“Berat Albayrak’ın yanındayız” mesajı sahiplerine: Telaşa gerek yok…

41

Bütün dünyada dolar son zamanların en zayıf durumundayken ve diğer paralara karşı sürekli değer kaybederken, bizim paramız karşısında şaha kalktı. TL’nin 6.85’e çıpa atmış görüntüsü bir çırpıda yerini 7.30’a terk ediverdi. 

Borsa İstanbul’da da büyük düşüş, adeta bir çakılma yaşanıyor.

Manzara bu.

Nereden çıktıysa, birileri, sosyal medya üzerinden “Berat Albayrak’ın yanındayız” mesajlarını devreye soktu.

Önce bunu ‘tersten vole’ bir çıkış, aleyhinde sonuç almak amacıyla dikkatler Berat Albayrak’ın üzerine çekilmek isteniyor sandım, değilmiş. Mesaj yağmurunu başlatanlar arasında Berat Albayrak’la bakanlar kurulu sıralarında yan yana oturanlar, genç bürokratlar ve her durumda iktidarı destekleyen medya mensupları bulunuyor.

Hazine ve maliye bakanına gerçekten sahip çıkıyorlar.

Berak Albayrak’a dokunulamaz

Tuhaf bir durum bu.

Reklam

Bence heyecanlanmalarını, telaşa kapılmalarını gerektirecek bir durum söz konusu değil. Bakan Albayrak’ın konumunun dayanışmaya ihtiyaç duymayacak kadar sağlam olduğuna inandığım gibi, bunun böyle olduğunu en iyi bilenlerin de “Berat Albayrak’ın yanındayız” mesaj dalgasını başlatanlar olduğunu sanıyorum.

Ekonomiden sorumlu bakana dokunulmaması için birden fazla sebep var.

Uygulanan ekonomi politikasının ve ekonomik gidişi de etkileyen genel politikaların sorumluluğunu tek bir bakana mal etmek yanıltıcı olur. Devlet yönetiminde görev alanların ortak sorumluluğu vardır. Bakanlar kurulunda, -turizm, sağlık ve ticaret bakanları gibi- ekonomiden anladığı muhakkak isimler var. Bir yanlışlık gördüklerinde o isimlerin itiraz etmesi beklenir. 

Hiçbirinin bugüne kadar ekonomik gidişe itiraz ettiklerini işitmedik.

Berat Albayrak’ın koltuğunu kaybetmesinin düşünülemeyeceğine inancımın ilk sebebi bu.

Bürokrasi ve medya boyutu da var

İkinci sebep de önemli: Doların TL karşısındaki değerinin her artışında kamuoyu bu gelişmeyi algılamaya çalışırken, devleti yönetenlerden gelen açıklamalarda iç sebep yer almıyor. Yerli ve milli suçlu arayışı hiç olmadı, şimdi de yok. Sürekli, hemen her durumda,“Ülkenin önünü kesmek için ‘yabancı eller’, ‘dış güçler’, ‘faiz lobisi’ ve ‘Türkiye düşmanları’ ekonomiyi kullanıyor” iddiası dile getiriliyor.

Dün, bakanı sevenler mesajlarıyla kendisine destek verirken, birkaç bakan yine aynı türden suçlamalarla kamuoyu karşısına çıktı. Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay şu açıklamayı yaptı sözgelimi: “Faiz lobilerine ve döviz kuru üzerinden manipülasyon yapmak isteyenlere inat ekonomimizin ve sanayimizin çarkları salgın döneminde dönüyor ve güçlü şekilde dönmeye de devam edecektir.” 

Reklam

Böyle bir durumda bakanın harcanacağını düşünmek için saf olmak gerekir.

“Surda gedik açmak” anlamına gelecek bir davranış bugünkü yönetimden beklenemez.

Ayrıca Berat Albayrak sıradan bir bakan da değil, başka bakanlardan ileride özellikleri olduğu biliniyor. Kendisinin bürokraside, iş dünyasında ve özellikle medyada ciddi bir ağırlığı var. Mesaj yoğunluğu da buna işaret ediyor zaten. 

Devlet kurumlarında onun güvendiği kişiler görev başındalar. Medyada kimlerin yazıp kimlerin yazmayacağı, televizyon tartışmalarına kimlerin çağrılıp kimlerin çağrılmayacağı konularında da onun ağzına bakıldığı söylentisi yaygın. 

[Kendisinin bir başka özelliği de vardı, ama neydi, unuttum.]

Berat Albayrak’ın hükümetten uzaklaştırılması, bir kiremitin çatıdan düşmesi basitliğinde bir sonuç vermeyecek, dengeleri bayağı sarsacaktır.

Kolayca razı olunacak bir gelişme değildir bu. 

Heyecana ve telaşa hiç gerek yok.

Normal olmayan bir ortamdan geçiliyor

Peki ne olacak?

Normal bir ortamda böyle bir sorunun sorulmasından daha abes bir şey olamazdı. Ekonominin kendi kanunları, onlara dayalı kuralları var ve bunu sadece bir dönem  ekonomi dersi almış olanlar da bilir. 

Mesela arz-talep kanunu. Suni talepler yaratarak o kanunun etrafından dolaşabilirsiniz; mesela atıl duran konutların satışını sağlamak için kredi faizlerini düşük oranlara çekerek talebi artırabilirsiniz; ancak bu uygulamanız pek çok soruna yol açacaktır.

Serbest piyasa kurallarını umursamayıp, dolar-TL paritesini belli bir rakamda sabitleyebilmek için rezervinizdeki yabancı paraları her sıkıştığınızda sirkülasyona sokabilir ve bunu sağlayabilirsiniz; ancak bu da rezervlerinizin erimesine yol açar ve eğer onları yerine koyabilme imkanınız yoksa ekonominiz sıkıntıya düşebilir. 

‘Dış güçler’, ‘yabancı eller’ ekonomik istikrarınıza güvendiği için yatırım amaçlı getirdiği veya borsanızda değerlendirdiği parasını, sizin düşük tuttuğunuz kurdan dolara çevirip başka ülkelere yöneltebilir. [Serbest piyasa kuralları uygulasaydınız, gerçek değerini bulmuş TL’yi dolara çevirirken zarar edeceği için kaçamayabilirdi yabancı yatırımcı.]

Normal bir dönemde böyle anormal uygulamalardan kaçınılır.

Fakat şimdi durum farklı. Dün, Ayasofya’da kıldığı cuma namazı sonrasında açıklamalar yapan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın vurguladığı gibi, ‘korona salgını’ etkisinde bir dönemden geçiliyor.

Anormal bir dönemden.

İşte bu sebeplerden dolayı “Berat Albayrak’ın yanındayız” mesaj yağmurunu başlatanların telaş etmeleri için bir sebep görmüyorum.

ΩΩΩΩ

41 YORUMLAR

  1. Ülke, derinliğini ve yol açacağı sonuçlarını az çok kestirebildiğimiz bir ekonomik bunalıma ve erken seçime doğru doğru yol alırken, saflar da orasından burasından netlik kazanmaya başladı.

    Şamil Tayyar-Doğu Perinçek dalaşı (ve bu dalaşın Ş. Tayyar’ın başını yemesi), Mehmet Metiner-Soylu kapışması, Bahçeli’nin bastırıp A. Çakıcı’yı ve devletle iş kotaran devletçi mafyanın tetikçilerini içeriden çıkarması, zaman zaman gazetelere ve sosyal medyaya yansıyan, Erdoğan’a had bildirip ona sevimsiz gerçeğini hatırlatan “Erdoğan’dan sonra AK Parti’nin başına kim geçsin?” anketleri (ve bu anketlerde S. Soylu hep açık ara zirvede çıkıp Erdoğan’ın damadına beş basıp ona nal toplatması), M. İnce projesinin sahaya sürülmesi, cemaat ve tarikatların kendi talepleriyle Erdoğan’a yüklenmeleri, Bahçeli’nin Meral Akşener’i yuvaya çağırması, S. Soylu’nun kendi bağımsız iradesiyle istifa edip gücünü göstermek üzere alttan Reis’e çakması. . .

    Bütün bunlar, iki aktör arasındaki “devlet iktidarı meydan muharebeleri”nin dışa vurumları. Devletin içe kapanmacı, mafyatik Ergenekoncu geleneksel seküler otoriter unsurlarının cephesi ile, ülkenin uzun vadedeki bekasını gözeten sivil kanadı kapışıyor.

    Ergenekoncu derin devlet çeteleri, Bahçeli ve Perinçek eliyle, Erdoğan’ı sünnet çocuğu gibi giydirdiler. “Kral’sın sen” dediler, sözüm ona ‘devletin tepesi'(!)ne yerleştirdiler. Milliyetçi jargon ve hamaseti patlatarak onu hem dışarıdan kuşattılar, hem de 15 Temmuz ve Soylu eliyle AK Parti’yi içeriden ele geçirip MHP’lileştirdiler.

    Bahçeli Erdoğan ipini eline aldı, Ergenekon’un istediği doğrultuda Ergenekon atını koşturuyor.

    Erdoğan’ın elinde, MHP’lileşmiş AK Parti seçmenleri ile cemaatler ve tarikatlar kaldı. Ş. Tayyar ve Metiner’in isyanı ve cızırdamaları boşuna değil yani (cızırdadıklarıyla kalırlar -ve zaten öyle de oluyor. Ş. Tayyar havlu attı, siyasetten çekildiğini ilan etti).

    Sıklıkla merak edilen ve konuşulan, AK Parti dağılmaya başladığında, bundan kurulmuş iki yeni partinin hangi derecede yararlanacakları. Oysa, malı asıl götüren MHP olacak. AK Parti yağması nihayete erdiğinde de, MHP, milliyetçi bombardımanla lumpenleştirilmiş AK Parti seçmenlerini hamuduyla yutacak.

    Kemalist ve Kuantumcu M. İnce, Erdoğan’a omuz vermek için değil, safı zaten Ergenekoncu devlet ittifakı olduğu için harekete geçti. Hela kenarına oturtulmak vs. bahane (sayın Koru, kendi yazım tarzıyla, bize İnce hamlesinin gerçek nedenini söylemeden, bu hela muhabbetinin saçma sapanlığına işaret edip bunun aslında hela ile ilintisi olmadığını ima etti geçen hafta konu ile ilgili yazısında. F. Koru’nun düzenli okurları mutlaka hatırlayacaklardır: F. Koru, AK Parti içinden iki partinin doğacağının az çok netleştiği dönemde, Erdoğan ve AK Parti’nin kurulacağı söylenen bu partilerin önünü kesmeye çalışmasının kendi açısından bir hata olacağını yazdı birden çok kez. Siyasal süreçleri izlemesini bilenler, tema ister 15 Temmuz, ister Soylu, ister yeni kurulan partiler, ister İnce olsun, bunların neden yaşandığını, ne amaçlı hamleleleri ima ettiklerini görüyorlar. Gelip burada sözüm ona siyaset analizi yapan siyaset cahilleri, F. Koru’nun Deva Partisi’ne ilişkin olumlu öngörülerini onun A. Gül ile yakınlığı ve arkadaşlığı ile açıklıyorlar. “Nasıl olur da yılların F. Koru’su muhalif bir kalem gibi görünüp Reis’e kol kanat germez! Ne yazık! Nedir bu A. Gül sevgisi Allah aşkına” türü hezeyanlarını boca ediyorlar. Bu cahillerin üç gram siyaset bilgisi olmadığına tereddütsüz bahse girebilirsiniz.)

    Türkiye’nin iki yüzü var.

    Bunlardan birisi, sivil siyaset düşmanı geleneksel vesayetçi-bürokratik devlet oligarşisi ittifakı (Ergenekon). Diğeri, hızlı kentleşme ve metropolleşmenin de güç kazandırmış olduğu yeni sosyolojiler üzerinde yükselen, yüzü geleceğe bakan sivil, sağduyulu, sivil toplum aktörleri. İyi eğitimli, orta sınıf muhafazaklarlar da bu cephede. Aklı başında kentli milliyetçiler de (İyi Parti tabanı) orada, CHP’yi sivilleştirmeye çalışan Kılıçdaroğlu da, geleneksel milli görüş geleneği de bu cephede, dindar demokratlarla özgürlükçü solcular da.

    Bu yüzü aydınlığa dönük sosylojik-siyasal aktörler (bunların sermaye sınıfları ve devlet aygıtı içinde hatırı sayılır bir desteğe sahip olduklarını umalım ve dileyelim), vesayetçi-Ergenekoncu çetelerin önünün alınmaması halinde, orta ve uzun vadede, Türkiye’nin bölgedeki diğer ülkeler gibi, bir “çökmüş devlet” durumuna düşme riskiyle karşı karşıya kalacağını görebiliyorlar.

    Dert, NATO’culuk, Batıcılık falan filan değil.

    Ergenekon eliyle dünyadan kopararak yalnızlaştırılmış, kendi içine kapanmış, Kürt meselesini 40 yıldır olduğu gibi topla tüfekle çözmeye çalışan bir Türkiye’nin gerçek beka sorununun bizatihi kendisi olduğunun farkındalar.

    Yaratılan ve köpürtülen Kılıçdaroğlu allerjisi de, “Biz bize yeteriz” söylencesi de, artarak devam edecek İnce güzellemeleri de, rastlantısal değil. Kurulan iki yeni partinin, Kılıçdaroğlu yönetiminde sivilleşerek sivil toplumun bir parçası olmaya çalışan CHP’nin, sivil ve kentli milliyetçilerin ağırlıklı olarak temsil edildikleri İyi Parti’nin bir blok olarak bir arada görünmelerinin nedeni de bu.

    Dilipak türü şahısların temsil ettikleri geleneksel cemmat ve tarikatler sosyolojisi, AK Parti’nin eridiğini, lumpenleştirilerek vesayetçi milliyetçiliğin askerlerine dönüştürülmüş AK Partililere ve kendilerine doğru daraldığını görüyorlar. Bu geleneksel yapılar, “Teleplerimizi karşılamazsan, bizi de kaybedersin ha!” kartını oynuyor, fırsat bu fırsat diyerek İstanbul Sözleşmesi üzerinden AK Parti’ye yükleniyor, dindar muhafazakar mahallede hegemonya derdine düşüyorlar.

