Hiçbir ülkede sert eleştiriye izin yok, bu yasanın aynısı Fransa’da var iddiaları yanlış…

57
Trump ile Putin Helsinki’de basın toplantısında..

‘‘Şu sırada onunla ilgili olarak gerçekten derin anlamlı ve yeni bir şey söylemek mümkün mü? Birkaç kısa sözcükle onu tam olarak anlatmak mümkün: Bir kadın düşmanı, bir yobaz, bir kendini beğenmiş (narsist), bir sahtekar ve şarlatan…’’

Bu sıfatların (sahtekar, şarlatan, kendini beğenmiş, yobaz, kadın düşmanı) uygun görüldüğü kişi ABD başkanı Donald Trump

Dahası da var: ‘‘Başkan bir yalancı. En ciddi (nükleer diplomasi gibi) konularda da, en basit (golf oyunuyla ilgili) konularda da yalan söylüyor. Kendi gözünüzle yalan olduğunu fark edebileceğiniz şeylerle ilgili yalan söylüyor. Biraz önce söylediği şeylerle ilgili de yalan söylüyor. Bir ağaçkakanın ağaca saldırdığı gibi yalan söylüyor: Tutkulu biçimde, ısrarla, içinden geldiği gibi. Başınızı ağrıtacak kadar yalan söylüyor. Başınızı içi buz dolu bir kovaya sokmak isteyeceğiniz ve bu durumdan kurtulmak için dua edeceğiniz kadar yalan söylüyor. Buna rağmen milyonlarca Amerikalı onun dediğine ya inanıyor, ya da apaçık aldatmacasından keyif alıyor.’’

İçerisinde bunlardan daha fazla yaralayıcı bölümler de var, ama bu kadarı yeter sanıyorum.

ODTÜ’lü öğrenciler, Kılıçdaroğlu ve yargı

Aslında aktardığım satırlar New York Times (NYT) gazetesinde 30 küsur yıl boyunca kitap eleştirileri yazmış Pulitzer ödüllü gazeteci Michiko Kakutani’nin çok yeni ‘The Death of Truth’ (Gerçeğin Ölümü) kitabıyla ilgili eski gazetesinde çıkmış olan bir değerlendirme yazısından. Merak edip göz attım, Kakutani’nin kitabında bu yazıda yer alanlardan çok daha keskin satırlar var.

Yazar ülkesinin başkanını yerin dibine sokup çıkarıyor, ardından yeniden yerin dibine sokuyor.

Nereden icap etti kitapla ilgili değerlendirmeyi gündeme taşımak?

Gecenin bir vakti, akşam haberlerinde işittikleri mahkeme haberini kendi aralarında tartışırken dostların çokça sarf ettikleri bir cümle yüzünden…

Haber, ODTÜ’lü öğrencilerin üzerinde eski bir karikatür bulunan bir posteri mezuniyet töreninde sahneye çıkardıkları için gözaltına alınmalarına verdiği destek mesajı yüzünden CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu hakkında takibat açılması…

Sarf edilen de ‘‘Dünyanın hiçbir demokrasisinde böyle bir şeye müsaade edilmez’’ cümlesi…

Ortama katılmadan hemen önce göz gezdirdiğim NYT gazetesinde okumuştum Kakutani’nin kitabıyla ilgili yazıyı; dönüp yeniden göz atınca sizlerle de paylaşmaya karar verdim.

Zaten biliniyor: ABD’de Trump ile medya arasında kıyasıya bir savaş sürüyor ve taraflar birbirleri hakkında en aşırı sıfatlarla bezenmiş cümlelerden oluşan saldırılarından bir adım bile gerilemiyorlar.

Büyük savaş Trump’ın Helsinki’de Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği basın toplantısı performansı üzerine iyice kızıştı. Orada Rusya’ya ve liderine övgüler yağdıran Trump, kendi ülkesininin eski başkanlarıyla istihbarat birimlerini suçlayıcı laflar sarf etmişti.

Fox bile Trump’a karşı

Aleyhte olan medyada Trump için söylenmeyen olumsuz sıfat, hakarete varan ifade kalmadığı gibi, Trump’ın kendisine ve tezlerine ölesiye bağlı bildiği, kendilerini öve öve bitiremediği ‘yandaş’ kanal Fox-News’in en önemli isimleri de sövenler sürüsüne katıldı.

Ana haberi sunan Neil Cavuto, Helsinki performansını ‘iğrenç’ bulduğunu açıkladı sözgelimi… Fox muhabiri John Roberts, haberinde, ‘‘Başkan ülkemiz ABD’yi otobüsün altına gönderiverdi’’ cümlesini kullandı.

Sadece bu ikisi olsa neyse, Fox’un ekran şahsiyetlerinden Trump’ı sıvamayan kalmadı desem yeridir.

Diğer kanallarda ise hakaretin bini bir para.

Trump ne yaptı?

Hem hafif tertip çark etti, hem de yine ‘çakma haber’ teziyle kendisini savunmaya çalıştı.

Devlet başkanının karikatürü yapılmaz mı? Bakın öyleyse:

Nasıl olsa milyonlarca Amerikalı’nın yalan da söylese dediklerine inandıklarını, kandırıldıklarını anlasalar da buna aldırmadıklarını ve kendisini zeki bulduklarını biliyor Trump.

Fransa’nın OHAL yasası

‘‘Hiçbir demokratik ülkede bu olmaz’’ türü cümleler yanlış; pek çok ülkede durum bizden farklıdır. İşte gördünüz, ABD’de, ağza gelen söylendiği ve bu arada hakaretler yağdırıldığı bir ortam var bugün ve yargı olan biteni uzaktan izlemekle yetiniyor.

Aynı yanlışlık kalkmasına izin verilen OHAL’in yerine çıkarılmak istenen yasal düzenleme konusunda da tekrarlanıyor. Yasayı savunmak için başvurulan ‘‘Bu yasa maddelerine Fransa da başvurdu’’ cümlesi de doğru değil. Fransa’nın çıkardığı yasayı, o ülkede yaşayan müslümanları hedef aldığı için, en fazla bizlerin eleştirmemiz gerekirken, bu bir tarafa, onların yasası bile Meclis’in kabulüne sunulan bizim yasa teklifinden çok daha mülayim.

Gelin bu tür benzerlikler kurmaktan vazgeçelim.

ΩΩΩΩ

57 YORUMLAR

  1. Eleştiri kültürü: ölçüsü ne olmalı.
    Demokratik ülke ölçüsünde eleştiri çok makul görülmektedir.
    Özellikle yönetenlerin eleştirilmelerinde ölçü zaman zaman kaçmakta ;buda genelde makul karşılanmaktadır.
    Geri kalmiş ülkelerde eleştiri özellikle kolay hazmedilecek şey değildir.
    Bizim gibi her konuda geri kalmiş ülkelerde yöneticilerde en makul eleştiriyi kabul edemezler.Birde kraldan çok kralcılar var ki onlar herzaman güçlüden yana tetikçilik yapmak şahsi karakterleri olmuştur.
    Bu omurgasızlar her dönem semiz kalmak için o zaman diliminde hüküm süren kimse onun çöplüğüne dadanırlar.Onceki gün hakim olan güç adina etrafa saldırır,Bu günün hükümran görünenlerine habis ur derler.Bu gün güç sahibi olduğu inanilanlar hesabina muhalıflerine acımasızca saldırır hakaret etme özgürlüğünde sınır tanımazlar.
    Yarın eminim bu gün hakarette sınır tanımadıkları muhalıfler ;devran döndüğünde güç sabibi olduklarında onlara yaltaklanacak ve onların adına yeni mualıflere saldırmak için hazır kıta bekleyeceklerdır.Bu karaktersiz karekterler bu sanatlarını icra ederken yapıları gereği vicdanlarını imha etmenin gönul rahatliği ile her devrin adami olmayı başarmişlar ve hep bir yağli çanak bulmuşlardır. yalamak için.
    Bu çanak yalamanın bedeli olarak güç sahiplerine tetikçilik yaparlar.
    Doğru olan; Eleştiride ve hakarette sınır tanımayan yöneticiler ve aveneleri bunu herkese yaparken;kendilerininde, eleştiriler dozunu aşsa bile katlanmaları gerekir.
    NEDEN HEP ADALET.ADALET DİYORUZ.
    Kendine yapılmasını istemediğin bir hakarete varan eleştiriyi başkalari içinde yapmamaktir.
    Şimdi hemen çanak yalayıcılar; olurmu kutsal yöneticilerimiz herkese hakaret edebilir ama en küçük eleştiri zinhar milletimizi temsilen yeni ilahlarımıza yapılamaz.
    Gelişmiş ülkelerde yani medeni ülkelerde, herkes herkesi sınırsızca eleştirebilir.
    Geri kalmiş ülkelerde ekseriyetle yöneticiler yanı güç sahipleri veya güçü elinde bulundurduğu ınanılanlar kendi dişındakilere hakaret edebilir.
    Ancak muhalifler veya yönetilenler hakarete varacak eleştirileri masum birer eleştiri kabul etmak zorundadır.
    Sağa sola hakaretlerle salya sallayanlar bir gün akıllanırlar inşaallah.
    Adalet medeniyetler kurar adaletsilik medeniyetler yıkar.Kominizmin çoğu ülkede uzun sürmemesi;süren ülkelerdede birçeşit revizyona uğramasi adaleti tesis edememesin dendir.
    Dünyada herkesin hem fikir olduğu evrensel hukuk kurallarının uygulandığı ölçüde o ülkede adalet tesis edilmiş olur.
    En başta hiç kimse adil bir mahkeme kararı olmadan suçlanamaz.
    Suçun şahsiliği perensibi.Kimse işlediği suçtan dolayı başkasi cezalandirilamaz.
    Savun ma hakkı vazgeçilmezdir.
    Geç gelen adalet adalet olmaz.
    Tutuklama cezalandırma amaçlı değil tedbir amaçli olmalıdır.
    Bunların hangisini aklı başında olan insan kabul etmez.
    Biliyorsunuz dünun mağdurları için olduğu gibi bu günün mağrurları içinde adalet hayati önemde lazım dır.
    Özellikle adaleti temsil eden kurum ve kişiler büyük sorumluluk altındadır.Kararlarını sankı karşılarında kendisi varmiş gibi almaları empati yaparak adil davranmasi doğru olandır. Bu dünyada da özellikle öbür dünyaya inananlar için sonuclarını düşünmek gerekir.
    EVET ELEŞTİRİLMEYİ KABUL ETMEYEN ELEŞTİRMEMELİ;VEYA BAŞKASINI ELEŞTİRMEYI DOĞAL HAKKI SAYANLARDA ELEŞTİRMEYİ DOĞAL KARŞILAMAK MECBURİYETİNDEDİR.
    Kanunları lehine düzenleyip ben eleştiririm kimse beni eleştiremez demek;Adalet kurumuna ancak zarar verir.Sonundada adaletin olmadiği yerde bütün iyiler kaybolur. Olan başta adil olmayanlara olur.

  2. Meriç ten ADALETLİ Ak saray rezdentleri ve “MÜMIN MÜSLÜMAN” yandaşlarını sevice bōğup Mutlululuktan uçuracak, Fakat Gavur batíılıların vijdanlarını yaralayıp ağlatan bir haber.
    Esat +1+1+1+1=5 diktatöre ekibi insanlara güzel hizmetler veriyorlar.
    Beşliden biriside çocuklari ailelerinden ayırı op ABD nin esir kamplarına atiyor.
    Fakat onun adaletsız vatandaşlari ve hakimleri onu mutluğunu yarıda kesiyorlar.
    Zavallı Trump arkadaşları gibi olmasına vijdanli gavurlar izin vermiyorlar.

    Aşağidaki Habe kopi.

    Meriç’te ailesini kaybeden acılı babadan dünyaya yardım çağrısı…

    Meriç’te üç çocuğu ve eşi kaybolan baba Murat Akçabay, çektiği video ile dünyaya yardım çağrısı yaptı

    Akçabay videoda şunları söyledi:

    ”Ben Murat Akçabay. 18 Temmuz çarşamba akşamı gece saat 01.00’de… Meriç Nehri’ni geçerken botumuz alabora oldu. Çocuklarım ve eşim Hatice Akçabay’a 12 saattir ulaşamıyorum. İlgililerin gerekli hassasiyeti göstermediğini düşünüyorum. Vicdan sahibi herkesi sahip çıkmaya çağırıyorum.”

       19 Temmuz 2018 20:18

  3. Otoriterlik iyi mi? kötü mü ?
    sorusuna rahmetli Mahir Kaynak hoca gibi yaklaşalım.
    not: sayfayı takip eden rahmetli hocamızın sevenlerine bir not olarak, hocamızın zihninin ve çözümleme yeteneğinin öşri mişarına sahip olmadığımız aşikar, sadece aramızdan ayrılan hocamızı rahmetle yad edebilmek vesilesi ile burada zikrettiğimi ifade etmek isterim.
    Sanırım iyi bir şey olmasa gerektir ki belki kendi halinde bırakılsa bu memleketi göz açıcı ve inkılapçı argümanları ile 100 yıl daha rahat rahat yönetebilecek bir siyasi akımı bir şeye dönüşmeye zorlayarak aslında yok olmaya mahkum eden bir çıkmaza yani otoriterlik ve nepotizm çangalına sokan irade, bu gidişin eninde sonunda ulaşacağı son perdeyi bilmektedir. Otoriterlik, olimpiyatlarda ilk olarak Türk güreşçilerinin geliştirip uyguladığı çangal oyununa benzemektedir. Rakip, kendisine doğru doğal bir şekilde uzatılan bacağa hevesle uzanırken aslında güreşte en önemli unsur olan temkin ve dengesini tehlikeye atmakta, uzatılan ayak bu sırada ani bir manevra ile rakibi çelmelerken dengesi, teyakkuzu oyunu kurduğu andan itibaren tam olan Türk güreşcisi hızla rakibinin sırtını mindere yapıştırmaktadır. Bu oyunu rakip takımlar minderde ki hezimetlerini takiben ancak birkaç olimpiyat, dünya şampiyonluğu sonrası çözebilmiştir. Şimdi de otoriterlik bu yola girenler için, çangal benzeri imrendirilerek, kurulmuş ağır sonucu kaçınılmaz bir oyundur. Otoriterlik çangalının sonu etraflarında kendilerine güvenen, kredi açan son aklı selim kaybedilene kadar devam eder.
    Ohalde bizde laftan anlayabilecek edep ve akıl sahiplerinin kulak verip dinleyebileceği, nasihatlarin en güzeli ile sözümüzü neticelendirelim.
    ”O zaman Allah’dan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Şayet sen kaba, katı yürekli olsa idin, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; Bağışlanmaları için dua et; İş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.”
    Ali İmran 159

  4. Sn.bernar arkadaş, evet hafızam hala iyi sayılır:) mavi marmarayla ilgi de bişeyler hatırlıyoruz tabi: Bi yeşil kart için sılai rahimini 1dolara satan haşhaşiler: manda ve himaye kabul edilmez!!! Otoriteye tapanlar, otorite boşluğu yaşanırken ne hallere düşüyorlar:) bize türk devletinin otoritesi yeterli kardeşim…

  5. Yalan bunların mümeyyiz vasfı. Hakikat diye bir dertleri yok. Hiç te olmadı zaten. “Okumuş insanlar uykumu kaçırıyor” diye itiraf etti bir tanesi… Karikatüre, mizaha, sanata, düşünceye tahammülleri yoktur. Lakırdılarına bakıyoruz hep “gak guk”. Bin odalı saray İslam ahlakı ile bağdaşmaz diyebilecek tek bir kalem yok yandaş medyada. Onlar milletin adamı, milletin sarayı demeye devam etsin. Ama hakikat azizdir. Ve hakikat “bir Müslüman bin odalı sarayda yaşayamaz” şeklindedir. Kendi seçmen kitlesine baktıkları zaman eminim “15 yılda 15 milyon yobaz yarattık her yaştan” diyorlardır içlerinden… Bir de “medeniyet yürüyüşü”, “Allah nurunu tamamlayacak” gibi laflar ediyorlar. Bu insan malzemesiyle biraz zor.

