‘Başörtüsü’ konusu konuşuluyor sanmayın, aslında olan çok daha önce olması gerekendir

49
Zeytin Ağaçları, Ressamı: Vincent Van Gogh (1889)
Reklam

İnsanoğlunun en önemli özelliklerinden biri değişime açık olmasıdır.

Değişime direnenler her toplumda var; onlar için ‘bağnaz’ veya ‘yobaz’ gibi sıfatlar kullanılıyor.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi rakiplerini şaşırtmak için tasarladığı “Gelin, başörtüsü yasağını gündemden bütünüyle çıkartacak bir yasal düzenlemeyi birlikte yapalım” çıkışı, en büyük şaşkınlığı, kendisine destek çıktığı bilinen kesimden bazı kişilere yaşattı.

Günlerdir gazeteleri ve televizyon kanallarında en keskin suçlamaları düne kadar en sevimli sözleri kendisi için kullandıkları CHP liderine yöneltiyor o tipler. Onların gözünde Kılıçdaroğlu başında bulunduğu partinin çizgisine ‘ihanet’ içerisinde.

İçlerinden, Kılıçdaroğlu’nun partide grup başkan vekili olduğu dönemde başörtüsü yasağının kalkması girişimlerine karşı verdiği mücadeleyi hatırlatanlar de var.

‘6’lı masa’ birlikteliğinin böyle sürpriz bir çıkışla sonuçlanmasını tahammül edilmez bir gelişme olarak değerlendirdikleri belli oluyor.

Oysa, ‘6’lı masa’nın bizatihi varlığı, Türk siyasi tarihi açısından imkansızın başarılması anlamına geliyor ve bunun en fazla yararı da CHP’yi bekliyor. 

Türkiye son yıllarda daha artan biçimde ayrıştırıcı bir dilin siyasete hakim olduğu bir ülke. Geçmişimizde askeri darbelerle sonuçlanmış kanlı ‘sağ-sol’ olayları var. ‘Alevi-Sünni çatışmaları’ her seferinde çok sayıda can aldı. Hemen her dikenli konu toplumu hemen birbirine karşı saflarda yer almaya sevk edebiliyor bizim ülkemizde.

Reklam

Son dönemde siyaset alanı kabaca “Bizden ve onlardan” diye iki safa ayrılmış bir görüntü veriyor.

Ayrışmacı ortamlar hiçbir toplumun hayrına değildir; netameli bir bölgede bulunmasından ve çok etnisiteli-çok dinli bir imparatorluğun varisi olduğundan, ayrışmacı ortamlar Türkiye için olağanüstü tehlikelidir.

Ülkemiz o tehlikeyi her gün yeniden keşfedip her an yeniden yaşıyor. 

Ne demek istediğimi en iyi anlatacak görüntü, siyasetin tabiatına aykırı olduğu halde ‘ittifaklar’ oluşmasıdır. AK Parti ile MHP ‘Cumhur İttifakı’, CHP, İYİ Parti, DEVA, Gelecek, Saadet partileri ile DP ‘Millet İttifakı’ içerisinde yer almaktalar. Ayrıca bir sol partiler ittifakı ile aşırı sağ diyebileceğimiz partiler arasında bir başka ittifak daha oluştu.

Siyaset farklı görüşte olanların değişik partilerde yer almasını gerektirir. Değişik partiler, tanımları gereği, birbirlerinin rakibi durumdadırlar. Oysa ‘ittifaklar’, birbirinden farklı özelliklere sahip değişik partileri bir arada tutmayı ve ortak hareket etmeyi amaçlıyor.

AK Parti ve MHP liderleri zaman zaman bir araya gelip ortaklık tazeledikleri gibi, Millet İttifakı içerisinde yer alan altı partinin liderleri de hem ayda bir buluşuyor, hem de ara sıra ikili görüşmeler gerçekleştiriyorlar.

Yeni bir durum bu Türk siyasi hayatı için…

Görüntüye bakılırsa her iki ittifakın partileri birbirlerinden etkilenmekteler de…

Reklam

MHP ile AK Parti fazla eski olmayan bir dönemde birbirine en aşırı muhalefet eden partiler görünümündeydiler; ittifak içerisinde bulunmaya başladıktan sonra iki partiyi birbirinden ayırt etmeye yarayan çizgiler neredeyse kayboldu gibi…

Aynı görüntü ‘6’lı masa’da buluşan partiler için de bir dereceye kadar söz konusu. Aylık buluşmalar sonrasında altı parti liderinin altına imza attıkları ortak açıklama metinlerine bu gözle bakılabilir. Ortak metinleri bir tür ‘koalisyon protokolü’ olarak görenler var; doğru bir tespit bu.

Ortak açıklamalar erken bir koalisyon protokolü gibi.

Geçmişte CHP ile MSP bir araya gelip hükümet kurduklarında ne kadar gürültü kopmuştu. Aynı gürültü, Refah Partisi’nin seçimden birinci parti olarak çıktığı 1995 yılında, önce ANAP sonra DYP ile koalisyon kurma arayışına girdiğinde de duyulmuştu.

Sandıktan iktidar olma başarısıyla çıkarlarsa, ardından birlikte hükümet kurarlar veya kurmazlar, ancak ‘6’lı masa’ bileşenleri, daha şimdiden birbirlerini anlamaya ve geçmişteki yanlışlıklarından vazgeçmeye başlamış görünüyorlar.

Yalnız CHP değil farklılaşan, diğer beş parti de hem birbirlerine hem de CHP’ye karşı besledikleri önyargılarını -hiç değilse belli başlılarını- terk etmeye hazır durumdalar.

Kötü bir şey mi bu?

CHP’nin katı ideolojik tavrını yumuşatmasına iyi gözle bakmayan bağnaz ve yobaz tiplere göre elbette kötü.

Eminim, diğer beş partinin içerisinde ve onlara oy verebilecek kitlelerde de CHP’ye yeni bakış yüzünden rahatsızlık duyanlar mutlaka vardır.

Önemli olan liderlerin birbirlerine bakışları.

Başlangıçta iktidarın seçim sistemiyle oynamasıyla zorunlu olduğu için kurdukları ittifakı, samimi birlikteliğe dönüştürmeleri…   

Şaşırtıcı çıkışlarla geçmiş yanlışlıklarından partilerini uzaklaştırmaları…

Ezber bozucu bir gelişme bu. En şaşırtıcı etkisini de rakip ittifaka yaşattırıyor.

Kılıçdaroğlu’nun ‘başörtüsü yasağını geçersiz kılmak amaçlı yasa’ çıkarma önerisine bu gözle baktığımızda, çıkışın iktidarı özgürlükçü bir tavıra zorladığını görebiliyoruz. 

İktidar rakip ittifak karşısında çaresiz kalmamak için bir yandan ‘başörtüsü yasağı’ için anayasa değişikliği öneriyor, diğer yandan da ‘dezenformasyonu engelleme’ bahanesi ile fikir ve ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı bir düzenlemeyi yasallaştırmanın peşinde.

Kendisiyle çeliştiğini iktidar cephesi fark etmese bile, kitleler çelişkiyi ilk kez bu açıklıkta görebiliyor.

Tek taraflı bir özgürlük peşinde iktidar cephesi.

Buna karşılık, kendisinin özgürlükçü yaklaşımına karşı çıkan yakın çevresinden bazı tiplerin de benzer bir çelişki içerisinde olduğunu, herhalde CHP lideri de bu vesileyle görmeye başlamıştır.

CHP öndegelenlerinden partilerinin makûs kaderini değiştirmenin gereğine inananlar da…

Bir bölümü “İnsanlar konuşa konuşa anlaşır” olan eskilere ait sözü hatırlamanın tam zamanı.

Konuşma başlamışsa anlaşmanın önü de açılmış demektir.

Bağnaz ve yobazlar değişmeye direnirse dirensin, aklı başında olanlar bu gidişten memnun.

