“Aman ha, kendinizi suçlu duruma düşürmeyin” uyarısında bulunuyorsam… Hakkımı kullanıyorum

36
Başbakan Afyon'da "Bizde FETÖ'cü yok" diyor...

 

Önce bize ait bir durum:

Dün akşam saatlerinden sonra sitemize girmek isteyenler bunu başaramadılar; karşılarına bizim de ne olduğunu anlayamadığımız bir uyarı çıktı.

Aynı durum üzerinde çalıştığımız ‘internet gazetesi’ için de söz konusuydu.

İki sitemiz de ulaşılamaz hale geldi ve uzun bir süre de öyle kaldı.

Telâşlandığımızı tahmin edersiniz.

Sonradan bu erişilememe durumunun bize özel olmadığı, kendisinden hizmet aldığımız firmanın ‘server’ında çıkan bir sorun yüzünden yaşandığı ortaya çıktı da rahat bir nefes aldık.

Her geçen gün artan okur trafiğimizin bu ‘sorun’ ile bir irtibatı var mıdır, bilmiyorum.

Neyse, işte yine karşınızdayız…

Dört omegamız (ΩΩΩΩ) ile hem de…

ΩΩΩΩ

Burada bir hakkımı kullanıyorum

Başbakan Binali Yıldırım, AK Parti’nin bütün milletvekillerinin de katıldığı yıllık değerlendirme toplantısı sonrasında, Afyon’da çok keskin ifadelerle ne demişti?

Şunu:

“Efendim ‘Bylock’ta bakanlar, milletvekilleri varmış’. Ne Bylock’un, ne terör örgütünün içinde hiçbir milletvekilimiz yok. Bu örgütlerle amansız mücadeleyi ve bu tehlikeyi gören parti AK Parti’dir ve gereğini yapmıştır.”

O böyle dedi, ama iddialar hiç durmadan devam ediyor…

Son zamanlarda AK Parti’ye özel ilgi duyan bir siyasi eğilimin gazetesi aynı görüşte değil. Gazeteye göre “Meclis’in dörtte biri ByLock’cu”; 125 milletvekili bu programı cep telefonuna indirmiş… 125 milletvekilinin 82’si AK Partili imiş; diğerleri (43 vekil) Meclis’te temsil edilen diğer üç partiden…

İki de bakan varmış ‘ByLock’ kullanmış olan…

Habere göre, bu bilginin kaynağı MİT… MİT bilgiyi ‘bilmesi gerekenlere’ ulaştırmış…

Eğer doğruysa bu bilgi, Başbakan Yıldırım, üzerine düşen görevi yerine getirmemiş oluyor…

ByLock... Akıbeti Balyoz'a dönmesin...
ByLock… Akıbeti Balyoz’a dönmesin…
Başbakan adaleti mi engellemiş oluyor?

‘ByLock’ denilen program “Kim FETÖ’cü?” sorusuna cevap teşkil edecek bir ‘kanıt’ olarak kullanıldığına ve programı indirmiş olmak görevden alınmayla başlayarak tutuklamaya kadar giden uygulamalara konu olduğuna göre, adaleti engellediğinden bile söz edilebilir Başbakan Yıldırım’ın…

Özellikle de, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, gazi ve şehit yakınları karşısında yaptığı konuşmada, dün şu sözleri sarf etmesinden sonra:

Ne darbeyi (yapanların), ne darbeye dolaylı dolaysız destek verenlerin gözünün yaşına bakmayacağız; benim yakın arkadaşlarımın içinde varsa, onlara da sesleniyorum: Sakın mağdur edebiyatı yapmayın. Benim mağdurlarım, mazlumlarım burada.”

Acaba bilgi doğru olabilir mi?

Cevabım şu: Nereden baktığınıza bağlı olarak; hem olabilir, hem de olamaz…

Eğer bütün Türkiye’de 200 binden fazla kişi bu programı cep telefonuna indirmiş ve MİT bunlardan 53 bin kişiyi tek tek tespit etmişse, iddia budur, o listede herkes bulunabilir…

Silâhlı terör örgütü olmak için sayı çok fazla

Bu kadar çok sayıda kişi ile kurulmuş bir ‘gizli silâhlı örgüt’ bugüne kadar dünyanın hiçbir yerinde yoktur, olmamıştır…

Dolayısıyla da, o bilginin doğru olması zor.

“PKK dediğimiz örgütün lider kademesini say” denildiğinde, önce çekirdek kadroyu teşkil eden birkaç isim, bir de sahada eylem yapanları yönlendiren ve sayıları çekirdek kadronun belki bir-iki misline ulaşan başka isimler… sayılabilir.

En güçlü olduğu dönemde bile, PKK terör örgütünün sayısı, 5 bini aşmamıştır.

Öteki terör örgütlerinde, DHKP-C’de ve benzerlerinde, bu sayılar çok daha azdır.

Dünyanın başka ülkelerinde de durum farklı değildir.

Sayıca çokluk şimdilerde ‘FETÖ’ dediğimiz yapının özelliğinden kaynaklanıyor: Henüz bu adla adlandırılmadığı dönemde, Cemaat veya Câmia diye anılırken, onunla ilişki kurmuş olanlar, ona bir ‘hizmet hareketi’ gözüyle bakıyorlardı.

Çocuklara ve gençlere el uzatan, onlara okuma imkânı kazandıran, açtıkları okullarda iyi eğitimler veren, mensuplarının iyi ahlâklı nesiller yetiştirme gayreti içerisinde oldukları bir yapı…

Dahası, 1990’ların başlarından itibaren gelmiş geçmiş bütün siyasi iktidarların teşvikine mazhar oldukları için de, onlarla irtibat kurmanın herhangi bir ‘sakınca’ teşkil etmediği düşünülüyordu.

Yurtdışına çıkan her devlet adamını, gittiği ülkede açılmış olan ‘Türk okulu’ öğrencileri havaalanında karşılar, onlar da bu hoşluğa karşılık, gidilen ülkedeki okulu ziyaret programı içerisine alırlardı.

Merkezi hükümetin bu iyi ilişkisini gören ülkemizin yurtdışındaki temsilcileri de, bulundukları ülkedeki okullara kol kanat gererlerdi.

Öyle yapmalarının kendilerinden beklendiğini düşündükleri için…

FETÖ’leştikten sonraki durum başka…

Böyle bir yapının herhangi bir elemanı, dış halkayı teşkil eden sempatizan durumundaki kişilere, ya da evlerinde-yurtlarında kalan, dersanelerine-okullarına devam eden gençler ile aileleri fertlerine, kendilerine yardım elini uzatmış işadamları-bürokratlara “Sizinle doğrudan irtibat kurabilmemiz için şu programı telefonunuza indirseniz iyi olur” demişse…

İşte ancak o zaman ‘ByLock’ kullanan sayısı 200 binleri bulabilir ve içinde hemen her ilgi alanından ve siyasi eğilimden insan bulunabilir.

Ancak o kalabalık içerisinde yer alan ve 15 Temmuz gecesine kadar ‘darbeye giden yolu’ aralayıp siyasi sisteme, demokrasiye, seçimle işbaşına gelmiş hükümete son vermek, Cumhurbaşkanı’nın hayatına kast etmek üzere örgütlenmiş kişilerin sayısı…

Rütbeli-rütbesiz bürokratlar… Yargıda yuvalanmış ve ellerindeki kanun metinlere bakıp hüküm vermek yerine ‘abiler’ ve ‘ablalar’ tarafından kendilerine iletilen talimatları yerine getirmekle mükellef olduklarını düşünen savcılar ve hâkimler… Onları yönlendiren Adil Öksüz gibiler…

Bunların sayısı ne kadar olabilir?

PKK’dan veya DHKP-C’den mutlaka fazladır, ama herhalde 200 binlere ulaşan bir rakam değildir bu…

Tabii, ben bunları soru yöneltildiğinde söylediğim veya burada yazdığımda çok keskin itirazlara muhatap oluyorum.

Olayım.

Bu sürecin de sulandırılmasından endişe ediyorum çünkü.

Ben burada ne yapıyorum?

Hayatımın hiçbir döneminde, demokrasi-dışı bir eğilimim olmadı; o tür eğilime sahip olanlarla kavga ederek bugünlere geldim. Yanlışa saplandığını gördüğümde derhal yapılanların yanlışlığını yapanın yüzüne ifade etmekten, dinlenmediğini gördüğümde oradan uzaklaşmaktan geri durmadım.

Kişisel tarihimde kırık bir çizgi yok.

Balyoz davası... Seminer kasetleri yerine, hesaplaşmaya döndürüldü
Balyoz davası… Seminer kasetleri yerine, hesaplaşmaya döndürüldü

Sonradan ‘kumpas’ diye yaftalanan Ergenekon ve Balyoz sürecinde de, ‘darbeciler’ ile hesaplaşma amacıyla başlatılmış yargılamaların farklı bir hesaplaşmaya dönüştürüldüğünü fark eder etmez, yanlışa sapıldığını gördüğüm andan itibaren, desteğimi çektiğim de ortada.

Gölcük’te bulunduğu söylenen harddisklerin ‘sahte’ olduğunu benim ısrarım üzerine açılan Genelkurmay soruşturması açığa çıkardı.

Eh, şimdi de, “Aman ha, aynı hataya düşmeyin, esas suçluların üzerine giderken kendinizi de ‘suçlu’ duruma düşürecek bir yanlışa adım atmayın” diye uyarıyorsam…

Herhalde buna hakkım vardır.

İşte o hakkımı kullanıyorum.

ΩΩΩΩ

36 YORUMLAR

  1. Tebrikler Fehmi Bey kardeşim, kim ne derse desin Mertçe yazıyorsunuz ya… Ben en çok sizin bu gözükaralığınıza hayranım… Allah sizinle olsun iyiki varsınız

  2. Ergenekon balyoz sarıkız ayışığı gibi davalar..zamanın ünlü Fetö’cü hakim savcıları tarafından sırf Akparti iktidarını yıpratmak maksadıyla yıllar yılı sürüncemede bırakıldı, davanın içine kıyıdan köşeden sahte deliller konarsak zihinler bulandırırdı.. Zamanın başbakanı yalvarırcasına bir neticeye bağlayın şu davaları dedi durdu. Sonuç malum.. Birkaç gün önce de şortlu kadına tekme atan şahıs tutuklandı. Sonra serbest bırakıldı. Medya baskısıyla tekrar tutuklandı.. Tekrar serbest.. Medya dedikodusu artınca Bugün yeniden tutukladı savcı.. Neler oluyor Allah aşkına? Memlekette Adaleti sağlamakla görevli hakim savcılar kanundan ADALET ziyade neden Medyanın, devletbaşkanı-nın kamuoyunun baskı altında kalır? Neden neden? Hani biz sosyal bir hukuk devletiydik? Hani biz Adaleti komisyonlara değil… Hukuka havale ediyorduk?

  3. Fehmi Koru Balyoz ve Ergenekon davaları sürecinde bu uyarıları yazdığı mecralarda yaptı, bu sitede yazılarını takip edenlerin pek çoğu eskiden beri yazarı takip ettiklerinden tamamına yakını bu uyarıları okudu.

    O zamanlarda, hatta daha öncede başka vesilelerle gazetecilik meslek etiğini konu ederdi yazılarında, kısaca özetlemek gerekirse gazetecinin güdülmek istemiyorsa dikkat etmesi gereken maddeleri yazardı, bu maddelerden biriside kendiliğinden gelen belgeleri yazı-haber konusu yapmamak idi ve bu davalar esas olarak bu tip haberlerle sulandırıldı ve milletin gözüne baka baka law silahına “boru” diyen paşamız bile hesap sorma makamına geldi.

    Yazarın bu yazıdaki bu davalarda sulanmasın talebi ve uyarıları yerindedir ancak bu konuda testi kırılmış gibi görünüyor benim gözlemlediğime göre artık bu görevden alma ve soruşturmalar o kadar yaygınlaştıki artık kritik eşik aşılmış görünüyor.

    Bu yazıda ilk defa dilegetirdiğiniz “aman kendinizi suçlu duruma düşürmeyin” uyarısı son derece yerinde ama uyardıklarınızın endişelenmelerine mahal yok gibi, zira önceki yazılarınızdan birisinde “Her damadı görevden alsak” gibi bir uyarınızda gösteriyorki kriterlere karşı bağısıklı bir zümre var, mesela dün Sayın Gökçek’in oğlu ATO başkanlığına aday oldu, çocuklarının FETÖ okullarında okuduğunu başkan kendisi açıkladığı halde hemde, bir dönem yurtlarında kaldığı için, dersanelerine gittiği için yada seçkin damat ve oğullar gibi okullarında okudukları için görevden alınan kaçbin kişiye rağmen hemde.

    2010dan önce Pensilvanyayı ziharet edenler suçlanırken 2012den sonra FETÖ yü ziyaret eden kalabalık vekil grubu “biz izinli gittik”savunması ile sıyırıyor. Bylock cu vekil çıksa ne olur ben onları izliyordum der kurtulur, tabi açıklaması gerekirse.

    Bu durum “Adalete olan güveni zedeliyor” diye bitirecektim yazımı ama endişeye mahal yok, kimse korkmasın adalete güvenen yokki güven zedelensin.

  4. Fetö’ye olan sempatinizi ne zaman bırakacaksınız sayın Koru. Fetöyü aklamak için yazdığınız kitabı hala sağda solda tanıtıyosunuz. Darbe dolayısıyla fetö başını bari bir ayıplasaydınız, o da yok. Halbuki o elebaşı değil miydi sizi kandırıp elinizde yalan yanlışlar şeylerin olduğu mektupla türkiyeye gönderen? Hala bu işte fetönün parmağı olsa da olmasa da fetö sempatizanlarına darbe iniyor modundasınız. Fetöcü olsaydınız bu örgütün bu kadar işine yaramazdınız emin olun.

  5. Erdoğan madem darbeyi bastırmak için halkı kullanacaktı neden bu çağrıyı, darbeyi öğrendiği saat 16:30 da yapıp da daha başlamadan darbeyi bitirmedi? Neden Akar’ı, Kuvvet komutanlarını ve ordu komutanlarını da yanına alıp canlı yayında ‘Komuta kademesi benim arkamdadır, hain azınlığın başarı şansı yoktur’ demedi? Silahsız insanları, ağır silahları olan hainlerin üzerine göndermek kahramanlık mı ?
    https://fetodarbeiddiasivegercekler.wordpress.com/
    (8. yazı)

  6. Dogruya dogru arkadaslar
    Su video you izleyin neden benim birilerine yayinlanmayan yorumumda aglayan keklik dedigimi digerinede avci dedigimi anlayin
    Bunu fehmi bey acik acik yazamaz cok defisik nedenlerden dolayi
    Uluslararasi gizli elin uzantilari temizlikte
    Guclu olan kazanacak
    Magdurlar cogalacak
    Erdoganin safinda yada arkasinda kim var?
    Cok bilinmiyor ama suan sanki rusya kesin belki iran gizli eli ve birkac baska ulke ve uluslararasi hakim gizli elin rakipleri.
    Fehmi bey bir ara mahir kaynakin solun basina gelmek ten bahsettigini ve eger ifsa esilmeseydi nerelere gelebilecegini anlatmisti.
    Kimin adamiydi solcu mahir bey rusyanin mi abd ninmi?
    Ayni sey videodaki adam icinde gecerli
    Avciya kekligin baron u ayni
    Uyanik olalim
    Yemin ederek soyluyorum darbenin ilk saatlerinde fetonun en yakin iki adami darbeinin arkasindan o videodaki “avci” nin oldugunu soylemisti.
    Peki nereden biliyordu ?
    Tv de keske asker olsaydim su an diyen prof
    Ve video nasilda uyusuyor.
    Demekkki aglayan keklik ve avci yillar sonra dagin basinda karli havada tesadufen bulusmadi bulusturuldu.
    Iste saf taban bu video you iyi izlesin
    Fehmi bey sanirim konusamiyor
    Ama bugun yazdiklari ince elenip sik dokunmali.
    Izleyin dikkatle feto nun kime hizmet ettigini

    https://www.facebook.com/829608857117427/videos/1113344422077201/

  7. Haddimi aşmak istemem ancak sürekli olarak sonuçlar üzerinde konuşmak, yazmak biraz dertleşmek mahiyetinde olmuyor mu ? Sonuçlar üzerindeki tartışmalar yanında o sonuçları doğuran nedenler ve temel kavramlar üzerinde de biraz tartışsak diyorum.

    Fehmi Koru sitesinde müjdesi verilen ve yakında çıkacak internet gazetesinin Türkiye’nin ‘kaynak sorunlarını’ tartışmak için uygun bir zemin olacağını düşünüyorum. Zira bu tür tartışmalar bazı entelektüel dergiler veya akademik makaleler ile sınırlı kalıyor ve geniş aydın kesimlerine ulaşamıyor. ‘Bilgi paylaştıkça büyür’ prensibince, bu siteyi takip eden pek çok değerli yorumcu doğruluğundan emin oldukları bilgileri paylaştıkça, Türkiye için bir ‘aydınlanma dönemi’ başlatabiliriz. (Türkiye’de aydınlanma dönemi 200 yıl önce başladı fakat çok ağır aksak gidiyor, henüz kayda değer bir sonuç alınamadı. Örneğin bir ‘laiklik’ kavramı üzerinde dahi henüz uzlaşma sağlayamadık).

    Kariyerinde ‘Harvard’ etiketi olan Sn. Fehmi Koru’ya böylesi bir milli (ulusal) misyonu yakıştırdığımı ifade etmeliyim. Bizler de aklımızın ve bilgimizin erdiğince naçizane katkılarda bulunmaya çalışırız.

  8. Ülke, baştakiler tarafından siyasal anestezi etkisi ile hissizleştirildi! Bunu; olayları ve olguları üzerinde düşünmeye, tartışmaya, eleştirmeye izin vermeyerek, anlık gündem değiştirme oyunlarıyla unutturarak yerine eleştirmeyen, tartışmayan, düşünmeyen anestezi üretip, korku yaratan bir OHAL süreciyle insanlarımıza aşıladılar.

    Bağıra çağıra “durun yahu bunlar hukuksuz uygulamalar!” diyemiyoruz.Ailesi, eşi, çocuğu içerde yatan ve mevcut hükümetin desteği olduğu süreçte bağı olmasından dolayı ayrıştırılamayan masum binler var bu binlerin içinden hasta olanı var, hamile olanı var, çeşitli rahatsızlıkları olan var ve FETÖ’cü başlığı altında herşey mübahmış gibi hukuksuz uygulamalar yapılıyor bu insanlara ve kimsenin sesi çıkmıyor sizler gibi birkaç cengaver yazar ve stklar dışında…Kimse hissedemiyor bu acıları…

    Bu durumdan haz alan birde zalim kesim var, bundan beslenen, insanları galayane getiren ve korku yayan…Bunların yanında hissizleşen insanlar tabiki tertemiz kalıyor..

    Benim en büyük merakım; bu siyasal anestezinin etkisi sona erince ne olacağıdır.Mevcut zeminde korkularım ve endişelerim çok çok fazla, en büyük dileğim ise; ülkemin başına tekrar tekrar uğursuz olaylar gelmemesi, refaha ve huzura kavuşması ve hukuksuz uygulamaların artık son bulmasından yanadır…

  9. “terör”le fikri faliyetleri ayırmak gerekir diye düşünüyorum..
    bu, PKK ile Kürt kökenli insanlarımızı ayırmak gibi birşeydir işte..
    O dar da zor değil bu ayırımı yapmak..

    Ancak, ben söylemiyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız’ın bizzatihi kendisi söylüyor değil mi..?
    Bu süreçte “At izi, it izine karıştı” diyor..
    Vee, ben de ekliyorum “Sapla saman birbirine karıştı” diyorum.
    Geldiğimiz, getirildiğimiz nokta bu..

    Mesela, Ergenekon-Balyoz davaları sulandırılmamalıydı..
    Ama, geç kalındı işte..

    Haber veriyorum bu vesileyle.. Bu, iş ilerde canımızı acıtacak.
    Benimkisi bir öngörü işte.
    ……………………….

    Sınır Tanımayan Gazeteciler Platformu, bir Rapor yayınlamış..
    Dikkatimi çekti ve okudum.
    Yorum yapmayacağım..
    İşte linki,
    https://rsf.org/sites/default/files/turquie.etatdurgence.trk_.2_0.pdf

    Begenirsiniz yada beğenmezsiniz.. Herkes benim gibi düşünmek zorunda da değil zaten.. Ben, daha farklı düşünüyorum mesela..
    Yazılanları okuyun ve siz karar verin..
    Karar sizin..

    Hülasa, “fikir ve yayın hürriyeti” çok farklı bir şey..
    Vel hasıl kelam, “adalet”e bir gün herkesin ihtiyacı olabilir..
    Varmak istediğim nokta burası..
    Hülasa, karşılıklı konuşmaya ihtiyacımız var..
    Bütün mesele bu..
    …………………

  10. ‘FETÖ’ denilen Paralel Devlet Yapılanması sorunu, geçmişte onlarla uzun yıllar birlikte yürüyenler ile çözülemez.

    Diğer yandan İktidar, Muhalefet, Cemaat ve Ergenekoncu Paşalar … bunların hepsi Türkiye’nin yönetilmesinde başarısız bir sınav vermişlerdir. Kendi iktidar heveslerini Türkiye’nin çıkarlarının önünde tutmuşlardır. Milli (ulusal) menfaatler etrafında uzlaşmak yerine birbirlerini tepelemeyi hedeflemişlerdir. Sıkışınca da hepsi ittifak değiştirmişlerdir. Dolayısıyla benim gözümde bunların hepsi miadını doldurmuştur. Bunların içinde bu durumun farkında olan iyi niyetliler ile yeni siyasi aktörlerin de eklenmesiyle Türkiye yeni bir siyasi yapılanmaya gitmelidir. Büyük Türk Milleti kimseye mecbur değildir, kendi çözümünü yine kendisi bulacaktır Evelallah.

  11. Bu günlerde 60 lı yaşlarımı sürüyorum ve ülkemde bu günkü kadar adaletsiz hukuksuz işlerin yapıldığı bir dönem görmedim.
    Bugünkü kadar müslümanların birbirine düştüğü her birinin diğerine zulüm,yalan,ifitira,gıybet ile saldırdığı bir dönem hiç görmedim.
    Şimdilerde mahallenin camisine gitmeye komşularla bile konuşmaya korkar oldum.
    AKP yi ve yaptıklarını eleştirmek neredeyse dinden çıkmakla eşdeğer tutuluyor artık.
    Tüm ülkede ağır bir mahalle baskısı var.Herkes birbirine şüphyele bakar oldu.
    Hayatımın en mutsuz dönemini yaşıyorum diyebilirim.
    Halbuki çalışırken ne hayaller kurmuştum emekliliğimle ilgili.
    Akrabalarımdan birisi 2 oğluyla birlikte tutuklandılar. Dışarıda kalan kızının ise gittiği üniversite kapatıldı.
    Oğullardan birinin darbeden 3 ay önce evlendiği öğretmen eşi açığa alındı.
    Aynı apartmanda komşu olduğumuz, eşinden ayrı yaşayan ve cemaat denen yapının sahiplendiği bir kadının damadı,kızı ve oğlu tutuklandı.Kızının 5 yaşında, 2 yaşında ve 2 aylık 3 çocuğu vardı.Bereket hakim insaflı biriymiş adli kontron şartıyla bıraktılar.
    Yine gelinimizin abisi, eşi çalışmıyor ve 3 çocuk babası polis memuru başka bir ilden ilimize tayin geldi ve görevine başlayacağı gün açığa alındı.Adamcağızın cemaatle hiçbir bağı yok.Kesin biliyorum.Eşyalarını ilçede verilen lojmana koymuş ve henüz paketlerini bile açmamıştı.Lojmanda kalamayacağı söylenerek dışarı atıldılar.10 bin nüfuslu ilçede kimse ev vermek istemediği için bir hafta kadar ev aradılar ve nihayet bir insaf sahibi evini vermeye razı oldu.
    Bunlar yakın çevremde olup bittiği için ilk aklıma gelenler.Daha çok örnek var anlatılacak ama şimdilik bu kadar.
    Bu insanların kimisinin hiç cemaatle işi olmamış.Kimisi de cemaatin tabanında olan, yaptığı şeyin Allah rızası için olduğunu düşünen saf ve temiz insanlar.Hiçbirinin bugüne kadar polisle yargıçla mahkemeyle işi olmamış,çevrelerinde temiz ve dürüst ahlaklı olarak bilinen insanlar.Ve bir günde teröristlikle yaftalanıp tutuklanıyorlar.Travmaya bakarmısınız?

  12. Hukuk olguyu yönetir ama Algıyı yönetemez.
    Şu anda maalesef Prof ünvanlı hukukçular bile bylock u kuvvetli delil görmektedir.
    Sizin yazılarınızda yer vermediğiniz bir hususu özellikle belirtmek isterim. Şöyle ki; CEMAATİN YANLIŞLARI
    1-) 17-25 Aralık sonrası cemaat üzerindeki kendilerine uygulandığını düşündükleri ve cemaati bitirme operasyonu diye adlandırdıkları ağır baskı nedeniyle hükümet karşıtı siyasi ve militan bir ruha bürünerek toplumdan ve maalesef dinden uzaklaştı (Bankadan faizle para çekip Bankasya ya yatıracak seviyede)
    2-) Cemaat hükümet karşıtı siyasi tavrını gösterecek siyasi bir oluşum bulamadı bulamazdı da zaten o sırada ve bir siyasi oluşuma net bir şekilde kanalize de olamadı. Ama muhalefet partileriyle de dirsek temasından hiç geri durmadı.
    3-) Cemaat kendi bankasını, basın organlarını, okullarını, iletişim sistemini (işte bylock burada) vs… çok net söylüyorum: meşru hükümete son vermek isteyen SİLAH OLARAK KULLANDI ve yeni bir terör örgütümüz : silahlı fetö oldu.
    4-) Cumhurbaşkanı’mız bu örgütü ve silahı gördü fakat kendi ifadesiyle belirttiği üzere yakınlarına dahi inandıramadı ve toplum gerçek silahın ortaya çıkması bekledi… işte gerçek silah ortaya çıkınca tüm legal unsurlar silah oldu.
    Ve şu anda bu algıyı yıkmak çok zor.
    Cemaatten ayrılanların dışında kalan belirli bir kısım ki (ibadet ve ticaret tabakası ki bu oran yüzde 80 in kesinlikle üstünde ) 17-25 sonrası hırsızlık, yolsuzluk ve cemaate kumpas argümanıyla kullanılarak sempatizanlıktan militanlığa geçtiler ve örgüt üyesi oldular. Ama bu kişilerin gerçek silah ile bağı yoktu. 15 Temmuz sonrası ise bilmeden ve istemeden FETÖCÜ oldular. Kısaca: gayretinizi anlıyorum fakat toplumdaki ve adli makamlardaki bu algıyı yıkmak çok zor.
    Not: oturduğum yerden kısa bir şey yazacaktım fakat derme çatma uzun bir yazı oldu maalesef. tarafınıza hukuki durumu da değerlendirecek detaylı bir şeyler yazacağım. Mail adresinize ulaşabilirsem. Selametle…

  13. Elhak ki hakkınızdır.Zaten sizin dediğinizi bir çok kişi diyor.Hükümeti destekleyenler de diyor.Hiç bir müslüman göz göre göre masum bir insanın
    cezalandırılmasını istemez.Ancak şöyle bir durum var:

    Gölbaşı’ndaki Özel Harekat merkezini bombalayıp aslan gibi 50 polisimizi katledenler bile neredeyse mağduruz diyecekler.15 Temmuz küçük bir harekat değildir,az bir insanla yapılacak bir kalkışma değildir.Geniş bir destek olmadan yapılacak bir harekat değildir.Bu kalkışmanın destekçi sayısı çok fazladır.Bunun failleri sadece o gün darbeye fiilen katılanlar değildir.Hesabında milyon dolarlar çıkan memurlar, öğretmenler,yargı mensupları…hepsi bu cürümde pay sahibidirler.
    Elbette bunu yargı daha kesin bir şekilde ortaya koyacak,kararını verecektir.Bizim de sizin de yaptığınız bir akıl yürütme işinden ibaret.
    Bir yorumcunun da ifade ettiği gibi yargı,zanlıların savunmalarını ve iddia makamının iddialarını dinleyecek.Ondan sonra hükmünü verecektir.

    Sonuç:15 Temmuz tümüyle Türk halkını,79 milyonu mağdur etmiştir;
    maddi manevi kayıplara uğratmıştır.Ortada bir mağdur varsa Türk halkıdır.
    Zanlıların haklarının savunulması kadar mağdur Türk halkının hakları da savunulmalıdır.Sizin Türk halkını savunmaya da hakkınız vardır.Öyleyse
    bu hakkınızı da kullanınız sayın Koru.

  14. “Tanrı,ya inanmasaydım, halim nice olurdu” diyor Alexis Carrel kitabında..

    Benimkisi de aynı hal işte..
    Bu ülkede..
    Vah benim güzel ülkem..
    Ve, bu ülkenin güzel insanları..

    Suçu işleyen ben değilim..
    Ama, sıkılıyorum boğuluyorum..
    Ve dahi, nefes alamıyorum..
    Işığa, oksijene ihtiyacım var..

    Sayın Cumhurbaşkanımız, her nasıl olduysa “darbeyi eniştemden öğrendim” demişti ya..
    Ziya İlgen’den..
    15 Temmuz darbe teşebbüsünü araştırmakla görevli kurulan komisyonun başına getirilen Ak Parti’li Reşat Petek açıklama yapmış..
    Ne demiş ola ki..?
    Haberin başlığını görünce, “önemli bir açıklama yapmış olmalı” diye düşündüm..
    İki cümlecik bir açıklama..
    “Ziya Ülker kanadından(!) açıklama gelmiş de.. Tankları görüp de, Sayın Cumhurbaşkanı’na haber vermenin ötesinde bir bilgisi yokmuş da..”
    Bütün açıklama bu..
    Reşat Petek, bu açıklamayı yeterli görmüş olacak ki, “Ziya İlgen, komisyona gelmeyecek. Kendisini dinlemeyeceğiz” demiş..
    Ne ala..

    12 Eylül’ü konuşamadık zaten.
    28 Şubatı’da..
    Yıllardır tanıdığım bildiğim, çocuklarımı bile kendisiyle tanıştırdığım rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu cinayetinin üzeri örtülmeye çalışılıyor.
    Uğur Mumcu, Necip Hablemitoğlu’nun katilleri hala bulunamadı..
    Susurluk’un arkası bir türlü aydınlatılamadı..
    ……………………….
    Ergenekon-Balyoz hayali bir senaryo muydu sanki..?
    Dosyalar tozlu raflara kaldırıldı..
    17/25 Aralık döneminde ne olup bittiğini hala tam olarak bilemiyoruz..
    Tam anlamıyla konuşamadık, soramadık, sorgulayamadık..
    Herşeyimiz yarım yamalak..
    Hal-i manzara bu iken.
     
    Sayın vekilimiz “Lütf”edip bir açıklama yapmış..
     
    Ne ala..
    Biz de inandık..

    Daha fazla birşey söylemeyeceğim..
    Daha fazla birşey söylersem, benim de gözümün yaşına bakmaz alırlar içeriye..
    Ama, alırlar işte..
    “Bu doğrultuda farklı görüşler dile getirenler de, bizim nazarımızda Fetö”cülerle aynı saftadır” bakış tarzını bilmeyenimiz yok gibi..
    Ben, bu “FETÖ” illetinin ne olduğunu taa 15 yıl önce görmüştüm ve bu doğrultuda müsterihim..
     
    Dilerim bu satırları yazdığım için,  başkaca herhangi birşey(!) başıma gelmez.
    Dilerim takibata uğramam..
     
    Bu satırlarımla tarihe not düşüyorum sadece..
    Düşüncelerimi ifade ediyorum..

    Ak Parti’ye oy veren bu ülkenin bir vatandaşı olarak söylüyorum..
    Her ne olursa olsun, sayın Ziya İlgen komisyona gelip açıklama yapmalıydı..

    Bu “hayatiyet” arzeden önemli bir bilgi..
    Öyle sıradan birşey değil..
    Ortada, aylardır konuştuğumuz iğrenç ve kanlı bir darbe teşebbüsü var..
    Mithiş bir “travma” yaşadık, etkileri hala sürüyor.
    Sayın Cumhurbaşkanmıza, MİT ulaşamaış..
    Emniyet İstihbaratımız, Genelkurmay ulaşamamış..
    Diğer etkili ve yetkili birimlerimiz ulaşamamış da..
    Sayın Ziya İlgen nasıl olmuş da ulaşabilmiş..?
    Gelsin de bari bu sorunun cevabını versin..
    Bize birşeyler söylesin..

    28 Şubat’ta hem de gündüz , askeri tanklar birbirinin ardı sıra Sincan  caddelerinde yürümüştü.. Ve, kimse ne olup bittiğini bile anlayamamıştı..
    Sayın İlgen, tankı görünce bir çıpıda bunun bir darbe teşebbüsü olduğunu anlayıvermiş işte..
    Ve, cumhurbaşkanımıza haber vermiş.

     
    Herşey bu kadarsa,
    Biz de inandık..
    Vesselam..

    ***
    MÜSLÜMANLARIN YAŞAYABİLECEĞİ EN İYİ YER AMARİKA MI?

    Hazır, bu vesileyle dikkatimi çeken bir şeyi aktarayım size..
    Akit yazarlarından Merve Kavakçı’nın bugünkü yazısının başlığı “Allah, Amerika’nın yardımcısı olsun”

    http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/merve-kavakci/allah-amerikanin-yardimcisi-olsun-16962.html

    Bir kere, böylesine hassas bir dönemde bu yazının başlığı rahatsız edici..
    Ancak, Sayın Merve Kavakçı’da haklı bir bakıma.. Amerika vatandaşı olduğunu, kendisininde bir aralar “Amerika’ya bağlılık yemini” ettiğini unutamıyor.
    Amerika’ya olan hayranlığını da..
    Çok şaşırmadım.. Yıllar yılı dünya coğrafyasındaki Amerka’nın yeri ve konumu, neyle iştigal ettiği belli iken,  Merve Kavakçı’nın Chrstian Monitor’da birkaç yıl önce yayınlanan bir yazısını hatırladım bu arada..
    O yazısının başlığına dikkat!
    “Best place for Muslims to live? America” Yani, “MÜSLÜMANLARIN YAŞAYABİLECEĞİ EN İYİ YER AMARİKA” demiş bu yazısının başlığına..
    İşte, o yazısının linki:

    http://www.csmonitor.com/Commentary/Opinion/2009/0928/p09s01-coop.html

    Anlaşılan o ki, bugünkü yazısıyla birlikte Akit yazarı Merve Kavakçı, yeniden gündeme gelmek, adından söz ettirmek istiyor..
    Benimkisi de bu hesap..

    Hülasa, Merve hanım her dönem(!) bir vesileyle adından söz ettiriyor işte..
    Daha ne olsun..?

    *Lucien M. Baylan

  15. Sayın Koru, mağduriyetleri dile getirirken elinizde bir veri var mı? yoksa yalnızca size bilgi getirenlerin kendilerine göre olan savunmasını mı bize yansıtıyorsunuz. Oysa yargıçlar her iki duruma da bakıyor. Sizinde o mağdurların aleyhindeki delilleri inceleme şansınız yok. Genel geçer mağdur edebiyatı ile zaman kaybetmek yerine, sayın başbakanın dediği gibi bir an önce suçluların yargılanıp gerekli cezaya çarptırılması için destek olsak. Ayrıca benim kişisel kanaatim şu ki bu fetönün iki kademeli bedduasında çoğu kişi amin dedi, fetullah aleyhine amin diyenlerin sayısı hükümet aleyhine diyenlerin oranından kemmiyet ve keyfiyet olarak fazladır. Milletin bu kadar bedduası boşa da gitmez, bu örgütle bağlantılı olanlar bağlantılı oldukları ölçüde bedduadan nasiplerini alıyorlar. Bazen bu açıdan bakmak daha mantıklı geliyor bana.

    • Bir gecede binlerce hakim savcıyı görevinden atıp sonra da bu memlekette halen adaletle hükmedebilecek yargı mensubu olduğunu yapabiliyorsanız dünyaya izah edin. Dünya derken demokratik ülkeleri kastediyorum.
      Zalimler için yaşasın cehennem diyoruz, unutmayın dilsiz şeytanlar…

  16. “Programı indirenleri tespit etmek” gibi birşey söz konusu değil. Program zaten büyük oranda dışarıdan, bluetooth, sd card vb. yöntemlerle kurulmuş. Programa bağlananları tespit etmişler. O rakam da 163bin deniyor, ama muhtemelen daha fazladır.

  17. Helal olsun size böyle kaypak insanlardan oluşan bir ülkede dosdoğru olduğunuz herşeye rağmen dosdoğru kaldığınız için..

  18. “Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (Mâide, 5/44)
    “Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Mâide, 5/45)
    “Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fasıkların ta kendileridir.” (Mâide, 5/47)
    Müslümanlara suizan, zulüm etmek, mallarını gasp etmek gibi ve haset, iftira ve yalan söylemek ve gıybet etmek gibi haramdır. (Hadika)

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Bir kimse, bir mümin hakkında olmayan bir şey söylerse, iftiraya uğrayan kimse, onu affedinceye kadar, Allahü teâlâ onu Cehenneme sokar.) [Ebu Davud]
    (Bir müminde her haslet bulunabilir. Ancak hıyanet ve yalan bulunamaz.) [İbni Ebi Şeybe]
    (Yalan, münafıklıktan bir kapıdır.) [İbni Adiy]
    Allah’ın adaleti er ya da geç mutlaka tahakkuk eder, kimsenin yaptığı yanına kalmaz.

    Öyle ise kimse gücüne, kuvvetine, zorbasına ve dayatmasına güvenerek kötülüğe yönelmesin. Unutmasın ki, Allah (imhal) eder, ama (ihmal) etmez. Yani mühlet verir, tövbe etmeyi bekler, ama asla yapanın yaptığını yanına bırakmaz. Bir de bakarsınız ki, gücüne kuvvetine güvenerek zulüm ve haksızlık yapanlar güvendikleri gücünü de kuvvetini de yitirmiş, yaptıklarının karşılığını görecek güçsüzlüğe düşmüşler, adalet yerini bulmaya başlamıştır.
    Zulme rıza zulümdür. Küfre rıza küfürdür.

  19. “Hak değirmende olur!” derdi annem kızdığında. O böyle söyleyince ısrarın, bağırıp çağırmanın işe yaramayacağını anlar susardık. Sakinleşince şansımızı bir daha denerdik. E ana yüreği yüreklerin en merhamerlisi… Çözülürdü mesele.
    Sanırım bize lazım olan biraz merhamet. Necip Fazıl ‘ ın dediği gibi anlayabilmek için ağlayabilmek… Büyüklerimiz aslında ağlayabilen insanlar ama… Belki de gereken biraz zaman… Bence siz hakkınızı kullanmaya devam edin. Takipteyiz.

  20. Sayın koru;
    Görülüyor ki siz hala “Ne şiş yansın, Ne kebap” modundasınız. Bu yazı yı da yazdınız ya Pes doğrusu. Yarın sek satır yazın. Olsun bitsin. “FETO, ARKADAŞLARI, SEMPATİZANLARI VE BÜTÜN CEMAATI NE YAPTI İSE VATAN MİLLET İÇİN YAPTILAR. ONLAR SUÇSUZDURLAR. İFTİRAYA MARUZ KALMIŞLARDIR. BÜTÜN BUNLAR T.ERDOĞANIN BAŞININ ALTINDAN ÇIKIYOR.”
    İşte bitti. Günlük makalen de hazır. Evelemeden, gevelemeden, ıkınmadan, sıkınmadan tarihe not düşmüş olursunuz. Hemde onlara VEFA borcunuzu ödemiş olursunuz. Vedselam ….

    • Gerçekten meraktan soruyorum,

      Neden zahmet edip yazarı okuyorsunuz?
      Zaten aslını anlamamışsınız, sizin anladığınızda pek hoşunuza gitmişe benzemiyor, eskiden beri takip ettiğinizde belli, -e bu yazardanda beklenen belli olduğuna göre neden adamın özel sitesine girip yazısını baştan sona okuyor ve üşenmeyip birde yorum yazıyorsunuz?

      bu halet-i ruhiyeyi anlamak için soruyorum kırdım ise affola…

  21. Hoca ogrencisinden… Doktor hastasindan… Amir memurundan… Komutan askerinden… Cekiniyor artik….Istedigi olmayinca
    Sizdende O amirindende hesap sormasini biliriz… halkim ben halk…. diyerek hakli cikmaya calisan… kisisel hesabini sanki halkin hak arayisiymis gibi gosterip hakli cikmaya calisan insanlar goruyoruz…. Simdi amir ogretmen veya doktor olarak siz nasil olacakta insiyatif kullanip hizmet edeceksiniz… Korkarim insanlar artik artik saldim cayira mevlam kayira diye dusunuyor….

  22. Haksızın karşısında susan dilsiz şeytandır. Hadisi şerif gereği bir mü min olarak doğrusunu yapıyorsunuz. Ancak yapılanı da anlamaya çalışıyorum. Sempatizanları uzun sure hapiste tutup sonra bırakmakla destekleri elimine mi edilecek yoksa daha da radikallessecekler mi ? 8 kişilik koğuşta 28 kişi var bunun 4 u 5 i Feto cu diyen biraderden ve onun gibi olanlardan beklenen bu Fetoculere baskı yapıp çözülmelerini mi sağlamaya çalışıyorlar ? Eğer öyleyse bu doğru bir yöntem mi ? Bu okullarda geçmişte öğretmenlik yapan birisi kendisine bir veliden bylock u yükleme talebi geldiğini bununda çocukların durumu hakkinda daha iyi iletişim kurmak adına olduğunu ama kendisinin teknoloji özürlü olması sebebiyle yüklendiğini bundan dolayı da bugün mimlenmedigini söylemişti. Bir taraftan sapkın bir tarikatın mankurtlari bir taraftan onlarla hukuk içinde mücadele etmek durumunda kalan devlet. Allah hepimizin yardımcısı olsun.

  23. Keşke yargımız gerçekten bağımsız olsa. Suçluysa suçsuzu ayırma işini onlar yapsa. Hiç gördünüz mü iki taraf kavga ediyor. Taraflardan biri yargılamayı yapıyor, cezalar veriyor. Yetmiyor yeni suçlar icat ediyor. Tüm bunlar bana mantıklı gelmiyor. Bu günlerde mantığa çok ihtiyacımız var. Ha bir de yaptıklsrımla çok kişinin canını yaktıysam bile MAĞDUR EDEBİYATI YAPMAYIN diyor.

  24. İngilizce bir atasözü var: “Empty can rattles the most.” Yani “en çok boş teneke kutusu ses çıkarır” diye. Sizin gibi makul uyarılar yapanları linç etmek için hazır kıta bekleyen boş tenekeler gücün etrafında toplanmış durumda. Üstelik bu boş tenekelere de müsaade ediliyor hatta bazen teşvik ediliyor. Linç edilmek için hazır beklenilenler arasında eski AKP ileri gelenlerinin de olması son derece üzücü.

    Kişisel gözlemim; bu boş tenekeler X jenerasyonunun son demlerinde, Y jenerasyonunun ise başlarında dünyaya gelmiş insanlardan oluşuyor. Yani 70’lerin sonu, 80’lerin başında doğanlar diyebilirim. Yeni nesil siyasiler, aslında çok doğal olarak eski nesli arena dışında bırakıp kendilerine yer edinmek istiyorlar ancak başvurdukları yöntemler bel altı ve son derece alçakça. Bu boş tenekeler; arena dışında bırakmak istedikleri eski nesil siyasilerin ahlaki değerlerine sahip olmadıkları için ve herhangi bir kontrol mekanizması tarafından ayıplanmadıkları için istedikleri gibi at koşturabiliyorlar.

    Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır.

    Bu boş tenekeler Türkiye’de mutlak güce muktedir olanın duymak istediği şeyler söyleyip etrafında kendi omuzlarını aşındıracak kadar sıkı bir saf oluşturdular. Muktedirin etrafında yanlış yaptığında uyarabilecek kimsenin kalmaması son derece tehlikeli bir durumdur. Yapılan yanlışların fark edilebilmesi için bir musibetin olması gerekir. 15 Temmuz darbe girişimini bu musibetten sayabilir miyiz? İlk başlarda öyle gözüktü, Yenikapı ruhu tüm ülkeye umut aşıladı. Ancak yola çıkılan arkadaşlarla helalleşmenin olup olmadığını henüz tam olarak bilmiyoruz.

    Eğer başkanlık referandumundan olumlu sonuç çıkarsa, yapılacak ilk başkanlık ve milletvekili seçiminde şu an yolların ayrı gibi gözüktüğü eski yoldaşlara yeniden hak ettikleri mevkiler verilirse ben Türkiye için geleceğin bugünkünden çok daha olumlu olacağına inanıyorum. Bu durum gerçekleşmezse; 15 Temmuz darbe girişiminin yapılan hataların fark edilmesine yarayacak olan musibet olmadığını anlar, fırsatın kaçtığına üzülürüz.

    Tabii o zaman da asıl musibetin tüm ülkenin başına geriye dönüşü olmayacak zararlar vermesinden de korkmamız gerekir. Umarım böyle olmaz.

    • “Şu an yolların ayrı gibi gözüktüğü eski yoldaşlara yeniden hak ettikleri mevkiler verilirse ben Türkiye için geleceğin bugünkünden çok daha olumlu olacağına inanıyorum” demişsiniz. Bu mevkileri kim alıyor veriyor anlayamadım.

Ahmet Melik için bir cevap yazın İptal