CB Erdoğan suçladı, suçlanan Davutoğlu eli yükseltti.. Yeni muhalefet siyasette yeni bir döneme kapı aralıyor…

59

Demek bundan sonra siyasetin üslubu şöyle olacak: 

AK Parti adına genel başkan, şimdilerde siyasette yeni arayışlar içerisine girenleri, kısa süre öncesinin yol arkadaşları olduğunu önemsemeyip suçlayacak…

Mesela, ülkenin en tepe yönetici noktasında yedi yıl süreyle bulunmuş ve kendisinin 2007 yılında “Kardeşim” sıcaklığıyla adaylığını açıkladığı 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den söz etmesi gerektiğinde, adını vermeden “Halef-selef olduğumuz cumhurbaşkanı” diye anacak…  

17 yılın büyük bölümünde danışmanı olmuş, partisinin başına gelmesini ve başbakanlık görevini üstlenmesini birkaç yıl önce (2014’te) bizzat sağladığı Prof. Ahmet Davutoğlu’nu da “Malum zat” diye adlandıracak…

Altında başbakan ve daha sonra da cumhurbaşkanı olarak imzası veya rızası bulunan işlemler için, kendi sorumluğunu aklına bile getirmeden, şimdinin yeni parti oluşumu için kollarını sıvamış eski yol arkadaşlarını suçlayacak…

Suçlama ‘dolandırıcılık’ gibi her dildeki karşılığıyla her ülkede ceza gerektiren bir sözcüğü de içerebilecek…

Dün AK Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Şehir Üniversitesi’nin kayyıma devri üzerine başgösteren eleştirilere cevap olmak üzere yaptığı konuşmadan öğrendiğimiz, yeni siyasetin üslubunun bu minvalde olacağıdır.

Ne diyelim, hayırlı, yararlı olsun…

Reklam

Hayırlı ve yararlı olmaz

Temennim bu olmakla birlikte, dün tanığı olduğumuz üslubun, en başta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, sonra da başkanı olduğu AK Parti’ye hayırlı ve yararlı olacağını sanmıyorum.

Bu kanaate, suçlananların en başında yer alan eski başbakan Ahmet Davutoğlu’nun kendisine verdiği cevabın ağırlığı yüzünden varmış değilim. Davutoğlu’nun üslubu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üslubundan daha sert. Davutoğlu’nun TBMM’de kurulmasını talep ettiği komisyona yüklediği misyon eğer kabul görürse -ki hiç sanmıyorum- onun vereceği tahribat siyasetin kaldıramayacağı kadar ağır olacaktır.

Üslubun hayırlı olmayacağına dair kanaatim, daha çok, suçlanan kişiler ile suçlayanın, bugün uzak kalsalar bile, 17 yıllık AK Parti iktidarının neredeyse bütününde, etle tırnak gibi birbirinden ayrılmaz bir görüntü verdikleri gerçeğinden kaynaklanıyor.

Suçlayanın suçlamaları suçlananlara ne kadar zarar verirse ondan daha fazla zararı suçlayan da görecektir.

“Ben yapmadım, onlar yaptı” denildiğinde bu inkara inanacak çok az kimse bulunur.

AK Parti sözcülerinin bugüne kadar karşılarında yer alan muhalefet partilerini her daim benzer bir üslupla suçlayageldiklerini biliyorum elbette. Bu suçlamalardan en ciddileri bugüne kadar CHP’ye yönetildi AK Parti sözcüleri tarafından. Cumhuriyet’in tarihinden eski bir tarihi olan ve bambaşka ölçülerin geçerli olduğu dönemlerde iktidarda bulunan CHP’den suçlanabilecek yönler bulmak o kadar zor gelmedi AK Parti sözcülerine.

Kendi parti tabanları da o suçlamalardan çoğu zaman etkilendi.

Reklam

Gül ve Davutoğlu gibi isimlerin AK Partililer tarafından suçlanmasının bundan etkilenmesi beklenen kitleler ve kişiler üzerinde beklenen türden bir sonuç uyandırması hiç de kolay değil. O isimlere atılacak her suçlama, kendilerini oradan gelen suçlamalara koro halinde katılmaya şartlamış çok dar bir kesim dışındakileri önce şaşkınlığa uğratır, sonra da düşünmeye sevk eder.

Sanırım AK Parti yönetiminde yer alanların şu sıralarda en istemeyecekleri şey, kendileriyle saf tutmakta olan insanların düşünmeye başlamalarıdır. Düşünen insanlar kısa süreliğine şaşkınlık geçirdikten sonra yapılanın ve durdukları yerin yanlışlığını fark edebilirler çünkü.

Telaş yenilgi getirir

Bunları yazıyorum, ama eleştirdiğim ve AK Parti’ye hayırlı ve yararlı olmayacağını söylediğim üslubun değişeceğini de sanmıyorum. AK Parti’nin bundan böyle doğru davranış sergileyebileceğine inanamıyorum da ondan…

Dün, hep yenmeye alışık Manchester City ile puan olarak gerisinde kalmış Manchester United takımları arasında derbi günüydü. City’yi 2-0 yendi United takımı. Erken gelen gol maçın süresi daraldıkça rakip takımda telaşa sebep oldu ve telaşa düşen oyuncular mantıklı davranamaz hale geldiler.

AK Parti’nin durumu biraz buna benziyor. İlk kez kendi içerisinden çıkan bir muhalefet cephesiyle karşı karşıya ve bu da onu telaşa sürüklüyor. Muhaliflere karşı kullandığı ve karşısında CHP olduğunda başarı getirmiş olan üslupla bu yeni gelişmeye mukabele ettiğinde, CHP’den gelmesine alıştığı türden bir cevap beklerken farklı bir karşı çıkışla karşılaşıyor.

Telaşe görünümünde AK Parti.

Yeni muhalif cephe kararlı görünüyor

Yazıya hep AK Parti açısından baktım, ama onun karşısına çıkmaya hazırlananların ne ile karşılaşacaklarını hesaplarına kattıklarını ve üzerlerine gelinen argümanları karşılarken eli bir miktar daha yükseltmekten çekinmeyeceklerini de bu vesileyle görmüş olduk.

Kesin bir tavır seziliyor AK Parti içinden çıkan muhalefet cephesinde; hiç değilse Ahmet Davutoğlu ve kendisiyle birlikte hareket etmeye hazırlananlar için bu bir gerçek.

Sanıyorum Ali Babacan da bu konuda ondan farklı değil.

AK Parti buna hazırlıklı mıydı, bilmiyorum. 

Fakat hazırlansa iyi olacağına adım kadar eminim.

ΩΩΩΩ 

59 YORUMLAR

  1. Devlet yönetimi zaafiyet kabul etmez.geleceği vegerçekleri kim yanlış okursa telafisi çok zor günler o kişiyi veya güruhu bekler birde bakarki elinde ne kolon kalımış ne palan.nihayetinde milletin acı acı gülüşleri karşısına çıkar.ah vah der ama ne derman

  2. Siyasi etik yasasını çıkarmaya çalışan Ahmet davudoğlu ona il başkanı yapacak adam bulamazsın diyen Tayyip Erdoğan. Bu girişim davudoğlunun başbakanlığına mal oldu.
    AKP de artık ayar bozuldu.
    Şehir üniversitesi olayı turnusol kağıdı vazifesi gördü.
    Bu AKP ve erdoğanın altın vuruşu olarak muhalif çevrelerce nitelendi.
    Aslında esas altın vuruş davudoğlu babacan ve Mehmet Şimşeki şehir üniversitesine rant sağlamak ve halk bankasını dolandırmakla
    suçlamak oldu.
    Ahmet davudoğlu elini gördüm restini çekti ve hodri meydan dedi.
    Yerden göğe küp dizseler
    Alttakini bir çekseler
    Seyreyle sen gümbürtüyü.

  3. Uğur bey bu karekterler ayni anda kayıplara karışıp anì anda ortalığa saliverildiklerini herkes gõrüyor.
    G Gayret! Bir ara yalnışlıkla benim ismimle banda yorum yapmışti.
    Hatta bir ara Jesses bile oldu.
    Hiç birini tutturamayınca Türkeşe karar kıldı.
    Geçende bu konuda cevabi bir yorum yazdım maalesef sansüre takıldi ve makaslandı.
    Yalnız bayağ birilerini incitecek ağır bir cevabi yorumdu.

  4. Uzun yıllardır,siyaseti az çok izlerim,hiç siyasete de girmedim.Yaşım ellilerde,hayatta çok şeyler değişti köyümüzde yol yoktu yol geldi araba yoktu otobanlar yoktu otoban yapıldı her ile üniversite ve hava alanı yapıldı.Teknoloji yi dışarıdan ithal ettik ama gene de teknolojik çok şey değişti.Ama bizim ülkemizde bir tek şey değişmedi: o da siyaset söylemi.Dünkü siyasette söylenenlere baktığın zaman elli yıl önce de aynı şeyler söylenmişti.Gerçekten bizde siyaset hiç değişmiyor.AKP ilk iktidara geldiğinde çok umutlanmıştım.Son birkaç yıl bu umutlarım tamamen yıkıldı.Son zamanlarda diyorlar ya hani yeni türkiye diye;buna ben ağlıyorum ama dağdaki kargalar bile gülüyor.Kaderimizdir diyip yaşıyoruz;üzgünüm maalasef.

    • Bahri bey bizim nurdan ablanın köyüne yakın biyerlerde yaşıyorsunuz galiba; biraz kırsaldan kente doğru şöyle bi çıkıp dolaşsanız diyorum, açılırsınız… her türlü altyapı hizmetlerinden çekinmeden yararlanabilirsiniz de; çünkü onların hepsini bu hükümet bizler için yaptı! Onun bunun çirkefliklerine bakıp da enseyi karartmanın alemi yok yani…

      • Haklısınız, 2002’den önce Türkiye’de hiçbir alt yapı yoktu. Sadece birkaç büyük şehirde elektrik vardı, suyu mahalle çeşmelerinden taşıyorduk, kanalizasyonlar sokakların ortasından akıyordu. İyi ki Erdoğan ve H.Gayret var ki bunlardan kurtulduk.

