Seçim ufukta göründü.. İki taraf için de zor bir seçim bu.. Tarafların durumlarını sizler için değerlendirdim…

36

Yenilenecek seçime dört haftadan az bir süre kaldı. Seçime başka partilerin adayları da katılıyor, ancak yarış iki iddialı parti arasında geçecek gibi. İktidardaki AK Parti ile 31 Mart’ta ipi göğüsleyen CHP’nin adaylarından biri diğerini geride bırakarak İstanbul’un belediye başkanı olacak.

Hepimiz, bütün yorumcular, Yüksek Seçim Kurulu‘nun seçimi yenileme kararı ve o yenilemeyi gerekçelendirdikleri metin üzerinde yoğunlaştığımız için esas konuyu henüz irdeleme fırsatı bulamadık.

Sanıyorum bunun zamanı geldi.

Esas soru dediğim şu: CHP önde çıkmasını sağlayan oyunu hangi yolla korumayı, AK Parti de iki ay önce yapılan seçimde yeterin altında kalan oyunu nasıl artırmayı bekliyor?

“Çalındı ya! demeyin sakın. Buna AK Parti’nin seçmen kitlesinde bile inanan pek az kişi var. Kitle seçimin yenilenmesini ‘çantadan çıkan tavşan’ olarak görüyor; benzer bir durumun 23 Haziran’da sandıktan AK Parti’yi muzaffer çıkaracak biçimde bir kez daha tekrarlanmasını da bekliyor…

AK Parti ve CHP’nin sınırları

AK Parti İstanbul’u ancak iki ay önceki seçimde kendi seçmeni olduğu halde çeşitli sebeplerle sandık başına gitmeyenler ile başka partilerin adaylarına oy vermiş seçmenleri, hiç değilse bunların bir bölümünü, bu defa seçimde oy kullanmaya ve oyu kendi adayına vermeye ikna etmek zorunda.

Bunu nasıl yapabilir?

Soruya cevap ararken muhalefetin anlamakta zorlandığı bir gerçeği belirtmekte yarar görüyorum: AK Parti’ye 31 Mart seçiminde oy vermiş seçmenlerin YSK kararıyla seçimin yenilenmesine tepki göstermesi, bu arada partilerine yönelik eleştirilerden etkilenerek oyunu değiştirmesi imkansız değilse de çok zor. AK Parti 31 Mart’ta zaten şimdiki şartlarda alabileceği en az oy oranına düşmüş bulunuyor; iki-üç ayda o orandan daha aza inmesi beklenmemeli.

Nerede hangi AK Partili ile görüşsem, kulaklarının muhalefetten gelen aleyhte propagandalara kapalı olduğunu fark ediyorum. Herbiri AK Parti’de seçmen olarak kalmak için kendilerine farklı gerekçeler bulabiliyorlar.

Medyadaki tek taraflı yayınlardan olumsuz etkilenip saf değiştirebilecekler bile, AK Parti’nin itibar ettiği kanalları izlemeyi terk edip haber için muhalif kanallara -özellikle Fox-TV‘ye- takılıyor ve yine de oy konusunda bildiklerinden şaşmıyorlar.

Hiç değilse şimdilik.

CHP’nin bu durumu değiştirebilmesi, karşı saflardan kendisine bir miktar seçmen geçişi sağlayabilmesi için pek az vakti var.

Tabii, CHP’nin esas çaba göstermesi gereken, 31 Mart’ta kendi adayına oy vermiş olanları 23 Haziran’da da sandık başına götürebilmesi…

Muhalefetin işi zor…

Ancak AK Parti’nin işi de kolay değil…

Öncelikle kendini anlatmakta zorluğu var AK Parti’nin… Önceki seçimlerde yürüttüğü kampanyaların başarısını son iki yıldır bir türlü tutturamadı. 31 Mart öncesinde ‘beka’ kavramı etrafında yürütülüyordu kampanyası; 23 Haziran’a giderken o sözcük hiç ağıza alınmadığı gibi, ‘beka’ ile kast edilen tehdit HDP iken, şimdi HDP’den oy çalmayı amaçlayan bir söylem gündemde…

Seçmenin kafası karışmasın da ne olsun?

MHP ve lideri Devlet Bahçeli İmralı ile yeniden mektuplaşma girişimine ters çıkışlar yapmıyor, büyük ihtimalle AK Parti adayına oy veren MHP seçmeninin bu gelişmeden olumsuz etkilenmemesi için sessiz kalıyor.

HDP tabanından oy devşirme niyetli girişim, hedef seçmen kitlesini AK Parti’ye getirmezken, MHP’den gelen oyların kaçabilmesi pekala mümkün.

İki tarafı aynı anda idare edebilmek deveye hendek atlatmaktan farksız.

AK Parti iki ay önceki seçimde sahaya tek bir değerini sürmüştü: AK Parti lideri de olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ı… Kitleler önüne o çıkıyor, mitinglerde vaatleri o açıklıyor, ülkenin dört bir tarafındaki sokak posterlerinde hep onun fotoğrafı yer alıyordu.

Bu seçimde AK Parti’nin kampanyasını planlayanlar adayı ön plana çıkartmayı daha uygun görmüşe benziyor. Binali Yıldırım kampanyada Tayyip Erdoğan‘dan daha önde görünüyor.

Seçmen algısında adaylar arasında fark var

Görüntü böyle, ama o görüntüde bir fluluk var. Vaktiyle yaptığı görevler hep akıllarda olduğu için midir, yoksa söylemine hakim olan edadan mıdır bilemem, fakat Binali Yıldırım belediye başkanı adayı görüntüsü vermiyor, veremiyor.

İstanbul seçmeni, İstanbul’un bir ilçesinde belediye başkanlığı yapmış ve yüzünde hep tebessüm bulunduğu halde topluluklar karşısına çıkan bir aday ile bir önceki (2014) yerel seçimde İzmir’den belediye başkanı adayı gösterilmiş, devlet adamı görüntülü bir aday arasında tercihte bulunacak; bu da AK Parti için aleyhte bir durum.

Medyada bariz bir üstünlüğü var iktidar cephesinin ve adayı bu üstünlüğü fazlasıyla kullanıyor. Buna karşılık, muhalefet cephesinin adayı medyada daha az yer alıyor, televizyonlarda ancak internet üzerinden yayın yapan alternatif kanalları kullanabiliyor.

Çok ve sık görüntü vermek AK Parti adayının lehine sonuç vermeyebilir.

Politikacıların bugün dediğinin tam tersini yarın söyleyebilme imtiyazı var. Buna karşılık, görev tanımlarını AK Parti’yi desteklemek olarak algılayan yazarlar ve yorumcular aynı imtiyaza sahip değiller. Onların dünkü yazıları ve yorumları ile bugün savundukları arasındaki çelişkileri insanlar kolayca fark edebiliyor. Bu da AK Parti için bir seçim dezavantajı.

Görünen şu: Bu seçim iki taraf için de zor bir seçim.

Sözün kısası: Seçim kimsenin çantasında keklik değil.

ΩΩΩΩ

[Bu yazının İngilizce tercümesi için link:]

36 YORUMLAR

  1. Farklı siyasi partilere oy veren, farklı eğitimsel ve kültürel arka planlardan gelen arkadaşlarınız varsa, ya da öyle insanlarla hal hatır sorup söyleşiyorsanız arada bir, hem o insanların düşünce ve duygu dünyasına tanık olabiliyor, hem de kendi düşünce ve duygu dünyanızı gözden geçirme şansına sahip olabiliyorsunuz.

    Kimin neyi yerinde bulduğu ya da neye kızdığı için, ya da neyi önemli saydığı için bir partiye gönül veriyor, bu konuda bir fikir edinme şansı buluyorsunuz.

    Bir zamanlar Hollanda işçi sınıfının kalesi olan bu şehire geldiğimden beri, hemen her sohbetimin konusu, Fehmi Bey’in deneyimine paralel olarak, yakında yenilenecek İstanbul seçimi karşılaştığım Türkler ve Kürtlerle. Günümün hatırı sayılır bir bölümünü kahvehanelerde geçiriyorum şu sıralar.

    MHP’li ülkücülerin toplaştıkları siteler var İnternet’de. Bunlardan ikisine de sık sık göz atıyorum. Ve elbette Youtube’da gündelik olarak tazelenen sokak röprtajları.

    Aralarında en fikir verici olanı Halk Ekranı. Çünkü, hemen hiç montaj yok yaptıkları röportajlarda. Bir kaldırımda ya da meydanda dikiliyorlar, o anda oradan kim geçiyorsa, uzatıyorlar mikrofonu. “Seçim falan umurumda değil. . .” havasında durmayıp yoluna devam eden gençler de giriyor o görünütlere, canı sıkkın bir şekilde, “Ben geçim sıkıntısından burnumdan soluyorum, sen tutmuş kime oy vereceksin diye soruyorsun” kızgınlığının işareti olan bir el hareketiyle “Boşversene Allah aşkına. .” demeğe getirip yine hiç durmadan yoluna devam eden erkekler ve kadınlar da.

    Şimdiden izlediğim sokak röportajlarında, durup tercihini ve fikrini beyan edenlerin sayısı 378 (evet, bir bir defterime not ediyorum, hastalıklı bir merak benimkisi).

    Bütün bu bilgi kırıntılarından ve gözlemlerden devşirdiklerimi, insanlarımızın siyasal ve kültürel davranış biçimleri ve eğilimleri ile doğrudan ya da dolaylı olarak ilgili okumalarımı bir araya getiriyorum. Fehmi Bey gibi, gözlemlerine ve çözümlemelerine kulak verilir gerçek aydınların yazılarını takip ediyorum.

    Kendimce doğruluğuna hayli inandığım çıkarsamalarım şunlar:

    AK Parti Şirketi, seçime ramak kala Kıbrıs etrafında Yunan ve Rum ordusuyla küçük çaplı bir çatışma çıkarıp milliyetçi rüzgarı tetiklemez ise (seçimin hemen sonrası kendi eliyle sonlandıracağı bir macera olur bu elbette), İmamoğlu karşısında hiç bir şansı yok B. Yıldırım’ın. İmamoğlu en az 130.000 oy farkıyla kazanacak.

    MHP’li seçmenlerden bir kısmı İstanbul’da olduğu halde sandığa gitmeyecek, tatil için memleketine gitmiş olanlar da Tayyip hatırına oy vermek için İstanbul’a geri dönmeyecek.

    Ulusalcıların ve sofu Kemalistlerin, yaşam tarzı ‘solcu'(!)larının CHP üzerindeki tahakkümü kırılıcak.

    Kaçınılmaz olarak İmamoğlulaşacak CHP. Hem İmamoğlu’nun CHP geleneği dışı kimliğiyle erişmiş olduğu popülarite, hem de yakında kurulacak ve dindar muhafazakarlar kadar kentli sağ-seküler seçmene de (hatta ılımlı solculara) hitap edecek yeni kitle partisi karşısında direnemez CHP. Bu artık imkansız.

    CHP, HDP seçmenleri sayesinde başardı her neyi başarmış görünüyorsa İstanbul, Ankara, Adana ve diğer büyük şehirlerde. Oylarında öyle hatırı sayılır bir artış falan yok. Kemalizmle, hayat-tarzı solculuğu ile, Kürt düşmanlığı ile varabileceği bir yer olmadığı gibi, daha da büzüşme, bir tür Ecevit sonrası DSP haline gelme potansiyel riski bile var CHP’nin eğer değişime direnirse.

    CHP’lier ve Türkiye, Kemal Kılıçdaroğlu’na koca bir teşekkür borçlu.

    “Gandi Kemal”in gelişi muhteşem, ama kalışı pek bir başarısız görünmüştü (onun kişisel başarısızlığı değildi bu, onyılların kemikleşmiş bir fosilini yeniden eteğe kemiğe büründürmek çok, ama çok zor işti). Gidişi, gelişi gibi muhteşem olacak. Partililerin onun gidişinden üzüntü duyacakları, hayırla yad edecekleri için değil ama:

    Partisinin olumlu yönde dönüşmesine, halkın geleneği ile barışmasına kapı aralamış olması, orta sahada bıktırasıya top çevirip durduktan sonra, giderayak AK Parti kalesine hiç de kendisinden beklenmeyen bir beceriyle golü atmış olması dolayısıyla. Kılıçdaroğlu’nun değeri ileride, yıllar sonra anlaşılacak.

    Kemalist ulusalcılığın ve gelenek düşmanlığının, sığ, hamasete ve iki yüzlülüğe dayalı bir dindarlığın (ve buna teslim olarak itiraz etmekte çok çok geç kalmış siyasal İslamcılığın) iyiden iyiye törpüleneceği temiz sulara doğru yol alıyor Türkiye Gemisi.

    Ben umutluyum ve bahtiyarım. . .

  2. Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlandı. Kararname ile millete ve devlete hizmeti geçmiş, bilgi ve birikim sahibi kişilerin bu kazanımlarından istifade edilebilmesi amacıyla Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulunun oluşturulması kararlaştırıldı. Kurul üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek. Ayrıca kurulun çalışma usul ve esasları ile kurul üyelerine yapılabilecek ödemelerin de Cumhurbaşkanınca belirlenmesi kararı verildi. (A.A. 15 Mayıs 2019)

    Bülent Arınç konuyla ilgili olarak bir iftar yemeğinde şöyle konuşmuş :
    Düşünebiliyor musunuz biz Cumhurbaşkanımızın yanında Başdanışmanlık falan değil, Yüksek İstişare Kurulu Üyesi … Başkanın kendisi olacak biz de yanında olacağız … Böyle bir şeyi Rabbim sadakatin sonucunda veriyor, yalakalığın değil. Allah’a hamdolsun.

    Böyle bir konuşmayı samimi dindar bir Müslüman yapabilir mi Allah aşkına ? Arınç diyor ki “ben Erdoğan’a yalakalık yapmadım, sadakat gösterdim Allah da bana bu makamı verdi ! ” . Demek ki Allah’ın takdirini kazanmak için Erdoğan’ın takdirini kazanmak yeterli oluyor … Pes doğrusu, dincilik cürmü meşhut halde yakalandı !

    • Eskiden Erdoğan kötü polis rolünü oynarken Arınç da iyi polis rolünü oynayıp kızışan ortamı yumuşatırdı (demiri soğuturdu). Son dönemde illet-zillet falan derken demir çok ısındı, neredeyse yangın çıkacak. E ne yapalım, haydi Arınç göreve … Fakat aynı oyuna bir daha gelmeyiz, yemezler !

  3. AK Parti’yi var eden neydi? AK Parti nasıl halka mal oldu?

    Bir dizi şey söylenebilir yanıt olarak. Bunlar arasında benim en kayda değer bulduğum şey şu:

    Yaşanagelmiş siyasal düzene ve düzen partilerine karşı ahlaki üstünlüğü idi AK Parti’yi onca güçlü kılan şey.

    Dindar muhafazaklarlar üzerindeki ahlak dışı tahakküm ve yok saymaya karşı bir tepkinin ifadesiydi AK Parti. Hak, hukuk ve adalet talebinin simgesiydi. Kürtlere yaklaşımı da belirgin biçimde farklı ve insani idi.

    Bir başka şey daha vaad etmişti AK Parti: Yolsuzluklara asla izin vermeyecekti. Yetimin hakkının çalınmasına göz yummayacaktı. Şeffaf olacaktı AK Parti iktidarı, hesap verilebilir olacaktı onun adaletli yönetimi.

    Bugün, bunların hiçbirisi yok. İnsanları birbirine düşmanlaştırarak yol alıyor bir süredir. Kendi seçmen kitlesinde bile kul hakkına sahip çıktığı konusunda biriken de derinleşen bir kuşku var artık. Üstelik,sanki daha çok devlet, daha az halk. Bir dediği bir dediğini tutmuyor. İster ekonomi konusunda her seferinde içi boş çıkan vaadlerini alın. İsterseniz üç ay içinde birbirinin tam zıddı seçim kampanyası söylemlerini alın. Tutarsız, daha beteri, samimi değil.

    Görkemli başlamış olan öyküden yola çıkıldı. Geline geline AK Parti Şirketi’ne varıldı. Toplumsal barış ve birliğe, halkın iyi yaşamasına ilişkin söyleyebileceği her sözü tüketmiş sıradan ve statükocu bir düzen ve devlet partisi artık AK Parti.

    Adeta bir Şirket Partisi.

    Bunun için kaybedeceği bir seçime doğru yol alıyor bu parti.

    Siyaset, tepeden tırnağa yeniden şekillenecek 23 Haziran’ı takp eden haftalarda ve aylarda.

    Muhafazakar okurlar kaygılanmasınlar. AK Parti Şirketi’nin iflasıyla açıkta kalmayacaklar.

    Sağlıklı siyasal seçenek yine halkın içinden çıkacak yakın zamanda.

    Tedirginliğe mahal yok. Milyonlarca insanın çaresiz ve açıkta kalacağını kimse aklına getirmesin.

