkes, kendi içinden saygın bir dilin, sakince konuşabilme becerisinin, en nihayet hiç olmadığını iddia edemeyeceğimiz ortak değerlerin akil insanlarını çıkarsın -onlardan burada da var, ve hepimiz biliyoruz onları.

    Muharrem İnce’lerin, Süleyman Soylu’ların diline teslim olmadan da soluk alabilir, daha huzurluca bir gündelik yaşam sürebiliriz. Bunun böyle olduğunu biliyoruz, çünkü çok uzun sürmemiş olsa da, öyle güzel günler yaşadık bir dönem, tanık olduk.

    Yapmışsak, yine yapabiliriz.

    Ülkemizin akil insanları bir araya gelsinler ve kursunlar artık o yeni partiyi. Yaralarmıza iyi gelecek, yaralarımızın sarılmasını kolaylaştıracak ve hızlandıracak.

    Ve çok iyi olacak. . .

  8. Kadim şehirlerin koruyucu azizleri vardır; evliyalar ummanı aziz istanbulun muhafızları ise saymakla bitmez: yuşa aleyhisselam, aya sofya, eyüp sultan, akşemseddin, aziz mahmut hüdai ve daha nice babalar, erenler… Yerin üstündekiler kadar yerin altındakiler de şehrin sahibidir. O yüzden, küfür tek millettir şiarınca “zillet ittifakı” altında toplanan şer cephesine karşı tüm gücümüzle istanbula sahip çıkmalı ve cumhur ittifakının adayını desteklemeliyiz. Binali beyin şimdiye kadar istanbula ve türkiyeye yaptığı hizmetleri meydanda… Kendisi hiçbir vaatte ve hizmette bulunmasa bile oyumuzu gönül rahatlığıyla verebileceğimiz bir kişidir. İnşallah ibb başkanı olarak da daha nice hizmetlere imza atar. İmamefendinin 18 günlük belediye reisliğini ise gördük zaten ve tekrarından da allaha sığınırız..! Azizler, pirler, kırklar yediler; istanbulu muhafaza buyursunlar inşallah…

    • N’oluyoruz, yahu! Durum bu kadar kotu mu? Oyleyse, ben de geleyim bari yardıma. Gerci Zaytung’un çok daha tutarlı önerileri var ya… Artık seçenek sizin.

      • Yani avarelik durumlarını anlarım da delilik durumların beni harbiden üzer, Avare kardeşim.

        Deli misin, eceleni mi susadın?

        “Yetişin ey ecdadın torunları! İstanbul’un ırzına gözünü dikmiş haçlı uşakları Fatih Han’dan kopya çekip şehrimizin etrafını kuşatıyorlar. Geceleri kurdukları çadırların önünde de utanmadan domuz çeviriyorlar ateşte. Görmüyor musunuz?” yollu feyratlara hiç kulak asma, her nerede isen otur oturduğun yerde.

        Daha havalimanına adım attığında girer iki tanesi koluna “Gel bi iki dakka çay gazoz içelim senle” der, bir hoşgeldin çekerler en kralından. Artık kurra torbasından ne çıkarsa. “Bak vakti zamanında yorum yazmışsın Aware adıyla, belli ki Gezici takımındansın” da çıkabilir bahtına torbadan, iki göbek uzaktan bir akarabanın adı Pelin olup ilk iki harfi tutuyor diye Pensilvanyacı olmak da.

        Ondan sonra anlat bakalım anlatabilirsen “Durun yahu! Ben İstanbul’u kurtarmaya geldim. H. Gayret Abim sesledi” diyerekten.

        Bence avare takıl sen, kendini de bizi de üzme boş yere.

        Bırak bir iki kilometre daha yol alsınlar “Durmak yok, yola devam!” diyerekten. Üç beş aya kalmadan, millet, “Sizi artık şu sağ şeride alalım.. . Evet, şimdi şu istikamette devam ediyorsunuz. . Hadi bakalım hayırlı yolculuklar” diyerekten gönderecek Mesut Abi ile Tansu Abla’nın yanına doğru. . .

        • Hadi gene iyisiniz bernar hocaa; sosyal medyada var mısınız, sizi takipliicektik de diyen pazar sevişgenlerinden sonra bir de senaryo yazarlığı ve film yönetmenliği teklifleri de alıyorsun bakıyorum..:) şu kadar yazdım çizdim buralara; bi allahın kulunun da bırak sosyal medyaya akalım mı demesini çay içelim mi diyen bile olmadı..! Maşallah gün geçmiyor ki yepyeni fanlarınla birlikte ne güzel birlikte otlayıp birlikte geviş getiriyorsunuz şuralarda… Tevekkeli boşuna dememişler kör satıcının şaşı alıcısı olurmuş diye..:)))

          • Şaka,atışma,faulsüz tatlı dirsek temaslarına evet te,insanları rencide edecek,platformun da ciddiyetine zarar verecek magazinsel faullu hareketleri hiç tasvip etmiyorum.Yapana da yakıştıramıyorum…

          • sen kocadığın için yanlış görüyorsun: Yayıldık Reis’in millet bahçesine, bazen yuvarlanıyoruz, çokca da çimenlere serilip AK Parti Şirketi gemisinin batışını seyrediyoruz.

            Hani manevi bir ayda olmasak ve edep adab bilmesek, seni de mecburiyetlerimizin görevlisi kılıp katacağız önümüze, “Haydi beyler! Batan geminin çayları bunlar!” diyerek garson diye dolaştıracağız aramızda 🙂

    • Yüzüklerin Efendisi değil de adı ona benzer yeni bir film serisi çekilecekmiş. Senaryo yazarları yardımcıları arıyorlarmış. Hani belki siz de …

    • Azizlerin/Evliyaların işi gücü yoktu tembelleşmiş ve önemli ölçüde üçkağıtçı hale gelmiş bir toplum için İstanbul’u korumağa koşacaklar(dı)?! Fatih döneminde Hakk’ın tercih edeceği nitelikler olması bu işi kolaylaştırmıştı, şüphesiz. O zaman “Akıl*İman Sentezi” süper-aktif bir durumdaydı. Ancak, o halden bugünkü hale gelindiğini görmüş olsalardı belki de bu işlere hiç girişmezlerdi. Bugün o dönemin akıl-maneviyat disiplini var mı ki? Bügünkü nesiller ancak maytap patlatıp böbürlenmeyi biliyorlar. Bu hali gördükçe muhtemelen değmezmiş derlerdi? Hâlâ Fatih dönemindeki akıl ve maneviyat seviyesinde yaşanıldığını sanıyorsun!… Bir Ekrem İmamoğlu veya Binali Yıldırım, ne farkeder? itirazı olan?!..

      • Ekrem İmamoğlu ‘Akıl ve Maneviyat’ dersinden sınıfı geçer, Binali Yıldırım ve benzerleri ise sınıfta kalır. Cevap verdiğiniz kişinin okuduğu bölümde ise akıl ve maneviyat dersleri yoktur zaten.

      • Hemen altta nurdan abla daha birinci cümlesinde iki adayın arasındaki farkı çok güzel özetleyivermiş; söktürebilirsen bir okumaya çalış bakalım hakan k..!

  9. Beceriklilik konusunda Binali Yıldirimin eline kimseler su dökemez…..

    Denizcilik işine girişince baktiki onda iyi rant var…. iş yerini kağit üzerinde oğluna verdi. Kendisi Ulaştirma bakanı oldu…..
    10 yıl ulaştirma başkanlığı yaparken baba Yıldirim ve baba Erdoğanin sözde olğlarinin “GEMICIKLERI” deniz filosuna dönüştü…. Gemilerden herbirinin uzunluğu Istanbuldan o meşhur adaya kadar uzandi….onun için Istanbul İBB başkanliğini Erdoğan ondan başkasına amenet edemiyor… eğer ederse Allah muafaza yeni gelen o gemilerin içindekilerini teşhir eder…..
    Yazikdeğilmi bu kurt politikacilar’a?
    Onlar Ne güzel kafa kafaya vermiş kendi gelecek nesillerine HELAL ratlar birakiyorlar….
    AMAN BENDE SABAH SABAH ZENGININ PARASI İLE ELLERIMI YORUYORUM.
    Bari bu Mübarek RAMAZANDA GUNUN MODA SARKISI ÇALDILAAAAAAARRRRRR….İ
    DINLEYEYIM GITSIN….!!!!!!:)))

  10. Amma da chp li görülen trol varmış yaw…..Gerçek Chp liler çıksun ortaya….Chp nin arkasına sığınmayın açıkta kalırsınız sonra

    • Samimi olarak doğru/yanlış yorum yazana ‘trol’ denmiyor, yorumcu deniyor. Trol tanımı ise şöyle : ” Forumlar, bloglar, sohbet odaları gibi çevrimiçi yerlerde insanları provoke ederek, duygusal cevaplar vermeye zorlayan ya da konuşulan konuyu dağıtarak varlık göstermeye çalışan kişi.” Günümüzde AKP’nin özellikle elindeki Belediyeler aracılığıyla besledikleri trollere ise Aktrol deniyor.

      • Bunların göçmen kuşlar misali seçim zamanlarında hep birlikte peydahlanıp, seçim sonrasında hep birlikte “hadi bize eyvallah” çeken tayfa olduğunu, mevsimlik işçi statüsüyle işe alınıp oraya buraya dağıtıldıklarını de ben eklemiş olayım, Mim arkadaş. Tutuşturmuşlar ellerine klavyeleri, salmışlar çayıra durumları yani.

  11. AK Parti taraftarlığı, ahlakasızlığa ve iki yüzlülüğe savrulmadan da yapılabilir. “Kültürel nedenlele kendimi Binali Bey’e yakın hissediyorum” dersiniz. “İstanbul’a yapılmış hizmetler var, bunları yok sayamam” dersiniz. Pekala makul ve anlaşılır bu tür gerekçeler. Nitekim, sokak röportajlarında oyunu Binali Bey’e vereceğini söyleyen AK Parti seçmenlerinin ezici çoğunluğu, tutumunu bu tür gerekçelere dayandırıyor. İmamoğlu hakkında kem söz edenlere ender rastlıyorum.

    Daha üç beş ay önce, gelip burada CHP’nin dine uzak ya da dine düşman bir parti olduğunu, laikçiliği ile dindarları ezen bir parti olduğunu ileri sürüp, “Keşke doğru düzgün bir muhalefet olsaydı, ülkemiz yararlanırdı bundan. .” diye yazanlar, şimdi azılı İmamoğlu düşmanlığı yapıyor.

    “Bu gürüh” diye yazıyor biri üstelik maneviyatı önemli değer sayıyor ve maneviyatı önemseyen kitleye sesleniyor “Duygusal davranmayın” uyarısıyla. Yorum niyetine yazdığı beş cümleden ikisinde “gürüh” lafını kullanıyor, buna iki tane daha ayrı sıfat ekleyip doyasıya aşağılıyor CHP’lieriüstelik de son derece manevi bir ayda.

    Bugünkü sözde yorumlarda, “Domuz eti yiyicisi bunlar” diyen de var, “FETÖcü” diyen de var. . .

    Oysa, İmamoğlu, diliyle, dindarlığı da içeren kimi muhafazakar esintileriyle, tipik (ve sık sık abartılan) bir CHP’li portresi çizmiyor. CHP’nin seçmen kitlesinin ondaki bu muhafazakar esintilerden rahatsız olduğunun bir emaresi de yok ortada. Pekala sahiplenmiş görünüyorlar İmamoğlu’nu.

    Daha dün, “Keşke halkın değerleriyle uğraşmayan bir muhalefet partisi olsaydı CHP. . .” diyenlerin şimdi sergiledikleri, ucuz ve ahlkaksız iddialarla destekledikleri İmamoğlu ve CHP düşmanlığı, bir hayli tuhaf kaçıyor.

    “Daha aklı başında bir muhalefet partisi” değil miydi üç beş hafta burada dile getirdiğiniz arzu?

    Derdiniz ne sizin?