ΩΩΩΩ  

Reklam

49 YORUMLAR

  1. Bu cuma günü (7 Ekim 2022), sevgili Peygamberimizin (aleyhisselam) doğum gününü, yani Mevlit Kandili’ni idrak ediyoruz. Bu kutlu günde ne kadar sevinsek azdır. Zira bütün bir insanlık ve tüm evren ‘o’nun yüzü suyu hürmetine yaratıldı.
    Âlemlere rahmet olarak gönderilen o şanlı Peygamber ile birlikte insanlık, son ama sonsuz olan ilahi mesajı almıştır. Zira ‘o’ndan sonra, kıyamete kadar bir daha peygamber ve din gelmeyecektir.
    Bütün semavi dinlerin asılları ve inanç sistemleri aynıdır; aralarında kıl ucu kadar ayrılık yoktur. Yani bütün Peygamberler aynı imanı haykırmıştır. Benimseyenler inanan (Mümin-Müslüman), benimsemeyip inanmayanlar kâfir (inkârcı) olmuşlardır.
    Bizler Müslümanlar olarak, önceki tüm dinlere ve onları getiren peygamberlere de inanıyoruz lakin önceki dinlerin mensupları olduklarını iddia edenler, son peygamber olan, âlemlerin övüncüne, Muhammed Aleyhisselam’a ve getirdiği dine inanmıyorlar.
    Halbuki biraz dikkat etseler, gelmiş ve geçmiş bütün dinlerin, İslamiyetin içinde olduğunu görürler.
    Bu inançsızlıklarıyla da varlıklarının sebebi olan rahmetten mahrum kalıyorlar.
    Sevgili Peygamberimizin güzel isimlerinden ‘Yasin’ olanı pek meşhurdur. Kuran-ı Kerim’de bu isimde sure mevcuttur. Müfessirler (Kuran-ı Kerim’i açıklayanlar) ‘Yasin’i şu şekilde açıklamışlardır: “Ey bana en yakın olan denizin dalgıcı olan bilge Peygamber, habibim Muhammed” (aleyhisselam).
    Allahutaala ‘o’nu, kulları arasından, kendisini en iyi anlayan, tanıyan, bilen ve kendisine yapılan kulluğun zirvesinde seçip yarattı. Ve ‘o’na Muhammed ( yerde ve göklerde övülen) ismini vererek, bizzat kendisi methetti.
    Allah’ın bizzat övdüğünü övebilmek kimin ya da kimlerin haddine!
    Şu halde; bizler, kul planında olarak, ‘o’nu övebilmekten pek uzağız. Pırlanta olan Allah övgüsünün yanında, bizim övgülerimizin cam parçası olmadıklarını, olamayacaklarını biliriz. ‘O’nu methetmeye cüret eden yazının kendisi güzelleşir.
    Kıyamet günü, Allah, ‘o’nu en yüksek burçta oturtacak ve en yüksek bayrağı orada dalgalandıracaktır. Ve o, ‘Yeter!’ deyinceye kadar, Allahutaala kendisine ikram ve ihsanlarda bulunacaktır.
    ‘Dile benden ne dilersen, vereyim!’ muştusuna, ümmetinin bağışlanmasını (büyük günah işleyenler dahil) dileyerek; onları da rahmet mantosuyla bürüyerek şefaatin (af ve bağışlamanın) öncüsü olacaktır.
    Varlık hikmetimizi anlatmaya çalışan şair; hayal çerçevesine oturttuğu şu dizelere ne dipsiz mana vermişti:
    ‘Düşünüyorum, ondan evvel zaman var mıydı?
    Hakikatler, boşluğa bakan aynalar mıydı?’
    Cenabıhak, yaratmış olduğu tüm mahlukatı arasında, hamur mayasını en ziyade sevgiyle yoğurduğu ve daha önemlisi, kendi sıfatlarıyla bezediği ‘Hayr-ül-beşer’ i (en üstün ve en hayırlı insan), dünya sahnesine, insanlık sıfatlarıyla gizleyerek; güzel ahlakı tamamlamak üzere, rahmet elçisi olarak gönderdi.
    Allahutaala, ‘o’nunla gönderdiği son ve en mükemmel din olan İslamiyet ile, kurtuluş reçetesini, Kuran-ı Kerim’le tüm insanlığın hizmetine sundu.
    Artık şahıs ve cemiyet planında kim ya da kimler ‘o’nun sevgi kuşağında yer alır ve getirdiği ilahi mesajla (Kuran-ı Kerim) amel ederse dünya ve ahiret saadetine kavuşmuş olur.
    Zira kişi, sevdiği ile beraberdir.

    • Kandil mübarek olsun. Kuran-ı Kerim kurtuluş reçetesidir, amenna! Ancak, “bütün insanlık ve tüm evren ‘o’nun yüzü suyu hürmetine yaratıldı” diye bir ayet var mı? İnternette raştırma yapanlar bu durumun doğruluğuna değinen bir “hadis” te olmadığı bilgisine varabilir. Kaldı ki dünya kadar hadis arasında, hadislerin ayetler paralelinde olmayan türleri üzerinden iddialı argüman geliştirmek sakıncalıdır. Öyle ki bu tür konular insanı “şirk”e kadar götürebilir. madem yazmışsın, “yüzü suyu hürmetine” şeklinde değindiğin ifadeye ait güvenilebilir bir kaynak gösterebilir misin? Bunu doğru kabul etmek Kuran’daki eşyanın tabiatına değinen ve Kainatla ilgili ayetlerle verilen bilgilerle ne kadar uyumlu? Biryerlerden bulup getirdiğin, doğruluğu şüpheli politik argümanların arasına boca ettiğin o yazdıklarının sorumlulğunu ve dolayısıyla biliyor musun? Hz. Peygamberin kendisi hakkında yalan-yanlış iddialar atanlar için neler demiş biliyor musun? Herşey bir yana, Evren’in bağımsız yaratılmış olması Hz. Peygamberin değerini küçültüyor mu ki böyle çıkarımlara ihtiyaç duyuluyor?

  2. Almanyalı arkadaşa hatırlatma;

    Amerika, Avrupa’yı Rusya’ya yaptırıma zorlayarak kumar oynadı, kazandı…
    Ekonomide devrim yaparak en büyük rakibi hâline gelen Almanya’ya çok ağır darbe vurdu…
    Avrupa’da tarım üretimi doğalgazla yapıldığı için büyük tehlikede. Bu yüzden Ukrayna’nın tahıl koridorundan gönderdiği buğdayları muhtaç ülkeler yerine kendileri alıp depoluyorlar. Putin haklı olarak buna karşı çıktı, hem bana yaptırım uyguluyorlar hem de tahılları topluyorlar, gemilerin Odessa’dan çıkışına izin vermem dedi. Avrupa’nın en büyük alüminyum tesisleri teker teker üretimi azaltıyor, bazıları 2 milyar avroya çıkan yıllık elektrik faturası yüzünden kapanıyor…
    Düşünebiliyor musunuz, böyle bir zamanda Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olduğunu…
    Eyvah ki eyvah..
    Yandık, kül olduk. Rusya’ya biz de yaptırım uygulamak zorunda kalacaktık…
    Gazımız kesilecek, fabrikalarımız üretim yapamayacak, halk kış mevsiminde donacak, faizlerle birlikte, işsizlik tavana çıkacaktı. Enflasyonu siz asıl o zaman görün. Bizi Avrupa Birliği’ne niye almadılar biliyorsunuz değil mi?
    Hıristiyan olmadığımız için! İslam dinine sahip olduğumuz için ne kadar şükretsek azdır. İyi ki AB’de değiliz…

  3. iktidar bilesenleri iktidardan gidince bilesenlerine ayrilcak. o zaman ne olcak. o zaman cikarilan yasalar kimin isine yarayacak acaba?

  4. EN TEMEL DİNAMİK: FARKLILIK
    Hayatımızın en temel dinamiği “farklılık”tır.
    Zira Allah bile, hayatın başlayabilmesi için bile, farklılık öngörmüş.
    Allah hayatın başlamasını kadın-erkek farklılğı üzerine bina etmiş.
    Allah istese bu farklılığı gerekli hale getirmeyebilirdi.
    Nitekim Hz Adem ve Hz İsa için bu sepepler by-pas edilmiş.
    Evet hayatın bu en temel dinamiğini görmezden gelenler bu realiteye çarparak tuz-buz olacak.
    Farklılığa meydan okuyanları, hız kadranları 200’e takılmış şekilde kaza yerinde akibetlerine nacıyarak seyredeceğiz.
    + – kutup farklılığından elektrik enerjisi üretiyoruz .
    Dünya uzay boşluğunda “birbirini dengeleyen” farklı daha doğrusu ters yöndeki “kütle çekim” ve “merkezkaç-savrulma” kuvvetleri nedeniyle duruyor.
    Farklılıktan ” enerji-sinerji” yerine, “anarşi” üretenler
    k a y b e d c e k.
    Farlı olanı “düşman”, farklı düşüneni “vatan haini” görenler k a y b e d e c e k.
    Mevcut iktidar hiçbir zaman farlı olana saygı göstermedi.
    Sadece zayıf olduğu zamanlarda suret-i haktan göründü.
    Başörtüsü sorununu da çözmedi.
    Çözmek zorunda kaldı.
    Bir hukukçu çıkıp;
    “Başörtüsü temel hak ve özgürlük olup, şeklen sadece yasa ile yasaklanabilir. Anayasa mahkemesi kararı ile de yasaklanamaz. Yasaklayan bir yasa da yok.
    – Ya serbest bırak,
    –Yada kanun çıkararak yasakla. Ancak kanun çıkararak yasaklarsan bu kez bu yasak da Anyasanın “Demokratik toplum gerekleri” ilkesine aykırı olur”
    demesi üzerine iktidar siyasi saiklerle serbest bırakmak zorunda kaldı.
    İktidarı destekleyenlerin ekseriyeti samimi olabilir.
    Ancak iktidarın söz sahibi olanlarının başörtüsü konusunda hiçbir zaman samimi olduklarını düşünmüyorum.
    Uluslararası platformlarda yasağın devamı için bildirdikleri görüşü, hele ki gerekçelerini öğrenen samimi destekçileri soluğu tımarhanede alacaklar.
    Tahminime göre kısa sürede.

    • Dış politikada destan yazıyoruz. “O Biden ise Ben de Erdoğan’ım” diyen Cumhurbaşkanımız ile ABD Başkanı BM Genel Kurulunda ailece birlikte yemek yedi. Rus ve Ukraynalı esirlerin iadesi bile Erdoğan’ın girişimiyle gerçekleşti. Şimdi iki ülkeyi barıştırma görevine soyundu…
      Tahıl koridoru anlaşmasını ABD ayakta alkışladı. İngilizler sonunda gerçeği gördü, Erdoğan’a karşı desteklediği muhalefetten ümidini kesti. Financial Times, “Altılı masa çatladı, dağılmamak için büyük mücadele veriyor gizli anlaşmalar yapıyorlar” diyerek yerden yere vurdu…
      Diyorlar ki; “Hükümet bu adımları seçimi kazanmak için atıyor…” Evet! Vatandaş onu niye seçti? Hizmet için. O da gereğini yapıyor… Al gülüm ver gülüm!

  5. Sayın yazar “Ortak açıklamalar erken bir koalisyon protokolü gibi.” diyor ama pek de erken sayılmaz artık, şurda seçim takviminin açıklanmasına birkaç ay kalmış:)
    Hatta atı alan çoktan üsküdarı geçti ama bunlar hala toplanıp toplanıp dağılıyorlar, nafile… 2028e inşallah:)
    Sayın yazar toplumun fırkalaşmasından mı şikayetçi yoksa fırkalar arası işbirliğinden mi çok memnun tam anlaşılmıyor,
    yani hiziplerin belli bir çatı altında buluşmuş olması iyi midir yoksa çok mu kötüdür bir karar verseniz de okucularınız olarak bizler de müstefid olsak?
    Koyun sürüsü gibi birlikte otlayıp birlikte geviş getirmektense kutuplaşmak veya kutuplar arasında çatışmak daha insanidir heralde?

  6. espri anlayışımız izanımızın eseridir mustafa bey, gülmek güzeldir,
    güldürmek daha güzeldir. keşke ortak paydamız hep gülmek olsa.
    yorumumda ben bir inançtan değil, sosyolojik bir gerçeklikten,
    araştırma verileri sonucu elde edilmiş seçmen profilinden,
    ve ölçülebilir verilerden bahsediyorum.
    demek, siz de 1950 den sonra
    eğitim ve gelir seviyesi azalıyor diyorsunuz,
    ben de gülmek yerine teklif getireyim size,
    yorumlarımızı temellendirelim bu durumda diyorum,
    hem ortada atıp tutmamış oluruz,
    hem insanların nesnel düşünmesine zemin hazırlarız,
    ne dersiniz?
    buyrun madem.

    • sevgili ddm..ben 1950 den sonra eğitim ve gelir seviyesi düşüyor demiyorum.hani sen diyorsunya eğitim seviyesi ve gelir seviyesi yükseldikce chp ye oylar artıyor.işte chp 1950 den sonra tek başına iktidar olamıyorya ..demekki gelir seviyesi ve eğitim seviyesinde bir düşüklük olmuş ki 1950 ye kadar tek başına iktidar olan chp daha iktidar yüzü göremiyor.bi 1970 ierde ecevit le gelir seviyesi ve eğitim seviyesi yükseliyor daha sonra tekrar düşüşe geçiyor..helede günümüzde oyları yüzde 25 çakılmış bir chp de ülkede eğitim ve gelir seviyesi 1930 lar 40 lara göre çook çook geride demekki.anlayınca bak sende gülecen ne güzel beraber gülewceğiz.allah gülmektem ayırmasın sevgili ddm.bu arada kandilinde mübarek olsun.

      • “sevgili ddm..ben 1950 den sonra eğitim ve gelir seviyesi düşüyor demiyorum.”
        demişsiniz ama
        “ülkede 1950 den sonra devamli egitim seviyesi düşüyor ve gelir durumu azaliyor..”
        beyanınızda bir açıklama olmayınca öyle anlaşılıyor değil mi?
        siz düzeltince güldüm tabi,
        eğitim seviyesinde bir düşüklük olmamış ifadenizi de düzeltip yeterli yükselme olmamış dersek, yeterli oy sağlanamamış demek olur ve benim ifadem de karşılık bulur.
        “eğitim seviyesi arttıkça oylarımız düşüyor” diyen enerji bakanı taner yıldızın beyanı da bu sosyolojik gerçekliğin ve seçmen profili sonuçlarının veciz bir ifadesi.
        Allah sizi de gülmekten ayırmasın mustafa bey, bilmukabele kandiliniz mübarek olsun.

        • evet chp nin tek başına iktidar olduğu dönemlerde eğitim seviyesi okur yazar oranı üniversiteli oranı 1930-1940 larda daha fazla idi.günümüzde eğitim seviyesi okur yazar oranı ve üniversite giden oranı 1930 lara 40 lara göre daha az olduğu için chp yuzde 25 e çakıldı kaldı..

        • sanırım bu yorumda bir
          “ben öyle demiyorum”
          açıklaması getirecek,
          ben onu anladığımda da güleceğim
          ve onu da düzelteceğim,
          bir belki iki yorumumu destek beyanı ekleyeceğim,
          peki sonra?

  7. ddm bak buna çok güldüm..
    Chp bu ülkede eğitimli gelir durumu yüksek olan seçmenin oyunu alıyor ülkenin eğitim ve gelir durumu değişince yani yükselince chp nin ve muhalefetin oy oranı da değişir ve yükselir.😂ülkede 1950 den sonra devamli egitim seviyesi düşüyor ve gelir durumu azaliyor..bu yüzden chp oy artıramiyor…..siz gercekten buna inaniyormusunuz..yani chp nin oy alamamasının sebebinin egitim ve gelir durumu olduguna ….niye chp nin oy artıramadigi bence bu zihniyette…

    • Elbette sorun zihniyette adamlar zihniyet değiştiriyorlar helallik alalım diyorlar alkışlayacağınız yerde gene bla bla

      • CHP’nin bir “parti okulu” var, bilirsiniz..
        Okul var da, buradan “mezun olanlar” ne işe yarayacaklar bilen yok.
        Diploması, sınavı, not sistemi olmayan bir garip okul bu.
        Bu okulun bir “hukuk çözüm masası” varmış.
        Ne çözüyorlar Allah bilir.
        Bu masa bir rapor hazırlamış, parti yönetimine “gölge kabine” kurmasını öneriyor.
        İngiltere’de vardır.
        Muhalefette bulunan parti, iktidara gelince hangi bakanlığa kimin atanacağını önceden açıklar. Böylece seçmen neye ve kime oy vereceğini daha iyi bilir.
        İngiltere’de olur, bizde olmaz.
        Burada, gölge kabinede kimlerin olacağı değil, “kimlerin olmayacağı” önem kazanır.
        Birbirlerini yerler!
        Bakan olamayacağı şimdiden belli olan kazan kaldırır.
        Her türlü pis ve sinsi oyun, her türlü altını oymaca, ayak kaydırmaca sergilenir.
        Lakin, yürürlükteki siyasi sistemde zaten kimin bakan olacağı pek de önemli değildir.
        Bütün mesele kimin cumhurbaşkanı olacağıdır.
        Bunlar nerede ve ne zaman yaşadıklarının farkında değiller.
        O kadar ki… Başkanlık sistemine geçilirken Sayın Kılıçdaroğlu, “Ya başkan bir partiden, başbakan başka bir partiden olursa” demişti…
        Yeni sistemde başbakan diye birisinin olmayacağının farkında değildi!
        Eh, Kağıttepe belediye reisi adayı…
        Sakarya muharebesini Adapazarı’nda sanan büyük entellektüel.

      • Sebil abi helalleşmek işteş bir fiildir, bizim helal edeceğimiz bir şeyimiz yok, chp neyini bize helal etmek istiyormuş acaba, biraz daha açar mısınız????

  8. “Değişime direnenler her toplumda var; onlar için ‘bağnaz’ veya ‘yobaz’ gibi sıfatlar kullanılıyor.” diyor sayın koru. durum ortada, coğrafyamızın durumunu örnek verip duruyorum, boşuna mı? bu dinbaz, yobaz ve bağnazların coğrafyası ve hali ortada işte. kutuplaştırma, ötekileştirme, din kavgası, mezhep kavgası sonuç gelişememe, gönenememe, fakirlik, yoksulluk, cahillik.
    şimdi yorumlar dolusu güzelleme yazsan, başarı öyküsü uydursan ülkenin hali değişiyor mu? fakirlestiğimiz, yoksullaştığımız, insanların temel gıda maddesi alamadık hale geldiği ülkenin yolsuzluklar, israflarla güç kaybettiği gerçeği değişiyor mu? tuik rakamları değiştirince gerçekler değişiyor mu?
    bazıları çıkmış akp nin iktidarda kalmasını başarı satmaya çalışıyor. oysa başarı güzellik gibi bir bütünlük ister, birinin kaşı gözü güzel olabilir ama bu onu güzel bulmaya yetmez, elbette kişiden kişiye değişsede ben asgari müşterek ortak bir paydadan söz ediyorum, başarı da böyle. onlarca yıl iktidarda kalan diktatörler var, ya ülke ne halde, kendi ve yakınları zengin olmuş bi bakıyorsun ülke yoksulluk içinde. şimdi başarı kriteri ülkenin gönencidir, refahıdır ötesi kenar mahalle kıraathanesi laklakıdır.
    bin sayfa yazsan, saatler boyu konuşsan cehaleti ispata tek bir rakam yeter.
    performans, güç, süre denklemini kurup ülkenin içinde bulunduğu rakamlarla muhasebe yaparsanız akp iktidarının bütün zamanların açık ara en başarısız iktidarı olduğu görülür üstelik her alanda, ilk on yıl için göreceli bir başarıdan söz edilebilirse de ikinci on yıl eksi rekorları kırılmıştır. para bütün zamanların en büyük mağduriyeti ve değer kaybını yaşıyor enflasyon dünya rekoruna koşuyor eh yani tarımdan hayvancılığa ekonomiden yargıya egitimden dış politika bu denli büyük başarısızlık yakalamak bir başarı ise %180enflasyonu %80 göstermek bir başarı ise insanlar temel gıdalarını alamazken saraylar inşa etmek, israf rekorları kirmak başarı ise bu başarı anlayışına şapka çıkarmayan kimse çıkmaz sanırım.
    bu % 30 oy oranına simbiyotik besin hatta bir kısmı için saadet zinciri olmanın dışında anlam yükleyenler bir ara bu ülkede hdp nin de oyunun %12 olduğu gerçeği ile yüzleşsinler üstelik akpnin oyları azalırken hdp nin oyları yükseliyor iyi mi?

    chp bu ülkede her dört seçmenden birinin oyunu alıyor eğitimli gelir durumu yüksek olan seçmenin oyunu alıyor ülkenin eğitim ve gelir durumu değişince yani yükselince chp nin ve muhalefetin oy oranı da değişir ve yükselir. durumun sosyolojisi budur. dindarlar çevremde görüyorum ekrandan izliyorum sayın koru da olduğu gibi bir kabul ve anlayış içindeler bu hepimiz için bir umuttur, kutuplaştırmanın, değişime direnmenin, lanetin, nefretin yaşadığımız toplum adına bir kabus ve tehdit olmasının aksine.
    uzlaşı ve hoşgörü kazansın umalım.
    dünyanın hali ortada,
    bir çağ yangını bu,
    ve masum değiliz.

    • sayın erdoğan alevileri ziyaret ediyor, rutine bağlamış gibi, cümbüşevi niteledikleri, iktidarı boyunca görmezden geldikleri kesim için bir ajandası var galiba,
      şimdi bu ajanda için kolay, basit, cahilane bir şekilde lanet ve nefret söylemi yolunu mu tercih edelim yoksa
      hoşgörü ve iyimserlikten yola çıkıp istisna olmamak üzere bütün siyasetçilerin oy peşinde koştukları gerçeğini kabul edip toplum için uzlaşı imkanı ve hayırlı sonuç mu umalım? yani sayın erdoğanın bu ziyarette oy peşinde olmadığını düşünen var mıdır? yani sayın kılınçdaroğlu oy derdinde de sayın erdoğan değil mi? samimiyet konusuna hiç girmiyorum bile.

      • 2023 seçimlerinin çok hararetli ve renkli geçeceği belliydi. Kapsayıcı hamleler ile kutuplaşmayı karşı tarafın üzerine yıkan söylemlerin bir arada olması bekleniyordu. Kimlik taleplerinin kampanyaların başat konularından olması ise kaçınılmazdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cem evi ziyareti ilk adım oldu. Şimdi Kılıçdaroğlu oy alabilmek için partisinin ve kendisinin yakın geçmişine ters dursa bile yeni taktikler uygulamaya çok istekli. Ancak Kılıçdaroğlu’nun teklifinin kimlik taleplerini karşılamada sessiz devrim gerçekleştirmiş AK Parti tarafından el yükseltme ile cevaplanacağını öngörmemesi pek mümkün görünmüyor. Bu da CHP tabanını zorlayacak yeni adımlar da atabileceğini düşündürüyor. Nitekim Erdoğan, kolayca samimiyet testi topunu karşı tarafa atıverdi. Hatta Alevilerin talepleri konusunda bir açılım olabileceğinin işaretini gösterdi. Kampanya döneminde partiler arasında özgürlüklerin alanını tahkim eden bu tür bir yarışmanın oluşmasını olumlu görüyorum. Kürt meselesinin de bu yeni havada gündem olması beklenebilir. Böylece kimlik siyaseti meselesi farklı bir evreye girer. Adayların açılımı öne çıkararak karşı tarafı dürüst/samimi olmamakla suçlaması seçmenin lehine bir durum. Bundan hangi parti ne kazanır bir yana, ancak demokrasimiz çok şey kazanabilir.

        • samimiyet testi topu meselesi chp için değil akp için samimiyet testi olacak, topu taca atıp atmadığınızı göreceğiz,
          “Kampanya döneminde partiler arasında özgürlüklerin alanını tahkim eden bu tür bir yarışmanın oluşmasını olumlu görüyorum.” diyorsunuz ama genel yorumlarınız,
          lanet ve nefret söylemleriniz bu söylediğinizi hiç desteklemiyor,
          kürt meselesine gelince,
          seçim öncesi ne kadar iyi fikir acaba? geçmişteki toplumsal mutabakattan uzak şeffaf olmamakla eleştirilen çok başarısız ben bilirim/ben yaparım teşebbüsleriniz ve kanlı sonuçlarından sonra iyi düşünmek gerekir diye düşünüyorum.

  9. Anladıgım kadarı ile chp nin şu andaki yönetiminin eski katı laikci chp yönetimine göre desteklenerek Türkiyenin normalleşmesi ve bu chp den istifade ederek hak ve òzgürlükler konusunda muhafazar kesimin kazanimlar elde etmesi ve desteklenmesi gibi düşünceler dile getiriliyor..ama burda yanildiginiz nokta çok…bay bay kemal beyi nasil bir olayla kim chp nin başina gećirdi..kim bu güc.amaci neydi…ve bu bir iki kişinin baskan olmasi ile alakali bir durum degil.bu zihniyet meselesi..bay kemal chp başkani olunca chp zihniyeti değisiyormu..hayir..ve hatta bu bay kemali bir kasetle chp başina grçirenler çok daha kolay chp baskanligindan indirebirler.mesele ilk etapta chp yi iktidar yapmak ..sonra kim bay kemali chp baskani yapti ise esas chp ozaman ortaya çîkacak..oynanan reklamlar..zihniyeti değistirsene .bu zihniyet değismez..sadece yüzde 50+1 icin değişmiş gibi gözükmek..bu arada baskanlik sisteminin faydasi 😂bu sistem nelere kadir.chp bile başörtünü savunur oldu.nicin ?yuzde 50+1icin. Niye parlementer sistem dediklerini anlayin.baskanlik sisteminde chp bile milletten yana olmak zorunda…çogunlugu kazanmak zorunda…ama parlementer sistemde yüzde 25 kemik oyla herzaman iktidar ortagi koalisyon ortagi..hemde hiçbir sey yapmadan…sadece ortami ger kutuplaştir yeter.

    • Bu sistemde 50-1 alan muhalefete hiç bir hak tanınmıyor. Parlamento yani meclisin bir önemi yok. Herşey bir kişiye bağlanmış. Denetim yok, derebeylik var. Bu demokratik bir sistem değil. Geniş halk kesimlerinin hakkı ve hukuku gözardı ediliyor. O yüzden tekrar Meclis temelli bir sistem diyoruz. Başkanlık sisteminde de Meclis ve denetim güçlü olabilirdi. Ama bunu istemiyorlar. İstedikleri gibi keyfi karar alabilecekleri bir sisteme geçtiler. Bunun zararını tüm ülke çekiyor. İktidara oy verenler de. Yüksek enflasyonun, yoksullaşmanın, büyük yolsuzlukların sebebi bu.

      • Bu sistemde 50-1 alan muhalefete hiç bir hak tanınmıyor.
        adam gibi muhalefet yapıp iktidarı indirme yi kim engelliyor..bak ist ank akp den alındı.bir de yüksek enflasyon ekonomi falan bunların başkanlık sistemi ile
        ile ilgili olduğu tvlerin size ezberlettiği yalanlar.almanyada amarikada ingilerede avruda bütün dünyada her yerde ekonomik kriz var.ordada a mı başkanlık sistemi var.

  10. Troller harekette, Kılıçdaroğluna bunun kadar saldırdıklarına göre kılıçdaroğlu ve 6’lı masa doğru yoldalar.

    Şiddeti ise seçim yanaştıkça artarak devam edecek.
    “korkunun ecele faydası yoktur”

  11. ddm ve sebilürreşad’e hatırlatma;
    Bir arkadaşım, mesaj yollamış, soruyor:
    – Bu Kılıçdaroğlu AKP’li mi?
    Bir başka arkadaşım da “Hangisi kârlı?” diye soruyor, “Kemal Bey mi, Erdoğan mı?”
    Hangisinin haklı olduğunu değil de hangisinin kârlı olduğunu sorduğuna göre, haklıyı haksızı zaten biliyor demektir. Pekâlâ…
    Öbürüne cevap verelim:
    Kim kârlı?
    Cevabı gayet kolay.
    1. Başörtüsü, eğer anayasayla koruma altına alınırsa, muhafazakar seçmen, mutlu olacak. Ve Erdoğan’ı elbet alkışlayacak. Kim kârlı?
    2. Yok, CHP oy vermez de başörtüsüne Meclis’te anayasal bir güvence sağlanamazsa, o zaman da Kemal Bey kaytarmış olacak. Ve Erdoğan yine alkışlanacak. Kim kârlı?
    İster yazı, ister tura.
    Görüyorsunuz ki iki halde de Erdoğan’a tepsi içinde “koskoca bir puan” yazılacak.
    Kâr meselesi böyle.
    Haklı-haksız meselesine gelince…
    En haklı, benim o arkadaş çıkacak.
    Ne sormuştu bana?
    – Kılıçdaroğlu AKP’li mi?

    • evet, teknik olarak doğru.
      kılınçdaroğlu akpli ve erdoganda chpli gibi. nasıl chp akp nin yolunu açıp iktidara getirdiyse şimdi de akp chp nin yolunu açıp iktidara getiriyor, istanbul alındı gerisi kolay.
      kar belli, zarar belli,
      istanbulu kaybeden türkiyeyi kaybeder. (kim diyor bunu?)

  12. “Bizden Biri”!

    Dünkü “Bizden biri” marka nakarat oldukça ilginçti ama biraz fazlaya kaçmıyor muydu? O kadar oy toplamışken “Bizden Biri” denilen kişi nasıl oldu da oy kaybını önleyemedi? Bizden Biri veya Sizden Biri, peki temsil ettiği ülkenin durumundan ne haber, iyi mi? -Hayır DEĞİL!

    Madalyonun bir yüzünde sırıtan hataları görülmeden bir liderin kayıtsız şartsız sahiplenilmesi/adeta göklere çıkarılması hep saçma gelmiştir bana! En azından Ne bu yaman çelişlkiler, “ufak at da civcivler yesin” demek gelmiştir içimden.

    Hiç mi hatası yok, yahu? Hata üstüne hata! Hatalarından ne öğrenebildi? Hatası yok ise TL Ekonomisi ele güne karşı neden bu kadar geriledi? Göreceli trendler bazında, boy ölçüştüğü/sözde meydan okuduğu “Biden ülkesi”nin ekonomisi nerede, “Erdoğan ülkesi”nin ekonomisi nerede? İhtiyaca yönelik üretim/genel ekonomi trendleri birbirine yakın olsa hadi neyse, baştacı edelim “Bizden biri” diyelim!

    …..
    Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz!
    “Bizden biri” deyip deyip öyle atılmaz!
    Siz kimsiniz, etiniz, budunuz ne? diyen olur,
    Boşver! öyle sorulara muhatap olunmaz!

    Yakana yapışmışsa ekonomik gerilik,
    Karın doyurmuyor öylesi “Bizden Biri”lik!
    Ekonomiyle beslendiği için, insanın
    Rekabet edemez dünyada, yoksa dirilik!

    Güzel şeylerden bahset “Bizden biri” diyelim!
    Karnımız tok, başımız dik! öyle övünelim!
    “Bizden biri”, “sizden biri” boş laftır bunlar, boş!
    Ekonomi milli ayna! sadede gelelim!
    …..

    • Zaman zaman Altılı Masa’ya ilişkin değerlendirmeler yapılıyor. Farklı anlayışlardan bahsediliyor, uyumsuzluk iddiaları ortaya atılıyor. Nihayetinde de “Bu masa dağılır” deniliyor.
      Bence öyle değil. Bazı tespitler doğru olsa da, sonuçta ortaya konulan hüküm yanlış. Bu masa kolay kolay dağılmaz. Çünkü bütün tespit ve zaman zaman ortaya çıkan anlayış farlılıklarının da üzerinde masa sakinlerini birleştiren sağlam bir yapıştırıcı var. Bu Parlamenter Sisteme dönüş hayalleri filan değil. Birlikteliği sürdüren tılsıma “Erdoğan hazımsızlığı”, “Erdoğan’ı çekememek” ya da daha net bir ifade ile “Erdoğan düşmanlığı” denilebilir. Bu o kadar sağlam bir birleştirici ki, sık sık duyulan çatırtılara rağmen, o masayı ayakta tutuyor.
      Meral Akşener durumu açıkladı zaten. En büyük hayalinin “Erdoğan’ın aşkı olan İstanbul’u elinden almak olduğunu” söyledi. Birinci aşama tamamlandı. Şimdi ikinci aşamaya geçildi. O da Erdoğan’ı Beştepe’den indirmek.
      Altılı Masa’nın paydaşlarını yan yana, el ele, omuz omuza hareket ettiren, birbirlerine katlanmalarını sağlayan işte bu hedef!

    • Ayrıştıran kutuplaştıran, mütedeyyinlere böcek muamelesi yapan, başörtülüleri aşağılayan CHP zihniyetinin ta kendisidir.
      Hem senin neyine güvenelim?..
      “Darbe olursa tankın önüne ilk ben çıkarım” dedin, tankı görünce arkasından sıvıştın.
      “Bizim belediyelerimizde kimse işten çıkarılmayacak, namus sözü” dedin. CHP’li belediyelerde işçi kıyımı yaşandı.
      Başörtüsü kılık kıyafet yaşam tarzı demokratik hak ve özgürlük alanıdır. Anayasada teminat altına alınmıştır. Tartışılamaz. Tartışan da yok.
      Ha, “seçim yaklaşıyor, başörtüsüne çökelim dindar görünelim” diyorsanız o başka! (Sizin başkan bakanlığın yaptığı metroya çökmeye çalıştı, çok mu?!)
      CHP, “başörtüsü kanun ile güvence altına alınmalı” diyorsa tehlikelidir.
      Zira (hayal ya) CHP iktidara gelse (Hafazanallah), ‘kanunla serbestlik verildi’ deyip “kanunla yasaklar” başörtüsünü…
      Vesayetçilerin gölgesinde, olmayan kanunlarla başörtüsünü yasaklayan zihniyet bunu mu yapamayacak!..
      Yapar.
      Zira CHP’nin bagajı yasaklarla doludur!..

  13. NR için hatırlatma;
    CHP’nin bu tür şaklabanlıkları hoşumuza gitmiyor değil ama hafızasız süs balıkları da değiliz yahu.
    CHP, Şeriat teklifi verirse samimiyetlerine inanırız belki (!), böyle zor: Velhasıl aradığınız oya şu anda ulaşılamıyor, bir daha deneyin.

  14. Hayreti Mucip kardeşime ithaf olunur;

    CHP’nin din ve kutsal düşmanlıklarını sıralamaya kalksak hacimli bir kitap yazmamız gerekir. Her ne kadar “takiyye” yapıp “başörtüsüne özgürlük” naraları atsalar da biz onların cemaziyülevvellerini biliyoruz. Ve bu geçmiş; kirlenmiş, kötülük ve düşmanlıklarla dolu bir geçmiş. CHP bu konuda o kadar kirli bir geçmişe sahip ki değil başörtüsünü şeriatı getirmek isteseler bile pisliklerini temizleyemezler!
    Hal böyle iken, CHP’nin başörtüsü aşkı (!) nerden peyda oluverdi?
    Elbette yaklaşan seçimlerden…
    Bir oy daha fazla alabilmenin derdindeler.
    İstanbul belediyesi seçimlerinde yaşanan tablodan cesaret ve ilham alarak muhafazakâr ve Müslümanları ahmak yerine koymaya çalışıyorlar. Sevgi pıtırcığı kesilen İmamoğlu’nun “hepinizi kucaklayacağım” aldatmacasına aldanan muhafazakarları bu sefer “Acaba saf dindarları nasıl kandırıp oylarını devşirebiliriz”in planlarını yapıyorlar.
    Ey oy, sen insanlara neler yaptırıyorsun!
    CHP, birkaç oy için yüzyıllık davasını sattı ya…
    Onların satmayacakları hiçbir şey olmadığını böylece görmüş olduk.
    Endişemiz, CHP’nin birkaç oy uğruna yaptığı bu illüzyona bazı saf Müslümanların kanacak olması…
    Ey Müslüman, sakın ola ki CHP’nin bu kandırmacasına aldanırsın…
    Aldanıp da yarın hesabını vermeyeceğin bir seçimde bulunma…
    CHP, hep din düşmanıydı, hep din düşmanı oldu, hep din düşmanı kalacak.
    Yoksa CHP kendi varlık amacını inkâr etmiş olur. Bu da lazım.

    • Öncelikle cevap verdiğiniz için teşekkür ederim .
      Bu dediklerini bazı abartılar hariç ben şahsen nerdeyse tümünü kabul ediyorum !
      Ama benim sizden istediğim bu degil ki canım kardeşim; bir de bu köşede AKP hakkında yapılan eleştirilere cevap verin , bu siyasi iktidarın ülkeyi nasıl uçuruma sürükledigini de görün, temas edin !
      Neden hic bu taraftan bakmıyorsunuz veya bakmaya çalışmıyorsunuz !
      Selamlar iyi günler

      • Eleştirilere kulak verselerdi, partiden çok ülke bütününü düşünselerdi AKePe, lideri önderliğinde kendini geliştirir oyunu arttırırdı. Bu camia buradaki reis/trol marka yorumculara da pek gerek duymazdı. Eleştirenlere, “en iyi müdafa hücumdur” taktìğiyle kayıtsız şartsız, ezberine savunuyorlar. Kuzguna yavrusu şahin görünürmüş! Oysaki ülke için daha hayırlısı, gerekiğinde şahin, gerektiğinde güvercin olabilmektir. İşin gerçeği, bizimkinin yapısı incelikli diplomasiye pek uygun değil. Başından beri bu genellikle bõyle..

  15. Kılıçdaroğlu etkilenir ve tepki verirdi sayın RTE’nin her söylediğinden nedense eskiden. hemde hemen, hatta belkide hiçdüşünmeden!
    🌟türban, kur’an, okulları, hocaları kursları kadınları kızları çocukları ..
    bir parti liderinin kişisel konusu mudur?
    binbeşyüz yıllık din inanç, bir partinin yada hükmedenlerin “bir dönemde ” alacağı kararlara göre şekilleneceğini sanmak!!
    😯size şöyle bir bilgi mi geldi mesela, türban bu dinin olmazsa olmazı tek sorun!…”
    hemde çözülecek hemen!! şimdi!..
    🤖sağ seçmen niçin bu yetkiyi partilee yada birkaç kanuni bile olmayan tarikat cemaat gruplarına havale etmiş görünüyorlar???
    gerçekten islamda bir sorun var göründüğünde..
    1500 yıllık meseleleri bir parti yada vatikanvari bir taktikle çözmeye kalkmak!!!
    🙁parti ve partililere tavsiyem,
    din inanç çarşaf lgbt terörist diş güçler vb işlere hiiiçççç bulaşmayın!!!
    iş, aş…
    eğitim öğretim çocuklar…
    huzurlu bir yaşam temini…
    afet müsibet savaş tedbirleri…
    tarım hayvancılık temiz hava su…
    ekonomi ekonomi ekonomi!!!!
    bunlar size çok bile!
    annadınız siz😠.
    sayın cb dün bir değil birden fazla adım daha attı:
    makrona gel seninle beraber bir berber…
    Ermenistan başına gel sende…
    Suriye elebaşına alooo….
    dedi🤖.

  16. Bir ali dava ve ulvi gayeler gözetilerek Ayasofya’nın ibadete açılması hamlesini, göklerden bir tescil olduğu iddiasında olan hamasi yorumlar veya safdil tarafgir tayfası var ki evlere şenlik. Karşılığında mayiş, cukka, avanta ve bilumum bilinmeyen süfli maksat ve gayeler bulunabilen siyaset mesleğine, avantacı kadrosundan dahil olup, çevreleyen kimseleri siyasette etik yasası ile hizaya çekmeye çalıştığında, muhalif dürüst lider diye şimdilerde kendini tesmiye eden davutoğlu ahmet bey, “Yolsuzlukla mücadele, şeffaflık, imar rantları konusuna çalışıp etik yasası, siyasette şeffaflık yasa tasarısını kamuoyuna sunduğunda, ‘Bunları yaparsak il başkanı, ilçe başkanı bulamayız’ denilmesinin üzerinden daha çok bir zaman geçmedi ki “hafızayı beşer nisyan ile malüldür” deyip insani noksanlarımıza suçu atabilelim. Yani bu girizgah ne için? Ayasofya oy için bir algı çalışması olup, gündeme getirildiği zaman nasıl ki maksat seçim kazanmak ise bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü hamlesi de benzer saik ve gaye ile oy almak içindir. Ama kalıcı bir çözüm olması bu girişimin toplumsal kazancıdır Ne sizinkiler Ayasofya’nın açılışında bir ulvi maksat gözeterek açmışlar, ne cehape başörtüsü meselesini ulvi dava ve uhrevi maksatlar ile yapmaktadır. Çünkü siyaset ulvi gayelerin alet edilmesi ile süfli maksatların takip edildiği bir icra alanı olarak merkez ve taşra teşkilatını teşekkül ettirmektedir. Bu bugün böyle olmuş değildir, devri Osmanlı için de benzerdir. Bu sebeple söylenmiş “Menfaat üzerine dönen siyaset canavardır.” sözü bu maksadı güdenlerin şahsi ibka ve şöhreti için her türlü şekle girebileceğini gösterir. Bizim takdir ettiğimiz nokta muhalif siyasetin içine girdiği uzlaşma, istişare ve tek adamlık sisteminden kurtuluş için takip ettikleri istişare yoludur. Çünkü gerçek hürriyetin önünde en büyük engeller Bediüzzaman’ın Meşrutiyet karışıklığı sırasında tespit ettiği “cehalet, inat, garaz, intikam, taklit, hiçbir kayıt ve kontrol tanımamak, şahsi menfaati milletin zararına da olsa her şeyin üstünde tutmak, Cumhuriyeti hakiki ve adil manasından çıkararak istibdada alet etmek” gibi tehlikeleri içinde barındırmakta ve bunlarla hakiki özgürlük için mücadele etmek gerekmektedir. Bu sebeple söylenmiş olan “Kahrolsun istibdat, kahrolsun zulüm. Yaşasın hürriyet, adalet, müsavat, meşveret” sözü aslında tam bunun için söylenmiştir.

    • II. Abdülhamid’i deviren İttihat Terakki Partisi ile bugünkü muhalefet arasındaki benzerlikten çok bahsedildi.
      Bu kez 6’lı masa bağlamında meseleyi benzeştirerek bir kez daha dile getirmek istedim.
      Bir karşılaştırma yapalım dedim.
      Dünkü Ahmet Rıza (İttihat Terakkinin başkanı), pozitivist ve Batıcıdır, bugünün CHP’sine eştir.
      İttihat Terakki’nin Ziya Gökalp’i olsa olsa bugünün İYİ Partisine denktir.
      Bugün ki HDP’yi İttihat Terakki içinde en iyi karşılayacak kişi Arapgirli ateist Abdullah Cevdet’tir.
      Gelecek Partisi, hem İslamcı hem İttihatçı Said Halim Paşa’ya benzetilebilir.
      DEVA ise olsa olsa, tam anlamıyla İngiliz dominyonu olmayı savunan Prens Sebahattin olabilir.
      Malum; bunca farklı inançta/düşüncede olan insanlar;
      Tıpkı bugünkü gibi ‘Tek adam’ yönetiminden şikayetlenerek, ‘Parlamenter Sistem’ isteyerek Abdülhamid’i devirme hususunda birleşmişlerdi.
      Ancak tarih hep tekerrür edecek değildir.
      Bu kez Tayyip Erdoğan’ı yiyemeyecekler, İnşaallah…

      • Sen ne saçmalıyon ittihat partisinin torunlari perinçekgiller Şimdi bunların kankisi Erdoğan.

      • Halbuki rahmetli sultan Abdülhamid han kendisi çok gadre uğramış ve uğratılmıştır. Suri bir istibdat ile toplum olarak tefessüh eden Osmanlı’yı ayakta tutmak için çabalamış ancak yıkımı biraz geciktirebilmiştir. Kıyas-ı maal farık olarak halihazır akape icrası, cennet mekan rahmetli Abdülhamid Han hazretlerinin zamanı ile örnek kabul gösterilmeye çalışılmaktadır. Abdülhamid Han hazretlerini payitaht dizisi ile bilip tanımış bu tayfa olsa olsa rafadan tayfa olup sözleri gevşek ve fikirleri kaygandır. Fakat akape ve şürekası derin devletçi doğu, tarihte ilgili dönemin olsa olsa Osmanlı’yı hızlı bir çöküşe götüren ittihatçı enver ve talat gibi hayalperestlerin icrayı fasidanesine uygun bir icraat içindedir. Hatta enver bunlara en güzel örnektir. İttihatçılar Osmanlı’nın mırık tabakası olup Osmanlı’nın “creme de la creme” eğitimli gençleri seferberlik sırasında darülfünun taburları ile Çanakkale ve benzeri müteselsil muharebelerde şehid olduğu için meydana gelen entellektüel kırımı sonrası itiihatçı tabaka İstiklal Harbi sonrası cumhuriyetin kurucu kadroları içine sızarak, “nostalgie de la boue” hayatlarına uygun bir toplum mühendisliği için ellerinden gelen icraat ve inkilabı yapmışlardır.

      • İstibdatı, sansürü, baskıyı, tek adam yönetimini savunuyorsanız demokrasiye karşısınız demektir. Demokrasiye karşı olanlarla ne konuşabiliriz ki. Yada konuşmanın bir faydası var mı. Demokrasi halkın vatandaşlık haklarını koruma altına alabilecek tek sistem. Halkı tanımayan hiç bir sistem de sürdürülemez. Tek adam yönetimine ve sultanlığa elbette sonuna kadar karşıyız.

  17. Mister Kemal, Pazar günü Washington’a gidiyor.
    Yok…
    -Biden veya adamlarıyla buluşmayacak!
    Ya? “Bilim ve teknolojideki gelişmeleri yerinde görmek için” gidecekmiş!
    Türkiye’mizin yerli teknoloji üretimine karşı çıkan, dalga geçen Mister Kemal sarf ediyor, bu lafı!
    “Amerika’ya icazet almak için gidiyor” diyenlere şöyle itiraz ediyor:
    “Benim icazet alma gibi bir felsefem, bir düşüncem asla olmaz. Bay Kemal kimseden asla icazet almaz!”
    Bunları söyleyen kim?
    12 yıldır ABD’nin Ankara Elçiliğinden sufle ve talimat alan CHP’nin Başı “Voice of America” Mister Kemal!
    CHP’li Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaş ne demişti:
    “Adayımızı, uluslararası karar vericiler belirleyecek!”
    Siyasi piyanodaki bütün tuşlara aynı anda basan Bay Kemal’in “başörtüsü atraksiyonu” anında boşa çıktı.
    Cumhurbaşkanı’nın “Gelin, Anayasal güvence altına alalım” teklifiyle…
    -CHP’nin “Siyasi Oyunu” çöpe gitti.
    Samimiyet sınavında “Sıfır” çektiler…
    İlk çark “Anayasayı her gün çiğneyenlerle Anayasa değiştirmeyiz” diyen Tipi Tip Özgür Özel’den geldi!
    2008 yılında Meclis’ten geçen Anayasa değişikliği ile başörtüsü yasağı kaldırılmış…
    Ancak, aralarında Kılıçdaroğlu’nun da bulunduğu CHP’li “Ağır Toplar” Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak değişikliği iptal ettirmişti.
    27 Şubat 2008’de AYM’nin önünde Bay Kemal ile birlikte sırıtarak poz verenlerden ikisi (Önder Sav ile Kemal Anadol) bugün de yasakçılığın yandaşı konumundalar…

  18. Kemal Kılıçdaroğlu bir süredir sosyal medya üzerinden kısa videolarla “gündemi sarsan” açıklamalar yapıyor. Gündemi sarsmak ifadesini tırnak içerisinde yazdım. Çünkü Kemal bey konuşur konuşmaz CHP’nin paralı trolleri işlerininin gereğini yaparak sanki sosyal medyadan yaptığı paylaşımlar çok etkili olmuş gibi bir hava yaratıyor. Sokakta, seçmende, sandıkta karşılığı olmayan bu yalancı etki Kılıçdaroğlu’nu anlaşılan motive ediyor. Öyle olmasa her aklına gelen konuda çok önemli bir şey söyleyecekmiş edasıyla, gün ve saat vererek sosyal medya paylaşımı yapmazdı.

    Ancak son seferde sanki birileri Kılıçdaroğlu’nu kandırmış gibi. Kalktı ve başörtüsünü yasal teminat altına alacak bir yasa telifi vermekten bahsetti. Halbuki hepimiz biliyoruz; başörtüsü yasağının temeli hiçbir zaman yasal olmadı. Keyfi ve hukuksuz bir uygulamaydı. Çokça askerin ve yargının siyaseti ve toplumu baskılayan etkisi sayesinde yıllarca üniversitelerde ve diğer alanlarda bu yasak devam etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan yargı ve asker vesayetini yıkıp geçtikçe yasak da ortadan kalktı. Yıllardır da kimsenin gündeminde değil.

    Sadece arada sırada meseleyi Kemal Beyin ittifak ortağı olan Saadetçiler hatırlıyor. Tabanı gaza getirmek için “evet başörtüsü şimdi yasak değil ama hukuki güvence yok. Erdoğan seçmeni kendine mahkum etmek için bilerek hukuki güvence getirmiyor” gibi aklı mantığa aykırı laflar ediyorlar. Yasağın destekçisi CHP ile ittifak yaparken yasağı kaldıran Erdoğan’ı suçlamak da ancak Saadetçilere yakışır bir tutarsızlık.

    Kılıçdaroğlu’nun bu saçma çağrısına karşılık Cumhurbaşkanı Erdoğan kolay fakat oldukça şık bir hamle yaptı. Önce Kılıçdaroğlu’nun yasakçı mazisini hatırlattı ve sonra yasal değil anayasal güvence için bir anayasa değişikliği önerdi. Kılıçdaroğlu sustu ve kaldı. Onun arkasını toparlayan CHP’liler, sizin anayasa değişikliği niyetinizin altında başka şeyler var, diyerek her zamanki gibi rejim bekçiliğine sığındı.

    İyi de bu aklı Kılıçdaroğlu’na kim verdi? Yoksa bu akıllara ziyan hamleyi tek başına mı kurguladı? Saadetçilerin argümanı olduğunu söylemiştik ama merak etmeyin; Saadetçiler Kılıçdaroğlu’nu kandırdı demeyeceğim. Belki sufle onlardan gelmiştir ama belli ki fikir Kılıçdaroğlu’na çok parlak gelmiş. Biri önermiş, diğeri de beğenip uygulamış!

    Derler ya keçiyi uçurumdan uçuran bir tutam ottur diye… Kılıçdaroğlu’nun durumu da tam olarak bu. 6’lı masanın Cumhurbaşkanı adayı olmak için aklına gelen her şeyi yapıyor. Her gün konuşuyor, devamlı gündeme gelmeye çalışıyor, partililerden biat istiyor, muktedir lider pozları veriyor, masanın diğer ortaklarına da aba altından sopa gösteriyor. Evet fikir çok kötü. Kılıçdaroğlu için bile çok kötü. Onun bile düşmeyeceği bir hata bu. Ama düştü işte… Çünkü aday olmayı çok istiyor ve kendisine adaylık yolunda avantaj kazandıracağını düşündüğü her şeye sorgulamadan atlıyor.Yani Kılıçdaroğlu’nu hiç kimse kendi hırsları, iştahı, adaylık şehveti kadar yanıltamaz!

    • Çok haklısınız.Kesin çözüm mü işte anayasa destek verin niyet bu işe sörun yok.

    • Bu günkü yazının konusu değişim ve değişime karşı gösterilen direnç. Değişime direnmenin hiç bir anlamı yok.

      Millet ittifakının en hırslı en gerilimli en heyecanlı ve en inatçısı Kılıçdaroğlu değil, bence siyaseti bırakıp üniversite hocalığına geri dönmesi gerektiğini düşündüğüm Ahmet Davutoğlu. Ama Davutoğlu bile bazı konularda toplumsal menfaati siyasi menfatin önünde tutar bir tavır sergileyebiliyor. Önemli olan bu.

      Millet ittifakında kendi adaylığı için özel çaba içerisinde olduğunu hissettiren kimse yok. Kılıçdaroğlu ittifakın öncüsü, ittifakı kuran o ve öncülüğünü en büyük parti olarak sürdürüyor, hepsi bu.

      Tek başlarına varlık gösteremeyen partilerin mecburen kurdukları ittifakın getirdiği birbirleriyle olağan etkileşimin ortaya çıkardığı zorunlu fikir birliğini takdir etmeyebilirsiniz ama yermenin de bir anlamı yok kanatimce.

      Ayrıca ittifakın çalışmalarını yakından takip edenlerin ittifak paydaşı partilerin ayrı ayrı çalışmalarının bütünlüğü olarak ortaya çıkan ortak politik planların
      çok iyi olduğuna dair beyanları var.

  19. Her şeyden önce bir kere Kılıçdaroğlu Erdoğan’ın yıllardır sallayıp sallayıp ürettiği rüzgarla gemisini yürüttüğü türbanı elinden almış oluyor. Bu bir sarmaldan çıkış demek. Artık Erdoğan türbanı siyasetinde kullanamayacak. Gayet güzel bir gelişme.

    • CHP gerçekten samimi ise o vakit şunu demeli: “Münhasıran başörtüsü sorununu çözmek için Anayasa’nın ilgili maddesinde değişiklik yapılmasından yanayım. Buyrun sadece o değişiklik teklifini Meclis’e sunun, biz destek vermeye hazırız.”
      Bunu demeyen/diyemeyen CHP’nin artık hiç bir sözüne inanılmaz-güvenilmez.
      Bu da Bay Kemal’e ders olsun.
      Siyasetin sadece bir taktik oyundan ibaret olmadığını, oyun kurulacaksa kaç adım ötesinin de hesaba katılmasının şart olduğunu, en önemlisi de eski AK Partililerin ipiyle kuyuya inmenin kuyuda kalmak sonucunu doğurabileceğini dilerim Bay Kemal anlamış olsun.
      Dahası ve en önemlisi şudur: Sadece inandığınız şeyi söyleyeceksiniz ve söylediğiniz şeyin de arkasında duracaksınız. Gayrısı inandırıcılık sorununu beraberinde getirir ki artık hiç bir sözünüzün kıymeti harbiyesi olmaz.

      • Kemal Kılıçdaroğlu’nun ne dediğini Erdoğan’ın ne dediğini takip etmiyorsunki. Ne dediklerini bilmeden havuz paçavralarından getirdiğin çamurlu suları buraya taşımakla meşgul olduğun için onlardan da habersizsin Muzaffer bey!

        Ne kendi savunduklarını bizzat takip ediyorsun ne de saldırdıklarını takip ediyorsun. Bu yüzden de komik durumdasın. Yukardada sufleden bahsetmişsin, şu iktidar kesiminde sufkesiz konuşabilen de kimse yok galiba. Sufle tam olarak şöyle bir şey mi;

        https://m.youtube.com/watch?v=tYX5L1YZilI

    • Baran bey o zaman e.çakır da belki başörtüsünü yeniden başına dolar mı dersiniz, ya da siyasete filan alet edilmesin diye üryan kalır mı?

Comments are closed.