Başkanlık sistemi Rus ruleti gibi.. ABD’ye -ve Türkiye’ye- başkanı tek bir oy belirleyebilir…

37

 Acaba bizler hangi Amerikalının ABD’de başkan olmasını tercih ediyoruz?

Donald Trump’ın mı, Joe Biden’in mi?

Avrupa ülkeleri hangisini tercih eder?

İslam ülkeleri, Arap ülkeleri hangisini?

Birbiriyle ilişkili bu soruların tek bir cevabı yok. Türkiye ve İslam ülkelerinden bazıları Trump kazansa memnun olacağa benziyor. Arapların çoğu da -muhtemelen tek istisna Filistin’dir- öyle. Avrupa ülkeleri liderlerinin neredeyse bütünü ise -tek istisna herhalde İngiliz Boris Johnson’dur- Trump kazanmasın da kim kazanırsa kazansın havasındadır.

Amerikalılar seçiyor ama…

Sorularım size garip gelmiş olabilir, ancak ABD’nin özel konumu sebebiyle o ülkenin vatandaşları dışındaki geniş dünyayı da Beyaz Saray’da kimin oturduğunun ilgilendirdiğini düşünürüm ben. Çünkü o kişi, verdiği kararlarla yalnızca Amerikalıların hayatını etkilemiyor, hepimiz o kişinin kararlarından etkileniyoruz.

“Piyasalar ABD merkez bankasının (FED) kararını bekliyor” denilmiyor mu? FED’in bir milim faiz artırımı bazı ülkelerde tsunami etkisi yapıyor.

Reklam

“Büyükelçiliğimi Kudüs’e taşıyorum” demesiyle birlikte Ortadoğu’da dengeleri değiştirmedi mi Trump? Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Sudan, Sırbistan, Kosova liderleri Washington’a kadar gidip Trump’ın mahmur bakışları altında İsrail’le dost olduklarını açıkladılar.

Trump kimi seviyorsa, o lider ülkesinde kendini daha rahat hissediyor.

Yukarıdaki paragraflarda yer alan Donald Trump ismi yerine geçmiş başkanlardan birinin, ya da son seçimi o kazanırsa Joe Biden’in ismini de koyabilirsiniz. Geçmiştekiler de hayatlarımızı etkileyen kararlar aldılar, Trump veya Biden de alacakları kararlarla hayatlarımızı etkilemeye devam edecekler.

Amerikan seçimlerini global oylara da açmanın bir formulü bulunmalı kanaatindeyim.

Sizler de konu üzerinde düşünün derim.

Rus ruleti nedir bilirsiniz

ABD seçimlerine bakıp üzerinde özellikle bizlerin düşünmesi gereken bir konu daha var…

Sayıları iki ile sınırlı değil başkan adaylarının, başka adaylar da var; ancak işte gördük, ismi anılmaya değer yalnızca iki aday birbiriyle yarışıyor.

Reklam

Bazen Trump öne geçiyor oy sayımında ve kendisini tutanlar seviniyor, bazen de rakibi Biden ve onun taraftarları sevince boğuluyor. 

Adayların bütün beklentisi 270 ikinci seçmeni bulmak.

O rakamı elde eden başkan olarak ilan edilecek.

‘Başkanlık sistemi’ yüzünden bu böyle…

2016 yılında 270 ikinci delegeyi bulan Trump olmuştu, rakibi Hillary Clinton nazik bir hanımefendi, genel oyda 2,5 milyon daha ileride olduğu halde yenildiğini kabul etmişti. Trump’ın nezaketle, hakla hukukla ilgisi yok; o sebeple kendisinin ileride göründüğü an “Kalan oylar sayılmasın” teklifiyle ortaya atılıverdi.

İkinci delege sayısında ipi Biden göğüslediği takdirde Trump’ın zahmetli hukuki yollara başvuracağına kesin gözüyle bakılıyor.

Nasıl olsa seçime günler kala yaptırdığı zorlamayla yeni bir üye atanmasını sağladığı için Anayasa Mahkemesi’ne (Supreme Court) güveniyor; oradaki bozulan dengeden kendi lehine bir sonuç çıkacağına inanıyor.

Üzerinde düşünülmesini istediğim, yaşanan bu tuhaflıkların, ABD’deki başkanlık sistemiyle ilişkili oluşu. ABD’ye -hatta bir yönüyle dünyaya- lider seçiliyor, ama onun kim olacağına tek bir kişinin oyu karar verebiliyor.

[Gerçekten de öyle: ‘İkinci seçmen’ dediklerim sayıdan ibaret değil, kanlı canlı insan onlar; diyelim toplamda 270’i bulmuş Trump’ın önde gittiği eyaletlerden birindeki bir ikinci seçmen teorik olarak oyunu Biden’e de verebilir. O zaman ne olur? 270 dengesi Biden lehine değişir. ABD başkanı Trump olacağına Biden olur.]