    • Ragıp abi az bile demiş; chp veya shp farketmez, hakeza zillet ittifakının diğer üyeleri de istanbulun başına gelmiş ve gelebilecek olan en büyük musibettir. Yorumcumuz hasan günay gibi istanbulda yaşamayan tuzu kurular için hava hoş tabii..:) iski skandalı ve çekilen susuzluklar, toplanmayan çöp dağları ve ümraniyedeki vahşi çöplükte gaz patlamasıyla yitip giden canlar hala hatırlardadır… En kötüsü de çeşmeyi açınca paslı birkaç çamur damlası eşliğinde duyduğumuz “fısss, tısss!” sesleridir..:) istanbuldaki damacana ve şişesu furyası o dönemden kalmadır; susuzluk fobisi yani… Allah göstermesin ama imam efendi kazanacak olursa; aklı olan borsada ambalajlı su firmalarına çöksün..:)

      • Bize yol yordam göstereceğine, kur bir damacana su firması, sonra sotaya yat, ahalinin cümbür cemaat kamyonuyla “Su isteriz!” feryatları arasnda fabrika kapılarına dayanmasını bekle -değil mi ki İstanbul’da CHP’li “haşhaşi”(!)lerin elinde olan 14 belediye var!

      • Vallahi ayıp ediyorsun “Reis’in talimatları vız gelir tırıs gider!” demeğe getirerek. 🙁

        Demedi mi Reis’in “İstanbul’un suyu yüzü -ve az buçuk da rantı- hatırına “zillet ittifakı” muhabetti yok, ama 24 Haziran sabahından itibaren atış serbest diye?

        Üç hafta kadar daha sabredemez misin? : (

    • Bernar hocam iyi güzel diyorsun da chp ve ibb adayında müsbet yönde nasıl bir değişim ve gelişim gördünüz de onu bizim başımıza çarpıyorsunuz? Bu fırıldakların avukatlığı sana mı düştü? Hamza, hasan ve hakan beyler olsa; sizin zahmet edip satır aralarından bulup çıkardığınız bu nankörlüğümüzü onlar yüzümüze vursaydı inanın bu kadar gocunmazdım:( sonuçta ekmek kavgasıdır, saygı da duyarım; seçimden sonra yoksa halk ekmek bayisi ve akbil dolum işi sözü falan mı aldınız canangilden..? Öyleyse eğer size hayırlı işler; biz de gençbeyin göçü, sakatat ihracatı şu bu deyip ufaktan tüyeriz o zaman eskişehire..:)

      • Gel biz birbirimizi yemekten vaz geçelim, birlikte bir “kazan-kazan” durumu kotaralım. Şöyle yapalım:

        Ben canangiller cenahı ile yürüttüğüm pazarlıklara seni de katayım. Mesela, diyelim canangiller, pamukkale turizmin bir bilet bürosundaki gibi, önüme seçenekleri koyuyor birer birer: “Elimizde Halkalı’da bir halkekmek bayii var. . . Bakalım başka ne verebiliriz abime. . . Bi daha dikkatle bakayım. . . . Çok uzak demezsen, abicim, Küçük Çekmece taraflarında da bir akbil bayii boş görünüyor. . .”

        Ben her seferinde, “Yetmez ama evet eskidendi, bayatladı o işler, dolayısıyla, fena değil ama yetmez diyorum, el artıralım lutfen. Bir yolunu bulun, iki kişilik bir rezervasyon uydurun” diyorum. Biri bana, biri sana düşecek şekilde ayarlıyorum bundan sonraki ekmek teknelerimizi.

        Peki sen ne yapıyorusun o arada AK Parti Şirketi cenahında? “Olur mu?” diye soruyorsun: “Kürtlere gelince bol keseden kayyum belediyesi, bizim batı şehirlerine gelince hiç bir numara yok. Ama, sorulsa, milliyetçisiniz. Biz de isteriz kayyum belediyesi! Çanakkale’de yanlızca Kürtler mi savaştı? Mesela, Eskişehir’den hiç kağnı gitmedi mi cepheye havan topu taşıyan? Eskişehir gibi bir kahramanlar diyarı da hak etmiyor mu bir kayyum belediye reisi?” diye damardan girip yükleniyorsun.

        “İyi, tamam, Eskişehir Belediyesi’ne kayyum gidiyorsun o zaman, hazırla bohçanı. . .” diyor sizinkiler senden kurtulmak için. Sen de, “Yetmez” diyorsun: “Adı Bernar olan bir mankurtu yanıma danışman almadan şurdan şuraya adımımı atmam!”

        Böylece, eski solcu mu, çakma Saadetli mi, kripto FETÖcü mü olduğunu bir Allahın bildiği bu ne idüğü belirsiz biladerini de H. Gayret kontenjanından AK Parti Şirketi gemisine alıyorsun.

        Yani ister Binali Abi, ister İmamoğlu Ekrem kazansın, biz “hep kazanan” durumlarındayız!

        Nasıl ama fikir?

  12. eşşekten düşeni katır tepsin. kazanamayanın derdi sizi germesin. E.İmamoğlunu kimse kontrolu altına alamaz(K.K. bile). bir ülkede seçmene (p.+ vs) terror cu’lı vs demek kadar saçma bir cümle olamaz. istanbulun yarısı yakında arap, avrupalı, rus olacak herkes ev alıp vatandaş oluyor bunlara ne diyeceksiniz? bu ülkede gayrımeşru işlere bulaşan herkes tutuklanır, kaçan da oy kullanamaz. oy kullanamayan birirnin sözlerininde hiçbir hükmü yoktur (ne tırrampın, ne bebek katlinin, ne de sümüklünün). belli bir seçmen kitlesini kontrol edebilen suçlu ise 17 yıldır çok kimsenin yargılanması gerekirdi.(kötülüğüne kullananlar zaten kaçak). E.İ. hiçbir kimse yada kuruma kontrol verecek biri gibi görünmüyor. bu tip kişiler yüzde 51 i kendi kontrol eder yüzde 49 u karşıdakilerin kümülesidir(uzun süredir ülke hiç yabancı değil böyle insanlara!). bazan sandalyeye ceketini asarsın bazanda karşıya bir odun koyarsın. her kim gelirse gelsin istanbul eski istanbul değil, seçmeni de bu sefer klasik eski seçmen değil. beş yıl birşeyleri deneyecek! beş yıl sonra bu defa yapacağının tam tersini yapacağından ve kudreti olduğundan kimsenin kuşkusu olmasın.
    halk erbakan hoca zihniyetini son bir kez daha denedi; sonuç ortada. çocuk bazan özürlü doğabilir. birkez daha özal rahmetliyi deneyecek görünüyor. (aslında halk erkeban istedi, başa gelen özalı taklit etti: kendi planı belki başarılı olabilir fakat halkın umduğunu tamda bulamadığı, melekleri ararken cinlere çarpıldığı ayan beyan ortda). özalıda sitenin yönetimine değil şirketin ceo luğuna getiriyor. çünkü RTE’yi de seviyor!.

  13. İmamoğlu’nun bu seçimi kazansa da,kaybetse de siyaset sahnesinde olacağını düşünüyorum.Toplumu germekten uzak,olumlu,yapıcı,halka yakın sıcakkanlı havasıyla ve kazandığı seçimlerin yenilenmesine rağmen bu havasını muhafaza etmesini becermesi sebebiyle önemli bir yanlış yapmadığı taktirde Onun gelecekte de toplumun nazarında bir yerinin olacağı kanaatindeyim.Bir süredir Türkiye siyaseti ve toplumu böylesi yüzleri arıyor.Önemli olan görünen bu olumlu kişilik özelliklerini ,sonra da , olumsuza değiştirmeden devam ettirebilmesi…Malum siyaset kelimesi,vahşi atları eğitme becerisine sahip seyislik kelimesiyle aynı kaynaktan geliyormuş.Vahşi atı uysallaştırayım derken atın gadrine uğramak ta var işin doğasında;çünkü meydan tehlikeli ve ayrıca her insanın kontrol altında tutması gereken zaafları da var. Kontrolünü yitireni atın tekmelemesi de beklenir…Her siyasetçi de olması gerektiği gibi çizgisini bozmamaya dikkat ederse kaybetse de kaybetmez…

    İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu gibi siyasetçiler hem CHP hem de Türkiye için şans.Kılıçdaroğlu sık sık iktidarın idare kabilinden ortaya attığı çoğu söylemin doğruluğunu kabulle sadece reaksiyoner bir tutum içine girme yanlışlığına düşüyor olsa da samimi,dürüst ve vatansever bir insan.Koltuk sevdasında olduğunu düşünmüyorum.Ayrıştırıcı olmayan ,pozitif bakış açısıyla CHP nin klasik kitlesinin katı laikçi-devlet söylemini yumuşattığını düşünüyorum.2007 deki Cumhuriyet mitingleri söylemlerine sahip kitleyle şimdikini kıyaslayalım (O mitinglerin ana organizetörlerinin CHP yi terkedip AKP ye yönelmelerinin de etkisini de unutmamak lazım elbette).Şu anda pek görünmüyor gibi ama netice de toplum katmanlarının birbirine yakınlaşması sözkonusu ve Kılıçdaroğlu ‘nun bunda büyük payı var.CHP belki yakın vadede iktidar olamayacak.Ama topluma faydalı olmak için illa da iktidar olmak gerekmiyor. Satrançtaki sağlam bir açılış gibi Kılıçdaroğlu’nun topluma yaptığı.Bernar beye katılıyorum;Kılıçdaroğlu’nun,yaşadığımız bulanık havada görünmeyen yaptıklarının kıymeti gelecekte anlaşılacak.

    Tekrar etmiş olayım;siyaset “toplumun huzurunu sağlamak üzere” program üreterek iktidara talip olmak için yapılıyorsa huzurun dilini kullanan İmamoğlu gibi siyasetçilere ,belirgin bir yanlış yapmadığı taktirde bu sahnede bir yer olacağı kanaatindeyim.Her işin doğrusunu Allah bilir…

    • En azından senin şimdilik sapla samanı birbirinden ayıramadığın ortada uğurcan..! Bu durumun düzelmesini beklemektense en iyisi senin de belirttiğin gibi her işin doğrusunu allaha havale etmek galiba..:)

  14. Başarının Sırrı
    Bir insanın başarılı olması için zengin olması veya iktidarda olması gerekmez. Kendisinde kabiliyet varsa sonunda etkin olur. Turgut Özal ve Ahmet Davutoğlu yıllarca birer bürokrat olarak çok başarılı olmuşlardır. İmamoğlu Kılıçdaroğlu’na sadık kalır ve partisinde çalışırsa, halkı organize ederse gelecekte Cumhurbaşkanı olur.
    Peygamberler iktidarla veya altınlarla cemaatler kurmadılar. Birkaç gariban ile işe başladılar ama 1000 sene sonra, 2000 sene sonra, 4000 sene sonra hala onların arkasından giden milyarlar var.
    Demirel bizimle ilgilenmedi. Biz de CHP ile koalisyon kurduk. AK Parti ve Saadet Partisi bizden oldu. Şimdi ne söylersem duymuyorlar. Biz ise diyoruz ki insanlık işçilik döneminden ortaklık dönemine geçiyor. Bu, semt kooperatifleri ile mümkün olacaktır. Hangi parti bizimle çalışırsa memnuniyetle onlarla çalışmaya hazırız.
    İstanbul Belediye başkanı olduğunuzda da cari sistemde yapacağınız bir şey yoktur. İmamoğlu başkan olduğu zaman yap-işlet-devret sömürü modeli o kadar hızlı çalışmaz. Çözüm ise Adil Düzen partisinde olacaktır. Yahut Adil Düzen’i istismar eden değil ona inanan partiye ait olacaktır.
    Açıkça ifade ediyorum. Adil Düzen er ya da geç, kanlı veya kansız dünyaya hâkim olacaktır. Benimseyenler yaşarlar. Karşı çıkanlar sonunda silinip giderler. Bu kainat bugünkü duruma tesadüflerle gelmedi. Şimdiye kadar yeryüzüne sahip çıkan yaratıcı şimdi mi sahip çıkmayacak? Hac Suresi tefsirimiz yeni bitti son ayette şöyle diyor: “Allah’a sarılın, O sizin mevlanızdır. Ne etkin mevladır, ne etkin yardımcıdır.”
    Kur’an 1400 sene hep doğru söyledi de şimdi mi yanlışı olacak?

  15. Bir gazeteci CHP adayı MÜDAFA ya soruyor…. PKK, FETÖ ve “yabancı basın” bunlara bir mesajınız olur mu?diye sorulmuştu… şöyle cevap vermiş:

    Ne olabilir ki……Gelin Türkiye’yi beraber yönetelim…
    CHP li MÜDAFA…Türkiye’yi yönetme teklifini kime yaptı?….

    MÜDAFA iyi bir emkakçı ve iyi mütahit babasının mesleğini iyi icra ediyor…satışı iyi… benim bildiğim bir mağdur var .. o da Maduro…bu adam değil…bu adam iyi MÜDAFACI….

    Son zamanlarda….CHP liler niye bu kadar yalana başvuruyor…. biri biterken diğeri başlıyor…Allah Bir daha CHP nin eline vermesin bu TüRKİYE yi…… kuluçdaroğlu şimdi DerSim li mi Tunceli li mi…

    • Tunceli’den 1 milletvekili çıkarabilmek için “CHP Dersim’de katliam yapmıştı” diyen, savunduğunuz Erdoğan’dır. Kullandığın gerçek veya müstear isimle böyle yorumlar yazmanız tam bir komedi oluyor. Bari başka bir isimle yazın böyle şeyleri …

      • Bu arkadaş zaten pek bir şey yazmıyor ki. Atık her kimden kapmışsa, ne dediği anlaşılmaz her cümlenin arasına üç nokta koymayı matah bir şey sanıp çakma yorumcu kontenjanından göndermişler buraya. Ekilmeyip boş kalan tarım arazimiz Belçika’nın yüzölçümünü geçmiş desen FETÖ, emekliler çok zor durumda desen CHP sesi veriyor. Klavyesinin akordunu öyle ayarlayıp salmışlar buralara. : )

      • Hattı Müdafa yoktur sattı müdafa vardır….valla sizinkiler komediyi de dramı da iyi oynar. FaKaT siz daha tiyatro aşamasını bir türlü aşamadınız…FKT ama niçin dersimli kominist arkadaşa bir şey diyemiyor CHP liler…Oysa ki yeri göğü inletmeleri gerekir… heykel yapmakla olmuyor sadece bu işler…hop oranın ismini veren kim diyemiyorlar hayırdır…hayırdır,hangi ismi kullanacağim zatı şahsiyetinizi ilgilendirmez. Farzet başka isim. Farzet FeKeTe başka isim. ne FeKaTer.

      • Valla buralarda benim gördüğüm en komik ve absürd rumuz fatih kemal türk..:) başbuğa yönelik bi eleştiriniz varsa da lütfen rumuzuna ilişmeyin; benim için manevi değeri vardır..!

        • Reis, senin daha bir yüksek manevi değerlerine ilişince hiç ses çıkmıyor ama, H. Gayret biladerim. Ne iş?

          Ne zaman kozalaklık durumları gelip kapıya dayansa Rahip Brunson örneğinde olduğu gibi, bakıyorum kimi yorumları manidar bir negatif ayrımcılıkla yok sayıp görmezden gelmek giderek bir gelenek haline gelmeye başladı sende -ve elbette kimi başka klavyeşörlerde.

          Kaçmak yok, diyerekten burnunza dayamış olayım ‘gözden kaçan’ yorumu:

          30 Mayıs 2019 at 00:36

          Serkan Gölge, Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) çalışanıydı. 38 yaşında, ailesini ziyarete gittiği Hatay’da gözlatında alındı 2016 yılında. FETÖcü olmakla suçlandı, 15 yıla kadar hapis cezası talebiyle yargılandı. Mahkeme, 2018’de 7,5 yıl hapis cezası verdi Serkan Gölge’ye. Bugün Trump Erdoğan ile telefonda görüştü. İngiliz haber ajansı Reuters’in az önce geçtiği habere bakılırsa, Trump “Tak” diye istedi, Erdoğan da “şak” diye isteği yerine getirdi. Anlayacağınız, Sekan Gölge serbest!

          Reuters’in haberi doğru çıkarsa (çok muhtemelen öyle olacak; çünkü kapı gibi Reuters bu, bizim Anadolu Ajansı değil), bu hikayeden bazılarımıza, “Sizi gidi pabucumun dik durup eğilmezcileri sizi. . .” diyerek mırıldanmak, bazılarımıza da, Alman gazeteciden, Rahip Brunson’dan sonra, bir kez daha yutkunmak düşecek.

          Ben H. Gayret biladerimin en sıkı takipçilerindenim. Çok sözü vardır beğenip belleğime yazdığım. Bunlardan biri de şu: “Nereye yahu? Daha karpuz kesecektik. . ”

          Dik-dur eğilmezci kardeşlerimiz bayram tatili falan diyerek bir yerlere sıvışmasınlar, bu sayfaları boş bırakmasınlar. Yoksa, iki haftadır “O da Rahip Branson’ın taze bir versiyonu çıkacak, göreceksiniz”diyerek dilime doladığım S400’ler meselesine atıfla, “Yaw nereye gidiyorsunuz? Daha karpuz kesecektik” diyeceğim : )

  16. Vermek istediği mesaj net gidin Ekrem İmamoğluna oy verin yoksa garibim iş bulamayacak. Bu yola çıkana sonuçlarına da katlanır. Millet buna bakmaz. Millet icaraata bakar.

  17. Pençe….
    PKK, baharla birlikte bölgede yeniden alan hâkimiyeti kurmaya çalışıyordu..
    Ama olmadı, yapamadı..
    Uzun süredir o aradığı nefesi bulamıyor..
    Sahadaki TSK unsurlarına bakıldığında Pençe Harekâtı’nın uzun soluklu olacağını söyleyebiliriz..
    PKK, Kuzey Irak’ta daha da sıkıştırılacak…Kandile sıkışsınlar büyük operasyon o zaman

  18. Bu saatten sonra Binali Yıldırım kazansa ne olur kazanmazsa ne olur? Ak parti hedef 2023 diye diye milleti adapte etmiş durumda….
    Muharrem ince için fazla üzülmedim ama; Ekrem imamoglu kaybederse bir hayli üzülürüm.
    Selam ve dua ile…..

  19. “Birlikte Yönetelim”

    Her ne kadar yukarıdaki söz bağlamından koparıldığı,yanlış anlaşıldığı söylense de sonuçta İmamoğlu (yeni soy ismi imiş) iç ve dış dünyadan aktörlerin koalisyonu ile giriyor seçime. Birlikte yönetme çağrısı biraz da o yüzden. Ortakları olduğunu biliyor bu süreçte. Ortaklarından birine vereceği en hafif pay; yine azgın bir ak parti muhalifi nihat gençten öğrendiğimiz kadarı ile ispark. İspark hdp tarafından güneydoğuda azalan belediyeleri ve kayyım tehlikesine karşı kadro veremediği pkk lılar için kullanılacağı iddia ediliyor. Milliyetçi şöven parti ile kürtçü partiyi, azgın laikçi chp ile muhafazakar partiyi bir araya getirebilen büyük proje sahiplerine neler verilecek kim bilir? En korkuncu da uluslararası malum aktörlere ciro edilecek bir seçim başarısı ve istanbul. Allah korusun diyoruz.
    Sayın koru bir konuda yanılıyor. Ekrem bey kaybedince gerçekten kaybetmiş olmayacak, satılmayı bekleyen 800 küsur daire ve chp başkanlığı bekliyor onu.

    • Binali Yıldırım kazanırsa Suriye’de alan kaybeden ve eskiden ‘onlar haklı olarak sinirlenen müslüman gençler’ dedikleri bazı İŞİD’lilere İspark’ta iş verecekmiş. Hatta bazı Taliban mensupları da …

  20. Yeni yapılan taksim camisinde vekil imam ya da kayyımlık (burada kayyum değil:) gibi bir görev almak isteyen olursa diyanete başvurabilir. Eğer o beni kesmez diyen olursa da “ağaç kökü yesinler” ne diyeyim..! Şaka bi yana istanbulda halkımızın ancak 18 gün dayanabildiği ibb zulmü ankara belediyesinde haftalardır sürüyor ve durum gerçekten de tahammül edilemez bir halde:( böyle giderse galiba ankaraya bi kayyum(burada kayyım değil:) atanması gerekecek…

    • Yaw sıkılmadan söyle, lafı böyle dolaştırmaya gerek yok. Hangisine talipsin? Hangisine kayyum atanmak istiyorsun?

      “İstanbul olmuyor ise, Ankara olsun. . ” der gibisin.

      Bence yakışır, hem çok yakışır.

      İtirazı olan?

      : )

      • Benim bi itirazım yok ama küçük bi hatırlatma yapmadan da geçmiim: izmire bişey dediğimiz yok ama değil mi? İstanbul zaten kayyumda(kayyım değil:) seçim sonucunu da bizim uğurböceğinin de belirttiği gibi bir allah bilir; o da sana uymaz..:)

        • Gel sen Eskişehir’e fit ol.

          İzmir olmaz. . . Senin ruh sağlığını düşündüğüm için olmaz. Üç beş varoşu dışında ben katlanamıyorum oradaki vıcık vıcıklığa, seni hepten bozar. Gazetelerde, “Yeni atanmış kayyum belediye reisi, kumru niyetine vıcık-vıcık br guruba daldı!” başlıkları altında iki polis arasında adliye kapılarına sürükenirken görmek istemem ben biladerimin resimlerini, içim acır.

          İstanbul zaten olmaz, Reis tarlasına gecekondu diktirir mi? Diktirmez. Piranalar gibi çökerler üstüne, soluğu Mardin’in ucra köylerinden birinde alırsın alim Allah.

          Ankara. . .? Ne yapacaksın Ankara’da? Üç günde canın sıkılır.

          Gel, “Tamam, kabul ettim!” de, verelim sana Eskişehir’i -hem orda dönen rant da az buz değildir, hiç burun kıvırma : )

          • İzmir ve eskişehirde milli iradenin tecellisi nettir ve buna saygı duymak lazımdır. Ankaradaki durum mesaiye dairdir ve nihayet karakolluk olunacak gibi benden söylemesi..! Belediye personeli inim inim inliyormuş…

  21. Binali bey gibi bir devin karşısında,yeteneksiz,kem küm eden birisinin İstanbul’a belediye başkanı seçilmesi bir felaket olur.Burada duygusal davranmamak gerek.Destekleyen çevrelere de dikkat edilirse ülkeye pek bir şey vermeyen,gününü gün eden çevreler.Tüm dertleri başka.Günahları serbestçe işlemek isteyenlerin,maneviyatla işi gücü olmayanların güruhu.Geçmişte İstanbulu ne hale getirdiklerini iyi biliyoruz.Bu güruh çalışmaz,hizmet aşkı yoktur bunlarda.Sen- ben çekişmesiyle günlerini geçirir,eski idareyi kötülemekle vakit geçirirler ve hem Türkiye’ye ,hem de İstanbul’a çok hem de çok yazık olur.

    • Hem “maneviyatı” çok önemser görünüyorsunuz, hem de maneviyatı gerçekten kaygı edinen insanların dilinden çok uzak, aşağılayıcı, düşmanlaştırıcı bir dil kullanıyorsunuz, Ragıp Bey.

      “Gürüh” dedikleriniz ve onlara oy verenler bu memleketin insanları değiller mi?

      Bu nefret ve düşmanlık dili, maneviyatçı bir insan olarak size, çıkarı toplumsal barış ve kardeşlikte yatan ülkemize ne kazandırıyor?

      İtham ve iddialarınızı işin içine maneviyatı sokmadan yapsanız, en azından maneviyatı samimiyetle önemseyen insanları zan altında bırakmamış olursunuz.

      Bu dil onların dili değil. . .

      • Deneyimimle bildiklerimi,müşahadelerimi yazıyorum sadece.Vatandaşlık ayrı şey,vatanseverlik ayrı şey.Nice vatandaş milletini sevmez.Bir nevi narsistdir.Sadece kendi güruhunu sever.Çalışana,elini taşın altına koyana can feda.Yanıldığımı da düşünmüyorum.Oldum olası böyle.İstisnalar kaideyi bozmaz.İsmet İnönü dahil,sonrakilerin hepsinin döneminde yaşadım.Kutuplaşmayı yapan ben değilim.Bu kutuplaşmayı çoook önceden o zihniyet yaptı ve gittikçe de keskinleşiyorlar.Yaşınızı bilmiyorum ama,sanırım çok iyimsersiniz.Ne derler: Çeken bilir.Keşke beni anlamaya çalışsaydınız.Selamlar.Esenlikler temenni ediyorum.

      • Diğer yorumlarınıza da göz atınca sanki yazarın kendisi cevap vermiş intibaını edindim.Ben yazarın çok eski bir okuruyum ve hatta bir zamanlar tiryakisiydim diyebilirim.Lakin,ne o eski yaklaşım var ne de o üslup.Yadırgadım doğrusu.Ben şahsım adına değersizleştirmeleri dile getirdim.O güruh dediğim (ekserisi) maneviyat düşmanıdır.Hep öyle olmuşlardır.Hep aşağılayıcı ve saldırgan olmuşlardır.Bırakın da tepkimi göstereyim.Bize,bu vatana ve millete gerçekten hizmet edenler gerekli.Siyaset,bir tatmin olma aracı değildir.Fedakarlık mesleğidir.Selam.

        • Merhaba Ragıp Bey,

          Verdiğiniz karşılıkları okudum. CHP’nin simgelediği sorunlu zihniyete, o siyasal akımın hem geçmişte, hem de yakın zamanda (özellikle Cumhuriyet Mitingleri ile tavan yapmış) sergilemiş olduğu düşkünlüklerin yok sayılamayacağı gibi, bunların öneminin olduğundan az gösterilmesine de karşıyım -zaten CHP’li falan da değilim.

          Sizin bu konulara işaret etmenize itirazım olamayacağı gibi, “Haklısınız. . .” demek dışında sözüm olamaz.

          Benim itirazım, ilk yorumuzdaki dile yönelikti.

          Ben de selam ediyor, hem size hem ailenize güzel bir Ramazan ve huzurlu bir bayram dönemi diliyorum.

        • Ragıp bey, cevaplar bernar beye aittir; üslubunu az buçuk tanıyoruz arkadaşın..:) yalnız köşeyazısının ingilizce tercümesini filan da yaptığı için belki sayın yazarın üslubuna özemiş de olabilir biraz..:)

    • Freni boşalmış kamyon gibi yokuş aşağı gitmişsiniz Ragıp Bey. Bu üslupla bir yerlere çarpacağınız kesin.Herkesi nasıl aynı kefeye koyarsınız? Onu da geçtik her Ak Partili belediye mükemmel işler mi yapıyor? Ortaya dökülen saçılan ihaleleri hiç merak edip okumadınız anlaşılan.İstanbul konusunda rahat olun, bir şeycikler olmaz İstanbul’a.

      • Herkesi kattığım falan yok.”ekserisi” diye bir kelime kullandım.Ayrıca bütün ak partili belediyeleri övdüğüm falan da yok.Ben Bursa büyükşehir adayına oy vermedim mesela.Size yeter sanırım.İstanbul’un geçmişini de çok iyi biliyorum.Kanaatlerim bizzat gözleme dayanıyor.yaş 70 e geldi müsaade edin de bu deneyimimizi yansıtalım.Esenlikler diliyorum.

  22. AKP destekçileri ve havuz, Imamoğlu ve doğru söyleyenlere karşı dört nala koşan atlar misali adeta, çılgınlar gibi Iftira, Hakaret ve milletin gözünün içine bakarak NE KADAR SANDIKLARINDAKI KATI AÇILMAMIŞ YALANLARI VARSA ÇIKARIP DÜNYAYA SERVIS EDIYORLAR.
    Bunlari akpliler dişindakiler yapmış olsaidiler Cehennemde cayir cayır yanardılar. Fakat AKP liler bundan muaflar! Nedenine gelince…

    Önceki seçimlerde SARAY fetvacilari vasıtası ile Devlet yatkilerince dağitilan Cennet anahtarlarina sahip olduklari için.
    Bunlar o kadar çok çalişiyorlarki yorgunluktan okuduklarini dahi anlayamiyorlar.
    Sayin Koru ne yaziyor onlar ne anliyor.

    “Özal, 1977’de milletvekili seçilemediği halde sonrasında kazandı, ama o çalkantılı günlerde Türkiye farklı bir yapıdaydı;
    (bugün kazanamayan gerçekten kaybedecektir.] )”

    Bu pragirafta Imamoğlunun ismi geçiyoru?

    Eğer Imamoğlu seçimi kayip ederse bir siyasetçi olarak hazirda yapabilecek herhangi bir işi yok.
    Pek,
    Bir insan! hem zengin hemde millet vekile olmasina rağmen, seçimi kazanamayinca kayip etmesinin sebebi ne ola bilirki?

  23. Özalın durumunu tam olarak bilemiyorum tabii ama bugün dahi seçimlere iş olsun diye katılıp duran bi kısım zevat var ki allah korusun yakın gelecekte darbeciler tarafından çok daha iyi koltuklara oturtulmakta onlar da hiçbir sakınca görmüyorlardır. İbb adaylarını ise hangisinin bu koltuğa daha çok ihtiyacı var diyerek değil; o makamın hakkını hangisi daha iyi verebilir diyerek seçeceğiz..! Biliyorsunuz binali beye de görev filan dayanmıyor zaten; o yüzden hiç kendinizi yormasanız daha iyi olur gibi..:)

  24. Sevgili üstat,
    Kıymetli yazınızda ifade ettiğiniz gibi kazanmak ve kaybetmek göreceli kavramlar, yaşamın 4.ncü boyutu olan zaman ile birlikte değerlendirildiğinde özellikle.
    Aynı zaman diliminde kazanmanın, kaybetmek yada kaybetmenin, kazanmak gibi ortaya çıkabildiğini düşünüyorum. Eğer yapılan sadece ve saf doğruya ulaşmak için ise, şahsın kendisi ve ait olduğu topluluk için.
    “Doğru tektir don değişmez, paktır efendim” cümlesinde ifade bulduğuna inandığım gibi.
    Çok selamlar

  25. vay vay vay …Sayın FEHMİ Bey yine beni yanıltmadı ve msj.nı verdi…yani diyorki kısaca EĞER SEÇİLEMEZSE BİNALİ YILDIRIM zaten milletvekili ayrıca RTE onu yardımcısıda yapar olmadı YİK e üye yapar kısaca bu adamın İŞ sorunu yok..ama İMAM OĞLU öylemi ya eğer seçilemezse İŞSİZ GÜÇSÜZ VEDE ZOR DURUMDA KALIR Evine ekmek götüremez çoluğu çocugu anası babası aç bi ilaç kalır onun için GARİBANI KOLLAYALIM….İmamoğlunun yüz küsür dairesi dükkanı serveti yok sanki sanki imamoğlu şimdiye kadar asgari ücretli şirket işçisi sanki TAŞERON da işçi….nedense bu fehmi bey beni hiç şaşırtmıyor ..

    • Bence siz yazıyı bir daha okuyun. . . Seçimi kaybetmesi durumunda her bir aday için yapılan bir karşılaştırma var önümüzde. Seçimi yitirmesi durumunda adaylardan her birinin yüz yüze kalacağı kayıp, SİYASETEN KAYIP, maddi ya da mesleki bir kayıptan söz edilmediği çok açık.

      Yazarın metni Türkçe, yani sizin ana dilinizde yazılmış bir yazı bu. Konu, kuantum fiziği gibi karmaşık bir konu da değil. Üstelik, Fehmi Koru, düşüncelerini, gözlemlerini, tespitlerini son derece yalın bir dille ifade eden bir yazar onyıllardır.

      Okur, yazılmış olanlarla hemfikir olmak zorunda değil elbette -yazarın böyle bir beklentisi olmadığını gerçekten okuru olan herkes de biliyor zaten.

      Ama, hiç de karmaşık olmayan bir konuda, üstelik anadilde ve yalın ifadelerle yazılmış kısa bir metni anlamak bu kadar mı zor?

  26. imamoglu nu bildigim kadariyla pkk destekliyo,feto destekliyo ,amerika destekliyo ,yunanlilar ve avrupanin cogu destekliyo yani net bir proje. Gordugum kadariyla yazar da herseye ragmen chp adayini destekliyo ve desteklenmesini de bekliyo neden? issiz kalir mis diye ..istanbul belediye baskanligi issizlere hasredilmesi gerekiyo ise secime ne gerek var bi kac milyonluk issiz aday var halihazirda ..gelir gelmez veri tabanini koyalamak suretiyle suc isleyerek goreve baslamis birini desteklenmesi gerektigini bekliyor yazar..-ak parti karsiti olarak algilanmaktan rahatsiz oldugunu hatirliyorum yazarin ,acaba yanlis mi?-

    • Okudum, “Yetmez ama evet” diyorum.

      İmamoğlu başka neler yapıyo, ne haltlar karıştırıyo, bunu da yaz ki “Yettiği için evet” diyelim.

      • kime evet/hayir dediginiz cok ta umurumdaydi sanki, sonucta fetocu ,pkk li veya hayranlari da evet diyor yardimcisi asiri sol orgutlerin militani olan (hani su kocasi 5 dakkada yarim kilo mu 1 kilo mu domuz yiyen kadin) chp adayina..

        • Bak şimdi gayet güzel olmuş 5 dakikada 1 kilo domuz etini ekleyince. Hadi bir iyilik yapayım, ‘bunların’ (!) adayının Türk değil, Türk ayaklarına yatan Rum olduğunu da ben eklemiş olayım 🙂

          Yazık ki, İstanbul ahalisinin yarısı gidip oyunu domuz yiyenlerin Rum adayına basacak. Olur da kazanırsa, İstanbul’da parsel parsel domuz çiftlikleri kurulacak, çok belli.

          İşimiz zor : )

          • Sn.bernar, istanbullu rum vatandaşlarımız ve diğerleriyle ilgili dışlayıcı ve aşağılayıcı nefret söyleminizi kınıyorum. Ölüsevicilik yapmanız yetmiyormuş gibi şimdi bir de düpedüz ırkçılığa ve ayrımcılağa yönelmeniz de aslında gayet yerinde. Nihayet bizim kozalaklar her yana dönebilir zaten..!

          • Hani hemen her şeye meraklıyım ya, hani kırk yılda bir de olsa bir de ben kozaklaşayım, nasıl bir şeymiş, bir deneyeyim bakayım dedim çaktırmadan, hemen yakalamışsın H. Gayret biladerim 🙂

  27. Yani asıl kaybeden İstanbul halkı olacak demeye geliyor bu!

    Hem seçileceğine sevinmeyen bir başkan olacak olan Binali bey; bu heyecansızlık içerisinde İstanbul’a ne kazandırır ki? ”Attan indim eşşeğe bindim” misali tenzili rütbe duyguları içerisinde çok heyecanlı, verimli çalışkan bir başkan olamayacak..bir de bütün belediyelerin borç batağında olduğu (bu arada irili ufaklı bütün belediyelerin borç tutarı toplam dış borcumuzun 1/4’ne yakın seviyelerde galiba) gibi 20 küsur milyar borcu olan İstanbul Belediyesinin bu yükünü de sırtlayarak…Hoş başbakanlık dönemini de çok başarılı geçirdiği söylenemez ya!

    İmamoğlu için seçilmekten başka çaresi yok Koru’ya göre; evet doğru, lakin seçildiği takdirde onun da çok başarılı olabileceğini ve bu başarısını ülkenin genel siyasetine taşıyabileceğini ummak pek naif kalır.

    Seçildiğini varsayalım: Kısaca; öncelikle merkezi idare onu rahat bırakmayacak, İstanbul’un devasa kaynaklarını onun elinden alacak ve yetkilerini budayarak merkeze bağlı kalmasını sağlayacak. Bunun olmadığını düşünsek bile CHP onu rahat bırakmayacak, tipik bir CHP’li gibi davranmasını isteyecek; muhafazakar-sağ renkli gömleğini (!) çıkarmasını isteyecektir.

    Her iki durumda da kim kaybetmiş olacak? Tabi ki İstanbul halkı.

    Hizmet alamayacak, kaynakları heba edilecek ve devasa borç yükünü yüklenmeye devam edecek…

    Yani kısır bir siyasi çekişmenin kurbanı edilecek İstanbul halkı.

    Peki ya İstanbul?

    İstanbul dışında olan Türkiye halkı ise ”bekle beni İstanbul” şarkısını içten ve heyecanla, ne söyleyebilecek ne de dinleyecek.

    İlk elden seçimi kazananı, İmamoğlu’na görevini yaptırsalardı, en azından erken zamanda onun ne yapıp neyi başarabildiğini ya da yapamayıp başaramadığını görüp yeni döneme yeni alternatif adaylar üzerinden hazırlanır olurduk. Kısa vadede az zararlı çıkar, halk olarak İstanbul’u kısır siyasi çekişmelerden ve onun sonuçlarından kurtarmış olurduk.

    Bakmayın İstanbul’da yaşamadığıma, orası Türkiye demek ve hepimizi ilgilendiriyor.

    • Hasan bey;yapılan yorumlar içinde en mantıklı,en tutarlı,en ufuk açıcı yorum,sizin yorumunuz.Tebrikk
      ler ve teşekkürler.Kımse İstanbul’u ve İstanbul’luyu,hatta Türkiye’yi düşünmüyor,partizanlık ve tarafgirlik almış başını gidiyor.Hetkes kendi hizbinin çıkarı ve derdinde. İstanbul ve de Türkiye teferruat.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here