Kaşıkçı için her gün yeni senaryo yazılıyor.. Hangisi doğru, hangisi yanlış?

32

Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi bizde de ‘polisiye’ meraklıları az değildir. Bu alanın önemli bütün yazarlarının eserlerinin neredeyse tamamı dilimize de çevrilmiştir.

En az bilineni, en az çevrileni Rex Stout adlı Amerikalı yazarın Nero Wolf adını verdiği hafiyenin maceralarıdır.

Oysa ilginç bir tiptir Nero Wolf. Öyle sıradan gizemlerle ilgilenmez, ilgilendiği konuları yerinde inceleme zahmetine de katlanmaz; o işlerle ilgilenecek bir yardımcısı ve onun da yardımlarından yararlanacağı bir ekibi vardır.

Zevkine düşkün Wolf New York/Manhattan’da taş bir evde oturur, İsviçreli uşağına değişik yemekler yaptırır, kendisi de evin çatısında yetiştirdiği nadide çiçeklerle vakit geçirir. Hayli kiloludur; ev içinde bile fazla hareket etmez, bir kattan diğerine asansör kullanır.

Onunki tam bir gri beyin hücrelerini çalıştırma durumudur.

Olay yerini inceleyenler ve masa başındakiler

Cemal Kaşıkçı‘nın kaybolması olayına ilgi duyanları iki gruba ayırmak gerekiyor.

İlki, tahmin edilebileceği gibi, olayın üzerindeki sis perdesini sıyırmakla resmen görevli olan güvenlik güçleridir. Onlar, teknolojinin de yardımıyla, olayın geçtiği yerleri takip altında tutar, işini görmek için Kaşıkçı‘nın girip bir daha çıkamadığı binayı elde ettikleri izinle teftiş ederek kanıt ararlar.

Bir de böyle bir imkandan mahrum oldukları, ya da zaten Nero Wolf benzeri bir tercihle olay yerinden uzak durmayı yeğledikleri için bilinenlerden hareketle masa başında olayı aydınlatmaya çalışanlar vardır.

Kendimi doğal olarak bu ikinci grupta görüyorum.

İşimiz zor ve bu bilgi çokluğundan…

Gazeteci Kaşıkçı‘nın 2 Ekim günü Suudi Arabistan’ın İstanbul’daki Başkonsolosluğu’nda başına ne/ler gelmiş olabileceği konusunda bilgi azlığı bulunmuyor; tam tersine genellikle sonuç alınıncaya kadar elde ettikleri bilgileri başkalarıyla paylaşmakta olağanüstü kıskanç oldukları bilinen birinci grupta yer alanlar, bu defa, olayın ilk gününden başlayarak yerli ve yabancı basını bilgilendiriyorlar.

Hem yerli medyada hem de yabancılarda ‘adını vermeyen kaynak’ sıfatı altında ilk gruptaki insanların sağladığı bilgiler kullanılıyor.

Ülkemize kalabalık bir infaz timi geldiği, Kaşıkçı’nın o tim tarafından infaz edildiği, ekip içinde yer alanların cesedi parçalayıp binadan çıkardıkları, bu arada kaçırılan gazetecinin kolundaki akıllı saatin yaşananları kaydedip dışarıda tuttuğu cep telefonuna aktardığı ayrıntıları da hep o ‘adını vermeyen kaynak’ menşeli bilgiler.

Önceki gün “Suudlular Kaşıkçı’nın yetkisi olmayan birilerinin sorgulaması sırasında hayatını kaybettiğine dair bir rapor yayınlayacak” haberini duyuran CNN-International televizyonu, dün, yine başa döndü ve daha önce New York Times adına İstanbul’da bulunan kalabalık haber ekibine verilmiş “Öldürüldü, cesedi parçalanarak dışarıya çıkarıldı” bilgisini yeniden izleyicilerine son haber diye aktardı…

Dünkü NYT’dan: MbS ve her gezisinde yanında olan İstanbul timi üyesi.. İlişkiyi ‘bir Türk yetkili’ kurmuş..

Bu haberin kaynağı da ‘bir Türk yetkili’, tabii adını vermeyen bir Türk yetkili… Türk yetkili, bu bilgiyi, dokuz saat sürmüş Başkonsolosluk binasındaki forensik teftiş sonrasında CNN‘e vermiş…

CNN muhabirleri “Ceset dışarıya çıkarıldı diyorsunuz, peki nasıl çıkarıldı?” diye sormuş olmalılar ki, aynı haberde, “Türk görevli cesedin nasıl yok edildiği hakkında bilgi vermedi” cümlesi de bulunuyor.

New York Times ise, yine dün, ‘cinayeti’, Suudi Arabistan’ın güçlü adamı konumundaki Kral’ın oğlu ‘MbS’ lakaplı Muhammed bin Salman ile ilişkilendirdi; tabii yine ‘Türk yetkili’nin yardımıyla…

Çelişkili haberlerin encamı

Aradan iki haftadan fazla bir süre geçti -gün saymama gerek yok, Kaşıkçı‘nın Başkonsolosluğa adım attığı saatlerde ben de ciddi bir ameliyat için ameliyathaneye alınmıştım- ve hala birbiriyle çelişkili haberler İstanbul’dan dünyaya yayılıyor.

Gerçeği yansıtıyorsa haberler ve şimdilerde en fazla rağbet gören senaryo sonunda kanaat haline dönüşecekse elbette sorun yok; ancak her şey olup bittikten ve araştırma-soruşturma farklı bir sonuca ulaşacaksa bunun iki kurum üzerinde olumsuz etkileri olacaktır: Medya ve konuyu araştırmayla görevli olanlar…

Bütün polisiyelerde olduğu gibi Nero Wolf‘larda da, yazarlar, sonuca gidilen yol boyunca okurun dikkatini farklı yönlere çekmek için bir dizi ayrıntı verir, romanın son bölümünde ise sürprizi patlatır.

En baştan katilin tahmin edildiği/bilindiği polisiye romanlar, filmler/diziler de vardır (Columbo ve Monk gibi), onlarda hafiyeden beklenen cinayetin nasıl işlendiğinin ispatıdır.

Cemal Kaşıkçı olayında her iki tarz var; hem cinayet işlendiğinin ve bunun nasıl gerçekleştiğinin bilinmesi, hem de kimin emriyle böyle bir işe kalkışıldığının belirlenmesi gerekiyor.

Beklemekten başka çaremiz yok.

Cemal Kaşıkçı olayı ile ilgili önceki yazılarım:

1. Cemal Kaşıkçı olayında bilinmeyenler… Tam bana göre bir olay bu…

2. Mükemmel infaz yoktur… ‘Vardır’ diyenler CIA ve Mossad’a sorabilir… İşte gerçekler…

3. Erdoğan neden ‘sivrisinek’ dedi? ‘Kaşıkçı Olayı’ için Türkiye’nin seçilmesinin bir sebebi var…

4. Cemal Kaşıkçı olayı ile Agatha Christie arasında ne ilişki var? Var elbette…

5. Cemal Kaşıkçı olayı üzerindeki sis dağılırken… Ben yıllar önceki başka bir olayı hatırladım…

32 YORUMLAR

  1. ABD NATOnun yükünü kısmen AB’ye yüklemek istiyor. PYD/PKK7YPG’nin de yükünü Suudi Arabistan’a yıkmak istiyor. İŞbirlikçisi Suud’u kafeslemiş ve Kaşıkçı’yı – daha önce haber edildiği gibi – Türkiye’ye yönlendirmiş. İki işbirlikçi Kaşıkçı olayını birbirine kabul ettirmiş ve haberdarmış gibi bir görünüm de sergileniyor, sanki. ABD -kravatsız- ilk faturayı kesip, Suud’a göndermiş. Suud da, böylece, pyd/ypg’ye 100 milyon dolar yollamış olabilir.
    Anlaşılamıyan bir diplomatik nokta var. Suudi Konsolosu Hava alanın giderken bir kişiyi ezse idi, ona, hiç dokunulamayacak mı idi? Yahut öyle olmamış da, hava alanına gitmeden adam öldürmüş, fiile iştirak etmiş bir katil. böyle bir hal ABD veya AB’de vuku bulsa idi, diplomatik dokunulmazlık var diye bu ülkelerin polisi ve savcısı – diplomatik dokunulmazlık var – diye, elini kolunu sallayıp, aval aval günlerce seyredip, bakacak mı idi ? Bu türlü sualler ister, istemez, akla hayale geliyor işte.

    Sanki, şımarık güçlülerin huzurunda Orman Kanunları seyrediyoruz ; konuşan yok, konuşturulan, soruşturulan yok, haftalar geçtiği halde. şey… insan (olmıyanların) hakları, diye bir şey mi vardı ne ? Bunu sağlıyan da, demokrasiler mi, yoksa krallıklar mı idi ?
    Günümüz ÇAĞDAŞ Demokrasilerinde, Türkiyeye biçilen rol, ne ola ki….

  2. Kısa kesmek
    Sermaye, sağlıklı sonuca ulaşmak için kendine göre soruşturma usulünü ve tekniğini geliştirir. Asıl gayesi işlettiği cinayetlerde hedef şaşırtmaktır. Asıl failleri gizlemek için senaryolar hazırlar. Adını vermeyen ifsatçılarla yargıyı ve halkı kendine göre yönlendirir.
    İslamiyet’te kasame vardır. Cinayet işlendiği tarihten itibaren bir iki hafta içinde dava biter. Failler bulunmuşsa bulunmuşlardır. Yoksa kasame yoluyla diyeti ödenir ve dava ahirete kalır. Topluluk ve çevre aylar ve yıllarca onunla meşgul edilmez.
    Soruşturmada kabul edilen ilk esas şudur; soruşturmayı yetkili soruşturmacılar yaparlar. Bunlar önce tanıkları ve sanıkları dinlerler, yanlarına gidip dinlerler. Sonra yazılı olarak sorular sorarlar. Her soruşturmacı ayrı çalışır. Sonunda dosyayı ayrı ayrı hazırlayıp hakemlere verirler. Cinayetlerde ayrı ayrı çalışan dört soruşturmacı katil üzerine ittifak etmişse ve hakemlerin soruşturmayı uygun yürüttüklerine başhakem karar vermişse kişi kısasa tabi tutulur.
    Varsayalım ki Kaşıkçı hakkında böyle bir sonuç iki hafta içinde elde edilemedi. Kasame yapılır. Mağdur olanlara sorulur, kim yaptı bunu diye. Onlar elliye yakın şüphelinin ismini verirler. Soruşturmacılar bunlar üzerinde çalışma yaparlar.
    a) Bu cinayeti işleyen üzerinde en az dört soruşturmacı ittifak etmişse o kimse kısasa tabi tutulur.
    b) Cinayeti filan işlemiştir şeklinde iki soruşturmacı ittifak etmese diyeti onların akilesi öder.
    c) Elli şüpheliden en az iki soruşturmacının ispatı ile katil olmadığı sabit olanlar beraat eder.
    d) İşleyip işlemediği hususunda bir sonuca varamamışlarsa onların dayanışması diyeti öder.
    Diyet siyasi nedenlerle işlenmişse normal diyetin birkaç misli olabilir.
    Böylece dosya kapanır.
    İlerde soruşturmacıların hata yaptıkları kesin olarak tespit edilirse diyet soruşturmacıların dayanışmasına rücu eder.
    Kasame bittikten sonra artık kimse yargılanamaz ve mahkum edilemez.

  3. Öncelikle TEMA Vakfının haberi çok çok önemli. onu tekrar vurgulamak istiyorum. Tema vakfı, türkiyede belki de tek sivil örgüt. Desteği hakediyor.
    – İkinci olarak da gündeme dair (yani akp ve fehmi beyin gündemine dair) bir gelişme diken gazetesinde “Tesadüfün böylesi” başlığı ile verildi.:
    “ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun İstanbul’daki Suudi başkonsolosluğunda kaybolan gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın akıbetini görüşmek üzere Riyad’a gittiği gün Suudi Arabistan 100 milyon dolarlık ‘Suriye yardımı’nı ABD hükümetine ait hesaplara yatırdı.”
    – Bu arada, türkiyenin dış ticaret açığına da katkısı var mı sormak lazım. ülkemizde gazeteciler ömür boyu hapislerle cezalandırılırken suud gazeteci konusunda iktidarın duyarlılığı insanın gözünü yaşartıyor.
    – ayrıca hazine tahvillerinin ocak ayına göre 2.3 puan (dolar bazında) yüksek faizle borçlanılmasını havuz medyası ve yandaşlar, hazine tahviline 3 misli talep geldi diye lanse ediyorlar. tefeci faizi verirsen 3 misli de 4 misli de talep gelir.
    – ayrıca, yine dikende osman kavalanın bir açıklaması var: bence onur ve haysiyet gibi değerleri hatırlatması açısından çok çok önemli:
    “Osman Kavala, “Adaletin yerine gelmesi için Avrupa’ya verilecek tavizlere bel bağlamak, beni de çok rahatsız eden bir mesele” dedi.”

  4. ALINTI BİR YAZI
    CEMAL KAŞIKÇI ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLEN STRATEJİK SAVAŞ

    “Cemal Kaşıkçı üzerinden kim kim ile savaşıyor?
    📝
    Cemal Kaşıkçı’nın son bir yıldır Washington Post için yazdığı yazıların tamamını okudum. Yazdıkları sadece S.Arabistan’ı değil aynı zamanda ABD ve İsrail’in Körfez planlarını ifşa eder nitelikte…
    📝
    Cemal Kaşıkçı olayı sadece S.Arabistan’ın muhalifi gazeteciyi susturması üzerinden okunmaz. Cemal’in ortadan kaldırılması olayının oluş şekline bakılır ise, yani Türkiye’nin seçilmesi oldukça manidar. Türkiye ile S.Arabistan arasında “Diplomatik Kriz” planlanmış…
    📝
    Peki neden?…
    📝
    Cemal Kaşıkçı S.Arabistan’da iki ay tutuklu kalan Suudi Prens Velid bin Tellal’a yakın biri. Prens Tellal, Twitter’in yatırımcısı, hisse Şahin’i, Hillary Clinton’un bağışçısı ve ABD’nin küreselci tarafının adamı idi…
    📝
    ABD Dolarının dünyanın rezerv para olarak devam etmesindeki en önemli unsur petrolün ABD doları ile satım alınması ve ABD doları satılması. Trump ekibi Dünyanın en büyük petrol şirketi Suudi Aramco’yu ABD’de borsaya açmak isterken Prens Tellal Çin/Şangay Enerji Borsasını açmak istiyordu. Çin’de kurulan Şangay Enerji Borsası’nda petrol Yuan ile satın alınacak, satılacak ve sonrasında isteyen Yuan karşılığı Çin’de altın da satın alabilecek. Yani Suudi petrollerinin hangi para birimi ile işlem göreceği çok önemli…
    📝
    Cemal Kaşıkçı olayının Türkiye’de tezgahlanmasındaki “akıl” Suudi aklını çok aşar. Trump/Pentagon ve İsrail Afro-Avrasya’da İslam dünyasında kullanmak üzere bir “Arap NATO”su peşinde. Tam bu süreçte S.Arabistan ile Türkiye’nin diplomatik ilişkisini tamamen kesme niyetindeler…
    📝
    İsrail, 2012 yılında İran’a karşı bir “Arap ordusu” kurma fikrini Suud istihbaratı ile görüşüyordu. Obama Hükümeti İran’a yeşil ışık yakınca S.Arabistan Türkiye’ye yanaştı ve İran’a karşı “İslam Ordusu” gündeme geldi. Trump Hükümeti İran’a savaş açtı, sonra S.Arabistan yön değiştirdi…
    📝
    Kurmak istedikleri “Arap NATO”SU askerlerini Suriye’de önce İran’a karşı sonra da Türkiye’ye karşı savaştırma peşindeler. Bunun için Türkiye ile S.Arabistan arasında bir gerginlik lazımdı. Cemal Kaşıkçı üzerinden bu gerginliği gerçekleştirmek istiyorlar.
    Birkaç ay önce Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır Türkiye’ye karşı savaşırız açıklamasını yapmıştı. Bu açıklamayı yaptıran “akıl” ile Cemal Kaşıkçı’nın ortadan kaldırılmasına karar veren akıl aynı akıl…
    📝
    Cemal Kaşıkçı Suudi Konsolosluğu’nda iken kameraların bozuk olması ya da kameralar bozuk denmesi bildik hikayedir. S.Arabistan’dan aynı gün gelen iki uçak, birinin Mısır’a gitmesi diğerinin Birleşik Arap Emirliklerine gitmesi de olukça manidar. BAE/Mısır üzerinden Türkiye’yi tehdit edenler…
    📝
    Cemal Kaşıkçı olayı çok derinleşir. S.Arabistan’ın arkasında ABD ve İsrail var. Kaşıkçı ABD halkının gözünde Suudilerin ipliğini pazara çıkartıyordu. Bu aynı zamanda Trump Hükümetini oldukça zor durumda bırakacak bir durumdu ve yazmaya devam etmesine müsaade etmediler…
    📝
    Cemal Kaşıkçı’nın yazdıklarını okuyan ABD halkı, İnsan hakları, Medya özgürlüğü ve hukuktan bahseden ABD’nin, “Diktatör S.Arabistan’ı neden desteklediği” sorusunu gündeme getiriyordu.
    📝
    Yani ABD halkını uyandırıyordu ve o yüzden Cemal Kaşıkçı’yı susturdular… ”

    Cemal Aslan

    😱😱😱😱😱😱😡😡😡

    • Bugünlerde burada okuduğum en doyurucu yorum bu.Komplo üretmek yerine bilinen gerçekleri aktarmak aslında Fehmi bey den beklenendi. Ama Musa bey den geldi. Teşekkürler

  5. kaşıkçı için her gün yeni senaryo yazılıyor belli ki kartlar sürekli karılıyor. gazetecinin başına ne geldiği hangisinin doğru olup hangisinin olmadığından çok bu olayın uluslararası tezgahta kimin-kimlerin başına ne çorap örülmekteyse hangi ilmek olduğunu anlamak önemli. olay dünya gündeminin üst sıralarına boşuna taşınmıyor ve orada tutulmuyor değil mi? devede kulak mesabesindeki bilgiler türk basınında var, batı basınında var, doğu basınında da bolca var. bizim basın malum hükümete lehte -aleyhte değerlendiriliyor. bir grup hükümeti bu olayla ilgili nasıl eleştirebiliriz nasıl rezil edebiliriz peşinde, diğer grup ta tam tersi. herşeyi hükümetle alakalı görmek gibi küçük bir dünyada onu aklamak ya da karalamak gibi dar bir bakış açısında sıkışıp kalmış medyamızda özgür-özgün bir kaç yazı bulmak bile zor oluyor maalesef. diğer basınlar da bundan çok farklı değil, arap basınında nişanlının aslında kadın bile olmadığının haberi çıktı bir ara çok enteresan değil mi? çıkan haberlerin en önemli sosu haber kaynağı ile ilgili. bir türk yetkili. gazeteci haber kaynağını açıklamalı mı hele de içinde bir suç varsa bir tartışma konusu belki bir gün bu platformda tartışılır da bugün ben batı basınının haberlerini sürekli dayandırdığı, altını çizdiği türk yetkili haber kaynağı kim iyice merak ettim. hayali bir kişi olmasa gerek yoksa işin nerelere gideceğini öngöremediğimiz için hayali de olabilir mi yoksa? bilgiyi veriyor mu, satıyor mu acaba? türkler için çalışan biri mi yoksa başka hesaplar için çalışan biri m? içinden geçtiğimiz yeni dünya düzeninde kim kimdir bilemiyor insan. elbette gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır, bu açıdan da bekleyip göreceğiz.
    bu işte galiba polisiye roman bilgisi kadar fantastik hatta hatta fütüristik roman bilgisine de ihtiyaç var diye düşünüyorum. mesela yakında Amerika başta büyük bir ekonomik kriz bekleniyor dünyada. mesela yapay zeka ve makineler geliyor.( tabii gelsin de otomobiller geldikten sonra atların hali malum.)

  6. Günler sonra adeta formalite icabı yapılan bir forensik teftiş/incelemeye polisiye roman yazarları acaba ne der(di)? – herhalde güler geçer(di)!.. Nasıl olmuşsa olmuş, Kaşıkçı’nın öldürüldüğü bizi “Allah rahmet eylesin” sonucuna getiriyor. Necip Bey “bakın biz de diplomaside iyi “aşık atar” gelmeğe başladık, helal bize” sonucuna varmış. Asıl, diplomasi akıntıya kaptırmak yerine Kaşıkçı’yı da kurtarabilen bir diplomasi olmalıydı… Gerçekten üzüldüm. Niye böyle bir olay için Türkiye seçildi? nişanlısının Türk olması yeterli bir sebep mi?

    Eminim bu işin takibini yapanlar da üzüntü hissetmişlerdir. Başta Türkiye’deki nişanlısı ve onun çevresi. Ne diyelim, günün birinde bakarsın mahalle sakinleri birer dilekçe verip hem Ankara’daki ve hem de Istanbul’daki Suudi A. konsolosluklarının bulunduğu sokaklara “Cemal Kaşıkçı” ismi verilmesine girişirler. Hiç değilse ismi yaşasın adamcağızın….

  7. çok güzel ve önemli bir haber. tabii ki bence.
    -haberi aşağıya aktarıyorum:
    “Kimyasal gübrenin yerine TEMA Vakfı’nın geliştirdiği organik gübre kullanılan çay tarımında üç kat verim elde edildi.
    Doğu Karadeniz’deki 4 ilde, 830 bin dekar alanda yapılan çay tarımında yıllardır kullanılan kimyasal gübrenin yerine TEMA Vakfı tarafından oluşturulan örnek bahçelerde yeni bir organik gübreleme modeli uygulandı. Kimyasal gübrenin zararlarından toprağı korumayı amaçlayan uygulama ile otları kesilen, kazılan ve tarım kireci ile işlendikten sonra geriye kalan lif, sap ve tozlarından oluşan çay atıklarının serildiği deneme bahçelerinde, 3 kat fazla çay verim elde edildi. Rize’nin Çayeli ilçesi Senoz Vadisi’ndeki örnek bahçelerde 5 aylık uygulamanın sonuçlarını gören üreticiler, yeni üretim modeline yöneldi. Uygulamanın bölgeye yayılması halinde çay tarımında 80 yıldır kullanılan kimyasal gübreden vazgeçilmesi gündeme geldi. TEMA Vakfı Proje Koordinatörü Nevzat Özer, “Bölgede yürüttüğümüz ‘Her Dem Toprak İçin Projesi’ ile çay atıklarının gübre olarak uygulandığı bahçelerden verim fışkırıyor” dedi.”
    – Tema vakfının kurucularına ve ülkeye gerçekten iyi birşeyler yapan insanlara teşekkür ediyorum.

    • Bence de önemli ve güzel bir haber Hamza bey! İşin içinden çıkılması zor uzun uzun konularla uğraşırken böyle iç açıcı haberlerle moral bulalım. “Oh be…, artık robotluktan kurtulup kendi kendimize bir şeyler bulup ortaya çıkarabiliyoruz” kabilinden bir haber. Demek ki ezberine iş yapmakla bir yere gidilmeyeceği konusunda “jeton” düşmeğe başladı. Demek ki bir takım şeyleri farklı, araştırmaya dayalı bir şekilde yaparak iyi sonuçlar alınabileceğinin idrakine varabildik. Böyle örnekleri çoğaltmanın gereği ortada. Ekonomiyle ilişkisi olan her konuda bu mümkün. Devlet/hükümet bazında da israfı kesip üretime öncelikli konulara odaklanırız, inşallah…

      Şu çok övündüğümüz “vatan hizmeti” meselesine de el atılsa ne iyi olur. Ekonomideki verim de kesinkes 1-2 kat artar ( http://fehmikoru.com/intikam-tatli-bir-histir-ama-zehirler-de-oyle-bir-yanlisa-dusmeyelim/H.K. 2 Temmuz 2018 at 10:51 ). Ancak, konu adeta bir “tabu” mahiyetinde olduğu için, ağzına alan pek yok (öncelikli bir konu değil!). Statükoya görünürde karşı olan bazı muhatapları dahi “benim yeri dar, kalksın bir başkası oynasın bu işlerle” topu taca atıp icabında, oyundan çıkıp gitmeği yeğler. Hazırcılar, miskinler diyarı sistemi içinde doğmuş bebeler de akıl başına geleseye kadar yarı ömürleri biter. Sonunda, her biri aynı tip robotlara döner. İşte böylece battı balık yan gider; “dışardan harç-borç marka taşıma suyu ile değirmeni döndürmeğe” devam…. Zaman öldüre öldüre gelişmeye zaman kalmadı. İşte bunun için geri kaldık…

      ….
      Hazırcılar diyarı, miskinler tekkesi….
      Yanlış anlaşılmasın, burası Türkiye!
      Keli görünüyor hep düşünce takkesi,
      Takke önde düşünmek yok acep niye?!

      Revaçtayken her zaman, sen-ben kavgası,
      At koştururken üç-kağıtla iş görenler,
      Ağızlarda hep “büyük devlet” palavrası!
      Hani nerede torunları düşünenler?!…
      …..

      • Hakan bey merhaba!
        Öncelikle konuya duyarlılığınız için teşekkür ederim. olay birkaç açıdan önemli.
        – öncelikle birileri, ülkeye hizmet için, kavga, düşmanlık, çatışma dışında birşey yapıyor.
        – ikinci olarak bulunan çözüm, kimyasaldan daha verimli.
        – üçüncü olarak ise, bulunan çözüm çevreci. yani hem doğaya, hem de bütün canlı türlerinin yararına bir çözüm.
        – vatana hizmet meselesinden askerliği mi yoksa vatana hizmet adı altında yapılan düşmanlıkları mı kastettiniz bilemiyorum. aslında her ikisi de önemli ve her ikisi de aynı zihniyetle yaklaşılan konular.

        • – Bir şey değil Hamza bey. Kavga yok, birlik beraberlikle çalısmaya devam. TEMA’nın yaptığı iş geri kalınmış olan bir önderliktir. Tebrik ederim. Diğer açıdan onların yaptıkları, bu değindiğiniz şeyler aslında bilinen şeyler. Dünyaya-bilgiye açık bir toplum olmakta geri kaldık (kuru kuruya övünenlerle benim derdim bu).

          Özetle, doğadan aldığın ürünün molozlaşan kısmını doğaya geri veriyorsun bu arada kireçtaşı-dolomit (belli çeşit mermer tozu desen de olur) tozu ile biraz da bazikleştiriyorsun. Gerisi çayın kendi molozları.

          -Kimyasal dediğin şeyler de doğadan geliyor ancak proseslendikten sonra suni olarak. Dolayısıyla dozunu ayarlayamazsan yararı yanında zararı da olur. Bu zararın bir kısmı da bitkiler dışındaki canlılara.

          -Çözüm çevreci tabii ki, çünkü %98i doğadan aldığın şeyler, suni değil. Bir süre bu yöntem faydalı olur kimyasal gübreye ihtiyaç ilerde yine olabilir. İşin dengesini bulman lazım.

          -Vatana gerçek anlamda hizmet konusunu daha önce çok yazdım. Bağlantıya basın, bu defa sorun çıkarmaması gerekir: http://fehmikoru.com/intikam-tatli-bir-histir-ama-zehirler-de-oyle-bir-yanlisa-dusmeyelim/ H.K. 2 Temmuz 2018 at 10:51.

          • evet, önceki yorumunuzu okudum. Askerlik konusu gerçekten de pekçok açıdan önemli.
            Öncelikle artık savaşta kullanılan malzemeler, vasıfsız kişilerin kullanabileceği basitlikten uzaklaştı. profesyonel bilgi gerektiriyor. bu nedenle ordunun nitelik değiştirme zorunluluğu var.
            – ayrıca, insanların en önemli dönemlerinde 16 ay ya da 2 yıl, verimsiz şekilde beslenmesi meselesi var.
            – üçüncü olarak, belli bir meslek öğrenen insanların 16 ay işinden, mesleğinden uzak kalması olgusu var. her meslekte, sürekli yeni buluşların olduğu bir dönemde, mesleğinden 16 ay uzakta kalmak, var olan bilgilerin epey bir kısmının da çöpe atılması demektir ki zaten bu dönem, var olan bilgilerin de çok ham olduğu, pekişmediği yani çabukca unutulabilecek bir dönem.
            – mesela endüstri mühendisisin, mesleğinden bir süre uzak kalıyorsun, zaten bilgilerin çok taze, hemen unutabilecek durumdasın, bunun üzerine bu dalda sürekli yeni şeyler bulunuyor ve sen ikisinden de uzak kalıyorsun. yani işe hangi yönden bakarsan bak zarar.
            – bu kadar net gerçeklere rağmen bu konuda bir adım atılmamasının 2 nedeni var.
            1- Devlet, vatandaşını askerlik ile “höt” dediğinde hizaya gelen kişi haline getiriyor.
            2- Bu yaştaki kişileri bir şekilde işsizler ordusundan çekmezseniz türkiyenin gerçek durumu ortaya çıkar ki bunu da siyasiler istemiyor. yani gerçek işsizlik durumu.
            -aynı durum üniversiteler için de geçerli. üniversitelerin (türkiyede) esas işlevi bilgi vermek, meslek öğretmek, bilgi üretmek, teknoloji üretmek değil, gençlerin iş aramasını önlemektir. bu nedenle her tarafa üniversite açılır. Bu nedenle de üniversite mezunlarının çoğunluğu aslında lise düzeyindedir. burakın üniversitenin vermesi gereken düzeyde eğitim ve öğretimi, karakteri, kültürel düzeyi, bir meslek edindirme konusunda bile yetersizdir. Meslek liseleri kadar bile işlevi yoktur.
            – Zaten üniversitelerin, üniversite olmaktan çıkarıldığı döneme baktığımızda, bu işin başlangıcının 12 eylül cuntası olduğunu görürüz. 30 kişilik sınıflara 1980 yılında 100 öğrenci alındı o yıllarda. Bunun nedeni de gençlerin bir meşguliyet ile uğraşmaları mantığıydı. sonraki dönemde de 12 eylül zihniyeti devam ettirildi.

          • Hamza bey, okuduysanız iyi de umarım yanlış anlamadınız. Yazdıklarınızdan şüpheye düşüyor insan.. Benim dediğim ordunun tamamen nitelik değiştirmesi değil, niteliğini zenginleştirmesi. Tamamen tüketici niteliğinden dolayı kendi iç bünyesinde vicdanen bir rahatsızlık duyması ve üretici birimler oluşturması. Askerlik gerekli, bunun en etkin bir şekilde yapılması hayati derecede önemli. Bu olmazsa olmaz bir şart, herkesin hemfikir olduğu bir şey. Bunun için, etkinliğine kıyasla dünyanın en kalabalık ordusu olması şart değil. Eğri oturalım doğru konuşalım, her ne kadar yaygarası yapılsa her an endişe duyulsa da “savaş” kolayca fiiliyat bulan bir şey değil. Tarihi kanıtları ortada. En son girdiğimiz savaş bu Suriye olayı değil Kıbrıs. Dünya tarihi olarak ele alsan bile 40 yılda bir olan fiiliyat. Ben diyorum ki “Vatan Hizmetleri” teşkilatı kapsamında bu 40 ta bir olan olay için daha etkin bir şekilde hazır olacak modern askeri birimlerimiz olsun. Bugünkü klasik askerlik askerlik anlayışı verimsiz, zaman ve ekonomi açısından ülkeye maliyeti çok yüksek. Gelişme konusuna optimizasyonla hız vermemiz şart. Ben 40 yılda bir savaş olasılığı için 39 yıl bu önemli gücü dostlar alışverişte görsün aldatmacısıyla boşta tutamam. Yazık! zaman ve ekonomi (para) israfı. Torunlarının geleceğini gerçekten düşünen her yetkili bun anlamalı.

            Pilot birimler oluşturarak ordumuz, dokunulmaz olmaktan çıkarılıp çalışma ordusuna dönüştürülmeli. Zamanla, sivillerle el ele vererek askeri disiplinle çalışacak üretken birimler önderlik edilmeli. Her türlü her meslek gurubundan vatan evladı vatan hizmeti yapacam diye ayağın kadar geliyor. Askerlik geleneği-kültürü çok önemli. Buna devam edilmeli, ben diyorum ki bu iş ülkeye direkt ekonomik-kalkınma payı da oluşturmali. Bir pilot birim “ağaçlandırma” olabilir. Türkiye eskiye nazaran daha fazla yağış alıyor. Toprağı tekrar kondisyonlayarak çorak yerler tepeler hızla ağaçlandırılmalı. Bir başka birim ziraat konusuna yönelir. Hayvancılığın hızla geliştirilmesi ha keza…

            …..
            Revaçtayken her zaman, sen-ben kavgası,
            At koştururken üç-kağıtla iş görenler,
            Ağızlarda hep o “büyük devlet” mavrası!
            Hani nerede, torunları düşünenler?!…

            Hey oradaki, kolayına ahkam kesen!
            Devlete “höt” yok lo, ağzını ayırırım ha!
            Ne yaptığını sanıyo’n, yahu kimsin sen,
            Ayağını denk al, zindana kapatırım ha!

            Nicesini gördük biz ula, “höt” ne demek?
            Tarihte vardı, hep var olacak bu devlet!
            Onu yıkmağa çalışmak, beyhude emek,
            Haddini aşma, kapa çeneni bir zahmet!
            ……

  8. Nişanlısı Hatice Cengiz sizce de fazla soğukkanlı ve sakin değil mi. Feryat figan beklemiyorum ama sanki daha tepkili olması gerekirdi.

  9. İlahi Fehmi bey; günlerce işleyip işleyip önümüze koyacağınız bu muydu? ”Beklemekten başka çaremiz yok”

    Olayın polisiye yönünü -polisiye romanlara merakınızdan olsa gerek- yoğunlukla işlediniz. Oysa, okur sizden siyasi yönüyle de sonucun nereye varacağı konusunda bir kaç kırıntı görmek isterdi.

    Bugünkü yazısında A. Selvi ‘Muhammed bin Salmanı ve Suud kraliyetini ABD’nin hışmından belki ancak Erdoğan alıkoyabilir’ kanaatiyle olayın parasal boyutunu öne çıkararak, ABD’nin ”Yakında Trump Riyad’a gidip birkaç yüz milyar dolara mal olan yeni bir kılıç oyunu oynarsa şaşırmayın.” notunu yazısının sonuna iliştirerek; kaç gündür konuyu Taha Kıvanç tadında işleyen sizden, daha göze dokunur materyal sundu okuruna.

    Türkiye ve metropol şehri İstanbul, mekan olarak seçildi bu cinayete ve hem de çiçeği burnunda ‘eniştemiz’ Cemal Kaşıkçı…

    CIA’nın olaya ilgisini anladık; Washington ve İngiltere Büyükelçilikleri Kaşıkçı’ya hep İstanbul’u adres göstermişler (A. Selvi). Peki bizim istihbaratımız bu lekenin ülkemize yapışmasına nasıl izin verdi?
    Hadi bunu önleyemedi, bu lekeyi çıkarmak için neden acul (çok acele) davranmıyor devletimiz?

    Özgür basın olsaydı çok şey öğrenebilirdik ve Taha Kıvanç bilipte yazmak istemediklerini yazardı, değil mi?

    • NT’nin haberi: Özetle; Suudi Arabistan’dan ABD’ye100 milyon Dolarlık yardım…Para ABD hesaplarına geçti.

      Selvi’nin öngörüsü, Trump’ın Riyad’a gidip kılıç dansı yapmasına gerek kalmadan gerçekleşmiş oldu galiba.

      Şimdi de A. Selvi, Kaşıkçı işinden Türkiye’nin payına ne düştü? sorusuna kafa yormalı. Başkaları da…

    • Dünya basınında isimsiz türk yetkili kaynaklı haberler dolayısıyla isimsiz yetkili kaç para götürmüştür acaba?
      Haber ticareti “ekonomik kurtuluş savaşımız”a kaç paralık destek sağlamıştir?
      Konsoloslukta yapılan incelemeler “cinayete dair bir delile ulaşılamamıştır” cümlesiyle neticelenirse haberleri yayınlayan kuruluşların itibari ne olur?

      Hasan bey bu sorular ilginizi çekebilir.

  10. Bu kadar öldürüldü kesildi parçalandı haberlerinden sonra adam bir yerden çıkıp ben buradayım derse ne olacak
    15 kişilik infaz ekibi benim kafamı çok kurcalıyor.bu sadece bir kişi terminatör değilki.
    Kaşıkçıya belki içerde yüz değiştirme operasyonu yaptılar.belki adamın tipini tam değiştirdiler.
    Editör diyecek ki bu yorumcuda saçmalamış eeeee ne yapayım benim de biraz saçmalama hakkım olsun artık.

  11. Bence tüm dünyada ilgili ve yetkililer artık bu olayın nasıl olduğunu biliyorlar ve artık iş diplomatlarda. Her ülke elinden geldiği kadar bu olayın sorumlularından daha önceki başka bazı hesapların faturasını tahsil etmeye çalışacak, tabii ki bizim ülkemiz de. Herkes bilir ki oyunda as papazdan büyük bir kozdur. Sanırım bizim ülkemiz de artık diplomasi oyununu iyi oynamaya başladı.

  12. Fehmi Bey kalemine sağlık ne kadarda güzel ve üst düzey yazmışsın gene ”Beklemekten başka çaremiz yok.”..
    Bu konu için uzman olmayanların söyleyeceği tek cümle bu olmalı…
    Sayfanızda ki birikmiş Nero Wolf larada hak verdim bu yazınızı okuduktan sonra malum Türkiyede Uzman Kalmamış ya meğer dünyada da kalmamış yine gelmiş bizim şarlatanlardan bilgi almışlar….
    Sayın Fehmi Abi Bir zamanlar olduğu gibi daha geniş platformlarda yine ülkemiz ve yeni neslimiz için belirleyeceğin o eşşiz vizyonlar için şafak tutmaktayız… Saygılarımla

  13. Yabanci gazeteciler Türküyenin twist dansına yetişemiyorlar, yakında iyice kafayı yerler.
    Okurlarına ne diyeceklerini şaşiriyorlar. onların okurlari bizdeki hovuz okurları gibi değil yalan haberlerinden dolayı onlardan hesap sorarlar.

    Kaşıkçı olayında nişanlısi kapida 3 saat bekliyor ve gidip ordakilrden sormiyor. İnsan yarım saat geçtikten sonra en azından kapıdaki polislere sordurur cevap almayınca medyayi arar.
    Üstelik adamcağız kendisinde söylemiş, o konsolosluğun önune medyayi çağirsa idi
    ordan bir kuş dahi uçuramazdılar.
    Tabi bu anlattıklari eğer doğru ise, çünku şimdiye kadar birbiri ile çelişkili haberler servis ediliyor.

    Bence bizimkiler polisleri doğumhanelerın kapisina gönderseler aninda yeni doğmuş 5-6 tane katil bebek bulurlar.
    Bu konuda inandirma zorluğu çekmezler.15 Temmuzu 700 bebek gerçekleştirdığı için buna 5-6 bebek kafi gelir herhade!!!

    • Teyze işi yine 15 Temmuza bağladın ya. Helal olsun. Tüm yazıları 15 Temmuza bağlıyorsun nerdeyse . El insaf. Pes , pes , pes . Kaşıkçının sevgilisinin bu 15 temmuzla ilgisi var mı ? Bir gün buna değinin isterseniz .

      • BENIM YORUMLARIMI ÖNCE ANLA SONRA YORUM YAP.
        Bu olay birilerine suudi hazinelerinden para koparmak için yapilan bir olay gibime geliyor.
        Sizin gibileri bu işlerde anlama kapasitesi ancak bu kadar olur.
        Biraz tarafsiz gazetele okursaniz iyi olur.
        Tabii TC de bulabilirseniz.

        • Yukarıdaki bazı yorumlar Zihninizi açmış olmalı , bu cevabınızda 15 Temmuz ve Bebek geçmiyor . Konuya odaklanmayı başarmışsın teyze nihayet . Anlamaya başladın , hadi bakalım .

          • Sizin yazi şekliniz bana tanidik geldi.
            Sizi okumadiğım için rumuz kullanmişsiniz. Bundan böğle ne rumuzla yazarsaniz yazin sizler gibilerini muhatap almayi düşünmiyorum.troller le işim olmaz!!!!!
            Birşey eklemek istiyorum benim size cevabi yazimda 15 Temmezu ve sonrasıni ayrintilari ile yazmiştım, o kismı makaslanmiş ANLIYACAĞINIZ BIR DILLE YAZAYIM SANSÜRLENMIŞ.
            Sizin gibi Okuduğunu anlamayan troller kendi kimliklerini saklayarak kadin isimleri ve rumuzlar kullanarak kendi seviyesizliklerini birakip benim zihnimle mesgul olurlar.

          • Abi sen nerelerdesin ya! kaç ay oldu yoksun ortalıklarda…

            Hazır seni yakalamışken sorumu sorayım izninle ;
            Kaşıkçı tek bir kişi, dolaylı mağdurlarıyla beraber bilemedim 100 kişi. Bu yüz kişi için (üstelik bizim vatandaşımız değil) yapılan araştırmacı- soruşturmacı gazetecilik 15 temmuz da yapılsaydı ortada gizli saklı bir husus kalır mıydı? Üstelik 250 nin üzerinde olay anında hayatını kaybetmiş kendi vatandaşımız, bir bu kadarda hapislerde ve yaralılardan kayıp ve yüzbinler mağduru olan vatandaslarimiz varken?

        • Teyzeciğim burada hiç kimse siz okuyasanız diye yorum yazmıyor ki . Baransu H.Gayretten bahsediyorsun sanırım ama ben de onu göremiyorum ortalıkta . Herkese çok selamlar , saygılar . Yoruma kapatıldığı için kendi yorumuma devam ettimi. Burada noktalayabiliriz. İsteyen istediğini okur okumaz , saygı duyarız , ama Nurdan abladan önce yazan çok okunmaya değer yorumcular var onlara da bilvesile teşekkür ederim.

  14. OTORİTENİN İŞİNE GELMEYEN ALANLARLA İLGİLENENLER İÇİN HUKUK DEĞİL ÇOĞU DEFA GÜÇ DEVREYE GİRER.
    EGEMEN KENDİNCE ZARARLI GÖRDÜĞÜ HER KİŞİYİ ETKİSİZ HALE GETİRMEK İSTER. ZARARLI GÖRDÜĞÜNÜN ETKİLERİ ÖLÇÜSÜNDE DURUMA EHEMMİYET VERMEK ZORUNDA HİSSEDER KENDİNİ.
    ELİNDEKİ ÇOK ÇEŞİTLİ VE GENİŞ İMKANLARDAN, HEDEFTEKİ İNSAN İÇİN EN UYGUN OLANINI SEÇER.
    ELDE ETMEK İSTEDİĞİ SONUÇ OTORİTENİN BEKASI İÇİN EN UYGUN YÖNTEMDİR.
    BEDEL NE İSE MADDİ MANEVİ ÖDENİR.
    SIRADAKİLER İÇİN EMSAL OLMASI EN ÇOK HEDEFLENEN SONUÇTUR.
    DETAYLAR SONUCU ETKİLEMEZ.
    BİRÇOK DEVLET ORTADAN KALDIRDIĞI, OTORİTENİN HOŞLANMADIĞI KİŞİNİN FAİLİNİ ÖZELLİKLE AÇIK ETMEK İSTEMESİ BUNDANDIR.
    BEN YAPTIM DEMEK İSTER GİBİ.
    HEDEFTEKİ KİŞİLER DAHA GÜÇLÜ BİR OTORİTENİN KORUMASI ALTINDA DEĞİLSE SONUÇ KAÇINILMAZDIR.
    DAHA GÜÇLÜ BİR OTORİTENİN KORUMASINDA OLANLAR İÇİN BU DURUM SÜREKLİ GARANTİ SAĞLAMAZ.
    GENELDE EGEMENLER HER ZAMAN BİRBİRİNE MUHTAÇ OLABİLİRLER.
    UYGUN FİYAT BULUNUNCA TAKAS VEYA SATIŞ GERÇEKLEŞİR.
    TARİH BOYUNCA OTORİTENİN AYAĞINA BASAN HER NE İSE BİR ŞEKİLDE YOK EDİLMEK İSTENMİŞ VE ÇOĞUNLUKTA DA BAŞARILI OLUNMUŞTUR.
    EN ACI OLAN İYİ NİYET LE BU TEHLİKELİ YOLLARA GİRENLERİ TEŞVİK EDEN VE KOLLAYANLAR TARAFINDAN İYİ BİR FİYAT KARŞILIĞI GÖZDEN ÇIKARILMASIDIR.
    SONRADA EN ÇOK YASI TUTANLAR GENELDE HEP SATICILAR OLMUŞTUR.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here