Tek bir kişinin oyu her şeyi değiştirmeye yetiyor…

“Başkanlık sistemi Rus ruleti gibidir” tespitini hatırlıyor musunuz?

‘Rus ruleti’, içine tek kurşun yerleştirilmiş şarjörlü tabancayı başa dayayıp tetiği çekme kumarıdır. Kurşun kime denk gelirse o ölür.

Şarkıyı hatırladım: Kendim ettim, kendim buldum

Kendimize uyarlayalım.

Bizde de başkanlık sistemi var. Başkan seçilebilmek için ‘yüzde 50+1’ oy almak gerekiyor. 

Sistem bir kere toplumu ortasından ikiye bölme sonucunu doğuruyor. ABD’de son iki seçimde yaşanan bizde de ayniyle vaki oldu. ABD’deki seçimlerde kıl payı denilebilecek sonuçlarla karşılaşıldı. Sağolsun, adaylıkta direnen Meral Akşener sayesinde yüzde 52 ilk turda yakalanabildi; şartlar çok daha farklı gelişir, ortaya dişli bir rakip çıkarsa ve o aday oyların gerçekten ‘yüzde 50+1’ini alırsa ne olur?

Elbette sistem gereği ‘yüzde 50-1’ alan başkan olamaz.

Yüzde 50’yi tek bir oy farkıyla geçebilmiş biri ülkeyi yönetme hakkına sahip olur.

ABD’de oy sayımı devam eden son seçimde muhtemelen böyle bir sonuçla karşılaşılacak.

270 ikinci seçmen oyu alan, toplam ikinci seçmen oyu 538 olduğuna göre, 268 oy toplayan rakibi önünde ipi göğüslediği kabul edileceği için, ABD’ye başkan olacak ve yalnız Amerikalıların değil hepimizin hayatını etkileyen kararlar alabilecek.

Türkiye’de yaşayıp gönlünden “ABD’ye Trump başkan olsun” temennisi geçirenler bu temennide neden bulunuyorlar dersiniz?

Seçim yapılır ve sandıktan oylar birbirine yakın çıkar ve cumhurbaşkan çok az oy farkıyla seçilirse, “Keşke başkanlık sistemine geçmeseydik” yakınmaları duyabiliriz. 

Düşünmeye değer.

ΩΩΩΩ

37 YORUMLAR

  1. Ayrıyeten fikir özgürlüğü sevdalıları size bir not; O bayıldığınız sosyal medya sitelerinden biri olan twitter abd başkanına sansür uygulamış ne dersiniz ? Hayır kişisel fikrim abd başkanlarının sesi çıkmaya inşallah ya.. Ancak bu durum da özgürlükler noktasında bşraz tuhaf duruyor sanki. Noluyor sosyal medya platformları önümüzdeki on yıllarda bir çeşit halk meclisi mecrası mı oluyor yoksa. Olabilir neden olmasın nasılsa çok uzak hörünmeyen bir gelecekte paramız nasıl sanal olacaksa hükümetimiz de sanal olabilir. Nasılsa dev medya platformları dev şirketler olacak. Hükümetlere me gerek.

  2. Trump’ın çok tepki toplayan ve bir ABD Başkanına yakışmayan söz ve davranışlarına rağmen 4 yıl sonra %50’ye yakın oy alması üzerine sosyal bilimciler çeşitli görüşler öne sürüyor. Bu durumun sadece popülizm ile açıklanamayacağı ve gerçekçi nedenleri de olması gerektiğini (nihayet) söylemeye başladılar.

    Bu gerçekliği çeşitli yorumlarımda dile getirmiştim. Serbest ticaret, küreselleşme, yabancı göçü ve Çin başta olmak üzere fabrikalarını yabancı ülkelere taşımak, gelişmiş ülkelerde ençok işçi sınıfını olumsuz etkiliyor. Ucuz işçilik için fabrikanı Çin’e veya Meksika’ya taşı, ABD’deki fabrikan içinse düşük maaş vereceğin Meksikalı göçmenleri teşvik et. Bunların siyasi bir faturası olacaktı tabi ki.

    Benzer bir durum İngiltere’de yaşandı. Yüz yıldır İşçi Partisi’ne oy veren işçiler Brexit referandumunda Muhafazakâr Parti’nin peşine takıldı ve AB’den ayrılık yönünde oy kullandı. Zira AB’den yararlanan işadamları ve elit İngilizler idi, işçi sınıfı değildi.

    Dolayısıyla bu durum Amerikan ve Batı siyasetinde geçici değil kalıcı bir dinamik. Çünkü bunu talep eden büyük bir kitle var. Sovyetlerin yıkılması ve haberleşme teknolojisinin zirve yapması ile başlayan küreselleşme sürecinin sancıları bunlar. Küreselleşmeciler işçi sınıfını düşünmeden karar almanın sonuçlarını görüyorlar. İlginç olan bu sorunda işçi sınıfının müttefiki muhafazakar partiler oluyor. Ayrıca yabancılara duyulan tepkinin radikalleştiği aşırı sağ partiler de yükselişte. Liberaller ve okumuş sol kesim ise küreselci kanada eğilim duyuyor. Bu karmaşık durumu iyi açıklamak için çağdaş Karl Marx’lara ihtiyaç var gibi gözüküyor.

