Kaşıkçı gazeteciydi, Brunson da dinadamı.. Onların durumuna gösterilen ilgi bizi düşündürmeli…

30

Önce bir ilk soru: Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’na girdikten sonra bir daha çıkmadığı görülen Cemal Kaşıkçı olayı üzerine, iki haftayı aşan bir süre zarfında, hemen her ülkeden tepkiler geldiği görüldü. Türkiye ve ABD’nin yanında Avrupa’nın bütün ülkeleri konuyu yakından takip ediyor. Acaba Kaşıkçı ‘gazeteci’ olmasaydı bu ilgi ve tepki yine de görülür müydü?

İkinci bir soru: Hemen hemen aynı günlerde, İzmir’deki bir mahkeme, iki yılı aşkın süredir önce cezaevinde ve son birkaç aydır da denetimli serbest olarak ev hapsinde tutulan bir dinadamının, Andrew Craig Brunson‘un özgür kalmasını sağlayan bir karar aldı. Brunson ülkesi ABD’ye gitti. Onun yargılandığı süre içerisinde ABD’nin Türkiye’ye serbest bırakılması yolunda sürekli baskısı hissedildi. Acaba Brunson ‘dinadamı’ olmasaydı ABD kendisiyle bu denli yakından ilgilenir miydi?

Her iki sorumun altında bilinen başka örnekler yatıyor.

Suudi Arabistan 2015’ten bu yana hem kendi ülkesinde bazı kişileri ortadan kaybettirdi, hem de başka ülkelere yerleşmiş Suudlu muhalif isimleri sindirme ve bazılarını kaçırma faaliyeti gerçekleştirdi. Kimsenin sesi çıkmadı, bu tür olaylar duyulmadı bile.

ABD de Türkiye cezaevlerinde kendi ülkesi vatandaşı olan veya kendi kurumlarında çalışan bazı isimlerin bulunduğunu zaman zaman gündeme getiriyor; bu kapsam içerisine giren kişi sayısının 15 kadar olduğu da duyuluyor. Ancak hiçbiri için Brunson olayında olduğu türden bir baskıda bulunmuyor ABD.

Varsa yoksa Brunson. Zaten sonunda Brunson ülkesine döndü, ABD’nin baskısı da kalktı.

Bu iki ismin benzer durumdaki başkalarından farklı olan bir tarafları var: Meslekleri, iştigal alanları…

Cemal Kaşıkçı olayı dünyadan ilgiyi, söz konusu kişi ‘gazeteci‘ olduğu için gördü.

Brunson‘a ABD ‘dinadamı’ -ve tabii misyoner dinadamı- sıfatı taşıdığı için özel ilgi gösterdi.

Galiba biz her iki kişiyle ilgili konuları izlerken bu durumun tam farkına varamadık.

Gazetecilik koruma altındadır

Dünyada bazı meslekler hayatın başka dallarında iştigal edenlerin de kabulüyle farklı bir statüde tutulur. ‘Gazetecilik’ o mesleklerden biridir. Halkın haber alma hakkı gazeteciler eliyle kullanıldığı içindir bu ayrıcalık. Demokrasilerin olmazsa olmazı sayılan ‘denetim’ mekanizmasının bir unsuru olarak görülür gazetecilik faaliyeti. Zaten bunun içindir ki, gazetecilik ‘4. Kuvvet’ adıyla anılır.

Kendini ‘demokratik’ olarak tanımlayan ülkelerde, yönetimler yayınlarına ne kadar kızarlarsa kızsınlar, cezaevlerinde gazeteci bulunmaz.

ABD başkanlığına seçilme öncesinden başlayarak ülkesinin yerleşik medya düzeniyle sorunu olduğunu belli etmiş bulunan Donald Trump, bulduğu her fırsatta, New York Times, Washington Post, CNN gibi medya kuruluşlarını hedef alan açıklamalar yaptı; 350 gazetenin bir gün aynı manşet ve başyazıyla kendisine tepki vermesine de yol açtı bu tavrı. Ancak, Trump döneminde de, kendisi hakkında en ağır eleştirileri yapan, karikatürler yayınlayan gazeteciler ve medya kuruluşlarından tek bir kişi hakkında yargı yoluna başvurulmadı.

Yönetimini sarsacak çapta kitaplar çıktı çıkıyor, Trump müthiş kızıyor ve tepki veriyor. Fakat işte o kadar…

Fransa’da, Almanya’da, İngiltere’de de durum böyle.

Her yıl yayınlanan ülkelerin demokratik olma skalasında gerilerde kalanlar basın özgürlüğü alanında eksikliği olan ülkeler…

Maalesef Türkiye de son yıllarda onlar arasında yer alıyor.

Din özgürlüğü de önemli

Benzer bir durum ‘din özgürlüğü’ alanında da yaşanıyor. Birleşmiş Milletler’in ve ABD’nin her yıl yayınladığı ‘din özgürlüğü’ raporlarında icraatları eleştiri konusu yapılan ülkeler var. Türkiye AK Parti öncesinde özellikle ‘başörtüsü yasağı’ yüzünden ağır eleştirilere maruz kalıyordu o raporlarda, şimdi de Brunson-türü olaylar yüzünden eleştiriliyor.

Brunson‘un son 16 yılı AK Parti döneminde geçmiş, her altı ayda bir ikameti sorunsuz yenilenmiş 23 yıllık misyonerlik faaliyetleri içerisinde bulunduğu unutuldu, bunun son iki yılında cezaevinde tutulması ülkemizi başka dinlere karşı müsamahasız göstermeye çalışanlara malzeme olabildi.

Geçtiğimiz iki haftaya ‘gazeteci’ Cemal Kaşıkçı ile ‘dinadamı’ Andrew Craig Brunson‘la ilgili olaylar damga vurdu. Türkiye dünya gündeminde bu iki olayla hatırlandı.

Umarım, bu olaylar, bizim bazı konularda yanlış davrandığımızı bize de hatırlatır.

ΩΩΩΩ

30 YORUMLAR

  1. “Türkiye Brunson pazarlığında ne aldı” sorusuna küçük bir katkı yapayım. Nasrettin Hoca 15 kuruşa aldığını 10 kuruşa satıyormuş. Komşuları sormuş “Hocam bu nasıl ticaret, 15’e alıp 10’a satıyorsun?” Hoca cevap vermiş “Maksat dostlar alışverişte görsün”. Önceleri yani gençken ve devleti tanımazken “hikmet-i hükümet” diye bir şeyin var olduğunu sanırdım. Devleti tanıyınca bunun tam bir aldatmaca olduğunu gördüm. Bu konuda çok hoş bir İngiliz romanı var, filmini de yaptılar. Türkçeye çevrilmiş: Havana’daki Adamımız https://www.kitapyurdu.com/kitap/havanadaki-adamimiz/404381.html
    Brunson ajan idiyse bile (ki hiç sanmıyorum, öyle olsaydı zavallı savcılar deli saçması gizli tanık beyanları yerine adam gibi delilleri koyar, sıkıntıya girmezlerdi, Türkiye de ABD karşısında bu delilleri kullanır, tükürdüğünü yalamazdı) sürecin yönetimi yukarıdaki fıkradan ve romandaki olaylardan beter oldu. Hakikaten ülkelerin birbiri içinde karşılıklı olarak ajanları vardı ve hatta istihbarat örgütlerimiz arasında ciddi işbirliği de yapılıyor. Şayet birileri karşılıklı sınırları aşmışsa usulu bu zırvalar değildir. Türkiye’nin kazancı ekonomik yıkım, uluslararası kamuoyunda rezil olmak ve her şeyin üzerine soğuk bir su içmek oldu. Bence esas kazanç Türkiye’nin ne kadar “bağımsız ve adil” bir mahkeme sistemi olduğunu dünyaya göstermiş olduk.

    • Türkiye hiç bir konuda bağımsız değildir, bağımsız bir devlet refkeksi içinde değildir. Mahkemelerinin, hakimlerinin, adalet sisteminin yerlerde süründüğü dost düşman herkese ilan edilmiştir. Sapıklar, kadın ve çocuk tacizcileri iyi hal indirimi almakta, alkollüyken çarpıp ölüme neden olanlar tutuksuz yargılanıp iki yılla yırtmakta, mafyavari çeteleşme artmakta, bunların yaptığı gasp ve darplar hiç bir şekilde cezalandırılmamaktadır. TC de adalet ölmüştür, kend, gibi…

  2. Brunson ve Kaşıkçı biraz cambaza bak oyunuydu belki ama esas film başlamış olabilir. Doğu Akdenizde devletlerin aylardır hazırlandığı hareketlenme başladı sanki.

  3. berat albayrak, tl’nin %21 değer kazandığını açıklamış. klasik bir “şeyh uçmaz mürit uçurur” sendromu.
    böyle yandaşları bulmuşken az söylemiş. her bir milenyumda zor bulunur böyle yandaşlar. ben olsam “döviz tl karşısında can çekişiyor” derdim. berat albayrakta vicdan varmış da yandaşları anca bu kadar rezil etmeye gönlü razı olabilmiş.
    – Ahmet hakan da berat albayrakın başarılı olmasından korktuklarını açıklamış. kim için söylemiş bilmiyorum. çünkü ahmet hakanı pek okumuyorum. kaşıkçı soruşturmasında olay yeri inceleme ekibi tarafından bulunup ahmet hakana bildirilmiş olabilir bu gerçek.
    – Ahmet hakan, birilerinin, berat albayrakın başarılı olmasından korktuklarını açıklayarak kendisini de gayet güzel tarif etmiş. Bozok yaylasının “yiğit” çarkcısı. Berat albayrakın başarısız olmasından korkanların değil de, başarılı olmasından korkanların çetelesini tutuyor. yaranmaya çalışmanın kitabını (pardon köşe yazısını) yazıyor.

    • Merhaba Hamza bey, şu an Turkiyedeki yalan makineleri çok revaşta, ve akp taraftarlaride bulari yutturma yarişinda.
      Oda TV nin Bu haberinin ingilizcesini hem okdum hemde tartismasini dinledim.

      Mckisey ile anlaşma falan yok ama ne hikmetse onlar teksitil dalindaTürk mallarini avrupalilara tavsiye ediyorla.”REKLAMINI YAPIYORLAR” hemde babalarinin hayirina.
      Baksaniz ya Suriyeyide halletmisiz!
      Galiba bir kac miliyon daha Suriyeliyi agirliyacagiz. Oy konusunda bayaği ise yariyorlar.
      Esenlikle kalin.
      https://odatv.com/mckinseyden-turkiye-tavsiyesi-17101849_m.html

      • merhaba nurdan hanım!
        – ben açıklama yapıldığında da mckinsey ile anlaşmanın iptal edildiğine inanmamıştım. zaten açıklamanın şekli de net bir iptali ifade etmiyordu.
        -bir de son yapılan borçlanma herne kadar yüksek faizle olsa bile, birtakım güvenceler verilmeden yapılabilecek bir borçlanma değildi. hazine tahvilini alan firmaların orijinine bakıldığında %60 amerikan firması, %23 civarı da ingiliz firması. avrupa firmaları hazine tahvili alma konusunda isteksiz davranmışlar.

  4. Fehmi Koru’nun yazılarının dünyada ne olduğunu anlamada ciddi katkıları var. Aynı zamanda bu yazılara yapılan yorumların Türkiye’de özellikle iktidar yandaşlarının ve karşıtlarının ne düşündüğünü anlamaya katkıları var. Kaçıkçı ve Brunson’la ilgili ek bir şey yazmayacağım. Önceden yazdıklarım bence hala geçerli ve yeterli. Ama önceki yorumlarımda dikkat çektiğim bir husus gerçekleşti ve buraya da yansıdı. Brunson rezaleti sonrası Erdoğancılar fena bozuldular ve kem küm etmeye başladılar, pek yorum da yazamaz oldular. Olayın savunulacak bir tarafı yoktu zaten. Şimdi Kaşıkçı olayı doping etkisi yapmış görünüyor. Yandaş medyanın güya Kaşıkçı’ya sahip çıkar pozlarını takınması ve sanki Kaşıkçı’ya Türkiye’nin onayı olmadan operasyon yapılmış gibi isimsiz haberlerle köpürtmesi sonrası eski defterleri de açarak yorumlara başladılar.
    Küçük bir hatırlatma yapayım: Stalin iktidarını pekiştirmek için, tam da 2. Dünya Savaşı öncesi, bilinen bütün Kömünist Parti ileri gelenlerini, ordunun üst düzey generallerinin % 80’ini ve daha başka entelektüel yüzbinleri ve muhtemel muhalif milyonları tasfiye etti. Meşhur Moskova Mahkemeleri bunun bir küçük yansımasıdır. Suçlamalar da pek tanıdıktır: Ajanlık, casusluk, dış güçlerle işbirliği, sabotaj vs. Kırk yıllık kömünistler, askerler, yazar çizerler bir anda ajan, Japon casusu, sabotajcı ve düşman oldular ve idam edildiler. Bazı şanslı olanlar sürgünle kurtuldu. Bizim komünistlerin bir kısmı hala bunları savunur.
    Bunu şu anki Erdoğancıların psikolojilerini anlayalım diye yazıyorum. Bu dostlarımızın taktiği yabancı değil. Deliller zayıf olunca kanunlardan, kanunlar aleyhlerine olunca delillerden bahsediyorlar ve birbiriyle alakasız şeylerden ne çıkarımlar yapıyorlar. Bu fikriyatın arkaplanı muhafazakarlarda kısmen vardı, her olumsuzluğu yahudilere bağlama, en olmadık işlerde dış güçlerin parmağını arama, her konuda Batıya kuşkuyla bakma vs. Ama bu asla bu boyutta ve patolojik değildi. Bu günkü hakim düşünce yapısı muhafazakar arkaplana Perinçekgiller ve ortakları ekibinin aşılaması ile elde edildi. Onlar o zaman bu söylemlerine AKP ve Erdoğan’ı da dahil ediyorlardı. Sadece 2004-2007 arası misyonerlik karşıtı yayınları hatırlamak yeterlidir. O zaman oluşan havaya göre ülkenin yarısı Hıristiyan olmuş olmalıydı.
    Şu anda Erdoğancıları ikna edemezsiniz. Ekonomi batmış, ülkenin itibarı sıfırlanmış, yüzbinler hapse atılmış vs onlar için birşey ifade etmez. Hatta savaşa girip ülkenin yarısını kaybetsek de gene onlar Erdoğan’dan vazgeçmezler. Hitler Almanyasındaki sıradan Almanlar Sovyet tankları Berlin’e girdiğinde bile Führer’in zafer kazanacağını bekliyordu. Din soslu milliyetçilik hikayeleri ile kemikleşmiş bir % 35-40 kitle var. Devletin her şeyi kontrol ettiği bu sistem mevcut, asla muhalefetin gerçekten organize olmasına müsaade etmezler. Bu derin ittifakın ince hesabına göre Erdoğan sonrası yarı-laik bir despot sistemle paşa paşa devam edeceğiz.
    Bu arada ajanlık ve casusluk konusunda uzman olan refiklerimiz (Güven ve Kuz başta olmak üzere) acaba Rusya’nın ve İran’ın Türkiye’de hiç ajanlık faaliyeti yapmadığından eminler mi? Aklıma Türkiye’ye gelen yüzbinlerce Rus, Moldovan vs. kadınların bu işte rolü var mıdır diye aklıma geliyor. Türkiye’deki bütün otellerin yüzbinlerce çalışanı bir rahip kadar dikkat çekmiyor mu sizce? Yoksa bizim halkımızın kadına zaafı yok mudur? Demek ki öyle.

  5. Kaşıkçı ve Brunson’ın sırf mesleklerinden dolayı bu ilgiyi gördüklerini söylemek zor.
    Zira her gazeteci ve her rahip bu ilgiyi görmez.

    Kaşıkçı’ın bu ilgiyi görmesi normal.Hem meşhur biri,hem de herkesin ilgisini çekecek bir şekilde ortadan kaldırıldı.

    Kaşıkçı olayını bir kenara bırakırsak,gerek
    Batı ülkeleri,gerekse bizdeki bir kesim tutuklu gazetecilere hep ideolojik yaklaşmıştır.Mütedeyyin camiaya mensup
    gazeteci ve yazarların tutuklanması,hapse mahkum edilmesi söz konusu ülkelerin hiç dikkatini çekmemiştir.Haberleri bile olmamıştır;olduysa da haber değeri taşımamıştır.Ama yerine göre bilfiil terör olayına adı karışan bazı kişilerin gazeteci
    kimliği öne çıkarılabilmiştir.

    Rahip meselesine gelince…Türkiye’deki tek rahip,tek misyoner Brunson değildir
    herhalde.Misyoner din adamları Türkiye’de
    her zaman olmuştur.Haklarında bir takibat da yapılmamıştır.Brunson memleketine gitmekle beraber beraat da etmemiştir,suçlu bulunmuştur ve cezasını
    çekmiştir.

    Ancak şurasını da kabul etmek gerekir ki,
    ülkemizde bulunan yabancıların bizim
    lehimize çalışmalar yapması beklenmemelidir.Onlar kendi ülkeleri lehine çalışacaklardır.Bu çalışmaların
    bize zarar verecek bir boyuta ulaştığını
    ve suç teşkil eder duruma geldiğini görürsek onları sınır dışı edebiliriz.
    Rahip için de bu yol düşünülebilirdi.
    Bunları sade bir vatandaş olarak söylüyorum.Hukuk bir suça bulaşmış yabancıların sınır dışı edilmesine müsade eder mi,etmez mi orasını bilemem.

    Sonuç: Bu 2 kişinin bütün dünyanın ilgisini çekmesi sadece meslekleri değildir.

  6. doktorların mühendislerinde başına bir şeyler geliyor ama gerçekten fazla sansasyonel olmuyor aselsan cinayetleri gibi. milli savunma sanayimizde önemli projelerde çalışan genç insanlarımıza ne olduğu hala muamma. kendilerine Allahtan rahmet ailelerine sabrıcemil diliyorum.

    gazeteci ve din adamlarına gösterilen ilginin pek çok sebeblerinden biri de mesleklerinin çok katmanlı oluşu. gazeteci ve din adamlarının çeşitli görevlerde bulunmaları ve yine çeşitli ilişkilere sahip olmaları. bu durum kimi çevre için iyiken kimi çevre için kötü hatta tehlikeli olarak görülüyor.

    arap baharıyla birlikte mısır tunus fas ta ürdün de sandıklardan sürpriz sonuçlar çıkmaya başladı. ihvanı müslimin güçlendikçe bu körfez ülkelerinin başa getirilmiş krallıkları tarafından monarşiye tehdit olarak algılandı. ve batılı dostlarıyla anlaşıp sert bir müdahaleyi finanse ettiler. 2013 te sisi mısırda darbe yaptı. ardından çeşitli ülkelerde ihvana karşı bir dizi operasyon yapıldı. RTE ihvana sahip çıktı ve kadrolarına himaye sağladı. katar da aynı şekilde himaye sağladı bu nedenle de ciddi bir abluka ve işgal stratejisi ile karşı karşıya kaldı. türkiye katarda üs kurarak ve asker gönderme sinyali vererek devreye girdi. şimdi katar ve türkiye bir blok körfez ülkeleri de karşı blok olarak kamplaştı. yeni prens selman iran katar ve türkiyeyi şer ekseni olarak tanımladı.2011’de Arap isyanları sırasında Seçilmiş bir başbakan ve gerçek parlamentoya ihtiyaç var diyen suudi gazeteci kaşıkçı ülkesinde eleştirileri en yüksek tonda söyleyenler arasındaydı. kaşıkçı yazılarında Suudi Arabistan’ın Katar’a yönelik politikalarını ve Yemen savaşını eleştirdi. şimdi neden türkiye neden kaşıkçı soruları üzerinde düşünelim.

    rahip brunson world witness adlı misyonerlik kuruluşunun türkiyeye gönderdiği bir din görevlisi, misyonerlik yapıyor. 2010 da izmir de avengelizm mezhebine diriliş kilisesi isimli bir kilise kurarak faaliyetlerini sürdürüyordu. gerçekte kendisi işinde gücünde masum bir din adamı mıdır daha önce yazdığım gibi misyonerlik adı altında bazı paralel faaliyetler icra eden bir ajan mıdır hiç bir bilgim yok kişilerden bağımsız olarak burada da biraz yeni dünya düzeni avengelizm globalleşme dinler tarihi üzerine kafa yorarsak bir kamplaşma görebiliriz sanıyorum. özellikle ulus devletlerin bekası üzerine yazılan denemeleri okumak zihin açıcı olabilir. ve ortadoğuda neden devletlerin birbirinin üzerine yığıldığını izlemekte olduğumuzun bu iki olayla bir ilgisi var mı üstünde düşünelim.

    medya ve dinin insanlar üzerindeki etkisi düşünülürse gazeteci ve din adamı kitleleri etkileme gücüne sahip kimseler oluyorlar, böylece ortalarda gerçeğinden çok neden sahtesinin olduğunu anlayabiliriz sanırım. yeni sınırların çizildiği yeni düzenlerin getirilmeye çalışıldığı içinde yaşadığımız günlerde bu şaşırtıcı olmasa gerek.
    2010 dan sonra yaşadığımız özellikle geziyle başlayan sorunlar gerek orta doğuda gerek dünya ölçeğinde yaşanan kamplaşmaların sonuçlarıdır. o nedenle ülkemiz uzun vadeli planlanmış gezi kalkışmalarına hain darbelere elçi – gazeteci suikastlarına kanlı terör eylemlerine kadar çeşitli operasyonlara maruz kalıyor, doğru refleksler vermekte ise hayli zorlanıyor.
    oysa bu sancılı dönemden – her ne kadar sapla samanı ayırmak çok zor ise de – ancak demokrasimizi güçlendirerek, hak ve özgürlüklere geniş yer vererek, doğru ekonomik programlarla ve savunma sanayimizin güçlenmesiyle çıkabiliriz, birlik ve beraberliğimizi sağlamak koşuluyla… işte önümüzde ırak, suriye başta Ortadoğu ülkeleri var. suudi arabistanın hali ise en ibret verici olanı maalesef…

    • Didem hanım sanki doğal seyrinde gelişen tabi meseleleri suç unsuru ve alttan alttan bir ulusun kuyusunu kazma faaliyetleriymiş gibi anlatıyorsunuz gibime geliyor, özellikle avanjelist misyonerler hususunda.
      İspanya’da Endülüs emeği devletinin kurulmasını tamamen İspanya’ya ihanet olarak mi algilamaliyiz yoksa….?

      • avengelist olmuş, protestan ya da Katolik olmuş derdi inancını tanıtmak, inancına sempati toplamak, inancına mürit kazandırmak olan insanlar neden bizim kuyumuzu kazsınlar ki. hatta alıntılayacak olursam eski çağın gizemli bilgilerini taşıdıklarını iddia eden Altın Şafak Hermetik Cemiyeti, bilinmeyen bir varlıktan haber aldığını öne süren bir kadının kurduğu Ramtha tarikatı ve binlerce üyesine toplu düğün yapan Moon tarikatı da türkiyede faaliyet gösteriyor ve mürit arıyorlar. Bunların yanı sıra Hint felsefesinin ilginç tarikatları Brahma Kumaris, Hare Krishna da Türkiye’de epeydir faaliyetlerini yürütüyorlar. Bunlara bir de paganistleri eklemek gerek. ateizm bile derdini anlatmak için dernek kurdu. hepsi yasal ve insan inanç dünyasının zenginliğini gösteren bir yelpaze.
        misyonerlikten başka acaba bir de the misyonerlik olabilir mi??? doğal seyrinde gelişen tabii meselelerden çok suç unsuru içeren meseleler var mı acaba???
        mesela Sci­en­to­logy Ki­li­se­si misyonerleri kendi inançlarını tanıtmak -aktarmak için türkiye dahil tüm dün­ya­ya ya­yıl­dı. Avus­tral­ya­’dan Af­ri­ka­’ya ka­dar her ye­re git­ti. gittikleri yerde kendi -kiliselerini inşa ettiler. mürit toplamaya ve inançlarını yaymaya başladılar… ama bazı ülkeler de bu misyonerlik işleri nedense pek masum görülmedi…
        mesela kanada Yüksek Mahkemesi, hükümet ofislerinden bilgi çaldığı, adalet mekanizmasına zarar verdiği ve casusluk yaptıkları gerekçesiyle tarikatın tüm faaliyetlerini 1995’te askıya aldı. mesela Yunanistan Mahkemesi, politikacılar, gazeteciler, hakimler, papazlar ve diğer önde gelen kişiler hakkında gizlice bilgi toplayıp dosyaladıkları için 15 üyeyi mahkum edip Scientology faaliyetlerini 1998’de durdurdu. mesela İtalya aynı iddiayla, 29 tarikat üyesini hapse attı. Fransa, yolsuzluk iddiasıyla açılan davada bilirkişiye müdahale edip belgeleri değiştiren 3 tarikat mensubu dahil 17 kişiyi hapse attı. avustralya, Commonwealth Parlamentosu tarikatı 2009’da suç örgütü kapsamına aldı.
        Belçika, Scientology dosyasını 2012’de tamamladı; gasp, yasadışı ilaç, çeşitli gizlilik ihlalleri ve dolandırıcılıktan mahkum etti.
        öte yandan BM, tarikatı dini topluluk olarak benimsiyor.
        İsrail, İngiltere ve Hollanda gibi ülkeler tarikata destek veriyor. son bilgileri soner yalçından cemaatin abd deki ikizini biliyor musunuz yazısından alıntıladım. şöyle bitiriyor;
        “Altın Bankası”; Scientology uluslararası yönetim merkezinin adıydı; “Altın Nesil” yetiştirmek istiyorlardı!

        burada amacım iyi ya da kötü demek değil, sadece dikkat etmek gerektiğinin altını çiziyorum.

        Endülüs emevi devleti kılınçla yekten fethedilmiş, Truva atı kullanılmamıştır, dolayısıyla ihanet olarak algılayamayız…

  7. F.Koru zaman zaman tarafgir, peşin hükümlü ve hukumete karşı tavrından dolayı
    eksik ve fikr-i sabite içerisinde yorumlar yapıyor. Tabiiki, okuyucuyu etkilemek istiyor.
    Evvela Din adamı dediğine gelelim. “20 yıldır 20 adet mensubu ile YETİNEN ve
    çok ta göze batan dini bir faaliyeti olmıyan, sadece O etiketi taşıyan O kişi bal gibi bir AJANdır
    Türkiye, zaten ajanların serbestçe ! cirit attığı bir ülke durumundadır. Başta MISIR, Çin,
    SUUD, Filistin olmak üzere, pekçok ülkede, hatta Türkiye’de, din adamları, değil tutuklanmak,
    idam ediliyor, öldürülüyor, gene de dünyadan ses çıkmıyor, F.Koru dahil. Bu zavallılar, yazılsa,
    bağırsalar, çağırsalar bile seslerini duyuran olur mu ? Olmaz, olmuyor. Çünkü, şarlatanlıkları
    olmadığı, rejime rağmen halisane din adamlığı yaptığı, hakkı söylediği, arkalarında, kendilerini
    koruyacak güç OLMADIĞI için o zavallılar (!) içeri rahatlıkla atılabiliyor. Rahip Brunson’un
    arkasında ise, ABD Devleti ve nüfusunun 1/3’ü oranında evanjelik topluluk var. Yoksa, dünyada,
    değneğinin dokunacağı kadar, zibil gibi misyoner var ve saldırıya da uğruyor. Demek ki, mesele
    başka. Lütfen, gerçekleri gözardı etmiyelim. Bazan, hatırıma gelmiyor da değil; o Doğu Türkistanlı Müslümanlara ve imamlarına mı, yoksa, biz, bize mi acımalıyız ? Dünya bunlarla niye ilgilenmiyor dermisiniz ? Bu garibanlar da insan sayılır mı, din adamı sayılır mı birgün ?

    Gelelim Gazeteciye. Cemal Kaşikcı gazeteciydi, ama, nasıl gazeteci ? Hangi Gazetede muhabirlik yapıyordu ? Washington Post dünyaca bilinen, çok okunan bir Amerikan Gazetesi değil mi ? Hangi Devletin mensubu, hangi AİLEnin ferdi idi ? Sözlüsü, nişanlısı hangi mlletten idi ?
    GAZETE dahile karşı da, harice karşı da bir Silahtır. Bu silah, Ankara’da, hükmünü belki, kısmen yitirmiştir ama, Anadoluda, her ilde, hala, kullanılan bir silahtır.
    ABD’de Gazeteler, tenkidlerini ihanet derecesine götürmedi. Bu yüzden özgür tanınabilir.

    Ben, bazan, bizim Gazetecilere acıyorum. Düşünüyor olabilir mi, diye : ” Ömür boyu Allah rızası veya Atatürk’ün rızası için çalıştım”, diyerek, nefse, hizmet edenlere. Allah’a rağmen, Allah rızasını kazanmıya çalışanlara…..

  8. Gazetecilerin görevi kutsaldır,
    Doğru gazetecilik yapmak tabii.
    Egemenlerin ilgi alanıdır her zaman gazetecilik.
    Bu kutsal göreve ihanet eden çok büyük çoğunluk ta gazetecilik görevinde olanların olduğuna şiddetle inananlardanım.
    Her kese göre terörist tarifi kendi menfaatına göre olabildiği gibi;
    Her egemeninde kendine göre gazeteci tarifi vardır.
    Kaçınılmaz olarak güç sahipleri her türlü estrumanı işlerine yaradığı ölçüde kullanmak isterler.
    Bundan doğal bir şey olamaz.
    Önemli olan farklı sesleri susturma yöntemleridir.
    Susma doğal bile olsa halk buna bile şüpheyle yaklaşmalıdır.
    Herhangi bir sebepten susma gerçekleştiğinde ;onun yerine onlarca onun gibi sesler yükselmeye başladığında susturma işi işe yaramamaya başlar.
    Konuşanları,yazanları susturmak isteyenlere en etkili cevap hepimizin konuşmaya ve yazmaya başlamasıdır.
    Hoş bizde her düşüncemizi ve bildiklerimizi yazarken boğazımızda kırk düğüm varsa; ya tanınmış ve kamuoyu üzerinde etkili yazar ve gazeteciler belkide bizden bin kat fazla ölçüp biçiyorlar yazdıklarını.
    Burada asla eleştirilerimizde kişilik hakları ve mesnetsiz suçlamalar olamaz.
    Biz her zaman özgürlüğümüzün bittiği yerin başkalarının özgürlüğünün başladığı yer olarak görürüz.
    EGEMENLER TARAFINDAN SUSTURMA VEYA SATIN ALINMA İŞE YARADIĞI ÖLÇÜDE DEVAM EDER.
    EĞER EGEMENLER TARAFINDAN SATIN ALINMA VE ETKİSİZ HALE GETİRME DAHA BÜYÜK SORUNLAR DOĞURURSA BU METODLARDAN VAZGEÇEBİLİRLER.
    HİÇ BİRŞEY BEDELSİZ OLAMAZ.
    ÇOK ÖNEMLİ İŞLERİN BEDELİ BÜYÜK OLUYOR.
    BU YOLA ÇIKMAYI DÜŞÜNENLER BU BEDELLERİ ÖDEMEKTEN KORKUYORSA BAŞTA HİÇ BU YOLA GİRMESİNLER.
    YOL YAKINKEN DÖNSÜNLER.
    KUTSAL GÖREVLER İÇİN HER TÜRLÜ BEDEL ÖDEMEK KAÇINILMAZDIR.

  9. İnsanlar eşittir
    Gazeteci veya din adamı olmak kimseye suç işleme imtiyazı vermez. Kimse kaçacaktır veya suç delillerini gizleyecektir diye tutuklanamaz, göz altına alınamaz. Suçu kesin delillerle sabit olunca; bağımsız, tarafsız, etkin ve saygın hakemler tarafından mahkûm olunca; kendi iradesi ile gelir, teslim olur ve infaz edilir. İdam edilse bile kişi mallarını ve saygınlığını korur. Gelmezse infaza izin vermezse tenkil edilir, malı müsadere edilir, saygınlığını kaybeder.
    Din adamları tarihte insanlara kan kusturmuşlardır. Yazarlar ise Sermaye’nin ve diktatörlerin sözcüsü olmuşlardır. Onlara imtiyaz tanımak demek, sömürüye ve baskıya meşruluk kazandırmak demektir.
    Güçlü devletler bilirler ki basını ve din adamlarını baskı altına alırsanız iktidarınız tehlikeye girer. İt ürür kervan yürür. Ne din adamları ne de yazarlar iktidara ve Sermaye’ye karşı etkili olurlar. Tam tersine iktidarı güçlendirirler. Türkiye’deki olağanüstü hal AK Parti’yi uçuruma götürür. Nitekim dine yapılan baskılar ile Sovyetler yıkıldı, CHP iktidardan uzaklaştırıldı. Gülen Cemaati’ne yapılan baskı da AK Parti’yi yıkacaktır. Din adamı suç işledi diye cemaate zulüm yapılmaz. AK Parti intihar ediyor.

  10. Herkez gider Mersin’e biz gideriz tersine diye bir söz vardı bir zamanlar şimdilerde pek kullanılmıyor. Bu iki meslekle ilgili durumumuzu ifade ediyor.
    Biz dünyanın tersine bu iki mesleği günah keçisi olarak kullanıyoruz, hemde öyle böyle değil bir gunahla yetinmiyor
    ülkenin bütün günahlarını yüklüyoruz onlara.
    Aslında onlardan başka türlüde yararlanabilirdik ve durumumuzu iyilestirebilirdik.

  11. Günaydınlar Fehmi Bey. Bana göre ilk iki sorunuzun haklı olmasının yanında bir tarafları eksik. Oda şudur; rahip Brunson ABD vatandaşıydı ve gazeteci Cemal Kaşıkçı ise The Newyork Times muhabiriydi. Dolayısıyla ikisi de bir şekilde ABD ile irtibatlı olduğu için dünyanın her yerinde gündem oldu. Büyük devlet olmak böyle bir şey olsa gerek.

  12. Dünyada tüm istihbarat ajanlarının işlerini paravan meslekler altında maskelediklerini herhalde sayın Fehmi Koru veya Taha Kıvanç çok iyi bilmektedir. Ve istihbaratçıların bu maskelemede en kolay ve an fazla kullandıkları meslek de gazetecilik ve din adamlığıdır. Hem Kaşıkçının hem de Brunsonun geçmişte ve halen istihbarat dünyasıyla olan ilişkileri herkesin malumu olduğuna, ve dünya da devletlerin kıyasıya kapıştığı bir dönemden geçtiğine göre, bu kişilerin başına gelenlerin olağanüstü ilgiye mazhar olmasına ve bu çekişmelere alet edilmesine şaşırmaya ve bunu sadece kendi ülkemizle ilgili sebeplere bağlamaya gerek olmadığını düşünüyorum. Elbette her vesileyle hatalarımızı farketmemize ve düzeltmek için gayret etmeye bir itirazım olamaz, ama olayları hep bu odaktan görmek bizi dünyaya karşı kör ve pasif bir duruma düşürdüğü için terkedilen bir tutum olmalı artık.

    • Necip abi siz bu bilgileri nereden alıyorsunuz?
      Ajanlar ya çöpçü ya muslukçu, bizdede simitçi bozacı kiliklarina girdiklerini biliyorduk filmlerde bile ajanların gazeteci kılığına girdiklerini görmedim abi

      • Filmlerde bize gerçekler değil, filmi yapanın göstermek istedikleri anlatılır da ondan görmemişsinizdir. Bunları görmek için film seyretmek değil hayatın gerçekleriyle ilgilenmek gerekir.

        • Necip abi, az biraz hayatın gerçekleriyle ilgilendim ve kanaat getirdimki; aslında haklı olabilirsiniz.
          Gazetecilerin, dindarların ve misyonerlerin tamamı ajanmiş abi kültür ajanı. Mesela bu Brunson isevi kültürü ülkemize yaymak için ajanlık yapıyormuş yüzlerce binlerce şahidi varmış diyorlar ama benim bildiğim gerçek şahit olarak 20 kişi varmış abi.

          • Sulandırmaya gerek yok, kimse saydıklarınızın tamamı ajan demiyor. Benim de basından öğrendiğim kadarıyla kilisesine 20 kişi kaydedebilmiş. O zaman aklıma şu soru geliyor belki siz cevaplayabilirsiniz; 20 yıldan fazla bir zamanda hepi topu 20 kişiyi çekebilen bir kiliseyi, bu kadar yaşatabilen maddi ve manevi motivasyon ve güç nedir acaba? Bu RAHİP Ortalama senede 1 kişiyi kilisesine çekebilmiş ama doğu ve güneydoğuyu yüzlerce kez ziyaret etmiş, orada bazı olaylı günler ve yerlerin civarında kısa zaman dilimlerinde binlere ulaşan telefon görüşmeleri yapmış. E bu kadar TURİSTİK faaliyette bulunduysa misyonerlik işleriyle de pek uğraşamamış demek ki:)) Ayrıca gidişi de bir askeri uçakla ve önce bir askeri üsse oldu biliyorsunuz. E normal tabii din adamları askeri uçaklarla seyahat ederler. Sizin filmlerden edindiğiniz intiba nedir bu konularda acaba?

    • Adam (Brunson yani) 20 küsur yıldır ülkemizde faaliyet gösteriyor.
      Bu süre içinde her 6 ayda bir oturma iznin uzatmak için yetkili makamlara başvuruyor ve uzatılıyor.
      Bu süre içinde bir sürü iktidar gelip geçiyor.
      En uzun süre AKP iktidarında kalıyor.
      Ve bizim istihbaratımız adamın casusluğunun farkına varamıyor.
      Varsa bile gerekli delilleri toplayamıyor.
      Yani bizim istihbarat bu kadar beceriksiz mi?

      • Acaba beceriksiz mi, yoksa yıllardır izliyor, bir dereceye kadar göz yumuyor, belki bazı tespitler mi yapıyorlardı ben bunu bilemem. Benim bildiğim sonuçta yakalandığı ve ilk başta değilse bile sonradan teamüllere uyup geri verildiği. Karşılığında takas veya pazarlık varmıydı bunu da ilerleyen süreçte ancak anlayabiliriz.

  13. Bizdeki gazeticilerin tam değil çeyrek güvenceleri olsaidi şu an Kaşikciya ne olduğunu çoktan öğrenmiştik.
    Hatta gazeteciler Kaşıkçıyı konsolosluğa dahi yalnız göndermezdiler.
    Gazetecile onun güvendiği dağlara kar yagacağıni önceden ona fısildardılar.

    Şu an ABD deki gazeteciler Kaşıkçının Trump’u eleştirdiğini ima ederek onu adete yalım ateşine tutmuş durumdalar.
    Bence bu olayı gazeteciler çözecek, zaten
    hafiye gibiler, galiba birilerinin hedef şaşirdiklarınide düşüniyorlar.

    Yakinda Rahip içinde bir kitap yazarlar! Umarım o kitabi sinamaya aktarirlarken Gece Yarisi Ekipresi gibi bir filim çıkmaz.

  14. Turkiyede sabahin 16 Ekim 7 31 ABD bizim eyalette 15 Ekim akşam 9 31.
    Aşağıya kopilediğim yorumu yazmiştım.

    Diğer yorumlarimdada Kasikçi olayini 15 Temmuza benzetmistim halende ayni fikirdeyim. Hadi 15 Temmuz diyelimki sadece bizi ilgilendiriyordu aslinda RAHIP, TURK ASILLI ALMAN GAZETECI, bizdeki gazetecile, ve NATOda gorevli subaylar dünyayi ilgilendiriyor.
    Bu nedenlerden dolayi Turkiyenin iddalarina pek inanmiyorlardilar ve halende öğle.
    Eğer Bizimkiler biraz kurnazca davransa idiler Kaşikciya ne olduğunu şimdiye kadar delilleri ile bulurdular.
    Türkiyenin dişardaki imaji Gazetecilerin hapisde olmasindan dolayi Sifir.
    Kaskcı olayinda ağzini açan herkes önce Erdoganin kendine mualif olan gazetecileri hapise atarak susturduğunu dikkata alarak konuşuyorlar.
    Hata bu konuda dahada ileri gidiyorlar, ben ne dediklerini yazarimda makaslanacağindan emin olduğum için yazmiyorum.

    Burdaki bazi yorumcular, benim asağidaki yazimi okumalarina rağmen “Trump hakkinda ne düşşniyorsun” diye soruyorlar.
    Ne düşündüğümü bunda 3 gün önce yazmistim.Aslinda dünme değil Kasikçi olayida bana aynen Rahip olayi gibi geliyor. Danişikli dövüş.
    ×××××

    Nurdan
    16 Ekim 2018 at 07:31
    Acaba Trump bu işin neresinde?
    O adamin infazina ne zaman karar vermişler?
    Turkiyede Devletin en tepe noktalarinda olanlarla gayet iyi ilişkileri olmasına rağmen. Dünya onun kaýip olduğunu 2 gün sonra öğrendi.

    Trump Pazar akşami 60 dakıka programinda hareketleri ve söylemleri Kaşikçınin akibetinin ne olacağıni önceden biliyormuş gibi bir hali vardı.
    Adam resmen Suudi arapistani koyun gibi sağiyor.
    Otellerinin en pahali muşterileri onlar.

    Kaşikcı nasil bunlarin tuzağına düşmüş?
    Kendisi Suudi arabistan gizli servisinni iyi bilmesi gerek çünkü ordada görev yapmaş.

    Yoksa 1987 Hac olaylarınıdadami ABD parmağı vardı.
    Öğle gözükiyorki, Kiraliyet ailesi Trump için kesenin ağzıni sonuna kadar açmış.
    Sudiler suçu kabul ederlerseler Trump Dünya lideri Erdoganda Ümmetin lideri olarak kendilerini ilan ederler.
    Seçimler içnde iyi malzeme olur.

  15. Gazeteciler olmasa dünya nasıl olur?
    Ceabım şu anki TC gibi olur.
    Trump israrla Saudi Arabia suçsuz olduğuna inana dursun veya iddia ede dursun, bugün (ABD de 17 Ekim Turkiyede 18 Ekim.) onun S Arabistani nasıl kullandiğini bizde terorist olarak zindanlari dolduran gazeticilerin ABD li meslektaşlari
    Ortaya çıkardi. Bende o kismini kopiledim istiyen okuyabilir. İngilizce ama $ işareti olan rakamlari okursaniz birisinde 270 küsur bin yaziyo diğerleri hepsi miliyon sattiği daireler evler ciddedeki otelleri vb
    ××××××÷÷
    In 1991, as Mr. Trump was teetering on personal bankruptcy and scrambling to raise cash, he sold his (282-foot yacht) “Princess” to Saudi billionaire Prince Alwaleed bin-Talal for( $20 million,) YATIN FIATIa third less than what he reportedly paid for it.

    4 SENE SONRA Four years later, the prince came to his rescue again, joining other investors in a ($325 million)deal for Mr. Trump’s money-losing Plaza Hotel.

    (In 2001,)Mr. Trump sold the entire 45th floor of the Trump World Tower across from the U.N. in New York for ($12 million, )the biggest purchase in that building to that point, according to the brokerage site Streeteasy. The buyer: The Kingdom of Saudi Arabia.

    Shortly after he announced his run for president, Mr. Trump began laying the groundwork for possible new business in the kingdom. He registered eight companies with names tied to the country, such as “THC Jeddah Hotel Advisor LLC” and “DT Jeddah Technical Services,” according to a 2016 financial disclosure report to the federal government. Jeddah is a major city in the country.

    “Saudi Arabia, I get along with all of them. They buy apartments from me. They spend 2 APARTMAN DAIRESI($40 million,)($50 million,”) Trump told a crowd at an Alabama rally on Aug. 21, 2015, the same day he created four of the entities. “Am I supposed to dislike them? I like them very much.”

    The president’s company, the Trump Organization, said shortly after his 2016 election that it had shut down those Saudi companies. The president later pledged to pursue no new foreign deals while in office.

    In a statement this week, the company said it has explored business opportunities in many countries, but it does “not have any plans for expansion into Saudi Arabia.”

    Attorneys general sue President Trump, citing emoluments clause
    BURDADA TRUMP BASKAN OLDUKTAN SONRA OTELLERININ LÜKS MÜSTERILERI S A KIRALIYET AILESI (Since Mr. Trump took the oath of office, the Saudi government and lobbying groups for it have been lucrative customers for Trump’s hotels.)

    A public relations firm working for the kingdom spent nearly MARTDA PRENSIN ABD ZIYARETINDE TRUMPIN OTELINE ÖDEDIĞI PARA( $270,000) on lodging and catering at his Washington hotel near the Oval Office through March of last year, according to filings to the Justice Department. A spokesman for the firm told The Wall Street Journal that the Trump hotel payments came as part of a Saudi-backed lobbying campaign against a bill that allowed Americans to sue foreign governments for responsibility in the Sept. 11 terror attacks.

    Attorneys general for Maryland and the District of Columbia cited the payments by the Saudi lobbying firm as an example of foreign gifts to the president that could violate the Constitution’s ban on such “emoluments” from foreign interests.

    The Saudi government was also a prime customer at the Trump International Hotel in New York early this year, according to a Washington Post report.

    The newspaper cited an internal letter from the hotel’s general manager, who wrote that a “last-minute” visit in March by a group from Saudi Arabia accompanying Saudi Crown Prince Mohammed bin Salman had boosted room rentals at the hotel by 13 percent for the first three months of the year, after two years of decline.

    Saudi Arabia has also helped on one of President Trump’s key policy promises and helped the president’s friends along the way.

    Last year, the kingdom announced plans to invest BUNLARDA MILIYAR($20 billion) in a private U.S.-focused infrastructure fund managed by Blackstone Group, an investment firm led by CEO Stephen Schwarzman. Blackstone stock rose on the news. Earlier this year, Mr. Trump unveiled aMILIYAR( $200 billion )federal plan to fix the nation’s airports, roads, highways and ports, tapping private companies for help and selling off some government-owned infrastructure.

    Schwarzman, who celebrated his 70th birthday at the president’s Mar-a-Lago resort in Florida, accompanied President Trump on his visit to Saudi Arabia.

    © 2018 CBS Interactive Inc. All Rights Reserved. This material may not be published, broadcast, rewritten, or redistributed. The Associated Press contributed to this report.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here