Tarih ve yarının tarihi olan günümüz.. Kim kahraman kim hain? İyi niyet yeterli değil…

19

Kimimize göre tarihimiz ‘kahramanlar’ ile ‘hainler’ çatışmasının ürünüdür. Kimin ‘kahraman’ kimin ‘hain’ olduğu değerlendirmeyi yapana göre değişir. ‘Kahramanlar’ çoğu kez ‘hain’ ve ‘hainler’ de pek çok kişinin gözünde ‘kahraman’ olabiliyor bizde.

Oysa tarihimize başka bir gözle de bakmak mümkün. Ben öyle baktığımda, ‘hain’ denilebilecek olanların olabildiğince az, buna karşılık iyi niyetli ama beceriksiz olanların hayli fazla olduğunu görüyorum.

İyi niyetlerle yola çıkılıyor, arzu edilenin gerçekleşmesi için gayretler de sarf ediliyor, ancak bilgisizlik ve daha çok da diplomatik ve politik beceri eksiklikleri yüzünden işler beklendiğinden farklı sonuçlar doğurabiliyor. Sorumluların kendilerini farklı görüşlere kapatmaları ve etraflarını aynı frekansta insanlarla doldurmaları da tarihimizin bir başka özelliği.

Bu arada, kötü niyetli iç ve dış unsurların devrede bulunması da yanlış sonuçlar alınmasında rol oynayabiliyor.

O unsurlar iyi niyetlilerin bilgisizlik ve beceriksizliğini ülkenin aleyhine kullanıyorlar.

Önce günümüze bakalım

Şaşıranlarınız olabilir, ama ben bu sonuca, yalnızca tarih okumalarımdan değil, bugünlerde yaşananlara ve özellikle bizden çok başka ülkelerin aldıkları tavırlara bakarak varmış bulunuyorum.

Rusya’nın Putin’i, Fransa’nın Macron’u, ABD’nin Trump’ı gözümü açan figürler…

Henüz yaşadıkları için kendilerinden ‘tarihi’ diye söz etmek mümkün değil, ancak gözünüzü yumar ve bugünlerde yaşananları çok ileri günlerde bir tarih kitabından okuduğunuzu tahayyül ederseniz, bu isimler sizlere de ‘tarihi şahsiyetler’ olarak gelebilirler.

Bizim açımızdan hepsinin ortak özelliği, ülkemizi ve ülkemizin geleceğini etkileyebilecek kişiler olmaları…

Donald Trump NATO’da müttefikimiz ABD’nin başında… Vladimir Putin müttefik aranıyorsa bizim için en güvenilir müttefikin Rusya olduğu iddiasıyla yanı başımızda yer alıyor… Emmanuel Macron ise yalnızca ülkemizin AB içerisinde yer almasını istemediğini alenen belli eden açıklamalarıyla değil, aynı zamanda halkını sokaklara döken yanlış politikalarıyla da bir etki unsuru…

Ne kadar iyi niyetli bir yönetim kadrosuna sahip olursak olalım, böyle ülkelerin etkileme gücüne sahip olduğu olaylarla baş edebilmek için iyi niyetli olmanın yetmeyeceğini, bilgi ve beceri noksanlığı söz konusuysa arzularımızın kursağımızda kalacağını da bilmemiz gerekiyor.

Şimdi tarihimize bakabiliriz

Kimimize göre, Osmanlı’nın sonunu getiren İttihat ve Terakki Partisi (İTP) ve onun yanlış politikalarıydı. İTP’nin yönetici kadrosunu teşkil eden üç paşalar ‘hain’ idiler ve sorumluluk taşıdıkları dönemde aldıkları yanlış kararlarla imparatorluğun tarihe karışmasına yol açtılar.

Osmanlı İmparatorluğu tarihe karıştığına ve buna yol açan süreçte İTP kadrosu iş başında bulunduğuna göre bu tezi doğru kabul edebilir ve o kadroyu ‘hainler’ olarak tanımlayabiliriz. Nitekim sırf bu tezi savunmak için yazılmış çok sayıda ‘tarih’ iddialı kitap bulabilirsiniz.

Peki ya bu insanlar, İTP’de toplanan dönemin aydınları, onlar namına politikalar üreten üç paşa, ne yaptılarsa onu iyi niyetle yapmışlar, ancak dönemin önemli ülkelerinin gücünü ve hedeflerini doğru okuyacak bilgilerle donanmış olmadıkları ve beceri açısından da noksanları bulunduğu için yanlışlara sürüklenmiş olmasınlar?

Bugünün ABD’sinin yerine İngiltere’yi koyduğunuzda o dönemin önemli ülkeleri İngiltere, Fransa ve Rusya’nın karşısında Osmanlı’nın pek az manevra kabiliyeti olduğunu anlayabiliriz.

Savaşa katılmamak da bir yoldu, ama o zaman da Almanya’nın bazen tatlı bazen acı dili o yolu tıkıyordu.

[Çok daha farklı bir ortamda patlak veren bir sonraki savaşta -İkinci Dünya Savaşı’nda- Türkiye tarafsızlığını koruyabildi, ama bunu ne kadar zor sağlayabildiğini unutmamak gerekiyor.]

Ne demek istiyorum?

Şunu: Tarihi ve yarın tarih olacak günümüz olaylarını değerlendirirken insanlara ‘hain’ ve ‘kahraman’ yaftasıyla yaklaşmak yerine daha farklı ölçülere sahip olmamız gerekiyor. Sadece bizler gibi gelişmeleri etkileme gücü bulunmayan, yaşananları uzaktan izleyenlerin değil, olaylarla bire bir karşı karşıya kalan kadroların da ‘‘Aldığımız kararlar iyi niyetimizin eseri, ancak acaba onları alırken eş-zamanlı muhataplarımızın hedeflerini öngörebiliyor ve birkaç hamle sonrasını da hesabımıza katabiliyor muyuz?’’ diye düşünmeleri şarttır.

İttihatçılar uzun bir süre başlar üstünde tutuldular; Mehmet Akif, Süleymaniye Kürsüsü’nde şiirinde ‘‘Bir de İstanbul’a geldim ki, bütün çarşı pazar / Naradan çalkalanıyor / Öyle ya hürriyet var’’ diye anlatır o günleri…

Ancak üç paşaların üçü de sürecin sonunda iyice gözden düştüler.

Tarihe farklı gözle bakmakta yarar var.

ΩΩΩΩ

Şu günlerde vefat yıldönümü vesilesiyle sıkça anılan Mehmet Akif merhumun o günleri anlatan şiirinin ilgili bölümünü meraklıların ilgisine sunarım. Okuyun bakalım, size neler ve hangi dönemi düşündürecek:

Süleymaniye Kürsüsü’nden

Bir de İstanbul’a geldim ki: bütün çarşı, pazar
Naradan çalkanıyor, öyle ya… Hürriyet var!

Galeyan geldi mi, mantık savuşurmuş… doğru:
Vardı aklından o gün her kimi gördümse zoru.

Kimse farkında değil, anlaşılan, yaptığının;
Kafalar tütsülü hulya ile, gözler kızgın;

Sanki zincirdekiler hep boşanır zincirden,
Yıkıvermiş de tımarhaneyi çıkmış birden!

Zurnalar şehr ahalisini takmış peşine;
Yedisinden tutarak ta dayanın yetmişine!

Eli bayraklı alaylar yürüyor dört keçeli,
En ağır başlısının bir zili eksik, belli!

Ötüyor her taşın üstünde birer dilli düdük.
Dinliyor kaplamış etrafını yüzlerce hödük!

Kim ne söylerse, hemen el vurup alkışlayacak
-Yaşasın
-Kim yaşasın?
-Ömrü olan.
Şak! Şak! Şak!

Ne devairde hükümet, ne ahalide bir iş!
Ne sanayi, ne maarif, ne alış var, ne veriş.

Çamlıbel sanki şehir, zabıta yok, rabıta yok;
Aksa kan sel gibi, dindirecek vasıta yok.

‘Zevk-i hürriyeti onlar daha çok anlamalı’
Diye mekteblilerin mektebi tekmil kapalı!

İlmi tazyik ile ta’lim, o da istibdad
Haydi öyleyse çocuklar, ebediyyen azad.

Nutka gelmiş öte dursun hocalar bir yandan…
Sahneden sahneye koşmakta bütün şakirdan.

Kör çıban neşterin altında nasıl patlarsa,
Hep ağızlar deşilip, kimde ne cevher varsa,

Saçıyor ortaya, ister temiz, ister kirli;
Kalmıyor kimseciğin muzmeri artık gizli.

Dalkavuk devri değil, eski kasaid yerine
Üdebanız ana-avrat sövüyor birbirine.

Türlü adlarla çıkan namütenahi gazete,
Ayrılık tohumunu bol bol atıyor memlekete.

İt yetiştirmek için toprağı gayet münbit
Bularak fuhş ekiyor salma gezen bir sürü it

Yürüyor dine beş on maskara, alkışlanıyor,
Nesl-i hazır bunu hürriyet-i vicdan sanıyor.

19 YORUMLAR

  1. Bugün yönetimde olanlar Akif’in “Asım’ın Nesli” olarak nitelendirdiği ve övdüğü neslin ahfadı.

    Dolayısı ile Fehmi Bey’in yazısı içerisinde yer alan Akif’in şiirdeki olumsuz tasvirlerin bugünkü muhalif kesimi anlattığı çok açık bence.

    • Sırtında paltosu olmadığı halde yazdığı İstiklal marşına telif almayan, Şairin övdüğü Asım’ın Nesli nin afhadı olduğunu söylemek Milletin bugününü geleceğini satarak Saraylarda yaşayıp uçan saraylarda gezen bilmem ne meyveleri milletin ismini bilmediği lüksiçinde yaşayanlara yakıştırmak şaire en büyük hakarettir herhalde,mezarında ters dönmüştür.Bugünleri görseydi Mısıra değil daha uzaklara hicret ederdi. Ruhu Şad olsun.

      • 1.Bugün yönetimde olanlar Akif’in idealini taşıyanlar.Akif’in idealini
        CHP mi devam ettiriyor?Şayet böyle dersen o zaman Akif’in ruhuna eziyet etmiş olursun.Akif’i Mısır’a gitmek zorunda bırakan CHP zihniyetidir.

        2.Saray dediğiniz yer Devlet’in idare merkezi.Yarın bir başkası olacak orada.Kimsenin şahsi mülkü değil.

        3.Bir günde binlerce muhtar ,öğrenci,
        sıradan vatandaş ağırlanıyor saray dediğiniz yerde.Eskiden olsa böyle yerlerin yakın semtinden geçemezdi
        sade vatandaşlar.

        4.Lüks içinde yaşıyor dedikleriniz bir günde 24 saat çalışıyorlar neredeyse.Ayaklarını uzatıp dinlenmeye fırsat bulamıyorlar.

        5.Millet boşuna mı %52.5 oy verdi zannediyorsun?

        • Millet diyerek gelenlerin, milli şaire yaşattıklarını hatirlayacak olursak,
          Itc, chp vs tüm tek parti ağaları, kullandıkları millet ve milli kavramını, yeteri kadar güçlendikten sonra, gereksiz ayakbağı görüp tekmeyi basıyorlar… Bugün de alternatifsiz bir güç varsa, o da itc ve chp’nin tavrını yineleyecektir. Isimler değişir, teamuller caridir. Maalesef

  2. Ittihad ve terakki onursuz bir şekilde ölmektense onurlu bir şekilde ölmeyi tercih etmişlerdir. Ille de hain ya da kahraman kavramları içerisinde değerlendirme yapmak zorunda değiliz.

  3. Hayinlik ve kahramanlik konjekture gore degisiyor.Dunun kahraman fetosu bugun azili dusman ve vatan haini.
    Yine dun asilarak yasamina son verilen merhum adnan menderes bugun halk kahramani .Peki onlari asanlar neci.27 mayis bayramlarini kutlatanlari bugun ne olarak degerlendirecegiz.Bunlarin cevaplarini vermeden bu ulke sukune ermiyecek galiba .Her 20 senede bir vatan haini ve milli kahraman uretiriz.NE MUTLU BIZE

  4. Günümüzde hain olarak bilinen ana kahraman olanlar mı var acaba ?
    Dolaylı anlatma açık açık konuş bence
    Her yazında gizliden gizliye mesaj verme

  5. 1960’lara kadar kötüler vardı, iyiler vardı. İktidar değişirse her şey değişir, gerçek bir özgürlüğe kavuşacak ve İslamiyet’i yaşayacaktır. 27 Mayıs’ta bunun böyle olmadığını bizzat yaşayarak gördüm. 1961’de İzmir’e gittim. Remzi Güres’in Kur’an tercümesi olan cemaate katıldım. Orada benim yaşadıklarımı tasdik eden bir görüş buldum.
    Ahmet Tahir Satoğlu ile kooperatif kurduk. Bir yıl sonra Erbakan’la bağımsız adaylığımızı koyduk. Biz Sermaye’nin bu çatıştırma oyununu yıkmak için:
    a) CHP ile koalisyon yaptık.
    b) MHP ile seçim ittifakı yaptık.
    c) Demirel’i dışarıdan destekledik.
    e) Ordu bizi hapse atıyor, kapatıyor ama biz hep ordumuzun yanında olduk.
    Bu siyasetimiz yalnız Türkiye’de değil dünyada inkılap yaptı. Erbakan’ın ilim konferansları dünyayı uyandırdı. Bugünkü dünya böyle oluştu.
    Türkler beceriksiz ve bilgisiz görünürler. El uzatan herkese ellerini uzatırlar ama çok sabırlıdırlar. Karar vermeden önce korkaktırlar ama karar verdikten sonra ölmek var dönmek yok derler ve sonuç alırlar. Evet, imparatorluğumuzu yıktılar ama Türkiye %50’ye yakın iken bugün %1 azınlığa inmiştir. Rumların İstanbul’u Fatih zamanında değil, 1950’lerden sonra fethedildi. Bugün 80 milyon insan yaşıyor. Rumların sayısı binde 5 bile değil.
    Kötü insan yoktur, kötü düzen vardır. Biz Türkiye’de barış tohumlarını attık. Şimdi Trump, Putin ve Erdoğan o doğrultuda ilerliyorlar.
    Barış (İslam) düzeni gelmektedir. Olayları böyle yorumlayacaksınız.

    • Sayın karagülle, yorumunuzda geçen rum karşıtı ırkçı söylemi kınıyorum! Etnik ayrımcılık ayıp bir tutumdur! Kala kala bir avuç rum kardeşimiz kaldı zaten, üstelik hepsi de sizden bizden fazla türktürler yani…

  6. Tecrübe kötü bir öğretmendir derler; çünkü sürekli aynı hataların yapılmasına sepep olur:))) akif’in erken ölümüne ziyadesiyle memnun olduğunu gizlemeyen ve alıntılanan şiirine sabahlara kadar kahkahalarla güldüğünü belirten yorumcu nurdan hanım bu yazıdan ne anlamıştır bilemiyorum ama eski yorumcu h.k. nın şiirlerine de bu kadar bayıldığını hatırlamıyorum:) 4milyona yakın suriyeliye evsahipliği yapan türkiyenin suriye politikasını “insani” bulmayan yorumcu kenan, dış politikayı kimlere emanet etmemizi tavsiye ediyor ki? Vakkasoğlu’nun eski bir kitabı vardır: “bazen hazin bazen rezil / bu vatanı terkedenler” diye. Evet, hainlik ölçüsü gayet güzel; vatanı nasıl terketmişler? Hazin mi, rezil mi? Milli şairimiz akif ya da 1dolarlık fetöcüler; kıyaslayın bakalım… Kendimizi küçük görmek sadece bir yarı aydın hastalığı değildir: Elalemin soytarısını, 3günlük çömezini geleceğin tarihi şahsiyetleri olarak görenlere; milletin adamı ağzıyla kuş tutsa gene yaranamıyor işte…

  7. Kısacası zengin ve güçlüden yana isen kahraman; fakir ve mazlumların yanında isen hain ve düşmansin. Oysa 1400 yıllara gelirsek Peygamber efendimiz müşriklere bile merhamet etmiştir. Uhud savaşında bedensel şiddet gördüğü halde hiç kin beslemesi beddua etmedi. Sadece Amcası Hz. Hamza için gözyaşı döktü. 21.yilda ise devlet adamları bırakın bedensel şiddeti kendisi gibi düşünmeyenleri düşman ve hain gözüyle bakmakta. Dünyanın ömrü uzadıkça değer kazanıyor demek ki… Manevi değer sıfır maddi değer tavan yapmış bir zamandayız. Ama şunu iyi biliyoruz ki: Hain de kahraman da bir beden olarak kara toprak olacaktır. Orada çetin bir muhakeme vardır.
    SAYGILAR SEVGİLER

  8. Suriye politikamız baştan beri yanlış olduğu için ve bana göre baştan tarafsız olup insani olarak krize yaklaşmadığımız için Suriye’deki olumsuzluğu Türkiye’nin içine çektik ve bunun ceremesini yüzyıllar boyu çekeceğiz. Dış politika sadece politikacılara bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir…!

  9. Allah Rahmet eylesin! Hayatimda bu kadar çok gülmemiştim,Mehmet Akifin şiirleri sayesinde bu akşam gülme rekoru kırdim.

    Fehmi bey! Bu şiirler tamamen bugünleri anlatiyor.
    Yoksa Mehme Akif yaşiyorda bizimmi haberimiz yok?
    Neyiseki adamcağız zamaninda ölmuş.
    Eğer yaşasaid, adamcağizin yaşina ve şairliğine bakmaz TÜRKIYEDE ne kadar savici varsa hepsi birden aninda kapısına polisleri gönderirdiler.

    Havuzun ne yapacağıni de yazmaya gerek yok, onu benim 2 yaşindaki ikiz kız torunlara sorsalar onlar dahi bilir.

    Fehmi bey! Ortadaki resmi yalnaş koymuşsunuz!
    Buradaki gazeteciler de sizin yaziniza benzer yazılar yaziyor fakat o ikiliden söz ettikleri zaman ortadaki resimdekinden değil, baska birisinnden bahs ediyorlar.
    Zaten o resım ikisinin ortasinda çok zit duruyor.

    Umarim Macron bu resimi görmez, yoksa kendisine hakaretten size dava açar.

    Hay Allah! Bunlarin kitabında gazetecilere dava açma diye bir kelime olmadığını bir an unutmuşum…. Demeki o an benimde Türklüğüm tutmuş.

  10. Hain ve Kahraman kelimelerinin öncelikle bir tanımını yapmak lazım birilerini kahraman ya da hain olarak yaftalamadan önce. Hain; hıyanet eden, hıyanet; kutsal sayılan şeylere el uzatma, kötülük etme veya karşı davranma, güveni kötüye kullanma, aldatma(TDK). Çok kısa malumatım ölçüsünde ittihatçılara değinecek olursam; Memleketin kurtuluşunu komple batıda gören, dinle aralarına ciddi bir mesafe koymuş, cemiyetin fikir babası sayılacak şahsiyetlerin kuvvetle muhtemel dinsiz oldukları rivayet edilen, memleketin istikbalinin sadece kendilerinin takip ettiği istikamette yer alacağını düşündüklerinden, gücü ellerinde bulundurmak için etik dışı hamleler de yapan, halkı mevcut otorite olan Padişah’a yani İslamın halifesine karşı kışkırtan, ayaklanma çıkaran ve en nihayetinde zor ve hile kullanarak yönetimi ele geçiren bir sivil toplum örgütü gibi görünen lakin asker ağırlıklı olmakla birlikte her kesimden insanların bulunduğu örgütlü bir yapı. İslamcı bir düşünceleri olmadığı halde, o günki mevcut şartlarda İslamcı kesimin desteğini almak için islamcı gibi görünmüşler, muhalif oldukları Padişahı tahttan indirmek için müslüman kanı akıtmaktan imtina etmeyen ermeni çeteleriyle dahi müttefiklik ilişkisine girmişlerdir. Zamanın bazı İslam alimlerini, gerçek niyetlerini gizleyip islamın özüne dönüşle kurtuluşa ereceğimiz söylemleri ile cemiyete dahil edip onlar üzerinden muhafazakar kesimin de desteklerini almışlar, yani bir yerde onları kendi emellerine ulaşmak için kullanmışlardır. Gerçi devam eden süreçte onların niyetlerini sezen alim olarak nitelendirilen şahıslar örgütü terk etmiştir. Mehmet Akif Ersoyda örgüte katılmış ancak daha sonra ayrılmıştır. TDK daki hain kelimesinin anlamları ışığında İttihat ve terakki cemiyetinin fiilleeri irdelendiğinde hain kalıbına cuk diye oturtulabilir. İyi niyetli olmaları bakılan pencereye bağlıdır. Şimdi buradan geldiğimiz nokta başkanlık sisteminin yani TRde uygulanan başkanlık sisteminin oldukça sakıncalı bir sistem olduğudur. Diğer taraftan CHP nin mevcut durumda yaptıkları ittihatçılarla çok benzerlik arzetmektedir:) Keşke Mehmet Akif kendi düşüncesine göre yeni bir örgüt kursaymış, demekki eylemlerimiz çok hissi olmamalıymış. Sultan Abdulhamitten o kadar nefret etmeseymiş dicem ama belkide Sultan Abdulhamit ortamı o kadar çok gerdi ki insanlar kendini özgür hissedemedi, adalete güven azaldı bilemeyiz. En nihayetinde İttihat terakkiciler devletin yönetimini beğenmiyorlarsa, bunu meşru yollarla yapmaya çalışmalı idiler, düşman adledilen yapılarla işbirliğine gitmemeli idiler, en doğru düşüncenin kendilerinde olduğu yanılgısına kapılmamalı idiler, Mehmet Akif, elmalılı Hamdi yazır, Said Nursi gibi alimleri dahi kandıracak kadar ikiyüzlü olmamalı idiler. Kendi milletlerine hainlik eden devşirilmiş insanlar gibi davranmamalı idiler. Bence tarihten ders almalıyız ki tarih tekerrür etmesin. Ruslar çok ileri hamleleri hesap ederek oyun kuruyorlar, temkinliler, attıkları her adım muhasebeli, bence çok tehlikeliler. İş bu tehlike Ruslardan ya da Putinden kaynaklanmıyor.. Dış işleri bakanımız sayın Mevlüt Çavuşoğlu( laleyi seven ve lale özgeçmişini iyi bilen bir bakanımız kendisi, kutluyorum:) Herşeyi iç siyasete alet edebiliyoruz, sanki tüm meselemiz içerde güçlü olmak! Ha bunu yapan tek bir taraf değil hepsi, bütün siyasi kanatlar. Hiçbiri etik gözetmiyor. İnsan bile isteye kitlelerin karşısında birileri hakkında yalan kelamda nasıl bulunabilir, anlaşılır şey değil.

    • Meşru yollar nedir ?
      İttihat ve terakki düşman hangi yapılara gittiler
      Mehmet AKif ve Elmalı merhumların Übdülhamite muhalif söylemine, iddiasına delil vardır.
      Kendi sözleri ve eylemleri. Ama merhum Nursiye gelince başkalarının iddialarıyla hareket edilmesi iftiradır. İftiraya ortak olmakta günahtır.
      Saydığınız üç alim kanacak basit insanlar değildir.
      SNursi devleti temsil makamında olan Padişah merhum Abdülhamiti uyardığı ve yol gösterdiği gibi ittihatçılar devlete hakim olduğunda yanlışlarını göstermiş, gerekli uyarıyı yapmıştır. Münzarat ve divanıharbi örfü eserlerinde bu tavrı açıkca görülür. Padişa düşman değildir. Yıkmak için çalışmamıştır. İttihatçılarda düşman olmadığı gibi ittihatçı da olmamıştır. Bir vakıayı kabullenmiştir. İttihat yönetimini kabullenmiştir. Doğru yönetim için uyarmıştır

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here