    Kimileri de Türkiye’de Erdoğan’ın siyasi başarısını Trump’a benzetiyor. Oysa siyasi üsluplarındaki benzerlik ve dini siyasette kullanmak dışında hiçbir benzerlikleri yok. Trump küreselcilere karşı milli devletçilerin (patavatsız) bir temsilcisi. Erdoğan’ın siyasi hayatını ise burada tekrarlamaya gerek yok. Sadece mezhepçi yani milli olmayan Suriye politikasına 45 milyar dolar harcadığını kendisi itiraf etmiştir. Türkiye ve ABD’deki siyasi gelişmeler sadece liderlerin görünüşteki benzerliğinden ibarettir.

    • Sayın fkt siz de abd başkanlarına her şeyi yakıştırdınız da bir tek trampın söz ve davranışlarını mı yakıştıramadınız? Siyasetçi dediğin çörçil gibi filan mı olmalıdır, nedir ki ölçüsü?

  3. Diğer sistemde başka mı oluyor. Bir oy fazla alan cumhurbaşkanı olmuyormuydu. Yahut partiler bir fazla milletvekili güvenoyu uada güvensizlik oyu olan iktidar oluyor yada iktidardan düşmüyormuydu sayın yazar. Sistemin adının bir önemi yok. Burda kazanan Biden yada Trump bizce ne farkeder ki. “Kimi desteklerse rahat ediyor” dediğiniz Trump a karşılık Biden dediğiniz adam daha başkan olmadan hatta belki adaylığı resmileşmeden evvel Türkiyeyi tehdit etmişti. Gerçi size göre tehdit ettiği Türkiye değil Tayyip Erdoğan dı. Belki de sırf bu yüzden Biden ci oldu sizin tayfa. Hoş ha Biden yahut Trump hepsi birbirinden beter aralarındaki tek fark uslupları yoksa her ikisi de dünyadaki başka devletleri ve başka insanları düşünmeme hatta onları sömürme konusunda birbirlerinden iyi yanları olamaz hatta bırakın onları belkide geçmişten günümüze hiç bir amerika başkanı dünyanın hayrına bir işe imza atmamıştır. Cümlem ağır olur mu biraz bilmem ama siz de artık güce mi boyun eğdiniz acaba. Daha önce bu kadar ABD ye teslim olmuş haliniz yoktu. Şimdiyse tam olarak abd ye teslim olmuş görüntünüz var. Tamam haberimiz olsun da AbD seçimlerinden biden mi trump mu size ne bize ne. Yoksa gerçekten biden yahut trımp un bizim için iyi düşünceleri olabileceğine mi ihtimal veriyorsunuz.

  4. “Seçim yapılır ve sandıktan oylar birbirine yakın çıkar ve cumhurbaşkan çok az oy farkıyla seçilirse, “Keşke başkanlık sistemine geçmeseydik” yakınmaları duyabiliriz.”
    Sayın yazarın neden böyle bir endişeye kapıldığını anlamak gerçekten çok güç; çünkü
    seçim kanunlarında kazanmış olmak için adaylar arasında şu kadar fark olması getekir diye bir oran var mıdır bilemiyorum ama velev ki olsun. Örneğin aralarında en azından 800bin oy fark olması şart olsun! Peki o zaman da bu sayının sadece birkaç oy fazlasını alarak birisi başkan seçilirse ne olacak? Efendim, farkı mı arttıralım? Ya gene aynısı olursa, yani bikaç oyluk bi fark çıkarsa?
    Gerisine sn.bernar baksın, benim sayılarla pek aram yoktur da…

  5. Amerikan seçimleri elbette herkesi ilgilendiriyor. Başkanın alacağı çılgın kararların nelere yol açacağını hepimiz yakinen yaşadık ve gördük. Benim bu seçimde en dikkate değer bulduğum husus Trump’ın destekçisi olan Müslümanlar. Bütün siyasi kariyerini yabancı karşıtlığı, İslam düşmanlığı (bunu bazen açık bazen kapalı söylüyor) ve İsrail destekçiliği üzerine kuran birini bizim dini bütün Müslümanlar niçin desteklerler? Ağızlarını açınca İsrail düşmanlığından başlayıp beyaz ırkçılığından bitirenler Trump kazansın diye gece gündüz dua ediyorlar. Oysa Trump iktidara gelir gelmez ilk iş olarak bazı İslam ülkesi vatandaşlarını ülkeye sokmama kararı aldı. Bizimkilerde Stockholm Sendromu mu var acaba? Yoksa çok samimiyetsiz insanlar mı ki küçük menfaatlere fit oluyorlar? Demek ki lafa değil icraata bakacaksın. Acaba koca koca okumuş yazmış sandığımız taife aklını kimin cebine koymuşlar ki böyle abuk bir tercihi yüksünmeden destekliyorlar. İşin kötüsü utanma da yok ki bunu deklere etmesinler.