  5. Önceki yorumuma bir şey eklemek istiyorum. Bu dalaşmalar! Türkiye için…Hayra Alamet bir olay Çünkü bunların yaptığı yolsuzlukları kendilerinden başka kimse ispat edemiyor şu andan itibaren düğmeye basılmış ve bundan sonra, bütün yolsuzlukları sıra ile yeni ve eski akpliler vasitasi ile öğreneceğiz.

    Abdullatif Şener tek kalmıştı! Erdoğani 2007 de teşhir ettiğinde onu kimse yalanlamadı fakat! Cesaretli biriside çıkıp doğrulayamadı…..
    Çünkü onların derdi Türkiye değil koltukidi.
    Tıpkı Davutoğlunun Gülün partideki koltuğunu gasp eder gibi Erdoğanın kötü niyetlerine yardım etmesi gibi.

    Not: bugün,bu siteye gene birşeyler oldu. Yorum yazılacak bölüm kapalı ancak cevapla bölūmüne yaziliyor, onuda tiklandığnda tekrar eden yorum gõruldi yazisi çıkıyor.

  6. Vakıf üniversitelerine bu şekilde arazi devir teslimi hiç yapılmadı mı acaba dendiği gibi? Koç üniversitesinin arazisi mesela. Sadece belli bir zaman için kullanıma mı verildi? O da bayağı tartışma konusu olmuş, Demirel ben verdim yine veririm demişti. Eğer bu doğruysa yani diğerlerine sadece kullanım için veriliyorsa Şehir Üniversitesine yapılan kıyak elbette doğru olmamış. Yandaşlara yapılan bu tür kıyaklar bir süre sonra yandaşlıktan kopunca problem oluyor görüldüğü gibi. İşin doğrusu devletin herkese eşit mesafede olmasıdır. Ancak bu konuda sicilimiz malum.

    • Koç üniversitesi o araziye imar izni olmaksızın 6bin ağacı kesmek suretiyle girmişti sayın bi okur; o zamanki ibb başkanı sırf bu işgale karşı çıktığı için hapse atılmıştı..! Sonrasında da akparti iktidar olunca devletbaşkanımız(o zamanki başbakan) mahkeme yoluyla söz konusu araziyi devlete geri kazandırmıştı ve şu anda kampüs arazisinin kirasını koçlar gibi ödüyorlar devletimize… biraz tarih okuyun, yalan dolandan fırsatınız olursa tabii..!

      • O kadar yakından takip etmedim. Demek ki Koç kira ödüyor. O zaman soru şu, madem böyle uygulanacaktı, o zaman Şehir’e neden devir yaptılar. Cumhurbaşkanının suçladığı kişiler kendi hükümetinin bakanları özelleştirme dairesi başkanı. Bilmiyordum kandırdılar demek istemiyor herhalde. İşte her kıyak sonuçta dönüyor bir şekilde. Koç da aynı, Şehir de. Bu arada Koç Üniversitesi gerçekten mükemmel bir kampüse sahip Türkiye’nin herhalde en kalitelisi. Mimarı kimdir merak ettim.

  7. Sn Bernar
    23 Haziran İstanbul seçimleri için AKP seçimleri kaybetmeyecek bozguna uğrayacak diye yazdığınızı çok iyi hatırlıyorum.
    Erdoğan’ın promtersız bir konuşmasına rastladığımda kaç kelime ile konuştuğu sorusu aklıma gelmişti.Birkaç gün sonra gazeteden cevabı manşetten aldım :35 kelime

  8. Geçmiş olsun Uğur’u da kaybettik…Bunları Allah yardımcısı olsun…Arkadaş bu kadar paronoyak olmayın ya…Valla billaha üzülüyorum halinize…Akıl sağlığınız daha önemli…Boşverin okumayın geçin…Valla gönüllü yapıyorum sizin dediğiniz trollüğü… Bu işte para varmı ki…Değmez arkadaş… Herkes taraftar gibi davranıyor, beni de karşı taraftar gibi görün… Bu kadar…Karşı fikirler olduğu zaman niye bu kadar cellaleniyonuz…Hani fikir özgürlüğü…Başa gelseniz yaşatmazsınız ha..

  9. Çok değil, bundan 10 yıl önce AmerikanSenatosu talep ettiğimiz ‘Predator’leri bize satışına onay vermemişti. İsrail’den satın aldığımız Heron’ların motor bakımlarını yapmakta zorlanıyorduk…
    Türkiye artık İHA konusunda dünyanın ilk 3 ülkesinde birisi…Hay maşallah…

    • İHA ne ki ! Uzay yarışındayız, 2022’de kendi uydumuzu fırlatacakmışız, 10 seneye kadar da kendi savaş uçağımızı yapacakmışız. Ayrıca 5G’yi yerli-milli imkanlarla yapacakmışız … İHA bir başarıdır doğru fakat Erdoğan’ın 1’e 10 bazen de 1’e 100 şişirmeleri asap bozuyor. Resmen cahil seçmeni kandırmaya oynuyor. Kimbilir belki kendisi de bunları gerçek sanıp milyarlarca dolarlık projelere imza atıyordur. Erdoğan önce üniversite diplomasını göstersin.

  10. Diğer partiler tarafından yapılan yolsuzluk suçlamaları( 17/25 dahil ki ses kayıtlarından bunların gerçek olduğundan aklı başında kimsenin şüphesi yok) akp tabanında anlaşılmaz bir şekilde pek bir karşılık bulmamıştı. Fakat bu sefer durum farklı ve seçim sathı mailine girildiğinde daha da sertleşeceğine ve de ete kemiğe dönüşeceğine dair emareler var. Yoksa Davutoğlu bu kadar yüksek perdeden eli açmazdı. Normal şartlarda bu iddiayı araştırması gereken akp ve mhp vekillerinin böyle bir yola sapacaklarına içinizden inananınız var mı?

    • Sanki yazar şehir üniversitesinin Davutoğlu’nun ve dostlarının elinden tamamen çıkıp geçici yönetimden sonra bir yandaşın yönetimine verileceğini bilmiyordu.

  11. Bu konuda söylenilesi tek şey, böyle bitmemeliydi ! Haliyle sırça köşkte oturan başkasının camına taş atmamalı eğer dip yakındır, dibe geldik daha aşağısı, daha kötüsü yok diye vehmeden safdiller varsa dip çok derin ve kaz, kaz bitecek gibi değil. O kadar emek ve çaba 17 yıl içinde dünyevilik, kibir ve hamaset ile tükendi ben buna yanarım başka bir şeye değil. Ali, veli veya veli, ali değişecek bir şey yok tepiştikce safi zihinleri idlal edecek müteaddit herzeleri meydana çıkacak.

  12. Bir de şu konu var:

    Sinema sektörü çoklu kişilik konusunu sıklıkla işliyor,konunun niteliğinden kaynaklı ortaya ilginç ve etkileyici filmler de çıkıyor.Dr.Jekyll ve Mr.Hayd,İlk Korku,Zindan Adası,Kimlik,Siyah Kuğu gibi…

    Kısa bir süre önce burada bir arkadaş H.Gayret ve Türkeş rumuzlu yorumcuların aslında aynı kişiler olduklarını yazmıştı.Onun gibi düşünen başka yorumcuların olduğunu da gözlemliyorum.O gün bu görüşe gerekçesiyle itiraz etmiştim.Fakat içimde bir şüphe de yok değildi.Sonrasında her ikisinin üsluplarına biraz daha dikkat eder oldum ve sonuç olarak itirazımda yanıldığım kanaatine vardım.H.Gayret’in birkaç kez (tabi ki SEHVEN yani yanlışlıkla yani hataen yani farkında olmayarak yani bir boşluğuna gelerek yani istemsiz olarak yani ila ahir…)kendi ismi yerine benimkini veya başka yorumcularınkini yazdığına dair tahminim vardı da,Türkeş rumuzunun Ona ait olabileceği hususunu kaçırmışım.Ama artık bu konudaki kanaatim değişti.

    Gerçi şimdi yine malum itirazlar başlayacak:

    Türkeş: Hık!Sayın başbuğum!Bunlar ne yiyip ne içiyorlar,kafayı yemişler!..Bu arada ben de aslan sütüyle kımızı birbiriyle çok karıştırmışım,içerken de haddinden fazla kaçırmışım sayın başbuğum.Saygılar sunar,ellerinden öperim.Hık!..

    H.Gayret:H.Gayretciğim bende senin gibi fazla kaçırmışım,hık!..Bunlar da haşhaşı fazla kaçırmışlar abi,ikimizi aynı sanıyorlar,ha ha ha!Bir de o kadar ısrar ediyorlar ki; hani senin ben olduğunu bilmesem nerdeyse ben bile inananacağım dediklerine,hık!.. Neysem ki aklım başımda hala…Lakin şu içtiğim karışımın malzemeleri fena halde bozukmuş,çarptı beni;bir yerdeyim bir gökte,kah gestapo subayı oluyorum,kah vahşi Batıda kelle avcısı bir asilzade ,hık!..kah mahalle yanarken ayna karşısında saçlarımı tarıyorum…çok fena çarpıldım doğrusu,hık!Şu an nerdeyim ve nasılım biliyon mu?hık!Tahmin edemezsin;Kürşat’ın peşinde Çin Seddindeyim abi!..Önümüzdeki kurtun parlayan kuyruğu yolumuzu aydınlatıyor, hık…Gamlı Baykuşla uyuz pire torbası Puik te hemen yanımda ve ağzımda çocukluğumdan beri her işimde beni motive eden şarkı var.

    Türkeş:Hangi şarkıymış o?

