YSK kararının gerekçesi.. Medyamızın durumu.. Ve biraz da gülelim istedim…

97

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) hacı yolu bekler gibi beklediğimiz gerekçeli kararını nihayet açıkladı. Yedi üyenin üzerinde birleştiği 200 sayfalık ‘gerekçe’ ile karara katılmayan dört üyenin 50 sayfalık karşı oy yazıları bundan böyle hukuk fakültelerinde sınav sorusu olmayı hak eden birer metin değeri kazandı.

Gerekçeli kararın sayfa sayısının kabarıklığı, onu kaleme alanların kafalarının net olmadığını, yaptıkları işin doğruluğunu kendilerine ispat etmeye çabaladıklarını gösterir.

İki sözcükten oluşan tek bir cümle bile olabilirdi ‘gerekçeli karar’: “Oylar çalındı” şeklinde iki sözcük.

Oylar çalınmadıysa seçim neden yenileniyor?

250 sayfa içerisinde her şey var, ama işte olması gereken o iki sözcük yok…

Oy çalınmadıysa, seçime itiraz ve seçimin yenilenmesini gerektiren gerekçe sandık kurullarının oluşumu ile bazı sandıklarda görevlilerin yaptıkları insani hatalardan ibaret ise, bunları belirtmek için neden bunca zaman beklendiğini anlamakta zorlanıyorum.

Bir de bunlardan hareketle nasıl olup da seçimin yenilenmesi kararı alınabildiğini…

Daha başka bir şey yazma ihtiyacı da bu konuda duymuyorum.

Geçmişte kendilerinden herkesten önce kendi vicdanlarını rahatlatacak hukuki kararlar beklenmiş başka kurumların aldığı ve hem o zaman hem de daha sonra kamu vicdanının kabullenemediği yanlış kararlar oldu, günümüzde de oluyor.

Unutulmayan yanlış kararlar.

Öyle kararların alınmasında rol oynamış üyelerin isimlerini sıradan insanlar unutsa bile, altında imzaları bulunan metinler arşivlerde durduğu için tarihin unutması mümkün değil.

Kararların sonradan sebep oldukları gelişmeler de unutulmamalarını sağlama alıyor.

Tayyip Erdoğan‘ı siyasi yasaklı kılan karar, 367 veya parti kapatma kararları yüzünden ülkemiz siyaseti ne kadar olumsuz etkilendi; bunu ölçebilecek bir tartı yok. Ancak, ülkenin kalkınmasına o kararların vurduğu darbeler zihinlerimizde canlı.

Anayasa Mahkemesi‘nin (AYM) 2007’de aldığı ‘367’ kararı yüzünden, cumhurbaşkanını halka seçtirecek sistem değişikliğine gidilmek zorunda kalındı, bununla da şimdilerde o kararın alınması için AYM’ye başvuranların ‘tek adam rejimi’ adını taktığı ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ yolu açılmış oldu.

Medyanın hali

Her hukuki metin gibi YSK’nın İstanbul seçimiyle ilgili kararının gerekçeleri ve onlara itiraz eden üyelerin karşı-oy yazıları da tartışılacak. Bu doğal.

Doğal olmayan, ülkemizdeki medya düzeninin bu tür konuların sağlıklı tartışılmasına hiç müsait olmaması.

Gözlerinizi kapatın ve bu son cümlemi neden yazmış olabileceğimi, bundan sonra yazacaklarımı okumadan önce biraz düşünün.

İki ay kadar önce bir seçim yaşadık. Seçime gidilen süreçte partiler kampanyalar yürüttüler ve onların gündeme taşıdığı konular medyada tartışıldı.

AK Parti’nin genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın ağzından sürekli işitilen, ‘Cumhur İttifakı’ içerisinde ortaklık kurdukları MHP’nin lideri Devlet Bahçeli‘nin de ondan daha şiddetle savunduğu ‘beka’ kavramı kampanyalara damgasını vurdu.

Medya da kahir ekseriyetiyle tartışmaya katıldı.

“Beka da beka, beka da beka” denilerek ve bu sorunun ne kadar hayati önemde olduğu ısrarla vurgulanarak geçirilen ayları unutmuş olamayız.

Gazetelerin köşeleri, televizyonların tartışma programları o sözcüğü zihnimize nakşetti.

Oy kullananların önemli bir çoğunluğu da, hiç kuşkum yok, o ‘sözcük’ten ve medyadaki esintilerinden etkilenerek oylarını şu veya bu partiye değil de “Ülkemizin bekası tehdit altında” iddiasını seslendiren partiler lehine kullandılar.

YSK ‘yanıltıcı kampanya’ diye bir suç ihdas edip seçimlerin o sebeple yenilenmesine karar verseydi daha mantıklı davranmış olurdu.

Sebebi açık: ‘Beka’ diye seçimden önce yeri göğü inletenler, seçimden sonra önceki tehdit değerlendirmelerini unutmuş görünüyorlar. 31 Mart seçimiyle birlikte ‘beka’ sözcüğü rafa kaldırıldı.

Konunun medyaya bakan yüzü şöyle: İktidar cephesi ‘beka’ sözcüğü eşliğinde kampanya yürütürken gazetelerde köşeleri tutanlar ve televizyon programlarına konuyu tartışmak üzere çağrılanlar da ülkemizin güvenliğinin ciddi bir tehditle karşı karşıya olduğunu ispatlamaya çalışıyorlardı.

“Beka sorunu var” diyordu iktidar cephesi, yorumcular ve yazarlar da koroya “Tehlike var” diye katılıyor ve tehdidin varlığını ispatlamak için gayret gösteriyorlardı.

Unutulacak gibi değil.

Şimdi? Şimdi ise, iktidar cephesi, seçim öncesi iddiasını unuttu, şartlar öyle gerektirdiği için, yenilenen seçime gidilirken aynı sözcüğü hiç kullanmayarak, dolaylı bir biçimde “Beka tehdidi yok” mesajı vermiş oluyor.

Televizyon yorumcuları ve köşe yazarları da iktidar cephesine ayak uydurmada birbirleriyle yarış halinde; artık onlarda da ‘beka’ sözcüğü rafa kaldırılmış durumda.

Sanki o kadar yazı boşuna yazılmış, çene çalmayla tüketilen o kadar saatin hiç önemi yokmuş gibi…

Biraz da gülelim

Padişah yesin diye önüne getirilen patlıcanı beğendiğini belli edince patlıcan için övgüler düzen, yemek sonrasında Padişah’ın yediğinden rahatsızlık duymaya başladığını fark edince bu defa patlıcan aleyhinde atıp tutan biri, kendisine kısa sürede sergilediği çelişkiyi hatırlatanlara ne demişti hatırlıyor musunuz?

Medyamızın durumu bana bu eski fıkrayı hatırlatıyor işte. [Fıkranın sonunu bilenler bilmeyenlere herhalde anlatır.]

Neyse. Hiç değilse YSK gerekçeli kararını açıklamış oldu. Karar metni, konu üzerine yazdıklarımızın teyidi gibi. Bir ay sonra yapılacak olan seçimin üzerinde yoğunlaşabiliriz artık.

ΩΩΩΩ

97 YORUMLAR

  1. 35 bin geçersiz oy CHP’ye yazıldı.

    Gerekçeli kararda, “Cumhuriyet Halk Partisi lehine geçerli sayılan ancak usulüne uygun bir sayımda geçersiz olması gereken oyların toplamının 35.000 civarında olduğu, bu oy sayısı seçimlerin sonucunu doğrudan etkilediği tespit edilmiştir” ifadelerine yer verildi.

  2. 19 Mayıs 2019 tarihinde bir yorum yazmıştım. Yazımın son paragrafı şöyle bitmekteydi …

    “ Türkiye tez zamanda Atatürk’ün dış politikasına dönmelidir. Yani dış politikaya akılcılık ve gerçekçilik hakim olmalıdır.”

    Aşağıda ise bir yorumcunun buna verdiği cevap ve benim de buna cevabım görülmektedir :

    H.Gayret
    Yurtta sulh, cihanda kuyruğunu kıstırıp otur mu diyorsun sn.fkt?

    F.K.T.
    Atatürk Kurtuluş Savaşı’na komuta etmedi mi ? Atatürk’ün politikası sana göre ‘kuyruğunu kıstırıp oturmak’ öyle mi ?
    Sen Kadir Mısıroğlu’nun kitaplarından fazla etkilenmişsin anlaşılan. Erdoğan’ın Mısıroğlu için övücü ifadelerle taziye mesajını da senin bu yazdıklarını da dikkatli gözler takip ediyor elbette. Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır, sizin gibilere rağmen.

    • Savunacak sözlük olmayan hemen Atatürkçülüğe sığınıyor. Bu yetmiyormuş gibi bir de bunları yazıyoruz bir kenara, günü gelince gösteririz türlü imalar…
      Bir zamanlar kurtarıyordu da bu pozisyon. Ancak Müslümanlar biliyor ki her ümmetin bir eceli vardır doğar büyür ve Ölür.

  3. Gün geçmiyor ki memleket düşmanları dört bir koldan türkiyenin tökezletilebilmesi için hem içerden hem dışardan şeytanın dahi aklına gelmeyecek her türlü fitne ve fesadı ülkemiz aleyhine olacak şekilde ortalığa saçmış olmasınlar. Bi yandan devlet büyüklerimize küfredip hakaretler ederken diğer yandan da kudurmuşçasına manevi değerlemize saldırıp milli irademizin üzerinde vahşiler gibi tepinip eşiniyorlar. Öyle ki türkiye dışındaki her türlü otoriteye her şeylerini vermeye dünden razı olan bu mankurtlar yine milletin ak dediğine kara demekle ve yüce türk milleti adına karar veren yargımıza ve ysk ya sövmekle meşguller. Bu çakma hukuk dahileri ağızlarından salya ve köpükler saçaraktan sürekli diğer yorumcularımıza iftiralar atarak yorum köşemizin de içine ettiler maalesef… Her biri birinden cahil bu haşhaşiler adetleri olduğu üzere her türlü yalana dolana başvurabildikleri gibi bir o kadar da kaba saba ve görgüsüz bir çapulcu sürüsünü andırıyordu. Elbette civanmert türk milleti bu soytarılara gereken dersi hem sandıkta verecek hem de yargı önünde bu kahpece saldırılarının hesabını mutlaka soracaktır..! Türk milleti sen çok yaşa..!