    • üstad
      bu ülkede ne düzgün oldu ki
      her gelen dikta ediyor.
      ululasiyor ulasilmaz elestirilmez oluyor.
      bi yanlisi yazdiniz mi eyvah eyvah yaftalaniyorsunuz.
      ülkenin birligi beraberligi elbette önemli.
      mesela bi avuc ermeni ciksa gelse ülkeye
      adamlari tavada kizartirlar ki terörün tsini silahin ssini bilmeyen binlerce kendi insanina az bile ettik kafasindakiler.
      birde övünmüyor muyuz bizdeki hukuk demokrasi avrupada bile yok diye. Hashasi diyorlar ama bakiyoruz diger cemaatler devlete bal gibi sizmislar. tik yok. holding olmuslar tik yok. ayni yolu takip ediyorlar tik yok tek farklari iktidara yalakalikta tam gaz. al sana hsshasi. hemde gizli. hemde cok gizli.

      • Türkiyede çalışma izni olmaksızın ikamet eden ve çalışan yaklaşık 70bin ermeni kardeşimiz var(hariçten gelenler) kimsenin onlara bişey dediğini duydun mu?

  6. Cumhuriyet Gazetesi ve Artı Haber ‘in duyurduğu, Yunan haber ajansının doğruladığı bu haber yalaka basının amiral gemileri Hürriyet ve Sabah’ta yok -bilmem kimin kaç kilo verip kocasını nasıl şaşırttığı ana haber karelerinde, en keyifli deniz kenarı tatili için öneriler de öyle. Utanç duyduklarından değil elbette.

    Bana düşen üzüntü ve utanç belirtme vesilesi, FETÖcü silahını alışkanlık edinmiş ahlaksızlara da bir davet olsun:

    Dün gece 01 sularında Meriç Nehri’nde akıntıya kapılarak alabora olan şişme botta kaybolanTtürk ailenin kimliği belli olmuş. Yitirdiğimiz insanımız ve çocuklarımız, işinden atılan öğretmen Hatice Akçabay, onun 7 yaşındaki çocuğu Ahmet Esat, 5 yaşındaki çocuğu Mesut, 1 yaşındaki çocuğu Bekir Aras. . .

  7. Salih beyin dünkü tavsiye niteliğindeki yazısına teşekkür ve cevabim.

    Ben Risaleyi Nurları okumadım çünkü Anlamiyorum, Fakat Kurani Kerimin Tevsirini okudum. yalnız okurken kendi kendime okumadım Türkiyede Kendisi Libya ve Misirda lise ve Üniversite okumuş Şeriat Hakimi olarak mezun olmuş fakat T C devlet yönetim şekli laiklik olduğu için Devlete görevi daire başkanı idi.
    Kur’an’ı Kerim’in kurallarıni Tecvit (dil bilgisi) ve tevsiri ile birlikte bütün olmasada önemli bazı kisimlarini bizlere açıkliyarak öğretti.
    Ayni zamandada ayni hocanin Arapça kursunada gidiyordum ve muazzam bir hoca idi.
    Öyle Tarıkat veya cemaat liderleri gibi insanları bölüp parçalamak değil Kur’an esaslarını öğrettiyordu.
    Kanadada da gene Medine Üniversitesinde Tevsir okumuş ve doktora yapmış 12 dil bilen Afrikalı bir bayan hafızdan bire bir sadece günlük yaşamımızda kendimize nasıl çeki düzen vere bilirz, diğer inançlardan olanlar da dahi çevremizdekilere günlük yaşamımizda nasıl davranılacağı gibi konulari ve kuralları de epeyce öğrendim.
    Ayrıcada Kur’an’ı Kerim’in hem Türkçe hem de İngilizce tevsirlerini bir kaç kez okudum.Dini bilgim ancak benim günlük yaşamıma ve insanlarla diyaloğuma yardımcı oliyor.
    Asla kinci değilim bed dua etmem şeytandan başkasınada lanet okumam. Fakat zalimlerede nasıl davranılması gerektiğini de iyi biliyorum,sürekli insanlara şeytan gibi saldıran, tehdit edip iftira atarak hayatlarını karartanlari hatta işgenceden ölümlerine sebep olanlara nasıl davranılacağını (dini konuda) kendime yetecek kadarda bilgim olduğu kanatindayım.
    Onun için her kendini bilmeze herzaman kibar uslupla cevap verdiğinizde onlar sizi korkuttuğunu zanediyorlar ve cevap vermedikce iyice sldırıyorlar.
    Her zaman ŞEYTANA lanet okunuyor, neden acaba? Çünkü o insanlara zarar veriyor.
    Burada iki yıldır yaziyorum, bunlar sürekli hakaret,tehdit edip iftra atarak susturmaya çalışiyorlar.
    Meydani böş bulmuşlar kimse cevap vermesin, her önüne gelene saldırsınlar, ne yapalım? alkişlayacak değiliz ya! Meriçte isim yazarak hakaret etmeden tartişanlara davrandığım gibi davranmak banim inancima ters düşer.
    Günahsiz insanlara iftirs atarak hayatlari karartılmış insanlarin felaketine sevinenleri ve mutlu olanları kizdırmak oni için beni mutlu ediyor.
    Yoksa beni mutlu eden onların suçsuz günahsız insanlara yaptiklar gibi, onların aç kalmaları, hayatları karamalarıa değil.
    Herkesin anlayacağı dilden cevap verirmeyi kendime düstür etmişimdir.
    Salih bey biraz kendiniz düşünün.
    Risaleyi Nurları ankatanlar kendilri ne kadar anliyorlar ki size anlatsınlar.
    Ben şahsen Farsca,Arapca, Kürtçe ve osmanlıca bilseidim okumayi çok isterdim çünkü kurani kerimi tevsir (açıklama)Mükeml bir üslupla kaleme alınmış müthiş bir eser yazarına ve eserin yayılmasına vesile olanlaradan Allah razi olsu ahirete intikal etmişlerde Allah rahmet eylesin mekanlar cennet olsun.
    Amin.
    Sizede tavsiyeleriniz için teşekkür ederim.
    Allah yardımcınız olsun.
    Allaha emanet olun.

  8. 242 yıl önce yazılmış “ANAYASA” ile yönetilen ABD, dünya liderliğini sürdürmesinin nedeni “Halkın” patiron olması.
    Amerkada emirleri verende kanunlari uygulayanda ABD Halkıdır yöneticeleri değil, çünkü halk ülkesini, ailesini, ve komşusunun insan gibi yaşamasını istiyor, ve bundanda kendilerini sorumlu tutuyorlar.
    Hiç bir politikaciyi kendilerinden “HALKTAN” üstün görmiyorlar ve onun kendilerinin amiri değil hizmetcisi olduğunu ona sık sık hatırlatiyorlar.

    Önceden defalarca olduğu gibi şimdide Trumpa haddini bildirdıler.
    Öğle bizdeki gibi alkışlamak için Sarayının önünde toplanmadılar, haddini bildirmek için toplandılar, ve onun suçladığı FBİ, Hakim, Savıcı ve diğer güvenlik görevlilerine sahip çıktılar. Peki halkı bunlardan kim haberdar etti? Veya kim bilgilendırdı? Cevap “MEDYA.” ABD ye kim başkan olursa olsun onların Anayasalarının kılına dokunamazlar ve kendileride tükürdüklerini yalayarak kabul ederler.
    Gerçi Trump gibi yüzsüsler “I said I Wouldn’t I didn’t say I would”
    Bütün dünyanın önünde “I would” dedi ve görüntülü,yazılı basın onun yalanın herkese gösterdi. Adam ben Putine inaniyorum diye söyledi dah sonra hayır öğle demedım inanmiyorum dedim diye idda ediyor.
    However, ABDnin başına bir delide gelse artık teknoloji ve basın sayesinde vatandaşlarını bizdeki gibi kolay kolay kandıramaz.

    Trumpin bakanlarından bir kaç tanesi kendi özel işi veya normal uçakla gidilecek devlet işi için özel uçak kullandığı için hem işlerinden oldular hemde o paralari geri ödediler, buda medya vasıtası ile öğrenildi.

    İsterseniz birde bize bakalım 17/25 Aralik Riza ve ondan rüşvet alanlar ceza almasın diye Türkiyede ne kadar polis, savici,hakim,ve vali varsa bir anda terörist ilan edilip yok edildiler.
    Riza nasıl sıra ona geldığıni anladı ise ABD de kendisini tutuklatti ve H Atillanın gelmesini bekledi, çünkü iki kez mahkemesini onu için erteletti.
    Atilla tutuklanır tutuklanmaz hemen mahkemeyi öne aldırmak için muracaat etti.
    Bütün bunları TC hain ilan ettikleri dışarıda yaşayan her görüşe sahip olan gazeteciler bunun bir tuzak olduğunu ve TC nin dikkatlı olmasını uyaran yazılar yazdılar.
    Ya havuz tam tersini yazdı.
    Hangi gazeteci olduğunu unuttum ama yaziyi hiç unutmadım, şöyle yaziyordu “bu bur tuzak Türkiye Rizaya sahip çıkarak Rizanin kurduğu tuzağa düşüyor.”
    Şimdi mangalda kül bırakmayanlar siz önce şöyle bir “yalniz tarafsiz” düşünün yabanci düşmanlığı palavlaranızıda bir tarafa birakark ( palavra dememdeki maksat elinizdeki yabancilarin icat edip sattığı teknoloji vb) Hani her lafın başında Dinden imandan bahs ediyoruz ya onun için Allah rizasinı düşünerek şöyle kendimizi bir süzgeçteb geçirelim.
    Aslında çok sesli medya ve millet her zaman başarılı olur, çünkü dost aci düşman tatlı söyler.
    Bütün bunlarıda medya vasıtası ile öğreniriz.

    Not ben bugünku yirumları okumadan bu yorumu yazidım.

  9. Ülke yöneticilerine yönelik eleştiri bugünün konusu olduğuna göre, bana çok anlamlı görünen bir haberi paylaşmak isterim -evet, ne yazık ki bu olumlu örnek de Batılı bir ülkeden, yani “batı taklitçisi, kendine ve milletine yabancılaşmış olanlar” ithamıyla hızını alamayanlar klavyelerine davransınlar haddimi bildirmek için.

    Geçen hafta sonu, Hırvatistan futbolda beklenmedik bir başarı gösterdi ve 2018 Dünya Kupası’nda Fransa ile final oynadı. Takımın teknik direktörü Daliç, siyaset elitine seslenmek üzere Başbakan’ı muhattap alarak ona yazdığı ve kamuoyu ile paylaştığı mektupta, iktidarı ve siyasal eliti, takımın başarısından nemalanmak ve olayı istismar etmekle suçluyor:

    “23 milyon avro civarında alacağımız primi de çocuk kurumuna bağışlayacağız. AB’nin en fakir ülkesiyiz. Kötü ve daha önce organize suça bulaşmış kişiler başımızda. Halkımızın çoğu temel ihtiyaçlarını karşılayamaz durumda. Sağlık sistemi çökmüş, adalet büyük sermayeyi ve onun yolsuzluklarını aklamakla meşgul. Binlerce kilometre sahilimiz olsa da hiç deniz görmemiş çocuklarımız var.”

    Bir bu adamı düşünün, bir de ülkenin futbol takımını tarihte görülmemiş yetkilerle donatılarak teslim alıp bini bin para rezaletlere imza atmış, takımı kupaya götürmek şöyle dursun eleme gurubundan bile çıkarmamış, Avrupa’nın maaşı en yüksek milli takım teknik direktörü ünvanını kazanmış Fatih Terim’i düşünün.

    Hangisi örnek alınmayı hak ediyor?

    • Sanırım Cumhurbaşkanı seviyordu Fatih Terimi, yaotılar bir kıyak ona. Bu durumu Milli Eğitim bakanı çözecek inş. Benim anladığım Tayyib sadece maliye ve hazine bakanlığı, dışişleri ve adalet bakanlığını önemsiyor, diğerleri kim olur olsun demiş sanki. Milli eğitim bakanı hasbel kader iyi biri denk gelmiş ben ümitliyim şahsen.

  10. Hakaret olarak kabul edilen karikatürden benim anladığım şudur:
    – Karikatüre göre; “Recep Tayyip Erdoğan, içişleri bakanı, dışişleri bakanı, mimar, profesör, adalet bakanı, ekonomi profesörü, heykeltraş, savcı, hakim, aile bakanı, din alimi, paşa, imam, polis, avukat, spor bakanı vb.vb.”
    Karikatürü hakaret kabul edenler ise, karikatürde sadece mahlukları görüyorlar. dolayısı ile bahsigeçen karikatürü hakaret olarak görüyorlar. Hakaret olarak gördükten sonra tabii ki “kimsenin kimseye hakaret etmeye hakkı yoktur” argümanını kullanırsın. Evet, kimsenin kimseye hakaret etmeye hakkı yoktur, ama ortada hakaret değil bir durumun, bir olgunun, bir düşüncenin karikatür yöntemi ile anlatımı vardır.
    – Konunun anlaşılabilmesi için biraz açayım. mesela bir kişinin inatçılığının anlatılması için, o kişi köprüde bir keçi olarak çizilir. bu anlatım şekli, karikatür sanatının özelliğinden kaynaklıdır. Bu nedenle bu tür çizimler, hakaret olarak değil, düşünce özgürlüğü olarak kabul ediliyor.

    • Her hayvan bir bakanlığı mı temsil ediyor yani:)) Zorlama bir yorum olmuş:) Şöyle düşünmek lazım bu karikatüre bakınca kaç kişinin aklına gelmiştir böyle düşünmek.. Kim için yapılırsa yapılsın, bu tarz bir çirkinliği yapanlar, yayınlayanlar hak ettikleri cezayı çekmelidirler. Bu karikatürün çiirkin olması gibi ODTÜ nün hayvan barınağına dönüştürülmesi fikri ve ODTÜ hakaretleri de çirkindir ve onlarında cezalandırılması gerekir.
      Her toplumun dinamikleri, kültürü, birikimi,mizah anlayışı farklıdır. Bir diğer toplumda var ve tepki gösterilmiyor diyerek bizde de meşru kılma gayretleri o toplumdaki yaşam tarzının ana kriteri onların ki , tabiri caizse sanki toplumsal yaşam tarzının anayasası onlar, bak orda serbest bizde niye değil…

      • konuyu nasıl böyle sınırlı anlamayı becerdin bilemiyorum. açıklamama rağmen karikatürden bu kadar anladığına göre, nasıl bir karikatür sana anlatmak istediğini anlatabilir bilemiyorum.
        – ben açıklamamda, savcı, hakim vb. kelimeleri de kullanmıştım.
        karikatüre göre, bu ülke tayyip ülkesi, tayyip herşey. Tayyip savcı, tayyip hakim, tayyip avukat, tayyip doktor, vb.
        – Sana karikatürü anlatmak için daha farklı bir yöntem daha kullanacağım: hatırladığım kadarıyla aziz nesinin kenan evren için şöyle bir sözü vardı. “Bu ülkede herkes kendisini birşey zannediyor. fakat kenan evren kendisini birkaç şey birden zannediyor”
        – Aziz nesinin sözünden yola çıkarak, kenan evrenin kendisini birkaç şey birden zannetmesini karikatürle anlaşmaya çalış. durumu daha iyi kavrıyacağından eminim.

  11. Yalan dolan örneği verebilmek için öyle çok uzak diyarlara gitmeye gerek yok sanırım. Siyasette 40 yıl saltanat sürmüş demirel yalancılığın somutlaşmış hali gibiydi. Mesela girdiği her seçimde mutlaka ankara-istanbul arasına hızlı tren yapacağız derdi ve yapmazdı. Çünkü sonraki seçimde aynı sözü yine verecekti! Bu ve benzeri nice yalanından ötürü kendisine kıytırık aydın takımı tarafından tek eleştiri yöneltildildiğini duymadım. Çünkü genellikle onları yanında danışman diye tutardı:) Bugün akparti iktidarlarının yaptığı devasa yatırımlar ve ulaştırma projelerinden hiç utanmadan istifade eden anti-erdoğancı elemanlar, şapkasını alıp sıvışanlarla/darbeyi çayla izleyenlerle milletin adamı arasındaki farkı ne bilsinler?

    • Çoban Sülü hiç değilse yapacağım der yapmazmış. Ümmetin lideri, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’nden başladı, bir düzine diğerini Çoban Sülü’nün elinden almaya yeltendi. Velhasılı pek hayırlı bir hatırlatma olmamış gibi! Benzer şekilde, Çoban Sülü hiç değilse kendisini eleştireceklerinden korktuklarını yanına danışman alıp sustururmuş. Ümmetin lideri’ni eleştirmemek de kesmiyor, dalkavukluk yapmayana danışmanlık zor 🙂

  12. Aşağılık kompleksiyle batı kıyaslamalarını bir kenara bırakıp herkes işini yapsa bunlara gerek kalmayacaktır.
    Çok demokratik, aşırı muhalif olan, yaptığı her pespayeliği özgürlükçülük adı altında savunan kafalarımız hakaret yerine faydalı bir şeyler üretmeyle meşgul olsunlar, başlarına böyle çorapları örmeyiversinler.
    Güzel ülkemizde insan gibi yaşamak isteyen için hiçbir özgürlük kısıtlaması yok.
    Derdi üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olan, batı taklitçisi, kendine ve milletine yabancılaşmış olanlar bilsin; burası Amerika, Avrupa değil…

    • Karikatür meselesinden yola çıkarak “hakaret” ve “saygı” konusunda ahkam kesip birilerine ayar vermeye çalışanlar, “hakaret”in aldığı tek biçimin karikatür olmadığını bilsinler. Bunun başka ne biçimler aldığının örneklerini merak edenlerin işi zor değil. Biraz hafızalarını yoklasınlar, “ırkçı”, “hayvan”, “kandan beslenen vampirler” gibi ifadelerin havada uçuştuğu atışmaları hatırlasınlar. . . Bu bir.

      İkincisi, ülkenin tek sahibi pozlarında nuhalifleri “Batı taklitcisi”, “kendine ve milletine yabancılaşmış insanlar” gibi geleneksel ithamlarını sıralarken, ülkenin Haziran 2015’teki çoğunluğunun, 24 Haziran 2018’den sonraki yüzde 48’lik azınlığının da bu ülkenin has evlatları olduğunu akıllarından çıkarmasınlar.

  13. yazıyı okuyunca, “mukayeseli üstünlükler teorisi” aklıma geldi. Kabaca, ülkenin hangi alanda daha faydalı olacağının hesabı olarak nitelenebilecek olan mukayeseli üstünlükler teorisi açısından duruma bakacak olursak aşağıdakiler söylenebilir:
    -Ülkemiz, demokrasi, hukukun üstünlüğü, birey olma, sanat, bilim, teknoloji, değer yargısı, insan hakları, hak, özgürlük, adalet, ahlak vb. alanlarında batı ile yarışmaya girecek olsa; batıda 1 birim enerji ile bu alanlardan her birinde 10 birim gelişme elde edilirken, türkiyede aynı enerji ile 1 birim gelişme sağlanabiliyor.
    – diğer bir alan olan, haksızlık, adaletsizlik, ahlaksızlık, köle ruhu, keyfiyet, akıl ve mantıktan uzaklaşma, değer yargılarının yıkımı, insanların haklarının elinden alınması gibi alanlar da ise, batıda 1 birim enerji ile her bir alanda ancak 2 birim üretim yapılabilirken, ülkemizde, bu alanda 8 birim üretim yapılabilmektedir.
    – Böyle olunca, “dünya lideri” yönetimindeki ülkemiz, batıyla mücadelede, mantıklı bir kararla, mukayeseli üstünlük teorisi çerçevesinde, enerjisini, haksızlık, adaletsizlik, ahlaksızlık, köle ruhu oluşturma, keyfiyet, akıl ve mantıktan uzaklaşma, yalan gibi alanlara kaydırmış ve bu alanda batıya toz yutturmuş durumdayız. böylece de dünyadaki hem toplam yalan, iftira, ahlaksızlık, hukuksuzluk, keyfiyet, vb. üretimi büyük ölçüde artmıştır.
    Yani herşey mukayeseli üstünlükler teorisine göre şekillenmiştir. Böylece de, “dünya lideri” yönetimindeki ülkemiz batı ile başabaş konuma gelmiştir.
    – Batı, demokrasi, insan hakları, sanat, teknoloji, bilim vb alanında büyük üretimler gerçekleştirirken, bu alanlarda ilerlerken, biz de başka alanlarda (hukuksuzluk, adaletsizlik, hak yeme, şatafat, itibardan tasarruf etmeme, günah işleme özgürlüğü, paraları sıfırlama, köle ruhu, ahlaksızlık vb) alanlarında büyük üretimler gerçekleştiriyor, bu alanlarda dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer alıyoruz.
    – Tabii ki onlarda da bu alanda üretimler var. ancak nasıl bizim teknoloji, bilim, sanat, kültür alanlarında batıya yetişme ihtimalimiz yoksa, onların da keyfiyet, adaletsizlik, çalıp çırpma, ihaleyi yandaşa verme vb. konularında bize yetişme ihtimalleri yok.

  14. Güneşin doğduğu yerden, Doğudan; şimdi işlenen suçların bi çetelesi çıkarılsın diye sorsam: Siz neler yazardınız sn. H. Gayret?

      • ”Güneş doğudan…” demiştiniz, ben de sizin tabirinizi, belirttiğiniz sınırı kullanarak sorumu sordum..lakin siz ”sağa yanaştınız” ama sorumun cevabını vermediniz. Siz de mi ”kendinizle alay edip” ciddiye almadınız ne?

        Japonya’nın doğusu, Batı’nın en (baba) Batı noktası gibi mi oluyor? :}

  15. Türkiye’de ve Dünya’da Hakem’e gitsen, ne yazar, ne değişir. Hakim veya hakem dürüst ve bilgili, konusuna vakıf … değilse, Şahit, ŞAHİTLİĞİN – 15-20 adet – SIFATINDAN birine dahi sahip değilse (Türkiye’de olduğu gibi), bilirkişi aldığı paraya göre, BİLİYORSA, orada adalet bekle. Vicdan, Vicdan da neymiş

      • H. Gayret Bey, benim gibi “laf ebeliği” yapmaya girişmeyin, arada bir de olsa bir kamu hizmeti ifa edin ve biz matematik özürlüsü muhaliflerin mermını giderin derim.

        400.000’in üzerinde başvuru bekleniyormuş bedelli sayesinde askerlik hizmetinden yırtmak için. İstenen bedel de 15.000 lira imiş yanlış hatırlamıyorsam. Şunun kaç para ettiğini bir hesaplayıp bizlere bildirseniz diyorum. Aramızda bu bedelli işi ile şehit hamasetinin pek örtüşmediğini düşünen kendini bilmezler çıkabilceğini de düşünerek, bulduğunuz rakamı bizlere sunarken arka fonda bir mehter marşı terennümü olsun diye düşünüp bizlere favori saydığınızın linkini de verirseniz pek bir makbule geçer.

        Haddimi aşıp çok şey mi istedim yoksa? 🙂

        • Estağfirullah mösyö bernar, ama link veya video verme işi biraz zor, yeminlimuhalifler seviyor o tür çöpleri:) askerliğimi 12ay yaptım, ayda 4-5 nöbet gelirdi, biri mutlaka haftasonu olurdu! Hayatımın en güzel yılıdır. Her zaman da askere gönüllü yazılmaya hazırız. Bedelli bedelsiz, kimsenin avukatı değiliz! Parası olan askerlik yapmasın, askerlik gönüllü olsun(bay/bayan), 12 ay süreyle yapılsın, devlet isterse zenginlerden aldığı parayı gönüllü askerlik yapanlara maaş olarak versin. Lakin, sağlık sebebiyle muaf olanlar hariç askerlik yapmayanlar devlet memuru da olamasınlar! Esas olan profesyonel ordur, sonuçta ordu ordudur…

        • Sn.bernar fonda müzik olarak elbette; dünyanın en büyük müzisyeni motzartı kendine hayran bırakıp ‘türk marşını’ besteletmiş olan dünyanın ilk askeri muzikası mehter bulunacaktır. Yoksa kırık hocanın kırık testisinden ilham almış kırık mızrap nağmelerini mi tercih edersin?

  16. Hakaret
    Kur’an hakaret etmeyi haram kılmıştır. Putlara bile sövülmeyecek. Sövenlere bir ceza koymamıştır. Sadece böyle meclislerde oturmayı haram kılmıştır. Suç isnadı iftira ise suçun cezasının onda sekizi ile cezalanmayı teşri etmiştir.
    Devlet başkanına hakaret, saldırı, hiçbir zaman meşru sayılmaz. Cezası ise sürgündür. Dünya Yahudi tekel sermayesi kişilere hakaret etme, saldırma özgürlüğünü vermiştir. Bir şey Fransa’da oluyor, ABD’de oluyor diye bizde de olması gerekmez.
    Türkiye’de yanlış olan hakimlik sistemidir. Hakemlerin zalim olmasından değil, yargı sisteminin zulüm olmasından ileri gelmektedir. Basit bir soru Harun Yahya kendisine isnat edilen suçları ne zaman işlemiştir? Eğer işlenen bu suçlar altı aydan az zaman önce ise savcıyı ve polisi mazur görebiliriz, anca haber almış demektir. İsnat edilen fiiller Harun Yahya tarafından benim bildiğim onlarca yıldır işlenmektedir.
    Şimdi savcı beye sorma hakkınız değil mi? Senin görevin suçu duyduğun anda hemen faaliyete geçip takip etmek değil mi? Neden on sene, yirmi sene bekledin, ses çıkarmadın? Şimdi harekete geçme görev ihlalı değil midir? Senin de muhakeme edilip onunla beraber hapse girmen gerekmez mi?
    Hayır, gerekmez çünkü savcı resen harekete geçmez. Birilerinin ihbarı, şikâyeti gerekir. Bunu da sıradan bir kişi yapamaz çünkü Sermaye ona iftira edip hapse yollar. Sermaye’nin paralı muhbirleri vardır. Birini hapse göndereceği zaman o muhbirler, harekete geçerler. İhbar ederler. Basın, ihbarı ayyuka çıkarır. Savcı dava açmak zorundadır. Hakimler tutuklamak zorundadır. Çünkü dava açmayan savcı aleyhine dosyalar hazırdır. Tutuklama yapmayan hakimin dosyası hazırdır. Yalan, gerçek şartı yoktur.
    Evet, Türkiye’de ve dünyada yargı böyle çalışıyor. Tek çıkar yol vardır, Hakemlik Sistemi. Adil yargı sistemini kurdunuz mu? Bugün Harun Yahya’ya saldıran basın hapse girmez ama iflas edecek kadar ceza alır. Harun Yahya daha mahküm olmadı ki. Medyanın onu mahkûm etme yetkisi yoktur ve suç işlemektedir. Harun Yahya muhakeme edilir, mahkum olur, cezası verilir, cezasını çeker. Yine de mahkuma hakaret ve saldırı meşru değildir. Genelevde çalışan kadına bile mahkeme kararı olmadan fahişe diyemezsiniz.
    Zulüm düzeni bir gün elbet bitecek. Kainatı var eden bu kainatı çapulculara bırakmaz.

    • üstad
      zulüm bitecek iyi güzelde ülkenin eli kalem tutan akli basinda büyük bi kesimi tirpanlandi. hemde terörist olarak damgalandilar. sizce bu bi projenin parcasi midir?
      onca masum aileler parcalandi herbiri bir yere savruldu. buna hale hak adalet diyen okumus insanlar toplulugu var.

      • Eli kalem tutan aklı başında kesim dediğin hashasiler f16larla meclisi ve milleti bombalayıp darbe yaparlarken enselendiler? Sılai rahimini bir oturum kartı için 1dolara satanlara ne damgası vurulmalıydı sence: “Heron” mu?

      • Adalet ve vicdan duygusu ile okumuşluk, eğitim görmüşlük arasında kaçınılmaz ve zorunlu bir bağ yok, Hüseyin Sarı Bey. Darbe girişiminde bulunmuş Gülenci hainler bir şey, onların üzerinden yazan her kalemi susturarak iktidarını sürdürmek başka bir şey. Yazık ki güç ve paranın satın alamayacağı şey yok ve medya da bunlara dahil. Ama, tarih bize zulüm ve sermaye düzenine karşı mücadele etmedikçe karanlıktan aydınlığa çıkılamadığını gösteriyor. Mücadele sürdükçe, umut var, hep olacak. Çünkü, cezaevinden çıktıktan hemen sonra cezaevi kapısı önünde “İsterlerse yine içeri alsınlar beni” diyerek zalime meydan okuyan Ahmet Altan’ın söylediği gibi, “Kaybedecekler, kaybedecekler, çünkü haksızlar.” Bizlere düşen, tırpanlanan her kaleme karşı iki kalem daha var etmek. Ahlakın ve adaletin yanında durmaya devam. . .

        • Sn.bernar, ahlak ve adaletin yanında dediğin ‘kadın ruhunun inceliklerinden iyi anlayan’ yazar eskisinin sözleri bana selocanın ‘seni başkan yaptırtmayacaaaz!’ diye ünlemesini hatırlattı: biz milletin yanındayız!

          • Az önce yazdım. . . Birilerinin de bana hatırlattığı şeyler var, H. Gayret Bey. “Kan içici vampirler”, “ırkçı”, “hayvan” diyeyim mesela. Ya da “Eroğan Mavi Marmara’daki manyak tiplerle arasına mesafe koymalı” diye buyuran çakma köşe yazarı seküler Reisçi tayfası. . . Sizin hafızanız kuvvetlidir, bir iki kısa hatırlatmayla hemen hatırlarsınız 😉

  17. ÖZAL (ın BATI anlayışlı) politikası sayesinde, 1986 yılından beri söylüyorum ve tıpkısının aynısı gerçekleşiyor : Türkiyede, 5 (beş) zümre ayakta kalacak ;
    Büyük sanayiciler,
    Büyük ihracatçılar,
    Büyük Mağazacılar,
    Büyük İnşaatçılar,
    Büyük Turizmciler

    Diğer zümreler bunlara işçi ve hizmetkar olacak, olmıya devam ediyor.

    Not : İmla (gramer) kuralı : Çoğullar için de kullanıisa, “birbirleri” ile değil, “birbiri” ile kelimesi kullanılır.

  18. Nezamandan beri insanlara hakaret.Aşağılama hor görme başka mahluklara benzetme. özgürlük haline geldi merak ediyorum. sayın yazar işine gelince neredeyse tüm yazılarında batıya atıfta bulunarak örnekler veriyor sanırsınız ki yazar bir Abd veya ab vatandaşı.işine gelmeyincede başka ülkelerle kıyaslamak yanlış olduğunu söylüyor.
    Mesela kılıçdaroğlunun gazetelerde boy boy Domuz. At. Eşek şeklinde resimleri asılsa veya şu an kılıçdaroğlu nu ve öğrencileri savunanların böyle resimleri asılsa mahallerine aceba seslerinizi çıkarmadan özgürlük diye bilecekmisiniz veya sokakta yürürken biri dönse size veya ailenize hayvan lar dese onada özgürlük der misiniz eleştirmek ayrı bir konu hakaret ayrı bir konu Allah ve Resulü insanı hayvana benzetmeye musade ediyormu bir bakın sırf muhalefet olsun diye kötü olanı savunmalıydı bir ahlak mı?

    Hele buraya yorum yazan bazıları sanki felaket tellalı hayret doğrusu bazen bukose yazarını ve yorumculardan bazılarının hangi alemde hangi ülkede yaşadıklarını anliyamiyorum

    Allah bizleri dürüst kişilerle muhattap olmak nasip etsin

    • “Ne zamandan beri insanlara hakaret özgürlük haline geldi (. . .) eleştirmek ayrı, hakeret etmek ayrı” diyerek başlamışsın, F. Koru’un ABD veya AB vatandaşı gibi yazı yazdığını söylemişsin, “Allah bizleri dürüst kişilerle muhattap olmayı nasip etsin” diyerek bitirmişsin 🙂

      • Burada bir başkasına cevap verme gibi bir alışkanlığım yok.

        Merak ettğim benim yorumumda komik olan ne.

        1. Hakareti doğrumu görüyorsunuz
        2. Sa Fehmi beyin yazılarının neredeyse hepsinde Abd ve Ab den örnekler vererek analiz ediyor bazen hiç alakasız şeylere bile.
        3. Allah iyilerle karşılaştırsın.
        Sözümü alaya alıyorsanız ozaman Allah sizi kötülerlemi karşılaştırsın diyelim? Bernar bey

        • Siz yorumunuzu yazıp gönderdiğinizde, günün erken saatleriydi ve burada yalnızca üç yorum metni vardı. Yazınızda ismi verilmeden söz edilen “felaket tellalcısı” bendim. Ben, “felaket tellalcısı” ifadesini bir hakaret olarak görmüyorum, inanın buna alınıp kızmadım. Hakaret doğru değil, karikatürlerle sıradan bir vatandaşı veya bir yöneticiyi alaycı ve kışkırtıcı bir şekilde hicvetmek de bana doğru ya da yararlı bir iş gibi görünmüyor. Bu bir suç olmamalı, ama kimse de bunların kışkırtıcı olmaktan, düşmanlık ya da kutuplaşma yaratmaktan başka bir işe yaradığını ileri sürmemeli. Her konuda Batılı ile hemfikir olmak zorunda değiliz.

          Amma ve lakin, bir yazara salt sizden farklı bir düşünceye sahip değil diye, “ABD veya AB vatandaşı gibi yazıyor” derseniz bu hem yanlış hem de hakaret olur. Yazardan ve benden söz ettikten sonra, metninizi, “Allah bizleri dürüst kişilerle muhattap olmak nasip etsin” diyerek noktalarsanız, ikinci bir yanlışa ve hakarete düşmüş olursunuz.

          Size düşen, fikre fikirle mukabele etmek. Her birimiz, bir metin parçasından yola çıkarak hiç tanımadığımız birisi için “Batılı kalemşör” ya da “Bunlar dürüst insanlar değil” demeğe getirsek, bu yanlış olur, başlangıçtaki doğru önermemizle çelişmiş oluruz. Bunu anlatmak istemiştim kısa karşılığımda.

          • Ben kimseye hakaret etmiyorum etmemde sadece bir tesbit olarak aldım o cümleyi.
            Bizim kendi değerlerimiz yokmu hep batının kokmuş düşüncelerini almaya gayret edelim illaki iyi olanı almakta iyidir yalnız burada dikkat edildiyse abd başkana yapılan yakistirmalardan bahis ediliyor ve o pekte iyi olmayan karikatüre getiriliyor benim eleştirin buna sanki dışarda yaşıyormuş gibi demem bundan oralarda birisine hayvan deseniz onlar alınmaz kızmaz belki ama bizde öyle zaman gelirki sonu karakolda biter.boyle sözlerin
            Hakaret kötü diyorsunuz ama bunu bir yaptırımı olmasın istiyorsunuz ozaman hırsızlık da kötü napalim ceza kesmeyelimmi.belki bunada başka anlamlar yüklersiniz

            Allah iyilerle karşılaştırasın cümlesi burada birilerini hedef alarak yapılmış deyil bizim bir müşterimiz var pazarda o hep ayrılırken bu cümleyi kullanır benim aklıma o geldi ve alıntı yaptım. bukadar.

          • Asya çöllerinden birinde çıktığımız safaride bi grup abd liyle karşılaşmıştık. İçlerinden biri türkçe konuşunca şaşkınlık ifadesi olarak: “biz sizi de amerikalı sanmıştık!” demiş bulunduk. Bay profesör de bu yanılgımızdan dolayı bize yürekten teşekür etmişti. Yani sayın koru’nun bi batılıymış gibi yazıyor olması niye ona hakaret olsun ki? Biz daha nelerini gördük…

  19. Batı kendi arasında liderlerini tenkidi kaldırırken bir başkasının tenkidinde dikkatli. Bizim liderlerimizi tenkit konusunda tavanda çok şey olmazsa bile tabanda büyük yaralar vermekte. Hatta kardeş kardeşi öldürebilmekte. Siyasi liderlerimizden isteriz ki birbirlerini eleştirirken milleti de birbirine hasım etmesinler.

  20. Bu tür benzerlikleri kurmaktan neden vazgeçelim..yüzümüz hep Batıya müteveccih ya?..Bakınız, konuyla ilgili doğudan, doğu ülkelerinden bir örnek veremediğimiz gibi; her konuda, varsa yoksa Avrupa Amerika…

    Oysa; biz ki, tarihte medeniyetler inşaa etmiş, çağ açıp, çağ kapatan bir neslin ahfadıyız, değil mi?

    Peki bizi bu kadar Doğu ile Batı arasına sıkıştıran şey ne?

    Bizim de bir kültürümüz, geçmişten tevarüs eden, bir inanç ve ahlak yapımız var ya.

    Kötü..son zamanlar toplumsal olarak bir savrulma yaşıyoruz; cinayetler, uyuşturucu, tacizin her türlüsü, hele çocuk taciz ve cinayetleri!..Yalan, yolsuzluk, hırsızlık, arsızlık.. gulül (devlet malına el uzatma), müsadere (halkın malına el koyma)…

    Daha hangisini sayayım ki?
    Bunları sıralarken de kendimi ”sütten çıkma ak kaşık olarak ta görmüyorum”, her birinde kişisel olarak benim de bir sorumluluğum var dır elbette ucundan kıyısından.

    Şimdi şikayet ettiğimiz şeye bakalım:
    Böyle bir toplumsal yapıda onu idare edenler, onun adına yasa yapanlar, yaptıkları/yapacakları yasalara neyi mesnet gösteriyorlar?
    Batıdan örnekler vererek oradaki uygulamaları…

    Bu ne demektir?
    – Bilimde, sanatta
    – Ekonomi de, kalkınmada
    – Adalette, hukukta
    – Eğitimde, ahlakta
    – İnançta, kültürde
    – İlimde, imanda
    – İdarede…

    ”Biz bitmişiz arkadaş”.

    • Önümüzdeki sonbahar aylarından itibaren irili ufaklı binlerce şirket ve işletme iflas edip ayakta kalmayı başaranlar küçülmeye ve işçi çıkarmaya başladığında, bazılarımızı karamsar kılan tabloya mafyatik gurupçuklar da eklenecek görünüyor. İktidarın küçük ortağı, ‘kader mahkumu talihsizlere’ sahip çıkarak af yasasının metni üzerine çalışmaları da başlatmış milli görev sayarak. Bunlar da işaret ediyor ki, “Biz henüz bitmemişiz arkadaş”

      • Sn.bernar arkadaş, 15 senedir aynı yaveler, temenniler temenniler… bıkmadınız mı arkadaş! Mesele ekonomi değil, sen hala anlamadın mı?

        • Benim için bunu 8 yıla düşürelim -öncesinde sıkı AK Partili olduğum gözden kaçmasın 🙂

          Mesele elbette ki ekonomi. Uzun AK Parti iktidar yıllarında halkımız AK Parti öncesi yıllardan çok daha insanca, çok daha iyi yaşadı. Hem zenginlikten pay aldı, hem hizmetlerden yararlandı, hem de üzerindeki dinsel baskılar tedrici olarak kalktı.

          Halkımız, (yüzdesi 22-26 arasında değişen, aralarında iktidarın yanında saf tutmanın avantajlarından yararlanan sekülerlerin de olduğu Reişçi tayfayı bir kenara bırakırsak), hem artık işlerin yolunda gitmediğini seziyor, hem de Erdoğan’ın giderek artan sorunları çözeceğinden eskiden olduğu kadar emin değil. Memnuniyetsizliğine rağmen seçeneksizlik nedeniyle yine Erdoğan’a olan desteğini çekmedi.

          Bir yıldan diğerine, birileri zenginleşirken kendisinin giderek yoksullaştığını biliyor. Bedelli askerlik, bir seçim vaadi olarak Suriyelileri ülkelerine geri yollama, gündelik olarak kulaklara çalınan çeşitli ceberrutluk ve hukuksuzluk örnekleri, ortalıkta dindarlardan ziyade seküler yalakaların dolaşıyor olması, mehterin ve nümayişin perdelediği gerçeklerin sezilmesine vesile oluyor.

          Halkımıza “Göbeğini kaşıyan adam” muamelesi çekenler derslerini aldılar her seferinde; “Veririz mehteri, yürür gideriz 2030’lara!” diyenler de hüsrana uğrayacaklar. Çünkü halk aş iş yoksulluk eğitim sorunlarının çözülmesini istiyor. Hamaset ve manipülasyonun Kemalist versiyonunu da gördü, Gülenist versiyonlarını da.

          Ne yani, “Sen bildiğin türküleri söylemeye devam et. İnsanımız işten atılıp kapı önüne konduğu gün yine bayrağını kapar İsraili telin mitinglerine akar! Mesele ekonomi değil, sen hala anlamadın!” demek mi istiyorsun H. Gayret Bey?

          • Güneydeki sevdiğimiz ülkeyi telin mitinglerine saadetçiler de öyle eli bayraklı aktıydı diye hatırlıyorum sanki?

          • “Memnuniyetsizliğine rağmen seçeneksizlik nedeniyle yine Erdoğan’a olan desteğini çekmedi.” Bu cümleyi notere gidip kayıt altına almak lazım. Bence şu cümlenin kamudaki karşılığı minimum %20 dir. Bir sonraki seçim ya da erken seçim sonuçları bunun kanıtı olucaktır. Berat Albayrak olayını kabullenemiyorum. Kabullenenlerin de şuurlarının dumanlı olduğunu düşünüyorum. Tarafgirlik duygusu muhakemelerini baskı altına almış ve fonksiyon göremiyor. Şüphesiz sayın Erdoğana emsalsiz ve müstesna bir vizyon yükledik, beklentilerimiz eşliğinde. İnsanların yumuşak karnıdır dünya malı.. Benim bu yönetimden ümidim kesilmiştir. En büyük temennim daha da fazla dibe düşmeyelim. Hata beşer içindir ama hata dediğimiz kelime farkındalık barındırmaz , burda yani Berat olayında ciddi bir farkındalık var. Yürütmenin başı ben, ekonomi ve maliyenin başı Berat. Dış işleri de Mevlüt Çavuşoğlu, namı diğeer laleci Mevlüt:) Berat ve Mevlüt önceden bilinseydi bu oranları yakalayabilirmiydi AK parti? Bence bal gibi kandırıldık… Adalet bakanının konvoyunu gören varmıdır burda kaç tane audi A8, bmw 7, mercedes vardır, bir kez karşılaştım 15 dk bekledim konvoyun bitmesini. O kadar izole yaşıyorlar ki halkla hiç temasları yok, bu EGO’ nun ve vurdumduymazlığın nedeni de sanırım bu.

    • Güneş doğudan hukuk romadan demişler hasan can, acaba neden? Neden önce nice suçun cezasını veren hukuk kuralları önce batıdan çıkmış oluyor? Sakın bütün suçlar önce oralarda işleniyor olmasın?

      • H.Gayret!
        Mantıklı bir yorum. Ben de “bizde niye hukuk yok, keyfiyet var?” diye düşünüyordum. Sayende nedenini anladım: “paraları sıfırlamak” suç değil ki hukuk olsun. çok doğru.
        Böylece çözümü de buldum. yani bu ülkede hukukun olmasının çözümünü. Bu duruma göre, ülkede hukukun olması için suçun oluşması lazım. Fakat burda bir sorun ortaya çıkıyor. akplileri ile mhpliler kesinlikle suç işlemeyeceğine göre, kim suç işleyecek de bu ülkeye hukuk gelecek?
        – Geriye muhalefet kalıyor. Fakat bekle ki, kıytırık muhalefet, hırsızlık, devleti dolandırmak, ihaleye fesat karıştırmak, sınav sorularını çalmak, devlet imkanlarını kendi çıkarı için kullandırmak vs. vs. suçları işlesin.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here