  6. Doğrusu kendi adıma söylemek gerekirse trump ve biden benim icin farketmez. Bence Türkiye içinde fazla farketmez,
    payda zaten değişmez, abd çıkarları nerde ise kimle ise yoluna devam eder. Bir ülkenin çıkarı başka ulkelerle uyuşmak zorunda değil. Bizim için iyi olan onlar için iyi olmayabilir. Burda ölçüt partner olmak, kanka çıkmak olamaz, yoksa azerbeycan Kıbrıs’ı tanırdı değil mi, ölçüt insan hakları, iyilik, adalet için ne yapılıyor olmalı, pek bir sey yapılmıyor hatta yıkılıyor. Benim elestirim bu noktada, trump ya da biden dünyanın kalanı için bir ümit vermiyor.
    Pay dersen ben bay bidenın trumptan daha iyi partner olacağını sanırım. Devlet adamlarının mikrofon önü söyledikleri önemli değil, ne fısıldıyorlar o önemli. Bir devlet başkanını açıktan eleştirmek, onun oy aldığı kitle basta ülkeyi konsolide etmeye yarar, bir de kendi ülkesinde bazı gruplara mesaj vermeye. Güya. Abd karşıtlığının hiç olmadığı kadar tavan yaptığı bir zamanda erdoğandan açıktan kurtulmak istemek bak söz geçiremiyoruz mealinde bağımsız hareket ettiğini düşündürmek amacını taşır, bir süper kahraman söylemi tadında, muhalefete yardım edeceğini söylemek ise resmen muhalefeti taşlamaktır. Ben alaşağı edilmek istenen birileri olduğunu hiç sanmıyorum. Hem bi euro 10 tl olmuş daha iyisini muhalefetten bile bulamazlar, üstelik dövizle ilgilenmeyen bi damat pardon bakan da bonus. Bir dargın bir barışık geçinir gideriz diye düşünüyorum, lakin gidişat nereye onu bilemiyorum.

  7. Amerikan seçimi henüz nihayete ermiş olmasa da, şu ana kadar ortaya çıkmış genel resim üzerine son derece zihin açıcı köşe yazıları okuyorum internet gazetelerinde.

    Kimi esaslı itirazlarım olsa da, Müchait Bilici’nin Duvar Gazetesi’ndeki yazısı hayli yararlıydı.

    Az önce, en az M. Bilici’nin yazısı kadar okunmaya değer bir başka köşe yazısını okurken, kendimi, fena halde yanlış üzerindeyken yakalanmış hissettim.

    Trump’ın seçimle Amerikan başkanlığından uzaklaştırılsa bile Trumpçılığın ve onun peşinden sürüklediği milyonların bir yere gitmediğini ve gitmeyeceğini, bunun üzerine kafa yorulması gerktiğini söylüyordu Alper Görmüş serbestiyet.com’daki son yazısında -tıpkı M. Bilici gibi. Uzunca bir paragraf aktarmadan duramayacağım:

    “Yıllardır ABD’de yaşayan Gönül Tol ve Ömer Taşpınar’ın Medyascope’da Ruşen Çakır’la yaptıkları Transatlantik programında, son haftalarda birkaç defa, Trump’ın 2016’daki seçimlerde kullandığı bir avantaja bu defa sahip olmadığından söz edildi. Özellikle Taşpınar, 2016’da Trump’ın, özellikleri pek bilinmeyen yeni bir figür olarak ABD halkının bir bölümüne cazip geldiğini, fakat o cazip görüntünün ardındaki gerçek portrenin ortaya çıkmasıyla birlikte sihirin de bozulduğunu, başta bu nedenle (tabii başka nedenlerle de) Trump’ın seçilemeyeceğini, hatta farklı bir yenilgiye uğrayacağını savundu. Yani aslında 2016 bir daha tekrarlanması zor bir ‘aldanış’tı; ABD halkı bir daha bu tongaya basmazdı ve Trump için yenilgi neredeyse mukadderdi. Bu, başka yorumcular tarafından da sıklıkla dile getirilen bir tespit. Fakat madem bu beklenti boş çıktı, öyleyse onların da başlarını ellerinin arasına alıp düşünmesinin vakti gelmiş demektir.”

    İtiraf etmeliyim ki, Ömer Taşpınar’ın düştüğü yanılgının aynısına ben de düştüm: Dört yıllık başkanlığının foyasının meydana çıkmasının ardından Trump’ın cilasının döküldüğünü, Amerikan halkının gözünde cazibesinin aşınmış olduğunu varsaydım. Seçimin çok net bir Biden zaferi ile sonuçlanacağını düşündüm.

    Şimdi, bunun açık biçimde bir yanlıgı olduğunu görebiliyorum.

    Trumpçılık, adeta siyasal-kültürel bir milat. Bizdeki Erdoğancılığın da bir milat olması gibi.

    Bunlara, halkın yanılsamalarından kurtulmalarıyla birlikte güdükleşip etkilerini kaybedecek birer ‘arızi vakıa’ gibi bakmak, çok temel bir yanlış. Seçmenleri, Trump gibi tiplere oy verdikleri için kınayıp ‘rasyonel düşünüp rasyonel davranmadıkları’ gibi şımarıkça iddialarla suçlamak yerine, bu tür popülist-otoriter siyasetçilerin büyüsünün nereden geldiğini kılı kırk yaran bir düşünme haliyle anlamaya çalışmak zorundayız.

    Nasıl Trump 4 yıllık başkanlığının ardından kitle desteğini korumuş ve başa baş giden bir seçim yarışı performansı koyabilmiş ise ortaya, nasıl Trump’ın alternatifinin ‘olağan müesses nizam’a geri dönüş çağrıları olmadığı (ve bundan sonra da olmayacağı) açığa çıkmış ise, 10 yılı aşan bir süre boyunca iyiden iyiye maya tutmuş olduğu tartışmaya yer vermeyecek kadar açık olan Erdoğancılığın aşındırlmasının ‘çağdaş’ ve ‘rasyonel’ çağrılarla başarılamayacağı çok açık.

    Halkın, giderek Erdoğan’ın partisine ve iktidarına desteğini çekmesi, tamamen bir ‘yoksullaşma’ (ekonomi) faktörünün sonucu. İşsizlik, alım gücünün düşmesi, artan ve yaygınlaşan yoksulluk gibi hepsi doğrudan ekonomi ile ilgili olan faötlrler bu kadar kısa sürede ve bu hızda yaşanmamış olsaydı, C. İttifakı devam 2023’e kadar devam eder, o seçimi de kazandırdı. Çünkü, reddi mümkün olmayan bir biçimde, Erdoğancılık sözcüğünün ima ettiği şey, ‘beklenenden uzun sürmüş arızi bir durum’ falan değil.

    Erdoğancılık, kendisinden öncesine dönülemeyecek bir miladı ifade ediyor. CHP’nin iktidarla birlikte oy kaybediyor olmasının, AK Parti’den kopan seçmenlerin diğer partilere gitmeyip kararsızlar havuzunu büyüterek iknici büyük parti konumuna gelişinin (Ö. Sancar bunun yüzde 25 dolayında olduğunu söylüyor), “Atatürkçülük”, “çağdaşlık”, “laiklik” gibi anlatıların derinleşen iflasının nedeni de bu zaten.

    AK Parti seçmenleri, kendi içinde kendilerince bir rasyonalitesi olan düşünüş tarzından ve duygu dünyasından koptukları için değil, sadece yaygın ve acımasız yoksulluğu çok sert biçimde yaşadıkları için bu partiye olan desteklerini çekiyorlar.

    Benim gibi, “Atatürkçülük” ve türevi olan arkaik anlatıların ima ettikleri Erdoğan öncesinin ‘olağan ve rasyonel düzeni’nin beş para etmez olduğunu düşünüyor düşkırıklığına uğrayarak küskünleşmiş AK Partili seçmenler.

    Kültürel kimlik fay hattında yaşamış olduğumuz kültürel ve siyasal yarılma, hem Trump Amerikası’nın hem de Erdoğan Türkiyesi’nin ortak paydası.

    Bunu anlamdan, ‘diğer'(!) kültür ve duygu dünyasının kendisine has ve bütünüyle meşru ‘rasyonalitesi’ni kavrayp buna saygı duymayı (artık) öğrenmeden, ‘dinci’ gibi ilkel ve aşağılayıcı ithamların tersinden ve faşizan bir popülizm ürettiğini görmeden, ne Amerika, ne de Türkiye’deki ‘rasyonalite şampiyonları’nın içine gömülü oldukları körlükten kurtulma şansları yok.

    Kimlikler üstü bir melezleşmeyi hep birlikte başarmak durumundayız.

    • Merhaba. Oy sayımının hala devam ettiği eyaletlerde oy farkları öylesine az ki, herhani biri için bir tahminde bulunmak olanaksız. Benim anladığım, bu seçimlerin sonucunun öyle günler değil, haftalara yayılacağı. Mesele sadece Trump cephesinin başlatmış olduğu ve yenilerini eklemeye hazırlandığı yargı süreçleri değil.

      Bir sürü değişken var. Örneğin, Wisconsin’de Biden’ın kazandığı ilan edildi ve doğal olarak tüm önde gelen medya organlarında Wisconsin’ın 10 delegesi Biden’ın halihazırda kazanmış olduğu toplam delege sayısına eklendi.

      Oysa, seçim sonucu henüz kesin olarak tescillenmiş değil. Biden’ın bu eyalette kazanmışlığı ‘şimdilik kazanan’ (apparent winner) statüsünde. Bunun nedeni, aradaki oy farkının (20.500) yüzde 1’den az olması (49.6/48.9). Her eyaletin oyların yeniden sayımı konusunda kendi yasal düzenlemesi var. Örneğin Pennysylvania eyaleti buna kapı aralamazken, diğer eyaletlerde oyların yeniden sayımı talebi için koşullar birinden diğerine değişiyor. Kiminde farkın %0.1 ve daha az olması, kiminde %1 ve daha az olması kuralı var. Wisconsin için kural %1. Yani, Trump’ın Wisconsin’de oyların sayılması talebi meşru. Kabul edilmesi halinde, oyların sayılması için 13 Kasım’a kadar zaman var.

      Senato için de kimse tahminde bulunamıyor. Şimdilik fark Cumhuritetçiler leyhine 1 (47/46). İngiliz Guardian Gazetesi bunu 48/48 olarak veriyor. Senato seçimlerini izlemek daha zor. Çünkü, başkanlık seçiminden farklı olarak, kazanan adayın en az %50 alması kuralı var. Değilse, tekrar seçime gidiliyor en yüksek oy alan 2 aday arasında. Tekrar seçimin gelecek yılın Şubat’ına sarkacağı söyleniyor.

      Velahasılı, bu hamur zaman açısından daha çok su kaldırır gibi. Kesin sonuçların ilanı haftalar sürebilir. Arizona’da önde giden Biden bu eyaleti kaybetmezse ve Wisconsin sonucu tescillenirse, bence sonuçlanmamış diğer eayletlerden en az birisini alır ve Pennysylvania’yı kimin kazanacağı önemsizleşir. Söyleyebileceğim yegane şey bu.

  8. Sosyalist Sovyetler Birliği, kapitalist Batı için düşmandı. Şimdi Rusya’da sosyalizm yok fakat tam bir kapitalist sistem de yok. Diğer yandan Rusya, Batı’ya karşı askeri olarak gerçek bir tehdit olabilecek tek ülke. Batı Rusya konusunda kararsız, kimileri yine düşman statüsünde görürken kimileri dost değilse de düşman olarak görmüyor.

    Çin konusunda küreselciler ve milli devletçiler karşıt kamptalar. Küreselciler ucuz işçilik için Çin başta olmak üzere uzakdoğuyu kullanıp günlük menfaatlerini önceliyor. Milli devletçiler ise bu yöntemin Çin başta olmak üzere ucuz işçilik sağlanan ülkelerin sanayi casusluğu yoluyla haksız bir gelişme sağladıklarını ve başlarına bela olacağını düşünüyor.

    AB ve ABD kaba ve pis işlerini yaptırmak için az gelişmiş ülkelerden işçi alıyor fakat bunların birçoğu zamanla kalıcı oluyor. Yasadışı yollarla gelen kaçak göçmenler de giderek artıyor. Yabancı nüfusu belirli bir oranı geçince kültürel çatışmalar yaşanıyor. Bu durum gelişmiş ülkelerde yabancı karşıtlığını artırıyor ve aşırı sağ partiler/liderler giderek güçleniyor. Gelişmiş Batı bu sorunu aşamaz, tek çareleri kendi helalarını kendilerinin temizlemesi, kendi çöplerini kendilerinin toplamasıdır.

    Bunların dışında değişen fazla bir şey yok. Enerji alanlarını ABD-İngiltere kontrol etmeye devam ediyor. Denizlerin hakimi yine bu ikili. Patentler konusunda uzakdoğuda Japonya ve Güney Kore’den sonra Çin de üst sıralara yükseldi ve Batı’nın rakipleri arttı. Korona pandemisini saymazsak gelişmiş Batılı ülkelerin günlük sorunları kayda değer değil. Onlar orta ve uzun vadeli menfaatleri için şimdiden önlem almaya çalışıyorlar. Bizi yakından ilgilendiren bir Ortadoğu sorunu ise, ABD’nin İsrail’in güvenliğini kalıcı olarak sağlamak için Irak ve Suriye’yi üçe, Libya’yı ikiye bölme projesidir.

    Trump mı Biden mı derken bu çerçeveden de bakmakta fayda var.

    • Sayın fkt bahsettiğini arap ülkeleri tek parça olsa ne yazar, paramparça olsa ne olur? Önceden bölünmemişlerdi de ne oldu; şimdi bölündüyseler önceki döneme göre ne değişti?
      Bu ülkeler her halükarda etkisiz eleman değil midir? Bunların durumuna bakarak düşünce mi yürütülür?

  9. “Başkanlık sistemi Rus ruleti gibi.. ABD’ye -ve Türkiye’ye- başkanı tek bir oy belirleyebilir…”
    Bu başlığı görünce nihayet sayın yazar da türk tipi başkanlık sistemini çözmüş sanmıştım ama nafile!

    “Adayların bütün beklentisi 270 ikinci seçmeni bulmak.
    O rakamı elde eden başkan olarak ilan edilecek.
    ‘Başkanlık sistemi’ yüzünden bu böyle…”
    İyi de bu abd başkanlık sistemine göre böyle; bizde ne delegelik/ikincil seçmen var, ne de topu yüksek mahkemedeki adamına atmak var?
    Türk tipi başkanlık sisteminde halk en çok kime oy vermişse o başkan seçiliyor; ibb seçimlerinde de görüldüğü gibi…

    Sayın yazar hiç değilse “Kendimize uyarlayalım.” diyerekten bir nebze olsun yeni sistemin özüne yaklaşabilmiş de:
    “Bizde de başkanlık sistemi var. Başkan seçilebilmek için ‘yüzde 50+1’ oy almak gerekiyor.”

    Şu final cümlesine bakılacak olursa konu gerçekten anlaşılmış da diyebiliriz ama yine de temkinli olmakta fayda vardır:
    “Yüzde 50’yi tek bir oy farkıyla geçebilmiş biri ülkeyi yönetme hakkına sahip olur.”

    Evet ben de bunu söylüyorum aylardır; itirazı olan?

  10. Fehmi bey her şeyi yazdınız. Biden in muhalefete destek vereceğiz açıklamasını yazmadınız. Bu konu boş bir konumu. Biden muhalefete nasıl destek verecek. Muhalefetten kimi öne çıkaracak, yani kimi başkan görmek isteyecek. Muhalefetin çıkardığı adayı bakalım beğenecek mi? Bazıları ciddiye almıyor ama abd gerçekten büyük ve güçlü bir ülke. Neler yapabileceğini önceki başkandan biliyoruz. Bir hareketle Türk ekonomisini mahvettiğini kendi açıkladı. Siz istemezsiniz ama bu müdahaleye karşı önlem alınabilir mi.
    Onurlu bir muhalefet olsa 2023 seçimlerine katılmıyoruz açıklaması yapar.

    • onursuz mu hepsi şimdi bi tek onurlu parti akp bumu yani artk ne söylediğinizi bile bilemeycek kadar gözleriniz kararmış a haber seyretmeten abd bir zamanlar recebi beyaz saraya çağırmıştı başbakan falan değildi.bu ülekede bir teek akp mi vatansever diğer herkes zararlı mı ya bu görüşü terkedin artık görülüyorki akp nin bu ülkenin kalkınmasında bundan sonra borç hariç bir katkısı olamayacak.

      • Haksızlık etmeyin nuri bey, mhp de onurlu bir partimizdir; tek parti devrinde yaşamıyoruz artık, cumhurittifakının her bir bileşeni ayrı bir değerimizdir!

    • Sayın hd, onurlu bir muhalefet olsaydı; biden desteğini açıkladı diye değil zaten karşı oldukları bir başkanlık sisteminde aday çıkarıp yarışa katılmazlardı! Yoksa onun bunun ağzına bakıp da seçimler boykot edilmez değil mi?

    • Dedim yanlış mı okudum, yok doğru okumuşum, iyide kardeşim zamanında ABD ye gidip oradan onay alan ve bir aralar BOP eşbaşkanıyım diye hava atan kimdi, hadi diyelim Biden muhalefeti destekleyecek iyide Trump la aramız şöyle sıkı-fikı diyen bu iktidar ve destekçileri değil mi, şimdi Trump AKP yi destekliyor diye seçime girmesin mı, bu nasıl bir mantık.

      • Karafer arkadaş trampın akpyi desteklediğini de nerden çıkardınız? Yoksa o yüzden mi ikide bir türkiyeyi tehdit edip duruyor, yaptırım uygularım falan diye; ya da parasını verip de alamadığımız f35lere bakarak mı söylüyorsunuz bunu?
        Biliyorsunuz daha piyasada tramp diye biri yokken akparti iktidardaydı; bu iddialarınızı biraz açabilir misiniz?

  11. Kim seçilirse seçilsin bizim için değişmeyecek.Bir söz var Ayıdan post gevurdan dost olmaz diye en dost dediğimiz Obama sınırımıza 50. bin tır yığmadı mı ?

  12. Partisi tarafından “2. seçmen” olarak belirlendiği halde, seçimde kendi partisinin değil rakip partinin adayı leyhine oy vermiş olma anlamında 163 örnek olay var Amerikan seçimleri tarihinde. (Bunlara “faithless elector” deniyor -bizdeki karşılığı ‘vefasız’ ya da ‘hain’ seçmen).
    ,
    Sadece 2016 Başkanlık seçiminde, 7 vefasız seçmen, Demokratların seçmenleri oldukları halde, gidip Cumhuriyetçilerin adayı olan Colin Powell’a oy verdiler.

    Yine, sizin ileri sürdüğünüzün aksine, bir 2. seçmeni kendi partisinin adayı leyhine oy vermeye zorlayan Federal Hükümet düzeyinde bir anayasal ya da yasal düzenleme yok. Yüksek Mahkeme, son yıllarda aldığı bir kararla, isterlerse tek tek eyaletlerin böyle bir zorlayıcı yasa maddesi çıkarmalarının meşru olduğu yolunda bir karar aldı. Kimi eyaletlerde var bu tür bir kısıtlama, kimilerinde yok.

    https://www.ncsl.org/research/elections-and-campaigns/the-electoral-college.aspx
    https://en.wikipedia.org/wiki/Faithless_electors_in_the_2016_United_States_presidential_election#Recorded_faithless_electors

  13. Sn. Koru, “Amerika’yı kimin yöneteceği Amerikalılara bırakılamayacak kadar önemli” demeğe getirmiş. Gülümseyip hak vermemek elde değil.

    Aradan geçen iki yüzyılı aşan uzun zaman dilimine rağmen hala oy çokluğu yerine tek tek eyaletlerde delege seçme sistemine dayanan 1800’lerin arkaik seçim sistemini devam ettirip bu konuda tutucu davranan Amerikalılar böyle bir şeye rıza gösterirler mi?

    Bence, bir durumda buna pek çok Amerikalı rıza gösterir: Amerikan vatandaşlarına kişisel oy hakkını açık artırma ile yabancılara satma hakkı veren bir yasa çıkarılırsa, bundan yararlanmayı ciddi ciddi düşünecek hayli Amerikalı vardır herhalde -özellikle de, zaten seçmen hakkı olanların sadece yarısı kadarının gidip oy kullanma zahmetine katlandıkları düşünülürse.

    Hemen akla gelen bir diğer şey, Rusya’nın internet teknolojileri üzerinden gerçekleştirdiği çeşitli ve karmaşık operasyonlar üzerinden Amerikan seçimleri üstünde etkili olma çabaları. Buradan ilhamla, dünyanın geri kalan büyük bölümünde, “Cumhuriyetçi dünya hacker’ları, birleşin!” ya da “Dünya Demokrat hacker’ları Trump’a Karşı” türü kampanyalar yürütülerek seçime müdahil olmak denenebilir.

    Şaka bir yana, geleceğin bir gününde ben bunun gerçekleşebileceğine ihtimal vermiyorum. En azından uzunca bir süre için, Amerikalı olmayan milyarlarca dünya vatandaşının Amerikan seçimlerine müdahail olabilmesinin yegane olası yolu, herkesin kendi ülkesinde Trumpçılık gibi Amerikan aşırılıklarına geçit vermemek için inisiyatif alması.

    İşte görüyorsunuz: Türkiye’deki “Hiç bir şey olmasa bile bir şeyler oldu” gibi akla ziyan gerekçelerle seçim sonuçlarını tanımamak ve (seçim sonrası dönemde tek bir kişi hakkında dava ya da soruşturma açılmadığı halde) “Oylarımız çalındı!” yaygarasıyla Yüksek Mahkeme’ye (YSK) koşturmak, bizim ‘yerli ve milli’ hediyemiz olarak Trump’a örnek oldu, adam da bunu tepe tepe kullanacak görünüyor. ‘Oy hırsızları'(!) merak edilmiyor, sonradan bir soruşturma dahi açılmıyor, ama, “Bize kumpas kuruldu, oylarımız çalındı!” yaygarası İstanbul gibi bir kentte seçimlerin iptal edilmesini pekala mümkün kılabiliyor.

    Bu son Amerikan başkanlık seçimi ile Türkiye arasında başkaca paralellikler konusunda, hayli okunmaya değer (bir o kadar da eleştiriyi hak eden) bir köşe yazısı için bk. Mücahit Bilici, “Trump’ın başarısı ne anlama geliyor?”, Duvar (internet) Gazetesi.

  14. 1-2.seçmen sistemi başkanlık sistemiyle ilgili değil ki federal devlet yapısının sonucu.Ayrıca 2.seçmenler sembolik.oy verecekleri insanı değiştirmeleri mümkün değil.Tüm ABD tarihinde tek örnek yok.
    2-2002 seçimlerinde Akparti %34 oy alıp ülkeyi tek başına yönetti.%50+1 çok daha adil değil mi?
    3-ülkemizde insanlarımızı başkanlık sistemi böldü kamplaştırdı demek saçmalık.50-60 dönemi CHP DP,61-80 AP CHP çok daha bölünmüştü bu ülke.
    4-İsrail suud Mısır bae Türkiye Rusya Trumpı istiyor Çin iran Ermenistan AB bideni istiyor.ilginç bir bölünme

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız