15 Temmuz bana ülkemizin darbeci geleneği ile din kisvesi altında yapılan yanlışları hatırlattı…

19

Bugün 15 Temmuz; siyasi tarihimizin en karanlık sayfalarından birini teşkil eden uğursuz olayın üçüncü yıldönümü. 251 insanımızın hayatına mal olan hain darbe girişiminin olumsuz etkilerini her geçen gün biraz daha artan dozda hissediyoruz. Bugün karşımıza çıkan pek çok sorunun altında, üç yıl önce yaşanan darbe girişiminin yattığını da güçlü biçimde hissediyoruz.

15 Temmuz olayına, daha önce söylenenleri tekrarlayarak, -hatta bazılarının kolayına kaçarak yaptığı gibi- bir veya iki yıl önce yazılanları hiç değiştirmeden kullanarak yaklaşmak pekala mümkün. İçinde bol miktarda ‘destan’ sözcüğü geçen ve halkın ölümü de göze alarak tanklar üzerine yürüyüşünü ön planda tutan yazılarla bugün bolca karşılaşacaksınız.

Acaba konuya bir başka açıdan yaklaşmak mümkün müdür?

Tarihimiz cuntalar ve darbeler tarihidir de

Konunun iki önemli yönü var: Ülkemizdeki cuntacılık ve darbecilik geleneği ile göründüğü gibi olmayan kişiler ve örgütler yönü…

Sultan Abdülaziz’in basit bir ayak oyunuyla devrildiği olay ülkemizin ilk askeri darbesi olarak değerlendiriliyor. Ancak o habis olayın öncesinde de askerlerin her zaman sahnenin bir yerinde bulunduğu pek çok darbeyle sultanların devrildiğini tarihlerimiz yazıyor. 

[1876’da Sultan Abdülaziz’in birkaç sergerde tarafından sarayında derdest edilip intihar süsü verilen bir oldu bittiyle hayatına kast edilmesini Yılmaz Öztuna ‘Bir Darbenin Anatomisi’ kitabında ayrıntılarıyla anlatır. Osmanlı tarihindeki pek çok padişaha karşı girişilmiş çoğu başarılı olmuş kalkışmaları derli toplu okuyabilmek için ise geçen yılı ve Burak Onaran’ın Fransa’da yaptığı doktora çalışmasının ‘Padişahı Devirmek’ adıyla Türkçe yayınlanmasını beklememiz gerekti. Her iki kitap da mutlaka okunmayı hak ediyor.

Kendisine güçlü olduğunu hissettiren mevkilerde bulunan birkaç kişi, kafalarındaki programın önünde engel gördükleri iktidar sahibini yerinden etmek için derhal bir gizli komite kurar bizde ve bunun gereğini yerine getirmek üzere fırsat kollar. Sivil cuntacılar planlarını kolayca yerine getiremeyeceklerini anlayınca kendi frekanslarında asker aramaya kalkışır, medya tahriklere başlar ve bir de bakmışsınız ülkenin on yıllarına mal olacak yeni bir macerayla yüz yüze kalıvermişsinizdir.

Reklam

Cumhuriyet’in başarıya ulaşmış ilk askeri darbesinin (27 Mayıs 1960) sucuk-pastırma partilerinde planlandığını, ikincisinin (12 Mart 1971) Devrim gazetesinde yuvalanmış bir grubun teşvikiyle sahneye konulacak bir girişime karşı-darbe olarak gerçekleştirildiğini, üçüncüsünün (12 Eylül 1980) medyada daha fazla yer alacak kanlı olaylar beklentisiyle bir yıl kadar geciktirilerek hayata geçirildiğini içinde yer alanların sonradan yazdıklarından biliyoruz.

[Başarısız iki darbe girişiminde de (22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963) Hürriyet gazetesinin o zamanki patronunun hala tam aydınlatılamamış bir rolü olduğunu o günlerdeki en yakınlarının tanıklığıyla hayatı hakkındaki İrem Barutçu’nun ‘Babıali Tanrıları: Simavi Ailesi’ kitabında okumak mümkün.]   