  4. YSK’nın 12 sayfalık gerekçeli kararından anladığım şunlardır :

    Gerekçeli kararın hiçbir yerinde ‘oy çalınması’ veya bununla aynı anlama gelebilecek bir ifade yok.

    Seçimin haklı bir şekilde iptaline neden olabilecek tek delil “ Oy kullanma hakkı olmamasına karşın oy kullandığı tespit edilen kişilerdir ”. Fakat bunların AKP’nin iddia ettiği sayıda olmayıp sadece 706 kişi olduğu belirlendiğinden, seçim sonucu üzerinde müessir olmadığına karar verilmiş.

    Diğer tüm gerekçeleri ise önce yazıyorlar, sonra “ Tek başına seçim sonucuna müessir olmamakla birlikte, sandık kurulu başkanlarının kanuna aykırı biçimde belirlenmesi ile birlikte değerlendirilmiştir.” demektedirler.

    Yani iptal işi dönüp dolaşıp “sandık kurulu başkanlarının kanuna aykırı biçimde belirlenmesine (bazılarının devlet memuru olmayışına)” dayandırılıyor. Oysa sandık kurulu başkan adayları listesini ilçe seçim kurullarına gönderen ‘mülki amir’. Mülki amir ise İçişleri Bakanlığı’na bağlı. Bu işleri denetleyen de Adalet Bakanlığı.

    YSK’nın 4 üyesi de muhalefet şerhlerinde ayrıntılı bir biçimde bunlara cevap vererek, bazı devlet memuru olmayan sandık başkanları nedeniyle seçimin iptal edilemeyeceğini belirtiyorlar.

  5. 7 BENZEMEZİN ÇAKAL SÜRÜSÜ GİBİ TOPLANIP ASLANA SALDIRMASI GİBİ BİRŞEY MUHALEFETİN YAPTIĞI. BEKAA SORUNU OLMAMASI İÇİN NE LAZIMDI ACABA.

  6. Yıllarca soru çaldılar….askeri sınavlarda, polislik sınavlarında, kpss sınavlarında, öğrencilerine verdiklerinde rüyalarımızda gördük dediler…hizmet için herşeyi mübah gördüler… bacıların başlarını açtırdılar hizmet için dediler… bank asya yatırmak için faizle başka bankalarda para çektiler… uhud da okçu tepesini terketmeyin dediler…mit kumpasını kurdular..gezi de çadırları açtırdılar ortalık karışsın diye…ergenekonda binlerce kişiyi tasviye edip kendi elemanlarını soktular…hukuğun içine edip refarandumda kendi savcı ve hakimlerini yerleştirdiler herşey hizmet için… üniversite sınavında başarısız olan öğrencilerini katiplik mübaşirlik sınavlarında soru çalarak yerleştirdiler herşey dava için herşeyi mübah gördüler…enson darbeye kalkıştılar… biz yapmadık biz bombalamadık hepsi havuz medyasının oyunları dediler, tiyatro dediler…bahar gelecek kirazlar açacak , şimdide herşey iyi olacak deyip elemanlarına umut zehiri aşılayıp dururlar…Onlar kendileri için hizmetleri için seçimde iyi çalmışlar aman dikkat yine iyi çalacağız diyorlar…Hizmetleri için elleri titremeden zamanında Hdp ye oy verenlerden başka birşey beklenmez

  7. ayni yazar bi onceki secimlerde -hani su damgasiz oy pusulalari olan- evet o secimlerde de gene ysk nin kararini elestirmisti, damgasiz o oylar gecersiz sayilmali imis diyordu ,neden? cunku kanun kural oyle imis , evet kanun kural ..peki su an olanda kanunsuzluk kuralsizlik yok mu, e var iste !! ysk tamda yazari memnun edecek cinsten karar vermis, ama ayni yazar bu sefer gene begenmiyor!! muteber bir elestirisini goremiyorum gene gecersiz ve sig bi cikarim!

  8. Ne oldu canım? AK Parti Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz’un “İstanbul’da bir şeyler oldu” sözleriyle dalga geçiyordunuz ya hani…

    Onu soruyorum!

    Bak ne olduğunu Yüksek Seçim Kurulu açıkladı. Bayağı bayağı bir şeyler olmuş di mi?

    YSK üyeleri olan o şeyleri ancak 17 günde yazabildi. Neler yazmışlar gördünüz mü?

    Sandık başlarında bulunmaları kanunen yasak olan 19 bin kişinin sandık başkanı olarak belirlendiğini, bunların belli bir bölümünün sizin belediyelerinizde çalışan kişiler olduğunu tespit etmişler.

    Sonra…

    İstanbul genelinde, sayım döküm cetveli olmayan ve normal şartlarda yok sayılması gereken 108 sandık varmış. Bu sandıklarda oy kullanan 30 bin 281 kişinin oylarının iç edildiğini belgelemişler.

    “Cumhuriyet Halk Partisi lehine geçerli sayılan ancak usulüne uygun bir sayımda, geçersiz olması gereken oyların toplamının 35 bin civarında olduğu belirlenmiş ve bu oyların seçimlerin, sonucunu doğrudan etkilediği tespit edilmiştir” demişler.

    Sonrası da var.

    İl ve ilçe seçim kurullarından gelen belgeler ışığında, İstanbul genelinde şüpheli oy sayısının 300 binden fazla olduğunu, bu sayının AK Parti ile CHP’nin adayları arasındaki oy farkının 20 katı olduğunu hesaplamışlar.

    Demek ki neymiş?

    İstanbul’da bir şeyler değil, çok şeyler olmuş değil mi?

    Demek ki neymiş?

    İstanbul seçimlerinin yenilenmesi yönünde karar veren 7 kurul üyesi siyasi baskılardan değil, eldeki sağlam delillerden dolayı iptal kararı vermiş değil mi?

    Demek ki neymiş?

    “Çok basit, çünkü çaldılar” diyen Binali Yıldırım yerden göğe kadar haklıymış.

    Ha siz bu suçlamayı kabul etmeyebilirsiniz. Ama yapılan usulsüzlükler ve yolsuzluklar sadece sizin işinize yaradığı için, “Biz bir şey yapmadık” diyerek yakayı öyle kolay kolay kurtaramazsınız.

    Hiç öyle yüzeysel tartışmalara girip, “YSK’nın gerekçeli kararında hırsızlık yapıldığına dair bir cümle geçmiyor” kendinizi komik durumu düşürmeyin.

    Sizin, ret oyu verdiler diye “Demokrasi kahramanı” ilan ettiğiniz 4 kurul üyesi dahi “Seçimlerde hırsızlık, yolsuzluk veya usulsüzlük yaşanmamıştır” diyememiş.

    Sen anlamak istemiyorsan başka…

    Evet…

    YSK açık açık, “Çok basit çünkü çaldılar” dememiş. Koskoca YSK’nın, “İstanbul’da da bayağı şeyler olmuş” diyecek hali de yoktu zira…

    “Çaldılar” dememişler ama bu anlama gelecek onlarca imada bulunmuşlar, daha ne olsun. Bir vatandaşın dediği gibi…

    Türk Silahlı Kuvvetleri de öldürdüğü teröristler için “etkisiz hale getirildi” diyor ama herkes öldürüldüklerini şıp diye anlıyor.

    Siz anladınız mevzuyu!
    NE DERSİNİZ?

    • Recep Bey, kim çaldı? Nasıl çaldı? Hırsız çalarken akp müşahitlerinin eli armut mu topluyordu? Hırsızlar hakkında neden yasal işlem yapılmıyor? Ysk kararına şerh koyan yargıç bakın ve diyor “Sandık kurullarının başkanlarının kamu görevlisi olmaması seçmene yüklenecek bir kusur değildir.” Muhalif şerh koyan yargıçların gerekcelerinide okumanızı tavsiye ederim. Belki ufkunuzu açar. Daha hakkaniyetli karar vermemize yardımcı olur haksız ı savunmak zor zanaattir.

    • Recep Bey 7 yargıç in da gerekçeli kararlarını okudum. Ama size sorduğum soruların cevaplarını sizden alamadığım gibi o kararda da bulamadım. Yeni hiç ikna edici değil ,hatta okurken yeni sorular aklıma geldi işin içinden çıkamadım.

    • Buradaki yorumcular arasında kendini CHP’li olarak tanımlayan birisine rastlamadım. Belki gözümden kaçan birkaç kişi olabilir. Mesele bu değil. Erdoğan’ın son 10 yıldaki doğru yanlış cetveli şöyle : Doğrular %20, yanlışlar %80. Mesele vatansa ‘Reis’ teferruattır. Bilmem anlatabildim mi ?

  9. YSK’nın seçimin yenilenmesi kararı ile dün nihayet açıkladığı gerekçeli kararın hukukla ve adalet duygusuyla bağdaşıp bağdaşmadığı gerçekten de önemli mi? Ben öyle olmadığını düşünüyorum. Hatta, bir derece kadar, yenilenecek İstanbul seçimi için de aynı şeyi düşünüyorum.

    Türkiye’de olup bitenlerle, kısmen dünyada yaşananlarla da, çok yakından ilgileniyorum. “Hayatı nasıl yaşamak gerekir?” sorusu da zihnimi erken gençlik yıllarımdan bu zamana kadar meşgul etmiş bir soru. Bu ikisi bir araya geldiğinde, aşırı denecek derecede siyasallaşmış, yer yer hayatı tek boyutlu yaşar görünen bir insan olduğumu itiraf etmem gerekir. Kuşkusuz, bu anlamda (“aşırı siyasallaşmış” olma hali) düşüncelerimin tam karşısında yer alan muadillerim de var.

    AK Parti’nin ilkin İstanbul seçimini, ardından iktidarı kaybedeceğini düşünüyorum. Doğru ya da yanlış, hayli neden sıralanabilir bu öngörünün gerekçesi olarak.

    Bunlardan bir tanesi, benim gibi insanların Erdoğan’ı ve AK Parti bürokrasisini yanıltıyor olmaları. Yanılgı şurada görünüyor: Ben ve benim gibiler, hem toplumda çok küçük bir azınlığı oluşturuyoruz, hem de ülkenin toplumsal-siyasal yaşam süreçlerinde hemen hiçbir etkiye sahip değiliz.

    Toplumun gidişatını, seçim sonuçlarını, bizler gibi aklını siyasi gelişmelerle bozmamış yığınlar belirliyor nihai olarak. Çok açık bir İmamoğlu veya Erdoğan seçmeni de olsalar, gündelik dünyalarında fazlaca bir yer işgal etmiyor siyaset dünyasında yaşananlar. Güvenilir bir toplumsal araştırma, kadınlarımız arasında siyasete ilgi duyduğunu söyleyenlerin sayısının sadece yüzde 24 olduğunu ortaya koyuyor örneğin. Benim dönemimin gençliğinin siyasallaşma düzeyinden çok, ama çok uzak bugünün gençliği. Sokak röportajlarına da yansıyor bu. Heyecanla mikrofona eğilip birbirinin sözünü keserek konuşanların pek çoğu orta-üzeri, yaşlı kuşak. Gençler dönüp bakmıyor bile, yürüyüp gidiyor.

    Pek çok seçmen için, bir seçimde gidip bir partiye oy verme eylemi, kültürün de rol oynadığı bir duygu hali. AK Parti’nin yanılgısının da burada yattığını düşünüyorum: O duygu hali, insanların gündelik yaşamlarında durmaksızın karşılaştıkları hakikatleri bastıracak kadar güçlü değil herzaman.

    İşsiz ya da çok ciddi geçim sıkıntısı çeken insanların Erdoğan için kefenlere sarılmaya bugün de çok hazır oldukları bir gerçek, ama çoğunluğu oluşturmuyorlar. (Bir gencin videosunu hatırlıyorum cumhurbaşkanlığı seçimleri günlerinde. Meral Akşener’in bir mitinginde, alanın ortada bir yerlrinde duran bir elektrik direğine tırmanmış, Akşener’in sözünü kesmeyi başaracak kadar güçlü ve heyecanlı bir sesle verip veriştirmişti İyi Parti liderine. Aynı gencin bir başka videosuna rastladım üç beş ay sonra: Bu kez, inşaat işçisi olarak çalıştığı yüksek inşaat binasının en tepesine çıkmış, üstelik ağlayarak, Erzurumlu olduğunu, memleketinde iki küçük kızının olduğunu, onlara para gönderemediğini, çalıştığı şirketin şimdi hatırlamadığım aylar boyunca ödeme yapmadığını söylüyor, bu kez Cumhur ittifakına verip veriştiriyordu.)

    Hangi partiye oy verdiğinden bağımsız olarak, halkın çok büyük bir kesimi için, asıl olan ve ilk planda gelen şey, somut yaşamları. O yaşamı belirleyen de, hane halkının gelir ve gideri. O gelir ve gider belirliyor memnuniyet ve memnuniyetsizlik düzeylerini. Çocuklarının aldığı eğitimin kalitesi, çocuklarının geleceğe iyi hazırlanma olanaklarına sahip olup olmadıkları da hayli belirleyici o memnuniyet ya da memnuniyetsizlik düzeyinin belirlenmesinde.

    Bir başka şey de şu: İstanbul gibi büyük metropollerde hayat, küçük bir Anadolu ya da Karadeniz şehrinde olandan hayli farklı akıyor. Varoşlarda da yaşasa insanlar, ama iş dolayısıyla, ama başka nedenlele, kentlerin merkezlerinde de zaman geçiriyorlar gün içinde. Birbirinden çok farklı görüntüler, fikirler, yaşam tarzları, tercihler. Örneğin, İ. Eliaçık çevresindeki Anti-Kapitalist Müslümanlar gurubundan gençlerle yolu kesişiyor gurubun İstiklal Caddesi’ndeki Yeryüzü Sofraları’nda rastlantısal olarak. (Ciddiye alıyor almıyor, o başks bir şey, ama böyle bir deneyim o küçük Anadou şehrine pek rastlanır bir durum değil.) Gülen Cemaati sempatizanı bir gencin, sıkı bir Atatürkçü gençle olan arkadaş muhabbetinde, entelektüel olarak, Atatürkçü olana çok baskın olduğu dikkatini çekiyor, öylesine donanımlı, hayli şey biliyor görünen o dindar gençten ilham alıp ona özeniyor belki. Sokağa bakan cadde üzeri büfede döner keserken, ister istemez, gözü, kimisi modern kılıklı, kimisi müteyeddin görünümlü genç arkadaş gurubunun yolda şakalaşıp dostane laflayarak yürüyüp gidişine ilişiyor. Bunun gibi yüzlerce, hatta binlerce görüntüyle dolu gündelik hayat İstanbul gibi kentlerde.

    CHP’nin kampanya sorumlusu olan profesyonelle yapılmış bir röportaji izledim. Bağcılar gibi müteyeddinlerin yoğun yaşadığı bir ilçede bile 10-11 tane birbirinden farklı bale kursu olduğunu söyledi. (“Bu iyi bir şey” demeğe getirmiyorum, derdim böyle bir yargıda bulunmak değil. Başka bir şeyi anlatmaya çalışıyorum.)

    İstanbul’da yaşadığım dnemde(iki yılı biraz aşkın bir süre önce), Şişli’de bir kafede bir arkadaşımı beklediğim sıra, hemen arkama düşen masadaki üç gencin sohbetine kulak misafiri olmuştum ister istemez. Bunlardan birisinin önceki gün Fatih Belediyesi’nin son anda gelen bir talimatla Dücane Cündioğlu’nun söyleşi etkinliğini iptal ettiğini söylemesiyle çok meraklanıp arkama dönmüş, hayli şaşırmıştım: İkisinin kulakları küpeli, hayli modern tipli üç gençti oturanlar. Çocuk gibi heyecanlanıp sohbetlerine meze olmuş, “Gal abi sen de böyle. . .” davetine hemen icab etmiştim. Gençlerin biri, daha önce hiç adını işitmediğim bir sosyalist guruptandı. Diğer ikisi, müzikle yatıp müzikle kalkan gençler gibiydiler. AMA, Dücane Cündioğlu’nu biliyor, tanıyorlardı. Çok şaşırmış hayli de sevinmiştim.

    Erdoğan, sarayına kapanalı beri, uzun zamandırİstanbul’da hayatın nasıl aktığından hayli habersiz bir görüntü çiziyor. Etrafındaki akıl verici danışmanları da öyle. AK Parti seçmenlerinin hayli büyük çoğunluğu, “Ölümüne Erdoğan!”cı değil. Böyle olmadığının işaretini, hem İstanbul’da hem diğer pek çok metropolde verdiler zaten.

    İstanbul’da yine yenilgiye uğrayacaklarsa (ki bana öyle görünüyor), bir nedeni de bu olacak. Büyük kentlerde hayatın nasıl aktığından, sosyolojinin ne denli dinamik, ne denli çeşitlenmiş olduğundan pek habersiz görünüyorlar.

    Sadece 23 Haziran değil, sonrasında da işleri çok çok zor. . .

  10. Kraldan fazla kralcı görüntüsü veren bazı yorumcuların cevvaliyeti bende bilindik bir fıkraya bir cümle ilavesi yapma ilhamına vesile oldu.

    3 tel saçı olan adam berbere gitmiş.Berber elinde tarak “saçınızı sağa mı yatırayım efendim,sola mı yatırayım” derken tellerden birini heba etmiş.Saç sahibi kızmış ama birşey diyememiş.
    Berber elinde tarak tellerle uğraşırken birini daha heba etmiş.Adam yine kızmış ama birşey dememiş.
    Berber “kalan saçınızı ne tarafa yatırayım efendim”deyince adam bu kez dayanamamış “bırak dağınık kalsın kardeşim”diyerek kızgınlığını ifade etmiş.
    Fırsatı bulan berbere yaranmak isteyen çıraksa köpürerek adamın üstüne yürümüş:”Altı üstü bir iki tel saçın gitti diye ne horozlanıyon lan sen!” Ha medya!Ha sosyal medya!…

    Başka bir konu da şu.
    Alper Görmüş’ün bugünkü YSK kararını eleştiren yazısında YSK gerekçesinden şu alıntı vardı (tabiidir ki gerekçe Seçim Sandık Kurulları için yazılmış,ama kendilerinin de Özel Kanuna tabi bir kurul olduklarını hatırlayalım):

    ““Hukuk sistemimizde kurulların nasıl oluşturulacağı kendi özel kanunlarında düzenlenmiştir. Bu oluşuma aykırı olarak kurulda bulunmaması gereken bir kişinin kurulda yer alması halinde, itiraz veya dava üzerine kurul kararlarının şekil yönünden geçersiz olacağı, esasa girilmeden iptal edileceği tartışılmaz bir uygulamadır.” (s. 202).

    Dikkatten kaçan nüans şu:Bu gerekçeyi yazan kurulda “asillerin geçerli mazeretinin olmadığı yerde yedekler karara katılamazlar ” ve “YSK Kanununu 11. maddesine göre karar için toplanma yeter sayısı 7 dir,yedek üyeler bu sebeple de oylamaya katılamazlar “diyen hukukçu eleştirilerini nazara aldığımızda,yukarıdaki gerekçe ne anlama geliyor…

  11. Hey gidi. Seçim gecesi Binali Bey’in elinde zafer sonrası konuşma metni.Başkanlığın cümle aleme ilanı.Çok geçmeden coşkulu bir kalabalığa seçimi kazandık konuşması… O sıralar aradaki fark 3-5 bin oy Binali Bey lehine. Sıkıntı var mı? Elbette yok, neticede kazanan Cumhur İttifakı görünüyor. İlerleyen saatlerde durumun İmamoğlu lehine dönmeye başlamasıyla işin rengi değişiveriyor. Önce AA yayınında veri kesiliyor sonrası malum.Çok değil birkaç saat evveline kadar meşru olan,sevinç naraları atılan, sonucuna konuşma metinleri hazırlanan seçim, dengeler bozulunca gayrimeşru oluveriyor. Bakınız YSK bile izahta zorlanıyor,kıvranıyor. Şart mıydı bunca külfet,eziyet? Ramazan ayını yaşıyoruz,Ramazan iklimini hissedemiyoruz.Varsa seçim yoksa seçim.Evde seçim,çarşıda pazarda,kahvede seçim,tv’de seçim… Allah büyük elbet, bugünler de geçer.

    • Hattat bey veya bayan
      Aynen sizin söylediğiniz gibi oldu. Ancak devamında İstanbulun ücra köşelerinde ki sayımlar sona yaklaşırken Şişli, Beşiktaş gibi merkezi yerlerde ki sayımlar nedense en son gelmekteydi. Ve bu arada AKP lehine olan rakamlar erimeye başladı. Ben bundan şüphelendim. Acaba bu arada Gerekçeli kararda bahsi geçen 108 sandıkta çalışmalar mı yapılıyordu. Yine şüphe. Sahi 754 sandık başkanı niçin kanuna aykırı sandık başına atandı. Yine şüphe. Vs. Vs. Vs. Size bu durum tabii olarak garip gelmemektedir. Bana çok garip gelmektedir. Sayın Koru da bu konuda size yakın düşünmektedir.

      AA da şüphelenmiş olabilir. Ne oluyor demiş olabilirler. Yayını durdumuş yada teknik bir sorun olabilir. Ayrıca kimse başkalarının aklıyla dalga geçmemeli. Yayın akışının durması rakiplerin lehine veya aleyhine olamaz. Bu en fazla beceriksizliktir bu. Selamlar

      • Bir haber ajansı seçim sonuçlarının gidişatına bakıp ‘ne oluyor’ yoksa E.İmamoğlu mu kazanıyor, bunda bir yanlışlık var deyip veri akışını kesiyor … Gülünç oluyorsunuz.

  12. DAĞ FARE DOĞURDU!YİNE ADINI KOYAMADIĞIMIZ BİR FARE MİZ VAR!NE MUTLU BU ÜLKEYE.2001 YILINDAN ÖNCE BUGÜN KÜ GİBİ KOMİK NEDENLERDEN, HUKUKSUZLUKLARDAN, GARİBANIN,MÜSLÜMANIN EZİLMESİNDEN HOR GÖRÜLMESİNDEN BUNUN GİBİ NEDENLERDEN BU MİLLET GÖRÜLMEMİŞ BİR ŞEKİL DE AKP YE DESTEK VERDİ VE DAHA İLK SEÇİMİNDE ONU TEK BAŞINA İKTİDAR YAPTI.Neden çünkü millet GÜÇLÜNÜN DEDİĞİNİN OLDUĞU BİR HUKUK DEVLETİ İSTEMİYORDU.Garibanın hakkını savunacak birileri gerekiyordu.Bunu da İstanbul da İLK SEÇİMİN DE kaybedince ilçe seçim kurulunu basan R.T.ERDOĞAN DA GÖRDÜ.Önce insan kendi hakkını savunmayı bilecek ki sonra milletin hakkını savunsun.İLK BEŞ YIL HAKKINI YEMEYELİM çalıştılar millet için.Ama sonraki 12 yılda aynı öncekiler gibi KENDİLERİ VE YANDAŞLARI İÇİN ÇALIŞTILAR çalışıyorlar.yani artık kendileri ZENGİN OLDU.Zenginliklerini de kaybetmek istemiyorlar.Bunun için de ne HUKUK TANIYORLAR NE DE KUL HAKKINI DÜŞÜNÜYORLAR.SAHİ HANİ OYLARI ‘ÇALMIŞLARDI’birileri ne oldu.Koskoca Cumhurbaşkanımızı yalancı çıkarıyorlar kocakoca adamlar!Seçimin iptal nedeni olan sandık kurulundaki usulsüzlükler de yok gibi…EEE NASIL OLDU İPTAL O ZAMAN.İLÇE SEÇİM KURULUN DAKİ ATAMA YANLIŞLIĞIN DAN MI YANİ!BUNU SEÇİMİ KAYBETME RİSKİNE KARŞI İKDİAR YAPMIŞ OLMASIN!ADALET ADALET ADALET HERKESE ADALET.BUGÜN BU YAPILANIN CHP TARAFIN DAN AKP YE YAPILDIĞINI DÜŞÜNÜN NE OLUR DU?GÜLMEYİN AĞLANACAK HALİMİZE LÜTFEN.Akp de 2001 öncesinde ki sistem partileri gibi olmuştur ve HATTA 3 GÖMLEK FAZLALARI VARDIR.MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEĞİNİ çıkaran arkadaşların hangi gömleği giydikleri de belli oluyor artık!Akp fetö ile dinimize çok büyük zarar verdiler,TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNE çok büyük zarar verdiler.Akp fetö ve sonrasında perinçek gurubu ile yargı sistemine çok büyük zarar verdiler ve hala veriyorlar.ADALETİN YOK olduğu yerde hiçbir şey olmaz.Ülke miz de ADALET nerede var lütfen söyleyin.NE FUTBOL DAMI.Yapmayın YAPMAYIN LÜTFEN YAPMAYIN ;AFEDERSİNİZ AMA ÜLKEMİZİN İÇİNE ETTİNİZ YETER ARTIK DAHA DA BETER ETMEDEN BIRAKIN BU İŞLERİ.Daja ne yapmak istiyorsunuz.SİZİN AŞKINIZ BU MUYDU.İNSAN SEVDİĞİNİ BÖYLE Mİ YAPARDI BÖYLEMİ YIKARDI!ÇOK UZATTIM BİLİYORUM SON OLARAK ŞUNU SÖYLEYEYİM;Ülke de ki bütün siyasetçileri,futbolla ilgili herkesi,bütün gazetecileri,tüm yargı mensublarını,tüm mafya mensuplarını,tüm imamları ve hatta diyanet işlerindeki tüm personeli ve de HAKSIZLIK KARŞISIN DA SESİNİ ÇIKARTMAYAN TÜM CEMAATÇİLERİ,SEBZE VE MEYVANIN VE DE GIDANIN BU KADAR PAHALI OLMASIN DA EMEĞİ OLAN HERKESİ hiç kusura bakmayın ANAM DA OLSA BABAM DA olsa bu ÜLKEDEN ATARIM,GÖNDERİRİM.Bi daha ki seçim de başkanlığa aday olacağım sırf bunları yapmak için.ama seçildikten sonra ne olur bilemem…

    • Yücel bey çok güzel ve duygusal yazmışsınız. Merak etmeyin yakında gidiciler. Bu kadar sinirli olmalarının sebebi “biz iktidardan düşersek ne yaparız” paniği.

  13. Hukuk dili biraz nev’i şahsına münhasırdır. Misal, yalancıya hakikate aykırı beyanda bulunuyor dersin. Bu o kişinin yalancı olmadığı anlamına gelmez. Tonla delile rağmen hâlâ tek savunmanız buysa, biraz idrak sorunu yaşadığınız anlaşılıyor.

    • Sayın Ğorğor,
      Şahsen bendeki idrak sorunu “yolsuzluk hırsızlık değildir” fetvasıyla başgösterdi ve “Saadet aday bile göstermedi” demeciyle zirve yaptı. Ama merak buyurmayınız, “YSK’nın kendi usulsüzlüğü Millet ittifakının hırsızlığıdır” derseniz sizi gayet iyi anlarız.

  14. Türkiye batmiş! Bunu kamuoyuna anlatmaya çalişanları! Halkin azınsanmiyacak bir kısmı onları Erdoğana düşmanı olarak kabul ediyorlar! Bunlara ayni gazetede yazan iki yazarin yazdiklari yazilardan bir iki örnek vererek bir soru sorup kendilerinden soruya mantıkli bir cevap lütuf edip vermelerini bekliyorum.

    Habertürk: yazarlarindan Fatih altayli Numan Kurtulmuşun partisini kapatarak AKP ye katilacaği zaman o konu hakkında bir yazi yazmişti, ve endişesini özetle şöyle dile getiriyordu,”Kurtulmuşun AKP ye katilma karari ile “TEK” adam rejimini onaylamış oldu, çünkü Kurturmuş Erdoğanin karşisinda güçlü bir rakiptı, ve Erdoğan kendisine rakip olacak herkesi AKP de topladı.”
    Altaylinin 17/25 Araliktan bir kaç ay sonra kaleme aldiği diger bir yazisindada şöyle yaziyordu! “Banka Asyaya operasoyon yapilacagi ve yurdişindakı Türk okullarininda kapatirilmasi icin calişma baslatildiğ bilgileri aliyorum…Devlet eli ile banka batirilmaz eğer batırılırsa o ülkekenin ekonomisi devlet tarafindan çökertılmiş olur. Yurt dişindaki Türk oklullari her zaman Türkiyenin yararinadir onlara dokunulmamasi gerek, okularla uğraşirsaniz dişardaki kiredinizi bitirirsiniz.”
    Ayni gazetden Serdar Turgut her zaman Erdoğana metiyeler duzenler. Geçen sene bir yazisinda şöyle yaziyordu,” dün, Erdoğanin korkusundan! ABD senetorleri ve devlet yetkilileri ne yapacaklarini şaşirmiş, tir tir titiyordular, kime telefon etti isem hepsi meşgul çaliyordu, birbirlerini ariyip soruyordular. Herkes paniklemiş ne yapacaklarini bilemiyordular.” ABD de telefinlar meşgul çaliyormuş. … yazdiklarinin doğruluğu did, did, did, kaniti.

    Şimdi, Erdoğanin! Dostlari olduklarini idia edenlere soruyorum…size göre bu yazarlardan hangisi Erdoganin Dostu?

    Bence! Türkiyeyi bu duruma düşüren Erdoğan değil ona gazi veren Havuzcular, çünkü Erdoğanı ve AKP yi onlar bitirmek için uğraşiyor. Düşman herzaman kötü niyetini gizler ve avıni avlayabilmek için dost görünmesi gerektiğini iyi bilir.
    Akilli bir insan Fatih Altaylinin aci sözüne kulak verir.

    Gazetecini mesleği gereği,Dostuda Düşmanida olmaz…
    Mesleğine bunlarin herhangi birisini bulasmştirisa o gazeteci değil Şarlatanci olur. ..
    Gazeteci görmek veya tanimak isteyenler Ocak medya yazarlarindan Veysi Dündarin bugünkü yazisini ve Adelina Sifshta dünkü yazisini okusunlar.

  15. Gercek isimleri ile yazan arkadaşların bu davranisina sapka cikartiyorum. (Hayir, herkes kendi ismi ile yazsa sıradan bir davranış olacak, ama…)

  16. YSK kararı falan işin beğenmesek de herkesin uymaya mecbur olduğu tarafı .
    Asıl mevzu , iktidarın seçimlerde istediği neticeyi alamayınca ,
    ” Ey seçmen , politikalarımıza kızmış olabilirsiniz. Bunda da haklısınız . Kendimizi murakabe edip gerekeni yapacağız. Sen de oyunun rengini bir daha düşün . Tepkili olanların tepkili olduğu noktalarda çalışmalarımız devam ediyor. ” mealinde bir düşüncede olduğu görülüyor.
    Ancak burada yanlış olan şu , seçmenin kendi oyunu sorgulatacak seçim tekrarı kararı alma lüksü kimde var ? Mesela muhalefet böyle bir lükse sahip midir ? Değildir elbette . Ak parti kırıp döktükten sonra seçmenin her tepkisinde seçim yenilenecekse işimiz var . Belediyelerin el değiştirmesi demokrasi içinde olan şeyler . El değiştirilmesinin önüne geçilmesi için seçmenden 2. bir ricada bulunmak ( Daha önce 7 Haziran seçimleri sonrası olanlar gibi ) sadece bize özgü garip uygulamalar. Mındar ola ola nereye kadar gider bu demokrasi bilinmez . YSk nın seçim iptali ile ilgili yayınladığı seçimin iptaline neden olan durumlar her seçimde belki de olan şeyler . Ancak bir önceki seçimde Ak Parti 700.000 oy civarında fark atınca önemsenmeyen şeyler. Fark 13.bine düşünce gündeme geldi. Bu işin neticesi ne olursa olsun zararı Ak Partiye dokunacaktır.

  17. Allahtan istanbulun verilmiş sadakası varmış da seçimi tekrarlıyoruz; ya ankaranın hali ne olacak diyen hiç yok..? Ankara böyle gitmez; artık kayyuma mı geçer yoksa yeni bir seçim daha mı gerekir bilemem ama bu başkanla ankaranın hali harap görünüyor…

    • Size yürekten katılıyorum. Olağanüstü hukuksuzluk varsa zaman aşımı yokmuş. AKP Ankara için de başvuru yapabilir.
      İstanbula da Ankaraya da kayyum gibi belediye başkanları lazım. Kuyumculuk mesleğinin devam edebilmesi için. Yenilenecek seçimde AKP Ankara adayım : Reza Sarraf.

  18. YSK’nın gerekçeli iptal kararından bir paragraf :

    “İki aday arasındaki oy farkı 13.729 olup 2.732 oy kullanan kısıtlı seçmen, 1.229 adet ölü yerine oy kullanan seçmen, 10.290 hem cezaevi listesi hem de ikametgahı seçmen listesinde kayıtlı olup oy kullanan seçmen, 5.287 adet İstanbul seçmen listesinde kayıtlı hükümlü seçmen, 236 yerleşim yeri cezaevi olan seçmen, 21.358 zihinsel engelli seçmen, ek 5.315 kısıtlı seçmenin oy kullandığı ileri sürülmüş ise de bu nedenlere dayalı usulsüz oy kullanıldığı tespit edilen kişi sayısı 706 olup sonuca etkili görülmemiştir, iptal nedeni sayılmamıştır.”

  19. YSK gerekçeli kararını inceleyen uzmanlara göre ;

    Kararın 12 sayfası AKP’nin başvurusu, 86 sayfası ilçe secim kurullarına giden, 102 sayfası ilçe seçim kurullarından gelen yazılardan oluşuyor. 38 sayfa muhalefet şerhi yazılmış. Gerekçeli karar sadece 12 sayfa. (Rakamları topladım, 250 sayfa ediyor)

    Buna göre YSK’nın 7 üyesi 12 sayfalık gerekçeli kararlarını ancak 18 günde yazabilmişler. Yani kafaları/gerekçeleri net değilmiş. ( 2 x 3 = 5 olduğuna ikna etmek kolay bir iş değil elbette ! )

    Muhalefet şerhi yazan 4 üye ise 38 sayfalık kararlarını birkaç günde yazmışlar. Yani kafaları/gerekçeleri netmiş.

    • Fatih bey
      Dürbünün ters tarafından bakıyorsunuz. Çevirip bakmayı denerseniz daha geniş bir alanı görebilirsiniz. Zira o hakimler hem kıdemli hem de deneyimli. Yani bir gerekçeli kararı sokaktaki insandan daha iyi yazarlar. Konu hukuk olunca herkes konuşmaktadır. Hukuğun kendi kural ve tekniği olduğunu bilmek lazım. Bunu baştan bilmeli. Sizler fazla politize olduğunuzdan dürbünün nasıl tutulacağını da karıştırıyorsunuz. Gerekçeli kararı okuyupta hala bu konuda bu minvalde makale yazanı ve yorumcuları okuyunca gerçek apaçık ortaya dökülüyor. Selamlar

        • Nasıl bir dürbün ki bu bikaç yıla anca ters dönebiliyormuş; milli menfaatlerimiz güneydeki sevdiğimiz ülkenin otoritesine boyun eğmek midir..?

          • 80 milyon metre uzunluğundaki dürbün ancak birkaç yılda ters dönebiliyor. Suriye’nin otoritesine boyun eğmek lafı da tam sana göre. Siz Atatürk’ün dış politikasına da “yurtta sulh cihanda kuyruğunu kıstırıp oturmak” demiştiniz.
            Not : MIT başkanı Suriye’li yetkililer ile görüşmüş. Yani sana göre ‘güneydeki ülkenin otoritesine boyun eğmeye’ başlamışız.

  20. Söz basından açılmışken sayın gazetecıden Prag’da gazeteciliği ile bizim malum gazete gurubunun mukayese edilmesini de rıca ederim.

  21. yuzde 9 yeniden sayılması ile fark 15 bin inmesi ne engin hukuk bilginizle ne diyorsunuz.gerekcelerde 300 bin oyun akibeti bilinmiyor,iç edilmesine ne diyorsunuz? sandik gorevlerinin hukuki teşkil edilmemesi ve buradaki gorevlerinin İmamoğlu taraftari olmasına ve burdaki toplam oyun farktan(29 binden de)daha fazla olduğu için secime etki etti diyen hukukculara ne diyorsunuz..veya siz nasıl avikliyorsu uz bunu… çok var maddi gerekçeler . gerçi yayinlamiyorsunuz bakiyor zaten muhalifleri

    • Size katılıyorum. Bazı kripto fetöcü (imamoğlu taraftarı) sandık görevlileri büyü yapıp sandık oy dağılımını istedikleri gibi cetvele yazdırmışlar. Büyü yapıldığı için de AKP’li ve MHP’li üyeler farkedememiş.

        • 300-400 bin geçersiz oyun tamamı sayıldı. Bazı seçmenler mührü parti logolarına vurduğundan ilk sayımda fark edilmemiş. Bu kusurlu işi Binali beye oy verenler, Ekrem beye oy verenlerden daha fazla yaptığı için fark azalmıştır. Mesele budur.

          • Mim meseleyi bi dakkada çözmüş… koca koca ysk kaç gündür çözememiş…. seçimler de bazı seçmenlerin mührü yanlış yere bastığı için iptal edilmiş zaar

          • Mim meseleyi bi dakkada çözmüş…koca koca ysk kaç gündür çözememiş…. seçimler de bazı seçmenlerin mührü yanlış yere bastığı için iptal edilmiş zaar…..usulsüzlük demişler daha ne desinler hırsız varrrr diye bağırsınlar mı….

          • o Zaman böyle ise neden 400-500 bin(dogrusu 900 bin) de 15 bin çıktığına göre guya hırsızlık veya organize işler degilse neden bütünü sayilsin a panikle dilekce vererek durdunuz.neden biraksaydiniz

  22. Sayın yazar şu yazdıklarının hiç bir satırına kendin de inanmıyorsun, ancak Erdoğan düşmanlığın o kadar büyük ki, ahirette hesap vereceğini bile unutmuşsun, kendi inanmadığın fikirlerini de başkalarına aktardığın için günahın misliyle artacak. Senin namına üzülüyorum, müslüman olmakla İmanlı olmak arasındaki fark buradan doğuyor, Müslümanım diyenlerin bazıları ahirete inanmazlar ve bu dünyada yaptıkları kar kalacak zannederler, imanlı insanlar hesap vereceğinden korkarak doğru tarafta durmaya dikkat ederler.

    • Şu halde, memleketin en az yarısı, Müslüman olduğunu söyleyen ama aslında imansız olup hesap verme gibi bir korkuya sahip olmayan insanlar.

      Ne kadar hastalıklı bir arzu içindesiniz herşey üzerinde tekel kurmaya, farkında değil görünüyorsunuz.

      Bunları söyleyebildiğinze göre, cennetin anahtarı cebinizde olmalı. . .

        • Benim varsayıyım ve beklentim o ki, sayın N.Ç., gerçekten yazarın günlük yazılarını okumak için siteye geldikten sonra yorumlara da göz atan, samimi, kendi kişisel kanaatleri dolayısıyla Erdoğan ve AK Parti’ye desteğin sürmesi gerektiğini düşünen AK Parti seçmeni okurlar da var. Muhtemelen, diğerlerinin neden Erdoğan ve partisine karşı çıktıklarını da merak ediyorlar.

          Hayli yakın bir gelecekte, bu arkadaşlarımızla yollarımızın yeni kitle partisinde kesişmesi muhtemel.

          Ortak özellikleri yazar dahil herkese “sen” diye hitap eden, kendince insanlara ayar verebileceğini düşünüp son derece sorunlu bir dille hakikatlere takla attıran kimilerini, verilen karşılıklarla daha çok konuşturmalı, böylece yeni partinin yakında başlayacak siyasal yaşamında ne tür zaaflardan (ve ahlaksızlıklardan) uzak durması gerektiğinin anlaşılmasına yardımcı olmalıyız.

          AK Parti’nin yola çıktığı yıllardaki entelektüel ve ahlaki üsütünlüğünü, hakikatlere işaret ederek muhalif muhattapalarını söz bulmakta zorlanadıkları durumlara düşürdüklerini pek çoğumuz dün gibi hatırlıyor olmalıyız.

          O günlerden bu günlere nasıl gelindiği, AK Parti ve Erdoğan’ı savunma işinin kimlere ve hangi dile düştüğü üzerine biraz düşünür bir maddi çıkarı olmayan AK Parti seçmeni insanlar. Hakikatleri çarpıtmakla, kibirle bir yere varılamadığı konusunda keniliğinden bir düşünce birliği oluşur şimdiden.

          Bazılarının burada günlük yazıları okumak, yorum köşesinde muhalif görüşteki insanlarla samimi bir tartışmaya katılmak gibi dertleri yok.

          Dün bir tanesi yazara dönüp “kapak olsun” diye zırvalıyordu, bugün bir diğeri çıkmış, adeta araba parkı bekçisi gibi, paşa gönlüne göre, birilerini cennetle, diğerlerini cehennemle ödüllendiriyor.

          Erdoğan ve AK Parti, hayli muhtemel ki, İstanbul seçimini yine yitirecek. Bu yıl sonbaharında gidilecek erken seçimle de iktidardan düşecek, dağılma süreci başlayacak.

          Bugün hala AK Parti’ye oy veren samimi AK Parti seçmenlerinin bir kısmıyla yollarımızın yeni partide kesişeceği kanaatindeyim ben. Burada niyeti fazlasıyla sırıtanların, o partide, kibirle ve hakikatleri ters yüz ederek hiçbir yere varılamayacağı üzerine çok açık bir fikir birliği oluşmasına katkıda bulunuyorlar.

          Değilse, umutsuz vakıa olduklarının, bu tayfadan bir vakıa çıkmayacağının ben de farkındayım.

    • “Sayın yazar şu yazdıklarının hiç bir satırına kendin de inanmıyorsun,”

      Demeki! Cennet anahtarlarının İnsanin cebinde olmasi Maşallah anahtar taşiyicilarinin kalp gözlerini açmişşş..

      Neler kadir oluyorlar. Yazarin kendi inanmadiği yaziyi yazdiğini dahi bilebiyorlar…

      “ancak Erdoğan düşmanlığın o kadar büyük ki, ahirette hesap vereceğini bile unutmuşsun, kendi inanmadığın fikirlerini de başkalarına aktardığın içi”

      Ya kardeş bu kadar ermiş birisinin ! Mekanlari kariştirmakla doğru hem erdoğa hemde kendinize ayip olmuş.
      Neyse! Ben hatirlatayim….!!!!! Burasi havuz değil mekaniniza dönseniz iyi olur, eğer yolu saşirdi iseniz ABD den Erdoganin dostu Serdar Turgutu arayin o sizi göturur.
      Ermiş insanlarin hali baska olur.

    • Sizde ahiret gününde hesap vereceksiniz biliyormusunuz Mustafa Bey. Doğru tarafta olduğunuzdan ne kadarda eminsiniz binde bir ihtimal olsa bile ya AKP haksizsa hiç bunu düşündünüz mü? Takva sahibi bir müslüman olayı bütün yönleriyle düşünmeli bence. Yeter artık dini kirli siyasetinize alet etmeyin insanları dinden imandan soguttunuz asıl en büyük günah budur.

  23. gerekçeli kararı okuduğunu soylemezsin zannedrsen.ne yani okudun mu?okusaydin chp ye normalde iptal edilmesi gereken hukuki hatalar(hirsizlik olarak okuyun siz) gecersiz oylarin aradaki yuzde 9 sayimla 15 bin azalan(bunu da bizahmet hırsızlık diye okuyun) farkin birkac katı oldugunu yazdıklarını gorurdunuz.sahi yuzde 91 yeniden sayımı neden chp ve sizin gibi muhalifler istemedi(dilekceler orda duruyor engellemek için…) şundan olmazsın sakın.sayilabildigi kadar fark 15 bin çıkınca durduruldu da bu fark’in hukuki anlamını siz soyleyin,engin hukuk bilginizle.(gerekçeli karari yorumluyorsunuz ya) gerekçe okundugunda sonuçta butun maddi hukuki hatalar oyların sistematik çalındığını gosterir de halkın anlayacagi gibi çaldılar ifafesi olmazdı ,cunku bu ysk ceza mahkemesi degil..zaten suç duyrusu ile (kendilerine ne kadar guvendikleri ortada,gerekcelerini maddi unsurlarla suc duyrusuyla ortaya koydular.saglamasi olacak ta muhalif üyeler ise ne yaptı) halkın anladığı “çaldılar” yakında hukuki bir şekilde ortaya çıkacak

      • neden yalan söylüyorsun,sendemi yalanı yeminle soyleyenlerdensin.malum feto kendisi soru hirsizi vb hırsızı olduğu halde etrafa hırsız var diyenler var ya

        • Demek ki muhalefet şerhi koyan 4 YSK üyesi de fetöcü ! Yeter be, bu fetö işinin b.nu çıkardınız. Ben hiçbir önemli konuda yalan söylemediğim için hayatta çok şey kaybettim. Fakat pişman değilim, bu dünya gelip geçici bir yer, sınav dünyası. Yalanı yeminle söyleyenleri seçmen bazen göremeyebilir, Fakat Allah her şeyi bilen ve görendir.

          • fakat gerekcede imamoglu lehine oyların iptal oylar olmasına ragmen iptal edilmemiş fakat ayni memurlar ! kimin adamlariysa yıldırımın hem geçersiz leri hemde yasal olanlari iptal etmişler,buna ne dersin,mim

          • muhalefet şerhi koyan feto diyen sensin.ben ise feti,chp vb muhalifler diyorum.sen ise bunu carpitip birşey gizliyor gibisin

        • Neredeyse bir yıla varacak bendeki 15 Temmuz muammasının arkasında saklı olan şeyin ne olduğuna ilişkin merak. Okuyup araştırarak kimi ipuçları yakalama çabası. İktidarınızın çuvalladığı her konuda sizler gelip”15 Temmuz”, “FETÖ” sözcüklerini burnumuza dayadıkça, hem merakım hem hevesim kırılıyor, bir “muamma” ile karşı karşıya olduğumdan bile kuşku duymaya başlıyorum.

          “Sen anladın. . .” : )

          Diğer yorumcu arkadaşın dediği doğru. Gerçekten, bu işin de şeyini çıkardınız -oysa “Allah’ın bir lutfu” demiştiniz o iş için, hemen her şey gibi, o lufun da değerini bilemediniz, elinize yüzünüze bulaştırdınız. . .

          • Ahlaksızlığa bulanmış bir insan değilim. Aklımla ve vicdanımla alay edilmesini de hoş karşılamam, korkup sinip düşündüklerimi kendime saklama erdemsizliğine de katlanamam. Saklanmam için hiçbir nedenim yok.

            Gerçek adımla yazıyorum. Dindar değilim, demokratım, Gülen Cemaati ile bir ilintim olmadı o çevreden dost edinmek dışında. Pek çoklarının entelektüel kapasitesinin de, vatan sevgisinin de bir hayli yüksek olduğunu kendi deneyimlerimden biliyorum.

            Gülen Cemaati’nden insanlara zulmedildiğini düşünüyorum. O insanların hukukuna sahip çıkmak, benim de (aslında SENİN de) vicdani ve ahlaki sorumluluğum. Halkla hiçbir bağı kalmamış iktidarınızın devamı pahasına onbinlerce masum insanın hayatlarını tarumar ettiniz. Düşmanlıklar yaratmakla, o artık gıcırtılar çıkarmaya başlamış propaganda ve sindirme aygıtlarıyla yola devam edebileceğinizi düşünüyor, berbat biçimde yanlıyorsunuz.

            Bu utanç verici ahlaksızlığa karşı çıkmak da aklını iktidarla ve iktidardan nemalanma ile bozmamış insanlara düştü.

            Halk adına konuşma, kendi adına konuş. . .

    • Nedim bey. Siz gerekçeli kararı okudunuz mu ? Hiçbir yerinde sizin iddia ettiğiniz şeyler yazmıyor. Bunlar havuz medyasının güdümlü haberleri. Fakat Allah’tan korkmayana ne söylesen boş.

  24. Gülmedim, gülemedim..çünkü Koru’nun basınımız için örnek verdiği padişah-patlıcan fıkrasını duymamıştım sonucunu da bilmiyordum.

    Neyse fıkrayı buldum ve sonunu da öğrendim. Fıkraya gülmedim ama neye güldüm biliyor musunuz?
    Koru’nun basınımızın haline ve onun güzide! mensuplarına layık gördüğü durumu, yazısında açıkça belli etmeyip onu okurlarına söyletmek istemesine… Söylemeyeceğim işte.

    ”Oylar çalındı” ile ”beka meselesi” de rafa kalktığına göre iktidar cephesi seçmeni neyle ikna edecek sorusuna cevap aramaya gerek yok.

    2007’de 367 garabeti, cumhurbaşkanını halkın seçmesinin önün açtı ve yeni bir sisteme kavuşmuş olduk.

    31 Mart İstanbul seçiminin iptal edilmesi -iptalin gerekçesi 367’de olduğu gibi ne kadar absürt olsa da- ve iktidar cephesinin bütün argümanlarını çürütmüş olsa da; bunun bizi, çok uzun olmayan uzun vadede, 367 kararının bizi taşıdığı ”cumhurbaşkanını halkın seçmesi ve akabinde başkanlık sisteminin getirilmesine ” benzer gibi, sistemde yeni bir köklü değişikliğe’ ya da Cumhurbaşkanlık Hükumet sisteminin ısrarla (zoraki) devam ettirilmeye çalışılıyor olduğunu göreceğimiz bir sonuca götüreceği gibime geliyor.

    Şöyle ki; İstanbul seçimlerinin ülke seçimlerine bir mihenk taşı olduğunu biliyoruz ve İstanbul’u alan ülkeyi de alır; kaybeden de genel yönetimi elde etmeyi başka bahara bırakır ki, istisnalar hariç bu, tecrübeyle sabittir.

    İktidar cephesi İstanbul’u kaybetti ama yok sayılarak onu elde etmenin (zorlama) yolu aranıyor. Aranmıyor, hatta iptal edildi ama uzun süre iptal için gerekçe üretilmeye çalışıldı; ikna edici olunmasa da YSK gerekçeli kararını da açıklamış oldu.

    İptal kararına sunulan gerekçeler halkı ikna etmekten uzak.. İptal kararından bu tarafa sürecin, iktidar cephesinin aleyhine işliyor olmasında da toplum hemfikir. Bu, seçim sonuçlarına nasıl yansıyacak sorusu anlamsız kalıyor çünkü, ibre -CHP’yi değil- İmamoğlu’nu gösteriyor.

    Buna rağmen seçime gidiliyor ve iktidar cephesi İBB’yi almaya kararlı.

    Seçimi İmamoğlu kazansa da İBB’yi iktidar cephesi nasıl alabilir ki?

    1. Kayyımla devam edilir.
    2. Yerel Yönetimler Yasasında değişikliğe gidilir ve belediyeler doğruda Cumhurbaşkanına bağlanır.

    Her iki durumda da nevzuhur başkanlık sistemimizin devamına Erdoğan ile karar kılındığı anlamı çıkar.

    Aksi durumda -İmamoğlu’nun mazbatasını alması durumunda- süreç Parlamenter Sisteme dönüş şeklinde işleyecektir.

    Bu, sistem de ‘köklü bir değişiklik’ anlamına gelmez mi..Ne dersiniz?

      • Komik mi?.. bunu da nerden çıkardın Baran bey.
        Erdoğan hala cumhurbaşkanı ve dünyada en ses getiren liderlerden biri.
        Komik değil zor duruma düşürülüyor deseydin olurdu..çünkü klikler arası mücadele devam ediyor.

        Hem sen, ”..komik duruma düşürülüyor” demekle belirttiğim aksi durumu onaylamış mı oluyorsun?. Yani ‘Aksi durumda -İmamoğlu’nun mazbatasını alması durumunda- süreç Parlamenter Sisteme dönüş şeklinde işleyecektir’ yazdığımı…

        • Yok ben daha çok şu cümlenizin doğruluğuna inanıyorum, en azından dış işleri bakanlığı personeli ile devam eden operasyonel faaliyetlerin tamamlanmasına kadar:
          “……ya da Cumhurbaşkanlık Hükumet sisteminin ısrarla (zoraki) devam ettirilmeye çalışılıyor olduğunu göreceğimiz bir sonuca götüreceği gibime geliyor.”

  25. Bernar
    “……………….muhalif medyaya uzak, karşı tarafın ne söylediğine kulağı kapalı insanlar olduklarını düşünebiliriz.”
    Türkiyede yaşayan seçmenlerin yarısının mı ?!

    • Bir ülkede siyasal partiler neden kurulurlar, ve neden iktidara talep olurlar, bu taleplerini makul kılmak için hangi iddiayı dillendirirler, İbrahim Bey? Bu sorunun akla yakın yegane karşılığı hiçbir ülkede değişmez: Ülke vaandaşlarını daha iyi yaşatmaktır iddia. İyi bir eğitim sistemiyle gençlerin geleceğe donanımlı bir biçimde hazırlanmalarını sağlama iddiasıdır. Adil ve güvenilir bir hukuk düzeni vaadidir, yolsuzluğa ve haksızlığa tolerans gösterilmeyeceği sözüdür vb.

      Türkiye’de hayli zamandır böyle ölçütler temelinde oy vermiyor insanlarımızın önemlice bir bölümü. Muazzam bir propaganda aygıtıyla, medyanın satın alınarak tek sesli bir medya ortamının inşası ile başarıldı bu. Kendi partisi içinden çıkmış başbakanların, cumhurbaşkanlarının, muhafazakar kanaat önderlerinin, Nihal Olçok’un FETÖcü olduğunu ileri sürecek kadar düşkün ve ahlkaksız bir medya düzenimiz var.

      İçinde fikir, desteklenmiş argümanlar olan şeyler anlatın biz okurlara. Ekonomimizden, tarımdan, eğitimden, işsizlik sorunumuzun nasıl çözüleceğinden söz edin, örneğin. Ya da, bize, Nihal Olçok’un havuz medyasında neden FETÖcü olmakla itham edildiğini, bunun gerekçelerini anlatın.

      İktidar, şikayet ve bahane üretme mercii değildir. Ülkenin yarısının oy verdiği partileri emperyalist güçlerle işbirliği yapan halk düşmanı partiler ilan etmek değildir ‘güçlü Türkiye’ye giden yol.

      İktidarınız, bütün o devasa propaganda aygıtına rağmen, artık duyguları ve algıları manipüle ederek yol alamadığı ve alamayacağı eşiğe geldi.

      Ülkemizi iyi yönetemediği gibi, insanlarımızı birbirine düşmanlaştırmaktan siyasi rant devşiren iktidarınızın inandırıcılığı ve ikna gücü çok örselendi.

      Bu nedenle, hem 23 Haziran seçimlerini, hem de onun ardından gelecek erken seçimleri kaybedecek partiniz ve lideriniz.

      Ben böyle istiyorum diye değil. Hayatın, yığınların kolektif duygu ve izlenim dünyası oraya doğru aktığı için böyle olacak.

      Bunu gören ve söyleyen partilileriniz de var. Örneğin, liderinizin 31 Mart seçiminide Esenyurt belediye başkanı adayı olarak gösterdiği, AKP Teşkilattan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Azmi Ekinci. Hiç değilse onların ne söylediklerine kulak verin.

      Azmi Ekinci ile yapılan o ‘ilginç’ ve fazlasıyla okunmaya değer uzun röportaj neden yayından kaldırıldı, İbrahim Bey?

      Neden lideriniz, İstanbul Belediyesi için gösterdiğiniz adayınız muhaliflerin karşına çıkamıyor televizyon ekranlarında? Korkunuzun, bu yüreksizliğinizin nedeni ne?

      Liderinizin bir dünya lideri olduğunu, belediye başkanı adayınızın büyük projelere imza atmış, bu ülkeye başbakan, meclis başkanı olmuş çok tecrübeli bir devlet ve hizmet adamı olduğunu söyleyen sizler değil misiniz?

      Bırakın Binali Bey, bir ‘proje’ olup ‘kenar ilçe belediyesi’nden gelen İmamoğlu Ekrem’i hallaç pamuğu gibi atsın, ‘proje’nin foyalarını bir bir ortaya çıkarsın.

      İyi olmaz mı bu?

      Vermemek için binbir takla attığınız İstanbul Belediyesi’ni seçimle elde tutmak konusunda şansınızı artırmaz mı?

      Bu korku, bu özgüvensizlik niye?

  26. Beka sorunu ortadan kalkmadı, yerel seçim sonuçlarının, manipülasyona elverişli bir oranda olmadığı görüldü. Artık İstanbul seçimleri nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, hiç kimsenin erken seçim de erken seçim diye tutturamayacağı görüldü. Beka sorununu etkilemeyeceği anlaşılan İstanbul seçimlerinde hâlâ beka sorunu olgusuna göre propaganda yapılması mı gerekiyor. Aklımızla alay mı ediliyor?

    • Fehmi Bey’in taviz vermediği nezih, ölçülü üslubu nedeniyle “patlıcan aleyhinde atıp tutan biri” demeyi terich ettiği fıkra kahramanının fıkrada geçen orijinal adını yazmış, fıkranın sonunu da bizlere hatırlatmışsınız, Misfair Bey. Teşekkür ederiz.

  27. İmkanım olsaydı siyasi görüş gözetmeksizin; bütün siyasi liderlere ve belediye başkanlarına: Mustafa Necati Bursalının “Hak ve Adaletin Güneşi Hz. ÖMER” Adlı kitabı okumaları ve ibret almaları için gönderirdim. Allah bütün siyasi liderleri ve belediye başkanlarını ıslah etsin. Hz. Ömer Adaletinin % 30’u nasip etsin yeterli…
    Selam ve dua ile…

      • Sana Hz. Osman’ın Hayatını öneriyorum belki okuyup da haya edersin. Herkese bilip bilmeden atıp tutuyorsun ya…. Allah ıslah etsin bu mübarek ramazanda…

      • Seninkiler kendisinden bahsederken Hz. Muaviye diyor. (Babası Ebu Süfyan, oğlu Yezid). Sense Ömer ve Ali’ye pek itibar etmiyorsun anlaşılan. Yani Kuran da çok sıkı … Yok dürüst ol, iftira atma, yolsuzluk yapma … Böyle de yaşanmaz ki. Bize esnek bir din lazım diyorsun yani …

  28. YSK’nın gerekçeli kararı, Erdoğan ve AK Parti’yi güç duruma düşürdü. Cumhur İttifakı adayı Binali Beyi de elbette. Seçimin iptaline karşı oy kullanmış dört üyenin, iptal kararına neden karşı çıktıklarını açıkladıkları gerekçeler, yenilir yutulur gibi değil -özellikle de YSK Başkanı Sadi Güven’in seçimin iptaline neden karşı çıktığına ilişkin yazdıkları.

    “Oylarımızı çaldılar”, kısa, net, kolay anlaşılır bir mesajdı. Muhalefet cephesi, dezavantajlı konumdaydı bu açıdan. Kendi iddiasını böyle kısa, net bir ifadede sloganlaştırması mümkün değildi. Sıradan bir seçmenin dinlemeye pek de gönüllü olmayacağı teknik bir açıklamayı gerektiriyordu “Oylarımızı çaldılar!” iddiasının neden inandırıcı olmadığını göstermek. YSK, AK Parti’nin elinden aldı bu silahı. Dahası, Erdoğan’ın yeni seçim kampanyasını üzerine inşa edeceği söylenen “Asıl madur biziz” argümanını da boşa düşürdü.

    YSK’nın gerekçeli kararı, “oy çalma” iddiasına bir kez bile atıfta bulunmayarak, başta Binali Bey gelmek üzere, AK Partilileri “yalancı” durumuna düşürdü.

    Peki ama Erdoğan ve ittifakı açısından utanç verici olan bu durum, AK Parti seçmenini ne kadar etkiler?

    Ben, bu yüz kızartıcı durumun, gerekçeli kararın açıklanması öncesine kadar 23 Haziran’da Binali Yıldırım’a oy vermeyi tasarlamış seçmen üzerinde bir etkisi olmayacağını düşünüyorum.

    Çünkü, bu guruptaki AK Parti seçmenleri, oyunu ampule basmaya karar verirken, zaten seçimde ne olup bittiğine ilişkin bir sorgulama gereği duymamış seçmenler. Ya Erdoğan’ı çok sevdikleri, ya “beka” meselesine inandırılmış oldukları, ya da salt CHP ve HDP nefreti yüzünden (ya da bunların hepsi dolayısıyla) böyle yapacaklar 23 Haziran’da. Kaldı ki, bunların pek çoğunun muhalif medyaya uzak, karşı tarafın ne söylediğine kulağı kapalı insanlar olduklarını düşünebiliriz.

    Bu açıdan bakıldığında, Erdoğan için, YSK’nın gerekçeli kararı, önemi abartılmaması gereken bir yeni durum. Evet, can sıkıcı, ama öyle büyük bir dert değil.

    Ama, aynı şeyi, İstanbul’da yaşayan ve AK Parti’ye oy veren muhafazakar Kürt seçmenler için söylemek pek mümkün değil. İki nedenle, YSK’nın gerekçeli kararının “Oylarımızı çaldılar” iddiasını boşa düşürmesi, muhafazakar Kürt seçmenler üzerinde etkisi olur.

    Nedenlerden birisi, muhafazakar Kürtlerin dindarlığı, Batı’da yaşayan ve Türk milliyetçiliğinin hatırı sayılır ölçüde kendisine bulaşmış olduğu dindarlıktan farklı. Ortalama muhafazakar Kürdün dindarlığının sıkı bir dindarlık olduğunu bilen bilir. AK Partili ya da Erdoğan’a meyilli muhafazakar Kürt seçmenlerde, “kul hakkı yememek”, “bir haksızlığa uzak durmak” üzerinde düşünülmesi gereken meseleler.

    İkinci neden şu: Muhafazakar Kürtler, HDP’ye oy veren ve seçimlerde İmamoğlu’nu desteklemiş Kürtlerden yalıtık bir yaşam sürmüyorlar. Pek çoğu, gündelik olarak karşılaşıyor İmamoğlu yandaşı HDP’lilerle. Ya komşular, ya aynı kahvehanenin müdavimleriler, ya da akraba veya arkadaş. Böylece, ‘karşı taraf’ın ne söylediğinden haberdar oluyorlar. Yani, işittikleri A-Haber’den ibaret değil.

    “Aha işte oy çalma bilmem ne olmadığını hakimler de söyledi, Babu. Seninkiler resmen yalancı. Allah’ından kork. Kul hakkı yemek var mı dinimizde?” dediğinde bir HDP’li tanışı, karşı argüman olarak söyleyebileceği hiçbir şeyi yok muhafazakar Kürt seçmenin. Eli yine İmamoğlu’na oy vermeye gitmez. Ama, sandıktan uzak durmayı pekala tercih edebilir rol almaya teşvik edildiği bir ahlaksızlıktan kendisini sakınmak duygusuyla.

    Benzer bir durumun, CHP alerjisi yüksek kimi Saadet Partisi seçmenleri için de geçerli olduğunu düşünüyorum. YSK’nın gerekçeli kararından sonra, aynı ahlaki sorun, şimdi bu tür Saadet seçmenleri için de geçerli. Kendi partisinin adayının zaten kazanma şansı olmadığı gerçeğinden hareketle, CHP’nin adayı olarak gördüğü İmamoğlu’na karşı “nihayet kendi dünyasından çıkmış” Binali Bey’e oy verme fikrini zihninden geçirmiş olan (ve geçirmekte olan) Saadet seçmeni için de önemlidir “ahlaki tutum”. İçine sinmeyecek bir şey yapmaya gönlü razı olmaz.

    Erdoğan ve partisi, 23 Haziran öncesindeki kampanya için Saadet seçmeni ve muhafazkar Kürtlere yönelik olarak planladığı stratejisine işlerlik kazandırmakta şimdi daha çok zorlanacak.

    “Oylarımızı çaldılar” dedi Erdoğan ve Binali Yıldırım. CHP ve İyi Parti’nin topa tuttuğu YSK bile böyle bir şeyin olmadığını söyledi. “Kurnaz ve yalancı” durumundalar şimdi.

    Geçim skınıtısı yüzünden millet burnundan soluyor, tereddütlü AK Parti seçmeni de o milletin içinde.

    İşsizlik, işini yitirme korkusu, bir insanın ruh sağlığını bozacak kadar zorlu, yıpratıcı bir duygu.

    Damad’ın vaadlerinin hiç birisi gerçekleşmedi, her şey tam tersi yönde seyerediyor.

    Halk, AK Partili yönetici ve bürokratların sürdükleri hayatın kendi hayatları ile bir ilişkisinin olmadığının farkında.

    Bir gün tam kadro “Bunlar emperyalist güçlerle işbiriliği içinde, zillet ittifakı kurdular liderimizi yemek için. Saadet de bu oyunun parçası. Erdoğan’ı yedirmeyelim!” Aradan bir ay geçtikten sonra, bu kez “Saadetli kardeşlerimiz”, “Gel şöyle sağ tarafıma sayın Kılıçdaroğlu. . Hep beraber bir 19 Mayıs kardeşlik resmi çektirelim”, “Canım hiç sevmesek de adamın avukatlarıyla görüşme hakkı var, bunda yanlış olan ne?” muhabbeti ve 8 yıl sonra seferlerine başlayan İmralı deniz moturu. . .

    Ne söyleyecek AK Parti il ve ilçe örgütleri küskün ve tereddütlü AK Parti seçmenlerinin kapısına dayandığında?

    İki şey:

    “İmamoğlu gelirse, kaymakamlıklardan, belediyelerden aldığınız yardımların üstüne bir bardak su için. Siz anladınız. . .”

    “CHP ve HDP dış güçlerle birlikte Erdoğan’ı yemeye çalışıyor. Yedirmeyelim arkadaşlar!”

    Peki yeter mi bu ikisi?

    • Sağlam ÇALMIŞLAR. Sen seçim kurulunun normal mahkeme olmadığını bile anlayamamışsın, kararlarda çalınmış diye bir kelime geçmez usulsüzlük var denilir, sen önce usulsüzlük kelimesinin ne anlama geldiğini öğrensen hırsızlık kelimesinin de anlamını öğrenirsin, Yüksek Seçim Kurulu’nun 11 üyesi oy birliği ile suç duyurusunda bulunmuşlardır. Sen bu suç duyurusunun da ne anlama gelmediğini anlayamamışsan o kadar uzun yazarak kendini haklı çıkaramazsın, Kısaca ÇALMIŞLAR. çalanları normal ceza mahkemeleri bulacak ve cezalandıracak o zaman kimin çaldığını sende öğreneceksin.

      • Yolsuzluk hırsızlık anlamına gelir. Usulsüzlük başka bir şeydir. Örneğin bazı sandık başkanlarının devlet memuru olmayışı usulsüzlüktür. Sandık başkan adaylarını İlçe Seçim Kurullarına gönderen de ‘mülki amir’ dir, yani Hükümet’in atadığı yüksek dereceli memurlar. (AKP seçimi kaybedersek elimizde koz olsun diye bu tuzağı hazırlamıştır)

      • “Kısaca ÇALMIŞLAR. ” Mustafa Bey, bu cümle size ait bu cümlenin doğru olduğuna bütün kutsal değerleriniz üzerine yemin içebilirsiniz?

    • Bernar Bey kürt kökenli olmayıp ta kürtleri böyle doğru analiz etmenizi canı gönülden alkışlıyorum. Evet kürtler tamda anlattığınız gibi her zaman ezilenin yanında yer almışlardır.👍👏

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here