Bugün bir film üzerinden eski bir olayı yazdım; ama bana bunları Suriye harekatı yazdırdı…

12

Bir yandan Suriye’ye yönelik ‘Barış Pınarı’ harekatını izlerken bir yandan da en fazla merak ettiğim konu şu: Acaba Tayyip Erdoğan, başbakan ve cumhurbaşkanı olmamışken, yeni bir parti kurma telaşı içerisinde bulunduğu siyasi yasaklı günlerinde izlediği ‘13 Gün’ (Thirteen Days) adlı filmi hatırlıyor mudur?

ABD ile Rusya (o zamanki adıyla Sovyetler Birliği) arasında yaşanmış ve Türkiye’nin de adının dolaylı olarak karıştığı ‘Küba füze krizi’ ile ilgiliydi o film. 

Karı-koca meslektaş bir çiftle izlemeye gitmiştim filmi ve bizden bir önceki seanstan tam ortalarında Tayyip Bey’in bulunduğu kalabalık bir grubun çıktığını görünce ayak üstü olsa da kendisiyle konuşmuş ve filmi çok beğendiğini öğrenmiştik.

[O gün o grup içerisinde bulunanlardan, Tayyip Erdoğan’ın biyografisini yazmış, bir dönem AK Parti’den milletvekilliği de yapmış Hüseyin Besli, geçen gün, Akşam gazetesindeki köşesinde, karşılaşmamızı ve ardından kendisiyle yaptığım görüşmeyi hatırlattı. Bir noktayı yanlış hatırlıyor: Ben başarılı olma konusunda tereddüdümü Tayyip Erdoğan için değil, sonradan herbirini Meclis’e taşıdığı, bir bölümü bakanlık da yapan, o gün filmi birlikte izlediği ekibi hakkında ifade etmiştim. Öngörü özürlüsü olabilirim, ama Tayyip Erdoğan’ın başarılı olacağını öngöremeyecek kadar değilim.]

Kennedy mutlak bir savaşı önledi, istediğini de elde ederek

Film iki süpergüç arasında savaşa da yol açabilecek olağanüstü önemde bir krizle ilgili. 

Birinci Dünya Savaşı Avusturya Veliahtı’nın suikasta uğramasından 37 gün sonra çıkmıştı. Küba krizi ise 13 gün sürdü. O süre içerisinde ABD başkanı John F. Kennedy’nin kendisine sürekli Sovyetler’le savaşa girmekten başka bir yol olmadığını telkin eden askerlere karşı direnişinde, yakın zamanda okuduğu Barbara W. Tuchman’ın Birinci Dünya Savaşı’na giden günleri anlattığı ‘Guns of August’ kitabının etkisi olduğunu öğreniyoruz.

[Çevrildiği dönemde (2000) üzerindeki ‘gizli’ damgası yeni kaldırılmış belgelere dayanarak yazılmış Ernest May ve Philip Zelikow imzalarını taşıyan ‘The Kennedy Tapes: Inside the White House During the Cuban Crisis’ adlı kitaptan yararlanılmıştı filmin senaryosunda. Oyuncuların canlandırdığı tarihi kişiliklerin ağzından çıkan sözcükler kasetlerin deşifre edilmesi ile elde edilmiş gerçek konuşmalardır.]

Reklam

ABD’nin U-2 casus uçakları, 1962 Ekim ayında, Sovyetler Birliği’nin Küba’ya orta menzilli nükleer füzeler yerleştirme sürecinde olduğunu fotoğraflarla tespit eder. Miami’nin karşısındaki adada kendisine yönelmiş füzelerin varlığından rahatsız olur ve bunu savaş açmayı bile göze alacak kadar ciddi bir güvenlik sorunu sayar ABD. Kennedy krizi tersini tekrarlayıp duran askerlere rağmen savaşsız çözmek istemektedir. “Peki adayı ablukaya alalım” der askerler; bu defa bunu Sovyetler’in savaş sebebi sayacağını düşünen Kennedy farklı bir yaptırım uygulatır: Amerikan donanması Küba’ya doğru yol alan bütün gemileri durduracak ve ancak silah taşımadığını tespit ettiklerine geçit verecektir.

Moskova bunu protesto eder, ama Sovyet gemileri yaptırıma uyarlar.

Film 13 günlük kriz sürecinde Beyaz Saray’da yaşananları gün gün yansıtır.

Kriz şöyle çözülür: Ruslar bir gazeteci aracılığıyla ABD’nin Küba’yı asla işgal etmeyeceğine garanti verilmesi karşılığında füzelerini Küba’dan kaldırabileceklerini iletirler. Beyaz Saray bu mesajın bizzat Kruşçev’den geldiği kanaatine varır. Bir ikinci istek olarak da Türkiye’deki Jüpiter füzelerinin kaldırılması vardır mesajda; Beyaz Saray bunun Rus genelkurmayının talebi olduğunu düşünür. İlkine “Evet” demeye, ikinciyi reddetmeye karar verirler. Kennedy adalet bakanı yaptığı kardeşi Robert’i Sovyetler’in Washington büyükelçisi Dobrynin’e mesajı iletmesi için gönderir.

Kısaca özetlediğim aslında Hollywood’un uluslararası ihtilafların nasıl çözüleceğini öğrenmek isteyenlere hizmeti olarak görülebilecek filmde kriz, Kruşçev’in füzeleri Küba’dan kaldıracakları açıklamasıyla biter. 

İki devletin elinde de nükleer füzeler bulunduğu için bütün dünya açısından tehlikeli sonuçlar doğurabilecek vahim bir kriz böylece önlenmiş olur.

Neden bu filmi ve ABD ile Rusya arasında 1962 yılında yaşanmış krizi bugün hatırladığımı herhalde anlamışsınızdır.

‘13 Gün’ü kendisiyle birlikte değilse de bir seans arayla aynı sinemada izlediğimiz için Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da filmi görüp beğendiğini biliyorum. “Çok etkilendim” demişti sıcağı sıcağına bize. 

Reklam

Küba krizinde ABD, Rusya (Sovyetler Birliği) ve Türkiye’nin adları geçiyordu; bugünlerde de dünya yine aynı üç ülkenin adlarının geçtiği bir krizle karşı karşıya; ancak bu defa kriz savaşa dönüşmüş durumda.

Belki ileride ‘Barış Pınarı’ harekatı öncesinden başlayıp sonrasına kadar geçen süreci gerçeklere dayanarak anlatan kitaplar yazılır, bakarsınız bugünlerin bir filmi de çekilir.

Filmini bilmem ama ‘13 Gün’ gibi olacaksa kitabı çok okunacaktır.

[Filminden emin olamıyorum, çünkü eleştirmenlerden hep iyi notlar almasına rağmen çekimi için 80 milyon dolar harcanmış olan ‘13 Gün’ filmi sinemada iş yapmamış ve yapımcılarını zarara uğratmıştı.]

ΩΩΩΩ

12 YORUMLAR

  1. Benzeri bir filmi de 90larin basinda seyretmistik: sovyet sonrasi ukraynanin elindeki nukler baslikli fuzelerin, abd/ab nin bazi garantiler vermesi(agit) uzerine rusyaya teslim edilmesi sonucu olarak; bikac yil once kirimin gostere gostere isgali ve ilhaki, ardindan da dogu ukraynanin bolunmesi seklinde bitmisti bu film. Basrol figuranlari da obama, merkel, cameron… Turkiye incirlik ve diger nato uslerindeki nukleer fuzeler uzerinde tam kontrol saglamak zorundadir. Yoksa daha cok is gelir sag olan basa..!

  2. SN koru filmi öne sürerek Türkiye nin suriye ye girmeden sorunu çözebileceğini ima ediyor.Ancak suriye karışmadan yıllar önce Verdiğimiz çabayı unutuyor. Girsen suçlanıyorsun girmesen suçlanıyorsun.Ne yapılması gerekiyordu yani Ey Amerika hoş geldin buyur 2. Kürt devletini kur sonra sıra 3. ye gelsin
    vazgeç bakalım güney doğudan .Bu açıkça söylenmediği için herkes bizi suçluyor. Büyük resmi kimse görmüyor. Sormak lazım amerika sen ne arıyorsun bu topraklarda Ey Fransa sanane Sevr de yapamadığını şimdi mi yapmak istiyorsun.Kavga büyük çok dikkat edilmesi gerekiyor. Kuzey ırak Kuzey Suriye sonra doğu akdeniz olay bu . Kenar da bekleyip Ya Amerika sakın ha yapma demekle bu iş olacak mı hayır. yapılması gereken buydu ve suriye ye girildi. kimse savaş istemez ancak gerektiğinde herşey feda edilip vatan torakları korunacak .sözün özü bu .

  3. Zavalli Trump, adamcağizda hic şans yok.
    ABD ye başkan oldu olali adamcağiza bir gün huzur vermediler.
    Artık işlerini telefonla hall etme riskini göze alamadıği için ve planlarını uygulamaya geçirmebilmesi icinde en güvendiği 2 sadik dostunu Kankasina gönderiyor.
    Danişıklı dövüş ü izlemeye devam edelim.

  4. Gelde Erdoğana “HELAL” olsun deme.:))) kurduğu CAHIL fabrikasinda öyle kendine sadik elamanlar yetişyirmişki, elamanlari onu ve sülalesini savunacam diye okuduklarini dahi anlamadan size verdikleri cevaplarla bayağı komik duruma düşuyorlar.
    Dün hd, rumuzlu yorumcu, havuz referansli yalan ve iftira dolu bir yorum yazmiş.
    Onun yalaninalarini aciklayana yorumcuya karşilik verirken birde şu soruyu sormuş.

    (“Birde turgev bağış yapan sayın yetkili niçin 10 dolar daha bağışlamadın, yaptığın ayıp. Turgevin kayıtlarında yoksa ibb nin kayıtlarında vardır siz merak etmeyin.”)

    Yorumu Cevapla
    Nurdan.
    15 Ekim 2019 at 18:59
    O $10 alıcı bankanin kestiği hizmet bedeli.:)))
    Bir kanusuzluğu veya kimden geldiği belli olmayan kara paralari alanlara,avukatlik yapmadan önce biraz ders çalişin…ki bilmeden bilmişlik taslamaniz ortaya çikmasın

    Yorumu Cevapla
    mim
    Rumuzlu yorumcuya verdiği cevabi yorumunda bu sefer 10 dolar için ney demimişşş.

    “bir milyona 10 dolar havale bedeli de iyiymiş hangi banka bizden on liraya onbeş lira alıyorlar.”

    Yorumu Cevapla
    hd
    16 Ekim 2019 at 11:38
    999 espriydi sazan olmayın, tam rakamı hatırlamıyorum, 700-800 gibi bir rakamdı. Yüz milyon işini bilmiyorum. ibb den çıkmışsa ekrem havalenin dekontunu büyütüp belediye önüne heykelini diken.

    👉 bir milyona 10 dolar havale bedeli de iyiymiş hangi banka bizden on liraya onbeş lira alıyorlar.👈

    ALICIYI HAVELE EDEN BANKA ANLAMIŞ?
    Sn, hd isterseniz tekrar okuyun ve anlamaya çalışin.
    Havele eden banka servis parasi alir istersen 10 dolar gönde onlarin servis parasi 50 dolar ise onlar 10 dolarada 50 dolar alir.
    Alici ve havele eden bankalarin ücretleri ayni olmaz.
    Gonderen 100 miliyon dolar göndemiş
    Alici banka 10 dolar kesmiş.

  5. Sayın Koru’nun sitesini takip edenler bilir daha önce de bu film üzerinden bir yazı yazmıştı. O yazıdan sonra filmi izlemistim. 🙂

  6. Dün ve bugün
    Kendi döneminde ipler derin Sermaye’nin elinde idi. Sinemada seyrettiğin daha önce yazılı oynanan bir senaryo idi. Kennedy derin Sermaye’nin talimatı dışında iş yapmaya başladı ve öldü. Bugün ise derin devlet ipin ucunu kaçırmış durumdadır. Ortalıkta artık rejim değil, kişiler değil, ırklar savaştırılmak isteniyor. Sermaye cephesinin karşısında Siyaset vardır.
    O günkü senaryo Sovyetlerin ve ABD’nin gücünü göstermek, tüm dünya halklarını Sermaye’nin emrinde tutmak idi. Bugün farklı bir yerdeyiz. Sermaye dünya ekonomisine o günkü kadar hakim değildir. Yerel ekonomiler gittikçe canlanmaktadır. Türkiye henüz krize girmemiştir. Devletler artık bilinçlenmiş, bloklar oluşturuyorlar ama bloklar kendi iradeleri ile uzlaşıyorlar.
    Suriye’de savaş sonlandırılıyor. Terör bitiriliyor. Çünkü Sermaye’nin artık terörü finanse edecek gücü kalmadığı gibi terör de Sermaye’yi dinlemez olmuştur. Bizim Devletler’e önerimiz şudur: Terör aç kalmış kişilerin oluşturduğu bir topluluktur. Kim karnını doyursa onun tarafında çalışır. Gelin yüz lojmanlı apartman sistemi ile terörü Sermaye’ye karşı kullanalım. Gizli istihbarat için harcadıklarımızı onları yararlı hale getirmek için harcayalım.
    Sermaye’yi de yok etmeye çalışmayalım. İlme, dine ve siyasete karışmamak, ekonomide tekeli hedeflememek şartı ile o da varlığını sürdürsün. Kur’an’ın insanlıktan istediği, insanlık anayasasının yeryüzüne barış getirmesidir. Akevler’in özellikle Doç.Dr. Süleyman Akdemir’in bu konuda ciltler dolu neşriyatı vardır. Hakemli dergilerde yayınlanmıştır. Ayrıca doçentlik başvurusunda 0’a karşı 5 ile ilim dünyasınca kabul edilmiştir.
    AK Parti’ye tavsiye ediyorum, Kur’an’ı uygulayamıyorsa müspet ilmi uygulasın.

  7. Erdoğan’ın “derin” destekçisi bir gazete, uzun süreden beri ve halen Suriye harekatını “hararetle” destekledi ve destekliyor.Ancak son iki gündür fark edebildiğim iki yazıda, Saddam-Kuveyt bağlamında ve diğer risklere dikkat çeken uyarı yazıları yayınlamaya başladı.
    İyi de bu uyarı ve ikaz yazılarının ” zamanlaması ” harekat başlamadan önce olması gerekmez mi?
    Harekattan önce yapılması gereken uyarıların harekattan sonra yapılması ne anlama geliyor?
    Bunun iki anlamı olabilir;
    1-Biz de seni tuzağa düşürmek istiyorduk.Harekata başlamakla tuzağımıza düştün.Artık çok daha kontrolümüzdesin. Dediklerimizi yapmaya daha mecbursun demek için.
    2- Bazılarının dediği gibi biz senin hasmın değil dostunuz, bak karşı karşıya olduğun göremediğin riskleri sana gösteriyoruz mesajı verip, dost imajını parlatmak için.

  8. bazı okurların, ırak konusu gündeme geldiğinde, abd’nin saddamı kuveyte saldırttığını sonra da onu bahane ettiği yorumlarını okumuştum.
    – tabiki bu gerçek olabilir ama yine de, elde ciddi veriler olmadan bu tür yorumlar ciddiye alınmaz, alınmamalıdır da.
    – ırak ile ilgili bölümü yazmaktaki amacım; insanların bazen, kendilerini zor duruma düşürecek öylesine hareketler yapıyor olmaları ki, olaylar filminin sonunda, yapılan hareket, diğer insanlar tarafından “tuzağa düşürülme” olarak nitelenebiliyor.
    – yani, aslında yapılanın yanlış olduğu ve sonucun hiç de iyi olmayacağı o kadar belli ki, bunun görülememiş olması, başkaları tarafından, olay gerçekleşip, kötü sonuç ortaya çıktıktan sonra, ancak “tuzağa düşürülme” ile açıklanabiliyor.
    – yani, dünyada olayların seyri, pekçok yerde, filmdekinden epey farklı şekilde gelişiyor.

  9. Kriz mi Keriz mi

    Sahadaki savaş siyasi taktiklerle başa baş gidiyor. ABD ve Rusya arasında ince çizgiden yürüyen Türkiye gemisi yoluna devam ediyor. En kabası ekonomik yaptırımdan bahsediyor. Kimsenin Türkiyeye emir verme ve müdahale etme cesareti yok. Bu da güzel.
    Sayın Cumhurbaşkanımızı ve ekibini kutlamaktan başka diyeceğimiz yok. Bütün barış sevenler bir kerede şu pkk 40 yıldır kan döküyor bıraksın savaşı demiyor. Kürtlerin en büyük düşmanı pkk dır. Eğer Silahlı mücadeleyi bırakıp Türkiyeden çekilselerdi hem Kerkük ile birlikte kuzey ırakta hem kuzey suriyede tarih başka yazılırdı.
    Bu gün pkk ya düşman olmayan ona sırt dayayan kim varsa kürtlerin düşmanı o dur.

  10. Putinin 103 ü okuması çok manidar , Türkiyenin Suriye ile çatışma içerisine girmesini istememesi de önemli.
    Kızıl elmadan acı soğana dönülürse ülkenin şekeri de çıkmamış olur.
    Akıllı liderlerin isabetli kararları milyonlarca canı rahat ettirirken yanlış kararları insanlığı rahatsız ediyor

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız