Nasıl bir Türkiye’de yaşadığımızı bilmezsek olmaz; işte tablomuz:

13

Şu yakınlarda bir vesileyle CHP’li bir mahallede DP’li bir ailenin çocuğu olarak 1957 seçiminde yaşadıklarımızı yazmıştım. Komşularımız CHP’nin yeniden iktidara geleceği beklentisi içerisindeydiler o seçimde, ama aradaki oy farkı azalsa bile DP yine ipi göğüslemeyi başarmıştı.

Babam o gece evimizin caddeye bakan yüzünü meşalelerle ve sevincini en aşırı biçimde ifade eden bir pankartla donatmıştı.

Hep unutuluyor: 1950-1960 arasında CHP’nin oyu seçmen sayısının 55 milyonun üzerinde olduğu bugünkü gibi yüzde 25’in altında değildi. Seçmen sayısının 9 milyondan az olduğu 1950’de (39,5), 10 milyonu biraz aştığı 1954’te (34.8) ve 12 milyonu bulduğu 1957’de (41) hatırı sayılır oy alıyordu CHP.

Aynı seçimlerde DP oyları (1950: 53.5, 1954: 56.6, 1957: 47.8) kırılgan bir eğri çizse de, yüzde 50 civarındaydı.

DP’nin oy deposu, ‘milletin efendisi’ diye anılan köylülerin yaşadığı kırsal kesimdi ve büyük kentlerde DP sempatizanları ya yeni yeni oluşmaya başlamış varoşlarda, ya da çoğunluğunu CHP’li ailelerin teşkil ettiği mahallelerde yaşıyorlardı.

Çocukluğum ve ilk gençliğim hep ‘aykırı’ gözüyle bakılan mahalle ortamlarında geçti.

Bugün çoğumuz ayrı dünyalarda yaşıyoruz

İnsanlar çoluğu ve çocuğuyla partili kimliğinin fevkalade ayırdında, ancak bunun kavga-gürültüye dökülmediği bir mahalle ortamında hayat sürerlerdi.

Siyasetin ağır bastığı dönemler genellikle seçimler öncesiydi; bugünlerde olduğu gibi 365 gün, 24 saat siyasi kavga yapılan bir atmosferden uzaktı o günler.

Hiç değilse benim hafızam öyle olduğunu söylüyor.

Bilgi Üniversitesi’nden bilim insanları ‘Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları’ genel başlığı altına giren bir araştırma yürütmüşler; yakınlarda sonuçları açıklanan araştırmaya göre, ülkemiz, siyasi partilerin merkezinde bulunduğu bir ayrışma coğrafyasına dönüşmüş durumda.

Farklı partilerden birileriyle aynı semtte oturmak istemeyenlerimizin oranı yüzde 70’i buluyor, iş ortağı seçiminde bu oran yüzde 74’e, kızlarını evlendirmeye sıra geldiğinde ise yüzde 79’a çıkıyor.

Farklı partilerden kişilere kız vermek istemiyor, onlarla aynı mahallelerde oturmayı, iş kurmayı düşünmüyoruz.

Benim yetişme çağlarımda (1950’lerden 1970’lere) benzer araştırmalardan mahrum bulunduğumuz için bilimsel açıdan mukayese yapabilecek durumda değiliz, ancak kişisel deneyimim Türkiye’nin bu alanda pek fazla değişmediği yolunda.

En büyük değişim bugün bu durumun adının ‘kutuplaşma’ olarak konulması ve farklı eğilimler arasında tahammülün ortadan kalkması.

Farklıydık yaşadığımız mahallelerde eskiden, ancak biz çocuklar ile annelerimiz bunu fazlaca hissetmezdik.

Mahalleler siyasi anlamda korku nedir de bilmezdi.

Söylemiştim: CHP’nin iktidar olacağı beklentisindeki komşular evlerini altı oklu bayraklarla donatabiliyor, sandıktan yeniden “DP” çıkınca, babam, benim bugün bile sizlerle paylaşmayı düşünmediğim sivri bir sloganı pankartlaştırıp eve asabiliyordu.

Üniversitenin araştırmasında, “OHAL uygulamalarıyla ilgili bir tartışmaya katılır mısınız?” diye sorulduğunda, insanların yüzde 57’si bunu ancak arkadaş yemeğinde, yüzde 64’ü aile yemeğinde tartışabileceğini söylüyor. Her üç kişiden biri araştırmacılara “Twitter hesabım var” demiş olan bir ülkeyiz ve sosyal medyada konuyu ele alma cesaretini gösterebileceklerin oranı yalnızca yüzde 25.

Komşuluk ilişkilerinin en asgari düzeye indiği günümüzde, insanlarımız, birbirleriyle yüz yüze görüşüp konuşmuyor, anonim bir iletişim ortamında hiç tanımadıkları kitlelere mesajla yetiniyor.

Parti kimlikleri çok keskinleşti

Yukarıda DP ve CHP oylarının 1950’lerde inişli çıkışlı olduğunu gösteren üç seçimin oranlarını vermiştim. Araştırma bugünkü durumun çok daha keskin olmaya yüz tuttuğunu gösteriyor: “CHP’ye asla oy vermem” diyenler toplumun yüzde 35-40’ı civarında. AK Parti için bu oran yüzde 25-30 civarı. MHP’de yüzde 35, İYİ Parti’de yüzde 40, HDP’de ise yüzde 60.

Siyaset işte bu tablo gerçeği üzerinden yürütülüyor günümüzde.

Toplumun üçte ikisinin parti aidiyeti konusunda kesin kararlı göründüğü bir tablo üzerinden…

En fazla kırılganlık arzeden konu da ‘cumhur-başkanlık sistemi’. AK Partililerin büyük bölümünün ciddi desteğine (84.2) sahip olan konuya CHP’liler (88.3), İYİ Partililer (78.9) ve HDP’liler (71.3) en az o kadar ciddi oranlarda karşı çıkıyor.

Kederde ve sevinçte birleşemiyoruz, ancak bir ortak noktamız var: CHP’liler de (54.5) AK Partililer kadar (56.8) ‘en büyük tehdit’ olarak ABD’yi görüyor. MHP (53.3) ve İYİ Parti (52.1) taraftarları da aynı görüşte. (HDP’de bu oran 45.9).

Nasıl bir ülkede yaşadığımızı bilelim ve beklentilerimizi ona göre kuralım.

ΩΩΩΩ

13 YORUMLAR

  1. Kutuplaşmayı ülkemize sokan kim? Peki mahalle kabadayısı ağzıyla ona buna laf atanlar? Kahvehane sohbetlerinde alışık olduğumuz kaba dili siyaset diline çevirenler kimler? Ona hain, buna terörist, şuna ajan yakıştırmasını çok kolay bir şekilde yapıştıran kesim hangi kesim? Kendileri haricindekileri gayri milli ilan edenler kimler? Ülkeler arası diplomatik dili ayaklar altına alanlar kim? Bu soruların cevabı tek bir adresi gösteriyor. Kim bunlardan dolayı oyunu artırıyorsa adres orasıdır..

  2. Ben siyasi yöneticilerde, toplumu rahatsız eden bir kutuplaşma olduğunu kabul ediyorum. Fakat, toplumda böyle bir kutuplaşma olduğu kanaati bende yok. 12 Eylül 1980 öncesini yaşamış biri olarak kutuplaşmanın çok fazla olduğunu yaşamıştım, gözlemlemiştim. Öğretmenler, polisler, kamu çalışanları, adeta karşı düşüncede olanlara selam bile vermeyecek derecede ayrışmıştı. Düşünceleri farklı olan kişilere zarar bile vermekten çekinmeyecek şekilde bir yaşam vardı. Korkusundan dolayı evinin zilinden adını silen memur dostlarımı biliyorum. Tabii, bunların topluma, ihtilali hazırlayan tuzaklar olduğunu zaman bize gösterdi.
    Günümüzde böyle bir ortam yok diyebiliriz. Lider seviyesinde ilk hakaratvari söylemler, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı olmasıyla başladı. Erdoğan’a karşı “Bay Recep”söylemleri ilk küçük düşürücü ifadeydi. Kılıçdaroğlu, ilerki zamanlarda bu tip yakışıksız söylemleri, daha da arttırdı. Fakat buna cevaplar hem daha üst derecedeydi, hem de daha etkiliydi. FETÖ’nün CHP beyanatlarına el atmasıyla birlikte, liderlerden sonra, aynı durum parti yöneticilerine de artarak yansıdı, günümüzde de artarak devam etmekte. Benim değerlendirmem, bu işten hep CHP kaybetmekte, AK Parti kazanmaktadır.
    Toplumda böyle bir durum şu anda yok. Arkadaşlıklarda siyasi görüş farklılıkları önem arz etmiyor. İzdivaçlarda da ön planda olduğunu gözlemlemiyorum. Fertlerin siyasi parti başkan ve yöneticilerinin söylemlerinden rahatsız oldukları ise kesindir.