    H.Gayret:Fış fış kayıkçı abi!..Bu şarkı beni uçuruyor adeta,hık!Gerçi arkamdan Doğu tarafından birinçekleri “Oğlum ne yapıyorsunuz?Avrasyacıyız biz unuttunuz mu?” diye bağırıyorlar ama,kımızı içmişim gaza gelmişim bir kere, şimdi karşımda Jackie Chan olsa ne yazar!Jet li olsa ne yazar!İp man olsa ne yazar,hık…Puiki saldım mı üstlerine alayını birden çil yavrusu gibi dağıtır,hık…Puik!Yapma lan!hay hain köpek!fırsattan istifade ayağıma işedi namussuz,hoşt lan!..Biraz önce kıçına tekme atmıştım da,boşluğumdan yararlanıp intikamını aldı hergele,hık!Ulan Puik,sen daha benim kim olduğumu anlamamışsın!İntikamımı senden ağır ağır alacağım,sana kiminle dans ettiğini çok fena öğreteceğim,hık!..Lan oğlum senin o sırıtan kelleni asaletimin nişanesi olarak salonumun duvarına asmazsam ben de adam değilim,pire torbası seni…

    Türkeş : Seni tebrik ederim sayın başbuğum!senin geldiğin yollar bizim gittiğimiz yollardır, hık!

    H.Gayret: Öyledir H.Gayretciğim,optum seni,hık!Bu arada aslan sütünü keşke bu kadar kaçırmayaydım hık!kim olduğumu garıştırıyom hık!Mors alfabesiyle konuşuyor gibi oldum,hık!..Şöyle kendi eksenimiz etrafında bir tur dönelim mi?belki birşey olabilir!..Tüh gine birşey olmadı yaw,hala gendimi garıştırıyom.İnbizatlar anlar mı ki?hık!

    Türkeş: Ben de aynı haldeyim sayın süt başbuğum!..yoksa yine mi karıştırdım Serdarcığım,pardon Zakirciğim,hık!ben en iyisi mi kaçayım…Hadi eyvallah,ben de seni optum…

    H.Gayret:Güle güle Şakirciğim,yani Nesimciğim,şekerim benim,hık!..

    Arasıra buna benzer diyaloglar (monologlar mı demeliydim? )seksenli yılların en bilindik reklam filmlerinden olan kamyon şoförüyle muavininin oynadıkları motor yağı reklam filmindeki minval üzere yürüyüp gidiyor:

    -(Hımmm!) Shell Rotella yirmi elli!..Kaptan! bu bizim yağımız değil mi?
    -Öyle muavin!Bu bizim yağımız!Hiç eksilmez,basıncı düşmez!..

  13. Olumlu işleri sahiplenip olumsuz ne varsa etrafındakilere dağıtmak iyi bir liderlik özelliği değildir.Hz.Peygamberin Uhud savaşı öncesindeki ve savaş esnasındaki tavsiyelerine,direktiflerine uyulmaması sonucu savaş kaybedilmişti.O örnek insan ise kusuru etrafındakilere yüklememişti.İnsanı en mükemmel şekilde yaratan,nefsinin arzularını,fısıltılarını,zaaflarını,insan psikolojisini ve insan topluluklarının verecekleri sosyal tepkileri en iyi bilen Allah Al-i İmran Suresi 159. ayetinde şöyle buyuruyor:
    “Ey peygamber! Allah’ın rahmeti sebebiyle sen onlara yumuşak davrandın. Eğer onlara karşı kırıcı ve sert olsaydın, çevrenden dağılır giderlerdi. Artık onları bağışla ve affedilmeleri için dua et. Toplumu ilgilendiren her konuda onlara danış, görüşlerini al; sonra bir hareket şekline karar verince de, Allah’a güven. Çünkü Allah, kendisine güvenip, dayananları sever.”

    Tüm göstergeler yakın zamanda AKP için bir dağılış sürecini gösteriyor.Yeni partiler kurulduktan sonra özellikle Davutoğlu’nun partisine kitleler halinde milletvekili transferleri muhtemel beklentiler arasında.Bu da yeni salvoları doğuruyor.

  14. Bir strateji dehası ve siyaset ustası olarak parlatılan Erdoğan hakkındaki bu tür güzellemelerin koca bir balon olduğunu, bundan bir buçuk yıl önce iki farklı yorum yazımda dile getirmiş, başkanlık sisteminin bir zaman sonra Erdoğan’ın elinde patlayacağını ileri sürmüştüm. Ardından, bu yılın Nisan ortasında, o günlerde İstanbul Belediye Başkanlığı seçim sonucunu kabullenmek istemez bir görüntü veren Erdoğan’ın o bıktırıcı “oyların yeniden sayımı” sürecinde yine yanlış yaptığını, vasat bir siyasetçi olduğunu yazdım 13 Nisan tarihli yorum yazısında: “Vasat, öngörüsüz, tutarsız bir lider” iddiamı yineledim, seçimi iptal edip İstanbul’u yeniden seçime götürmesi durumunda kimsenin aklına bile getirmediği bir oy farkıyla kaybedeceğini ileri sürdüm.

    Yine yanlış yaptı, yine ağır bir seçim yenilgisiyle ödedi yanlışının bedelini.

    Çok uzun bir süreden beri AK Parti’ye uyarı üstüne uyarılarda bulunan Fehmi Bey, Erdoğan’ın yine bir yanlış içinde olduğu kanaatini paylaşıyor okurlarıyla. Doğru bir tespit bu -daha önceki tespit ve uyarıları gibi. Elbette yinev kulak arkası edilecek ve Erdoğan, bu akla ziyan hamleleriyle, zaten örselenmiş olan inandırıcılığının altını daha da oyup kendi çöküş sürecini hızlandırmış olacak.

    Pek çok siyaset bilimcinin, gazetecinin, vs. hiç ama hiç dikkatini çekmeyen bir gerçek, dikkatler ve tartışmalar kurulması eli kulağında iki partinin alacağı muhtemel oy yüzdeleri, bu iki partinin AK Parti’ye muhtemelen ne düzeyde zarar vereceği üzerine yoğunlaştığı için, bütünüyle gözlerden kaçıyor: Dindarlar ve Kürtler, Türkiye’yi demokratikleştiren yegane aktörler. Onların bu işlevini gören yok, bu iki parti, hep oy ve ittifak dengelerini bozma potansiyeli üzerinden önemseniyor ya da tartışılıyor. Oysa, durum çok farklı.

    Her iki parti de, PKK terörünün Erdoğan ile üstü örtülen vesayetçi ittifakın imdadına yetişmek üzere yeniden sahne alması türünden olağanüstü koşullar yaşamazsak, benim gelecek yıl Kasım ayından çok daha önce olacağını düşündüğüm erken seçimlerde, bırakın birinci parti olmayı, ikinci parti bile olamayacaklar.

    Peki bu muhtemel durum, onların yaşamsal önemini (yakında oynayacakları merkezi rol) azaltıyor mu?

    Hayır, hiç azaltmıyor.

    Kaldı ki, o erken seçimler, AK Parti ve Erdoğan’ın siyasetten tasfiyesi sürecini başlatacak olması anlamında önemli, yeni partilerin yazgısının belirlenmesi açısından değil. Yeni ve kalıcı yeni bir iktidar çıkmayacak o erken seçimlerden. Bir ara dönemin başlangıcını temsil edecek ve onu bir başka erken seçim takip edecek -ve, ya Babacan’ın tek başına iktidarı ile, ya da bu partinin başat parti olduğu bir koalisyonla sonuçlanacak.

    Ben, tam da bu nedenle, söz konusu iki yeni partiye, sahip oldukları oy potansiyelinin ne olup olmadığı açısından değil, dindarların ve Kürtlerin bir siyasal istikrar ve Türkiye’yi demokratikleştirme motoru olarak siyaset sahnesine dönüşü gözüyle bakılmasını, yaşamsal önemlerinin burada aranmasını öneriyorum.

    Srküler cenahtan, “Boş konuşuyorsun. Dindarlar ve siyasal İslam bütün inandırıcılıklarını kaybettiler AK Parti ve Cemaat dolayısıyla. Millet, AK Parti içinden çıkacak bu yeni partilere mi koşacak yeni umut diye?” şeklinde itirazlar yükselebilir.

    Bu itirazların geçerliği yok. İki nedenle yok: Dindar sosyoloji, siyasal bir partide temsil edilmediğini gözlediği için kuruyor yeni partileri. Dindarlar, ne Erdoğan ve partisini, ne Gülen Cemaati’ni kendi sosyolojilerinin temsilcileri olarak görmüyorlar. Yani, siz öyle istiyor ve öyle arzu ediyorsunuz diye, dindarlar (Ruşen Çakır’ın öne sürdüğü gibi) dinden uzaklaşmıyorlar. Ya da, AK Parti ve Cemaat’e bakıp özgüven yitimine ya da moral bozukluğuna uğramış değiller. Bunlar, kendi arzularını toplumsal analiz diye sunma yanlışını sürekli tekrar eden sekülerlerin yanılsamaları. Tipik örneği de Ruşen Çakır.

    İkinci temel neden, dindarların ve Kürtlerin seküler mahalleyi ve onun siyasal temsilcisi CHP’yi sivilleştirme ve demokratikleştirme süreci henüz tamamlanmanın çok uzağında.

    Dindar muhafazakarların Türkiye’yi demokratikleştirici gücünü görmek isteyen, bunların CHP üzerinde oluşturdukları muazzam basınca baksınlar derim. Cumhuriyet mitinglerininin davul zurna ekibi olmaktan, ulusalcı faşistlerin en ufak makul ve sağduyulu öneriyi anında boğdukları günlerden, E. İmamoğlu’na geldi CHP. İnsanlar ne kadar farkındalar, bilemiyorum, ama, sezdiğim ve gördüğüm o ki, çok yakın gelecekte sadece Erdoğan ve AK Parti’nin tasfiyesi sürecini değil, neredeyse eşzamanlı olarak ulusalcıların, Halk TV’nin, Sözcü’nün, Muharrem İnce ve onun etrafrında öbeklenmiş uulusalcı-Atatürkçü kliklerin CHP’den ve seküler mahalleden tasfiyesi sürecini yaşayacağız. Böylece, dindarların ve Kürtlerin siyaseti sivilleştirme ve Türkiye’yi demokratikleştirme işlevi yeni bir aşamaya erişecek ve hızlanarak devam edecek.

    Uzun lafın kısası, CHP sivilleşme ve halkın organik parçası olma kıvamında olmadığı için önümüzdeki erken seçimlerde CHP’li sekülerlere “yine hüsran” var. Doğru yoldalar, ama henüz yolun başındalar. Bir süre, dindarların direksiyon başında oldukları otobüse muavin tarifesinden alınabilirler -e bu da onlar için iyi bir şey.

    Halk TV, Muharrem İnce, Deniz Baykal’ın yeni türevi olarak parti başkanlığına ya da yönetimine gelme düşü kuran şaşkınlar ve Sözcü’nun suyu giderek ısıncak -sizce bunun ne kadar farkındalar? Haftalarca gündemi meşgul eden “Saray’a gizlice giden CHP’li” meselesine, şimdilerde yavaş yavaş gündeme gelecek Halk TV ve Deniz Baykal ailesi muhabbetlerine bir de bu gözle bakın. Ulusalcılar ya hadlerini bilip ağızlarını bile açmadan yazgılarını kabullenip oldukları yerde oturacaklar, ya da, oyun bozanlıkta ısrar ederek CHP saflarından ayrılıp (ölü doğacak) bir parti kurmaya ve böylece siyaset sahnesinden şekilip gitmeye zorlanacaklar.

    Türkiye iyi bir yolun başında. Sevgili ve bilge profesör Mümtazer Türköne, Ahmet Altan ve onbinlerce diğer tutsak için, eşyalarını bir naylon torbaya doldurup cezaevi arkadaşlarıyla helalleştikten sonra, zorbalıkla ellerinden alınmış özgürlüklerine doğru adım atacakları gün hızla yaklaşıyor: Perinçek farkında, H. Gayret farkında, lideri ve parti yöneticileri buhar olup uçmuşcasına ortalarda görünmeyen MHP farkında, Erdoğan değil. Ondan sonra, “öngörüsüz ve vasat bir lider” diye yazınca bana kızıyorsunuz.

  15. “ve durdukları yerin yanlışlığını fark edebilirler çünkü.” acaba karsilarindakini yanlis yerde durmakla suclayanlar kendi yanlislarini farkedebilecek mi ?
    yazarin ve digerlerinin yakin zamanda sehir universitesini uzerine yaptigi suclamalarin altinin saglam olmadigini “galibalarla” once yazar kendi acik etti ve simdi erdogan da isin renginin pek de tasvir edildigi gibi olmadigini tescil etmis oldu..hata yapmak herkesin ortak paydasi, muhalif yazarlar da farkeder bir gun umarim 🙂

  16. ERDOĞAN IN DERS ALMASI İÇİN ÖZLÜ SÖZLER:
    En basit yalanları gözüme bakarak söyleyen ahmaklar tanıdım. Bense onların cahil cesaretlerine ve kuş beyinlerine hayrandım!
    Dostlarınla öyle yaşa ki düşman olduğunda hakkında söyleyecek sözleri olmasın. Düşmanlarınla öyle yaşa ki dost olduğunda yüzün kızarmasın.
    Çok Konuşmak Dostluğu Bozar, Lüzumsuz Konuşmak Ayıpları Açar, Acı Söyleyenden Dostlar Kaçar.
    Bir kalemde silemiyorsan eğer kusurunu ;sil dostunun dostluğunu.
    Kim dostlarının işiyle ilgilenirse, dostları da onun işiyle ilgilenirler. Sana dil uzatmasını istemiyorsan, sen de kimseye dil uzatma. Güvensizlik başlayınca, dostluk ölür.
    Dil uzatma ona buna;dostunu yakın tut, düşmanını daha da Yakın! DAVUTOĞLU VE BABACAN IN DERS ALMASI İÇİN ÖZLÜ SÖZLER: “Dostlarınla öyle yaşa ki düşman olduğunda hakkında söyleyecek sözleri olmasın. Dostlarınla öyle yaşa ki dost olduğunda yüzün kızarmasın.” (Mevlana)
    Dostlarını tanımak mı istiyorsun, hata yap.
    Dost edinmeye bak, düşmanı annen bile doğurur.
    Yolun karanlığı olmaz, iyi bir dostla yürüyene.
    Dostluk gül olmaktır, yaprağı ile de, dikeni ile de.
    Dostluk illa yan yana diz dize olmak değildir. Asıl can cana kalp kalbe olmaktır.
    Hayatında güzel bir hazine arıyorsan dostlarına sıkı sarıl.
    Arkamda yürüme, yol gösteremeyebilirim; önümde yürüme, takip edemeyebilirim. Yalnızca yanımda yürü ve dostum ol.
    BİZİM DOSTLUĞUMUZU TARİF EDEN ÖZLÜ SÖZLER: Dost vurulunca dеğil unutulunca kahrından ölürmüş. Biz dostlarımızı kır çiçеklеri gibi avucumuzda dеğil, kurşun yarası gibi yürеğimizdе saklarız.
    BENİ ANLATAN ÖZLÜ SÖZ: Sızlıyor be ana! Aşk deyince kalbim, dost deyince sırtım.

  17. Fehmi beyin bu zamana kadarki yorumlarında beni en fazla gülümseten yorumu bu oldu.
    – Öncelikle; ““Ben yapmadım, onlar yaptı” denildiğinde bu inkara inanacak çok az kimse bulunur.” cümlesi. akpde, suç teşkil eden, akçeli işler olduğu iması gibi geldi bana. ilk bu cümle beni gülümsetti.
    – İki nedenle gülümsedim:
    A- Bunların suçları gündeme geldiği için.
    B- Bunların, işledikleri suçlar, yedikleri hurmalar için hesap verme ihtimalleri gündeme geldiği için.
    Sonra yine fehmi beyin yazısındaki:
    “Sanırım AK Parti yönetiminde yer alanların şu sıralarda en istemeyecekleri şey, kendileriyle saf tutmakta olan insanların düşünmeye başlamalarıdır. Düşünen insanlar kısa süreliğine şaşkınlık geçirdikten sonra yapılanın ve durdukları yerin yanlışlığını fark edebilirler çünkü.” bölümü.
    – Yukardaki bölüm, akp-mhp kliğine yönelik en ciddi ve en önemli tespitlerden birisi. Tabii, akp-mhp kliğinin yandaşlarına da…
    – Yukardaki cümle, akp-mhp yandaşlarının düşünce ile mesafelerini ortaya koyması, bekirin düşünmediğinin birkez daha ilamı anlamında da önemli.
    Ve son olarak, akpdeki telaşa olan vurgusu.
    – Ben, uzun zaman önce yazdım (referandumdan önce bu konuda yazdığını zannediyorum). akpnin doğru şey yapması mümkün değil. (buna mhpyi de otomatik olarak eklemek lazım)
    A- Bunlar, öylesine yoldan çıktılar ki, bunlardan iyi birşey beklenmez.
    B- İkinci şık, birinciden daha da önemli: bunlar öylesine pisliğe battılar ki, ordan geri dönüp iyi şeyler yapmak isteseler bile, artık bu mümkün değil.
    – Şimdi, akp-mhp kliğinin bir diğer zafı daha ortaya çıktı:
    – Telaş!
    – Hem koltuklarını, kanını emdikleri ülkenin sırtından inmek zorunda kalacaklar.
    – Hem de, yaptıkları pislikler nedeniyle yargılanma ihtimalleri var.
    – Bu ikisinin telaşı, akp-mhpdeki düşüşü daha da hızlandıracaktır.
    – Davutoğlu ve babacanın da iktidara yönelik eleştirileri, hem toplumun chpden gelen eleştirilere kulaklarını ve beynini kapatan kesimini etkileyecek hem de daha farklı kaynaktan gelen ve daha fazla eleştiri, iktidarın çözülme sürecini, toplumun iktidara desteğinin törpülenmesi sürecini hızlandıracaktır.
    —-
    – Dünkü yorumumda, bunların gündemlerini değil, ülke gündemlerini konuşmak gerektiğini, bunların gündemlerinin peşine düşmemek gerektiğini, bunların ancak bu şekilde yenilebileceğini yazmıştım.
    – Akpnin uzun süre iktidarını sürdürebilmesinin nedenlerinden bir tanesi bu.
    – Ancak, hem akpnin, hem de akp gibi, putin gibileri, trump gibilerinin uzun süre iktidarlarını sürdürmelerinin tek nedeni bu değil. Yani, akpnin bu kadar uzun süre iktidarda kalmasının tek suçlusu muhalefet değil. Kuşkusuz ki, muhalefetin de eksikliği var.
    – Ancak, bu tür iktidarların uzun sürmesinin mekanizması şu şekilde işliyor.
    – Öncelikle, bu tür oluşumların iktidarının ilk yıllarında, toplumun birikmiş sorunlarının çözülebileceğine yönelik olumlu bir hava oluşması (bazı sorunların çözümü ile birlikte…)
    – Bunun üzerine, toplumda bu iyileşmelerinin propagandasının yapılması (ki burda hem planlı bir propaganda hem de uzun süreli sorunların çözümüne yönelik olduğu için kendiliğinden bir mekanizmanın işlemesi süreci var “başörtü sorunu”, “askeri darbeler vs gibi”)
    – Yukarda ortaya çıkan süreç, öncelikle iktidarın söylem ve gündeminin toplum tarafından takip edilmesi, yani iktidarın gündem belirlemesinin doğallaşması sonucunu getiriyor. Toplum bu tür iktidarların yaptıklarını ve söylediklerini çok değerli, çok önemli, çok doğru görmeye başlıyor. Toplum, iktidarın gündemini konuşuyor.
    – İktidar da, toplumun bu zafiyetini kullanıyor. Yani, bilinçli olarak bu zafiyeti kullanıyor. Bu durum, hem iktidarın hem de toplumun yozlaşmaya başladığı sürecin de mekanizmasını ortaya çıkarıyor. Artık iktidar, doğru şeyler söyleyip, doğru şeyler yapmak zorunda kalmıyor. Bu durumu, yanlış şeyler yapıp, yalan konuşmak takip ediyor.
    Aynı zamanda, bu tür oluşumların bir başka destekçisi de ortaya çıkıyor:
    – troller.
    – Troller kısmı, çoğunlukla birbirinin içine geçse bile, aslında 2 parçadan oluşuyor.
    1- Masum destekçiler. Aslında bir süre sonra bütün masumiyetini kaybediyorlar ama bunların temel sistematiklerinin akp gibi oluşumların en iyi olduğuna yönelik iyiniyet üzerine oturuyor. Bir süre sonra, bildikleri açık suçları ve yalanları bile savunmaya başlamaları ve iktidar nimetlerinden bir şekilde yararlanmaları nedeniyle bunların paralı trollerle ayrımları belirsizleşiyor.
    2- Paralı troller. Bu tür iktidarlar, birtakım kişileri, toplumun yönlendirilmesi için organize olarak kullanmaya başlıyorlar. bunlar, “atm çalışanı” diye de nitelenebilen, aslında çalışmayan, işi gücü toplumun yönlendirilmesi olan kişileri ifade ediyor.
    – Tabii, toplumun yönlendirilmesi, havuz medyası, muhaliflerin bir şekilde bertaraf edilmesi, mahkemelerin ve başka unsurlarla (vergi denetimleri vb. gibi) toplumun çeşitli kesimlerinin korkutulup sindirilmesi vb. uygulamalar ile destekleniyor.
    – Her taraftan “ekonomi tıkırında” sözlerini duyan ve zaten iktidarın ne kadar doğru, ne kadar iyi olduğunu, ne kadar iyi işler yaptığına inananların bu inançlarının değişmesi çook uzun bir süreç sonunda, mümkün olabiliyor ki bu süreç de, toplumun, iktidarın yaptıklarını ciddi olarak düşünmeye başlaması ve iktidarın yaptığı yanlışların toplum nezdinde artık görünür olması ile oluyor.
    – İşte yukarda, sayın korunun “… düşünmeye başlamaları ise..” diye, iktidar açısından tehlike oluşturan kısım başlıyor. Yani, toplumdaki çoğunluk, artık iktidar ve yaptıkları üzerine düşünmeye başlıyor.
    – Bu durum, toplumun maruz kaldığı haber, düşünce ve açıklamaların toplumdaki karşılığının artık eskisi kadar olmaması, yani toplumu eskisi kadar etkileyememesi sonucunu getirirken; iktidarın istemediği, düşünce ve haberlerin de toplumda daha fazla takip edilmesi, toplumun tek yönlü bilgilendirilmesi sürecinin kırılması; toplumun, iktidarın inanmasını istediği şeylere inanmaması, düşünmesini istediği konularda düşünmemesi, dahası da, toplumun, iktidarın düşünmesini istediği şekilde düşünmemesine neden oluyor. Yani toplum, artık iktidarın istediğini değil, farklı konularda konuşmaya başlıyor, iktidarın değil, kendi gündemini takip ediyor, iktidarın istediği şekilde değil, daha farklı şekilde düşünmeye başlıyor.
    – Kuşkusuz, yukarda anlattığım süreç doğal bir süreç.
    – Toplumun iktidarın istediği gündemi, değil farklı gündemleri takip etmesi. iktidarın istediği şekilde değil de, daha farklı şekilde düşünmesi, otomatik olarak doğru düşünmesi, doğru gündemleri takip etmesi anlamına gelmiyor ki bu önemli bir ayrıntı.
    – İnsanların, doğru gündemi takip etmesini sağlamaya yönelik çabalar ve dahası da, doğru düşünce sistematiğinin oluşturulması, sağlıklı bir gelecek oluşmasında kilit rol oynuyor.
    – İşte, hepimizin üzerinde düşünmesi gereken nokta burasıdır.

  18. Sabah olur. İki kumarbaz kumarhaneden çıkarlar. Her şeylerini kaybetmişlerdir. Biri önde diğeri arkada gidiyordur. Arkadakinin üzerinde hiçbir şey kalmamış elinin biri önde diğeri arkadadır. Öndekinin ise üzerinde sadece donu vardır. Arkadaki öndekine seslenir: “Üstad sana hayranım, işi tadında bırakıyorsun”.

    Maalesef Türk siyasetinde işi tadında bırakma adeti yok. Siyasetçiler öteden beri ölene kadar iktidarda ve koltukta kalmak istemişlerdir. Kendilerini vazgeçilmez görürler. Kendileri olmazsa ülkenin batacağına etraflarını inandırmaya çalışırlar. Bu durum ülkemiz dışında da böyledir. Ancak tedbir alınmıştır. ABD’de bir kimse dünyanın en nitelikli insanı olsa bile iki dönemden yani 8 yıldan fazla başkanlık yapamaz. Kuralları değiştirme ve esnetme çabalarına karşı toplum ve aydınlar duyarlıdır. Bir siyasi ahlak da söz konusudur. Rakipler ezilmez, şeytanlaştırılmaz.

    Erdoğan 26 Şubat 2019 tarihinde 65 yaşını doldurdu. Kendisi daha önce bu yaşta siyaseti terk etmeyen ağabeylerini kınamıştı. O günleri hatırlaması gerekir.

  19. Siyaset maalesef , siyaset dışı olan vatandaşlarımızın ulaşamayacağı bir takım imtiyazların aynı klik içindeyken kullanılabildiği , klikten ayrılınca ise kullanılmasına izin verilmediği bir aparat haline dönüşmüş ki , bazen düşünüyorum ; biz vatandaşlar olarak , bu imtiyazları kullanmak için siyaset yapan siyasi aktörlerin istisnasız tamamına niçin oy veriyoruz ? Bizi oy vermek zorunda kılan ne ? Maalesef yenisiyle , eskisiyle siyasette çok kirli ve iflah olmaz bir durum sözkonusu . Bu durumun değişeceği de yok gibi görünüyor . Öyle bir ümitsizlik içindeyim ki , ne AKP den , ne AKP den ayrılıp memleketi kurtarıcı rolünü kapmaya çalışanlardan , ne AKP nin Yılmaz destekçisi siyasi partiden , ne İyi partiden , Ne Saadet’ten , ne HDO den , ne BBP den , ne demokrat partiden , ne de adlarını hatırıma gelmediği için sayamadığım işporta siyasi partilerinden bu ülkeye bir fayda geleceğine attık inancım kalmadı . Siyasi üslubun bırakın düşmeyi , çukur örsabedimde seyrettiği bu gümleri de gördük ve ülkem adına çok üzülüyorum .

  20. Erdoğan hep aynı şeyi yapıyor. Doğru olan şeyleri kendisi yapmıştır veya yapanlara o talimat vermiştir. Fakat yanlış olan şeyleri o yapmamıştır, başkaları yapmışsa da haberi olmamıştır. Güya haberi olduğunda da o kişilerle yollarını ayırmıştır. Erdoğan yakın zamana kadar bu siyasi masalı anlatmayı sürdürdü ve nispeten başarılı da oldu.

    Gerçekler ise tam tersineydi ve bu hususun anlaşılması biraz zaman aldı. Gerçek şuydu : AKP’nin nispeten başarılı olduğu dönemlerde başarının mimarları Abdullah Gül, Ali Babacan, Nihat Ergün ve benzeri dürüst ve birikimli siyasetçilerin çalışmalarıydı. R.T. Erdoğan ise hitabet yeteneği ve karizmatik kişiliğiyle partinin vitrini ve görünür lideri konumundaydı. Esas işi yapan kariyerli siyasetçiler, siyaset oyununun pratiğine uygun olarak Erdoğan’ın liderliğine itiraz etmiyorlardı.

    2009’da ‘one minute’ ile başlayan ve 2011’den sonra Halifelik hayalleri ile devam eden süreç sonunda kendi ifadeleri ile bir BEKA sorununa dönüştü. Bir de yolsuzluklar had safhaya varınca dürüst ve kariyerli siyasetçiler AKP=Erdoğan partisinden uzaklaşmaya başladı. Zira onların ‘dava’ları gerçekti, akçeli bir bağlantıları yoktu. Akçeli bağlantıları olanlar ise dini ve milli görünümlü bahaneler arkasına saklanıp menfaat gemisinde yolculuk yapmaya devam ediyorlar. Fakat menfaat hırsları en basit gerçekleri bile görmelerine engel oluyor. Titanic için de batmaz diyorlardı fakat buzdağına çarpıp battı.

  21. Ahmet Davutoğlu’nu akıllı biri zannederdim.Kendisine bir sempatim de vardı.Ama zannettiğim kadar akıllı olmadığını parti kurmaya teşebbüs etmesi ile anladım.Doğrusu bu denli hırslı olduğunu da düşünmüyordum.Ayrıca akıllı,basiretli bir dostu bulunmadığını
    da anladım.Akıllı bir dostu olsaydı onu bu çıkmaz sokaktan,bu beyhude çabadan
    alıkordu.Yakına gelinceye kadar bu beklentimi muhafaza ediyordum.Heyhat
    ki,heyhat!Kişinin kendine ettiğini hiç kimse etmez hakikati bir kez daha tecelli etti.

    Gerek Davutoğlu,gerek Babacan,gerek
    Babacan’a parti kurduran Abdullah Gül, gerek onların yanında yer alan Ak Partili
    eski bakanlar,Erdoğan’a,Ak Parti’ye ve daha da önemlisi Ak Parti seçmenine karşı borçludurlar.Kişinin borçlu kalması iyi bir şey değil bence.Niçin borçlular?
    Çünkü onlar o makamların tamamına
    Ak Parti seçmeninin verdiği oyla,destekle geldiler.Şimdi kendilerini o makamlara getiren partilerini iktidardan indirmek istiyorlar.Bu ayıp bir şey.

    Adını andığım parti kurma teşebbüsünde
    bulunan kişiler hayırla anılmayacaklar gibi
    geliyor bana.Şunu da ifade edeyim ki kendilerini pohpohlayanlar,öne sürenler
    onları sevenler değil.Onların sevdikleri şey,
    yeni parti kurma teşebbüsünde bulananlardan bekledikleri şey,Ak Parti
    iktidarını yıkmaktır.Bunun ötesinde bir misyon biçmezler Ak Parti içinden çıkan
    partilere.

    • “Ak Parti seçmeni” diye zaman içinde değişmez bazı insanlar tanımlamışsınız. Yahu bu insanlar (seçmenler) Erdoğan’ın tapulu malı mı? Bakarlar duruma ona göre oylarını kullanırlar.

  22. bu yazıya ilk defa yorum yapıyorum, tekrar edilmiş diye yazı çıkıyor. Yazarın yazılarını arada okuyorum, yüzde yüz taraflı yazdığına eminim, onun için yorum yapmaya bile lüzum hissetmiyorum. Ama bu kadar açık bir olayı çarpıtmak her kesin yapacağı kadar şey değil.

  23. Hiç bir vakıf üniversitesine tanınmayan, tapu ile mülkiyet devri yapan kararda Erdoğan’ın imzası yok yazında bunu düzelt, bu ayrıcalık yapılması kendisini küçültmesi gerekirken sizin gibilerce olağan gibi gösterilmesi sizin karekterinizi ortaya çıkarıyor. Bir de Halk Bankasını dolandırmaya çalışmak akıl alacak gibi değil, benim hırsızım iyidir tam bir CHP mantığı, ne yazık ki CHP mantığı çok yaygın.

  24. YENİ TÜRKİYE SİSTEMİ VE ŞARTLAR.
    Artık bu düzende iktidarın istemediği hiç kimse parti kuramayacak veya seçime girmek için yeterli teşkilat sayısını oluşturmakta çok zorlanacaktır.
    Bundan sonra hangi cesur varsıl teşkilata destek verme cesareti gösterebilir.
    Başına neler geleceğini düşünemeyecek durumda değilse elindeki güç miras kalmıştır .
    Artık bazı konularda eli serbest bırakılmış muktedirler ;yeni doğacak veya doğma ihtimali olacak her alternatifi tez zamanda hal edecektir.
    İYİ parti kurulurken yapılanlar çok hafif kalacaktır.
    O kadar çok hukuk ihlalleri yapıldı ki,iktidardan seçimle de olsa düşmek ölümden daha ölümcül görülecektir.
    Tarih boyunca zalimler yönettiklerini yargıladıkları hukuk düzeni ile iktidardan düştükten sonra kendi uyguladıkları yargı düzeniyle asla yargılanmak istememiştir.
    Bu durumda halk bundan kötüsü olamaz dediğinde rakip en güçlü partiye destek vermekte tereddüt etmeyecektir.
    Bakınız İBB seçimleri.
    Yeni partiler İYİ parti de olduğu gibi belki yine de ana muhalefetin desteğiyle hayat bulacaktır.
    Bu durum; iktidar için muhafazakar seçmeni etkilemek (bizi bize düşürüyorlar diyecek) için çok kullanışlı olacaktır.
    Yolun sonunda KİBİRLENENLERİN KALEMİNİ KIRARIM derken bundan sadece bir kişi hariç tutuluyor sanki.
    Sahi KİBİRLENMEK KİME MAHSUSTU kutsal kitaplarda.
    Demek ki hariç tutulmak izni mi alınmış bir yerden.
    Sonunda halk kim olursa olsun kibirlenenleri görür ve sonunda bedelini iktidardan düşürerek ödetir.
    Ticari sır ne demek.
    Yöneticiler herkesin gelir ve mal varlığındaki değişmeleri istediklerinde görebiliyor.
    Bizim seçip bizi yönetmesini isteyip geniş yetkiler lerle donattığımız yöneticilerimizin gelirlerini nasıl elde ettiklerini ve mal varlıklarındaki değişimleri görmemiz lazım.
    BU böyle olursa kimse yönetici olmak istemez sanırım.
    HİÇ KİMSE MAL VARLIĞININ GİZLİ OLMASINI SAĞLAYAMAMALI.(şeffaf yönetim için,belki bilmediğim sakıncaları olabilir)
    HALK NASILSA YÖNETİCİLERİ ONUN GİBİ OLABİLİR ANCAK.

    • Yeni kurulacak her partiye chp den 15baş milletvekili ödünç verilir mi dersiniz avam arkadaş? Şeffaf bi şekilde ama; kelle başı kime ne hediye edilmişse yani…

  25. Kara gazatesi yazarı sayın Hakan Erdem ‘in Osmanlı niye deri ithal ediyordu ki? Başlıklı bugünkü yazısına cevaptır.Gazetesşndeki yorum lanı kısıtlı olduğu için,cevabın tamamını verme imkâı yok:
    Yazarın iddiası:Bu noktada iki not düşeyim. Bir, bu insanlığın “sanayi” ile ilk tanışması, tarihten önceki kadim zamanlarda, Orta Asya’da oluyor. İki, metin, burada “sanayi” derken tabii ki cansız enerji kaynaklarının kullanıldığı modern sanayiyi kastetmiyor. Bir taraftan, Türk Tarih Tezi ile uyumlu bir şekilde “Beşeriyette sanayi hayatının kapısını ilk”  açanların Türkler olduğunu, “madencilik, dokumacılık, dericilik başta olmak üzere olmak üzere birçok sanayi şubelerinde Türklerin ne kadar ileri gitmiş” olduklarını söylüyor, diğer taraftan da bu sanayiden Cumhuriyet’e pek bir şey kalmamış olduğu fikrini işliyordu. YAZARIN İDDİASINI ÇÜRÜTEN DELİL:
    Tükler tarih sahnesine çıkışı:Türk toplumlarını teşkil eden “Amerind – Beyaz Irk” melezi Ön Türk’ler,  tarih sahnesine iki koldan (Aral Gölü ve Tanrı Dağları) çıkmış, bu iki kol 4.000 Yıl önce ÖTÜKEN’de birleşerek yeni bir toplum oluşturmuştu. M.ö. 2.000 li yıllarda ortaya çıkan bu toplum artık Kendisine “Türk” demeye başlamıştır.
    KAYNAK:TurkTarihim.com | Türk Tarihi Araştırmaları
    Antik Mısır ın tarih sahnesine çıkışı:
    Mısır’da insan paleolitik zamandan beri vardı. Bu dönemin Mısır toplulukları merkezi bir yönetim kuramamışlardı. Siyasal birlik adına ise ilk gelişme bu dönemin sonunda Yukarı Mısır’ın kuzeyinde yer alan Hierakonpolis merkezli oldu.
    Antik Mısır’ın birçok başarısı, bu uygarlık içinde ortaya çıkan çeşitli gelişmelere, uygulamalara dayanmaktadır, taş ocaklarının işletilmesi, anıtsal piramit ve tapınakların, dikilitaşların yapımına olanak sağlayan ölçümleme ve inşaat teknikleri, pratik ve etkili bir tıp bilgisi, sulama ve tarım teknikleri, bilinen ilk geminin yapımı[6], Mısır fayans ve cam tekniği, yeni yazın biçimleri ve bilinen en eski barış antlaşması gibi.[7] Sonuçta Mısır, kalıcı bir miras bıraktı, sanat ve mimarisi yaygın olarak örnek alındı ve eski yapıtları dünyanın uzak köşelerine kadar taşındı. Anıtsal kalıntıları, yüzyıllar boyunca gezginlerin ve yazarların ilham kaynağı oldu. Erken Modern Dönem’deki kazılar, Mısır Uygarlığı’nın yapıtlarına karşı ilgi uyanmasına, giderek bu yönde bilimsel araştırmalara yol açtığı gibi dünya ve Mısır için bıraktığı kültürel mirasa karşı daha büyük bir takdir oluştu.[8]
    Hanedanlık öncesi ve Erken Hanedanlık Dönemi’nde Mısır iklimi bugünkünden çok daha az kurak bir iklimdi. Mısır topraklarının geniş bir bölümü, toynaklı hayvan sürülerinin otladığı savanlarla kaplıydı. Flora ve Fauna (yaban hayatı), tüm bölgede çok daha verimliydi ve bu durum çok sayıda su kuşu türünün ve popülasyonunun yaşamasına olanak sağladı. Doğal olarak bu bölgede yaşayan insan toplulukları için avlanma yaygındı ve bu durum birçok hayvan türünün süreç içinde ilk kez bu bölgede evcilleştirilmesine olanak sağladı.[11]
    Kaynak
    Paleolitik Çağ nedir?insanların yerkürede yaşamaya başlamalarından yaklaşık 10.000 yıl öncesine dayanmaktadır. Buzul çağlarının yaşandığı bu dönem aynı zamanda dünya oluşumunun da en uzun çağı olarak bilinmektedir. Bu çağın başlangıcında insanlar ilk zamanlarda çıplak dolaşıp mağara ve ağaç kovuklarında yaşamışlardır. Avcılık ve balıkçılık ile besin ihtiyaçlarını karşılamışlardır. İnsanlar mağaralara resimler ve avladıkları hayvanların figürlerini çizmeye başlamışlardır. Bu çağa ait ilkel insan olarak bilinen “homo sapiens” adı verilen insan kalıntıları bulunmuştur. Anadolu ve Trakya bölgelerinde bilinen birkaç eski taş devrine ait kalıntılar bulunmuştur. Bu kalıntılar; Yarımburgaz (İstanbul), Karain (Antalya), Beldibi, Belbaşı, Anadolu’da Kaletepe ve Dursunlu bölgeleridir. 
    Kaynak
    Mısır da buluşlar ve icatlar zaman çizelgesi
    Hanedan Öncesi
    • MÖ 4500: Senet, dünyanın en eski masa oyunu.
    • MÖ 4500: Fayans ve Seramik, dünyanın ilk toprak çanağı.
    • MÖ 4500: Kumaş, dünyada bilinen ilk kumaş üretimi.
    • MÖ 4500: Mısır (bitki), dünyanın ilk mısır unu ve yağı üretildi.
    • MÖ 4300: Papirus, Papirus bitkisiyle dünyanın ilk bilinen kağıdı.

    • MÖ 4300: Papirus, Papirus bitkisiyle dünyanın ilk bilinen kağıdı.
    Hanedanlar Dönemi
    • MÖ 3300: Tunç işler (bknz: Tunç Çağı)
    • MÖ 3200: Mısır hiyeroglifleri, tamamen geliştirilmiştir (bknz: Mısır’ın ilk hanedanı)
    • MÖ 3200: Ondalık sistem[1], dünyadaki ilk kullanımı
    • MÖ 3100: Şarap mahzenleri, dünyadaki ilk bilinen[2]
    • MÖ 3100: Madencilik, Sina Yarımadası
    • MÖ 3050: Gemi yapımı Abidos’da[3]
    • MÖ 3000: Filistin ve Levant’a Nil’den ihracat: şarap (bknz: Narmer)
    • MÖ 3000: Tıbbi müesseseler[4]
    • MÖ 2900: muhtemelen çelik: karbon içeren demir[5]
    • MÖ 2700: Cerrahi, dünya da bilinen ilk
    • MÖ 2700: Üniliteral işaretler, dünyanın bilinen ilk abecesinin temelini oluşturur
    • MÖ 2600: Sfenks, bugün dünyanın en büyük tek taştan oluşan heykeli
    • MÖ 2600: Mavna taşımacılığı, taş bloklar
    • MÖ 2600: Zoser’in Basamaklı Piramidi, dünyanın bilinen ilk büyük çaplı taş binası
    • MÖ 2600: Menkaure Piramidi ve Kırmızı Piramit, dünyanın bilinen ilk granitten yontulmuş işleri
    • MÖ 2600: Kırmızı Piramit, dünyanın bilinen ilk ‘gerçek’ yumuşak-kenarlı piramidi
    • MÖ 2580: Büyük Gize Piramidi; MS 1300 yılına kadar dünyanın en yüksek yapısı
    • MÖ 2500: Arıcılık
    • MÖ 2400: Astronomik Takvim, matematiksel düzeni nedeniyle Orta Çağ’da dahi kullanılmıştır
    • MÖ 2200: Bira[6]
    • MÖ 1860: muhtemel Nil-Kızıl Deniz Kanalı (12. Hanedan)
    • MÖ 1800: Alfabe, dünyanın bilinen en eski
    • MÖ 1800: Moskova Matematik Papirüsü, frustum hacmi için genel(leştirilmiş) formül
    • MÖ 1650: Rhind Matematik Papirüsü: geometri, kotanjant analoğu, cebir denklemleri, aritmetik seriler, geometrik seriler
    • MÖ 1600: Edwin Smith Papirüsü, yaklaşık MÖ 3000’e kadar uzanan tıbbi gelenekler
    • MÖ 1550: Ebers Tıp Papirüsü, geleneksel ampirizm; dünyanın bilinen ilk belgelenmiş tümörleri (bknz: Tıp tarihi)
    • MÖ 1258: Barış antlaşması, dünya da bilinen ilk (bknz: II. Ramses)
    • MÖ 1160: Turin Papirüsü, dünyanın bilinen ilk jeolojik ve topoğrafik haritası
    • MÖ 5. yüzyıl-MÖ 4. yüzyıl (belki de daha erken): petteia ve seega, savaş oyunları; satranç oyununun muhtemel ataları (bknz: Satrancın kökeni)
    Kaynak
    SONUÇ:Türkler in tarih sahnesine çıkışından önce Antik Mısır toplumu vardı.Mısır tarihinin, beşbin yıllık bir geçmişi vardır.Uygarlığın başlangıcı ve merkezi Mısır dır.

    • Mısır unu mu mısır yağı mı ne satıyorsan arkadaşım o kararsız gastenizi de alıp gidin burdan..! Yazının konusu david diye almışsın mevzuyu taa kenan illerine, piramitlere götürüp bağlamışsın birader..! Pazar günleri iki satır yazı okuyan üstümüze kusuyor yani…

    • Antik Mısır gökten zembille mi inmişti!!

      Türkler atalarını göçerkonar/göçebe toplumlarla, yani kaynaklarını (ihtiyacı olan hayvanlarını-koyun keçi at vs sürülerinin beraberlerinde göçtükleri/gittikleri yerlere götüren toplum örnekleriye özdeşleştirmişlerdir (2*2=4=2+2, var mı bir itiraz?). Bu sosyo-kültürel gelenek genetiklerine o kadar işlemiştir ki göçerkonarlık Anadolu’ya tekrardan gelindikten sonra da hala devam eden bir özelliktir (TRTde izlediğim bir belgeselden hatırlıyorum). Bu hayat tarzı gezgindir ve tüm yeryüzünü kendine yurt olarak görmüştür ve her yere gitmiştir. Atı evcilleştiren, öküz-arabalarına dayalı taşımacılık teknolojisini (tekerlek ile) ilk geliştiren onlardır. Hayatın zor şartlarını kolaylaştırmak arzusu o ilk teknolojileri doğurmuştur. Bu gerçek tekerleğin başka yerlerde de sonradan bağımsız olarak icad edilmeyeceği anlamına filan da gelmez –icadları doğuran etkenler temel ihtiyaç olarak insana meydan okuduğu sürece bu gayet doğaldır.

      Eski insanların kalıntıları üzerine son yıllarda yapılan DNA araştırmalarına göre Asyanın ve Avrupanın ortak ataları bu göçerkonarların atalarına dayandırılıyor. Bulgulara göre Tarih M.Ö. 5000 – 5500 yıllarına uzanıyor, muhtemelen daha eski. Yani bu demek oluyor ki eski Mısır ve Ortadoğuda gelişmiş olan medeniyetlerin kaynağı da bu insanlardır. Bu insanların orjini bugünkü Karadenizin üst tarafları Hazar denizine varan bölgelerine işaret etmekle birlikte DNA araştırmaları devam ettiğinden dolayı “aha tam burası” diye kesin bir yer tesbiti için vakit henüz erken olabilir. Bu göçerkonarların bir kısmı Avrupa taraflarına doğru gidip oradaki yerleşik halka medeniyet götürmekle ortaklık oluşturdukları gibi Orta Asya taraflarına Altay bölgesine de gittikleri aynı araştırmalarca işaret edilen bir konu. Göç eski Türk dilinde “göçebe”, “göçmen”, “göçelge” türü birçok türev kelimeleri olan bir hayat tarzını da tanımlayan kök bir kelime. Kültürel yaşamda o kadar önemli ki “Göçmek”, bir yerden gelip bir başka yere gitmek anlamının ötesinde nihai göç olarak öbür tarafa gitmek (ölmek) anlamına da geliyor.

      Anadolu’da göçebelik geleneği çok eskilere gittiği bilinen özgün insanlardan DNA örneği alınıp M.Ö. 5500 yıllarına ait bulguları ortaya koyan araştırmalarda karşılaştırmalı olarak kullanılsa ilginç sonuçlar verebilir.

  26. “Bir üniversiteyi yönetemiyorsunuz, 200 üniversiteli ülkeyi nasıl yöneteceksiniz?”

    “Mimarlar Odası davayı açmış.. Danıştay da o davada arsanın üniversiteye verilmesini iptal etmiş.. Şimdi Mimarlar Odası, Erdoğan’a karşı Davutoğlu’nu desteklediğine göre, şehir efsanesi siyasetçiler, suçu Erdoğan’da değil, yanlarındaki Mimarlar Odası’nda bulsunlar”
    Hiçbir vakıf üniversitesine yapılmayanlar, Şehir Üniversitesi’ne reva görülüyor” diye ahkam kesenler..

    Buyrun söyleyin, “Hiçbir vakıf üniversitesine yapılmayan arsa devri, Şehir Üniversitesi’ne niye yapılmış?”

    Buyursun muhataplarımız, cevap versinler..

    Yok öyle..

    “Biz dürüstüz.. İlkeliyiz.. Siyaseti ilkeler üzerinde inşa edeceğiz” mavalı ile, saf vatandaşı aldatmak..

    Perde gerisinde, CHP ile iş kotarmak…
    Mimarlar odası kimin elinde bakın bakim…

  27. Pişkinliğe bakarmısın Kumpas yaptıkları yetmiyormuş gibi Kuluçtaroğlu Rahmi Turana üzülme diye mesaj gönderiyor…Muharrem ince çıldırmasın da ne yapsın…Gel muharrem..git muharrem…sus muharrem… yutkun artık muharrem, kurultay gitti artık muharrem…

  28. Yeni ana muhalefet: Davutoğlu , Babacan
    Birileri Kılıçdaroğluna Ankara ve istanbul seçimlerini kazandıklarını ve ana muhalefet partisi olduklarını hatırlatsa iyi olur. Erdoğanın sözünü AKPlilerden bile daha fazla dinliyor.

  29. AKP bir siyasi parti, RTE da bir siyasi lider.Her ikisi de ölümsüz ve sonsuz değil.Sadece çok uzun süre kaldılar ve sonunda da çok pisliğe bulaştılar.Şimdi nasıl bırakacaklarını bilemiyorlar.

  30. Ak parti eskiden çok iyi bir kadroya sahipti. Beşir Atalay, Abdülkadir Aksu, Abdullah Gül, Mehmet Şimşek, Görsoy Erol ve ismini sayamadığım onlarca iyi insanlar vardı. Sayın Ahmet Davutoglu ve Ali Babacan belki iktidara gelmeyecekler ama iyi bir muhalefet partisi olacağını düşünüyorum. Sayın cumhurbaşkanın bir hatası var ise; o da Sayın Berat Albayrak’ı maliye ve Hazine bakanı yapmasıdır.

  31. “Necmettin Erbakan’a yaptıklarını kendi hayatlarında yaşamadan…”
    Ne demek istediğimi “akledenler, akledebilenler” anlamışlardır…
    Bir gün bir vesileyle en üst seviyede bir siyasetçiye…
    Bu cümleyle başlayan bir yorum yaptım…
    Maalesef “HAKLISIN” dedi…
    Gidişat öyle…

    *
    Genel olarak ülke genelinde olanlar…
    Son olarak Güngören Belediyesi’nde yaşananlar…
    Yargısız infazlarla yapılan linçler ve kendi kendilerini yok etmeler…
    Bütün bunların sebeplerini acaba biraz “AKLEDEBİLENLER” anlayabiliyor mu?!.
    *
    Sonunda…
    Süleyman Karagülle de küstürüldü…
    Yarım yüzyıldan beri “Adil Düzen, Adil Ekonomik Düzen, Ortaklık Sistemi, Semt Kooperatifleri Sistemi., Yerinden Yönetim, Hakemlik Sitemi…” vs diyerek “hayatımızın dini-ilmi-iktisadi-idari/siyasi her alanında çözümler üreten bir akleden bilge kişi” maalesef küstürüldü…
    1041 haftadan beri sürdürmekte olduğumuz “KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ” notları dışında, diğer konularada -şimdilik- yazmamaya karar verdi!
    Neden?
    Nedeni, ülkemizde “siyaset” dahil her alanın bu perişanlığı…
    Ve kendisinin ürettiği “çare ve çözümlere” kulak verilmemesi…
    Bakalım bu summun-bukmun-umyun duyarsızlığı ile nereye kadar!?!
    NEREYE KADAR?!.

    • Sayın Türkeş! Sokaktaki vatandaşlar Davutoğlu,Babacan ikilisiyle şu sebepten ilgileniyorlar. Ama önce şu habere bir bakalım lütfen: https://www.tv100.com/tsk-ceren-ozdemirin-katili-ozgur-arduc-hakkinda-15-yil-once-rapor-hazirlamis-haber-477133

      Bu haberde Türk silahlı kuvvetlerinin 15 yıl önce Ceren’in katili Özgür Arduç hakkında “otoriteyle sorunu var, psikabiliyeti düşük, suç işlemeye meyilli kişilik” şeklinde rapor hazırladığını yazıyor haber. Babasının da işlediği cinayetlere yerveriliyor. Yani aile boyu cinayet suçlarına bulaşmış bir katili hangi sebeplere binaen kapalıdan açığa alındığı ve kimlerin firar edip Cereni hedef gösterdiği gibi sorunları sizce kim çözer?

      Bu gibi sorunlar tek bir sefere mahsus olsa AKP-MHP-Vatan partilerinden oluşan koalisyon hükümeti çözer diyebilirdik ama malesef bu tür vakaların sayısını sorsak sanırım siz bile sayamazsınız.

      E bu tür olayların hep sorun olarak kalacak hali yok ya.. birilerinin çözmesi lazım. Sizce de öyle deyil mi?

  32. Siyasette devri sabık diye bir kavram devreye giriyor burada. Zannederim CHP ve diğer muhalefet bu konuda daha yumuşak bir söylem geliştirdiler ve pek girmiyorlar bu konulara. Davutoğlu’na tuzak kuruluyor gibi bir izlenim edindim. Usta bu konuları çok iyi bilir. Umarım Davutoğlu’nun yanında aklı başında adamlar vardır ve zamanında müdahale edebilirler. Yoksa işleri zor.

  33. Akparti içinden ilk kez muhalif hareket çıkmıyor.mumcu Şener Naim Şahin vb nerden çıktı?Siz Tayyip beyin hesapsız durduk yerde konuştuğunumu zannediyorsunuz?bu amaçsız bir konuşma mı?Davutoğlunun cevabının hiçbir önemi Yok.tükenmiş tasfiye edilmiş zavallı bir adam.ne Akparti tabanında ne ülkede tabanı karşılığı yok.

  34. Davutoğlu ilk defa siyaset meydanına çıkıyor. Daha önce gel dediler geldi, git dediler gitti. Bakalım nasıl götürecek. Karşısındaki siyasetin piri. Çok kelleler götürmüş. Pişmiş. Ancak genç değil ve yıpranmış. Heyecanlı bir maç izleyeceğiz. Bakalım çırak mı usta mı?

    Babacan hala bebecan. Geriden geliyor, hazır cevap değil, bir sorayım diyor, işi yavaştan alıyor. Ancak çok genç de değil. Bu iş öyle beklemeye gelmez. Davutoğlu anında cevap vererek bir puan ön aldı.

    Er meydanı ilk defa şenlik görecek. Yanlış oldu bu. Er meydanı ne demek. Tövbe tövbe. Nihal Olçok da bu meydana hızlı girdi. Söyleyeceği çok şey var. Eski eşi şehit olunca, çocuklarının velayeti amcalarına geçmiş. Buna şaşırdım. Bu nasıl bir kanun böyle. Geriliğin dik alası. Hangi devirden kalmış bu? Buna isyan ediyordu. Soyadından da vazgeçmiyor. Helal olsun.

    Seçimler çok uzak değil görünüyor. İlk defa alternatif çıkıyor. Bir değil hem de iki.

    Cumhurbaşkanı size elektronik ortamda aktardık diyordu Şehir Üniversitesi ile ilgili bahsettiği konuda iddialarını. Benim elektronik ortamıma düşmedi. Size geldiyse bir zahmet buraya gönderin.

    • Sayın bi okur; kim kimin soyadından da vazgeçmiyormuş orası tam anlaşılmıyor? O bırakılamayan soyadına verilmiş zaten çocukların velayeti, mahkeme de sizin gibi düşünmüş ve helal olsun olçoka demiş zahir… papucumun kar tilkisi..!

  35. “Telaşa mahal yoktur ve hiç kimse tereddüt etmemelidir. Yaşanan bütün bu süreçler, ne kadar üzücü olursa olsun, gerçek hukuk devletinin, demokratik hakların ve özgürlüklerin, adaletin ve şeffaflığın egemen olacağı günlerin habercisidir.”Sayın Davutoğlu’nun tespitlerine aynen katılıyorum.

  36. Bu, buz dağının görünen yüzü..Erdoğan aynı dili kullanmaya, ithamda bulunmaya devam ederse bu, bumerang etkisi yapıp daha çok kendisini vuracak. Yani buz dağının görünmeyen yüzü görünür olmaya başlayacak.

    Kendisininde içinde bulunduğu hatta öncüsü olduğu tasarruflarda kendi sorumluluğunu gizlemeye çalışması, ona inanan kişilerde kabul görebilir lakin o kitle de erimeye çoktan yüz tuttu.

    Yani toplumun ekseri kesimi sorgulamaya devam edecek, kimbilir karşı salvoları gördükçe de olanlarda Erdoğan’ın baş sorumlu olduğuna dair kanaati daha da pekişecek.

    Tabi ki bu Erdoğan’ı zayıflatacak, MHP”nin şartsız desteği bile en erken bir seçimde ona iktidar olmayı sağlayamayacak.

    Yeni gelişen bu duruma, kenarda elini ovuşturarak “yiyin birbirinizi” kabilinden iç geçirerek medet uman CHP ile HDP, belki de İYİ Parti çok sevinmemeliler..çünkü bu olan, onların yapamadığının açığa çıkmasıdır.

    Yenilenmeye sık sık ihtiyaç belirmesi ona olan muhtaçlığımızdandır…

    Yerinde kullanmak gerekir; kitleleri buna inandırmak gerekir!

    • Tartışılan konuda ilk suçlama Şehir Üniversitesinden geldi.Tartışmayı Erdoğan başlatmadı.Ömer Dinçer hem bazı kanallara çıkarak,hem bazı gazetelere konuşarak suçlamalarda bulundu.Bunun üzerine bir sürü yazı yazıldı.

      Haydi diyelim ki,ikibuçuk milyar liralık (eski parayla ikibuçuk katrilyon)arsa devrinde bir sakınca yok.Gene haydi diyelim ki Halkbank’a 417 milyon(eski parayka 417 trilyon) borçlanmanızda bir
      sakınca yok.Pekiyi bu borcu ödemeniz gerekmiyor mu?Halkbank verdiği krediyi geri almak için gerekli işlemi yapmasın mı?Vadesi gelen borçları ödememenize seyirci mi kalsın?Az para mı bu?

      İş bu noktaya gelmeden önce banka ile
      üniversite arasında görüşmeler yapılıyor.
      Bankanın açıklamasına göre üniversite gerçekçi bir ödeme planı sunamıyor. Vadesi gelen borçlarını ödeyemiyor. Bankadan her kredi alan müşteri böyle yapsa yeni bir batık banka olayı ile karşılaşmaz mıyız?

      Banka bu işi savsaklasaydı,işi ağırdan alsaydı bu defa da tüm muhalif kesimler,
      Fehmi Bey dahil,Halkbank’ın ağırdan alması sebebiyle gene iktidarı suçlayan
      yazılar yazmayacaklar mıydı?Elbette yazacaklardı.Bundan hiç şüphe etmiyorum.Hem de olayın turşusunu kurup en vurucu olacağını düşündükleri
      zamanda ortaya çıkaracaklardı.

      Davutoğlu ikibuçuk katrilyonluk arsanın tapusu ile birlikte devrinden onur duyuyormuş.Diğer özel ünivesiteler sıraya girse her birine böyle bir arsa vererek onur
      duyabilecek miydi acaba?Özel eğitim kurumları son tahlilde birer ticarethanedir.
      Orada birileri para kazanır.Bir kısım ticarethanelere kamunun arazisini devretmek onur duyulacak bir iş midir?
      Üstüne bir de 417 milyon vermek de diş kirası mı oluyor?

      • Günaydın, Fehmi bey! Bu durum şaşılacak bi durum değilki…. AKP kuruluşundan bu tarafa hep bunu yapiyor….zaten bu nedenlerden dolayi 18 yıl ihtidarını südürdü.
        Şimdi, tam bir akp olma yolunda ilerliyor…..T.Cyi TAYYİP cumhurriyeti yaptiktan sonra, bunlari muhatap almayan Kılıçtaroğlundan ülkeyi bekledikleri kasosa sürükletecek tek bir adım gelmediğini, görünce artı buna HDPde eklenince….bu nedenlerden dolayı,karşılarında Kavga edecek muhatap kalmadığı için… şimdi, Birbirlerine düştüler.
        Ben şahsen akp nin bu gibi basitliklerini hič yadirgamiyorum
        Yani akp bu uslüp vasitasi ile yaşadı.
        Ben Türkiyede adam gibi bir siyasetçi tanıdım oda Rahmetli Muhsin Yazıcıolğlu….

        Gerçek .dindar, ise Furkan Vakvı Başkanı ALPASLAN KUYTUL.

        Yapılan bu kadar Zülme karşı gözleri kör kulakları sağır, tìpki mhp’nin tükcülüğü gibi, bütün müslüman devletlerinin müslümanlı gibi sadece çep doldurmakla meşgullar.
        Filistin için kıyamet koparmalarının sebebini ÇİNİN UYGURLARA YAPTIĞI SOY KIRIMA SES ÇIKARMADIKLARINdolayi daha iyi anlaşılıyor…oy ve ceplerine bir faydasının olmadiğı için.
        Zaten Bizim kiler içinde tam tersi Uygurlari satarak seçim kazanmak için Çinden gelmiş ve gekecek miliyar dolarlar.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız