Gençlerin sesini duyuyor musunuz? “Durdurun dünyayı, inecek var” diyorlar…

34

Şimdi bakıyorum, anne-babalar çocuklarının kendilerinden daha ileride olması için gayret ediyorlar. Sadece gayret etmekle kalmayıp fedakarlıkta da bulunuyorlar. Gelir seviyesi her düzeyde aile, çocuklarına, kendi düzeylerinin üzerinde bir yol açma derdindeler.

Bu gözlem beni sevindiriyor.

Geçmişte durum farklıydı. 

Babalar erkek çocuklarının büyüyünce kendisi gibi olmasını hedef seçerdi. Çocuğun eğilimleri hiç hesaba katılmaz, umutlarına aldırılmaz, babanın çalıştığı fabrikaya işçi olarak girmesi, dükkanını-mağazasını devralması, kendisi gibi memur olması beklenirdi.

Annelerin kız çocukları için seçtiği hedef, eve ekmek getirecek bir kocaya yar olmasıydı.

Geleneksel sayılabilecek ailelerin çocukları bile artık kabuklarını kırıyor ve kendilerine farklı hayatlar kurmanın yollarını arıyorlar bugün. Aileleri de kendilerini destekliyor.

Var olanın ötesinde bir şeyler peşinde koşan çocuklar-gençler görüldüğünde, yakınlarının, “İcat çıkarma” diye eteğinden çektiği bir geçmişimiz var. Bugün, işte gördük, ekmeğinin peşinde Almanya’ya yerleşmiş iki ailenin çocukları şirket kurmuş, dünyanın karşılaştığı en büyük sağlık felaketi olan Korona salgınının aşısını icat etmişler…

Yarınki nesiller, hiç kuşkusuz, bugünkünden çok daha farklı, mutlaka daha ileride olacaklar…

Reklam

Büyükannesinin sakızını çiğneyenler de var

Olan kendiliğinden oluyor; planlı-programlı olmuyor. Yarınları planlamakla görevli olanlar günü kurtarma derdindeler ve bırakın yarını öngörebilmeyi çoğu bugünü bile değerlendirmekten hayli uzak.

Siyasiler, bürokratlar, topluma yön vermesi beklenecek ne kadar kesim varsa hepsi…

“Körlerle sağırlar, birbirini ağırlar” özdeyişine uygun profesyonel hayatlar sürdüren bir kitle, bilerek veya bilmeyerek, bu kendiliğinden gidişe takoz koymakla meşgul.

Ülkenin tartışma konularına bu gözle bakarsanız mutlaka göreceksiniz, incir çekirdeğini doldurmayacak konularla meşgul edilmek isteniyoruz. Eften tüften sorunlar ülkenin esas dertlerini görmeyi engelleyecek biçimde gündeme taşınıp tartışılıyor.

70 yılı bulan hayatımda, 50 yıl önce, 40 yıl önce, 30 yıl önce, 20 yıl önce, 10 yıl önce tartışıldığını gördüğüm ve tartışma ortamının içerisinde kendim de yer aldığım neler varsa, onların ya aynısı veya bir benzeri, bugünün tartışma konusu olarak karşıma -karşımıza- çıkıyor. 

Ailelerin kendilerinden daha ileri olması için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadığı, teknolojinin sağladığı kolaylıklardan yararlanmayı bilen yeni nesillerin arzu ve taleplerini algılaması imkansız etkili bir kesim var ve bunlar toplumsal hayatın içerisinde işgal ettikleri yerleri korumaktan başka bir düşünceye sahip değiller.

Onlar hala çocukların aykırı görüşlerine “İcat çıkarma” diye terslenilen kafa yapısına sahipler.

Reklam

Günümüzün icatlar ve keşifler dönemi olduğunu fark etmiyorlar.

Eş-dost bunun için var, ama…

Yalnızca siyasileri -hatta onların da bir bölümünü- düşünerek bu satırları yazdığım sanılmasın; şikayet ettiğim davranış tarzını sergileyen tipler toplumsal hayatın her alanında varlar ve varlıklarını kötüye kullanmakla meşguller.

İyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış, gerçek-çakma çelişkisi söz konusu olduğunda hep olumsuzu tercih etmekteler.

Hayatım boyunca en büyük korkum “Başkaları ne der?” endişesi veya yasalar duvarına çarpma ihtimali olmadı; hep kendi ailemin fertlerinin ve yakın çevremin gözünden düşmekle sonuçlanacak yanlışlardan sakınmaya çalıştım. O sebepledir ki, sosyal medyada hakkımda neler yazıldığıyla hiç ilgilenmem; yakından birilerinin ufak bir eleştirisine ise derhal kulak veririm.

Yanlışlardan uzak durmaları gerektiğini düşündüğüm pek çok önemli kişinin farklı endişelere sahip olmaları beni hep üzmüştür. “Yakınları, eşi, çocukları uyarmıyor mu bu insanı?” sorusu zihnimi sıkça meşgul etmiştir.  

Galiba insanlar çevrelerini kendileri seçtikleri veya doğal çevrelerini kendilerine uyumlu kılacak yöntemler bulabildikleri için yanlışa düşme ihtimali büyüyor.

Çevre yanlışı görüyor, ama söylemesi gerektiğinde bundan kaçınıyor.

Sanırım, bir süre sonra, aynı çevre, uyarmaları kendilerinden beklenen kişi ile birlikte, yanlışı doğru, kötüyü iyi, çirkini güzel, çakmayı gerçek gibi görmeye başlıyor.

Örnek: Yanlış yapmaması gerekenlerin okuduğu yazar doğruları yazacağı yerde utanılacak şeyler yazıyor, etrafındakiler “Ellerin dert görmesin” deyip alkışlıyorlar. 

Zamanla utanma duygusu da yok oluyor.

Her yapılan, zorlayacağı şartlar ve sebep olacağı sonuçlar fazla düşünülmeden yapılıyor.

Oysa her yapılanın yapanı da aşan çok daha geniş alanları etkileyebilecek sonuçları olabiliyor.

Yapanın yaptığı yanına kâr kalınca hep aynı türden yanlışlar yapılıp duruyor.

Kendilerinden önceki nesillerden farklı yetişen, kabuklarını kırmış veya kırmaya hazır genç nesiller sanırım bu yüzden olanlardan memnun değil. Çevre onları sıkıyor, hatta Türkiye onların gözünde yaşanmaz bir ülke haline dönüşüyor.

İmkan bulanın kapağı yurtdışına atması veya atmak istemesi bundan.

Daha fazla böyle gidebilir miyiz?

Gidemiyoruz işte.

Basit değişimlere değil bir zihniyet devrimine ihtiyaç var.

ΩΩΩΩ

34 YORUMLAR

  1. Herkes çağ atlarken bizde bazi çok bilmişler çağ gerisine doğur gitmek için mucadele ediyorlar,Fakat!
    Onu dahi yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar.
    Sosyal medyada dahil her ortamda kendi cahiliklerini sergiliyorlar.
    Fazla geriye gitmeden! Trump ve ailesinin Papa yi ziyaretinden hemen sonra Bizim başkan ve aileside Papayı ziyarete gitti ve ayni Trump ve ailesinin papa ile çektirdığı hatıra resmin aynisini bizim başkan ve aileside çektirmıştı. O resim her ne kadar başkalarıni taklit
    etsede bana göre gayet normal hiç bir mahsuru yok. Peki ben aynısını yaparmiyim Hayır inancımdan dolayı yapmam.
    Şimdi Başkanın trolleri veya hayranları Papa Hıristiyanların dini lideri islam dinindeki halife gibi. Papa lider Papaz’da Türkçede onların din alimlerine verilen üvan.