    Meselelere böyle bir perspektiften bakarsak, yaklaşan erken seçimlerde Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı arasında değil, Vesayetçi Ergenekon Bloku ile Sivil Toplum Sivil Siyaset Bloku arasında bir tercih yapacağımız açıkça görülür.

    Benim safım açık: DEVA’yı büyütüp CHP’yi ve HDP’yi sivilleştiremeyen bir Türkiye’nin geleceği olmadığını, Ağar’ların, Çakıcı’ların, İnce’lerin, PKK şeflerinin elinde bir oyuncak olarak kalmaya devam edeceğini, İnce-Erdoğan türü hokkabazların Hacivat-Karagöz oyunlarının siyaset olarak algılanmasına devam edileceğini, PKK’nın borusunu öttürmeye devam edeceğini, Türkü ve Kürdü ile hep beraber yoksullaşıp sıradan ve sorunlarını aşamayan bir bölge ülkesi olarak kalacağımızı görebiliyorum.

    Bence herkesin aklını başına devşirmesinde yarar var.

    Çünkü zaman daralıyor, erken seçim yakında kapımızda olacak.

    Gelişmeleri okuyamadağı için farkında olmadan Ergenekon ordusuna gönüllü yazılmış olanlar, üstü çoktan çizilmiş Reis ve güdükleşen ve vesayetin hizmetine geçirilmiş partisinin yakında nasıl dağılıp MHP tarafından yağmalanarak hamuduyla yutulacağını gördüklerinde şaşıracaklar.

    Ekonomik yıkıma ve karanlığa mı gömülmek istiyoruz?

    Yüzü ışığa ve geleceğe dönük sivil toplum ve sivil siyasete sahip çıkmak mı istiyoruz?

    Mesele ve tercih budur.

    • Gene hangi erken seçim tahminlerinizden birine göre yazıyorsunuz sn.bernar, vallahi takip edemez olduk artık!
      Yetmiyormuş gibi şimdi bir de chp den ayrılanlar ve ayrılacak olanlar da iki ayrı parti kuracakmış diyorlar iyi mi?
      M.ince ne yana yatar onu henüz bilemiyoruz ama büyük ihtimal son dakikada ss böke gibi dersimli kemalin kanatları altına sıkışıverir ..
      Tercihimiz bu şartlarda galiba yine aynısı.
      Durmak yok yola devam!!!

  2. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Lübnan’da yaptığı konuşmada “İnşallah ben Türküm ben Türkmenim diyen ve vatandaşlık almak isteyen kardeşlerimize de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını vereceğiz. Bu Cumhurbaşkanımızın bizlere talimatıdır.” demiş.

    İstermisin Türkiye’deki Suriyelilere de bunlar Türkmen diye vatandaşlık versinler. Nasıl olsa hemen hepsi Türkçe öğrendi. Şaka bir yana çıngar çıkar valla.

    • Türklük sevgisi olan herkes kardeşimizdir ve tc vatandaşı olmaksızın da tüm haklardan yararlandırılmalıdırlar, birçok arap bizim gazetecilerden çok daha iyi türkçe konuşuyor mim…

  3. Erdoğan’ın ekonomi deyince tek bildiği şey borçlanma ve rantiye-şantiye işleridir. Fakat bu yolun da sonuna gelmiştir, zira işleri kötü olan şirkete (ülkeye) borç vermezler. Fakat bildiğimiz Erdoğan pes etmez ve daha cüretkar yollara sapabilir. Açıklamasını da Ayasofya önünde Cuma namazı sonrası yapar.

    İhtimaller ;

    1) Kanal İstanbul projesi ile bölgenin yarısını dışarı satarak, Atatürk Havalimanı arazisini imara açıp yabancılara satarak, Ege ve Akdeniz’deki bazı seçkin koyları imara açıp yabancılara satarak kaynak yaratma yoluna gidebilirler.

    2) Varlık Fonu denilen ipotek fonundaki büyük kamu kuruluşlarını rehin göstererek yüksek faizle borçlanabilirler.

    3) Sermaye çıkışını engellemek ve yenilerinin gelmesini sağlamak için dış politikada gizlice tavizler verebilirler. Örneğin Suriye Kürdistanı’nı kabullenmek, Libya’nın ikiye bölünmesi için daha fazla rol almak, S-400’leri resmen depoya kaldırmak, çok konuşmak ama gerçekte bir şey yapmamak … gibi.

    Bu ihtimalleri yazarken “yok artık, bu kadar da olmaz yahu sen de fazla abarttın” diye içimden geçmedi değil. Fakat ne demişler, “itimat, tedbire mani değildir”. Ben en kötü ihtimalleri yazayım da hepimiz teyakkuzda olalım, böylesi daha iyi değil mi? Zaten mutlaka yaparlar demiyorum, bir ihtimal daha var diyorum.

    Not : Petrol fiyatları çok uzun zamandır 50 $’ın altında olduğu halde durum böyle. Bir de petrol fiyatı 100 $ falan olsaydı!

  4. Bütün dünyada dolar son zamanların en zayıf durumundayken ve diğer paralara karşı sürekli değer kaybederken, bizim paramız karşısında şaha kalktı. İddanızı gelişmekte olan diğer ülke paralarının oranlarını nedir hangi ülkelerin parası dolar katşısında değerlenmiş engin bilgilerinizden sallamadan sunarmısınız bizde bilgilenelim.

  5. 1923-2002 döneminde biriken toplam dış borç 130 milyar dolardı. Bunun yanında devletin sahibi olduğu çok sayıda devasa sanayi tesisleri vardı.

    2002-2019 döneminde ise biriken toplam dış borç 450 milyar dolar oldu. Bu rakama devlet garantili yap-işlet-devret modeli ile yapılan borçlanmaları da eklemek gerekir. Bunların yanında 100 milyar dolar kadar devlet sanayi tesislerini ve yabancılara arsa-konut satışlarını da eklemek gerekir. Yani Erdoğan yönetimindeki Hükümetlerin toplam 500 milyar dolar kadar ek kaynak kullandığı görülmektedir. Yabancı sermaye girişlerinin miktarını ise tahmin edemiyorum.

    Evet 2019 itibariyle asgari ücretin ve diğer ücretlerin satınalma gücü 2002’ye göre yüksekti, (2012’de oldukça yüksekti). Zaten bu yüzden Erdoğan seçimleri bir şekilde kazanıyordu. Fakat seçmenin farkında olmadığı şey eskilerin iyi bildiği Banker Kastelli’nin saadet zinciri gibi bir ekonominin nemasından yararlanmasıydı. Bu, sürdürülebilir bir ekonomi değildi. Ali Babacan daha 2010 civarında frene basmalıyız derken bunu kastediyordu. (Meşhur gaz-fren tartışması)

    Övündükleri ve çok da elzem olmayan mega inşaat projeleri de verimli yatırımlar olmadığı gibi, açıkçası çok yüksek maliyetle borçlanarak yapılmış işlerdir. Borçlanmada zorlanmaya başlanıldığında (2015 gibi) değerli devlet şirketlerini “Varlık Fonu” diye bir şey uydurarak bir araya getirdiler. Bu aslında kredi-borç alabilmek için yapılmış bir “ipotek fonu” idi.

    İşte sürdürülebilir olması imkansız olan borçlanmaya ve önceki milli kaynakları satışa dayalı bu sahte saadet zincirinin sonuna gelinmiştir. 2021’de satınalma gücünün 2000 öncesinden daha kötü olacağını söylemek için büyük ekonomist olmaya gerek yoktur.

    Erdoğan iktidarını korumak için herşeyi yapabilir. Bunların neler olabileceğini ayrı bir yoruma bırakalım.

  6. Üstat ekonomist değilsin ama ekonomiyi de iyi biliyorsun.Bizim ülkemizde ve bizim gazetecilerimizde ve medyamızda öyle bir durum var ki kraldan çok kralcı yaşamak.Bir zamanlar bir irtica tantana sı vardı.Onun arkasında bir sürü şakşakçı vardı.Açık oturumlara çıkar birbirini tamamlayan konusmalar aslı olmadık şeyler de ahkam kesenler yıllarca milleti kandırdılar.Sonuç;hepsinin fiyaskosu çıktı ve artık millet onlara inanmaz oldu.Şimdi de bizim AKP şakşakçıları ortaya çıktı.AKP nin lider kadrosu ne diyorsa doğrudur diyen,hiç sormayan sorgulamayan..bunları ne kadar dinleriz bilmiyorum.Tutturmuşlar yeni Türkiye,Güçlü türkiye,biz bizi değil yabancılar bizi övmeli ama bizde öyle bir adet var ki biri eleştirdiği zaman vatan haini Türkiye düşmanı oluyor.Yeni Türkiye diyenlere soruyorum:Bizim ülkemizde Her 10 yılda bir darbe oluyor mu,herhalde oluyor.En sonda da darbeydi öncekiler de darbeydi.Son darbenin üzerinden 5 yıl geçti inşallah bir daha olmaz…Ekonomimiz de her darbeden sonra çöküş yaşadı.İnşallah bir daha olmaz…O zaman Yeni TÜRKİYE oluruz.

    • Bahri bey, bu iktidarın dönemindeki darbe girişimi 15temmuzdaydı ve demokrasiye inanan halkımızın onurlu direnişi sayesinde başarısız kalmıştır; şapkasını alıp kaçan soytarılar ise eski türkiyede kaldığı için ne kadar sevinsek azdır…
      Haksız mıyım?

      • Haksızsın! 15 Temmuz Erdoğan’ı devirmek için yapılmadı. Hedef Erdoğan olsaydı o gece işini bitirmek için sayısız fırsat vardı. Hedef Atlantikçi kanadı tasfiye edip devleti Batı’dan kopmak isteyen Avrasyacılara teslim etmekti. Bunu başardılar da fakat nolduysa işler tersine dönmeye başladı.

      • H.gayret bey düşüncelerinize yüzde 90 katılıyorum.Darbeyi milletimiz önledi doğrudur.Yalnız, uçaklar 7.30 8.de ankara semalarında havalanıyor.Bizim Cumhurbaşkanı 9 dan sonra haberi eniştesinden alıyor.Darbeyi önledik ama ekonomi ve psikoloji bozuldu…

  7. 1. Dördüncü Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarihe şöyle not düşmütü: “Bunlar Kars ve Ardahan’ı Rusya’ya satacaklardı!”
    Bu cümle kelime-i şehadet gibi bir cümledir. 27 Mayıs konuşulurken en “vurgulu” konuşulması gereken şey budur. Gerisi teferruattır…
    2. Vatan toprağını satmak! Cemal Bey’in “bunlar” dediği Menderes, Bayar ve Demokrat Parti. Yani sağcı insanlar. Ülke Nato üyesi ve bu insanlar vatan toprağını Sovyet Rusya’ya satacaklar…
    3. Kemal Bey partisinin başına yeni geçmişti. Bir yerde “Kenan Evren’in bu ülkeye ihaneti…” gibi bir cümle sarf etti. Kendisini uyardım. Fikri değişti mi bilmem ama bir daha böyle bir cümle duymadım kendisinden. Sonra Cemal Gürsel’in ihanetle suçladığı Menderes’in mezarına çiçek bıraktı Kemal Bey. İhanet sözcüğünü kullanırken dikkatli olmalı. Özellikle siyasetçiler.
    4. İhanet büyük ve ciddi bir suçlamadır. Her yerde, her önüne gelene, ulu orta yöneltilmemesi gerekir. Böyle yapılırsa “ihanet” kavramı sulandırılmış olur.
    5. Yetkili ağız “illet, zillet, ihanet” dedi mi? Dedi. Yandaş gazete Kılıçdaroğlu, Akşener ve Karamollaoğlu’nun fotoğraflarını yanyana koyup üstüne “işte illet, zillet ve ihanet ittifakı” yazıp manşet yaptı mı? Yaptı. Demek ki lâf bitti. Bir başka aşamaya geçildi.
    6. Efendiler! Dün “ihanet”le itham ettiğiniz, tehdit ettiğiniz, “bu kadın” dediğiniz Akşener’e hangi yüzle “yuvaya dön” çağrısı yapıyorsunuz? Bu nasıl bir hazım genişliğidir böyle! Türk siyasetinde hazmı en geniş siyasetçi rahmetli Demirel’di. Dün dündür, bugün bugündür diyerek bu kaypaklığı en veciz şekilde ifade etmişti. Sizleri Demirel’le aynı çizgide görmekten ziyadesiyle memnunum.
    7. Dün dündür, bugün bugündür… Her doğruyu her yerde söylemek doğru değil… Repertuarlarında böyle nadide sözler var. Kenan Evren’in repertuarında böyle sözler yoktu. Bir yamuğu, çelişkisi ve gizli ajandası olmadığı için yoktu. “Sözüm odun gibi olsun, doğru olsun tek” diyen Mehmet Akif, Demirel tipi siyasetçiler için “örnek” bir şahsiyet değildir.
    8. Politikacıların bir özelliği de kendilerini fazla önemsemeleri. “Bunlaaarrrr…”, “Bizz biliriz… Biz şöyleyiz, biz böyleyiz…” vs. gibi laflar bu önemseyişin dışavurumu. Bu adamlara “önemli” ve “değerli” olmadıklarını nasıl anlatmalı?
    9. Akşener “Yuvaya dön” davetine icabet eder mi? Niye etsin? Yerli ve milli dedikleri Cumhur ittifakı bir bataklık. Çıkışı ve geri dönüşü olmayan (veya çok zor olan) bu bataklığa adım atmak enayiliktir. Yine de bir açık kapı bırakmak gerekir.
    10. Akşener’e bir önerim var. Eğer saraydan davet gelirse bu davete icabet etsin. Saraya vasıl olunca çantasından Yandaş medyanın “illet, zillet, ihanet” manşetlerini çıkarıp masaya koysun. Ve teklifini yapsın: Eğer İyi Parti’yi istiyorsanız bütün bu pespaye gazeteler kapanacak, yalaka köşe yazarlarının mal varlıklarına el konacak ve hayatlarının kalan kısmını vatan toprağı Şırnak’ta veya bir çalışma kampında geçirecekler. Musluk suyu içecek, bayat ekmek yiyecekler. Bunu garanti ediyorsanız İyi Parti daveti kabul edecektir.
    11. Bence çok makul bir teklif. O gazeteler en azından kağıda basılmamalı. Çünkü israf haramdır… Yandaş medyada yazan yazarların köşelerinde fotoğrafları var ya; işte o fotoğrafların yanına aldıkları maaşı ve servetlerinin dökümünü sabitlemek gerekir. Maaşlarını ve servetlerini bu ülkede yaşayan herkes bilmeli. Özellikle fakir fukaraya, kolu bacağı kopmuş Mehmetçiğe ve şehit ailelerine yandaş gazetecilerin nasıl yaşadıkları çok “vurgulu” bir şekilde anlatılmalı.
    12. Ben şundan eminim: Bu yandaşlar tıpkı Matlid Manukyan gibi yurtdışına epey para kaçırmışlardır. İktidar sahipleri iktidar sürelerini uzatmak istiyorlarsa temiz bir sayfa açmak zorundalar. Bu temiz sayfa yandaş gazetecilerin canına okumakla açılabilir. Yandaşlar vatansever olduklarını iddia ediyorlar değil mi? O halde Vatan için kendilerini feda etmekten kaçınmamaları gerekir. İktidar sahipleri kendilerine yönelen nefreti yandaş (fikir namusu olmayan) yazarlara kanalize ederlerse üzerlerindeki basınç azalır. Bu şaşırtıcı hamle ile iktidar süreleri biraz uzayabilir.
    13. Meral Akşener, Saray’daki Zat’a “Eleştirilere tahammül etmeyi öğrenmeniz gerekiyor” deyip Kenan Evren örneğini verebilir. Sekizinci Cumhurbaşkanı Evren’in uçağında bütün gazetelerin temsilcileri vardı. Mesela Cumhuriyet’in başyazarı ve yayın yönetmeni Hasan Cemal uçaktaydı. Gazetesi muhalifti. Özal’ı rahat rahat, doyasıya eleştiriyor hatta Evren’le dalga geçen yazı dizileri yayınlıyorlardı. Buna rağmen Hasan Cemal uçağa davet ediliyor, uçakta Cemal Paşa’nın torunu olarak saygı görüyor, abuk subuk sorularıyla Evren Paşa’yı darlıyordu: Kıbrıs ne olacak, Avrupa ile ilişkiler ne olacak, Güneydoğu ne olacak… Evren Paşa “Elinin körü olacak” demiyor, tahammül ediyordu.
    14. Bir gün uçakta Evren Paşa, Hasan Cemal’i çağırdı ve azarladı. Cumhuriyet gazetesi uçakla ilgili kötü niyetli ve yalan bir haber yapmıştı. Yazılanların doğru olmadığını Hasan Cemal bilebilecek durumdaydı çünkü uçaktaydı. Eğer akredite olmasaydı, uçağa davet edilmiyor olsaydı o zaman “Ne yapalım uçağa davetli olmadığımız için bizim eleman oturduğu yerden sallamış” deme imkânı olurdu.
    15. Hasan Cemal “Bir çocuk gibi azarlandım” diyor. Sonra aç karnına iki duble viski yuvarlamış ve oturup iki kitap yazmış. Hasan Cemal o vakte kadar sadece gazeteci. Henüz yazar değil. Kitabı yok yani. (Vay kitapsız vay!) Evren Paşa’nın azarından sonra iki kitap döktürüyor. Hasan Bey kitapların kaç sattığını söylemiyor. Ben söyleyeyim: Çok sattı. Hasan Bey köşeyi döndü.
    16. Hasan Cemal ağzından bir laf kaçırdı: “80’leri özlüyorum” dedi. Muhalif bir gazetenin başyazarı ve yönetmeni. İstediği gibi yazıyor. Uçağa davet ediliyor, uçakta Cemal Paşa’nın torunu olduğu için ekstra saygı görüyor, abuk subuk sorularına tahammül ediliyor. Ve uçakta beleş viski içiyor. Hasan Cemal’in Evren Paşa’nın uçağında içtiği beleş viskilerin maalesef çetelesi tutlmadı.
    17. Hasan Cemal 80’lerdeki bu huzur ve asayiş ortamını bir daha bulamadı. Evren Paşa anayasayı değiştirip 89’da seçime gitseydi düşmanlarının da kabul ve itiraf ettikleri gibi yüzde 65-70 gibi bir oyla yeniden Cumhurbaşkanı seçilecekti. Rivayet olunur ki Evren Paşa “Ben bir dönem daha Hasan Cemal’e (ve sorularına) katlanamam” deyip kendini Marmaris’e attı.
    18. Evren Paşa emekli olunca Hasan Cemal önce bir boşluğa düştü. Hiçbir Başbakan ve Cumhurbaşkanının uçağında 80’lerdeki gibi ağırlanmadı. Beleş viski içemedi. İçtiği viskilerden de 80’lerdeki tadı alamadı. Sonra başladı “sıkılıyorum, bunalıyorum” diye yazılar yazmaya. Her sıkılıp bunaldığında da mutlaka Kandil Dağı’na çıkıyor, bir dağ havası alıyor, röportajını yapıp yine kös kös evine dönüyordu…
    19. Hasan Cemal sadece “80’leri özlüyorum” demekle yetiniyor. Daha doğrusu kendini tutuyor. Fazlasını söylese okurlarına ayıp olacak. Neyse biz anlıyoruz onu.
    20. Medya eski hâline dönmelidir. 2013 öncesine. Çoğulcu, renkli ve keyifli hâline. Gazeteler ve televizyonlar fikir namusu olmayan seviyesiz tiplerden, internet te trollerden arındırılmalıdır. Temiz sayfa açmak budur. Meral Akşener’in “dönüş şartı” bu olmalıdır.

    • Ergün bey! Siz gerçekten bunların istediğinizi yapabileceklerine inanabiliyormusunuz?
      ××××
      .”20. Medya eski hâline dönmelidir. 2013 öncesine. Çoğulcu, renkli ve keyifli hâline.”
      ×××××
      Bu dileğinizi okuyunca; ağlanacak halımize gülesim geldi…
      Dün bir haber sitesinde şöyle yaziyordu! El koyduklari.. yani MHP genel merkezindeki saatın 17:25’e ayarli olma sebebi olan 17/25 Aralığa gelen süreye kadar! Milletin vergileri ile ne istedilerse vererek kendisin’in 8 yıl her istediğini İFTIRA, YALAN, PALAVRA, vb gibi REKLAMLARINI yaptırdığı 17/25 Araliktan sonra birbirlerine karşı kılıçlar çekilmesi ile İnlerine girip gasp ettikleri Televiziyon binası “ADLİYE” binası yapılmış…
      Bir yüzük sermaye ile işe başlayanları Medyalari vasıtası ile Dünya’ya LIDER OLARAK yutturdular.

      Karşılıklı isteklet milletin sırtından çıktığı için pek kolay değil bu sefer İSLAM ALEMINE Halife olmasi için reklem yapmaları istenince….
      Bu arada nasıl olsa her istediğimizi veriyor İslam alemi zaten Türklerden nefret ediyor buna kalkişırsalar kendileri biteceğini iyi bildikleri için kabul etmediler…Ve Kılıç Kalkanlar çekildi.
      Sonu Türkiye Perinçekgillerin ve MHP Liderinin Arzuhallerine teslim edildi!
      Batmiş bir Ülke, yalanlara inanan halk + haşa Allahi unutup Lidere tapmiş taraftarlar, ile ne kadar daha dayanbilir?
      Hemde Dini kullanarak bu duruma soktular.
      Ne diyelimTürkçden başka bir dil bilmeyen İslam Aleminin Halifesi olmak istiyor… Kurani Kerimin Arapça olduğunu unutmuşmu yoksa?????

      • Nurdan abla sizin de tek derdiniz yabancı dil olsun; türk dizilerini izleye izleye çoğu arap senden benden daha iyi türkçe öğreniyor haberiniz olsun!

  8. Bir söz var :’Bade harab-ül Basra ‘ ! Bunu kendimize uygularsak başka söze gerek kalmaz ! Şimdilik pek yorum yok ama olacaktır , ben şahsen bu gün onları okumak istiyorum ,içimden öyle geldi .Selam ve saygılarımla

    • Alibey şimdi sizin güzel hatırınız için memleketi basra gibi harabetmemizi filan beklemiyorsunuzdur heralde bizden! Yoksa ben mi yanlış anladım?
      Sürekli yaptığı megaprojelerle eleştirilen bir iktidardan yıkım uygulaması bekleyeni de ilk görüyorum, hafazanallah…

      • Berat albayrak’ı, kayın babası kutsadığı için! Yağcılar tarafından aman bize ekonomi falan lazım değil yeterki SAMAN YOLU KOLLEJİNDE OKUMUŞ GIYMATLI damada kimseler laf etmesin.

        B Albayrak sıradan birisi değil! Heleki evlenmemiş birisinin çocuğu kolleje gittmış diye tutuklananlar gibi hiç değil Anlı şanlı Samanyolunda Okuyan birisine tabii’ki kimseler yan bakamaz.

        Sıradan birisi olmadığını bir örnekle isbat edebiliriz!
        Örnek: 9 ay hapis yatan hiç evlenmemiş bekar! Mustafa Cenap Tombak, olmayan çocuğunu KHK ile kapatılan koleje göndermediğini ispatlamak için aylarca uğraşmış, zira çocuğu yokmuş..

        Kendisi KHK’lı olmayan ancak dolaylı mağduriyet yaşayan bir vatandaşın yaşadıklarını okuyanlarda benim gibi bundan birşey anlamadı.
        Mustafa Cenap Tombak. İlahiyat mezunu. İki ağabeyi kamudan ihraç edilmiş. Bir ağabeyi yargılanıp ceza almış; bir ağabeyi de beraat etmiş. 9 ay cezaevinde kalan. Onun yaşadıklari traji komik. Olmadığı çocuğunun gittiği kolej iddianamesinde yer almiş. Terörist olarak askere çağrılmiş ve burada takdirname kazanmış
        OLMAYAN ÇOCUĞUNUN KOLEJE GİTMEDİĞİNİ İSPATLAMAYA ÇALIŞMIŞ

        Mahkemede defaatle bekar olduğunu çocuğunun olmadığını bu yüzden çocuğunun koleje gitmesinin mümkün olmadığını söylese de mahkemeye her çıktığında aynı soruya muhatap oluyormuş sonunda 9 ay cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edilmiş.
        Daha sonra ihraç olmuş ağabeyi ile köyünde baba mesleği çiftçiliğe başlamış. Yaşadıklarını anlatığı zaman gülen ilahiyatçı M C Tombak’ın yaşadıkları bununla da sınırlı kalmamış ve Devletullah onu terörist” olarak askere çağrımış. Askerde kendisine terörist olduğu hatırlatılmış Tombak bu süreçte komutanlarından takdirnamede almış. Şimdi başından geçenleri gülümseyerek “Terörist’ ben askere gittim. Devlet bana silah verdi. Bu sırada takdirnamede kazandım.”
        diyen Tombak cezaevinde teröristlikle suçlanan insanların karıncayı bile incitmeyecek insanlar olduğunuda anlatiyormuş; ayricada Terörist olmak için şiddet ve silah olması gerektiğini söyleyen Tombak basit gerekçelerle insanların hayatlarının karartıldığını anlatıyor ve
        Şunu ekliyor
        Tombak “Biz korumadıkça başımıza bir şey gelmez. Biz başımıza bir şey gelir diye korktukça başımıza bir şey gelir. Tombak “Beni KHK ile çiftçilikten atarlarsa bundan da şeref duyarım.” diyenlerde var… korkudan vijdan ve insanlıklarını kayip edenlerde var….
        Birgün kendilerine sıra geleceğini biliyorlar fakat nasıl yırtarız diye bin takla atiyorlar.

  9. İyi, tamam: Belli ki Damat çıkıp bizleri ekonominin gidişatı konusunda aydınlatıp rahatlatmayacak. Yaw bari amorti kabilinden Bahçeli çıksın iki kelam etsin. Ayasofya açtı diye Erdoğan’a övgü üzerine övgü yağdır. Ülkenin en gelişmiş ülkeler arasına girmesine ramak kalmışlığın mimarı olan ekonomi bakanına iki güzel sözü çok gör. Hiç olmuyor.

    Şu sıralar, aklı fikri düne kadar FETÖcü olmakla suçladığı Meral Hanım’da. Gönlünü çelmek için her numaraya baş vuruyor.

    Ben bu Bahçeli’yi anlamıyorum.

    Sevgi ve muhabbetini bir tuhaf ifade ediyor.

    Erdoğan’a kızıyor ve hiç sevmiyor sanıyorduk. Meğer ne çok severmiş Reis’i.

    Meral Hanım’a demediğini bırakmadı, şimdi eve dönsen ne güzel olacak diyor.

    Tuhaf adam gerçekten.

    • niye tuhaf ki?

      adam işini yapıyor. işi ne? : Erdoğanın iktidarda kalmasını sağlamak başka da bir görevi yok.

      meral hn. neden önemli?

      Çünkü anayasa değişikliği yapabilmek için iyi parti vekil sayısına ihtiyaç var da ondan.

      ana yasayı değiştirince ne olacak?

      “bucket list” te sıradaki adım atılabilecek te ondan…

      • Ne listesi, Baran? Yahu adamın elinde, zihninde veya gönlünde olduğu söylenen “bucket list”te bir tek şey var -tek satırlık “bucket list” mi olur: “her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak”. Avrupa Birilkçi de olur, BOP eş başkanı olarak Mısır’a gidip laikliği de över, ümmetçi ve siyasal İslamcı kesilip Ayasofya da açar. HDP ile de yürür, MHP ile de. Gülen’le de yürür, Bahçeli ve Perinçek ile de. Milliyetçiliği ayaklar altına da alır, millyetçilik konusunda ona buna “Sıfır! Otur yerine!” deyip ayar da verir. Yeterki gemiciklerini yürütsün, ejder meyvesi sarayındaki kahvaltı sofrasından eksik olmasın. Gerekiyorsa Ahmet Altan’ı çıkarır “Yaptık bi yanlış, attık seni 70 yaşında kodese. Ne dersin: Bir Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyeliği verip telafi edelim mi?” diye sorup ayağını denk almaz ise onun çıktığı hücreye Dilipak’ı da koyar.

        Bir davası ve “bucket listesi” olanların başına neler geldiğini Mısır’da gördük: İnandıklarını söylediler, inandıkları gibi eylediler, erdemli ve tutarlı insanlar olarak ölDÜRÜLdüler. Onlardan geriye de hafızalarda ve gönüllerde yaşayan bir dava, uzun ama omurgasız bir adam tepe tepe kullansın diye de Rabia kaldı.

        Her türden sahici dava insanına saygı duyarım, omurgasız, ilkesiz ve listesiz çakma liderlere değil. . .

  10. Damat ve kayınpederi, çıksın, halkın omzundaki yükün ne zaman ve nasıl azalmaya başlayacağını, basit ve anlaşılır biçimde anlatsın:

    Onlar değilse kim? Bugün değilse ne zaman?

  11. Artık, kişisel bir çıkarı olmadan Erdoğan ve AK Parti taraftarı olan seçmenleri dahi tereddüte düşürecek bir biçimde, sırıtıyor: Değişik zamanlarda değişik vesilelerle, ekonomiye ilişkin meselelerde, eleştirilere ve muhaliflerden gelen iddialara, Erdoğan da, partisinin sözcüleri de, sürekli ekonomiyle ilintisi olmayan şeylerle karşılık veriyorlar:

    “Atlayıp zıplıyoruz, bazan tırmanıyor, bazan uçuyoruz. Kuşmuyuz ki bunların yerli işbirlikçileri bizi dron gibi vurup indirsinler. Katarlı’ya sattığımız arazilere girmiş hantal bir traktör müyüz ki yolumuza taş olsunlar. Bizi, devlet malını, halkın vergisini yağmalayan, yolsuzluklarda yoldaşlaşmış bir avuç yönetici zannediyorlar herhalde. Bizi dava’nın bir araya getirdiğinden bi haber, bakanlarımızı falan yemeye çalışıyorlar.”

    Hep böyle şeyler.

    İyi güzel de, bu kadar çal çene olmanın, insanı yorup baymanın alemi yok. Çıkarsın, madem yaptığından eminsin, madem ekonomi her şeyden önce bir planlama işi, halkına, şu tarihlerde işsizlik sorunu azalacak, şu tarihlere yakın emeklilere dişe dokunur bir maaş vermek mümükün hale gelecek, şu tarihlerde de asgari ücret alanlar kısmen soluk alabilecekleri bir ücret artışından yararlanabilecekler” dersin.

    “Bakanımızı yedirmeyiz!”

    Yahu tamam, yedirmeyin bakanınızı. İşsizlik belasının yükünü muhtemelen hangi tarihlere doğru, hangi araçlarla katlanılır hale getireceğinizi anlatın şöyle sakin sakin.

    “Kıymeti harbiyesi kendinden menkul kadın yazarlar başka neleri çok iyi yakalamışlardır ben bilemiyorum.”

    Yahu tamam, kendi deneyiminden yola çıkarak kestirmeye çalış, sonuçta bil ya da bileme. Zararı ve de bir önemi yok. Ama, insanların doğalgaz elektrik faturaları karşısında kendilerini cehennemi bu dünyada yaşıyormuş gibi hissetmelerinden muhtemelen ne zaman kurutlacaklarına ilişkin bir şeyler bil ve söyle.

    Çok mu zor?

  12. “Berat Albayrak’ın yanındayız” mesaj yağmurunu başlatanların derdi, ona ve kayın babasına hoş görünmek veye “biatını” yenilemekle ilgilidir..Yoksa Berat Alabayrak’a ne muhalefet partilerinden ne de STK veya bürokrasi ile iş dünyasından bir karşı çıkış var…Bunlar bile Albayrak’ın kellesini istememişken “oğlan evinde çıt yok, kız evinde düğün dernek kurulmuş” özdeyişine karşılık bir durum söz konusu mesaj yağmuru başlatanların evinde.

    Zor günlerden geçiyoruz. Pandeminin ülkemize maliyeti ekonomiyi alt edecek kadar büyük ve ileri zamana matuftur. Hoş, ekonomideki kötüleşme yeni değil, bu kötüye gidiş pandemi öncesine dayanır; yabancı sermaye ve dış yatırımların can damarı olan ülkemiz ekonomisine olumsuz etkisi, ülkedeki demokrasi ile hukukun ivme kaybetmesiyle yansımaya başlamıştır.

    18 yıllık iktidarında AK Parti, yaklaşık ilk on yılki politkalarına dönüş yapsa, yeniden, başlangıçtaki ilkelerine sarılsa veya yeni bir dil geliştirip kutuplaşmayı ortadan kaldırsa ne Bahçeli’ye ve ne de Perinçek(gillere) muhtaç kalır. Bunlar yetmiyor olacak ki, 24 Haziranın görünmez baş aktörü Meral Akşener’e “muhtaçlık beyanı” sunuyorlar kamuoyu önünde…Kutuplaştırmanın yeni bir boyutu olsa gerek.

    Öyle ya da böyle; bu ülke insanı çok büyük ekonomik badireler atlatmış her seferinde de yeniden ayaklarının üzerinde durmayı başarmıştır. Bu yine böyle olacaktır. Yazık ki, ülkenin emeği, birikimi milli hasılası, döviz kuru oyunlarıyla el değiştirip yabancı sermayedarlar ile içteki para babalarının eline geçiyor. Hem içten hem de dıştan ülke insanımızın emeği, alın teri sömürülüyor. Sağ-muhafazakar veya karma iktidarlar döneminde de bu hep böyle olageliyor. Yazık!

    İkinci veya üçüncü lig ülkesi olmaktan kurtulmalıyız artık. Her şey, çok tüketip “ye, iç yat; yat, araba, kat” değildir. Biraz onur, biraz milli duruş gerekir. Bu ülke ve insanı, diğer ülkelerin bir pazarı olmaktan, onların ekonomisini omuzlamaktan kurtulmalıdır artık.
    Kamuda ve özelde israfa dur denilmeli, tasarrufa geçilmeli ve ona buna “avuç açmaktan (kredi, yabancı sermaye dilenmekten)” kurtulunmalıdır.

    Her ülkenin de ekonomisi inişli çıkışlıdır.
    Ekonomiyi iktidarını uzatmak için araçsallaştırmaktan kaçınılmalıdır. Bu bize, gerçek ekonomik verilerin saklandığını salık verir.

    Evet; Türk ekonomisi iyiye gitmiyor, pandemi tuzu biberi oldu, olacak…
    İyileşmesini can-ı gönülden arzu ederim.

    • Kim kimi sömürüyormuş hasan bey, imf yi ülkemizden biz dehleyeli kaç yıl oluyor sizin haberiniz var mı? Birinci lig ülkeleri(!) imf nin kucağında sallanıyor; ispanya, yunanistan…
      Kamuda kim neyi israf etmiş, merkezbankasında 18yıl önce kaç para varmış, bugün kaç para vardır? 18yıl önce türkiye imf ye ne kadar borçluymuş, bugün neymiş?

      • 18 yıl önce toplam dış borç 130 milyar $ idi, şimdi 450 milyar $. 100 milyar dolarlık özelleştirmeler ve yabancılara arsa-konut satışları da cabası. IMF’yi kov tefecilerin kucağına otur. Sen bunları eski ahid okurlarına anlat. İtirazı olan?

  13. Diyelim ki dış güçler operasyon çekiyor.
    Soru: – Aslanlar kime saldırır?
    El cevap: – Sürünün en zayıf olanına, en savunmasız olana, en kolay sonuç alacağına.
    Dış güç söyleminin borazanları, ülkemizin en zayıf hale getirildiğini de itiraf ediyorlar demektir.

  14. Ekonomi ile ilgili rakamlar masa başında üretilirse, her şey günlük gülüstanlık gibi gösterilebilir. Göbeğini kaşıyanlar buna inanabilir, bazı yörelerde olduğu gibi yağmur duası benzeri “dolar düş” dualarına çıkılabilirler. De… hadi doları da geçtim düğünlerin başlıca takısı küçük altını ne yapacağız? İşinden olan abla, abi, kardeş, kuzenlere ne diyeceğiz? Kirasını ödeyecek kadar bile iş yapamayan esnafı ne yapacağız? Matiklerden neredeyse tamamının mürekkebinin kokusu duyulan karşılıksız basılmış gıcır gıcır banknotlara ne diyeceğiz? Hem güçlüyüz diyeceksiniz, hem başını ezdiğinizi söylediğiniz Fetö’yle mücadeleyi başardık diyecelsiniz (5 yıl geçmiş) hem de bu onların işi diyeceksiniz. Hangisi? Sonra körler sağırlar, birbirlerini ağırlar babından bakanlar birbirlerine destek çıkmışlar. Yersen.

  15. Sn.bernar, kıymeti harbiyesi kendinden menkul kadın yazarlar başka neleri çok iyi yakalamışlardır ben bilemiyorum ama yağmur duasına çıkar gibi 15yıldır ekonomik kriz yolu gözleniyor ama bi türlü istenilen seviyelerde bi sonuç alınamıyor işte! Biz doların ne günlerini gördük eski türkiyede, bunda ne var ki?
    İsterseniz ekleyin 6 sıfırı geriye de biraz rahatlayın…

    • Ben dost canlısı, sevecen bir adamım. Muhalif de olsam, sizin için de iyi dileklerde bulunur, yakalayıp çok iyi tuttuğunuz şeylerin altın kesilmesini, memnuniyet katsayınızın artmasını dilerim.

    • haklısın çok sayın by gayret! dolar 6.80’den 7.30’a çıkmış sanki ilk defa oluyor böyle çıkışlar, gerçi 7.30 ilk defa oluyor ama oransal olarak biz nelerini gördük değil mı? 7.30 gayet normal bir seviye. yani bunda sorun yok.

      anlayamadığımız şey şu:

      neden berat albayrak’ın etrafına kalkan olunuyor durup durduk yerde?
      yahu bir bakandan çok daha fazlazı Berat bey düşse hükümet düşer, kim ona dokunabilecek te sakın kırılmasın diye korumaya alıyorlar. Berat Albayrak balkon kenarında duran saksı mı yahu?

      Bir de, dolar 7.30’u gördü diye idarî yönetim araçlarından bir takım elemanları “dostlar! bakın sn. cumhurbaşkanımızı bir senedir uyarıyorum burada, ama o hala bunlarla iş yapmaya devam ediyor. çok dikkatli olun arkadaşlar her an yeni bir darbe kalkışmasına girişebilirler. hazırlıklı olalım devletimizi vatanımızı savunalım.” diye konuşturuyorlar niye??? yahu dolar 45 kuruş arttı diye darbe mi olur? hayır o değil de Süleyman Soylu’nun darbe yapacak adam kalmadığını anlatmak için ” kim yapacak darbeyi?” sorusunu bütün dünya duymasaydı belki ben de inanırdım.

      Ben ikilemde kaldığım zaman atıyorum kendimi sokaklara önüme çıkana soruyorum; darbe olur mu? hemen herkesten aldığım cevap aynı:” yürü git işine be kardeşim, kim yapacak darbeyi?”

  16. N. Mengü, kur patlaması sonrası yine dillendirilen (ve hakikaten FETÖ gibi artık kabak tadı veren) “Dış güçler operasyon çekiyor” iddiasının tutarsızlığını iyi yakalamış:

    İşler iyi gidiyorsa, ve ekonomimiz Erdoğan’ın ileri sürdüğü gibi tırmanışta ise, bu “Dış güçler operasyon çekiyor” yaygarasına neden ihtiyaç duyuluyor?

    Erdoğan ve diğerleri artık bi karar versinler: İyi mi gidiyoruz, kötü mü gidiyoruz?

    Mengü’nün yakaladığı bir başka şey de şu: Erdoğan, “Ekonomik başarıları görmek istemeyenler var” diyor ya, onun bu şikayeti ve suçlaması ile ilgili.

    Sıradan yurttaşın, öyle “dış-ticaret hacminde genişleme”, “yerleşiklerin sermaye hareketi”, “ödemeler dengesl” türünden şeylere kafası basmaz (iktisat okudum, valla benim de pek basmıyor). Ne yaşıyorsa, malların alış veriş merkezlerindeki fiyatları ne ise, aldığı ücret ya da kazancı kendisini bir tık daha iyi mi, yoksa bir tık daha mı kötü yaşattığına bakıyor, “ekonomik durum” dediğinizde bu tür pratik şeylerde ne görüyorsa onu düşünüyor, ona göre bir fikre varıyor -yanlış mı yapıyor?

    Erdoğan, laga lugayı bıraksın. Sıradan insanın anlayacağı dilden gösterip kanıtlasın ekonominin gayet de rayında gittiğini. Atla deve şeyler değil yani. Ücretleri artırsın, enflasyonu düşürsün, işsizliği azaltsın, falan.

    Bunu basitçe gösteriyor ve sıradan yurttaş hala görmekte inat ediyorsa, e o zaman trolleşmiş kimi AK Parti seçmenleri haklı gerçekten:

    “NaMkörlük etme!”

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız