Özal “Satarım” demiş ve kazanmıştı.. Yapılacak ekran atışmasında, tabii yapılırsa, kazanacak tarafı tahmin zor değil…

26

ABD’de 2020 seçim yılı. İki partinin (Cumhuriyetçi Parti, Demokrat Parti) aday adayları çoktan meydanlardalar. Sonunda her iki partinin aday sayısı bire inecek ve Amerikan halkı seçim öncesi -hem de birden fazla kez- onları kuralları önceden belirlenmiş televizyon münazarasında tartma imkanına kavuşacak.

Eskiden Amerikan Haberler Merkezi nihai münazara için gazetecileri Ankara ve İstanbul’daki binalarında bir araya getirir, izlemelerini sağlardı; şimdi herkes kendi evinin rahatlığı içerisinde izleyebiliyor.

Oradan başka ülkelere de geçti adayların veya parti liderlerinin ekran atışmaları.

Yaşı müsait olanların kolayca hatırlayacakları bir örnek, 1983 yılında, darbeci askerlerin siyasi hayata geçiş izni vermesiyle başlayan yeni siyasi dönemde, iktidara gelmek için yarışan parti liderlerinin TRT ekranında atışmalarıdır. Anavatan Partisi lideri Turgut Özal ile Halkçı Parti lideri Necdet Calp arasında geçen “Köprüyü satarım” ile “Sattırmam” tartışması o seçime damga vurmuştu. “Satarım” diye ısrarcı olan (Özal) kazançlı çıkmıştı o atışmadan…

Sonraki seçimlerde de devam etti o türden atışmalar…

Adaylar ve gazeteciler

İstanbul belediye başkanlığı için yenilenen seçime doğru günler iyice azalmışken önde giden iki adayın ekranda karşı karşıya gelmesi söz konusu. AK Partili adaylar, partinin aldığı bir karar gereği, rakipleriyle ekranlarda karşılaşmaktan kaçınıyorlar. Galiba bu prensip kararı ilk kez İstanbul seçimi için bozulacak. (Benim kuşkum var ama…)

Televizyondaki siyasi münazaraların seçim sonuçlarını çok etkileme gücü olduğu bir mit; izleyicilerin tuttukları tarafın rakibi karşısında ezilmesine bile aldırmadıkları pek çok örnek hatırlıyorum. Kararsız seçmenin durumu farklı; seçmen kararını bir adaydan yana yapmaya niyetli ise, aday ekranda rakibi karşısında başarılı göründüğünde kararını kesinleştirebiliyor.

Tabii ekranda hatalı duruş veya gaflar öldürücü etkiye sahip olabiliyor. ABD’de Gerald Ford dış politika konuşulurken Doğu Avrupa konusunda bilgisiz görünmüş, Baba Bush‘un sık sık saatine bakması ve Al Gore‘un derin iç çekmeleri izleyenleri rahatsız etmişti.

Korkulacak, çekinilecek fazla bir durum yok bu münazaralarda aslında.

Esas çekinmesi gerekenler, -kendim de geçmişte TV’de yapılan birkaç aday tartışmasına sorgulayıcı olarak katıldığım için biliyorum- onların karşısına çıkarılan gazeteciler…

ABD’de başkan adaylarının atışmalarını kanallar değil bağımsız bir kurum ayarlıyor; tabii gazetecileri de o kurum seçiyor. Genellikle ülkenin en kıdemli ve bilinen televizyon gazetecileri oluyor adayları sorgulamaya davet edilenler…

Son ABD başkanlık seçiminde Donald Trump ile Hillary Clinton arasındaki atışmayı NBC televizyonu yayınlamış, programı kanaldan Matt Lauer yönetmişti. Atışma sonrasında politikacılardan daha çok programı yöneten televizyon gazetecisi tartışıldı.

Eleştirenler arasından, ekran atışmalarına televizyon gazetecilerinin değil yazılı medyanın siyasi yorumcularının davet edilmesini, hatta dış politika konularındaki sorular için de düşünce üreten merkezlerden isimlerin hazır bulundurulmasını teklif edenler de çıktı.

Gazetecilerin zorluğu, programı izlemek üzere ekran başına geçenlerin beklentilerinin farklı oluşu yüzünden. Bazıları sert ve çetin sorularla adayların sorgulanması beklentisi içerisindeyken, destekledikleri adaylara kıyamayan izleyici de çok.

Taraf tuttuğu açıkça belli olanların kamuoyundan çekeceği var.

Kuşkuluyum, çünkü…

Ekrem İmamoğlu ile Binali Yıldırım hangi kanalda karşı karşıya gelecek? Onların çıkacağı programı kim yönetecek? Soru sorsun diye hangi gazeteciler davet edilecek?

“Anlaşma tamam” denildiğine göre bu soruların cevaplarını taraflar biliyor olmalı.

Taraflar anlaştıklarını ilan ettiler, her şey tamam görünüyor, zaten vakit de azaldı; fakat ben yine de televizyonda karşı karşıya gelişin yaşanacağından kuşkuluyum.

Kuşkumun temelinde günümüzün medya düzeninin çarpıklığı yatıyor. Taraflar arasında medya desteği bakımından büyük bir fark bulunuyor. İmamoğlu mesajlarını iletebileceği kanal bulmakta zorlanıyor; arayı bu yüzden paralı reklamlarla kapatmaya çalışıyor. Rakibi Yıldırım‘ın ise her attığı adım, hatta fısıltısı bile neredeyse bütün kanallardan duyuruluyor.

Bu ayrıcalıklı durumundan vazgeçer mi Binali Yıldırım?

Geçer ve ekran münazarasına katılırsa kendisine “Bravo” demeye hazırım.

ABD’de, başkan adayları arasındaki ekran atışmalarında, rakibin iktidar adayından daha fazla avantaj sağladığı biliniyor. Hillary-Trump atışması buna bir örnek; Trump programdan kârlı çıkan taraf olmuştu.

Hayli zamandır kendimi televizyon haberlerine ve özellikle de tartışma programlarına izleyici olarak kapattım. İmamoğlu-Yıldırım hangi kanalda buluşur ve görüşlerini yarıştırırlarsa, bir İstanbul oyvereni olarak, onları izlemek için sabırsızlanıyorum ama…

Bu atışma kaçırılmaz çünkü…

ΩΩΩΩ

[Bu yazının İngilizce tercümesi için link:]

26 YORUMLAR

  1. AKP=Erdoğan neden Ekrem İmamoğlu-Binali Yıldırım TV münazarasına izin verdi ? (Binali Bey bir soru üzerine “bu benim tek başıma alabileceğim bir karar değil” demişti).
    – Bu münazaradan kaçış seçimi kaybetmelerine neden olabilirdi.
    – B.Yıldırım’ın, E. İmamoğlu karşısında söyleyecek fazla bir şeyi yoktu. Zira daha önce İstanbul’a ihanet ettiklerini kendileri söylemişti zaten.
    – Bu durumda tepki görecekleri için söyleyemedikleri bir şeyi tartışma içerisine serpiştirerek söylemeye karar verdiler : “Ya bizi seçersiniz yada İstanbul’a 5 yıl boyunca yatırım yapılmaz, siz de sonucuna katlanırsınız.”

    Ekrem İmamoğlu’nun bu tavır karşısında hazırlıklı olacağını umarım.

  2. İstanbul’a en eskiden Byzantion deniliyordu. Sonrasında Constantinopolis (Costantinople) denildi. İstanbul’a Osmanlı Devleti zamanında “Der-Saadet” , “Asitane”, “Der-aliyye” gibi unvanlar verildi. Ama Osmanlı okumuşları dahi Kostantiniyye ismini kullanmaktan vazgeçmediler.

    Türklerin eline geçmesine karşın Batılılar bu şehre Konstantin’in Şehri anlamına gelen Konstantinople demeye devam ettiler.

    Ta ki Türkiye Cumhuriyeti kurulup Mustafa Kemal Atatürk, bu işe el atana kadar.

    3 Ocak 1929’da Türkiye’nin Posta Telgraf ve Telefon genel müdürü, merkezi İsviçre’nin Bern şehrinde bulunan Uluslararası Posta, Telgraf ve Telefon Teşkilatı’na bir mektup yazarak bundan sonra Constantinople yerine İstanbul adının kullanılması gerektiğini resmen bildirmiştir.

  3. Amerika bizim gibi ülkelerde, anlaşamadığı çıkarlarına ters düşen hükümetlere ayar çekiyor mu ile ilgili sn.Koru’nun Taha Kıvanç müstear ismiyle 1999 yılında yazdığı 3 günlük yazı dizisisinin sonuncusunun linkini paylaşmak istiyorum.Yazının önemi bizzat işin içinde olan Bülent Ecevitin yazısından alıntı olması. Takdir edersiniz ki bugünkü hükümetimiz Amerikayla epeydir anlaşamıyor . Yazıyı okumanızı ve bugün farklı stratejilerle de olsa, benzer amaçların farklı figüranlarla uygulamaya koyulmuş olma ihtimalini değerlendirmenizi rica ediyorum.https://www.yenisafak.com//yazarlar/tahakivanc/ecevitin-sinanmasi-3-43627

  4. Turkiye artık bir ucuncu dunya ülkesidir -islamcilar sayesinde
    Islamcilarin daha neler yapabileceğini anlamak icin Ocak medyanın’de seçtiği yazılardan su yazıya bakilabilir. Memleket ‘bunlar’ devraldiginda, gelişmekte olan ülkeler arasında idi. Gelişmiş ülke yapacağız sozu ile iktidara geldiler. Simdi bir ucuncu dunya ülkesi.
    https://www.t24.com.tr/yazarlar/fusun-sarp-nebil/akp-kisitli-secmenlere-iliskin-verilere-nasil-ulasti-ttb-nin-cevaplari,22751

    • Bu kaynak verdiğin siyasi yazıda çokçası seçimlerden bahsediyor. 3. dünya ülkesi olduğundan falan bahseden bir yazı değil. Ayrıca, böyle olmuş olsa sevinecek miydin?

      • Siz, lutfen akil-iman sentezinize donunuz, benim yorumumu ve ‘iktibas’ ettigim yazi ve ikisi arasındaki baglantiyi anlayabilecek olanlara birakiniz.
        Ayrica, ulkenin ileri ya da geri gitmesinde benim hissettigimin ne onemi var; neticeyi etkilemez. Yapıp ettiklerim etkiler.

        • Türkiye “şimdi üçüncü dünya ülkesi” derseniz bu yalana/yanlışa girer. Yorumumu tekrar okuyun (& düşünün); reaksiyonum o açıdan(dı). Ancak senin şu yazdıklarıma reaksiyonunla “Akıl*İman Sentezi”nin akıl bileşeninin düşük olduğunu göstermiş oldunuz (iman konusuna girmeye lüzum yok). Demek istediğim şu: Türkiye AKP döneminde G20 arasında idi, şimdi yine öyle. Sorarlar adama 3. Dünya ülkesi olup ta G20de olan ülke göster diye. Haksız mıydım thewinemaker? Benim reaksiyonum bu açıdan normal, ama senin şu “Akıl*İman Sentezine” dönünüz reaksiyonun yersiz. Ben bu ifademe yorumumda yer vermedim zaten. Bir daha tekerrür etmesin. Hafife alınacak bir konu değil… Göndere bastım ama sistem bazen azizlik yapıyor. İlkinin gittiğinden emin olamadığım için gözden geçirilmiş haliyle tekrar deniyorum..

          • Sizin aklinizi secim almış. Yazının konusu özel kisisel sağlık bilgilerinin gizliliği konusu, bu konudaki kanunlar, bu kanunlara uyulup uyulmadigi, ve devlet yetkilerinin, parti cikarlari icin, nasıl bu kanunlari ihlal ettigi ile ilgilidir. Bu ihlal, tam bir ucuncu dunya halidir. O bakımdan siz ya okuduğunuzu anlamıyorsunuz, ya yaziyi okumamissiniz, ya da her ikisi birden. Ve yine, bu sebeblerle, sizin iman akil sentezi filan derken de ne dediğinizi anladiginizi sanmıyorum. Ayraca, bol bol, Allah’tan ve Kitaptan da bahsediyorsunuz. Bu vesile ile el yükselterek diyorum ki bu sıkça bahsettiginiz seyler, gozunuze parmagini soksa tanir misiniz acaba?!

          • Yahu, şu dediğine bir bak! seçim ve seçmenlerle ilgili konuyu getiren ben miyim yoksa sen mi? Gelişmişlik seviyesine lambur-lumbur girerken niyetin ahlaki gerikalmışlıksa, ona göre spesifik olmayı aklet biraz. Ahlaki geri kalmışlık konusu da eleştiri konusu tabii, yolsuzluk rüşvet usulsüzlük konularını benden fazla mı eleştirdiğini sanıyorsun? Değindiğin konular da sorun iken gelişmişliğin en direkt ve somut ölçüsü ekonomi yanından fantazi/lüks kalır.

            Allah ve Kitap konularındaki yargılamanı, O’na “göze parmak sokmak” veya “yolda dolaşmak” gibi mekan ve zaman sınırlaması getireceğinize önce “thewinemaker’lığınızı yargılayın. Unutma ki Allah, hayalinizdeki O’na dair keyfi şekilciliğinizden/sınırlamalardan münezzehtir. Hristiyanların düştüğü hataya düşmüş bir hal var sizde. Size Hadid (Demir) suresinin 1,2,3 ayetlerindeki tanımlamayı okumanızı ve hakkında düşünmenizi tavsiye ediyorum. Durumunuzu gözden geçirin. Allah yardımcınız olsun…

  5. Tartışma
    Adayların, ekrana çıkıp tartışmaları, iki yönlü yapılmaktadır. Birincisi, adayların kişilikleri karşılaştırılır. İkincisi ise adayların temsil ettiği partilerin görüşlerini öğrenmek amacıyla seyirci adayları takip eder.
    Türkiye’de hiçbir partinin kendi programı yoktur. Batıda hazırlanan programların temsilcileri var. Tartışılan, hangi adayın Sermaye’nin üstelediklerini daha iyi yapacağı tartışmasıdır. Bu hususta çok tecrübeli ve başarılı olan Yıldırım’ın İmamoğlu’nu çoktan geçecektir. Sermaye zaten karar vermiş, Yıldırım’ı belediye başkanı olarak görmek istiyor.
    Ben şahsen AK Parti ve Binali Yıldırım’ın hata ettikleri görüşündeyim. Batı’ya güvenerek Türk ekonomisini götürme çözüm değildir. Batı batmaktadır. Sermaye de yönetim de çıkmazdadır. Çünkü faizli işçilik sistemi çöktü, faizli işçilik sistemi ömrünü doldurdu. Bu sistem içinde ömrünü doldurdu. Bu sistem içinde başarı şansları yoktur. Binali Yıldırım ile AK Parti batan gemiye binmekle uğraşmaktadır. Kendileri boğulacaklar, ülkeyi de batıracaklar.
    Ben AK Parti içinde hala Erdoğan’dan ümitliyim. Binalı Yıldırım AK Parti’de birinci derecede rol oynamaktadır. İmamoğlu’na gelinirse ondan da bir ümidim yoktur. Ancak yeni birisi ve acemi birisi olduğu için Sermaye ile uyum sağlaması için dört beş sene gereklidir. AK Parti uyumu 15 senedir sağlayamadı. O zamandan yararlanır ve halkımız örgütlenebilir.
    Bu sebeple ben hala İmamoğlu’na oy vermeye devam edeceğim. Binali Yıldırım Meclis’e dönmelidir. Artık Sermaye’nin dediklerini değil de Allah’ın dediğini yapmaya çalışmalıdır. Kendisi için ve ülkemiz için, insanlık için buna gerek vardır. İyi insan olan Yıldırım’ın da kurtulmasını, dünya ve ahirette saadete ermesini diliyorum.
    Kurtulmak isteyen herkes Kur’an’a dönmelidir. Kur’an ehli ile beraber olmalıdır.
    Dört kitabın anlamı budur.

  6. Hani bizde meşhur bir söz var ya! İsıracak K…… dişini göstermez.
    Neyise TEHDİT edenlere cevabi tehdit edilenler veriyor zaten benim konum o değil.
    Burada her zaman amerkadaki CIA ajani bilmem sümüklü papaz. DEVLETI ELE GECIRMIŞ DARBECİ falan filan, diye bagiranlara, Asağidaki iki linki gönderiyorum okusunlar ve benim şu sorularimi cevaplasinlar.

    1- Gülen cemaatınden olan, SAĞLIKCILAR, EMNIYETCILER, YARGI MENSUPLARI, ASKERLERIN! kaç tanesi ABD de okuyup yetişmiş?
    2-Gülen camaatinden kaç kişi ABD ye Türkiyeyi şikayet ettimis?
    3- Şimdiye kadar! Gülen cemaatinden ABD ye Türkiyeyi şikayet etmişlerin çocuklarde Amerkada yetişmiş eğitilmiş babası Amerkali olan kaç kişi Türkiye devletinin C Başkanlarindan her hangi birisinin danışmanlik yapmiş?
    4- F Gülen! ABD den oturum alabilmek için 10 sene mahkemelerde uğraşarak zar zor almasina rağmen, CIA ajanliği ile olurken Ailesi ile. Birlikte ABD vatandaşliği hemen alan baba Kavakç yurt severleğini nereden kaynaklaiyor?
    Bu sorularin cevabini kendilerinden olmayan her yorumcuyu terörist ocu bucu diye yazarla birlikte tehdit edenlerden bekliyorum.
    Yalniz sizlerden şu soruyada mantıkli bir cevap bekliyorum.
    Gülenin çiftliği diye abartiğiniz yer Erdoganin kizini vakvi için aldiği çiftliğin üçde bir fiati dahi etmezken sürekli dilinizden düşmediği halde… neden 11 yurt binasi ve son aldiği Muhammed Alinin çiftliğinden hiç soz etmiyorsunuz?
    Herhalde onada bir çift sozunuz olsa gerek….
    Birde Baba Kavakcınin buradan apar topar gitmesinin sebebinide yazarsaniz iyi olur.
    Ben şu an onlarin mekani olan North Dallas dayim. Ona gore cevap yazin..
    Sahı T Cumhurriyetinde adammi kalmadide her köşe başini Kavakçi ailesi tutuyor.

    hattps://journeyintoamerica.wordpress.com/2009/02/16/interview-with-merve-kavakci/

    https://conflict-backchannels.com/2013/10/17/richardson-texas-imam-leaves-dallas-central-mosque-quietly/

    • Sümüklü hoca=Cübbeli=Adnan Oktar=Suudiler=Humeynigiller=Tüm tarikatlar=Her türden siyasal islamcılar=Mercedesli Diyanet=çocuk istismarcısı kuran kursları ve vakıflar=ve elbette kavakçı sülalesi…

      • Bu memleketin insanlarını kutuplaştıran laikçi trolleri de unutmayalım.Onların zihniyeti yüzünden bazı insanlar,”memnun değilim ama götürüp Akpartiye vereceğim “diyorlar.Çünkü ;diyorlar,”bu adamların kini,nefreti hiç tükenmez,kafaları da çalışmaz,papağan gibi aynı naneleri gevişleyip dururlar…kendileri memleketi birinci dünya ligine sokmuşlar gibi sürekli dindar düşmanlığı yaparlar”,diyorlar.Haksız da sayılmazlar bence…

  7. Tam tersi sosyal medyada Binali Yıldırım lehine söylenen tek olumlu cümleyi bile akla hayale gelmeyecek şekilde küfürlerle sindirmeye çalışan linç gurubu var. İmamoğlu nu değil eleştirmek onunla ilgili basit bir soru sormak bile ailenizin sövülmesine sebep oluyor.

  8. İktidar partisinin alamet-i farikasında ‘ampul’ olması, onun iyi aydınlattığı anlamına gelmez. Zira bir ampul kullandıkça yıpranır ve giderek daha az ışık verir. AKP(2019) ampulü ekonomik ömrünü tamamlamıştır. Bunun yerine çok daha verimli LED aydınlatmaya geçme zamanı gelmiştir.

  9. Sapan Delisi
    Adamın biri kafayı sapanla bozmuş nerde bir karış lastik görse hemen sapan yapıp evlerin camını kırarmış. Komşular dayanamayıp onu deliler hastanesine kapatmışlar gel zaman git zaman bu adam başhekimin yanına gelmiş.
    Hasta: -ben iyileştim beni salın.
    Doktor: -çıkınca ne yapacaksın?
    Hasta: -önce yakınlarımı ziyaret edeceğim
    Doktor: -makul, sonra …
    Hasta: -kendime bir iş kuracağım.
    Doktor: -makul, sonra …
    Hasta : -evleneceğim sonra gerdek gecesine gireceğim, sonra gelinin duvağını açacağım, gelinliğini çıkaracağım, sonrada südyenini ve kilodunu çıkaracağım.
    Doktor: -pek güzel, iyileşmiş gibisin. Peki sonra ne yapacaksın?
    Hasta : -kilodunun lastiğini çıkarıp sapan yapacağım.

    İnşaat Delisi
    Adamın biri kafayı inşaatla bozmuş nerde bir karış arsa görse hemen inşaat yapıp şehri betona çevirirmiş. Öyle ki yeni inşaat çukurları kazarken yanındaki apartmanlar bile yıkılıyormuş. Ahali dayanamayıp onu inşaat delileri hastanesine kapatmışlar gel zaman git zaman bu adam başhekimin yanına gelmiş.
    Hasta: -ben iyileştim beni salın.
    Doktor: -çıkınca ne yapacaksın?
    Hasta: -önce yakınlarımı ziyaret edeceğim.
    Doktor: -makul, sonra …
    Hasta: – adı İstanbul olan güzel ve zengin bir kadınla evleneceğim. Sonra gelinin duvağını açacağım, gelinliğini çıkaracağım, sonrada südyenini ve kilodunu çıkaracağım.
    Doktor: -pek güzel, iyileşmiş gibisin. Peki sonra ne yapacaksın?
    Hasta : -İstanbulu kazıp kanal yapacağım, sonra kanalın iki tarafına inşaatlar dikeceğim.

  10. Eğer medya devlet kontrolünde olursa bunun sakıncalarını göstermek için eskiden Sovyet Pravda Gazetesi ve Tass Ajansı örnek gösterilirdi.

    Yakın geçmişte medya ağırlıklı olarak ‘dindar AKP’ karşıtıydı. Ben de bu durumdan rahatsızdım ve medyada Hükümet desteğiyle bazı el değiştirmeler olmasını ve bir denge sağlanmasını, saf bir şekilde, memnuniyetle karşılamıştım. Fakat iş giderek öyle bir noktaya geldi ki Türk Pravda Medyası ve Anadolu Tıss Ajansı demek abartma olmaz.

  11. Fehmi koru, chp adayının basın danışmanının açıklamalarını takip etmiştir herhalde….Şöyle diyorlar genel olarak “bizim canlı yayından haberimiz yok”… binali bey gittiği her yerde açıklama yapıyor hatta moderatör ün Uğur Dündar olmasını istiyor… Uğur dündar dün tvit attı memnuniyetini dile getirdi…. Seçim çalışmalarında ortalıkta gözükmeyen chp istanbul il başkanı Canan Kaftancıoğlu da katılmalıdır… iki tarafın istanbul il başkanlarının İstanbula yapacakları işleri anlatmaları güzel olur… millet faydalanır… güzel gelişmeler

  12. Yıldirim bu kadar medya , devlet (hükümet) avantajına rağmen tartışma proğramına çikıyorsa yarışta çok geride oldüğünü düşünüyor demektir. Bu akp nin uygulamalarinada ters son kozunu oynsyacak ya herro ya mero

  13. Bir it tartışması aldı da başını gidiyor…. Ahmet hakan da girdi potaya…Ekrem İmamoğlu, Ordu Valisi’ne “it” dedi mi, demedi mi?
    Konumuz bu…

    Ekrem İmamoğlu’na bakıyoruz:

    Üç gündür susuyor.

    “Ben öyle bir şey demedim” demiyor.

    “O kelime ağzımdan çıkmadı” demiyor.

    “Yalan… İftira…” demiyor.

    Bu arada “Elimizde it dediğinin görüntüleri var” diyen Ordu Valiliği’ne bakıyoruz.

    O da üç gündür ortaya bir şey koymuyor.

    “Aha da o görüntüler” demiyor.

    “Bakın nasıl da hakaret etti” demiyor.

    “İşte böyle it dedi” demiyor.

    Bu durumda yerine getirilmesi gereken iki şart var:

    ŞART BİR: Ekrem İmamoğlu’nun “Hayır, demedim” ya da “Evet, dedim” diye bir açıklama yapması şart.

    ŞART İKİ: Ordu Valiliği’nin de “Elimizde var” dediği söz konusu o görüntüleri ortaya koyması şart.

    • Madem F. Koru’nun yazısıyla ilintisiz gazete haberlerinden söz edebiliyoruz, ben de gazetelerde rast geldiğim, üstelik gerçek olup olmadığı tartışma götürmeyen bir iki haberi paylaşayım.

      İsmi, Dilek Buğday Bayram. Recep Tayyip Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın başkan yardımcılığını yürüttüğü Kadın ve Demokrasi Derneği’nin (KADEM) Hukuk Komisyonu üyesi. Yanısıra AK Parti Kadın Kolları üyesi. İstanbul Adliyesi’ni sarsan “FETÖ Borsası” soruşturmasında bugün tutuklandı. Facebook’taki son mesajlarından birinde şu paylaşımda bulunmuştu: “Millet olarak dur dediğimiz 15 Temmuz’un sene-i devriyesinde Şehitler köprüsündeyiz.”

      İsmi, Galip Öztürk. İsmi sık sık uyuşturucu kaçakçılığı iddialarıyla anılmış olan Metro Turizm Otobüs Şirketi’nin sahibi. Öldürmeye azmettirme suçundan aldığı müebbet hapis cezası Yargıtay’da onandı. Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı eski basketbolcu Hidayet Türkoğlu ile çekilmiş fotoğrafları için Cumhuriyet Gazetesi’ne göz atablirsiniz. Ama, bu mafya patronunun hangi cezaevinde kaldığı merakıyla gitmeyin gazetenin Internet sitesinde. Çünkü, hiç de şaşırtıcı olmayan bir biçimde, Galip Öztürk ceazevnide değil, yurt dışında.

      İsmi Ahmet Kurtuluş. Evinde, 5 yaşındaki oğlunun gözü önünde tabanca ile öldürüldüğünde, AK Parti İzmir İl Başkanı Yardımcısı idi. 69 sanıklı “Fetö borsası” yargılamasında, kendisine elektronik kelepçe takılmıştı, adli kontrol tedbiri uygulanıyordu. Fetö borasasından elde edilen ganimetlerin paylaşmında anlaşmazlık çıkınca öldürüldü.

      Devam edebilirim.

      Devam edeyim mi?

  14. Ekrem imamoglu ve Binali Yıldırım mülayim şahıslardır. Tartışma programı hararetli geçeceğini sanmıyorum. İkisi de gayet aklı selim davranacaklar. Binali Yıldırım yine günler yüzlü esprili davranacak ama Ekrem imamoglu ciddiyetini koruyacaginin kanaatindeyim.
    Selam ve dua ile

  15. ABD’nin eskiden kendi seçimleri öncesindeki münazaraları bizim gazetecilere seyrettirdiğini bilmiyordum. Örnek olmak açısından bu güzel bir şey. “Atışma” denmiş ama bu kelimeyi kullanmasak daha iyi değil mi. Atışma daha ziyade münakaşayı çağrıştıran bir olay. Oysaki asıl amaç tartışma olmalı. Madem bu bir “Belediye seçimi” belediyecilik tartışılsın. Örneğin, ihalelerin nasıl verileceği hakkındaki düşünceler tartışılsın. Yolsuzluk ve rüşvet konusu her devirde gündemde. Bunun önüne geçebilmek için adayların planları yoklansın. Ayrıca temel hizmetler ve sorunlar, misal; depreme karşı önlemler, su, elektrik, temizlik, ulaşım/toplu taşıma-metro, trafik, yeşil alan/millet bahçeleri planları, nüfus, şehre göçler tartışılsın. Adaylara bu konularda neler yapacakları, ne gibi projeleri olduğu kısa kısa sorulsun ve kısa kısa pratik cevaplar istensin. Medeniyet – kültür budur. Adayların bu konularda fikirleri olmalı. Yoksa, Başkanlık koltukta oturup basmakalıp talimatlar vermek değil. İşi laga-lugaya boğarak partizan ideolojilerin kısır çekişmesine mahkum etmesinler izleyicileri. Özal’ın köprüyü satarım argümanının anlamı neymiş anlamadım. Son 10 yılda, Dünya kadar yüksek binalar yapıldı. Bunları satsınlar, kökünden ihraç etsinler bu sefer!!

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here