Medyamızın halleri: medeni ölüler.. şerefli gazeteciler..

14

Epey zaman oluyor, tarih öncesi gibi… Bilkent üniversiteli gençlerin bir kulübü tarafından düzenlenen medya paneline farklı gazetelerden meslektaşlarla birlikte katılmıştım.

Meslektaşlardan.. daha sonra kendisine gazete çıkarma imkânı tanındığında beni de yazarları arasına katmak isteyecek biri.. “Gazeteler farklı görüşlere de yer vermeli; meselâ Fehmi Koru Cumhuriyet’te yazabilmeli” demişti de.. o tarihten birkaç yıl sonra menfur bir suikasta kurban gidecek Cumhuriyet yazarı, buna şiddetle itiraz etmişti.

Hayli şiddetli olmuştu itirazı.

Oysa Cumhuriyet o dönemlerde, Hasan Cemal tarafından yönetilirken, gazetenin sayfalarında yayımlanmak üzere, benim de davetli olarak katıldığım paneller düzenlerdi; birinde “Asla olmaz” diyen yazarla yan yana oturmuştuk.

Nuray Mert deneyi bitti

Cumhuriyet o denemeyi bir süre önce sayfalarında yazmaya davet ettiği Nuray Mert’le başlatmıştı ve dün itibariyle de sonlandırdı.

Nuray Mert özgürlüklerden yana bir akademisyen, bir profesör. Yazarlığı da en az akademik kişiliği kadar güçlü. Başörtüsü sorununda mağdur edilenler safındaydı; 28 Şubat’ta askeri vesayete karşı çıktı. Ortadoğu’nun mazlum halklarıyla da ilgilidir; o vesileyle Arapça dersleri aldı.

Farklı bir ses oldu Cumhuriyet’te…

Demek ki çok farklı bir ses olmuş… Müftülere nikâh kıyma yetkisi ile evrim teorisi hakkında yazdıkları hoşa gitmemiş… “Cezaevindeki arkadaşlarımızın da onayı alındı” denilerek yazılarına son verildi.

Sayesinde, Cumhuriyet gazetesi, cezaevindeki yönetici ve yazarları konusu dışındaki bir konuda tartışma gündemine girmiş oldu.

Hasan Cemal, Cumhuriyet’in her gün tartışma gündeminde olduğu döneminin yayın yönetmeni. O da artık gazetelerde yazamayanlardan. İnternet gazetesi T24’te, Mert’in Cumhuriyet’ten gönderilmesini kınayan bir yazıyla okur karşısına çıktı.

Bir bölümünü okuyalım:

“Cumhuriyet’in yorum ve haber yelpazesinde farklılıkların korunmasını, giderek zenginleştirilmesini diliyorum.
Hiç kimse unutmasın.
Türkiye’nin demokrasi, hukuk ve özgürlük mücadelesinde Cumhuriyet gazetesine ihtiyacı var.
Türkiye’de hak hukuk ve özgürlüklerin yerle bir edildiği bir dönemde, Cumhuriyet’te Nuray Mert’in köşesinin kapatılması can sıkıcı bir gelişme…
Keşke olmasaydı.
Bu kararı kınıyorum.”

Umarım Nuray Mert görüşlerini açıklayacak bir zemin bulur.

Kendisi fazla umutlu görünmüyor, soranlara “Herhalde internet medyasında yazarım” demesinden öyle anladım.

Herkesi bekliyoruz

Özgün, özgür ve nitelikli yazılar okumak isteyenler artık bizim ‘OCAKmedya’ benzeri alternatif mecralara göz atmak zorundalar.

Hürriyet’le ilişkisi kesilen Akif Beki’yi “Geçmiş olsun” demek için aradığımda, verdiği ilk tepki, “Yanına geliyorum” oldu.

Bizler de bulunduğu yerde görüş ve düşüncelerini yayınlatamayan herkesi yanımıza bekliyoruz.

Yani internet medyasına…

Birilerinin ‘medeni ölü’ adını taktığı ana medyada yazarken birdenbire işlerine son verilen yazarların sayısı giderek artıyor.

İki yöntemle yapılıyor bu işlem: Ya Akif Beki ve Nuray Mert örneğinde olduğu gibi, gazetenin yönetim kademesinden bir kişi, yazarı arayıp “Artık sizinle çalışamayacağız” diyor ve ilişki koparılıyor; ya da yazara “Aramızda kalmaya ve maaşınız dahil bütün imkânlardan yararlanmaya devam edin, ama yazmayın” deniliyor.

Habertürk’ten bana ikinci yöntem teklif edilmişti ve ben teklifi açıkladığımda pek çok kişinin şaşırdığını gördüm.

Kimi böyle bir teklif yapılmasına şaşırdı, kimi de benim teklifi kabul etmeyişime…

Oysa çok yaygın bir uygulama ‘yazmadan maaş ödeme’ yöntemi… Hemen her gazetede bir veya daha fazla yazar var maaşını alıp da yazmayan veya eklerde, spor sayfalarında görünmekle yetinen…

Ve şerefli yazarlar

‘Medeni ölü’ denilenler meydandan zoraki çekilince meydan boş kalmıyor doğal olarak; boşluğu farklı değerlere sahip yeni nesil yazarlar dolduruyor.

Gazetelerde yazanlardan okurlarına saygılı olabilmek ve onları yanlışa yönlendirmemek için hiçbir yere angaje olmamak beklenir.

Anglo-Sakson gazeteciliği, bunu, yazarın hakkında yazdığı şirketle özel bir ilişkisi veya kişiyle yakınlığı varsa açıklamasına kadar vardırır. Şirketin hisse senedine sahipse, ya da hakkında yazı yazdığı kişiyle akrabalık bağı bulunursa, bunu, yazılarında belirtmek zorundadır yazarlar.

Buna ‘full disclosure’ deniyor.

Hem Gazeteciler Cemiyeti’nin, hem de bu konuda hassas gazetelerin ‘temel esaslar’ metinlerinde, sözgelimi devlet ile bile –hatta özellikle devlet ile– içli dışlı olmamak bir madde olarak yer alır.

Yeni nesil yazarlar ise farklı hassasiyete sahipler. Gazetelerde DEVLET ile içli-dışlılığı aşırıya vardırmış yazarlar var bugün…

Geçen gün, biri, öyle olduğunu deşifre ettiği bir yazara sahip çıkarken şu görüşü paylaştı:

“Büyük harfle DEVLET’in casusu olmak da, ajanı olmak da yani bu vatanın menfaatleri için gizli görev yapmak da şereftir.”

Yazarlar için söyleniyor bu ‘şeref’

Bakalım ‘medeni ölüler’ arasına daha kimler katılacak?

ΩΩΩΩ

14 YORUMLAR

  1. ahmet bey! keşke babanız da, cumhuriyete nuray mertin yazılarını 1 sene sonra yayınlama tavsiyesinde bulunsaydı. sizin tavrınızla uyumlu olurdu. yorumun artık okunma ihtimalinin kalmadığı zamanda yayınlamak da ilginç bir özgürlük anlayışı.

    • Özgürlükle ilgili bir durum değil. Senelik iZnime çıktım. Tatildeyim. Yorum onaylama işine de biraz tatil vermek durumunda kaldım.

      İznimden döndüm bu akşam itibariyle. Daha hızlı yorumlar onaylanacaktır. Bazı şeylerin arkasında derin stratejiler değil “basit nedenler” yatıyor. Biraz güven, biraz anlayış lütfen.

      Saygılar

      • aslında derin stratejiden daha fazla insanların geri kalmış ülke (geri bıraktırılmış değil) insanı olması nedeniyle değerlendirmelerine pek güvenmiyorum. demokratlığına da, hak inancına da, islam inancına da, hukuk inancına da. bunlardaki eksiklik ister istemez günlük davranışlara yansıyor. Enson artıgerçek gazetesindeki nuray mertin işten çıkarılmasını savunan bir yazı, kanı beynime sıçrattı. sorun mertin çıkarılmasını savunması değil, savunurken ki kurduğu mantık. Vatandaş, “gs tribününde fener diye bağırılmaz” diye düşüncesini açıklıyor. Oysa ben Fener tribününde herhangi birisi “gs” diye bağırabilsin istiyorum. o adam ise fener diye bağıranın linç edilmesinin savunusu yapıyor.
        cumhuriyet gazetesine de bu konuda ayrı bir eleştiri yazdım. herhangi bir işyeri kendisine uymadığı herhangi bir kişi ile yollarını, uygun bir şekilde ayırabilir. bunun karşı çıkılacak bir yönü yok. mesela kanaryasevenler derneğinde kanaryanın kediler için besleyici değeri hakkında yazan bir kişinin işten çıkarılması gayet doğal, olması gerekende budur. Ancak sorun, cumhuriyetin hala kanarya sevenler derneği konumunu 1 adım aşamamasıdır. bu düşüncelerimi de cumhuriyete yazdım. maalesef ülkemizdeki genel düşünce sistematiği sorunlu bu nedenle de bu sistematiği çağrıştıran herhangi bir davranış ister istemez bende tepki oluşturuyor.
        Duyarlılığınız için teşekkür ederim.

  2. Medeni Ölüler değil Medeni Muharrirler veya Çağdaş Yazarlar
    Sermaye dünyayı yönetmek için usul bulmuş. Yazarlara ülkenin vasat gelirin en az iki katı gelir sağlıyor. İstediği kimselere veya fikirlere saldırtıyor. Okurları bulabilmek için de normal zamanlarda aşırı olmayan yazarları da istihdam ediyor. Olağanüstü hallerde onları ölüler haline getiriyor. Herkes çözüm ararken Adil Düzen’e başvurulmalıdır. Koru çağdaş yazarları Ocakmedya’ya davet ediyor ama yazarlar vasat gelirin en az dört misli maaş istiyor. Bu nereden sağlanacak?
    1- Bir yayın kooperatifi kurulacak. Okurları ortak, yazarları yönetici olacaktır. Her okurun seçtiği bir yazarı olacak. Okurlardan en az yirmide birinin yazarı olan kooperatifin yöneticisi olacaktır. Bir yazar okurların beşte birinden fazlasının yazarı olamayacaktır.
    2- İnternet gazetesinde yayınlanan makaleler yazarların seçtikleri dergide basılacak. Derginin basım masrafları, alınacak reklamlardan karşılanacak. Hakemliği kabul etmeyen firmaların reklamları kabul edilmeyecek. Reklam sadece kendisini tanıtma şeklinde olacak ve her işletmeden eşit bedelle eşit büyüklükte reklam alınacak.
    3- Basılı dergi yalnız abonelere ulaştırılacak. Abone bedellerinin yarısı dağıtıma, yarısı da yazarlara ait olacaktır. Dağıtım, ilerde dergiden başka malların da dağıtımını yapacaktır. Yalnız dergi abonelerinin mallarını dağıtacaktır.
    4- Abone okurlara her hafta anket yapılacak ve sonuçlar okurlara duyurulacak.
    Evet, gelin Çağdaş Yazarlar Kooperatifini kuralım. Kooperatiflerimiz genel hizmet vermeye hazırlanmaktadır.

  3. Sanırım “EN ŞEREFLİ” yazarlar da; kendi devletlerinin değil düşman devletlerin ve istihbarat ve/veya terör örgütlerinin hizmetinde olanlar olmalı…
    Bu “EN ŞEREFLİLER” de şu “full disclosure” şeyini yapsalar da tanısak onları…
    Bir kısmı sahiplerinin yurtlarında yedirilip içirilip yeni görevler için hazırlanıyorlar…

  4. Valla sayın koru, müzik kulağa hoş geliyor, uzaktan!. ama okur yorumlarına gösterdiğiniz “hoşgörü” ile yazılarınız kavga ediyor. Yazılarınız mı yoksa “hoşgörü”nüz mü haklı bilmiyorum. ama bunlardan bir tanesi haklı olabilir, iki değil. onu biliyorum. ya okur yorumlarına cumhuriyetin nuray merte gösterdiği gibi “hoşgörü” göstermekten vazgeçin, ya da cumhuriyeti eleştirmeyin.
    Çünkü tutarsızlık, cumhuriyetin tavrından daha kötü.

  5. Fıkıhta muallem köpek tabiri var.Avcı ava atış yapsa,sonra köpek avlanılan avı getirse o hayvan helâldir yenir.Avcı avlamadan köpek avı yakalayıp getirse o av murdardır yenmez,leştir..Sahibi adına iş yapanın caiz, nefsi adına Allah rızası için iş yapanın işi mekruh,haram sayilıyor.
    Bu dönem sahibi adına konuşanların rağbet ve caiz göruldüğü bir dönem..onun için ferdi olarak Allah adına,resulullah hatırına,adaletin gerçek manada tecelli bulması adına ,bir nevi hakkaniyetin ve adaletin ön temsilciliği adına doğru yazılan her söz,ferdi olduğundan kabul görmüyor..Zaman sahibine av yapma zamanı kim sahibi adina iyi havlarsa kemiğin iyisini o kapıyor. Siz boşuna nefes tüketiyonuz ferdi olarak..fikirleriniz caiz değil…

  6. Bir arkadaşımız var. “Hele, birinin ayağına basıver” de dost mu, düşman mı ? Anlarsın, der. Son günlerde ayaklarına basılan (yani kendi beklentilerinin, kendi çizgisinin BİRAZCIK dışında görüş belirten yazarlarına – ayağıma bastın, diye – yol gösteren Gazeteler, bana bu sözü hatırlattı. Hani bunlar, Özgürlükçü idi, basıın özgürlüğünden yana idi. Demokratlardı, Cumhuriyetçilerdi. Kendilerine karşı girişilmiş bir darbe tehdidi yok, bir silah kullanma yok, ölüm tehdidi yok. Peki ne olmuş, yazarları bir parça farklı düşünmüş. Komünist rejimlerde olduğu gibi, tek tip düşünce kalıbından sapmışlar. Vay, sen misin bunu yapan. Hadi sana bir ceza, ne o. para cezası (yani maaşı kesme, tard cezası) Hani siz demokrattınız, özgörlükçü idiniz. Anlaşıldı mı, ne mal oldukları ? Nasıl özgürlük hayranı oldukları. Ne türlü – komünist usulü- Özgürlükten yana oldukları. ŞAPKA DÜŞMÜŞ, PEŞ PEŞE KEL GÖRÜNMÜŞTÜR. Görülüyor ki, KILIÇDAROĞLU’nun beraber yürüdüğü kimseler, ne tür BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDEN yana olduklarını AÇIK SEÇİK ortaya koymüştür. Bu durum MERKEL ve ALMANLARA da duyurulmalıdır. CÜMHÜRİYET GAZetesinde işçilerin sık sık ÖZGÜRCE greve gittiğini de hatırlıyalım. türkiyede, BASIN AHLAK YASASI ne işe yarıyor, acaba ? RÜTÜK gibi mi ? F. KORU Basın özgürlüğünü savunadurmıya devam etsin, nasıl bir basınsa.

  7. Dünyanın her yerinde evrim teorisini dini inançlarıyla bağdaştıramayan insanlar olduğu gibi bağdaştırıp bu çok çok önemli bilimsel çalışma alanında tüm insanlığın iyiliği için çalışmalar yapan dindarlar da bulunuyor.

    Unutmayın matbaa da bir aralar birilerinin dini inançlarıyla bağdaşmıyordu.

    Günümüzde bu kadar ilaç, tedavi, verimlilik evrim teorisi çalışmalarının sonucu ortaya çıkmışken, daha önce açıklayamadığımız pek çok konu canlıların ortak bir atadan farklılaşarak oluştuğunu anlamamız sonrası açıklanmışken, Profesör titri olan birinin bundan haberdar olmamış olması büyük cahillik. Üstelik bu cahilliğini örtmek için yaptığı savunmada çalıştığı alan dolayısıyla mutlaka bilmesi gereken bilim felsefesi ve mantık gibi konularda da çok yetersiz olduğunu gösterdi.

    Gazeteci olarak işine son verilmesi subjective bir karar ama bence profesör titrini hak edip etmediği objective bir şekilde sorgulanabilir.

    • Bugün yorumlarımın yayınlandığını gördüm, biraz şımardım. bir yorum daha yazacağım.
      Öncelikle nuray mert’in evrim konusunda ne dediğini bilmiyorum. ancak murat can’ın yorumundan benim çıkardığım sonuç, mert’in evrim teorisini kabul etmediğidir.
      Eğer öyle ise, gerçekten de mertin profesörlüğü hak edip etmediği tartışılabilir ancak ülkemizdeki “tartışılmayacak derecedeki” profesörleri bildiğim için sayın mert’in titrinin tartışmasına girmeyeceğim.
      Fakat evrim teorisi konusunda okuduğum bir araştırma hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum. Zannediyorum önemli bir bilgi. Tam olarak nerde okuduğumu hatırlamıyorum.
      Öncelikle evrim konusunda, en çok dile getirilen eleştiri “madem insanlar maymundan geldi o zaman şimdi niye maymundan insan oluşmuyor?” şeklindeki lise düzeyi eleştirisidir.
      Kısaca bahsedeceğim araştırma (tabi ki aklımda kaldığı kadarıyla anlatıyorum, hata olabilir, ancak özünde değişiklik. geogleda biraz araştırma yapan kişi bu konuyu bulabilir diye düşünüyorum), aslında bir ölçüde bu sorunun da cevabını veriyor.
      Bilindiği gibi, bazı vahşi hayvanlar, uzun uğraşlara rağmen, vahşi özünü değiştirmiyor. mesela kurt, tilki gibi hayvanlar bir süre evlerde beslenseler de köpekler gibi evcilleştirilemiyor. Yani maymunun evrimi ile ilgili soru burda da geçerli. “madem köpek ile kurt aynı kökten geliyor. o zaman neden kurtlar, tilkiler evcilleşemiyor”
      Bununla ilgili çeşitli araştırmalar yapılıyor. Ancak bir rus bilimadamı farklı bir yöntem izliyor. Evcilleştirmek deneyi için herhangi bir tilkiyi (deneyi tilki ile mi kurt ile mi yaptığını tam hatırlamıyorum. ama ben burda tilki olarak anlatacağım) değil, evcilleşme ihtimali olan bir tilkiyi seçiyor ve onu evcilleştirmeye çalışıyor. Yine onlardan olan yavrularda da aynı yöntemi izliyor. yani evcilleştirmeye yatkın olanlarını tutuyor, diğerlerini bırakıyor. Yıllar süren araştırma neticesinde, hayvanları evcilleştirmeyi başarıyor. Ancak burda önemli bir ayrıntı var, o da bu hayvanların, vahşi tilkilerden sadece evcil hayvan davranışları göstermesinin dışında da farklılıkları oluşuyor. O da fiziksel yapıları. mesela evcil olan tilkilerin kulaklarında ve kuyruklarında farklılıklar oluşuyor. kulakları daha kısa oluyor vs. muhtemelen bu araştırmayı bbc’de okumuşumdur. isteyen bulup okuyabilir diye düşünüyorum. Ancak işin özü şu ki: “madem öyle, şimdi niye maymundan insan olmuyor?” sorusu ile evrim çöpe atılamıyor.

    • parça parça yazıyorum, sayın editörü yoruyorum. ama eminim bu araştırmayı okuyanların evrim konusundaki düşünceleri epey değişecektir. Bir not da eklemek istiyorum. Bu araştırma evrimin kanıtı olarak ileri sürülmüyor. Bu yazı vahşi hayvanların evcilleştirilmesi hakkında bir deney. Ancak bu yazıda evrimin mantığı da ortaya çıkıyor. eminim okuyanların evrim konusundaki (tabi ki “çarşı evrime karşı” türü katı tutumdan bahsediyorum) katı tutumlarında şüpheler oluşacaktır.

  8. Uğur Mumcunun adını yazmamak size ne kazandırır?Sizin o gazetede yazmanızı istememesi bayağı sizi sarsmış anlaşılan.Yazınızda adını bile zikretmiyorsunuz .O araştırmacı gazeteciliği ,namus ve şerefiyle Türk basının da her zaman ayrı bir yerde olacak.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here