    Uygurlari Çıne satan gambazci her ortamda hakaret gayesi ile papağan gibi papaz nerde?
    İşte 20 senede ne kadar 1930 lara doğru gittiğimizın açık resmi.
    Her bir kelimeleronde miliyonlarca cahillik sergiliyorlar. Köylüleri küçük gõriyorlar.
    Ben köylüyüm gurur şeytan işi olduğu için gururlanmam fakat iyki köyde doğmüş büyümüşüm.
    Dini ırkı ne olursa olsun! Herkesi Allah’ın kulu olduğu için severim ve saygı duyarım; Cahiller hariç, kendi ailem hatta babam dahi olsa onlar ilede sonuna kadar mucadele ederim…

    Sağ olsun bu 103 veya 104 amiral’lar oyunu çok isabetli oldu.

    Eskiden 15 Temmuza inanlar son olaydan sonra inanmiyorlar.
    Cahillerin iftirasi de yalanide kendilerine benziyor.
    Darbe oyunu oynayanlara inanmamak konusunda! Haksız olduğumu savunanlar İsterse aşağıdakı linki okusaun daha sonr karar versinler.

    “Emekli amirallerin duyurusunu yayınlayan Avaztürk Genel Yayın Yönetmeni Zihni Çakır, metnin kendilerine gelmeden önce bir
    AK Partili bakanın eline ulaştığının kendisine söylendiğini aktardı.”

    https://tr.sputniknews.com/turkiye/202104091044228289-emekli-amirallerin-bildirisini-yayinlayan-zihni-cakir-yayinlanmadan-once-akpli-bir-bakanin-elinde/

  2. Sayın Koru en büyük yaramıza neşteri vurdu. Kaybolan beşeri sermayemiz. Beşeri sermaye sağlamsa her sorunun üstesinden gelmek mümkündür. Boşalan kasalar dolar. Gidenler gelmez. Ülkenin düşünen, üreten kesimlerinin nefes alamaz hale gelmesi, gençlerin vatanlarından duygusal kopuş yaşamasına neden oluyor. Aklı, imkanı olan geleceğini farklı ülkelerde aramaya başlıyor. Üniversiteden mezun olan gencin istediği orta halli bir aracı alması için bile evlenmeyip on yıllarını vermesi gerekiyor. Diğer taraftan dünyayı görüyor karşılaştırıyor. Buradan umudunu kesiyor her gün. Televizyonunu izlemiyor, dizisini izlemiyor, müziğini dinlemiyor. Hayalini buralara kurmuyor. Eskiden ülkesine yabancılaşma daha çok parası olan şehirlileri kapsamına alırken şimdi en ücralara kadar varıyor, yayılıyor.

    Fütursuzca yapılan her adaletsizlik toplumda öngörülmeyen sonuçlar doğuruyor. Nerede başlayıp nerede biteceği belli olmayan yaralar açıyor. Acı acı izleyip üzülmek yoruyor.

  3. Sayın yazarın “70 yılı bulan hayatında” sürekli aynı konuların tartışılmış ve tartışılıyor olmasında şaşılacak bir şey yok ki!
    Eğer birazcık tarih okursanız, mesela dünyanın ilk gazete örnekleri olan göktürk anıtlarını hayatınızda bir kerecik olsun mezartaşı değil de bir balkon konuşması metniymiş gibi okursanız; gündemdeki tartışma başlıklarının bin yıldan da fazladır pek değişmediğini rahatlıkla görebilirsiniz!!!
    Bir yandan memleketi milleti sahili selamete ulaştırabilmek için koşan terleyen, kelle koltukta dünyanın dört bir yanında mücadele eden devlet büyükleri ve kahramanlarımız; öbür yandan da içerde nasıl olur da bu mücadeleyi yürütenlerin ayağını kaydırabiliriz diye bekleşip duranlar.

  4. Başkan hızlı bir şekilde hop diye koltuğa oturuyor, 7 çocuklu AB başkanı ayakta kalıyor. Bu resmi görünce bir başka resim aklıma geldi. Covid aşısını bulan Türk Alman karı koca önde yürüyorlar, Alman başbakanı Merkel arkalarından yürüyor, ödül törenine geçiyorlar herhalde. Birileri seçildiklerini unutmamamışlar, bilime ve insana saygıları var, fark burada işte dedim.