Gerçekleşmiş veya başarısız olmuş bu ve sonraki darbe girişimlerinin hepsinde, içerideki maceracıları çoğu zaman hissettirmeden kukla gibi kullanan bir yabancı elin varlığı hep söz konusu olmuştur. 

[27 Mayısçı Sami Küçük ‘Rumeli’den 27 Mayıs’a’ adını verdiği anılarında, MBK üyeleri olarak kendi kendilerine "İhtilalde ABD parmağı varmış, olabilir mi?” diye sorduklarını ve bir süre ABD büyükelçiliğindeki davetlere katılmaktan çekindiklerini anlatır.]

Aradan geçen yüzyıllara ve yakın dönemlerde yaşanmış bütün olumsuz örneklere rağmen, günümüzde bile, zaman zaman, ‘darbe’ niyetinin varlığından söz edilir. 

Söz edilir, çünkü bu bizde yüzyıllar öncesine dayanan bir gelenektir.

Hizmet nasıl darbeyle yer değiştirdiyse…

15 Temmuz’un (2016) öncekilerden farkı, olayın içinde, kendisine dini alanda ve özellikle eğitim konusunda yaptığı çalışmalar sebebiyle ‘hizmet hareketi’ gözüyle bakılan bir örgütün bulunmasıdır.

Reklam

Aslında Onaran’ın kitabını okuyanlar saray darbelerinde de ‘din’ unsurunu kullanan kişi ve kesimin rol oynadığını göreceklerdir.

Tarihte olanla şimdi yaşanan arasındaki en ciddi fark, 15 Temmuz’da rol aldığı ortaya çıkan örgütün, kendisi son girişimi tetikleyene kadar, ‘darbeler karşıtı’ bir görüntü vermesidir. Darbelere karşı görünüp kendisine başka alanlardaki çalışmaları yüzünden ilgi duymuş, destek çıkmış insanlara kötü gözle bakılmasını getirecek bir darbeyle anılması, sonradan ‘FETÖ’ adı takılan örgütü, bize özgü ‘darbeler tarihi’ içerisinde, en dikkat çekici yere oturtuyor.

Örgüt, 15 Temmuz sonrasında başlatılan ve onbinlerce insanın cezaevlerine girmesini getiren ‘temizlik harekatı’nın da dolaylı müsebbibidir.  

Geniş bir mağdurlar kitlesinin de…

Darbe girişimi sonrasında örgüt için ‘piramit’ benzetmesinde bulunulmasına ve esas suçluların en zirvede yer alan sayısı az bir grup olduğu belirtilmesine rağmen, adlarının bir ‘darbe’ ile anılmasına asla razı olmayacak kişiler de mağduriyetler yaşadı, yaşıyor.

Ülkemizdeki tarihin hayli uzak dönemlerine kadar dayanan darbeci geleneği ve Cumhuriyet döneminde yaşanan moderni ve post-moderniyle başarılı-başarısız darbe girişimlerini göz önünde tutarak, 15 Temmuz sonrasında daha az yanlış yapılması gerekirdi diye düşünüyorum.

Hiç değilse önümüzdeki dördüncü yıl, üç yıldır yapılanları gözden geçirip yanlışları ayıklamaya ayrılmalı.

ΩΩΩΩ

19 YORUMLAR

  1. 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri, görünür amaçları ile elde edilen sonuçları esas itibariyle aynı olan askeri-siyasal hareketlerdir. Fakat 28 Şubat süreci ve 15 Temmuz operasyonu bunlardan farklıdır. Şöyle ki ;

    28 Şubat sürecinin görünür amacı irtica ile mücadele etmekti. Fakat gerçek amacı BOP projesi kapsamında Türkiye’de ılımlı islamı iktidar yapmaktı. Önce Gülen Cemaati’nin yolu açıldı, sonra AKP iktidar yapıldı. Batı’daki üst aklın amacı, ılımlı islamı iktidar yapıp Türkiye üzerinden İslam Dünyası’nı kontrol etmekti.

    Daha sonraki gelişmeler bu projenin değişmesine neden oldu ve farklı bir yola girildi.

    15 Temmuz operasyonunun görünür amacı Erdoğan’ı devirmekti. Fakat gerçek amacı Türkiye’de Batı yanlısı güçleri yani Atlantikçi Kemalistleri ve Gülen Cemaatini tasfiye edip devleti Batı’dan ve NATO’dan kopmak isteyen Avrasyacı güçlere teslim etmekti.

    Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra yeni dünya düzenini planlayan Batı’daki üst akıl Türkiye hakkında ikiye bölünmüştü. Bir kısmı “Türkiye Batı kampında ve NATO’da kalsın” derken diğer bir kısmı “Türkiye’ye artık ihtiyacımız yok, üstünü çizelim” diye düşünüyordu. Hangi grubun daha etkili olacağı ise, kendi aralarındaki çekişmeler kadar Türkiye’nin izleyeceği politikalar tarafından da belirleniyor.

    Türkiye’de Batı’da olduğu gibi gerçek bir ‘üst akıl’ yok. Tabanda her kafadan ayrı bir ses çıkarken yukarıda ise her grup bir diğerini ‘hain’ ilan edip kıyasıya savaşıyor. Bu böyle gitmez, en kısa zamanda M.K. Atatürk’ün uyguladığı politikaların bugünkü sürümü devreye sokulmalıdır.

  2. 15 temmuz tiyatrodur. Senaryo,kurgu,oyuncular oskarlıktır. Kankalar eğitimi,adaleti,orduyu el birliği ile önce talan ettiler. Gn.Kurmay başkanının terörist ilan edeceksin, eski teröristi gizli tanık yapacaksın, her istediklerini vereceksin… Hiç lafı uzatmadan tüm yorumculara soruyorum; ABD askeri, Rus askeri, Yunan askeri ya da herhangi bir devlet askeri (dandik darbeyle aynı saatlerde) köprüleri zaptedip ele geçirse, veya Yunan İzmir’de bir limana çıksa o destan yazdı denilen halk benzer tepkiyi verir mi? Hiç bir şeyden habersiz emir kulu erlerin boğazlarını kesenler hangi akılla, hangi sıfatla kahraman biri bana anlatsın. Saat 22.00 de darbe olmuşmuş da halk karşı çıkmışmış da ne müthiş bir iletişim gücü varsa tüm camilerde gecenin 02.00 de selalar verilebildi. Kısaca darbeciler dandiktir ( 40 yıl hazırlanan örgüt bu kadar acemi olamaz) darbe dandiktir (herkes daha yollarda, dışarda yemekte, düğün derneklerdeyken darbe olmaz) darbeyi önledik diyenler dandiktir (elebaşı dediklerini birer birer salmışlardır, mecliste darbenin araştırılmasına karşı çıkmışlardır, Fetö’den suçlanacak en baş kişiler olmalarına karşın, Fetö’ye yataklıktan öte adeta teşvik ettikleri halde, Fetö’nün her isteğini yaptıklarını itiraf ettikleri halde hiç bir siyasi suçlanmamış, hakim karşısına çıkarılmamıştır. Gülerce adisi bile Fetö’den yargılanmazken Sözcü Gazetesi Fetöcü ilan edilmiştir. Fetöcü hakimleri atayan Bekir Bozdağ (meşhur Fetö güzellemeli meclis konuşması ortada) serbest, hakimler kodeste. SALAKIZ YA …

  3. Darbeyi kim ve kimler yapmak istedi, sorusunu soracak olursak! Bence cok ilginc cevaplar cikacak karsimiza! Bana gore darbeden ve darbecilerden daha onemli olan milliyetci muhafazakar camianin kaybetikleridir. O, kadar gunahkar varki hangisini yazalim, cemaatler, tarikatlar dinden cok parayla mesgullar, dogru insan bulmak nerdeyse imkansiz, haciya hoca guven nerdeyse hic kalmadi. islamcilar elerine gecen firsati kotu niyetli olduklarindan teptiler. Bana gore durust bir ateist sahtekar bir haci hocadan daha degerlidir. Guzel ve mukemel dinimizi istismar edip muslumanlari bu hale dusurenler utansin.

