Mağrur olmak için bugün pek az sebebimiz var

23

Politikacılar övünmeyi severler, sadece sevmekle kalmaz övünülecek şeylerle cesaret bulur, başkalarının da övgülerini kendilerine aktarmalarını beklerler.

Bu gerçeği yıllarca Ankara’da politikayla iç içe yaşayarak öğrendim.

Öğrendiğim bir başka gerçek de şu: Kendisini öven, başkalarının da övmesini bekleyen politikacı bu özelliğini kendi dar çevresinde dile getirir, övülme beklentisini de fazla açık etmemeye çalışır.

AK Partililer de uzun yıllar böyle davrandılar. 

Tevazuyu elden bırakmadılar.

Kendilerini aşırı övenlerden hoşlanmadıkları izlenimi verdiler. 

İçeride ve dışarıda başarılarını dillendiren pek çok haber ve değerlendirme yazısı da AK Parti’nin  bunlara fazla değer atfetmediği dönemlerde çıktı. Kendileri övünmediler, ama bolca övüldüler. AK Partili yöneticiler, devlet yönetiminde görev alanlar aynı dönemde pek çok yabancı ülkeye davet edildiler, davet edenler kendilerini el üstünde tuttuklarını belli ettiler.

Yabancı düşmanlıklarıyla ünlü çoğu İslamofobik Batılı isimlerin seslerinin en kısık olduğu dönemler de AK Parti’nin övgüsüz dönemleriydi.

Reklam

En büyük övgü bence buydu.

Türk insanı yurtdışına çıktığında Türkiye Cumhuriyeti pasaportunun gördüğü itibar sebebiyle o dönemde büyük keyif alıyordu. Batı-Doğu fark etmiyor, uğranılan her ülke halkı, ziyaretçinin Türk olduğunu öğrenince, başarının altında imzası bulunan isimlere sevgi/saygı ifade etmekten geri durmuyordu.

O günler geride kaldı

Hayli zamandır o konuda değişim yaşandığını yakın izlediğim için fark ediyordum da, son zamanlarda yeni durum iyice konuşmalara da yansımaya başladı.

Alıntısını yapacağım örnek cümleler, dün, hükümetin en önemli koltuklarından birinde oturan Mevlüt Çavuşoğlu tarafından milletvekili sıfatıyla temsil ettiği ilin partili gençlerine karşı söylendi.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun bugünkü gazetelerde en fazla vurgu yapılan cümleleri şunlar:

“Artık Türkiye olarak başkalarının kurduğu oyunları reddediyoruz, kabul etmiyoruz. Artık Türkiye, güçlü Türkiye, oyunları kuran Türkiye’dir. Bugün sadece oyun kurmuyoruz, bugün ülkemizin ve milletimizin aleyhinde kurulan tüm oyunları da bozuyoruz. Suriye’de, Libya’da, Doğu Akdeniz’de, aynı şekilde Karabağ’da Türkiye, gemileriyle, ordusuyla, milletiyle, Karabağ’da can Azerbaycan ile sahaya indiği zaman sadece oyunlar bozulmadı, dünya alkışladı. Artık Türkiye’siz oyun kurulamayacağını herkes gördü. Bunu daha da iyi idrak edecekler. Bugün artık herkes Türkiye ile göz seviyesiyle konuşuyor. Öğrenemeyenlere de itinayla öğreteceğiz.”

Herhalde bu sözleri inanarak söylüyordur.

Reklam

Muhtemelen o sözleri dinleyenlerin bir bölümü söylenenlerin doğru olduğuna da inanıyordur.

Keşke gerçek söylendiği gibi olabilseydi

Öyle olsaydı, TL’den altı rakamı attığımız günlerdeki gibi 1 TL’nin 1 Dolara neredeyse yakın değerde olduğu günlere özlem duymaz, dünyanın en yüksek faizle borçlanabilen ve mevduat sahiplerine en yüksek faizi veren ülkelerinin ilk sıralarında yer almazdık.

[Ekonomisi en güçlü ilk yedi ülkeden biri olma hayalimiz vardı, şimdi başlanılan noktada bile değiliz.]

Parasını ödeyerek aldığımız S-400’leri ne yapacağımız konusunda kafa karışıklığı yaşamazdık.

Sadece parasını ödemekle kalmadığımız, üretiminde de pay sahibi olduğumuz F-35 jetlerinin, askerlerimiz eğitimini de aldığı, üretimleri de tamamlandığı halde teslimine engel çıkarılmazdı.

F-35’i vermeme kararıyla birlikte devletin önemli bazı isimlerinin de sakıncalı ilan edildiği ambargo kararlarına muhatap edildik; böyle bir gelişmeyle de karşılaşılmazdı.

Her biri nüfus bakımından kalabalık olmayan bir Anadolu ilinden küçük bölge ülkelerinin hasmane tutumlarıyla karşılaşmaz ve o tavırlardan etkilenmezdik.

Karşılaşılan sorunları muhataplarımızı utandıracak tepkilere muhatap ederek çözmeyi bilirdik, öyle olsaydı. 

[Fransa kendi ülkesinde görev yapan yabancı din görevlilerinden Fransızca bilme şartı aramaya başlayınca, buna karşı tepki olarak, 30 yıl önce Fransa ile işbirliği halinde kurulmuş Galatasaray Üniversitesi’nde maaşlarını kendi ülkesinden alan Fransız öğretim elemanlarından mükemmel derecede Türkçe bilmeyenlere “Güle güle” deme dışında formül üretemedik. Bunun kendi gençlerimize ve ülkemize zarar verdiğini de düşünemiyoruz.]

Osmanlı’nın açtığı Galatasaray Lisesi için de benzer bir iyilik düşünebileceğimizi belli etmezdik.

Oyun kurmak şöyle dursun, birilerinin kurduğu oyunların tam farkında olduğumuz bile söylenemez.

Moral bozmak istemem, ama

Listeye eklenebilecek hemen akla gelen daha pek çok madde var, ama onları anarak moralleri bütün bütüne bozmak istemiyorum.

Yukarıda sıraladığım olumsuzluklar da moralleri bozmamalı. Çünkü bütün olumsuzlukların hakkından, tabii istenirse, kısa sürede gelinebilir. Türkiye’nin öyle bir potansiyeli var. Ülkemiz yeniden övünme ihtiyacı duyulmadan övünülebilecek bir ülke haline gelebilir.

Belki de, Antalya’da karşılarında konuştuğu gençler, fırsat bulup konuşabildilerse, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na daha gerçekçi bir Türkiye tablosu çizmişlerdir.

Neden gençlerimizin yurtdışına kapağı atmak için çaba gösterdiklerini, kendilerinin de fırsat bulsalar neden burada kalmayacaklarını anlatsalar yararlı olurdu.

ΩΩΩΩ 

23 YORUMLAR

  1. “GiDENLERE SELAM OLSUN!” demiş aşağıda bir yorumcu…
    (geriye kalanlara da “teba” falan derken, iyi ki “geriye kalanlar alçaktan sürünmeye layık kesimler, ancak moloz takımı” dememiş)

    Tablo pek iç açıcı değilken, siyasiler fırsat buldukça gençliğe moral vermeğe, yön vermeğe, motive etmeğe, zaptetmeğe çalışıp ülkenin eskiye nazaran ne kadar bağımsız olduğunu ballandıra ballandıra anlatmağa çalışıyorlar. Duruma madalyonun “empati” yüzüyle yüzleşerek bakabilenler bunun çok ta anormal bir şey olmadığını kabul etmeli. Ağır sorunlara gark olan siyasilerin başka bir şıkları varmı ki? “Bağımszlık benim karakterimdir” demiş ya Mustafa Kemal Atatürk Paşamız, bu önemli bir konu. “Gidenlere selam olsun” konusu bugün daha da önemli bir konu. Ancak toplum böyle bir sonuca taa kuruluşunda enjekte edilmiş (damarlarındaki asil kana şırınga (serum) edilen şeyler arasında bu da var!).

    (devam edilecek bir konu…)

  2. Galatasaray a konulan kural imamlar için konulan kuralla alakası yok o başka vahim bit emperyal proje
    Fransa daki Türkoloji bölümlerine Türkiye den bilim adamı gönderilmesi 2016 yılından beri durduruldu buna karşılık konulan bir kural
    Ama ne haddimize beyaz efendilere karşılık vermek ayıp etmişiz

  3. Bu topraklardan yani Anadolu’dan yaklaşık 11 bin yılda 30 medeniyet geçmiş.
    Akıl, bilim ve vicdan ile arasına fersah fersah mesafe koyan hiç kimse burada tutunamaz ve barınamaz.

  4. Ahmet bey! Aslında, zerre kadar bilginiz olmadan burada savunma görevini yaparken kendi kendiniz ile çelişkiye düşüyorsunuz ve yolsuzlukları savunuyorsunuz.
    Konuyu uzatmamak için sadece bir örnek vereyim! ABD irana ambargo uyguladığı zaman Fıransa ve Türkiye,” Bizim petrolumuz yok ve petrolu İrandan almak zorundayız” diye itiraz ettiler.
    ABD de bunlara, tamam siz petrol alın ve parasını kendi bankanızda İran adina hesap açarak faiz ödemeden, o hesapta tutun. “KARŞILIĞINDA İRANA GIYIECEK, GIDA,ILAÇ,GİBİ malar ile ödeyın, Iran petroluna bizim (dolar) paramızı ödemeyin.” Dediler.
    Peki buna Fıransa harfi harfına uyarak dünya kadar kar ederken!Türkiye neden uymadı? Cevap rüşvetçi devlet adamları.
    Evlerinde! Kutular, ve kasalarda yakalanan dolarlar.
    Dinlemeye takılan parayı sıfırladınmı ses kayıtları vb,vb.
    Riza Zarab ve ailesi İran gizli servisi elamanları.
    Zamanında Zarafin Babasıde aynen zaraf gibi ABD de itirafçi olmuş ve $2 miliyo ceza ödedemış sorada burdan kaçmayi başarmış.
    ABD dünya lideri bir Ülke bütün ülkeler çin ve rusyada dahil. ABD ye muhtaçlar. Dünya dili Ingilizce! Parası dolar, siz bilip bilmeden her zaman millete akil vermeye kalkiyorsunuz.

    Zamanın Cumuh Başkanı, Yol arkadaşını korumayip gereğini yapsaidi, Türkiye bu duruma düşmezdi.
    Türkiye battıktan sonra tam değil yarım Abdullatif Şenerler çiksa ne olur çikmasa ne olur.
    Zaraf ve ailesine vatandaşlık verdikleri zaman sicillerini dahi araştırmayan veya sicillerini temizleyenleri siz savunmaya devam ede durun.

    • Ben sadece ülkemi savunuyorum. Zannetmeyin bu devran boyle gider tüm kuralları ABD koyar nice imparatorluklar bir anda yerle yeksan olmustur. Daha karla mucadeleyi beceremeyen insanlrını bir hafta elektriksiz bırakan ülke yaptığı haydutlukla bir gün cezasını çekecektir.10.000 km uzaktan sen şununla ticaret yapıcan bununla yapmıyacaksın diye ahkam kesemez.

  5. Sayın Koru ,
    Siz de çok iyi bilirsiniz ki tribünlere söylenen ile kapalı kapılar ardında konuşulanlar çok farklıdır. Sayın Gül ya da Davutoğlu dönemine göndermeler yapmanız bugünkülerin durumu ile ilgili bir kıyaslama imkanı oluşturacaksa eğer akla ilk gelen İslam işbirliği teşkilatı başkanlığına seçtirdiğimiz İhsanoğlu nun CHP adayı olarak karşımıza gelmesiydi. Emeviyye caminde namaz kılma hülyaları ise başka bahara kaldı. Laf söylenmek istenirse çok kelam akla gelir de her yiğidin yogurt yiyişi farklıdır. Her konu tatlılıkla çözülmez bazen de silahlar konuşmak zorunda kalır.
    Ķeşke bu yazıyı yazmadan önce şu linkteki makaleyi okusaydınız. Eminim daha farklı değerlendirirdiniz. Ancak yinede yaşın ve yapının gereği olsa gerek, merhametten maraz doğar demiş atalar.
    https://www.google.com/amp/s/dailytimes.com.pk/335942/england-has-no-eternal-friends/amp/

  6. Az gitik uz gittik dere tepe düz gittik!Geri dõmüp bakınca bir’de ne görelim nehirde akıntıya kapılıp sürûklenirken jaryeler tarafında yakalanmış sepetin icinden çıkan Musa (AS) bebğin doğduğuyıllara ulaşmışız!

    • Nurdan hanım!
      Trump tan sonra en büyük destekçilerinden Ted Crus’un da ipliği pazara çıktı.
      Alayının rezil olması dileğiyle selamlar hürmetler.

      • Aleykum Selam, Y.K. bey! Teşekürler ve
        Amin.
        Sadece Tet Kuruzm? Daha neler çikti. ABD nin Dindar partosi, yolsuzluklari ve teröröistleri ile Dünyaya rezil oldu.
        Texas Cumhurriyetcilerin kalesi.bir kar yağaışı ile millet açlıktan,susuzlukta, yangından ve donarak öldü.
        Taxes gibi cumhurriyecilerin eyaletlerinde ev vergileri demokoratl eyaletlerin’dan 2-3 kat daha fazla ve fakirlere sağlık hizmeti dahi vermiyorla. 6 yaşındakı çocuğun
        sünneti $20,000
        Doğar doğmaz sünnet edilenler DP li eyaletlerde 6,00 CP eyaleerde 3,000 den başliyor.
        Not:ABD de çoğunluk erkek çocuklarını hemen sünnet ettirirler.
        Yalniz Mülümanlar geciktiriyorlar.
        Allaha emanet olun.

  7. KARŞI OLDUKLARINA HİZMETTE KUSUR ETMEYENLER.
    Faize karşı söylem,faiz prangasından kimseyi kurtaramaz.
    Belli bir kesim diğer kesimlere göre işleri tıkırında.
    Büyük borçlara ihtiyaç var.
    Bunu herkes biliyor.
    Borç alınan paralar işleri tıkırında olanları küstürmemek içindir.
    O nun için bazıları durumdan gayet memnun,ne zamana kadar sular çekilene kadar.
    Millet bir zamanlar ağaç kökü yerken yüzde otuzluk kesim zevk ve sefa içinde idi.
    İktidar imkanları yüzde otuzlara her zaman kafi gelİr.
    Kafi gelmediği zaman zurnanın zirt dediği yerdir.
    Bunun için ne pahasına olursa olsun borç bulmak lazım.
    Dünyanin en faiş faizini sorun etmez.
    Zaten faizi millet ödeyecek.
    Bizim adımıza vekaleten alanlar ve harcayanlar faizleri bizden tahsil edecek.
    Bolluk olacak,paralar harcanacak bir seçim daha kazanılacak .
    Ondan sonra deniz biterse devasa borçları yeni gelen yönetimin başına yıkma planı.
    Yeni gelenler borçlanmada ya daha da pervasız davranacak veya acı tedbirleri devreye sokup halkı inim inim inletecektir.
    Genelde yeni gelenler de acı reçeteye baş vurmaz,millet beni günah keçisi bellemesin diye
    o da borçlanabildiği kadar borçlanır.
    Sonuçta testi kırılır.
    Ya duyunu umumiye gelir,ya IMF yada OHAL ilan edilip eski fılmler başa sarılır.
    Halk ne isterse o olur.Ekseriyeti demek istedim.
    Herkes doğruları görecek akıldadır.
    Doğruları uygulamak kimsenin hoşuna gitmiyor.
    Bu yüzden sırtımız yerden kalkmıyor.
    Yaratanın bize iltimas geçmesini istiyoruz.
    Cefasız sefa sürmek istiyoruz.
    Zamanın da makul faiz,makul kur politikası uygulansa bu dengesizlikler doğmazdı.
    Neden makul olan yapılmadı.
    Bütün kabahat seçim lerde gizli.
    Seçim kazanma arzusu bütün ayarları bozuyor.
    Ayarlar bozulunca yeni bir ayar yapana kadar yine bir seçim dönemi geliyor.
    Yine ayarlar bozuluyor.
    O zaman epeydır seçim olmayacak acı reçete zamanı dedik yine olmadı.
    Bu seçimler var ya .tam finansörlerin istediği şey.
    Seçim kazanmak için siyasilerin kurtarıcı melekleri.
    Yüksek faiz vermezsen,döviz uçar.döviz borcu olanlar batar.
    Yüksek faiz verirsin döviz düşer.ihraçaatçi batar. kredi kullananlar batar.
    Ustalık faizide,kuru da dengede tutacak bir yerde tespit edilmesi.
    Yüksek faizde ülke sıcak paraya boğulur.
    Her ay merkez faizi nerde tutacak fali açılır.
    Tehdit bi düşür faizi bak ne oluyor o zaman.
    Faiz ,kur sarmalına sokarlar adamı.
    Kurtulman çok zordur.
    Tam kurtuldum derken araya bir seçim girer gene başa dönülür.
    Bizim atasözümüz borç yiğidin kamçısı imiş.
    Borçlanabilmek şeref kabul ediliyor.
    Tepemizden aşan borçlar kamçıdan ölmemize veya kalıcı hasar almamıza sebep olabilir.
    Şirket,aile,kişi bazında da bu böyledir.
    Ancak bir farkı var.
    Birinde borcu alan değil,halk öder.
    Diğerlerinde borcu alan öder.
    Bu da çok önemli bir fark sanırım.

  8. İsimler partiler vesair beni pek ilgilendirmez. benim baktığım, devletin Başkanlık makamını dolduran, dışişlerini yürüten, adaletinin iç işlerinin başındaki akıldır.
    Bu dar kadroya millieğitimi hatta sağlığıda montajlayabilen iktidar kalıcı olur. benim tespitim budır.
    istihbarat ise her gelene göre şekil değiştirmiyorsa eğer, kapını kitlemeden huzur içinde evinde yat. böyle huzurlu ülkeler varmıdır bilemem. varsa da biz bilemiyoruz herhalde.
    Her şeyi yönetenlerden beklemek:iş bulsun para versin yol yapsın herşeyi o yapsın! zamanla, bu istek sıralaması: ”benim yerime de düşünsün!” ile devam ederse eğer..
    işte bu kısır gidişatı kim, ne değiştirir? ortak paydalarımız? ortak değerlerimiz? var mı sizce?
    Mesela, başkalarının kurduğu oyunu reddebilmek için o birilerinden borç almamayı, almışsan eğer ayağını yorganına göre uzatmak hikayelerini iyice bellemek, hesap verebilmenin erdem olduğu gerçeğini bilmek,
    senin yetiştirdiğin onlarca eğitimli insanı batıya gönderirken,
    batılının eğitim desteklerini vb kontrolün altında! eğitim yuvalarını arpalık haline getirmeye çalışanlara direnerek yatırıma dönüştürmek, (eskiden çocuk ölümleri, tarlada çalışacak insan gücü düşünülerek 10-15 çocuk yapılması düşüncesi geldi gözümün önüne. şimdi iki? belki..)
    yetiştir yetiştir yolla batıya (sonra aynı öğrencinin ürettiği aşıya on katı para verip almak ta var işin ucunda).
    Bu aşamaları düşünmek o seviyede akıl yürütebilmek için yine geldik ortak paydaya:
    Helime ananın kendi yöresinde yetişen üretilen doğal organik ekonomik besinleri alabildiği, ürettiğini pazarda satabildiği,
    Mahmut ağanın çocuklarının birinin çifçi, birinin öğretmen, bir diğerinin doktor olabildiği,
    Halka hizmet edenlerin hepsinin eşit işe eşit ücret aldığı (birinin üç katı diğerinin iş bulamadığı değil), (birleri tvde halay çekerken gördüm olayın sayısal faydalanan- ödeyen kısmını hesap anlatma yönünden öğrenemedim ama olsun yinede ne mutlu)
    Herkese, Ayasofyada namaz kılmanın önemini, uzay çalışmalarının değerini, ve hatta dron (motoruyla berabaer!) tank tüfenk yapabildiği,
    bu yüzden de batılının her türlü oyununun bozulabildiği,
    gerçeğini göstere göstere, ispatlaya ispatlaya ortak bir noktaya gelebilmek..
    çok ta zor olmasa gerek (yazarın dediği bir dönemde öyleymiş meğer).
    bir elin verdiğini diğer biri görmemeli lafı, varlıklı insanların merhamet duyguları yönünden etkiler, muhtaçları korur. artık medya herşeyi açıklıyor, bilgilenmeyi sağlıyor.
    kime bir koli erzak verdin diye sormuyor kimse artık,
    bu ay kaç kişiye iş aş verdin, nüfusun yüzde kaçına iş buldun, aldığın borcun ne kadarını yatırıma dönüştürdün?
    öğrenmek istediği sadeceve sadece budur halkın.
    (bu soruları ben buraya yazdım belki birgün K.Kılıçtaroğlu yönetime felan gelir ona kesin soracağım. şimdiden haber vereyim, neme lazım).

  9. İktidarın tek hedefi var. Türkiye’yi batı dünyasından uzaklaştırmak. Baştan beri hedefi buydu zaten. Çünkü bu iktidarın bir davası var. Bilinmeyen, tanımlanamayan yüksek bir hedef. Bunun adını koymuyor. Ama sürekli hatırlatıyor seçmenine. Batıdan uzaklaşmak istiyor, çünkü batının değerleri iktidara uygun değil. Batıda demokrasi, insan hakları, eşitlik, özgürlük, yaşam tercihlerine saygı, konuşma özgürlüğü, ifade hürriyeti, şeffaflık, hesap verebilirlik, gibi gibi pekçok değer var ki bunlar iktidari zorluyor, zihin ve kültür altyapısı bu değerlerle uyumlu değil. Bu durumda batıdan ne kadar uzak durabilirse o kadar iyi. Son yıllarda artık iyice gaza bastı, Batıya tamamen resti çekti. Kendisini doğuya Rusya ve Çin’e yani diğer totaliter ülkelere yakınlaştırdı. Onların değerleri ile daha uyumlu çünkü. Çin’deki işkence ve soykırıma bile onay vermiş durumda, ses çıkarmayarak, itiraz edenleri kışkırtıcı diye suçlayarak.

    Halkımızın belli bir tercihi yok. İktidar nereye sürerse oraya yönleniyor. Dün Avrupa idi hedef, bugün hedefi yok, yada hedefi büyüttüğünü zannediyor. Kimseye ne hesap soruyor, ne de hedef. Gününü kurtarmaya çalışıyor sadece.

    İktidar 19 yıl Avrupa hedefimiz diye milleti kandırdı. Fasıl üstüne fasıl açtı, müktesebatı yaladı yuttu, uyum yasaları yaptı sürekli güya. Döndük baktık ki, kendisi ülkenin anayasasını bile tanımıyor. Mahkemelere de tanımayın diyor. O kadar yapılan uyum yasaları vb nereye gitti insan merak ediyor. Vatandaş olarak hiç bir faydasını göremedik. Yani boş bir tiyatro oynanmış bize. Bugün Türkiye düne göre daha çok borçlu, daha çok fakir, daha çok yolsuz, daha az hukuka ve adalete sahip, daha az demokrasiye razı bir ülke. Üstelik ne bir dostu var, ne de destekçisi. Dünyanın en yüksek faizi ile borç arar hale gelmiş. Hazine tam takır.

    Sonuçta, bu demokrasi, batı düzeyinde bir toplum olabilme gibi hedefler Türkiye için çok olabilir hedefler değil. Toplumun ve ülkenin altyapısı, kültür ve eğitim düzeyi müsait değil. Burada halk bütün iradesini bir kişiye teslim etmeye meyilli. Bu bazen bir hocaefendi oluyor, bazen bir reis, bazen bir ulu lider. Biat etmeyi, kul olmayı, kafa konforunu seviyor. İtiraz etmiyor, sorgulamıyor, itirazcıları da dışlıyor halkımız. Ruhunu satmış olmak kimseyi rahatsız etmiyor.

    Neden böyle? Çünkü eğitim, okulda eğitim, ailede eğitim, mahallede eğitim buna göre yapılandırılmış. Her zaman biat. Sorgulama hoş karşılanmıyor. O zaman demokrasi de beklemeyeceksiniz. Burada otoriter bir rejim geçerli olabilir ancak. Zaten de hep öyle oldu.

    Bu değişir mi? Kısa vadede imkansız. Batı bu noktaya 1000 yılda gelmiş. Bizim ise bu tecrübemiz nerede ise hiç yok. Demokrasi batıdan hediye, 1950’de Rus tehdidi sonrasında. AB gel seni üye yapalım demiş, hazır üretim merkezimiz ol, ona da eyvallah demişiz. Ama gördüğümüz gibi ne kadar uyum yasası şu bu çıkarsan da içi boş. Milletin bunlardan anladığı bir şey yok, AB projesinin nasıl bir medeniyet projesi olduğundan bihaber, beklentisi de yok. İş, aş zannediyor o. Demokrasiden anladığı da arada bir oy verebilmesi. O kadar.

    O yüzden Türkiye’den bir hikaye beklemek boş. Buradan bir şey çıkmaz. Az akıllı olan gençler en doğrusunu yapıyor. Hedefi batıya göç olarak koymuşlar. Doğrusu da o. Bir insan ömrü yeterli değil o hedefe burada ulaşmak için. Ve hepimizin sadece bir hayat hakkı var. Zaman kaybetmenin anlamı yok o yüzden. Ya burada teba olarak yaşayacaksın sesini çıkarmadan, yada yelken açacaksın. Seçim herkesin kendi seçimi. Gidenlere selam olsun.

  10. Olaylara ve olanlara objektif bakabilen herkesin, her satırının altına imza atacağı güzel bir yazıydı; yorumlanacak değil alkışlanacak.

  11. Bakanın bu konuşmalarını bırakın, öyle uçuk şeylere inanan bir kitle var ki ne versen yutuyor. Çünkü işine öyle geliyor. Domatesin fiyatını Allah artırıyor diyen bir tabanları var. Uzaya tur düzenleyeceklerini, uzaydaki marstaki madenlerin ülke ekonomisine kazandırılmasını konuşan TV’de tartışan bilim adamları! var. Ülkenin geleceğini okumamış cahil kesimde gördüğünü ifade eden Prof. ! ları var. Ve bu şahıs terfi ettirildi. Velhasıl bunlar farklı bir alemdeler.

  12. İçeride çok başarılı gibi görünen işlerden dolayı övülen övülmeye alışık olan siyasetçilerimiz dış arenada eleştiriyi kabullenemiyorlar yani içeride övmeler şak şaklar olunca her yaptığını doğru zannediyor

    Bütün güçlerin tek elde toplanması sonucu hata kabul etmeyen, benim doğrularımdan başka doğru tanımam tezini ülkemize kabul ettirdiklerini zannedip dış aranede takan olmayınca çılgına dönüyorlar hıncını içerden çıkarmaya kalkıyorlar

    Aslında o kadar şeyler kaybediyoruz ki
    Maddi değeri olan şeyleri geri kazanabiliriz ama maddi değeri olmayan şeylerin asla geri kazanamayız
    Ama iktidarlar için her yol mübahtır mantığı halen geçerliliğini koruyor

  13. ben de dün ahmet melik beyefendinin işaret ettiği gibi
    kimsenin bilgilenmek istediği sanmıyorum. aynen söylediği gibi herkes sadece görmek istediğini görüyor, duymak istediğini duyuyor diye düşünüyorum. gerçekler sadece gerçeği bilmek isteyenleri ilgilendiriyor. onlar da maddi olsun manevi olsun gerçeğe ulaşmak için bir yol buluyorlar.
    insanlara ne söylerseniz söyleyin
    hasan beyin yorumunda işaret ettiği gibi,
    yalanımız da, yanlışımızda iyidir, güzeldir engelini geçmek mümkün olmuyor maalesef.
    bu iki güzel yorum çok net bir tablo koyuyor önümüze,
    üstüne ne söylesek boş aslında.

  14. Ömrü bir köyde geçen , hiç köyün dışına çıkmamış saf bir vatandaş ahir ömründe hacca gider. Kalacağı otelin kapısından içeriye adım atacağı esnada kapının otomatik olarak açılmasına hayret eder ! Kendi kendine ‘ Allah Allah , vallahi keramet şimdiden başladı galiba ‘ der. O şaşkınlıkla odasından içeri girerken de birdenbire sensörlü lambalar yanar , oda güneş doğmuş gibi ışıl ışıl aydınlanır ! Köylü vatandaşın şaşkınlığı iyice artar , ‘ Lailahe illallah , tövbe tövbe , neler oluyor böyle ‘ diye söylene söylene elini yüzünü yıkamak için lavaboya uzanır , derken musluktan su kendiliğinden akmaz mı !
    – Tamam Yarabbim ,sana hamdü senalar olsun , artık haccın kerametine iyice inandım !
    Ve nihayet Peygamber efendimizin mezarının karşısına gelince büyük bir gurur ve heyecanla,
    – Eyy.. Yüce Peygamberim , bak karşına kim geldi , hele kalk da bir gör !
    Herkese selamlar saygılar

  15. Sene 1940’lar… Memleketinde Mahmut ağa diye anılan bizim rençber Mahmut, o yıllarda 4 sene olan askerlik süresinin acemilik dönemini tamamlamıştır. Sıra usta birliğine gönderilecek kura çekimine gelmiştir ve bizim Mahmut’a hiç beğenmediği, gitmeyi istemedigi bir yer çıkmıştır.

    Komutan okur: “Mahmut … Falanca şehir, falanca askeri birlik” diye..
    Bizim Mahmut ağa memleket şivesiyle: “sen söle komutan, kim gidi”.. Bu tatlı, bir o kadar da sevecen ve kuralları es geçen bilinç düzeysiz yaklaşım komutanın hoşuna gider ve Mahmut ağanın birliğinde kalmasını sağlar, Mahmut ağa o birlikte askerliğini tamamlar. Kendisi merhum şimdi Mahmut ağa ama anısı hep anlatılır yeri geldiğinde memlekette.

    Çavuşoğlu, gerçekleri, işleyişi biliyor bilmesine de tabanını konsolide edeceği bir yaklaşımla anlatıyor bütün bunları.. bu, şimdi AK Parti’nin olduğu her programda böyle, her yerde böyle. Ak Partili politikacılar, onlara gönül veren sevecen ve yerinden memnun bizim Mahmut ağa gibi başka da bir yere gitmeyi düşünmeyen taraftarını partisinde tutmak için hep bunu yapıyorlar.

    Bu konuşulanlara inanmayan da var kendi içinde, var ki, üzerine basa basa bu dil kullanılıyor artık.

    Öyle bir kitle olustu ki artık yanlış olduğunu bile bile, kabul ettiği halde, taraf olmaktan geri durmuyor, adeta “bizim yanlışımız da, yalanımız da sizinkinden iyidir” dercesine. (“Adeta dercesine” sevilerek izlenen bir diziden iktibastır: Gerçekleşmesi umulan hayali anlatımın yerel kullanımıdır).

    İnanmış bir kitle var AK Parti’ye; yanlışını, başarısızlığını es geçen, varsa da kabul etmeyen, burnundan kıl aldırmayan, “yanlış bizim ise, başarısızlık bizden ise iyidir, doğrudur; vardır bir hikmeti” diyen inanmış bir kitle…

    AK Parti kendi mezrasından çıkıp karşı bloka durumu anlatsın da, -dinlemeyi bilirse eger- aldığı tepkiler ne kadar doğru yolda olduğunu, ülkenin girdiği yolu ona gösterecektir.

    Bu, anketlere de yansımış durumdadır. Gel gör ki yüzde 50+1 siyaseti kilitlemiş durumda. Şimdi herkes bundan bir çıkış yolu arıyor. Nasıl bir yol bulunacak göreceğiz elbet.

  16. ”””Sadece parasını ödemekle kalmadığımız, üretiminde de pay sahibi olduğumuz F-35 jetlerinin, askerlerimiz eğitimini de aldığı, üretimleri de tamamlandığı halde teslimine engel çıkarılmazdı.

    F-35’i vermeme kararıyla birlikte devletin önemli bazı isimlerinin de sakıncalı ilan edildiği ambargo kararlarına muhatap edildik; böyle bir gelişmeyle de karşılaşılmazdı.””’
    sn Koru :Patrıot almak istediniz verdiler mi ? Çinden hava savunma sistemi almak istediniz izin verdiler mi ? S400 hangi nedenle alın dı ? araştırdınız mı ?
    Parasını ödediğiniz F35 leri neden vermiyorlar ? Herzaman şeytanın avukatlığını yapıyorsunuz lütfen bunları da açıklayın.Sizce neden S 400 e karşı çıkıyor ABD .
    Peki abi tamam abi deseydiniz sizce ambargo uygulanırmıydı ?
    Bunlara da açıklama yaparmısınız.
    Kurtuluş savaşındaki manda mı ? Yoksa acı çekerek onurlu yaşam mı ?
    ABD dediğniz haydut devlet mi herşeye karar verecek . İsrail istediği nükleer silahı üretecek ama IRAN üretemeyecek ve Halkını cezalandıracaksın .ABD istedi diye İRAN a mal satamayacaksın Kuralları kim koyacak ?
    Dünya değişiyor eskisi gibi olmayacak artık Bunu yaşayarak göreceğiz.

    • Eh .. Fehmi Bey şeytanın avukatlığını yaparken ! maşallah siz de meleğin avukatlığına soyunmuşsunuz ! Yani ‘ şecaat arz ederken merdi kıpti sirkatin söyler’ miş !
      Lütfen makul ve mantıklı olalım , gerçekleri görelim .
      İyi günler

    • ”Buyrun arkadaşlar davetim var benim,
      Herkes kesesinden yesin, içsin saltanatım var benim
      Aslı yok yaylasında bin beş yüz koyunum var benim.”
      türküsü yeri geldi aklıma düştü sonra nakaratı nasıldı diye düşündüm.
      Oda geldi aklıma sonrasında:
      ”Kekliği düz ovada avlarım,
      Kanadını kanadına bağlarım,
      Şıkıdık mıkıdık şıkıdık mıkıdık oynarım.”

  17. AK Parti son dönemlerde hata üzerine hata yapıyor. Bunlardan bir tanesi de Ömer Faruk Gergerlioğlu ile ilgili.

    Mecliste aldığı maaşı kuruşuna kadar hak eden, hak savunucusu, ülkemizin nadir “mağdura kimlik sormayan” insanlarından biri olan, konuşurken yafta kullanmayan ve kimseyi aşağılamayan, ötekileştirici değil kapsayıcı bir dil kullanan Meclis’in yüz akı Milletvekillerinden birisi olan Ömer Faruk Gergerlioğlu’nu şimdi ayak oyunları ile Meclis dışına atmak istiyorlar.

    İmam-Hatip mezunu ve Mazlum-Der geçmişi olan bir tıp doktoru olan Ömer Faruk Gergerlioğlu belki AK Parti içinde uygun bir ortam olsa orada da siyaset yapabilirdi ama AK Parti yapılan yanlışları söyleyenleri tolere edebilecek durumda olmaktan çoktan uzaklaştı. Dolayısı ile onun HDP’li olması bir tercih değil bir zorunluluktan kaynaklandı. HDP’yi de Türk kökenli olan Ömer Faruk Gergerlioğlu’nu kabul ettiği için tebrik etmek lazım.

    Ömer Faruk Gergerlioğlu’nu meclis dışına haksız bir şekilde itmek Türkiye’ye bir şey kazandırmaz. AK Parti içindeki makul insanlar artık sesini çıkarmalı ve ona destek olmalıdır. Kendilerini tüm dünyaya rezil etmek istemiyorlarsa tabii.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız