Yazarınız içini döküyor, kendini anlatıyor

14

Günlük okuma maratonum içerisinde, Konfiçyus’un (MÖ 551-479) “Hedeflerinin erişilemez olduğu apaçık ortaya çıkınca sakın ola hedeflerinle oynama, onu yapacağına eylem adımlarını yeniden ayarla” sözüyle karşılaştım. Bu söz, bir yandan beni geçmişimi sorgulamaya iterken, bir yandan da doğru yolda olduğumu bir daha düşündürdü.

Ara ara zorunluluktan kısa süreli olarak başka meşgalelere dalsam bile, çok genç yaşlarımdan itibaren hayatını ‘gazetecilik’ üzerine kurmuş biriyim.

Bu sitenin başlığında ‘Yazı hayatının 50. yılında’ ifadesi bulunuyor; kendi evlâtlarım bile, o başlığa “Ne yani baba, yazı yazmaya bebekken mi başladın?” kuşkusuyla yaklaştı.

Evet, yazı hayatım çocuk denecek yaşta başladı: 1966 yılında, bir grup arkadaşla birlikte yayınlamaya başladığımız ‘Gurbet’ mecmuasıyla… Hem yazılarım çıktı orada, hem de Osmanlıca’dan yeni yazıya uyarlamalar yaptım, o da yetmedi, başka dillerden Türkçe’ye çevirilerin edisyonuna katıldım.

Sürekli okudum ve yazdım

Yine o dönemde benim fikri selâbetime ek olarak kişiliğimin oluşmasında da derin etkileri bulunan Ord. Prof. Ali Fuat Başgil’in vefatı (1967) üzerine yazdığım yazıyı, artık Gurbet’i sürdüremez olduğumuz için, o yıllarda çıkan ‘İslâm Medeniyeti’ dergisine göndermiştim.

Yayımladılar. Birkaç zaman sonra tanıştığımızda, İslâm Medeniyeti dergisinin –şimdilerde profesör– yayın yönetmeni İsmail Lütfi Çakan, olağanüstü şaşırmıştı.

Henüz lise öğrencisiydim ve İ. L. Çakan yazımı okuduğunda, beni Başgil Hoca’nın rahle-i tedrisinden geçmiş bir hukukçu sanmış…

Öyle sanmasaydı yazımı yine de yayımlar mıydı, bilmiyorum.

Sürekli okuma-yazma ile meşgul olduğum için kendimi hep benden daha yaşlı çevrelerde buldum. İlk gençlik çağımdan itibaren, dün ve bugün ülkemizin öndegelen fikir adamları ve kadınlarıyla tanışabilmişsem, bunu o çevrelerde bulunmama borçluyum.

Eğitim hayatımda da her bulunduğum sınıftan daha ileri sınıfların ders kitaplarıyla haşır neşir olmuşumdur.

Ortaokul 1-2-3’te okutulan ders kitapları yerine, hemen hemen aynı konuları işleyen Lise 1-2-3 kitaplarını edinir ve dersleri onlardan öğrenirdim. Tabii daha ayrıntılı olarak…

Lise yıllarında da ders kitapları yerine doğrudan fikri eserlerle içli dışlı olmayı yeğledim.

ÜstadNecip Fazıl ile irtibatım biliniyor, yayıncılık dönemimde Üstad’ı stüdyoya sokup kendi sesinden şiir albümü (LP, uzun çalar) de yayınlamıştım. Onunla eş-zamanlı olarak Mümtaz Turhan’dan Nurettin Topçu’ya, Arif Nihat Asya’dan Serdengeçti’ye kadar ‘sağ’ sözcüğü altında anılsalar da aralarında konulara yaklaşım farklılıkları bulunan yazarların yazı ve kitaplarını da hatmetmişimdir.

Okurken sağ-sol ayrımı yapmadım

O dönemin ilgimi çeken dergilerini sürekli izledim.

Büyük Doğu… Hareket… Diriliş… Edebiyat… İslâm ve Hilâl… Daha sonraları Mavera… dergilerini takım halinde hâlâ saklarım.

Yalnız ‘sağ’ kesimi değil, ülkedeki bütün fikir ‘cereyanlarını’ da takibim altında tutuyordum.