  4. ÖNCELİKLE 15 TEMMUZU ANARKEN GÜYA (PKK,FETÖ,DAEŞ,İŞİD VB.HER NE SIFATLA ANILIRSA ANILSINLAR) MÜSLÜMANIM DİYEREK MÜSLÜMAN KARDEŞLERİNE KURŞUN SIKANLARI LANETLİYOR VE ŞİDDETLE KINIYORUM VE ŞEHİTLERİMİZE ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUM. RABBİM BUNLARI KAHHAR SIFATIYLA KAHREYLESİN İNŞAALLAH VE BU MİLLETE BİR DAHA BÖYLE BİR VAHŞETİ YAŞATMASIN…AMİN.

    Şimdi gelelim bu fotoğrafa! Acaba bütün mesele üst düzey bürokratların camide saf tutması mı arkadaşlar? Bu manzara ile ülkede birlik ve beraberliğin sağlandığını mı zannediyoruz? Hala binlerce KHK lı berat ettiği halde işine iade edilmediği gibi eften püften nedenlerle kripto tanıklarla hukukta delil sayılmayan sözde delillerle bir şekilde bu hain FETÖ terör örgütü ile yolları kesişmiş ama bu örgüte lanet okuyan davaları uzatılan bir sürü suçsuz bu ülke için büyük nimet telakki edilecek yetişmiş masum ve mağdur müslüman insan şu an sıkıntıda yokluk ve yoksulluk içinde zulüm altında ve Cumhurbaşkanlığı İstişare Kurulu üyesi aldığı maaşı bunlara bağışlayacakmış kadar bu durumun farkında… Yapmayın be arkadaşlar bu mesele bu kadar basit değil….

    ANCAK AT İZİNİN İT İZİNE KARIŞTIĞI BİR DÖNEMDE ŞAPKAMIZI ÖNÜMÜZE KOYARAK BİR VİCDAN MUHASEBESİ YAPALIM VE “MÜSLÜMANLAR KARDEŞTİR” DÜSTURUNA SARILARAK GEREK SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZIN BU HAİN FETÖ TERÖR ÖRGÜTÜ İÇİNDE “İBADET EHLİ” OLARAK KATEGORİZE ETTİĞİ, GEREKSE BU TERÖR ÖRGÜTÜ İLE HİÇ BİR İLGİSİ, İLİŞKİSİ VE İLTİSAKI OLMAYAN ANCAK BİR ŞEKİLDE YOLLARI KESİŞMİŞ AMA BU ÖRGÜTE LANET OKUYAN MASUM VE MAĞDUR MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZİ BU HAİN TERÖR ÖRGÜTÜNDEN BİR AN EVVEL AYIRALIM…

    ŞURASI BİR GERÇEK ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKARMIŞ VE ATEŞİN DÜŞTÜĞÜ YERDEN DE ATEŞİ DÜŞÜRENLERE DESTEK ÇIKILMAZMIŞ…

    ALLAH BİRLİĞİMİZİ VE BERABERLİĞİMİZİ BOZANLARA FIRSAT VERMESİN, BU MİLLETE BİR DAHA BÖYLE BİR VAHŞETİ YAŞATMASIN…RABBİM BUNLARI KAHHAR SIFATIYLA KAHREYLESİN İNŞAALLAH…AMİN.

    SELAM VE DUA İLE.

  5. cesaret herbi işte başarının yarısıdır. zamanı okumak, okuyabilmek (okumak deyince kahvede okunan gazeteyi anlıyoruz ülkemizde) başarıya ulaştıran kestirme yoldur. emek verilerek heyecan duyularak yapılan hiçbir işte bence kötü değildir.
    30-40 yıl birilerinin planına meze olmak, kendi ülkene ihanet etmek, ülkeyi ele geçirmeye çalışmak yada kendine toprak verileceğini zannedip kandırılmak. bunlar ise hüzün, acı, keder, yoksulluk, kölelik getirir.
    bunları önceden okumak ise az zaiyat, az hasar, az ziyan, ucuz kurtulmak, hatta canını kurtarmak, geleceğini ipotekten kurtarmak vb birçok faydalar sağlar.
    padişaha kız kardeşini vermekle, padişahın fethettiği ülkenin kralın kızı-kardeşini alması arasında nasıl fark varsa,
    bir müsibeti başına gelmeden önlemek ile ayvayı yedikten sonra önlesende vahlamak ta böyle farkıdır.
    karar vereceğiz:
    modern teknoloji ağırlıklı eğitimi ön plana çıkarıp illegal tarikat inanç etnisite vb kılflı oluşumlara başından set mi çekeceğiz?
    yada dış güçlerin bize layık gördüğü çelik çomak oyunuyla herkes sırayla saraydan kız kaçırma taytutrasınımı oynayacağız?
    bu arada onlar sondajı kalbimize çakmış, güneyimize tel örgüleri döşemiş, saryın bahçesine F-bilmem kaçı yerleştirmiş olacaklardır herhalde.

  6. Kim yaptı?
    O tarihte “15 Temmuz darbesini ne CIA ne de Gülen yaptı. Darbeyi Sermaye yaptı.” diye yazmıştım. OHAL’in de Sermaye’nin B planı olduğunu yazdım. Üç sene sonra yalnız Ergün Diler’in yazdıklarını okursanız 15 Temmuz darbesinin ve OHAL’in bir Sermaye oyunu olduğunu bilirsiniz.
    Türkiye’de başarılı olmuş hiçbir darbe yoktur. Darbeleri Sermaye yapmak istemiş, ordu ise darbeleri müdahaleye çevirmiş ve kısa zamanda tekrar demokrasiye doğru adım atılarak meclisler faaliyete geçmiştir.
    Ordu darbe yapsaydı kısa zaman içinde seçime gider miydi? Seçim de her seferinde daha demokratik olmazdı. Oysa darbeden sonra yapılan seçimler göstermelik olur. Türkiye’de her seferinde daha çok demokratik seçim yapılmıştır.
    AK Parti ve Erdoğan ülkeye hizmette devamı istiyorlarsa ki benim arzu odur, o zaman genel af çıkarılmalı ve Öcalan’la Gülen özgür hale getirilmelidir. Hakemlerden oluşan adil yargı düzeni kurulduktan sonra muhakeme edilip suçlu iseler gerekli cezalar verilebilir. Adil yargı kararı olmadan kimse suçlanamaz.

  7. bisküvi etkisi devam ediyor galiba. bazen yorum gitmiyor, bazen yorumlar görünmüyor. sabah yorum gönderdiğimde yorumları gördüm. şimdi yorumlar görünmüyor.

  8. Yapmayın fehmi bey! siz bari yapmayın.
    Kimse din kisvesi altında yanlış yapmadı, yapmıyor. Onlar da, en az sizin kadar, samimi müslümanlar.
    – Sorunu “din kisvesi altında…” diye korsanız, ya bilerek ya da bilmeden olayı çarpıtırsınız.
    – Sizin mantığınızdan gidersek, o zaman bütün müslümanlar din kisvesi altında yaşıyor çünkü müslüman ülkelerin hiçbirisinde övünülecek, kabul edilecek, iyi bulunacak bir davranış yok. riya, ikiyüzlülük, yalan, adam öldürme, başkasının hakkını gaspetmek, hepsi var. mısırından, pakistanına kadar.
    – Olgu; din kisvesi değil, olgu, dinin (ya da din anlayışının), yaşamın bütün alanlarına hakim kılınmaya çalışılması, dinin (ya da din anlayışının), herkese uyarlanmaya çalışılması, yani dinin ideoloji haline gelmesi.
    – Bu tür kötülüklerin olmaması ya da az olması için, bütün ideolojilere karşı, (konu 15 temmuz olduğu için burda özellikle islamcı ideolojiye karşı) tavır alınması gerekiyor.

  9. 15 Temmuz’un diğer darbelerden en önemli farklarından biri hazırlığının 40 yıl önce başlamış olmasıdır.Diğer darbelerin hiç birinin böyle uzun bir hazırlık dönemi yoktur.Liderlerinin “Devletin bütün kılcal damarlarına sızacaksınız…” şeklindeki sözlerinin yer aldığı kaset 1990’lı yıllarda
    yayınlandı.17/25 Aralık hukuk darbesini, Mit olayını da 15 Temmuz’dan
    bağımsız görmemek lazım.

    Öte yandan sadece askeri bir kalkışmayla karşı karşıya olsaydık işimiz çok kolay olurdu.O zaman “zirvedeki az bir grubun
    ayıklanması” yeterliydi.Fakat mesele karmaşık.Örgüt yargıyı ele geçirmiş,emniyeti ele geçirmiş, üniversiteleri ele geçirmiş,hülasa
    sızmadığı ve ele geçirmediği bir devlet kurumu kalmamış.Dolayısı ile 15 Temmuz’un zirvedeki elemanlarının ayıklanması problemi çözmüyor.Fehmi
    Bey’in yazısındaki noksanlık işin bu tarafına değinilmemiş olması.

    Üç yıldır yapılan ayıklamanın 2 yönü var:
    1)Hapis cezası,2)Kamudan atma.

    Daha önce de yazdım.Hapis cezası kriminal olarak suça bulaşanlara verilmeli.
    Sayı oldukça sınırlı tutulmalı,bazı eylemler için Türk Ceza Kanunu hapis cezası öngörse bile görmezden gelinmeli.Çünkü
    mahkum sayısının artması (velev ki hak etmiş olsunlar) hem aileler-çocuklar için,
    dolayısı ile toplum için bir sorundur,hem
    devlet için bir yüktür.Özellikle kadınların mahkum edilmesi.Zaten Fetö,başörtülü kadınların kelepçelenerek götürülmesini
    memnuniyetle izliyor,kendi mağduriyetlerine gerekçe olarak göstermek için.

    Kamudan atma cezasına gelince.Fetö ile
    iltisaklı olanların, yolu kesişenlerin, örgütün başarısı için canla başla çalışanların 15 Temmuz’u gördükten sonra bile örgüt için çalışmaktan dolayı
    hiç pişman olmadıkları görülüyor.15 Temmuz’u senaryo olarak görüyorlar,
    örgütün liderine bağlılıkları devam ediyor,
    örgütün yanlış bir şey yapmadığını düşünüyorlar.Bu bahar olmadı,öteki bahar yeniden eski günlere yeniden döneceklerini düşünüyorlar.

    Bunu nereden biliyorum? Mahallemizden biri doktor olmak üzere 2 kişi tanıyorum,
    15 Temmuz’a senaryo diyorlar.Başka tanıdıklarımın tanıdıkları var,onlar da aynı teraneleri söylüyorlar.Burada veya başka mecralarda yorum yazıp,mağduriyetten
    bahsedenler de örgüte toz kondurmuyorlar ve bir pişmanlık alameti
    görünmüyor kendilerinde.

    İmdi:

    Erdoğan bile bunlara mesafeli durmadığından dolayı,bunları alnı secdeli normal Müslümanlar olarak gördüğünden
    dolayı büyük bir pişmanlık duyarken ve bu pişmanlığını kamuoyu ile paylaşmaktan
    geri durmazken,hiç bir pişmanlık duymayan,ama mağduriyet söylemini sürekli gündemde tutan bu insanlarla devlet çalışmaya nasıl devam etsin?
    Kamudan atmasın da ne yapsın?

    Cümle uzun oldu,kısa olarak tekrar sorayım:

    15 Temmuz’u hükümetin senaryosu olarak gören,Fetö’ye hala toz kondurmayan,orada bulunmaktan dolayı hiç pişmanlık duymayan bir memuru devlet kamudan atmasın da ne yapsın;velev ki sayıları çok olsun?

      • Sevgili uğur bey.İsminizi görmesem bu foruma yorum yazacağım yoktu.Daha önce de olmuştu.İsim karışıklığının önüne geçmek için birşey yapsak mı ne dersiniz.Siz küçük ” u” yla başlıyor gibisiniz ( önceki de öyle olmuştu) .Ufak ta olsa bir ayrım yaparsak yanlış anlamalara fırsat vermemiş oluruz; zira sitede yazdıklarımdan nem kapanlar var,selamlarımla.

        Konuya gelince;

        Ezberim biçim biçim
        Ölürüm ezber için
        Ezber bana hayrandır
        Ezber sevdiğim için

        Hele lo lo lo
        Sorgu neymiş Ezberim
        Hele lo lo lo
        Ezber söver,döverim…

        Ben bu olayı Fatih Kemal Türk bey gibi görüyorum.Bu kadar.

    • Sevgili Bekir,
      1) Oncelikle hukuk ve yasalar insanlari kafalarinin icindekine gore degil yaptiklari eylemlere gore yargilar. Devlete karsi hic bir kanunsuz eyleme girismemis bir memuru sadace fikirleri nedeniyle isinden atmak ne kadar hukuka uygundur?
      2) Demokrasi bir anlamda da otekini ve oteki dusunceyi dislamadan firsat esitligi verme ve birlikte yasama seklidir. Devletin resmi soylemine katilmayan ve kanunsuz hicbir eylemi olmayan bir vatandasi isinden atmak demokratik devlet roluyle ne kadar uyusur?
      3) Devlet memuru olan ve cesitli konularda devletin resmi soylemlerine katilmadigini ifade eden pek cok Kurt, Alevi, radikal dinci, vs. gruplara sempati duyan memurlar da feto sempatizani olan memurlar gibi isinden atilmali midir? Bu durumda ulkeye huzur mu gelir yoksa kaos mu hakim olur?
      4) Yakin tarihimizde asiri Kemalist rejimin kendisi gibi dusunmeyen basi ortululeri, IHL’leri, ve diger gruplari devlet kadrolarindan ayilayip kimileri icin Suudi Arabistan’a gitmelerini soyleyen zihniyeti ile simdiki devlet anlayisimiz sence nasil ayrismalidir?

      • Musa Bey tam bir hukuk ve özgürlük adamı gibi yazmissiniz. Tebrik ediyorum. Her iki tarafa da hak veriyorum. Darbeyi lanetleyelim sehitlerimize rahmet dileyelim, darbecilere ceza verilsin diyelim. Ama sucsuzlara da ceza verilmesin diyelim.

  10. Olaya ters açıdan bakmak ta mümkün. Hayatımızda her geçen gün biraz daha artan dozda olumsuz etkiler hain darbe girişimi tepkisiyle sonuçlan(dırıl)dı. Proaktif olunmadığı için bu işin önü alın(a)madı. 251 cesaretli kişinin ölmesi gerekiyordu. Vazifelerini yaptılar ülke için öldüler. Allah onları şehitlik mertebesiyle şereflendirmiştir inşallah. Bu durum onların ölüme mahkumiyetinde etken ve edilgen olanları aklamaz. Bu ayrı bir hesaptır.

    Kültürümüze işlemiş. Bu site bile yakın geçmişte bir darbe yedi! Osmanlı döneminden beri Yeryüzünde en çok darbe yiyen ülkeyiz. İbretlik bu olaylara bir yenisi daha 15 Temmuzda eklenmiş oldu. Gerek seküler ve gerekse dini anlamda eğitim eksikliği darbe kültürümüzü doğuran genel sebepler arasındadır. Seküler anlamda ikna gücü yetersizliği askeri gücün istismarıyla birleştiğinde darbe elverişli bir seçenek haline gelir; kolaya kaçmaktır. Dini açıdan bakılırsa iş “nefs” ve kontrolüyle ilişkilidir ve bu da haddini bilmek ile ilgilidir. Din kültürümüzde “cihatın en büyüğü insanın nefsine olan çeşidi” derler. Bunun önemi daha henüz Habil-Kabil olayıyla anlatılmadı mıydı? İnsan imtihan gereği büyük potansiyele sahip olsa da büyük zafiyetlere de açık. İnsanın nefsi mücadelesini cemaat boyutuna, parti boyutuna, devlet boyutuna çıkarın, kontrol elden kaçınca felaket(ler) hazırdır. Her halükarda, izafiyet, “Ben Haklıyım” şeklinde ortaya çıkmışsa, bu mutlakiyet halini alınca göz kararır. “Gözü kara” nefs meydan okur, stabil olmadığından şeytana da açıktır. Nefs mücadelesi izzet-i nefs mücadelesi olarak da kendini gösterebilir. İnsan olsa da, cemaat, parti, devlet olsa da durum farketmez.

    Tabi işin bir de kullanmak ve kullanılmak yönü var. Sanırım, eski G. Kurmay Başkanı 15 Temmuzu “Başarısızlıkla sonuçlanacak şekilde hesaplanmış/planlanmış bir darbe girişimi” olarak tanımlamış. Bu tanımlama içerdeki kullanıcıların niyeti hakkında bir fikir verse de dışardaki kullanıcıların niyeti başarısızlık olamaz. İçerde veya dışarda kullanıcılar kim olursa olsun zararda olan ülkemizdir. Ülke ve millet umurlarında olmuş olsa darbeye teşebbüs edilmez, başka seçenekler kullanılır. Sonuçları bu defaki kadar ağır olmuşsa, kurunun yanında yaş ta yanmışsa gelinen “şer” durumdan bir nebze de olsa “hayr” çıkarmak mümkün müdür? Evet mümkündür, ancak bu da “Akıl*İman Sentezi” gerektirir!

  11. Gününde yazılmış çok isabetli bir değerlendirme, zihninize ve kaleminize sağlık.

    15 Temmuz darbesinin iç yüzünü belki yıllar sonra müdahil olanların anılarından, ileride yerli yabancı istihbarat örgütlerinin gizli arşivlerinin açılmasından anlayabileceğiz.An itibariyle sebep-sonuç çıkarsamalarından öteye geçme imkanımız yok.Bugüne kadar yazılanlardan, siyah-beyaz mantığıyla yapılan değerlendirmeler yetersiz kalıyor.Çok fazla gri alan olduğu aşikar.

    Dile getirildiği üzere bu darbeyi yapan ya da gerisinde olan, doğrudan ya da dolaylı destek veren, manipüle eden odakların oyun planlarını ‘darbenin başarısızlığı hedefine matuf’ kurduklarını, darbenin sonuçlarından anlayabiliyoruz.

    Gerçekten ne olduğunu bilemesek de, darbenin amacının Tayyip Erdoğan’ın bertaraf edilmesive ülkenin zayıflatılması amacına yönelik tezgahlandığını söyleyebiliriz.Dışarıda bunu en çok arzu eden mihrakların da İsrail ve NATO’nun gizli örgütü Gladyo vb. olduğuna da inanmamız için pek çok sebep var.

    Bu meş’um darbe sonucu ülkenin güçlenmesi ve daha bağımsız olabilmesini sağlayacak sinerji ve toplumsal iç barış ve bizatihi dinin kendisi çok büyük bir darbe almıştır.

    İçeride ise AKP-Cemaat işbirliğinin sonucu FETÖ’ye dönüşen yapının marifetleriyle fatura ağırlıklı olarak dindar halka çıkartılmış, yine devlet aklının tasvip etmediği siyasal islamı besleyen siyasal, sosyal ve etik sermaye sıfırlanıp, siyasal islamın toplum nezdindeki mevcut kredisinin tüketilmesi sağlanmıştır.

    Hayırlı sonuçların gelince; ülkeyi yönetenler ülkenin daha bağımsız olabilmesi için gerekli adımları daha geniş bir toplumsal destekle atabilmiş, dini siyasete alet etmenin ne menem bir içtimai maraz olduğu ortaya çıkmıştır.

    • “hiç olmazsa alnı secdeye değiyor” tanımlaması oldukça ve bunun yerine ahlakı koymadıkça din üzerinden ticaret rağbetten düşmez. Tezgah böyle ballı olduktan sonra, bilerek veya bilmeyerek üşüşecek sinek çok olacaktır. 2018de harb okulunda hangi tarikatın imamının cumayı kıldıracağı tartışmasının olduğunu, halen sağlık bakanlığının menzil tarikatının “işgalinde-hükümranlığında” olduğunu duyuyoruz. Şimdiye kadar siyasi islam hangi bataklıktan beslendiyse aynı bataklıktan beslenmeye devam etmektedir. Konyanın holdingleride, almanyada camilerden keriz silkeleyenlerde yerli yerinde durmakta.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız