Umutsuzluğa yer yok.. Tarih bunun örnekleriyle dolu.. İnanmayan Oscar ödüllü filmi izlesin…

58

Birkaç gündür çeşitli köşelerde 28 Şubat değerlendirmeleri yapılıyor; yazıları okuyorsunuz, ben de okuyorum. Kimi yazar o dönemde yaşananları küçümseme eğiliminde, “Ne olmuş yani” havasını alıyorsunuz yazılarından… Kimi de, o günlerin intikamını yargı eliyle almak için kalemini kılıç gibi kullanıyor.

Aslında herkesin üzerinde alnını çatlatırcasına düşünmesi bugün de gereken bir dönemdi 28 Şubat…

O dönemi ülkeye yaşatanlar, eserlerinin ‘bin yıl’ süreceği iddiasındaydılar ve bundan çok emin görünüyorlardı. Daha da önemlisi, dönemin mazlum ve mağdurları da -hiç değilse önemli bir bölümü- kendi hayat serüvenleri içerisinde o karanlık günlerin sona ermeyeceği karamsarlığındaydılar…

Ne kadar sürdü 28 Şubat?

Hiçbir dönem ilanihaye sürmez. Hz. Yusuf’un hayat çizgisinde Mısır’da yedi yıl kıtlık yedi yıl da bolluk dönemleri yaşandığı bilinir. Dönemler öyle veya böyle sınırlı periyotlara bağlıdır. Kimi yedi yıl sürer, kimi biraz daha fazla; ama mutlaka her dönemin bir sonu vardır.

Bolluk döneminin de kıtlık döneminin de…

Parlak dönemin de, karanlık dönemin de…

Yeşil Kitap aslında kara kitaptı

Geçen hafta, son bir yılın ürünü filmleri değerlendiren Amerikan Film Enstitüsü tarafından düzenlenmiş Oscar törenlerinde, ‘Green Book’ (Yeşil Kitap) adını taşıyan film beş dalda ödüle aday gösterildi, üç önemli dalda ödüller bu filme gitti.

En iyi film, en orijinal senaryo ve en iyi yardımcı oyuncu ödülleri… Kazandığı ödülleri hak eden bir film bu. Başrol oyuncusu Viggo Mortensen de bana göre kaybettiği en iyi oyuncu ödülünü fazlasıyla hak ediyordu.

Film bizdeki 28 Şubat’ı andıran bir dönemle ilgili. ABD’de derisi siyah olanların ayrımcılığa uğradığı dönemle…

Hatırlarsanız, 28 Şubat’ta, dindar kesim kendilerini ABD’deki zencilere benzetiyorlardı; uğradıkları muamele açısından…

İşte ‘Green Book’ o muamelenin en çarpıcı örneklerini ekrana yansıtıyor. Virtuoz bir piyanist, ABD’nin siyah-beyaz ayrımının en azgın biçimde yaşandığı bir bölgesine, yanına bir şoför alarak tura çıkıyor. Önemli nokta şu: Piyanist siyahi, şoförü ise beyaz… Cahil şoföre bütün kapılar, bütün oteller, bütün lokantalar, bütün tuvaletler açık; ancak konser vermesi için siyahi piyanisti davet edenler, onun kendi evlerindeki tuvaleti kullanmasına, yemeğini konser verdiği salonda yemesine müsaade etmiyorlar… Şoförü düzgün otellerde kalırken, piyanist ahırdan bozma otellere mahkum…

Film adını, o dönemde, siyahilerin kalabilecekleri otellerin, kabul edilecekleri lokantaların listesini içeren turizm rehberi bir kitaptan alıyor.

1960’lı yıllarda bile ABD böyleydi, film dönem olarak John F. Kennedy’nin başkan seçildiği 1960 sonrasında geçiyor…

Ancak, aynı ABD’de, bir siyahi (Barack Obama), 40 yıla bile kalmadan, çoğunluğu teşkil eden beyazların da oylarıyla, ülkenin başkanı seçilmeyi başarabildi.

Bugün Amerikalılar o dönemi unutmak istiyorlar. Tıpkı 28 Şubatçıların kendilerini unutturmaya çalışması gibi…

Bizde de 28 Şubat’ın hedef aldığı siyasi kişilik (Tayyip Erdoğan) ve kadro (AK Parti’yi kuranlar) 2002 yılında halkın oyuyla iktidara gelmedi, 2007’de Abdullah Gül, 2014’te Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı seçilmedi mi?

Karamsarlık hiç bir dönem için doğru bir psikolojik hal değil.

Zweig ve eşi

İçinizde kitaplarına göz atmış olanlarınız da mutlaka vardır, ama çoğunuzun Stefan Zweig’in ‘İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar’ adlı anıt kitabını okuduğunuzu sanıyorum. Okumamış olanlara tavsiye ederim.

Zweig kalemini her alanda kullanmış velüt bir yazardı. Romanlar, fikir eserleri, biyografiler yazdı. Avusturyalı’ydı ve Musevi dinindendi. Adolf Hitler’in Almanya’da iktidarı eline geçirdiği sırada (1934) kendisi gibi olanların başına gelecekleri öngörerek ülkesini terk edip önce İngiltere’ye, oradan da ABD’ye gitti. Almanca konuşanların oluşturduğu bir dağ kasabası olduğunu (Petropolis) öğrenince Arjantin’e göç etti.

Yanına eşini de alarak…

Hitler’in Avrupa’yı kasıp kavurduğunu, ülkelerin birbiri ardına Almanya’nın parçası haline dönüştüğünü izlerken, karı-koca Zweig’ler, hayatlarının en karamsar dönemlerini orada yaşadılar.

Zweig’in o dönemde dostlarına yazdığı mektuplar çektiği iç sıkıntısının derinliğinin tanıklarıdır.

Avrupa’nın geleceğinden umudunu kesmişti ZweigHitler’in düşüncesinin ve yaptıklarının ilanihaye devam edeceğini düşünmeye başlamıştı. Etrafındakiler büyük yazarın Avrupa’da yaşananlar yüzünden karalar bağladığını fark ediyorladı.

Sonunda, 1942 yılının Şubat ayında, Petropolis’teki evlerinde, Stefan Zweig ve eşi el ele tutuşmuş halde ölü bulundu. Umutsuzluk onları intihara sürüklemişti.

Ne hazin bir son. İlanihaye devam edecek diye umutsuzluğa düştüler de ne oldu? Çok değil üç yıl sonra, Hitler’in kendisinin intihar ettiğini yazıyor tarihler…

Tarihte ilanihayelik diye bir şey yok sizin anlayacağınız…

Yeşil kaplı turizm rehberi bugün ABD’de müzelik oldu. Hitler tarihin en kara sayfalarındaki yerini aldı. 28 Şubat da bin yıl filan sürmedi.

Oscar ödüllü ‘Green Book’ (Yeşil Kitap) filmini izlemenizi hararetle tavsiye ederim.

ΩΩΩΩ


58 YORUMLAR

  1. Hey gidi heyy, belli, tarih tekerrür etmiş 28 Şubatta. Çekişme ve meydan okuma tarihi. Çılgındır bizimkiler! Baş olma; baş alma; baş kaldırma. “Baş”arma devri tarihteki yerini almış değil henüz. Birbiri ardına kesiklilik. Ve ısrar eden bir süreklilik. Doğru-yanlış binbir fikir yarışır. Okudukça kafalar karışır…. Benimki de karıştı! Ve şu çorbaya bir nebze baharat, kendimce. Biraz sadeleştirme, biraz eleştirme, eh tabi kafiyeleştirme:

    *******
    Gün yirmisekiz şubat,
    Şu, askeri tatbikat!
    Yine aynı bahane,
    Ka-pı-mız-da şeriat!

    Tekerrür etti tarih,
    Dediler ki bu “sahih”
    Ka-pı-mız-da şeriat!
    Vurdu aynı, kör talih!

    Güç Amerikan gücü,
    Vesvese şeytan gücü,
    Ka-pı-mız-da şeriat!
    Korkudan doğdu öcü!

    Yanki der ki: “bana ne?
    Sizin olsun anane!
    Benim borum ötmeli,
    Hayat böyle şahane!”

    “İşte petrol diyarı,
    Şeriattır ayarı,
    Benim derdim bu değil,
    Bu, Amerikan çıkarı!”

    Bunu duyan komutan,
    DiN neydi ki unutan,
    Kendi aklınca tabi,
    Şeriatla bir tutan!…

    Dediler “karışmayın,
    İşi bize bırakın,
    Şeriat bir tehlike,
    Bizi sizlerden sayın”!

    Onyıllarca yangelmiş,
    Çalışmak akla gelmiş,
    “Batı” denmiş adına,
    Bu herşeye bedelmiş!

    O halde, nedir gerek,
    “DiNi öcüleştirmek”
    Şarlatanlar hep vardı,
    Bulup güncelleştirmek…

    Şarlatanlar sahnede..
    Boza pişse ensede,
    Radikal, yine şöven….
    Belki dindar, yine de!

    Dendi ki “din işte bu!
    Din istedin, işte bu,”
    Güya buydu laiklik
    İlaç gibi bir tabu!

    Millet buna gücendi,
    Gücendikçe direndi,
    Düşünceye daldıkça,
    İçinden hep söylendi:

    “Maaşı millet öder,
    Bundan memnundu asker,
    Sapla saman karışır,
    Asker ayarı çeker!…”

    Bu gereksiz bir huydu,
    Çokçası “algı” buydu,
    Dediler “böyle gitmez!”,
    Seçmen de buna uydu!
    …..
    *******

  2. Sn.bernar, konu uzamasın diye hamza beye şöyle bir yanıt vermeniz gerekiyor: “türkiye geri kalmış bir ülke değildir!!!!” birçok ab ülkesinden daha gelişmiş bir ülkedir!!!! Hem gezici teröristlere çevreci gençlik eylemcisi diyeceksin hem de türkiyeye geri kalmış bir ülke diyeceksin: olmaz bu, dürüst olalım lütfen…

  3. Bu günler geçer!”AMAAAA” ADALETE vurulan darbenin acisi KIYAMETE kadar devam eder….
    ABD de şu an Siyahlarin haklari hiç bir millete yok, fakat kendileri “sıfır.”
    Hatta ırkçı Beyazların çocuklari dahi kendi baba ve annelerinden ve onların gaddarlığıni lanetliyorlar.
    Siyahlar için O karanlık günler geçmiş refah günler gelmiş fakat geçmişte açılan yaralar halen daha kaniyor.
    O yaraları açanlarda kendi torunlari tarafindan lanetleniyor….
    Bütün bu pozetif gelişmelere rağmen. Siyahlar geçmişte dedelerinin yaşadiklari olaylarin pisikolojik sarsintilarini çekiyorlar.
    Ben 2 yıl önce şu non-fiction epic story romanını “The Warmth of Other Suns”
    Yazari! Isabel Wilkerson okudum halen daha kendime gelemedim, ve bu kitaptan sonra bir dahda Bu tip kitaplar okumuyorum.oysaki Alsx P H linin yazdigi kitaplarin hepsini ve Obamanin iki kitabini okumuştum.
    İslam konusuna gelince Kurani Kerimi doğru anlatanlara ( Rahmetliler, Bedül Zaman Saidi Nursi ve Yasar N Özturk gibilerine) değil (Ali Kalkanca ve bunun) gibi sahte Şehlere inaniyoruz.
    Zaten Müslumanların bütün sorunlari KUR-ANI Kerimdeki Kadina (Anneye) farz olan çoğun eğitimini erkeklerin eline vermelerinden kaynaklaniyor.
    Kadinlarda kendilerine farz olani değil erkeklerine kölelik yapmayi tercih ediyorlar….
    Örnek göstermeğe gerek yok F Koru günlüğündeki yorumcularda kaç hanim olduğuna bakmalari kafi….
    Ben sahsen, dini konuda iki oğlumuda kendim eğittim öğler hocalara falan guvenmedim ve güvenmediğimin meyvalarini hem cevreleri hem,ben hemde aileleri afiyetce yiyiyoruz.

    • Afiyet olsun nurdan abla:) yalnız bu ifadeniz pek olmamış: “Kadinlarda kendilerine farz olani değil erkeklerine kölelik yapmayi tercih ediyorlar….” size göre kölelik gibi görünen bi durum diğerine göre belki bi zevktir :))) yani feminizmin de el atmadığı bişey kalmadı ki…

      • Ha Gayret, Öncelikle Hamza beyin görşlerinin tamamina katildiğimi belirterek. Kendimi biraz tanitayim.

        Ben sadece kendi çevremden veya Türkiyeden bahs etmiyorum! Dünyanın her yerinde yaşayan Müslümanlardan bahs ediyorum. Cocuk bir yaramazlık yapsa! Hemen “banana şöylerim”diyerek çocuklari baba ile korkutiyorlar. Oysaki Çocuklarin hem aile içi hemde ilk okula kadar Eğitiminden Baba değıl anne sorumludur.
        Ben feminist değilim ve evimin işini yemeklerimi değil erkeklere yaptirmak kadinlara dahi yaptirmam.
        Iki erkek çocuk büyütüm. Onlara hic bir is yaptirmadim, fakat aile sorumlluğunu, dini bilgileri ve cevresi ile nasil geçineceklerini İslama göre yetistirdim. Onlara bir gün dahi namaz kılin oroç tutun demedim.
        Küçuk oğlum 5 yaşinda kendiliginden namaza basşadi büyük oglumda 13 yaşinda.
        Ben kendim emir almaktan hoşlanmadigim için onlarada emir vererek değil dinin guzelliklerini kendim yaşayarak gösterdim. Onlarla oturur sipor musabakalari izlerdim çünüku hayatta insan yararina olan herşeyi severim ve onlarda sevdirdim.
        (Anne) kadin, (baba)erkek veya çocuklar birbirine sevgi ve saygili davranip birbirinin kusur ve hatalarini gormezden gelerek iyilikle hallettikten sonra hem aile hemde çevrede baris ve hezur içinde yaşanir…..
        Islam dini bize bunlari emrediyor.
        Erdoğani veya Kılıçdaroğlunu savunmayi değil.
        Bilmem anlatabildimmi?
        Şu an Sipor Külübünde çıktım eve gidiyorum. Benim yasam tarzim günde en az 10 km yurumek 2 veya 3 saata sipor yapmak.
        H Gayret sizede tavsiye ederim.
        Hele Ortadoğu dövüşlerinin yararlari bam baska.🙂 neyse beni epeyce tanimiş oldun.
        Umarim merakin gitmistir.

  4. 2000’li yılların başlarında kaybettiğimiz, uzun yıllar Kolombiya Üniversitesi’nde edebiyat profesörü olarak dersler vermiş, yüzyılın en seçkin düşünürlerinden biri olduğu konusunda BÜTÜN BATI AKADEMİSİNİN HEMFİKİR OLDUĞU Edward Said’in “Orientalism” başlığını taşıyan eserini heyecanla salık veririm (bu Batı düşüncesinde gerçekten çığır açan yazarın isminde geçen “Said” muhtemel merakınızı örselemesin.

  5. Savunulan basın
    Biz ilk okuldan beri bir şey öğreniyorduk. ABD’de beyaz siyah ırkçılığı var. Amerikan halkı aynı arabaya binmez, aynı okulda okumaz, aynı lokantada yemek yemez, aynı iş yerinde çalışmaz vs. Hatta bizim Teknik Üniversite’de bir ekonomi profesörü vardı. İnsanların din ve ırk ayrılığı yapmamaları gerekir ama siyah ve beyaz ayrılığı gerçektir şeklinde takrirler veriyordu. Koru’nun savunduğu basın herkesi böyle inandırıyordu.
    Aynı basın Obama’yı başkan yapmıştı. Obama yalnız zenci değildi aynı zamanda Hristiyan anadan doğmuş bir Müslüman çocuğu idi. Hitler’in zulüm yaptığına da inanmayın. Yahudileri ABD’ye taşımak, Filistin’e göçe zorlamak için Hitler görevli idi, tabi kendisinin de bundan haberi yoktu. Zulmü yapan da Sermaye idi. Zulmü bire on büyüten de o idi.
    Karı koca Yahudileri öldüren de Sermaye’den başkası değildi. Yahudi idiler ama Sermaye’ye ihanet etmişlerdi. Türkiye’deki Üzeyir Garih’i de o öldürmüştü. Kaşıkçı’yı da. Bütün bunların sonu gelmektedir. Dünya er geç Adil Düzen’e geçecek ve Sermaye’nin 500 yıldır işlediği cinayetlerin sonu gelmiş olacaktır.

  6. Herkese hayırlı pazarlar. Film kritiği ve kitap tavsiyesi yazınızı zevkle okudum. Pazar yazılarınızı bu bakımdan seviyorum. Ancak sevgili yorumcular A’dan girmiş Z’den çıkmış ve olaylar bir şekilde yine siyasete ve gündeklik konularla polemiğe dönüşmüş. olsundu. Biz bize benzeriz. Herkese selam ve sevgiler..

    • Keşke sayın Koru’nun yazıları, ülkede yaşanan siyasal süreçlerden bağımsız, aylık bir Kültür & Sanat dergisinde yer bulması için kaleme alınmış, yegane meramı bir film ya da kitap eleştirisi/tavsiyesi olan yazılar olsaydı, Tarık Bey 🙂 Yazarın kendisine özgü geleneksel (sıkça içine imalar yerleştirilmiş) yazım tarzı, okurları olarak bizim hoşgörüyle karşılanması gerektiğini düşündüğüm bireysel keşif-yorumlarımızı kışkırtıyor. Sıklıkla oraya buraya savrulduğumuz doğru, ama ben kişisel olarak sayın Koru’nun bundan çokda şikayetçi olmadığı sanısındayım. (Sedece bir sanı benimkisi, düşündüğüm gibi olduğu iddiası değil)

  7. Eh! İşte dünya hayatı böyledir.İnsanoğluna Allah her türlü nimeti verir de insan yine doymaz.Doymadığı gibi paylaşmak da istemez insanoğlu,zor gelir paylaşmak nefsine.Mücadele,iktidar,dava derken ömür de gelir geçer işte.Sonra geriye bir bakarsınız ki ömür tükettiğiniz şeyler gözünüzde ufalmış,küçüçük kalıvermiş.İnsanoğlunun dünyaya hevesi ve heveslerinin hiç bitmeyişi uçağın penceresinden aşağı bakarken daha bir düşündürür çoğumuzu.Eminim astronotlar da uzaydan aynı hisse kapılıyorlardır.Mezarlıklar da aynı hissi doğurur çoğu kalpte.Ama her şey aşağı inince ya da mezarlığın kapısından çıkınca biter niyeyse.Güç ve mal kavgası hortlar bünyelerde.Dünya gölgelik diye yerimizde oturup kıyameti bekleyecek değiliz elbette.Davan için mücadelen sürecek.Tek farkla:Hakkı gözetip heva ve heveslerinin kurbanı olmadan! Sura dek bu devran sürecek kaçarı yok.

  8. Kış kışlığını, kuş kuşluğunu, ……şt da …… yapacaktır. İman da olacaktır, küfür de; mücadele de olacaktır mücahede de! Dünyaya efendilik etmiş, efendilik öğretmiş civanmert türk milleti şimdi olduğu gibi tarih boyunca da her türlü küfre karşı durmuştur. Bizler zaferle değil seferle emrolunduk! Bize düşen “küfür tek millettir” bilgisini unutmamaktır. İster truva atı olsun ister mayın eşeği, ister piyon olsun ister mankurt; hepsinin ipi aynı puştun elindedir. Bugün fetö, yarın setö, metö, ketö veya ıtö; her türden dinci/dinsiz terör örgütüne karşı sonuna kadar başkomutanımızın ve cumhur ittifakının yanındayız. Üç gökdininin bayraktarı barbarosun evlatları olarak; türküyle kürdüyle, arabıyla şoparıyla, lazıyla çerkesiyle, ermenisiyle yahudisiyle ve rumuyla gün dayanışma günüdür! Yaşasın ezilen ve sömürülen halkların dayanışması! Yaşasın tam bağımsız güçlü türkiye!

  9. kitaplar ve filmeler en sevdiğim konulardır. mezkur dönemle ilgili okuduğum en iyi kitap kuşkusuz harper lee nin bülbülü öldürmek romanıydı. filmi de güzel. şiddetle tavsiye ederim. sadece bir dönemi çok güzel anlatmakla kalmaz, iyi bir baba ve iyi bir insan olmanın ipuçlarını da verir. toplumun yapı taşı iyi anneler ve iyi babalardır değil mi?

    ve tabii hiç bir şey ila nihaye sürmez.
    sayın koru dini referanslara da yer vermiş. dindeki karşılığı beka meselesi olabilir. beka yaratılmışa ait bir sıfat değildir. ne iyiliğin bekası vardır, ne kötülüğün. bazen iyilik yükselir, bazen kötülük. bazen aydınlık vardır bazen karanlık… insanlığın tarihi de kaderi de ateşle başlar. en karanlıkta bile küçük bir ışık hep vardı. en aydınlıkta bile mağara içleri karanlıktır.
    önemli olan ”take a stand” meselesidir.
    take a stand ayağa kalk demektir, kıyam et. kıyamette kıyamdan gelir. kıyam etmek te idrak etmekten kinayedir. meseleler olur biter geçer gider de insanın burada nerde safını tuttuğu, nasıl tavır aldığı önemlidir. dünya ne 28 Şubatçılara kalacak, ne Gülencilere, ne iktidarlara ne de vesayet sahiplerine. dini referans gösterdiğimiz noktada şunu bilelim, insanlar ancak ektiklerini biçerler, ancak yaptıklarının karşılığını görürler, ancak çalıştıklarının karşılığını alırlar. kimseye zulmedilmez. dinin referans olmadığı yerde büyük balık küçük balığı yer, güçlü güçsüzü döver, azlar çoklara hükmeder…zulüm dağları aşar.

  10. Tarih tabi ki yolunu bulacak
    Ama bu tarihte”beceremediniz çekilin “ “başörtüsü teferruattır “ diyerek ABD kanatlarına sığınanları da yazacaktır
    Keşke bunları da yazsaydınız

  11. Üstat,

    Kıymetli Pazar yazınız için teşekkür ederim.
    “Hatırlarsanız, 28 Şubat’ta, dindar kesim kendilerini ABD’deki zencilere benzetiyorlardı; uğradıkları muamele açısından…”
    Diğer kesimin dindarlara neden böyle yaklaştıkları konusunda da yazı yazarsanız sevinirim. İyi pazarlar.

  12. yani diyorsunuz ki; “müslümanlar da birgün bilim ve akılla barışacaklar. hak ve adaletten yana, barış içinde, ahlaklı bir şekilde yaşamayı başaracaklar.”
    – inanmam! hiç umudum yok!

    • Diğer coğrafyaları bilmem; ama ülkemizde Müslümanların bilim ve akılla bir sorunu olduğunu sanmadığım gibi, hak, adalet ahlak konularında sorunlu olduklarına da hiç mi hiç inanmıyorum. Cumhuriyetin kurucu babaları ve onların zihniytini sürdüren siyasal parti bilim ve akılla, hak veadaletle pek mi barışıklardı? İpe sapa gelmez bir din ve dindar düşmanlığı ile, yine ipe sapa gelmez içi boş kör bir milliyetçilikle azınlığın coğunluk üzerindeki egemenliğini onyıllar boyu sürdürdüler. Benim umutsuzluğum, Erdoğan ve AK Parti ile ilgili her videonun altına, ilkel mi ilkel, bozuk mu bozuk bir Türkçe ile en ağıza alınmaz küfürleri sıralayan ağzıbozuk, Kemalist taassup içindeki güruhun taşlaşmış ve tarihdışı kalmış hali.

      Güce doymak bilmez Gülen kliği tekere çomak sokmasaydı, bunlar, vesayetçi güç odakları, PKK şefleri el ele verip sonuna kadar savunucusu olduğum orijinal AK Parti ve orijinal Erdoğan’ın altını oymasalardı, Müslümanların sağduyusu ve bilgeliği sayesinde hem yargı,demokrasi, hem ekonomik zenginlik konusunda bugünkünden çok çok daha iyi bir noktada olurduk. İnşallah bugünler yakında geride kalacak, Müslümanların aklı ve feraseti sayesinde, yolundan çıkmış tren yeni bir kitle partisi aracılığıyla doğru istikamette giden tren hattına yeniden oturtulacak.

      Zihninizdeki “Müslüman” algısı nereden geliyor, bilemiyorum. Benim indimde, dini inancı ve duyguları milliyetçi hamasetle iğdiş edilip köreltilmemiş Müslüman yığınlar bu ülkenin aydınlık yarınları açısınan biricik umuttur.

      • senin sanman durumu değiştirseydi, sandığın şeyden çok mutlu olurdum. ancak müslümanların durumu sadece kısa 1-2 istisna dönem dışında, sahabe dönemi de dahil, benim yazdığım gibi. yani cumhuriyet olmadan da geri kalmayı ve ahlaksızlığı becerebiliyorlar.

        • Elbette ki söylediğinizle hemfikir değilim -ve fikir ayrılıkları benim için SİZ modundan SEN’e geçmek için meşru bir gerekçe değil, Hamza Bey. Kibir ve saygısızlığa tavan yaptırmış göründüğünüz son cümleniz ise, benim açımdan sadece mizaha konu olabilir: Geri kalmayı ve ahlaksızlığı Cumhuriyetle becermiş olanlara ne demeli? 🙂

          • Sayın Bernar Bey, diye düzelteyim yorumumu da konu mecrasından çıkıp, nezaket tartışmasına dönmesin.

          • amacım, müslüman toplumların geri kalmasının nedenlerini tartışma gündemine taşımaktı. yoksa, ne müslüman toplumları ne de islamı kötülemek değil. Çünkü, sorunu teşhis edebilirsek çözümü bulmamız da kolay olur. Tabii ki sorunu teşhis etmeden çözüm bulma yöntemi de mevcut. ya da çözümün kendiliğinden olması ihtimali de var. Ancak, geri kalmışlığı, akıl ve bilimden uzaklığı, ahlaksızlığı bir şekilde aşmak lazım. bunun da yöntemlerinden birisinin konu üzerinde düşünmek, tartışmak olduğunu düşünüyorum.
            – Bu nedenle, fehmi beyin meramının, aslında, ülkemizdeki karanlık dönemin aşılması umudu olduğunu bildiğim halde, konuyu daha genel, daha önemli, daha temel bir alana çekmeye çalıştım.

          • Türkiye’nin geri kalmışlığının nedenleri üzerine çok kitap yazıldı, bu konu çok tartışıldı, sayın Akyol. Her halde itiraz etmezsiniz ki, akademik dünya başta gelmek üzere, hatırı sayılır çoklukta toplum bilimci, okumuş-yazmış insanlar, din ile geri kalmışlık arasında güçlü bir ilnti kurdular, meseleyi bu çerçevede değerlendirdiler. “Bana bilmem kaç milyonluk Müslüman dünyasında,onca Müslüman ülke arasında bir tane kalkınmış ülke gösterin!” bu zihniyetin sıkça işitilen söylemsel argümanıdır, klişeleşmiştir.

            Oysa, din ile geri kalmışlık arasında varsayılan ilinti kurulamaz. Latin Amerika’da istisnasız tüm ülkeler Hristiyan. Ben, L. Amerika’da eli ayağı düzgün bir kaç ülkeden birisi olarak gösterilen Meksika’da 9 yıl yaşadım. Türkiye ile karşılaştırılamayacak kadar derin toplumsal sorunlarla, berbat mı berbat bir gelir dağılımı eşitsizliğiyle,hepimizin bildiği kartel (uyuşturucu) savaşlarıyla boğuşan bir ülke Meksika.

            Budizmin ezici coğunluğun dinsel inanç olduğu Tayland (ki ben orada yaşıyorum), Kamboçya (ki dünyanın en yoksul ülkesidir), Laos vd. tanımı güç bir yoksulluk içinde. Afrika kıtasında da durum farklı değil. İster Müslüman ister Hristiyan olsun, fark etmiyor, Afrika bir bütün olarak yoksulluğun, geri kalmışlığın pencesinde.

            Geri kalmışlık, bir din meselesi değil, sömürgeler tarihi meselesidir. Hristiyan Latin Amerika’nın yoksulluğu, İspanyol ve Portekiz sömürgeciliğinin sonucudur. Afrika’nın yoksulluğu, Belçika, Hollanda, İngiliz, Fransız sömürgeciliğinin ürünüdür.

            Seküler mahallede çok revaçta olan bir başka şehir efsanesi, Avrupa ve ABD’ye bakıp,”batı demokrasisi” ile gelişmişlik arasında olmazsa olmaz bir bağ kurmaktır.

            Birincisi, Batı demokrasisi bizim Ortadoğu’daki mezhep savaşlarıyla karşılaştırılamayacak kadar vahşi, acımasız, çok daha kanlı savaşların ürünüdür (Katolik-Protestan savaşındaki kitlesel kıyımlara, modern çağda Avrupalıların ve diğer Batılı ülkelerin hepsinin birbirini milyonlar olarak boğazladıkları Birinci ve İkinci Dünya Savaşları eklenmiştir -İkinci savaşı bitiren atom bombasının mücidi Üsame bin Ladin değildir, o vahşi eylemi gerçekleştiren savaş uçağı da Libya ya da Sudan ordusuna ait değildir).

            Demokrasi, insan hakları. . . Bunlar, PARA ile mümkündür. Nitekim, para sorunu yaşandığında Avrupa’da nasıl irkçılığın patlak verdiğini, neo-faşizmin nasıl yükseldiğini hep birlikte görüyoruz.

            Biz, geri kalmışlık sorununu aşamamış isek, bunda Cumhuriyet’in kurucu babalarının ciddi sorumluluğu ve günahı vardır. İlk cumhuriyet dönemleri bilime ve özgür düşünceye zerre kadar önem vermemiş, hemen bütün enerjisini kendisi açısından tehdit gördüğü dindarları ve Kürtleri gönlünce biçimlendirmeye ayırmıştır. Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne kadar bilimsel düşünce, akla dayalı eğitim, hiçbir zaman eğitim kurumlarımızın kapısından bile geçmemiştir. Ne İslam bilginlerinden, ne İslam düşünürlerinden, ne İslami sanatlardan haberdarız -ama, çocuk Mustafa’nın tarlada elindeki çubukla kavga kovaladığını, öğretmeninin “Senin adın da Mustafa, benm adım da Mustafa, bundan sonra. . . .” türü kıytırık bilgiler 7’sinden 70’mişine hepimizin dimağına nakşedilmiş durumda. Ne İstiklal Mahkemeleri’nin ne olduğunu, ne işlev gördüğüü biliriz, ne İskilipli Atıf Hoca’nın kim olduğunu biliriz -Eski Meclis meydanında çarşı içinde idam edildiğine göre, bellidir ki kafası sarıklı bir ‘gerici’dir, katli de vaciptir.

            Geri kalmışlığımızı Müslümanlarla ve İslam’la açıklamak yerine, resmi-tarih dışına taşsak, ezberletilmiş önkabullerden sıyrılsak belki daha verimli görüş alış verişleri mümkün olur.

          • bernar bey! konu çok uzayacak. Nasıl anlatacağımı da bilemiyorum. Yine de deniyeceğim.
            1- Dünyadaki pekçok hareket, olgu, olay bazı oluşumların, bazı nicel birikimlerin, bazı nitel dönüşümlerin sonucunda ortaya çıkar. Böylesine entellektüel bir açıklamayı, herşeyin bir sebebi vardır şeklinde basitleştirebilirim.
            – Yani demem o ki, kamboçya geri kaldı ise bunun nedenleri vardır ve üzerinde düşünmek lazım. avrupa ilerledi ise, bunun da nedenleri vardır ve üzerinde düşünmek lazım. meksika geri kaldı ise, bunun da nedenleri vardır ve onun üzerinde düşünmek lazım. bazen, geri kalmış bütün ülkelerin, geri kalmalarının bazı ortak nedenleri olabileceği gibi, bazı kendine özgü nedenleri de olabilir.
            – Ben de, geri kalan ülkelerin, geri kalmalarının ortak nedenlerini (belki de ortak nedenleri yoktur) araştırmak yerine, içinde yaşadığım toplumun geri kalmasının nedenleri üzerinde düşünmeyi tercih ettim, tercih ederim (doğal olarak).
            – İçinde yaşanılan toplum dendiğinde de türk ve islam temel özelliklerinden bahsedilmek zorundadır. çünkü bu toplumda, hem bu bilinç hem de bu unsurların etkisi çok fazladır (yaygınlık ve yoğunluk olarak).
            – Hem yukardaki nedenle, hem de geçmişimiz olan osmanlının da geri kalması nedeniyle, soruyu türkiyenin geri kalması üzerinden değil, müslüman toplumların geri kalması üzerinden sordum.
            – Türkiyenin neden geri kaldığı ile ilgili tartışmalardan çok çok önce, osmanlının neden geri kaldığı, osmanlı döneminde de tartışıldı. durumu düzeltmek için birtakım adımlar da atıldı.
            – belki konu yeterince tartışılmadı, belki doğru analizler yapılmadı, belki doğru analizler yapıldı fakat doğru adımlar atılamadı, belki de doğru adımlar da atıldı fakat toplumda bunlar karşılık görmedi. bunları bilemiyorum. Ancak ortada olan bir durum var, 9 eylül üniversitesi tanzim satış mağazası açmış ve darwinden bahsetmek bu ülkede vatan hainliği, kafirlik ile denk.
            – yani, osmanlıda da olan (bunlara suriyede de olan, suudi arabistanda da olan vb. de demek lazım), türkiye cumhuriyetinde de olan sorunumuz devam ediyor. Bilim ve akılla (ve tabi ahlakla da) mesafemiz, ayla olan mesafemizden daha uzak. belki borç para bulup aya 4 şeritli yol yaptırabiliriz ama bilim ve akılla olan mesafeyi kapatmamız çok çok zor.
            – Siz sorunu kendiniz analiz edip, kendiniz tez üretip (ya da bazı tezleri kendinize referans alıp) sonra da kendinizce o tezi çürüterek, tartışmayı daha başlamadan bitirmişiniz. Fakat hala darwinden bahsetmek kafirlik.
            – işin doğrusu, darwinden bahsetmenin kafirlik olmasının ve matbaanın osmanlıya 150 yıl geç gelmesinin resmi tarih ile bağını ben bulamadım. darwini resmi tarihe bir şekilde bağlasanız bile matbaanın 150 yıl geç gelmesini resmi tarihe bağlamakta zorlanacağınızı zannediyorum.
            – Konu çok çok uzadı ve sen-ben tartışmasına döndü. hiç istemezdim. çünkü ne kadar iyi niyetli, ne kadar bilgili, ne kadar akıllı olursak olalım, bu sorunu ikimiz çözemeyiz. mutlaka toplumda önemli bir katılım istiyor.
            – sizin antitezinizi çürütmeye de kalksam ya da yanlışlığını da göstermeye kalksam, bir bu kadar daha yazmam gerekir. Ancak karar gazetesinden mehmet ocaktan ile mustafa öztürk’ün yazılarını okursanız, en azından, dinde değil, dinin algısında bir sorun olduğunun bazı islamcılar tarafından da dile getirildiğini görürsünüz. Onları gördüğünüzde de, kendinize referans olarak kabul ettiğiniz ve kendinizde çürüttüğünüz düşüncenin, ülkenin geri kalmasının nedeni olarak ileri sürülen en kaba tezlerden ve antitezden oluştuğunu da görürsünüz. çünkü, pekçok dindar insan, islamın müslümanlar tarafından yanlış yorumlandığını ya da yanlış yaşandığını dile getiriyor. müslümanların, islamı yanlış yaşadığını, yanlış algıladığını iddia ediyor. bunları bilseydiniz, ve avrupanın gelişmesinde rönesans olgusunu da hatırlasaydınız, “meksika da hristiyan, avrupa da hristiyan…” demezdiniz. bunların dine yaklaşımlarının farklı olduğunu kavrardınız. yani ikisinin de aynı hristiyanlık olmadığını anlardınız.
            – Ya da, düşüncemi biraz daha itiraz edilemez şekilde ifade edeyim: Hz. ömerin müslümanlığı, islam algısı ile muaviyenin müslümanlığı, islam algısı çok çok farklı. (bu arada hz. ömerin açık kuran hükmüne rağmen, ganimet paylaşımı ile ilgili farklı uygulamaya gittiği de söylenir).
            – yani, anlayacağınız, olay sizin kendinizce,. çürütmek için referans aldığınız “türkiye din nedeniyle geri kaldı” tezi ile, ileri sürdüğıünüz “meksika da hristiyan, avrupa da. öyleyse din nedeniyle geri kalmış olamaz” antitezinizin benim yazdığımla mesafesi, bizim bilim ve akılla olan mesafemiz düzeyinde maalesef.

          • “9 eylül üniversitesi tanzim satış mağazası açmış. . .”

            Bu mu Allah aşkına sizin bir bilim dalı olan sosyolojiden, toplumsal çözümlemeden anladığınız?

            Ben de ebelek-gübelek bir CHP’linin akla ziyan laflarını zikredeyim, sonra böyle sığ bir ebelek-gübeleklik tokuşturmacasını ‘akıl’ ve ‘bilim’ ilan edelim. Hiç kusura bakmayın, boş işler bunlar.

          • Hamza bey “müslüman toplumların geri kalma” sorunlarının temelinde iki neden var:

            1) DiN’i anlamamak (Aslında, konforlu yaşamaktan “DiN” konusuna kafa yormaya pek vakit bulamamış gelişmiş toplumların da bir sorunu bu)

            2) Çalışmak! Öbür taraf için yarım yamalak ve bu dünya için hepten yarım yamalak!

            Gerisi teferruat!….

        • 2002’de seçim kazanan AK Parti’nin (iktidara gelen değil; AK Parti’nin gerçek anlamda iktidara gelişi daha sonradır) iktidar yıllarına gelininceye kadar, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren, ülkeyi dindarlar mı yönetmiştir? Hayır, dindarlar yönetmemiştir. ‘Çağdaş uygarlığı! hedef edinen sekülerler yönetmiştir. Bunların da ne bilimle ilgisi olmuştur, ne adaletle. Nazım Hikmet’i zindana tıkan dindarların iktidarı mıdır? Fransızcası Türkçesi kadar akıcı, ordinaryuss profesörler ve daha nice nice bilim adamları ve bilim kadınları yıllarca ve yıllarca, Çin, Sovyet Rusyası’nı, Kuzey Koresi’ni, Çavuşesku mezalimindeki Romanya’yı, askeri yönetim altındaki Polonya’yı bizlere “inanlığın kurtuluş ütopyası”nın gerçekleştiği ülkeler olarak tanıtan, bu uğurda onbinlerce ‘bilimsel’ eseri Türkçe’ye kazandıran dindarlar mıdır? Çetin Altan’a mecilste dayak atanlar dindarlar mıydı? AK Parti öncesi bütün bir dönemlerde, milli gelirin dörrte birini Kürt savaşına gömen, milli gelirin bilmem kaçta kaçını eğitim, sağlık, tarım yerine devlet dini yaratacağım diye diyanet işleri başkanlığına gömen Necip Fazıl Kısakürek’in ya da Risale-Nur külliyatının yazarının ‘akıldışılığı’ve ‘ahlaksızlığı’ mı idi? Dindarların kamusal ve siyasal alana ilk güçlü çıkışında (Refah Partisi) hayatı ona dar edenler mi ‘rasyonel’ve de ‘ahlaklı’ ve de ‘bilimden yana’? Kara cübbeleri ile AnıtKabir’e doluşup dönüş yolunda “Ordu Göreve!” pankartı açıp yürüyen üniversitelidekanlar ve hocalar güruhu mu bilim ve aklın taşıyıcıları?

          Türkiye’nin din ya da dindar sorunu yoktur. Türkiye’nin gerici-otoriter sahte sol, kendisini ülkenin tek sahibi sanan bir ordu kültürü ve hamaseti vatan sevgisi sanan kavimciliği sorunu vardır. Bunları hiç konuşmayacağız, “Gelin dinin ve Müslümanlığın geri kalmışlığımız üzerindeki etkileri” başlıklı panel davetiyesiçıkaracağız. İyi.

          Resmi tarihin sorgulanamaz anlatıları ve ezberleriyle seküler devlet ideolojisinin günahlarını dindarların omuzlarına yüklemeyin derim. Aksi taktirde bilim ve akıl diye diye her ikisinden de uzaklaşıp açığa düşmek riski büyür.

          • bernar bey! konuyu fazla uzatmayacağım. Öncelikle, pekçok kere sivri dilli oluyorum. bu nedenle özür dilerim. İkincisi de, Atatürkçülük ve devlet tapınmacılığını da ülkemizin geri kalmasındaki başka unsurlar olarak gördüğümü belirtmek istiyorum.
            – Yani “ordu göreve” diyenlere siz ne kadar karşı iseniz, ben de o kadar karşıyım.
            – Ayrıca atatürk “cumhuriyet, ilmi hür, irfanı hür, vicdanı hür bireyler ister” diyerek, atatürkçülüğün yanlışlığını, demokrasinin olabilmesi için “-ist” değil, birey olmak gerektiğini vurgulamış.

      • Doğru ama dindar ile dinbazı ve sözde dindarı ayırt etmek çok önemli. Bence sorun; dindar ile dinbazı ve dindar gibi rol yapan münafıkları birbirine karıştırmakta. Dindarlar da bu sahtekarlara karşı çıksalar problem nispeten çözülecek.

        • Kemal bey!
          “(Dindarlar da bu sahtekarlara karşı çıksalar problem nispeten çözülecek.”)
          Sorunda zaten bundan kaynaklaniyor,
          Gercek Dindarlar karşı çıkmasına çıkıyorda…. işte o meşhur cambazlar (cahil) arastırip ve öğrenmek yerine 10,000 zikir çek cennetliksin diyenlere inaniyorlar. Zikir de Arapcası o anlamina gelen Hu, kelimesi. Cennete gitmek ne kadar kolay değilmi?
          Birde siyasetçileri koruyan Saray fetvacilarinin fetvalari var.

          • Vallahi bu saydıklarınız AnıtKabir yollarında kara cübbeleri ile “Ordu Göreve!” pankartı ardında bağırıp çağıran profesörler, dekanlar güruhu kadar ürkütücü gelmiyor bana Nurdan Hanım.

            Madımak Katliamı’nı T. Karamollaoğlu ve dindarların omuzlarına yükleyen budala körleşmişlikten ve akılsızlıktan da Allah hepimizi korusun derim.

    • Şintoistlerin başardığını biz haydi haydi başarırız hamza bey:) putperest puttan istediğini aldı da allahtan isteyen almadı mı?

  13. Bunca yıldır yaşadıklarımdan çıkardığım ders şudur:
    Bu ülkede gücü ele geçirenler rakiplerine zenci muamelesi yapar.
    Gerçek bir demokrasi olmamız için 28 Şubat döneminde yememiz gereken 40 fırın ekmek varken şimdi 400 fırın ekmek yesek genede olgun bir demokrasi olamayız.
    28 Şubatın zencilerinin yaşadıklarından ders çıkarıp ülkeyi demokrasiye kavuşturacaklarını sanırken maalesef tam tersi oldu.
    Bahçeli başa çıkamadığı Reis in egosuna oynayınca olan millete oldu, koltuğunu koruma uğruna milleti tek adam bataklığına sürükledi.
    Yolda bulduklarını yola çıktıklarına değişen Reisin AKP trenini nereye götürdüğünü görmek için gözlüğe gerek gerek yok.
    Ama AKP nin propaganda makinesi doğrusu iyi çalışıyor.
    Öyleki patlıcan biber domates kuyruklarını bile yokluk değil varlık kuyruğu diye pazarlıyorlar.
    Milletimiz herhalde soruyordur: “Ey Reis kuyruk yoklukta olur. Varlıkta kuyruk mu olur?”

  14. Türkiyede zencilere karşı bir gün olsun ayrımcılık yapıldığını ne gördüm ne duydum? Batı ülkelerinde yahudi gettolarından geçilmez, bizde de yahudiler vardır ama gettomuz yoktur. Kimler kendilerini zenci gibi hissetmek istiyorsa bir de güneydeki sevdiğimiz ülkenin otoritesini denesinler; papucumun dincileri..!

  15. BERNAR Beye katılıyorum şu anda Türkiye’de,Ağzına acı biber sürülüp Susturulanlar kim susturanlar kimler,İtibarsızlaştırılanlar kimler daha düne kadar Herif-i NaŞerif olupda bugün Adam kılığında Ortalıkta Efelenenler kimler Yağcılıktan İki Yüzlülükten başka mahareti olmayan ama bir şekilde iktidar nimetleriyle Göneneler kimler,Ak Partiyi bitirme Operasyounu tereyağdan kıl çeker gibi sürdüren hem dayak atıp hemde yandım anam diye bağıranlar kimler “ Rabbim ilmimizi ve anlayışı(kavrayışı)mızı artır Ve bizi iyilerden eyle”

  16. Sayın Koru.

    Oray Eğin in değerlendirmesini ben de okudum ve dün uçakta filmi izledim. Güzel buldum .Ancak benim için referans kuran ve sünnettir.

    Biz bu Kur’an’ı sana vahyetmekle (başka konular yanında) en güzel kıssayı da anlatıyoruz. Gerçek şu ki, sen daha önce bunları bilmiyordun. Yusuf süresi 3.
    Fe inne meâl usri yusra…İnne meâl usri yusra” Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır.

    – İnşirah Suresi 5.-6. Ayet

    Zorluk gelip şu kayanın içine girse mutlaka kolaylık peşinden gelip içeri girer ve oradan zorluğu çıkarır.” (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı …hadis.

    Zira insanların geleceğe dair beklentileri belli bir zaman diliminde gerçekleşmeyince umutları sönebilir ancak Allah in vaadı haktır inançla bakarsanız iş değişir.

    Öteki dünyada herkesin yaptıklarına göre, dereceleri ve mertebeleri vardır. Böylece Allah onlara yaptıklarının karşılığını tam olarak verecektir ve hiç kimseye haksızlık yapılmayacaktır. Ahkaf 19.

    Savaşta onları siz öldürmediniz, onları Allah öldürdü; (oku) attığında da sen atmadın, Allah attı; bunu da müminlere kendinden güzel bir lutufta bulunmuş olmak için yaptı. Allah her şeyi işitmekte, her şeyi bilmektedir.enfal 17
    Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz.”(Tekvir, 81/ 29)
    Sahneyi kuran O , tipleri yaratan O, senaryoyu yazan O , rolleri dağıtan O, her kul sadece tercihlerini kullanıyor.
    Şu da bir gerçektir ki, Biz sizin üstünüzde yedi yol /yedi gök yarattık. Biz yaratmadan da, yarattıklarımızdan da habersiz değiliz.”(Müminun, 23/17).

  17. ZALİMİN ,ZULMÜN Babası ŞEYTAN ,Çocuklarını Eğitti İnsan kılığında insaların arasına saldı ama oda gördüklerine. Şaşırıp ,bu kadarını ben bile yapamam diye hayret etmiştir herhalde. Rahmetli ERBAKAN Hocam ,28 Şubatta yapılanlar İçin :”Bunlar insanlık tarihinin ,tarihi seyri içinde. Bir nokta bile değildir.” Diyerek Kendilerini Müstagni gören zalimleri bir nokta gibi küçültmüştü,HANİ NEREDE O ZALİMER .Sadece Allah dedi diye insanlara her türlü zulmü reva görenler.Nerede Nemrut,Nerede Ben Sizin En Yüce Tanrınızım diyen Firavunlar ,Nerede Peygamber katilleri,Nerde Ashab-ı Uhdud,un ateş Babaları ,Nerede Çarmıha Gerenler ,Nerede renginden dolayı insanları aşağılayanlar Nerede , İki yaşındaki dünya güzeli zenci çocuğu çirkin görenler ,Nerede sağ sol diye bölüp zulmedenler,Nerede kendisini koruyan Mehmetçiğe kurşun sıkan zalimler, Filstinde ev yıkan can yakanlar Bosna’da ,Eritre’de,Moroda,Afganistan’da, Irak’ta ,Suriyede milyonları katledenler …… şeytanın ordusu boş durmuyor bu kıyamete kadar devam. Edecek Önemli olan Zalimin yanında. Zulme ortak olmamak gerisini Kerim olan Rabbimize bırakmak O Azizün Züntikam dır

  18. Cezaevleri, ne darbe girşiminde, ne de soru çalma gibi OHAL öncesindeki yasalarda suç teşkil eden ahlaksızlıklara bir rolu olmayan onbinlerce Cemaat sempatizanı ile dolu. Yüzbinlerce insan, salt Gülen’e gönül vermiş olduğu için, salt iktidara muhalif olduğu için KHK gibi rezil, hukuk dışı mekanizmalarla işlerinden atıldılar, çalışma hakları ellerinden alınıp aileleriyle birlikte açlığa mahkum edildiler. Hukuksuzluk, adaletsizlik bu kadar yaygınlaşmış, devlet mekanizmasının kılcal damarlarına kadar nüfuz etmişken, bütün bu masum insanlara karşı vicdani ve ahlaki sorumluluğumuz apaçık ortada iken, umutsuzluğa kapılıp kenara çekilme hakkımız yok.

      • Ben, elimden geldiği kadar, adalet, vicdan, özgür ve bağımsız yargı, toplumsal barış gibi değerlere sahip çıkarım. Aklımı ve kalbimi şu ya da bu ideolojinin, profesyonel siyaset erbabının lafızına teslim etmem. “Mazlumun kimliği sorulmaz” gibi üzerine titrediğim bir ahlaki anlayışa sahip çıkarım elimden geldiğince. İnsanım, ve demokratım. Herkesi yanıltabilirim belki, ama kendi kendimi kandıramam. Korkaklığın utancıyla yeni günlere başlayamam, ölümümden sonra birileri beni hatırlayacaksa, yüreksiz, güç karşısında susmuş birisi olarak hatırlasın istemem.

        Sol-demokrat bir insan olarak, sadece Gülen cemaatine gönül verdiği için hapsedilmiş bütün insanların yanındayım. Tarih, hayat ve hakikat, otoritesine boyun eğeceğim yegane hakimdir. Özgür ve tarafsız olmadığınız için reddi-hakim hakkımı kullanıyor, hakimliğinizi tanımıyorum.

          • Seçimle ve halkın oyuyla iktidara gelmiş bir siyasal parti ve lideri askeri bir kalkışma ile devirmeye kalkışmak, bu kalkışmada tek bir insanımız şehit düşmemiş bile olsa, ömür boyu hapisle cezalandırılması gereken bir ihanettir, suçtur. Ben Gülen’den ve etrafındaki karanlık, gayrı meşru güç odağından değil, bu kliğin çevridiği kirli oyunlardan bihaber, gündelik yaşantısını sürdürmüş, cemaatin sempatizanı olmuş insanların masumiyetinden söz ediyorum. Bunun böyle olduğunu sizler de pekala biliyorsunuz.

            Son derece demokratik, son derece barışcıl ve renkli protesto yöntemleriyle Gezi Parkı direnişini başlatan çevreci gençlerin sonuna kadar yanındayım. Haklı ve meşru protestoların bu gençlerin elinden çalıp onu bir kalkışmaya dönüştürmeye çalışan sosyalist-faşist gurupların sonuna kadar karşısındayım.

            Şehit edilen gencecik polislerin, tankların önüne yatan sivil vatandaşlarımızın yanında olmadan, bırakın vatansever olmayı, insan olunabilir mi? Aynı soruyu, boğaz köprüsünde hiçbir şeyden habersiz garip erleri hunharca parçalayıp öldüren güruh için de sormak gerekir. Gülen ve çetesinin has oğalanları E. Dumanlı, o kel kafalı gazeteci bozuntusu, o polis şefleri ve savcılar ödemeliydi,o masum köylü çocukları değil. Hepsinin sıvışıp gitmesine göz yumuldu, Gülen’in suçlarının vebali sıradan cemaat sempatizanlarının, Nazlı Ilıcak, Ahmet altan, Mümtazer Türköne, Ahmet Turan Alkan gibi gazetecilerin üzeine yıkıldı.

            Dürüst, aklını ve vicdanını gerçekten kullanan bir insansanız söyleyin: 1970’lerden tabugünlere gelinceye kadar, Saadet Partisi geleneği ile Gülen arasında hiçbir siyasi müktesap oldu mu? Sayın ali Bulaç’ın, Ahmet Turan Alkan’ın, Alparslan Kuytul’un Gülen’le ne ilişkisi olabilir?

        • Adalet, vicdan, özgür ve bağımsız yargı, toplumsal barış gibi değerlere sahip çıkarım dersiniz, çıkarsınız ama kendi güdük bakış açınızdan. Herkesin yaptığı gibi, yaptığı kadar. Masum dedikleriniz cemaatin türlü alçak işine bulaşmamış sempatizanlar mı? Susanlar, göz yumanlar, maddi destek verenler, zafer için dua edenler yapılan herşeyin farkında olupta seyredenler masum ise, adalet anlayışınız vicdanınız kimseden iyi değil demektir. Kendinizi aldatıyorsunuz sadece.

          • Valla 58 milyon seçmenden en az yarısını oluşturan 24 milyonunun Pensilvanya ve Kandil piyonu olduğuna inanabilen “geniş bakış açısı” yerine kendi “güdük bakış açımı” korumayı yeğlerim, Egemen Bey.

          • Güdük bakış açısına sahip olanlar, kendilerinin başkalarından daha iyi olduğunu sanmayı bir şekilde başaranlardır. Yanınıza 24 milyonu almanıza hiç gerek yok Bernar Bey, hiç birimiz masum değiliz. Katkı mukabili çeşitli bedeller ödüyoruz.

          • Bu şekilde saygılı bir dil kullandığınız sürece sizinle hiçbir sorunum olmaz Deniz Bey. Hiçbirimizin masum olmadığı, katkı mukabili çeşitli bedeller ödediğimiz tespitinize de samimyetle katılıyorum. Bilen zaten biliyor, ben de onyıllarca radikal sol kanatta siyaset yaptım. Cezaevini de gördüm, 19 yıl süren siyasi mülteci hayatını da. Ne her şeyi bildiğim iddiasındayım, ne masumiyet iddiam var. Kimimiz -benim örneğimde olduğu gibi- Lenin isminde sembolik anlamını kazanan yanlışlarla, kimimiz Gülen isminin simgelediği yanlışlarla, kimimiz Apo ya da X, Y ile malulüz. Karanlık emellerle bilerek ve bilinçli olarak suç işleyen, toplasanız toplam sayısı 7-8 bini bulmayacak insanlar dışında, birbirimize, masumiyet iddiasında bulunamayacak, şu ya da bu şekilde bedel ödeyen iyi niyetli insanlar olarak bakmaya çalışalım. 2019, ya da bir insanın yaşam aralığı, şu üzerinde yaşadığımız gezegenin bilmem kaç milyonluk ömrü düşünülürse, okyanusta bir damla gibi. Hiçbir şey düşmanlaşmaya, aşağılamaya, yok saymaya değmez. Bırakalım, doğrudan suça bulaşmamış ama yanlışa düşmüş olanlar yanlışlarının farkına kendileri varsınlar. Asmakla, haddini bildirmekle bir yere varılamıyor.

  19. Her iktidarın bir sonu vardır. Biz istiyoruz ki seçimle gelen seçimle gitsin. Karalama, iftira, çamur atma, damgalama olmasın. Belki de iktidar da bu sefer kaybedeceğine kesin gözüyle bakıyor. Bütün kozlarını oynuyorlar. Beka sorunu dediler tutmadı, zillet dediler tutmadı, terör örgütü yandaşlığı ilan ettiler yine tutmadı.
    Zaman gösterir ki: Cumhur başkanı ve Devlet bahçeli emeklilikleri yakındır. Saygıyla karşılamak gerekiyor.
    SAYGILAR SEVGİLER

    • Allah devlete millete zeval vermesin nusret bey! Biz devletimizden memnunuz, allah iktidarımızı, istikrarımızı daim, ordumuzu muzaffer eylesin…

    • Bu halktan sandıkla gelirse baş üstüne de
      ABD piyonları yine işbaşında olmasın
      Çünkü bu kez kaçacak delik ;sığınacak devlet;oturacak kucak bulmazlar.
      ABD nin günüllü uşakları

  20. 1992 yılı; ülkemizde PKK terörünün en şiddetli yaşandığı bir zaman diliminde, ben vatani görevimi asteğmen olarak ifa ettiğim kıt’ada, bir sohbet esnasında, üst rütbeli komutanıma: “nedir bu?ülkeyi terör eylemleri kasıp kavuruyor, her kafası estiğinde ihtilal yapan askeriye, bu melanete neden bir dur demiyor” mealinde sormuştum. Bunu bana söyleten 11 Eylül ve öncesi yine ülkeyi kasıp kavuran terör olaylarının 12 Eylül günü bıçak gibi kesilmesiydi.

    12 Eylül 1980’den sonra bir de 28 Şubat yaşayacağımı nerden bilebilirdim.

    Bin yıl sürmedi derken bir de 15 Temmuz hain darbesine de sahit oldum yarım asırlık hayat hikayemde.

    Evet, 28 Şubat bin yıl sürmedi, sürmeyecek ama adı farklı olan darbeler hiç bitmeyecek ülkemde dersem umutsuzluk aşılamış olurum.

    Ne kadar yaşarım bilmem ama askeri-sivil darbelerin bittiğine ianabileceğim bir zaman dilimini yaşayacak mıyım?..beni bağışlayın, işte buna inanamıyorum.

    • Bu ülkenin yegane sivil ve demokratik geleneğini oluşturan dindar muhafazakarlarımız, yakın siyasal tarihimizden gerekli dersleri çıkararak aslında seküler-otoriter vesayetçi siyaset geleneği ile devletçi-milliyetçi geleneğin bir hastalığı olan “lider”kutsamasının nelere yol açtığından yola çıkarak siyaseti ve siyasal partiyi bir kadro hareketi olarak yeniden inşa ederlerse, adaletli ve özgürlükçü bir anayasa yapma işine girişirlerse ve orduyu GERÇEKTEN sivil siyasetin denetimine sokarlarsa, Kürt sorununu özgürlükçü ve demokratik yoldan, tamamen ŞEFFAF mekanizmalar aracılığıyla çözerlerse, ülkemizde darbeler, 28 Şubat’lar, 15 Temmuz kalkışması gibi sırlar manzumesi olan durumlar tekrar yaşanmaz. Bütün bunlara, Gülen cemaati gibi tepeden tırnağa siyasete bulanmış, ikitdar oyunları batağına bodoslama dalmış cemaat yapılarına pirim verilmemesini de eklemek gerek elbette.

      Ben umudumu yitirmedim. Perinçekgillerin tedirginliği ve telaşı beni umutvar kılıyor.

  21. 28 şubat islami hassasiyeti olan bireyleri kendilerinin kafalarının içindeki şekle dönüştürme düşüncesi taşıyordu. Günümüzde olan hadiselere baktığımda ben bu oluşturulan düzenin devam ettiğini düşünüyorum ve bin yıl süreceğine de inanıyorum.

    • 28 Şubat, onyıllık yenilgisinin ardından, daha yola çıktığı günlerden itibaren iliklerine kadar siyasallaşmış Gülen ve çevresindeki kliğin önü alınmaz “daha çok iktidar!” talebi sayesinde yeniden hortladı. Erdoğan ve AK Parti, -bir kez daha- ittifak değiştirerek kendi bekasını koruma kaygısıyla bu kez cevlet içinde yuvalanmış vesayetçi, anti-demokratik güç odakları ile ittifak kurdu. Meydan, 7 yıla yakın bir süredir 28 Şubatçılara, Perinçekçilere kalmş durumda. Bunlar, FETÖ ve güçlenip palazlanmasında bizzat rol sahibi oldukları PKK kartını kullanarak Kürtlere, suça bulaşmamış sıradan Cemaat mensuplarına, kendilerinin yenilgiye uğratılmasında dikkate değer bir rol oynamış demokrat aydın ve gazetecilere (Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan, Mümtazer Türköne, Ali Bulaç ve dahadüzinelercesi), oynanan oyunu gören dindarlara (A. Kuytul, geleneksel Risale-i Nur gurupları, Saadet Partisi) karşı rövanşist bir savaş içindeler, kendilerine teslim aldıkları kalkanın ne olduğu da ayan beyan ortada. Kimlerin vatan haini, FETÖcü, PKKcı ilan edildiğine bakarsanız, ortada kalakala Perinçek’in Vatan Partisi, herzaman vesayetin sözcüsü olmuş Uğur Dündar, E. Çölaşan, Y. Özdil, Müjdat Gezen gibi dipler kaldığını görürsünüz.

      Velhasılı kelam, 28 Şubat düzenin bugün devam ettiği yolunda duyduğunuz kuşku yersiz değil, sayın Anadolu. Bin yıl değil, iki yıl daha sürmeyeceği benim açımdan hayli açık. Mesele, siyaset alanında yerel seçimlerin hemen sonrasında yaşanmaya başlayacak altüst oluş ve karmaşadan bir CHP, MHP iktidarının çıkarılmasının önüne geçilmesi meselesi. Bunun için, dindar yğınıların öncülüğünde demokratik bir kitle partisinin kurulması yaşamal bir öneme sahip. Kalmış ise CHP içinde siyaset yapan samimi demokratlar, bunlar küçük guruplar ve tek tek bireyler halinde dindarların kuracağı yeni partiye geçmeliler. Ali Bayramoğlu, Etyen Mahçupyan, Yıldıray Oğur gibi 28 Şubatçı seküler vesayet güçlerinin yenilgiye uğratılmasında rol oynamış demokrarların dindarlarla kurmuş oldukları dirsek teması güçlenmeli, bu insanlar da dün olduğu gibi yine toplumun çoğunluğunu teşkil eden dindar-muhafazakar yığınların yanında yerlerini almalılar. Perinçekgillerle bunların birer türevi olan Özkökgiller, Özdilgiller familyasının oyunları ancak bu şekilde bozulabilir.

      Meselelere buradan bakarsak, neden Saadet Partisi’nin itibarsızlşatırılmaya çalışıldığ, neden kurulacağı söylenen (ve bana çok muhtemel görünen) partinin daha doğmadan gözden düşürülmeye çalışıldığı, neden AK Parti seçmeni dışında kalan milyonlarca Kürdün kriminalize edildiği, neden Karar Gazetesi’nin batırlmaya çalışıldığı, neden Gülen ile hiçbir ilgisi olmayan İslamcı, hakikatin sesi olmaya çalışan Vurfan Vakfı’nın yurtlarına ve vakfın elinde bağışlarla bir araya getirilmiş paranın üzerine çökülüp Kuytul’un zindana tıkıldığı, neden iplerin Bahçeli’nin eline verilip AK Parti’nin hızla MHP’lileştirildiği, neden 15 Temmuz kalkışmasına yakından bakmak isteyen CHP çizgisindeki araştırmacı gazeteci bayanın karga tulumba götürülüp hapse atıldığı ve daha onlarca ‘tuhaf’ olay, olanca açıklığıyla görülür hale gelir.

      Birleri hala (bizim bildiğimiz anlamdaki) AK Parti ve Erdoğan’ın iktidarda olduğu yanılsamasından kurtulmamakta ısrarcı. Kandilde Apo’yu ziyaret edip ona karanfiller sunan, “Sıkı ve yakın dostum” dediği Apo ile karşılıklı kitap imzalayıp kitap tokuşturan Perinçek efsunlaması böyle bir şey olmalı. . .

      • Kimsenin perincegi efsunladığı yok herkes olanin farkında ama ne yazikki kanunlar çerçevesinde konuşulması yasaklanan meseleleri birilerinin Perinçek ismini sembolleştirerek anlattığı da bir gerçek. Birazda Dine taraf olanlarla Dinsizliğe taraf olanların kavgasıňın tarihi gerçekliğini ifade etmek için Perinçek isminin sembolleştirildiğini aynı zamanda meselenin sadece tek bir boyutunu ifade ettiğini de belirtiyorlar aynı kişiler.
        Ülkemizin genel gündemine gelince ülkemizin kurucuları ve köklü dönüşümlerin yaşandığı döneme damga vuranlarin asker kökenli olduğu, bütün darbelerin faili olan askerlerin (ordunun) ülkemizin kaderi üzerindeki etkisini gerçekçi anlayabilmemiz için asker psikolojisini iyi analiz etmemiz lazım.
        Ben 15 temmuz hadisesini Ordunun bir sivil iradenin emri altına girmesine tepkisi olarak değerlendiriyorum. (Askerin karakter yapısını iyi anlamalı)

        • Asil türk milletinin kahraman evlatları da asker/sivil edemedi ebrehenin tanklarını ve darbesini dürdü büktü ellerine verdi! Bir dahaki sefere elde bayrakla değil başkaca çıkacağız er meydanına, haberiniz olsun baransular, cansular, pelinsular, selocanlar, badem bıyıklı tosuncuklar…

  22. Sayın Oray Eğin ise Green Book için gerçek değiştirilmiş deyip yerden yere vurmakta.. Hem filmin senaryosunun klişeyi geçmediğini ve beyazlara fikri verdiğini söylüyor ben onun tavsiyesini uyup izlemeyeceğim teşekkürler.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here