Varlık dergisini çıkaranlar 1960’lı ve 1970’li yılların kayıtlarına baksalar, adımı aboneleri arasında göreceklerdir. Yalnız dergisini değil yayınlarını da alır okurdum Varlık’ın; bugün bile kütüphanemde yüzlerce kitapları, hatta ‘Cep Dergisi’ adıyla çıkardıkları dünya edebiyatından öyküler ve denemelere yer veren küçük boy dergileri durur.

Tabii Varlık yıllıkları da…

Memet Fuat’ın ‘de Yayınevi’nin kitapları ile başında bulunduğu ‘Yeni Dergi’ ve Cemal Süreya’nın çıkardığı ‘Papirüs’ dergisi de takibimdeydi. Vedat Günyol ve arkadaşlarının ‘Yeni Ufuklar’ dergisi de…

Yaşar Kemal’ler, Kemal Tahir’ler, Orhan Kemal’ler…

1960’lı yıllardan bahsediyorum; benim 20 yaş öncesi yıllarımdan…

Çeşitli yazarları okumalarım ve dergileri takip etmelerim, ileriki yıllarda değişik eğilimlerden insanlarla dostluklar kurmama çok yardımcı oldu.

Galiba Vehbi Koç söylemiş; yoksa daha yakınlarda Murat Ülker’den mi duymuştum? Neyse, birinden biri, “Ben benimle birebir aynı düşünen insanları yanımda bulundurmam, çalışma arkadaşlarımı da farklı düşünebilenlerden seçerim; benimle aynı düşünen birine neden maaş ödeyeyim?” demiş…

Ben de, arkadaş seçerken, elbette pergelin bir ucunda kadim arkadaş ve dostlarımı korurken, birlikte göründüğümüzde arkadaş çevrelerimizin yadırgadıkları farklı görüşteki kişilerin dostluklarını kazanmayı da ihmal etmedim.

Kişiliğimin oluşmasında merkezi rol oynayan, aynı saf veya cephede bulunduğum düşünülebilecek pek çok kişiden beni ayıran –galiba– bu geniş dostluk çevrem oldu.

Hiç değilse bana öyle geliyor…

Siyasete hep ilgi duydum

Yazarken de, yazmadığım dönemlerde de siyasetle yakından ilgilendim.

Ailem siyasetin içindeydi çünkü.

Sosyal açıdan CHP’li ağırlıklı bir semtte yaşayan DP’li bir aileydik. Babam sonraki yıllarda (1960’lar) AP’de siyaset yaptı; uzun yıllar İl Genel Meclisi’ne seçildi.

Rahmetli babamın siyaset arkadaşlarıyla halen ahbaplık ettiğim olur.

İsmet Sezgin’le meselâ.

Süleyman Demirel de babamı tanırdı.

Milli Nizam Partisi ve sonrasında kurulan diğer partilerin (MSP, RP, FP ve Saadet) liderlerinden başlayarak her kademesinde tanıdıklarım vardır.

Eski dostlar, eski dostlar…

Dostlukların kolay kurulabildiği, ancak aynı kolaylıkla da sona erdirilebildiği bir ülke Türkiye; ben ise zor arkadaş edinmiş, ancak arkadaş ve dostlarıma sonuna kadar bağlı kalmışımdır. İstediğim sıklıkta görüşemesem bile…

Osman Bölükbaşı’nın “Benim sinem yol arkadaşlarımın ihanetleri yüzünden Karacaahmet Mezarlığı’na döndü” sözünü hep hatırlarım; benim de, onun kadar olmasa bile, benzer sebeplerle yollarımı ayırdığım kişiler oldu.

Yine de tek bir kişiye bile düşmanlık duymadım.

Artık bu yaşımdan sonra yeniden kimseyle ‘eski dost’ haline gelemeyeceğime göre, eskiden edindiğim dostlara önem veririm.

‘Fasıl Dostluğu’ diye bir gruba öncülük ettim ya, o girişimin sebebi yalnızca Türk Musikisi’ni sevmem değildir; musikiyi de seviyorum, ama esas sebep, ‘tanıdıklarım sadece benimle dost kalmasınlar, birbirleriyle de tanışıp dostluklar kursunlar’ düşüncesidir.

Nitekim, o yolla, pek çok dostum daha önce tanımadığı kişilerle tanışıp güzel arkadaşlıklar kurdu.

Her fasılı ‘Eski dostlar’ şarkısını hep beraber söyleyerek kapattık yıllarca…

Yurt içinde geniş bir çevrem olduğu gibi yurt dışında da tanıdıklarım ve irtibatımı sürdürdüklerimin sayısı az değildir. Yıllarca, grup halinde gidilen yurtdışı gezilerinde diğer meslektaşlar 5 yıldızlı otellerde kalırken, ben çoğu kez dostlarımın evlerini tercih etmişimdir.

Bunları neden anlatıyorum?

Basit bir sebepten: Bugünler ile benim yetiştiğim dönemler ve eskiler ile şimdilerde her eğilimden görüş açıklayan yazar ve çizerler arasında büyük farklılıklar görüyorum; onları fark edemeyecek durumda olanlar için anlattım bunları.

Yazarlık ve gazetecilik hayatımda insanlar ve kurumlarla ilgili pek çok yayın yaptım, yazı yazdım; o yüzden küstüğüm veya benimle küsmüş tek kişi hatırlamıyorum. Aleyhlerinde kalem oynattıklarım bile, yazılarımın dengesi karşısında sessiz kalmayı yeğlemişlerdir.

50 yıldır insanlar hakkında yazıyorum, hakkımda açılmış dava sayısı bir elin parmaklarını aşmaz.

Hedefim, öğrenmek daha fazla öğrenmek oldu hep; bir de bildiklerimi başkalarıyla da paylaşmak… Yolum kesilir gibi olunca, Konfiçyus’un 2000 yıl önce paylaştığı –ve benim bugün öğrendiğim– en baştaki tavsiyesiyle uyumlu biçimde, önce bir kitap yazdım, şimdi de aynı hedefi daha mütevazı bir platformda gerçekleştirmenin çabasındayım.

Bunu bir tür iç dökme yazısı olarak kabul edin.
ΩΩΩΩ

14 YORUMLAR

  1. Fehmi Bey,
    Olmadan görünmeye çalışmak taksitli eşya tüketmeye benzer sözü kimliğin, kişiliğin üslubun inşa ile olabileceğine işaret ediyor. Şimdilerde inşa çabasının mahsulü olmayan yazıları okudukça, savrulmaları gördükçe, belli bir çizgi taşıyan kaynaklardan haberdar, bağnaz olmayan yazarlara sahip çıkacak ilkeli bir okur kitlesi sizi yalnız bırakmayacaktır. Yolunuz açık, okurunuz bol olsun! (Sizden daha doğrusu Taha Kıvanç’tan Muhsin Yazıcıoğlu’nun suikasti ile ilgili bir yazı bekliyorum)

  2. Bir zaman Mahir Kaynak hoca terörle alakalı önemli uyarılar, analizler yapar kimse aldırmazdı ve ancak 10 sene sonra analizlerinin benzer neticelerine deneme, yanılma ve pekçok zayiat ile ulaşılırdı. Şimdi benzer süreçler ile mağdur edilenler ve bunların müsebbibi olup maalesef yıllar sonra aldatıldım, diyerek va hasreta! va esefa! diyecek olanlar var.

  3. Muhterem KORU Merhabalar…Yazılarınızdan sizi tanıyorum ; DPT’yken de vicâhen…Ammâ nedense ve şüphesiz nâ-hâk yere sizden hiç hoşlanmadım ! Ne zamânki bu şahsî site’nizdeki yazılarınızı okumaya başladım, min-tarâf’il İlâh, zât-ı âlîniz’e sevgi ve saygı duymaya başladım…Husûsen bu günki yazınız, müşterek fikriyât ve hissîyatımızın ziyâdesiyle çok olduğunu ortaya koydu. Bunun da, büyük memnûnîyetimi mûcîb olduğunu belirtmek isterim…Meselâ ; bendeniz de, klasik tasnîf’e göre, “aşırı sağ’cı” âdd’edilmeme rağmen, her kesim’den, her meşreb’den, her kanaat’ten Arkadaş, Dost ve Tanıdıklar’a sâhibim ve bununla müftehîr’im ! Tabiî, “beni ben yapanları” ve kıymet hükümleri’mi kâyb’etmeden…Şimdilik bu kadar…Kısmet olursa, bilâhâre devâm ederiz… Bâkî selâm…

  4. 1985 ten beri az veya çok takip ediyorum. HAKARET ETMEDEN SINIFLARA AYIRMADAN ÖTEKİLEŞTİRMEDEN yazan biri olduğunuzu görüyorum. Bazen doğru zamanda doğru tavır gösterilse daha iyi olur.Gecikmiş tavır işe yaramıyor diye düşünüyorum.Başarılar diliyor gazete ve televizyonlarda görmek istediğimi belirtmek istiyorum

  5. Yılmaz Özdil, Bekir Çoşkun için “Peçeteye yazsa okunur” demişti. Ben de aynı sözü sizin için kullanmak istiyorum Fehmi Ağbi. Basılı gazeteye de yazsanız kişisel blog sayfanıza da yazsanız biz sizi okuruz. Anton Pavloviç Çehov ile bitirmek istiyorum: “Yazın. mutlaka yazın, yazacak bir şeyiniz yoksa onu yazın.” Hürmetler…

  6. Fehmi Bey, teknolojiyi Türkiye’de en iyi bilen ve kullanan gazetecilerden biri olarak interneti ve sosyal medya platformlarını fazlaca ihmal etmediniz mi? Neredeyse 90’lardan bu yana, köşesinde bahsettiği olaylara, kurumlara, kişi ve kaynaklara doğrudan ‘hiperlink’ler veren, okurlarını araştırmaya yönlendiren, zenginleştirilmiş bir okuma keyfi sunan usta bir gazeteci olarak, Twitter’ı yıllarca görmezden geldiniz. Hesabınız o kadar uzun bir süre öyle hareketsiz bekledi ki, bu hele sizin gibi teknoloji meraklısı bir gazeteci için anlaşılmaz bir tutumdu. Her ne ise, neticede geç de olsa hoşgeldiniz, sizi buradan takibe devam ediyoruz. Selam ve saygılar.

  7. Sizi 1990’lı yıllarda Ahmet Hakan’ın Kanal7 de yaptığı Haber Saati programında tanıdım. Yorumlarınız ve bakış açınızı anladıkça kendimi tanımlamaya başladım. 17-18 yaşlarımdaydım ve işte bu dedim. Bende bu açıdan bakıyorum. Ve o gün bu gündür nerede en küçük bir yazınızı görsem okumadan geçmem. Benim fikir hayatıma katacaklarını bilirim. Sonrasında Etyen Mahçupyan, Avni Özgürel. Muziplikleri ile Engin Ardıç..Sizin fikirleriniz benim için hep değerli ve önemli kalacak Fehmi Bey. Saygılarımla..

  8. Fehmi,Yıllar geçtikçe,ŞARAP gibi tatlanıyor ve kıymetleniyorsun.
    İnan,şimdi yazılarını daha dikkatli ve severek okuyorum.
    Çocukluk yıllarımızda,Zekasını Kıskandığımız bir arkadaşımız idin.
    Senin bir gün,Kesin Cumhurbaşkanı olacağını düşünmüş idim.
    Ama,Yol gösterdiğin ve Bilginden istifade eden,Cumhur Başkanlarımızda olduğunu biliyorum.
    Senin ve Kardeşlerinin,Ülkemize Faydalı kişiler olmanızdan,ÖĞÜTLE Ailesi olarak daima iftihar etmişizdir.
    Layık olduğun değeri göreceğin günleri sabırsızlıkla bekliyoruz.
    Ülkemizde ,Dediği anlaşılan,Ne istediğini bilen,Yol gösterici Gazetecilerin çoğalması temennisiyle,Sevgilerimizi sunarız..

  9. Fehmi Bey tekrar merhaba. Kişisel siteniz adeta okuyucularınızla bir araya geldiğiniz ve her türlü hasbi hali eder bir mekana dönüştü. Bu açıdan seviniyorum. Dostluklardan bahsetmişsiniz, uzun yıllardır okuyucularınız – gönül dostlarınız ve daima sizin yanınızda olanlar olarak (her ne kadar size ulaşmakta sıkıntı çeken ve seslerini duyamadığınız ama şimdi her yazılan yorumu okuduğunuzu bilenler) bizleri uzun zaman ihmal ettiğinizi düşünüyorum. Bundan sonra gönüllerini alma vakti sanırım 😟:) Burada neşvünema bulan dostlukların ve muhabbet seviyesinin devamını dilerim. Sizi bu sıklıkta okuyabilmek gerçekten çok güzel. Her şey gönlünüzce olsun. Sitenizin daha da gelişerek ilerlemesi temennisiyle hayırlı günleriniz olsun.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here