    Seçenek, yakın bir zaman içinde siyaset sahnesindeki yerini alacak: İyi, güvenilir, daha önce sınanmış, ve imtihandan alnın akıyla, ahlakını koruyarak çıkmış kadrolarla. . .

    Güzel insanlarla. . .

  4. Halktan toplanan vergilerin AK Parti Şirketi tarafından har vurup harman savruduğu yönünde hem ciddi iddialar, hemde yaygın bir kannat var toplumda. Soruşturmaya bile gerek kalmadan, Şirket’ten nemalananlar kendileri ağızlarından kaçırıyorlar ahlaksızlıkları.

    Buyurun, adam, Melih Gökçek’in oğlu Ahmet Gökçek’in Kurucu Başkanı olduğu Osmanlıspor’un hocası, ismi Osman Özköylü. Kaybettikleri son maç sonrası söylediklerine bakın:

    “Nefret edilen, dışlanan bir takım olduk. (. . .) Melih Gökçek başkan olduğu dönemde bazı destekler alabiliyorduk. İşimiz daha rahat olabiliyordu.”

    Aynı pislik, Başakşehir için de geçerli.

    AK Parti şirketi, üç büyüklerle oynadığı maçlarda bile taraftar saysı üç beş bini geçmeyen, çoğu İBB işçisi olan insanların “proje takımı” Başakşehir’e milyonlarca dolar akıttı. Karıştığı rezilliklerden sonra ortada kalan AK Partili Arda Turan’a verilen bilmem kaç milyonluk transfer ücreti, İBB’nin parklar şirketinden aktarılan paraydı.

    Arda Turan, İBB’den gelen milyonları hamuduyla yutup bu takıma transfer olduktan sonra, bir kaç maç dışında takımda oynamadı bile. Eğlence kulüplerinde . . . . nı gezdirdi bizden alınıp banka heabına yatırılan paralarla.

    Melih Gökçek, halkın vergileriyle Osmanlıspor diye bir takım kurdu. O takım ligden düştü. Ankara Belediyesi’nin beslediği proje takımdı.

    Başında AK Parti İBB Meclis üyesi Göksel Gümüşdağ’ın bulunduğu, Erdoğan’ın proje takımı Başakşehir’in de başına aynı şey gelecek.

    Okçuluk Kulübü, futbol kulubü diye diye bizim paralarımızı üç beş ahlaksıza peşkeş çektiler. . .

  5. alinti haber:
    TBMM eski Başkanı Bülent Arınç, Cumhurbaşkanlık Yüksek İstişare Kurulu üyesi olarak görev alacağını açıkladı. Arınç, yeni görevini Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yalakalık yaparak değil sadakati nedeniyle aldığının altını çizdi.

    Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile 15 Mayıs’ta oluşturulan Yüksek İstişare Kurulu’nun ilk üyesi belli oldu. 2002-2015 arasında AK Parti’de TBMM Başkanlığı, Başbakan Yardımcılığı gibi görevlerde bulunan Arınç, Memleketi Manisa’da aile dostları ile iftar yemeğinde bir araya gelerek yeni görevini açıkladı.’Şimdi kim bilir hakkımda ne twitler atılacak” diyen Arınç şunları söyledi:- Her yerde her şeyi konuşmak doğru değildir. Ama önemli olan konuşulacak yerde konuşmak, susulacak yerde susmaktır. Konuşulacak yerde susar, susulacak yerde konuşursanız o da çok ters olur. Sizden bir şey sorulduğu zaman doğruyu söylemek zorundayız. Efendim doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Onuncu köy olur. Ne olacak, kovarlarsa kovsunlar.Şimdi kim bilir benim hakkımda tweet atanlar ne düşünüyorlardır. Biz yok olmuştuk. Bitmiştik. Ezilmiştik. Çürümüştük.-Düşünebiliyor musunuz biz Cumhurbaşkanımızın yanında Başdanışmanlık falan değil, Yüksek İstişare Kurulu Üyesi. Başkanın kendisi olacak biz de yanında olacağız. Böyle bir şeyi Rabbim sadakatin sonucunda veriyor, yalakalığın değil. Allah’a hamdolsun.

    AK Parti’nin kurucu üyesi

    AK Parti’nin kurucu üyesi (Erdoğan-Gül-Arınç) içinde yer alan Arınç, zaman zaman ‘özeleştirileri’ ile parti içinde bazı grupların tepkisine neden oldu. 3 dönem kuralı gereği 2015’te aday olamadı. Gündeme ilişkin açıklamalarıyla dikkat çeken Arınç, en son yeni parti kuracak Davutoğlu, Babacan ve Abdullah Gül için “Ben bunlarla ilgilenmiyorum, ama okudukça endişe ediyorum. Parti kurabilirler mi, gelişmelere bakılırsa kuracaklar gibi. Toparlamak bize düşer. Başımızdakilere duyurulur, yumuşak dil kullanın, hepsini kucaklayın” ifadesini kullanmıştı. Arınç’ın oğlu  Mücahit Arınç son seçimlerde AK Parti İstanbul Milletvekili yapılmıştı.

  6. Önümüzdeki haftalarda, seçime 10-12 gün kala, havuz medyası dahil, 23 Haziran seçimiyle ilgili olarak üzerinde en çok konuşulacak konu başlıklarından birisini şimdiden haber vereyim ben:

    İstanbul’daki MHP’li seçmenler.

    Çok hatırı sayılır MHP’li ülkücü, B. Yıldrım’a oy vermeyecek. Benim bu iddiamı bir kaç hafta kadar sonra, yaptıkları araştırmaların bulgularından söz eden kamuoyu araştırma şirketleri de söz etmeye başlayacaklar, tüm Türkiye bu konuyu konuşacak.

    Buradaki AK Parti’liler ve MHP’liler, İstanbul’un MHP’li ülkücülerini benim kadar tanımıyorlar. . .

  7. Herkes, önce seçim gecesine bir gitsin. Sandık sayımının hemen hemen tamamlandığı anlarda Anadolu Ajansı’nın veri akışını kestiği anı aklına getirsin. Ardından, neler yaşandığını şöyle bir düşünsün, film şeridi gibi aklından geçirsin.

    YSK’nın tumunu, bir iddia tutmadığında bir diğerini denendiği günleri ve haftaları hatırlasın.

    Sonra, 31 Mart’daki seçim kamapanyasının düşmanca dilini, şimdiki yeni seçim kampanyası dili ile karşılaştırsın. . .

    Birbirimize numara çekip durmayalım, çünkü gerçekten sırıtıyor.

    “Bir CHP adayının İBB’nin başına geçmemesi, benim bir ahlaksızlığın parçası olmamadan daha önemli” deyin, kestirip atın. Gidin rahat rahat AK Parti’ye oy verin.

    Seçimin halkla AK Parti Şirketi arasında olduğunu gören gördü.

    Vatandaşlar gidecekler 23 Haziran’da sandığa, gördüklerinin gereği ne ise onu yerine getirecekler.

    A Haber’deki zırvalara inanan sıradan vatandaşlarımızı anlarım. Samimiyetle inanıyorlar oyların çalındığına. Ama, buraya gelip de işin içine “FETÖ” katıp kısa bir CHP tarihi özeti verenlerin dertlerinin ne olduğu açık: Ne ikna edebilirler, ne ikna olabilirler -çünkü dert ikna olmak değil.

    İnsanlar verdiler zaten kararlarını. İnsanların neye karar verdiklerini ben biliyorum, bir kaç gün önce burada yazdım:

    “AK Parti ve Erdoğan’ı ağır bir yenilgi bekliyor 23 Haziran’da. Seçim yenilgisi demiyorum, *ağır bir yenilgi* diyorum söcüklerimi dikkatle seçerek. Önümüzdeki günlerde, güvenilir kamuoyu arştırma şirketleri, araştırmalar yapacaklar, birer birer paylaşacaklar bulgularını kamuoyu ile. Göreceksiniz, hepsinden İmamoğlu önde çıkacak.”

    Bugün, biri iktidara yakın, diğeri başında muhafazakar bir genel müdürü olan iki anket firması son araştırmalarının sonuçlarını kamuoyu ile paylaştılar.

    Haberdar mısınız?

    Geçelim artık bu mevzuyu.

    23 Haziran’dan sonra, burada artık solcusuyla sağcısıyla memleket meselelerini samimiyetle dert edinen güzel insanlar kalacak. Çoğunlukla rastladığımız gibi, saygılı bir dil kullanıp fikir beyan edecekler, birbirlerine itiraz ederken de o dili kullanacaklar.

    Fehmi Koru’nun yazısının başında söylediği ile bitireyim: Artık dört haftadan daha az bir süre kaldı. . .

  8. Yüksek sadakatin ödülü olarak yeni görevi Bülent Arınç bey’i çocuklar gibi sevindirmiş ve sevincini şu sözlerle dile getirmiş:

    “Düşünebiliyor musunuz biz Cumhurbaşkanımızın yanında Başdanışmanlık falan değil, Yüksek İstişare Kurulu Üyesi. Başkanın kendisi olacak biz de yanında olacağız. Böyle bir şeyi Rabbim sadakatin sonucunda veriyor, yalakalığın değil. Allah’a hamdolsun.”

    • Basinda boyle bir seye rastlamadim sayin Baran.Yazdiginiza gore elbetteki bu soz soylenmistir.Beni uzen Bulent ArincIn savruldugu yer.”Böyle bir şeyi Rabbim sadakatin sonucunda veriyor, yalakalığın değil. Allah’a hamdolsun.”sozu aslinda yalakalikta gelinen son noktanin gozlerden kacirilma cabasi.Allah kimseyi inanmadigi seyleri savunmak zorunda birakmasin.Bu ornegi gordukten sonra inanin siyasetten midem bulandi.Bediuzzamanin “euzubillahiminesseytanivessiyase” tesbitine verdigim deger birkac kat daha artti
      Boyle bir olayi dikkate sundugunuz icin tesekkurler

  9. Burada bir kaç aydır arada bir yazdığım yorumlarımı okuyan varsa hatırlayacaktır ki,siyasi konulara istisnai olarak yüzeysel birkaç küçük cümleden öte girmedim.Daha çok siyasetin arkasındaki sosyal konulara veya siyasetin sosyal hayata genel etkilerine ilişkin düşüncelerimi paylaşmaya çalıştım.Bugünkü yazım da bu mahiyette olacak.

    Gençken çokça okuduğum çizgi romanların çoğunda geçen klasik bir konu vardı.Kahramanın karşısına mücadele edeceği kötü karakter olarak kopyası çıkarılırdı.Zagor Zagora Karşı,Çelik Bilek Çelik Bileğe Karşı,Süperman Süpermana Karşı gibi.Şimdilerde de bazı fantastik film ve çizgi filmlerde de aynı modanın versiyonları olabiliyor.İnsanın en büyük düşmanının kendisi olduğu düşüncesinden hareketle bir Kahraman’ın da en büyük rakibinin kendisi olacağı mantığıyla hareket ediliyor sanırım.O romanlarda kazananlar da hep gerçek olan iyiler olurdu…Buraya tekrar döneceğim.

    Son günlerin kamuoyunu meşgul eden konusu “Sandık kurulu başkan ve üyelerinin kamu görevlisi olması zorunluluğuna uyulmaması” şeklindeki YSK.çoğunluğunun İstanbul BB.seçimlerini iptal gerekçesinin, gerçekte “hırsızlık yapıldığı ” olarak yorumlanması.
    Bu şekildeki -burada da kanun metnini yazarak iddiayı savunan arkadaşlar gibi-yorum sahipleri diyorlar ki;
    “kanunun metninde bizzat hırsızlık kelimesi geçmiyor ki YSK da bizzat hırsızlık demiş olsun.YSK gerekçesi aslında hırsızlık yapıldığına ilişkindir.”

    Oysa Türk Ceza Kanununa baktığımızda onların yazdıkları metnin hırsızlık başlığı altında yer aldığını ve alt madde de nitelikli hırsızlığın anlatıldığını görüyoruz.İlgili kanun metni gerçekte şöyle:
    “HIRSIZLIK
    Madde 141 – (1) Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

    (2) Ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerji de, taşınır mal sayılır.
    NİTELİKLİ HIRSIZLIK
    Madde 142 – (1) Hırsızlık suçunun;…”diyerek devam edip gidiyor.

    Yani aslında kanun hırsızlık kelimesini içerdiği gibi,suçun unsurları oluştuğunda karar mahkemelerinin hem bu suç unsurlarını hem de hırsızlık kelimesini gerekçeli kararında yazdığı herkesin bildiği bir uygulamadır.
    Gerçekte YSKnun gerekçesindeki kabulün hangi suç tipine uyabileceğine baktığımızda ise en yakın olarak Sandık Başkan ve üyelerini belirleyen Seçim Kurulu Hakimlerine ilişkin olarak Görevi Kötüye Kullanma suçunun oluşabileceğini görüyoruz.Bu suçun kanun metninde de suçun ismi geçmiyor.Bu metin de şöyle:
    “GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA
    Madde 257 – (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

    Geçmişteki YSK uygulamalarına göre zorunluluk hallerinde kamuda çalışmayanların da başkan ve üye olabileceği kabul edildiğinden bu suçun da oluşmadığını ilave edelim.

    Aslında ortada ;”birşey ne kadar çok tekrar edilirse algılarda o şekilde yerleşir.” mantığının devrede olduğunu görüyoruz.

    Görünen o ki Akparti sempatizanı, aslında olan biteni bizzat kendi vicdanına kabul ettirmenin mücadalesini veriyor.Yani yukarıda bahsettiğim kahramanın kendisiyle mücadalesi sözkonusu olan.Bir başka deyişle nefis ve vicdanın çarpışması var.Hangisi kazanacak derseniz;bu yorum sayfasında yazanlar gibi taraftar boyutunda olanların
    -parti içindeki oranlarını bilemiyorum ama onlara dair kesin bildiğim -mücadelelerini ,
    Mohaç Meydan Savaşını bile geride bırakacak hızla nefislerinin galibiyetleri lehine ilan etmiş olmalarıdır.Şu anki konjonktürde bu arkadaşların bakış açısını dünyada değiştirebilecek hiçbir kuvvetin de bulunmadığı kanaatindeyim.

    Taraftar boyutunda olmayan-oranını bilemediğim- diğer bir kısım AKP seçmeninden ise ,netice de seçimlerin belediye seçimi oluşu,İmamoğlu’nun muhafazakarlığa da yakın görünen duruşu,lehine oluşan mağduriyet algısı,bunlardan da öte ekonomik ve sosyal sıkıntıların etkisiyle kurulacağını beklediği ancak görücüye çıkmaktan korkan gelin adayı gibi çekingen duran yeni parti oluşumuna “gelirsen seni destekleriz” manası içeren cesaret sinyali mahiyetinde (aynı zamanda seçimden sonra tövbe edeceğini söyleyen AKP nin daha sağlam tövbe etmesini sağlamak için onu tercih etmeyerek) bir kereliğine geçici olarak CHP ye oy gidebilir…

    Şu anki şartlara göre boyun farkıyla İmamoğlu ‘nun önde olduğunu düşünüyorum.

  10. Son günlerde muhalif kanattan “rap dövüşü”ne benzer yorumlar göze çarpıyor; kimi tekerleme formunda kimisi de düpedüz deli saçması..:) öyle anlaşılıyor ki tekrar seçim ve muhtemel sonuçları bazı okurlarımızın fena halde kimyasını bozmuş görünüyor. İş üstünde enselenmiş bir darbecinin birden kendini tiyatro sanatçısıymış gibi göstermeye çalışmasına benziyor durumları. Halbuki şişman kadın henüz şarkısını söylemedi ibb için; neki bu nike..? Raperlara ayıp olmasın diye iki dize de benden gelsin bari istanbula: “yaz zamanı sevmek / benim ol bebek..!”

  11. 23 haziran

    Kazandı kazandııııı!
    Kim kazandı?
    Milli irade kazandı!
    Yani..?
    Bin Ali kazandııı!

    Nasıl kazandı?!

    Sayımda oylar kayboldu?
    Nasıl kayboldu?
    Hırsız çaldı
    Hırsız nerede ?
    Suya düştü
    Su nerede?
    Kurt içti
    Kurt nerede?
    Dağa kaçtı
    Dağ nerede?
    Yandı bitti kül oldu.

    İtiraz eden olmadı mı?

    İtirazlara ulusal muhafız alayı komutanlığı cevap verdi, herkes ikna oldu.

    Muhalefet ne dedi?

    Gasp dedi.

    Reis ne dedi?

    “Ey! CHP ispat etmezsen müfterisin, şerefsizsin. 31 martta ne dedik? Oylarımız çalındı, milli irade gasp edildi dedik sen o zaman inanmadın şimdi inanıyorsun, öyle mi? YemezlEEEEeeeeeeeEEEEER” dedi.

    E sonuç?

    Milli irade kazandı yani Binali kazandıııı!

    O zaman….. Ne yapıyoruz… oynuyoruz.
    Haydi! Hep beraber.
    Ver müziği
    Ts-ts-ts
    -ıptk-ıp-ts- ıptk-ıp-ts-ıptk-ıpts-ts-ts- KUMPAS-s-s-s-tssss.

  12. Fehmi Koru’nun, yenilenen İstanbul seçimlerinin her iki taraf için de zor olacağı görüşüne katılıyorum. Fakat 2.seçim her halükarda AKP=Erdoğan’ın aleyhine bir sonuca yol açacaktır. Nobel Ekonomi ödülü sahibi matematikçi John Nash’in meşhur “Oyun Teorisi” birçok alanda ve özellikte siyasette kullanılmaktadır. Buna göre ;

    i) E. İmamoğlu kazanırsa, AKP=Erdoğan büyük bir prestij kaybına uğrayacaktır.

    ii) B.Yıldırım kazanırsa, E.İmamoğlu yakın zamanda CHP lideri seçilir ve partiyi geliştirip iktidar adayı olur.

    Bu sonuca şöyle bir yorum da getirilebilir. Erdoğan son 10 yılda başarılı bir yönetim gösterdiği için ‘seçim oyununu’ kazanmıyor, rakibi/rakipleri zayıf olduğu için kazanıyordu. Şimdi güçlü bir rakip çıkınca seçim oyunu farklı sonuçlar vermeye başladı. Muhalefetin yapacağı iş dersini iyi çalışan liderler ve kadrolar ile yenilenmesidir.

  13. Değişmemeli
    AK Parti beka yerine hırsız kelimesini tercih ediyor. Bekada tehlike var. Oyu bana verin de Türkiye varlığını korusun mantığı vardı. “İktidarı tehlikeye sokacak bir sonuç Türkiye için iyi olmaz.” denebilirdi. Bunda haklılık payı vardır. Ondan dolayı ben AK Parti’ye oy vereceğimi yazdım. Halkım da benim görüşüm doğrultusunda oy kullandı.
    Hırsızlık iddiasında ise hiç akla uyar bir yön yoktu. Senin iktidarın armut mu topluyordu? CHP mı hırsız, hakemler mi hırsız? Bir AK Partili “Bizim B, C, D planlarımız var.” diyor. AK Parti’nin yok ama Sermaye’nin var.
    a) Gizli baskı
    b) Oy hırsızlığı
    c) Seçimleri geçersiz hale getirmek
    d) Türkiye’nin ekonomisini çökertmek
    Halkımdan istediğim budur. Oyunuzu değiştirmeyin. Kime oy verdiyseniz, yine ona oy verin. Bir ara seçime gitmemeye niyetlendim. AK Partinin ‘hırsızlar’ sloganından sonra gideceğim ve kime oy verdiysem yine ona vereceğim. Tüm İstanbullulara tavsiyem oyunuzu değiştirmeyin. İkincisi de dikkatli olun, seçimde hile olmasın. Baskılardan korkmayın.
    Türkiye için ortak aday kurtuluştur. Seçimden sonra ne yapacağımıza o zaman karar veririz. Ekseriyete dayalı seçime er ya da geç paydos demek zorundayız.

  14. ZİLLET İTTİFAKI NA AKP HATTA MHP DE DAHİL OLMUŞTUR!SAYIN R.T.ERDOĞAN HER NEKADAR YÖNETİCİLERİNE DEDİM DESE DE TERÖRİST DEDİĞİ O YÖNETİCİLERLE GÖRÜŞEREK(KENDİ VEYA ADAMLARI)VEYA HDP İLERİ VE AVUKATLARI GÖRÜŞTÜREREK ZİLLET İTTİFAKINA KARIŞ MIŞ OLMUYOR MU?
    ‘EFENDİM 8 YILDAN BERİ GÖRÜŞÜ OLMAYAN öcalan ile avukatları görüştü bir açıklama yaparmısınız’ DİYE SORAN GAZETİCİYE ‘YOK YA! O KADAR OLDU MU?BİZ MEHMETİ YOLLADIK DAHA YENİ’DİYE CEVAP VERMEDİ Mİ?MEHMET’İ YOLLADIK DERKEN ADAYA GİDEN MEHMETÇİĞİMİZİ DEMİYOR DU DA?O ZAMAN BU SAMİMİYET NEYDİ YADA O MEHMET AKP DEN BİRİMİYDİ DE KENDİ KARDEŞİYMİŞ OĞLUYMUŞ GİBİ RAHAT KULLANABİLDİ.SAYIN BAHÇELİ DE BUNA ONAY VEREREK ZİLLET İTTİKANA DÜŞMEDİ Mİ?AMA BELLİYDİ 19 MAYISTA KORAY AVCILI AKŞENERLİ İYİ PARTİ GİDİYOR DİYE SAMSUNA GİTMEYECEK OLAN SAYIN BAHÇELİ ONLAR GİTMEYİNCE GELMİŞTİR VE DE apo nun YANINDAN ÇIKMAYAN O KAMP SENİN BU KAPM BENİM DOLAŞAN perinçek ile aynı kare de yer alabilmesi onun zillet ittifakına düşeceğinin en büyük göstergesiydi.
    …. GELELİM TEKRAR SEÇİME.BU HDP YE OY VEREN TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI KARDEŞLERİM 31 MART TA HÜR İRADELERİYLE İMAMOĞLUNA OY VERDİ DE ŞİMDİ AĞIZLARINA BİR KAŞIK BAL SÜRÜLMEYE ÇALIŞILINCA MI AKP YE B(İN)ALİ YE OY VERECEKLER.YAHUT AKP YE OY VERMİŞ HDP Lİ ARKADAŞLARIMIZ ŞİMDİ BU OYUNU GÖRÜNCE GİNE AKP YE OY VERECEKLER Mİ?7 HAZİRAN DA OY VERMEYENLER KASIM DA OY VERİP TEK BAŞINA İKTİDAR YAPMIŞLAR DI YA YİNE OLUR MU DERSİNİZ.
    …ŞİMDİ BİR DE MHP Lİ ARKADAŞLARA HATTA MHP Lİ OLUP TA HEP AKP YE OY VEREN ARKADAŞLARA SORALIM NE OLDU BEKA SORUNU?HANİ AKP KAZANAMADI ANKARA,İSTANBUL,İZMİR,ADANA,MERSİN,ANTALYA VS.DE AKP KAZANAMADI ÜLKE BÖLÜNDÜ MÜ?BATTI MI?EYALETLERE Mİ AYRILDI?HDP Lİ YÖNETİCİLERLE BİR OLMAK GÖRÜŞMEK ZİLLET İTTİFAKIYDI ŞİMDİ BU ZİLLETE AKP HATTA MHP NASIL ORTAK OLDU.NE OLDU DA ŞEHİT CENAZELERİ KAÇ AYDIR YOKTU DA ŞİMDİ ARDI ARDINA GELİYOR.BİZİM VATANIMIZ MİSAKİ MİLLİ SINIRLARI BAYRAĞIMIZ AY YILDIZ DİLİMİZ TÜRKÇE DİR.RESMİYETTE BUNU KABÜL EDEN HERKES TÜRKİYELİDİR VEDE TÜRKTÜR.BAŞKA HESAPLAR İÇİNDE OLMAYIZ BAŞKASINDA BU DEĞERLERİMİZ ÜSTÜNDE HESAP YAPTIRMAYIZ.YA YAŞARIZ YAŞATIRIZ YADA ÖLÜRÜZ ÖLÜRKEN DE BİRİLERİNİ DE GÖTÜRÜRÜZ.
    …GÖRÜYORSUNUZ YA EKONOMİYİ KONUŞAMIYORUZ BİLE.SAYIN DAMAT FERİT’E GÖRE ÇOK İYİ DURUMDAYIZ HATTA CARİ AÇIK FAZLA BİLE VERECEK.GÜLELİM Mİ AĞLANACAK HALİMİZE BİLMİYORUM.ENFLASYON HESAPLIYORLAR AMA BU ENFLASYONU NEYE VE KİMİN CEBİNE GÖRE HESAPLIYORLAR BİLMİYORUZ.SANIRIM DAMAT BEY KENDİ CEBİNE GÖRE HESAPLIYOR YİNE DE %25 LER ÇIKIYOR ASLINDA BİZCE(HALKÇA) % 75 LER DE ŞUAN..NİYE 1,00 TL ALINA ÜRÜN 2,5 TL OLDU DA ONDAN!VE HER ALAN DA FİYATLAR BİR TÜRLÜ İNMİYOR!YENİ ÜRÜNLER TARLALARDAN ÇIKMAYA BAŞLADI BİRAZ DÜŞÜŞ OLUR DİYORUZ AMA NER DE… FIRSATÇILAR RAMAZAN AYINI KULLANARAK HALA BASMAYA DEVAM.HANİ BU HAL YASASI ÇIKACAKTI ARTIK ARADAKİLER MİLLETİ KAZIKLAYAMAYACAKTI NE OLDU?OLMADI OLMAZDA NİYE O ARACILAR KİMİNLE İŞ TUTUYOR CHP LİLERLE Mİ YOKSA AKP LİLERLE Mİ?YOK SA SAHİDEN DIŞ GÜÇLER Mİ? PARAMIZDAN O KADAR SIFIR ATTIK YİNE OLMADI.2012 DE 1,80 LERDE GEZEN DOLAR BUGÜN 6,10 LAR DA.AMA ASKERİ ÜCRETE ÇOK İYİ ZAMLAR YAPILDI DİYOR AKP VE ONA GÖNÜL VERENLER.YILBAŞINDA 2020 YL OLAN ASKERİ ÜCRET YAKLAŞIK 320 EURO İDİ AMA 2018 BAŞINDA ASKERİ ÜCRET 350 EURO İDİ ZAM NEREDE.2018 BAŞINDA 100 TL YE ALDIĞIMIZ ÜRÜNLERİN AYNISI BUGÜN EN AŞAĞI 200 TL.ZAMMI BURASI ZATEN GÖTÜRDÜ.AVRUPA DA HANGİ ÜLKEDE ASGARİ ÜCRET 300 EUROLAR DA.AMA AĞALARIN ALDIĞI MAAŞLAR EN ÜSTTE!BİRDE BİR DÖNEM MİLLET VEKİLİ OLAN SÜPER EMEKLİ OLUYOR.GARİBAN 25-30 YIL ÇALIŞSIN YAŞA TAKILSIN ZENGİN BİR DÖNEM MİLLETVEKİLLİĞİ İLE SÜPER EMEKLİ OLSUN.ADALET ADALET HERKESE ADALET.NE DEN AK PARTİ İDİ DE ŞİMDİ AKP OLDU ANLIYORMUSUNUZ.AKP KURULUŞUN DA VAAD ETTİKLERİNİN TAM TERSİNİ YAPIYOR KAÇ YILDIR.HARBİDEN MİLLİ GÖRÜŞ KİMLİĞİNİ ÇIKARMIŞLAR!AMA HANGİ GÖMLEĞİ GİYDİKLERİ TAM BELLİ DEĞİL.BİR GÜN BAŞKA BİR SONRAKİ GÜN BAŞKA.SINANDIK,ALDATILDIK,KANDIRILDIK…DIK DIK DIK…AMA AF EDERSİNİZ OLAN MİLLETE OLDU OLUYOR OLACAKTA…2002 DE SEVİNMİŞTİK ESKİ HAKSIZ ADİL OLMAYAN DÜZEN DEĞİŞEK DİYE.UMUTLARIMIZI ÇALDILAR HAKİM BEY DAVACIYIZ.TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞLARI OLARAK UMUTLARIMI ÇALDIKLARI İÇİN DAVACIYIZ,BU ZAMLARDAN DOLAYI DAVACIYIZ,ELEKTRİKTE UYGULANAN FATURALARDAN DAĞITIM BEDELİ ALTINDA SOYULMAKTAN VE MECBUR TUTULMAKTAN DAVACIYIZ,MİLLETİ SİZ-BİZ KAVGASIYLA AYRIŞTIRMALARIN DAN DAVACIYIZ,MİLLETİN HER YERİNE KÜFREDEN SİYASİLERİ,GAZETECİLERİ CEZALANDIRMADIĞI İÇİN DAVACIYIZ,AK PARTİ İKEN AKP OLDUKLARI İÇİN DAVACIYIZ.HAKİM BULAMADIK BU DAVAYA BAKACAK HEPSİ SATILMIŞ VİCDANLARIYLA BİRLİKTE…AMA BÜYÜK GÜNDE BÜYÜK HAKİMİN HUZURUN DA GERÇEK ŞAHİTLER HUZURUN DA GÖRÜLECEK DAVALARIMIZ;BAKALIM O ZAMAN DA GÜCÜNÜZ PARANIZ GEÇECEK Mİ O TARAFTA!FAZLA YOK AZ KALDI HESAP GÜNÜ HEPİMİZE ÇOK YAKIN.YOKSA BU SİYASİLERİN HEPSİ AYNI DÜN CHP AKP Lİ ERDOĞANI HAPİSTEN ÇIKARIP ÜLKEYE C.BAŞKANI YAPTI BUGÜN AKP İMAMOĞLUNA MAĞDURLUĞU YAŞATARAK ONU ERDOĞANIN YERİNE ÜLKEYE LİDER YAPIYOR.AMA BİZ GARİBANLAR YİNE EZİLİYOR YİNE HOR GÖRÜLÜYORUZ.BU DÜZEN İSRAİLİN ABD NİN BATININ MODERN KÖLELİK DÜZENİDİR.BİZ MÜSLÜMANLARA GÖRE DEKÖLELİK HZ.PEYGAMBERİMİZLE BİTMİŞTİR.YAŞATAN VE YAŞATMAYA ÇALIŞAN VE DE BUNLARA YARDIMCI OLANLAR ‘BİZ DEN’ DEĞİLDİR.

    2

  15. İBB SEÇİMİNİN YENİLENMESİ ASLA İKTİDARIN LEHİNE DEĞİL.
    Her kim akıl etmişse AKP yı buna ikna etmeye kendi hesabına büyük iş başarmıştır.
    AKP İÇİN BUNDAN KÖTÜSÜ OLAMAZ.
    İktidar için her seçim bir erozyon demektir.
    23 haziran genel seçiminde azınlığa düşen AKP ustaca koalisyon kurulmasın engelledi.
    En büyük yardımcısı Devlet B.de kaybetmeyi göze alarak erken seçim dedi.
    Devlet B. milletvekilleri yarıya inerken AKP meclis çoğunluğunu kazanarak zaferle çıktı genel seçimden.
    Bu işin tadı damakta kalmışa benziyor.
    HER ZAMAN PAPAZ PİLAVI YER Mİ ?diye bir söz vardır.
    Bu sefer de aynı öz güvenle İBB seçim iptali istendi ve kabul edildi.
    Bir şekilde İBB seçimi AKP tarafından kazanılsa bile,bazen zafer elde etmek mağlup olmaktan kötü sonuçlar verir.
    Yatırım yapacak parası olmayan ve borç içinde yüzen belediyeler yeniden borçlanma imkanları çok zor.
    Ülke ekonomik krizle boğuşuyor.
    Her seçim acı reçeteyi halka uygulamayı erteletiyor.
    Yara ve ekonomik tahribat bu durumda her geçen gün azıyor.
    Ekonomiye daha da ağır operasyonlar gerekiyor.
    Ya IMF ye mahkum olacak ya da içe kapanacağız milli seferberlik ilan edilecek iç ve dış düşmanlara karşı
    BEKA meselesi işlenecek herkes TÜRKİYE İTTİFAKINA destek vermeye çalışılacaktır.
    Bunun dışında kalmak isteyenler hain ilan edilecek.
    Sistem otoriterlikten totaliterliğe doğru kaymak zorunda bırakılacak.
    Bütün oyun dört yıl yapılmayacağına inanılan seçimsiz dönem üzerine kurgulanmış gibi.
    E ..Devlet B . İŞİ BELLİ OLMAZ YENİDEN ESKİ SÖYLEMLERİNE DÖNMEYECEĞİNİN GARANTİSİ YOK.
    İktidar yürütmede koalisyon,risk üstlenmede yük AKP üzerinde kalacak.
    Eskilerimiz;DAVUL VE TOKMAK MESELESİ.Tokmak D. B. elinde olacak.
    Belediyelerin durumuna gelince AKP nın gönüllü olarak borç batağındaki belediyeleri almak için asılmayacağı yönündeydi düşüncem.
    ÇOĞU RAKİP TARAFIN ELİNE GEÇEN BELEDİYELERE YARDİM ETMEYECEĞİ GİBİ HİZMET ETMELERİNE DE İMKAN BIRAKMAYAN TAVIR İÇİNE GİRECEKLERİNİ TAHMİN EDİYORDUM.
    Başarısız olmaları kaçınılmaz olan yeni belediyelerin bağlı olduğu partilerin C.Başkanı adayı, 2023 olası seçimde AKP adayı karşısında hiç şansı kalmayacaktı.
    Demek ki AKP yerel seçim de olsa kaybetmeye tahammülü yok.
    Seçim kaybeden iktidar erken seçimi asla engelleyemez, fikri galip gelmiş demek.
    Dört yıl seçim olmaması , her seçimden zaferle çıkmaya bağlı.
    Birde D.B.nın gönlünü hoş tutarak koalisyonu devam ettirebilmek.
    Uzun süre seçim olmayacağı beklentisi en fazla iki yıl ekonomide dip görüldükten sonra,seçime iki yıl kala halkın gönlü alınır düşüncesi hakim oldu galiba.
    Benim korkum iktidarın koalisyona muhtaç olması ve desteğin ne zaman çekilecek olmasının bilinmemesi.
    Bu durum da iktidar; halkı için asla gerçekçi ve zor ekonomik kararlar almakta zorlanacaktır.
    İBB belediye seçimini Binali beyin kazanması murdar olmuş bir zafer durumu olacaktır.
    İktidar için İBB ni kazanmak, ancak bir Pirus zaferi olur.
    Keşke seçimin yenilenmesini istemeseydik diyeceklerini tahmin ediyorum.
    Halk ta; az farkla iktidar karşısında kazanmayı yedirmezler fikri hakim olacaktır.
    İktidar tarafı D.B. nin dediği gibi bir oy fazla almak yeterli iken.
    İktidar ve ortağı olmayanlar için bu birkaç bin dahi olsa yeterli görülmeyecek anlamı taşır.
    Bundan sonra muhalefetin açık ara alamadığı seçimlerin tekrar edilme geleneği başlayabilir.
    Meclis de muhalefet tarafından yüzde birden az farkla kazanılan seçimlerin tekrar edilmesi için yasa çıkarması daha adil olur kanaatindeyim.(ironi olur mu böyle bir yasa)
    Belediyelerde de İKİ TURLU seçim en ideal olanı bence.(H.gayret in de desteklediği bu yöntemi ben de çok beğeniyorum)

    • 2 turlu seçime evet ama ilk cümleniz hatalı olmuş: ibb seçimi akpartinin yararına ya da menfaatine olacak/olsun diye yenilenmiyor..! İstanbula bir başkan seçmek için yenileniyor..:) halkoyu kimse için çantada keklik değildir..! Eğer bu tekrar seçim iktidara zarar verecekse; ne kadar sevinseniz azdır zaten avam bey…

  16. 58 yaşındayım. Birçok seçim gördüm ve bir çoğunda da görev yaptım. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi şartları gereği ESKİ seçimlerde bazı şeyler oluyor ve demokrasi adına kabul edilemez sonuçlarla karşılaşılabiliniyordu. Şimdi oylar çalındı diyen arkadaşlara soruyorum İstanbul’ da yüzlerce kişinin önünde ( ki muhtarlar ve taraftarları sayımları sonuna kadar takip eder) oylar NASIL çalınır? Gerçekten olayın nasıl olduğunu merak ediyorum. Biri bilgilendirirse sevinirim.

    • Kabullenmeye pek niyetli görünmüyorsun ama olay şöyle gelişmiş: yaklaşık iki yıldır istanbul seçimlerinde görev alacak kamu personeli arasına yuvalanmakla işe başlamışlar(yöntem tanıdık değil mi?) il seçim kurulu ve bikaç ilçede şebekeyi kurmak zor olmamış zaten; özellikle işbankası ve benzeri mutemet kurluşlardan eline çabuk çocuklar seferber edilmişler. Nihayet imamefendi sandıklarda altın vuruşu yapabilecek bir seviyeye ulaşıncaya kadar kimse durumu öngörememiş ve seçim gecesi olay patlayıverdi. Eldeki oyla ekranda çıkanlar tutmuyordu… Son durakta, sandıktan çıkan sonuçları ysk otomasyonuna girmeye yetkili olan bikaç el; yıldırımın oyları imama, imamın oylarını da yıldırıma yazaraktan az zamanda güzel iş çıkarmışlar… Ysk da numaralarını dürdü büktü ellerine verdi; olan bu..:)

      • Maşallah öyle bir ayrıntılı ve güzel anlatıyorsun ki, okuyan, “Bu da kumpasın birinci elden organizatörlerinden biriydi herhalde. . .” diye düşünür.

        Aman dikkat, tekin zamanlardan geçmiyoruz. Nihal Olçok Hanım’ın bile “FETÖcü” olmakla suçlandığı bir zamanda, sıranın ne zaman kime geleceği belli değl hiç.

        Bence sen Binali Abi’nin afişlerini kahvehane camlarına asmakla yetin, başka işlere pek burnunu sokma : )

      • Yazdıkların hayali bir senaryo. Ekrem İmamoğlu’nun 13.729 oy farkla kazandığını YSK resmen açıklamadı mı ? Daha sonra AKP’nin olağanüstü hukuksuzluk gerekçesi ile yaptığı itiraz ile seçim ‘usul hataları’ nedeniyle iptal edildi. Usul hatası neydi, sandık başkanları arasında devlet memuru olmayan bazı kişilerin bulunmasıydı.
        Oysa sandık başkanları aday listelerini İlçe seçim kurullarına gönderen yasa gereği ‘Mülki amir’ yani ‘Hükümet’tir. Diğer gerekçelerin seçim sonuçlarını etkilemediğini YSK’nın iptal kararı veren 7 üyesi bile kabul ediyor. (Bakınız : YSK Gerekçeli iptal kararı) … !!! ???

        • Sayın fkt; kusur her zaman idarenindir zaten. O yüzden 15temmuzun siyasi ayağı iyi anlaşılmalıdır ve işbirlikçi mutemetler artık açığa alınmalıdır. Kendileri bi parti kurup ortaya dökülseler diye bekleniyor galiba ama böyle giderse bu zor; ibb seçimini akparti alırsa bi süre daha bünyesinde sinsice saklanmaya devam edeceklerdir. Nitekim 23hazirana kadar da omerta kararı aldılar sanki..:) darbecilerin idam edilemeyişi de halkımızın seçime yönelik motivasyonunu aşındırmıştır maalesef…

          • Bir yiyecek bozulmuşsa temizleyemezsin, çöpe atarsın. Yani AKP içindeki gizli Cemaatçileri ve benzerlerini ayıklayamazsın, tek çare bozulmuş AkePe yemeğini siyasi çöplüğe atmaktır.

  17. Hiçbir Şey Olmasa da Bir Şey Oldu?

    Ak parti sözcüsünün yukarıdaki caps lere konu olan cümlesi eğlenceli ama eblehce mi? Bir meramı anlatırken kullanılan cümleler nasıl da aleyhinize bir kampanyanın unsuru olabiliyor. Hükumet siz de, emniyet siz de, her sandıkta temsilciniz var, nasıl çaldırdınız oyları cümlesi gerçekten cevap verilmesi zor bir cümle. Chp ve yandaşlarının böyle bir şey yapması mümkün değil, doğru fakat bu kez işin içine bu gibi alengirli işlerde profesyonel bir ekip girdi. Bu ekibin nelere mahir olduğunu bütün Türkiye biliyor. Şunun cevabını versin muarızlar; neden sayılan 800 sandıkta oylar hep Binali lehine çıktı. 8 milyon oy yeniden sayılsa idi fark ne olurdu? Tamam katili gösteren bir delil yok fakat ortada bir ceset var. “Katili bilmiyoruz, cinayeti nasıl işlediğini bilmiyoruz ama bir cinayet var” anlamında parti sözcüsünü yukarıdaki cümlesi.

    • Sayılan 800 sandıkta oylar hep Binali Y. lehine çıkmadı, hemen hemen aynı çıktı. Sadece tamamı sayılan 300-400 bin geçersiz oyda 7 bin kadar Binali Y. lehine çıktı, bunun da nedeni seçim hilesi falan değil AKP logosuna Binali Y. seçmeninin daha fazla mühür vurması … Kendinizi kandırmayın, bu seçimin iptal gerekçesi ile ‘367 vakası’ aynı şeydir. Ha bu sefer intikamımızı aldık diyorsanız o başka.

  18. Doğruları söylemek her zaman iyidir. Kuldan değil de asıl olan Yüce Allah’tan korkmaktır. 31 mart seçimi imamoglu alnının teri ile kazanmıştı. YSK kararını çoğu insan inandırıcı bulmadı.
    23 haziranda Binali Yıldırım seçimi kazanacaktır. Bana göre 31 martta özellikle MHP tabanı ve bazı Ak partililer iktidarı uyarmak için Buyuksehir pusulasını imamogluya muhurlemistir.
    23 haziranda MHP tabanı Ak parti tabanı Cumhurbaşkanı ve Binali Yıldırım’a yonelecegini; hdp tabanı da bir kısmı sandığa gitmeyeceğini düşünüyorum.
    Daha önce de söylediğim gibi Ekrem imamoglu rotasını genel seçime cevirecektir.
    AK Parti genel seçime kadar işsizliği ve ekonomiyi duzeltemezse imamoglu avantajlı bir şekilde seçime girecektir.
    Önümüzdeki sonbaharda yeni parti de resmen kurulacağını tahmin ediyorum.
    Selam ve dua ile….

  19. Eskiden AKP seçmen kitlesine dahil olan bazı seçmenler, 31 marttaki seçimde sayın Erdoğan’ın kullandığı dil, yaklaşım (miting meydanından katliam görüntüleri, zillet ittifakı vb..) görevi ihmal ( ülkenin yönetimi ile meşgul olması gereken kitleler genelde miting meydanlarındaydı, ekonomik açıdan dar boğaza girmiş ülkenin ekonomi bakanı bile yerel seçimler için kürsüde yüksek perdeden nutuklar atıyordu)ve atamalardaki liyakatsizliği göz önünde bulundurarak AKP lehine rey kullanmamış olabililer. 31 mart seçimlerinden sonra çoğu yazarın( Fehmi Koru da dahil), sosyal medya paylaşımlarının ve ülke dışından gelen yorum ve haberlerin haksız bir şekilde AKP ye yöneltilen eleştiriler(örneğin oyların tamamının tekrar sayımının CHP nin itirazı nedeniyle yapılamadığı halde Fehmi Koru bile 3 defa sanırım oylarının tamamının tekrar tekrar sayıldığını yazdı, en azından tamamının sayıldığını ima etti), CHP nin söylemde demokrasiden, birlikten, huzurdan dem vurup davranışlarıyla, marjinal ifadeleriyle bu kitleleri etkilemek için sarfettiği çizgiden çook uzaklarda olduğu farkedildiğinden, ülkenin bir beka sorunu yaşayabileceği ihtimalinden ki bu ihtimali HDP ile gerekçelendirmiyorum; Akdenizde hali hazırdaki savaş gemileri, Rum kesiminin petrol arama, pazarlama stratejileri ve onlara destek veren ülkeler, S400 krizi, Suriye de oluşturulmaya çalışılan güvenli bölge.. İran USA ilişkisi ve İsrailin bölge üzerindeki amaç ve emelleri bütün bunların hepsinin additif etkisi edilgen bir politika izlediğimizde varlığımızı tehdit edebilecek bir boyuta ulaşabilecektir, netice itibariyle bu bir belediye seçimi ancak bu seçimi kazanmak muhalefetteki CHP de ciddi bir özgüven oluşturacaktır, Zafer sonrası, kendi güç ve çıkarını ülke menfaatlerinin önüne koyabilen ve ideolojik takıntıları olan CHP, erken genel seçim talep edebilecek bu talep ise zaten ekonomik ve siyasi olarak ciddi bir yıpranmışlık gözlenen memleketi hepten daha büyük bir krize sürükleyebilecektir, işte tüm bu sebeplerden dolayı CHP nin desteklenmemesi gerektiğini düşünüyorum. 31 mart seçim sürecinde Cumhur ittifakı adına söz alan siyasilerin rakipleri için kullandıkları ihanet, hain, zillet gibi çirkin ifadeler kesinlikle makul karşılanamaz, lakin netice itibariyle adaylar seçim sürecinde rakiplerinin imajını ve albenisini zedelemek için kendi fikirleri ve danışmanları öncülüğünde kampanyalar düzenliyorlar, seçim sonrası bunların hiçbiri hatırlanmıyor hatta daha sonra ittifaklar dahi kurabiliyorlar. Lakin CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun YSK hakkında sarfettiği sözler, ithamlar ve eleştiriler toplumun diğer kesimlerinde YSK ya tepkili olanları harekete geçirmiş ve YSK hakkında tamamen haksız ve mesnetsiz, hakaret içerikli, itibarını zedeleyici ifadelerin sarfedilmesine zemin hazırlamıştır. Sadece İBB seçimlerinin iptal edilme gerekçesini “itiraz sadece İBB seçimlerine yapılmıştır” cümlesi izah edebilirken başta CHP olmak üzere çoğu köşe yazarı, sosyal medya paylaşımı ve int haber sitesi hukuki malumatı zayıf olan kitleleri YSK ya karşı kışkırtmak için AKP nin kayırıldığı görüntüsü oluşturulmaya çalışılmış ve haksız bir rekabet ortamı oluşmuştur. Bu bile bazı kesimlerin, kendi menfaatlarının ülke menfaatlarından önde geldiğinin göstergesidir ki memleketin en yetkin ve önemli yüksek yargı kurullarından biri olan YSK nın itibarsızlaştırılması, yok sayılması herşeyden önce ülkedeki demokrasi algısını zedelemektedir. YSK sadece bugün değil yarın ki seçimlerde de hakem rolünü üstlenecektir. Hakkaniyetle yaklaşan her kişi oyların çalındığını ve organize bir kumpasın varlığını görecektir. Çalma cürümünü işleyen kişilerin de en kısa sürede adalet! önüne çıkarılması da elzemdir.

    • Okuması bile yorucu bir yorum. Tüm adaletsizlikler gözümüzün içine baka baka yapılır, numan kurtulmuş, “seçim sonrasında tövbe edeceğiz” derken siz sayın yorumcu çıkmış, neden chp’ye oy verilmezi izah etmeye çalışıyorsunuz. Yazıklar olsun. Yıllar boyu bu grubun içinde olduğum, bugün bu hukuksuzlukları yapanlarla aynı havayı teneffüs ettiğim için utanıyorum. Hiç değilse susup köşenizde oturun.

      • Camianın bir üyesi değildim ama aktif üyelik yapan iş ortaklığı yaptığım paydaş olduğum arkadaş çevrem var.Şu an tamamı bu (şey) bizim başta desteklediğimiz (şey) değil diyor ve desteklerini çektikleri gibi alaşağı etmek için çalışıyorlar.Her film gibi bu filmin de sonu geldi galiba ,temennim odur ki ülkemiz ve insanlarımız en az hasarla bu felaketi atlatır.

    • Sn Alper, endişelerini ben de paylaşmıyor değilim. Evet, Akdenizdeki, Ortadoğudaki, S400/F35 sorunlar…. Hepsi aynı dönemde ülkeye dışardan meydan okumalar. Bunun için CHP, İmamoğluyla 23 Hazirandaki İstanbul tekrardan kazansa dahi partizan gayelerle seçime değil ülke çapında ittifaka gidebilse keşke hayırlı bir iş olur. Aslında, Sn Erdoğan bunun sinyalini vermişti, MHP devleti olmaz dedi partizanlık yaptı. Onun için, işler Dış ilişkiler açısından kontrol dışına çıkarsa bunun siyasi bilançosu (kabak) MHP devletinin başında patlayabilir.

      ‘3 Hazirandan sonra, ittifak teklifi CHP’den gelirse daha iyi olur. Yani, bu şartlarda bari dışarıya karşı ortak bir cephe oluşturabilseler ülke-yararlı bir şey olur. Bu durumlar iyiye doğru gidişat göstersin içerdeki siyasi hesaplaşmaya kaldıkları yerden devam ederler.

      Partiler kendi açılarından A, B, C planları yapıyorlarken, umarım Dışişleri Bakanlığında bütün partilerin dışişleri temsilcileri de bir araya gelerek “partiler-üstü” A, B,C planları yapıyorlardır. Yapmıyorlarsa, bu önemli işe hemen başlasınlar….

    • insan biraz utanır.sizin yaşadığınız yerler de aynaların hepsini kırmışsınız.
      sandığa atılan 4 oydan neden biri iptal olur.
      akp nin elinde 1946 açık oy gizli tasnif bir de 367 garabet anayasa mahkemesi oyu vardı.
      bunlar yüzünden hep mağdurum ben mağdurumu oynuyordu.
      şimdi ise garabetten öte ysk kararı var.
      31 marttan önce beka sorunu vardı.şimdi o beka sorunu rafa kalktı.
      devlet efendi zillet terörist beka hain laflarını pek fonetik olmayan sesi ile hançeresini yırtarak söylüyordu.
      şimdi ise öcalanın avukatları ile görüşmesi demeçler vermesine gıkı çıkmıyor.
      demek ki beka ülkenin değil cumhur ittifakının bekasıymış.
      aslın da sizin gibi kesin inançlıların yorumun cevap yazmak vakit israfıdır.
      sadece sizin gibilere HE HE YA YA deyip geçmek lazım.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here