    • 1980 leri yaşıyanlardan birisi olarak, size katılmıyorum. O zaman muhalefet susturulmamıştı ve ondan dolayı insanlar çarpışıyorlardı. Aynı aileden olanlar bile ayrı gõrüşlere sahiptiler.
      Ya şimdi hapisdeki gazetecilere ve akademisyenlere bakıldığında açıkca görülmektedir.
      Fişlemeler o zaman mi yoksa şimdi mi?
      Ya yurt dışinda? Yut dışında yaşayan Türk vatandaşları Hiç bu kadar bölunmemişdi hatta birbirlerini inciten dahi yoktu.
      Size gore şu an 12 Eylülden daha iyiyi ise!
      Kotusu nasıl oluyor.
      El insaf.

      • Hangi insaf. Türkiyede yaşamış çalışmış emekli olmuşsunuz. Sonra bir şekilde amerika gitmiş bunca geç yaşta gittiğiniz halde bir kaç yilda Türkçeyi unutmuşsunuz. Site kurulduğunda yazdığınız yorumlarda meramınızı anlatamayacak kadar kötüydü. Türkçenizin nasıl bozulduğu enteresansa düzelmesi de öyle enteresan. Ama Belli ki unuttuğunuz tek şey türkçe değil. Bu ülke halkı birbirini sever. Dosttur. candır. Misafirperverdir. Yardımseverdir. Az bir marjinal grup varsa da hallolmayacak mesele değildir. Kardeşliğimiz kazanacaktır. Hiç şüpheniz olmasın. Ümidiniz de…

        • Evet siz ve sizin gibileri,” GİBİ” dost ve misafir perverler sayesinde bebekler lúks zindanlarda ağırlaniyorlar.
          Benim Túrkcemi ben beğenmiyorum. O zamanki kilevyemde de Türkçe karakterler yoktu. benim yazílarím herkes tarafından beğenilerek okunmaktadır. Yaşıma gelince de akil yaşda değil baştadır! Bir de şu an benim eski tanidiklarim 30 yil once bana hiç değışmediğimi ve ilk taníştiklarım da 30 veya 40 yaşlarínda olduğumu tahmin ediyorlar. Kendim de halen 14 yaşımdaki kilomdayim ve hiçbir ilaç kullanmıyorum çünkü çok sağlikliyim.
          Öyle sahte cinsiyet ve isimle yazacak kadar ne cahilim nede korkağim.

          • 67 yaşındasınız ama 30 gösteriyorsunuz. Emeklilikten sonra türkçeyi unuttunuz ya da türkcenizi beğenmiyorsunuz. 14 yaş kilonuzdasınız. Ve lise kitaplarınızda kaç alman gemisi geçtiğini hatırlıyorsunuz.
            Siz benim kusuruma bakmayın olur mu….

  3. Sayin Koru şu an ve geçmişte uzun zaman bizleri idare edenlere baktığımızda nasıl bir millet olduğumuzu sorgulamaya gerek yok buna anketlerdeki rakamlarda eklediği zaman açık bir şekilde ortaya çıkıyor.
    Zaten bazı nabza göre şerbet misalı çenesi laf yapan politikacıların yaptıkları (Suriye örneği gibi) yanlış ve hataları kapatacak günah keçileri zaten hazır ABD ve AB. Biz ve Müslüman ülkelerin vatandaşlarını bu şekilde uyutmayı çok güzel beceriyorlar.
    Geçmiş de ve şimdi, bizler vatandaş olarak çıkıp da devleti yõnetenlere şu soruyu sormuyoruz.ABD ve Batı bizim için tehlikeli devletler vb, peki siz bizi idare edenler neden sülalece milyonlarca dolar harcayıp oralarda tahsil yapmış veya yaptırıyorsunuz. Peki biz size nasıl güvenelim veya doğru söyledíğinizi nerden bilelim vb bun örnekler gibi soruları buraya yazarsam yer kalmaz.

    Türkiyedeki kiyafet ve soyadından dolayı çocuklarının hayatını karartmak isteyen ” ÖĞRETMENLER in” ellerine teslim etmemek için Türkiye’de gece gúndüz demeden çalışarak çocuklarının geleceğinden dolayı yurt dışinda yaşamak zorunda kalanlara ve sayin Koru gibi ( iki gün önceki) yazdığí 1. Dünya savaşi ile ilgili bõlumdeki bilgilerín yanlış olduğunu bazi okurlar tarafından idda edilmesi nedeni ile sayin Koru’yu tarihi bilmemekle eleştiren benim yorumlarıma tahamul edemeyen ve burada birilerini mürúdú gibi dengesizce yorum yapanlar bir zahmet dün kardeşi olanlarla bugün düşman olanlara da sayın Koru’ya ve benim gibilerine sordukları sorulardan sorsunlar. Sorarlar mi? Hayır sormaz ve soramazlar.
    Not: Sayin Koru dan bir kaç ay geç dünyaya gelmiş birisi olarak ayni yaştayız.
    Bizim okullarda okuduğumuz tarih kitaplarinda 3 Alman gemisi olarak yaziyordu ve ben de gemi sayısını üç olarak biliyorum.
    2.bir idda gemiler İstanbula gelmiş fakat Çatalca’ya gelmemiş. Peki Catalca nerde? İstanbul’da değil mi?
    Aslında bana göre bu gibi ayrıntıların yanlışlığının bize herhangi bir zararı olmadíğı gibi veya doğruluğununda bir yararı olup olmamasi hiç bir şey değiştirmiyeceği kanısındayım.
    Biz millet olarak madem bu kadar ayrıntıları göre ve bile biliyoruz, neden bizleri yönetenlerın veya muhalefet de olanların taraftarları olarak bütün hatalarına kılıf uydurup görmezden geliyoruz?
    Doğruları konuşmak veya yazmak menfaatlardan daha erdemlıdır.

  4. Beraberiz
    Haçlı seferleri Avrupa’nın kendi içinde önce birlikler kurmasını sağlamıştır. Sonra uluslar, krallıklar altında birleşmiştir. Papalığın krallıklar üzerinde etkisi vardı. Protestanlık ile bu etki kırılmış ve uluslar devletlere ayrılmaya başlamıştır. Sözde cumhuriyet rejimleri kurulmuştur. Nihai olarak imparatorluklar da ortadan kalkmıştır. Sömürü bu sefer de devletler eliyle yapıldı. Kontrolü masonik tipli örgütlenme ile sağladılar. Atina döneminde demokrasiden ve ekseriyet sisteminden bahsedilir ama bu ekseriyetin değil asilzadelerin ekseriyetidir, kendi küçük yönetici sınıfları içinde ekseriyetle karar almışlardır. Bunlar hep tarihin bilinen gerçekleridir. Herhangi bir olayı bugün yorumlarken bu tarihsel arka planı göz önünde bulundurmalıyız.
    Sermaye dolar ile insanlığı sömürebilmek için ekseriyet ile karar alınan yönetim tekniğini geliştirdi. Ülkelerde iki parti kuruluyor. Güçleri birbirine yakın oluyor. Sermaye kendi söz geçireceği partinin başa geçmesi için çalışıyor. Bu sayı bazen dört olabiliyor, bu durumda da gene istediği partiyi desteklemelerini sağlıyor.
    Devlet Bahçeli şiddetle Erdoğan ve AK Parti karşıtı iken bugün tam destek vermekte. Karşısında da Meral Akşener var. Görülüyor ki herkes Sermaye’nin planını uygulamakla meşgul.
    Planlı çalışmalar her zaman dağınık çalışmaları yener. Türkiye’de sadece askerler planlı çalışıyor. Eğer askerler yönetime hakim olurlarsa işler yürür. Değilse Sermaye’nin sözü geçer. Ne yazık ki orduyu bölme çalışmaları devam ediyor. Zamanında Evren’e “ordu bölünecek” dedim. “Bölünmez, çünkü ordu erlerden oluşuyor, sadece bizim seçtiğimiz okumuşlardan değil” diye karşılık verdi.
    Türkiye’nin her on yılı zafer yılıdır. 1900’den beri hep zafer kazanıyoruz. İmparatorluğumuz yıkıldı, cumhuriyeti kurduk, CHP’nin tek parti yönetimi gitti demokrasi geldi. Demokrasi bugün olağanüstü hal uygulamaları ile daralmakta belki de can çekişmektedir, yerine Adil Düzen yani barış düzeni gelmesi muhtemeldir.
    Halk sözde çatışma içinde ama hiçbir zaman birbiri ile boğuşmadı. Çatışması hep sözde kaldı. Bugün Türkiye barış içindedir. MHP’li halk ile HDP’li halk barış içinde sorunsuz yaşıyorlar. Türkiye bu nedenle varlığını sürdürüyor.

  5. almanya da aylardır hükümet kurulamıyordu çok sert tartışmaların gölgesinde, siyasiler anlaşamıyorlardı, halkta karşılığı olmaması mümkün mü. trumpın seçilmesi sırasında oy verenler ve vermeyenler arasındaki kavgaları da hep beraber izledik. siyasi ayrışmanın her toplumda bir karşılığı olması son derece normal. anketleri bu görüşlerin daha radikal sergilendiği yerlerde yaparsanız sonuçlar daha keskin çıkabilir. ama bu gruplar bir gerçeği değiştiremeyecektir…
    bu millet kardeş kardeş yaşayacaktır. hdp ısrarla hendek zamanlarında bu yana kürtleri sokağa çağırıyor, kitleler üzerinde kaos çıkarma peşinde koşuyor. en son afrin için denediler. gene olmadı. zira onlarda bizimle yaşamak istiyor biz de onlarla. kardeş kardeş. gidecek bir yerleri yok. bizim gibi. güvenecek hiç kimseleri yok. bizim gibi.
    CHP de hiç durmadan sokağa çağırıyor. onlarında arkalarında hiç kimse olmuyor. kurultay da kılıçdaroğlu yine direniş haklarına işaret etti. içerde küçük bir grup redikalleşiyor, marjinalleşiyor. bunun küçük bir kesim dışında toplumda bir karşılığı yok. yakın zamanda bu sokak çağrılarını daha fazla göreceğiz zanederim zira 16 yıldır hiçbir seçimde yenemediği hatta oylarının yarısına erişemediği erdoğan ve AKP heyulası şimdi yanına bir de bahçeli ve MHP yi ve BBP yi de alarak karşısına çıkacak. bari marjinalleş verdiğin zarar kardır aklı alıyor gibiler…ama CHP tabanı küçük bir kesim dışında bunu kabul etmez destek te vermez. mitingler dışında büyük hareketler için toplanmaz, kırıp dökmez. CHP seçmeni seçilmişe saygı duyar. radikaller de ama sandıkta ama yargıda layıklarını alır…
    sadece burada yorum yazıyorum sosyal medya hesabım da yok. ama buradan hareketle herkesin istediği sertlikte konuşabildiğini yorum yapabildiğini söyleyebiliriz. kimsenin engel olduğu yok. Nefret dolu yorumlarda kendine yer buluyor taraftar yorumlar da, tarafsız olanlar da. site sahibinin belirlediği kurallar çerçevesinde yayınlanmayanlar varsa bu sitenin düzeni içindir. bu sitede yazmayı seçiyorsak kuralları kabulleneceğiz, saygı duyacağız. hep beraber yorum yapma özgürlüğümüzü kurallar çerçevesinde koruyacağız değil mi??? başka türlü olabilir mi???

    • Yorumunuzun son paragrafı ve birkaç gün önce bir başka yorumcuya cevap olarak yazdığınız cümle; ve farkettiğim başka bazı ipuçları sizin de KADROLU/ACREDİTE muhaliflerden olduğunuz kanaatimi pekiştirdi…
      AKSİ HALDE BU KADAR UZUN SÜRE YAZAMAZDINIZ…F

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here