    • Enderman istersen almancı arkadaşa bi sor; almanyadaki türkler asimile edilemediği gibi onların arasında kalan birçok almanın da türkleştiği su götürmez bir gerçektir:)
      Aşıyı bulan düdüğü çalar; ondan sonra da türk bilimadamlarının peşinden hürmetle yürütürler adamı/şansölyeyi…
      Bir türk dünyaya bedeldir!
      Öyle mi değil mi aslanım?

  5. Bu konu yani ahlaki erozyon konusu bizim ülkede , bizim toplumda çok eskilerden beri var olan bir onmaz hastalıktır ; ne yazar için ne de bizler için bu köşe de kafi gelmez
    Halkın %99 nun ( ! ) müslüman oluşu maalesef bu konuda yeterli olamamaktadır çünkü biz gerçek anlamda müslüman değiliz ! Belki %9 gerçek müslümandır !
    Cumhuriyet tarihi boyunca devlet-i ali ; genel, kısmi veya özel konularda 100 e yakın af çıkarmıştır ; hal böyle olunca hak/hukuk, adalet nerde kaldı ! Dürüst insanlar enayi mi !
    Sadece son 18 senede devlet ihale yasasında 190 kere değişiklik yapılmıştır .Böyle bir ülkede ahlaktan bahsedilir mi !
    Her şeyimizin plansız programsız oluşundan kaynaklanan dağlar gibi sorunlarımız var . Sanayileşme döneminin başladığı 1950-60 dan bu yana köyden /kasabadan kente göçler almış başını gitmiş .Bu gün 4milyona yakın gecekonduda 20 milyona yakın insan barınmaktadır. Bu çarpık ve kontrolsüz , plansız/programsız kentleşmeler her türlü melanetin kaynağı olmuştur ; toplumun sosyal dokusu da allak bullak olmuştur , ne saygı sevgi , ne edep , ne nezaket …hepsi yerle bir oldu ! Envai türlü suçlar ortaya çıktı ! Yani say sayabildiğin kadar !
    Yine bu gün – tam olarak da bilinmiyor ya !- bir milyon belki daha fazla üniversite mezunu genç işsiz güçsüz geziyor , gerisini Allah bilir , belli değil ki !
    Velhasıl kelam bu dikiş biraz zor tutar ! Benden bu kadar !
    Herkese selamlar saygılar

    • Ali bey toki konutlarına da çarpık kentleşme demezsiniz umarım; eski türkiyenin gecekondulaşma sorunu bu iktidar döneminde çözülmedi mi?
      Şu kadar depremde bir adet toki evi hasar görmedi, bi teşekürü haketmiyor mu sizce bu yönetim?

  6. Fehmi beyin, bugünkü yazısı ülke adına gelecek için umut vâd ediyor. Gençler ve aileler nihayet ayakları olmayan hayeli iskele sistemini yıkmaya başlamışlar. Galiba Bunuda sosyal medyaya borçlular.

    Aslında Bizim bir numaralı sorunumuz “CAHALET”
    Üniversite açiyoruz,o üni versite sadece etiket için bitiriliyor! Gençlerin eli mahküm sevmediği bir mesleğe mahkûm ediliyor.

    Oysaki bölgelere göre meslek liseleri onların devamı örnek: zirâât veteriner, gibi meslek, sağlık için tıp, eğitim içinde, õğretmen okulari vb açılsa o bölge halkı değil Ankaraya, istanbula köylerinden şehire dahı göç etmezler.

    Doğup büyüdğüm doğudan bir örnek vereyim.
    Doğuda, Hayvancılık, her köy ve her bõlgesinde rahatlikla yapılır bazı bölgeleri meyve, sebze, açıkcasi tarımın her çeşidi yetişır.
    Suyu havasi ile muazzam bir bölge, fakat o bölge halkı çocukları’nın geleceği için sürekli batıya göç ediyor; tıpkı benim Kanada ve ABD’ye göç ettiğim gibi.

    Doğuda sadece orman ve hayvancılık yapılip ihraç edilse bile hem gõç õnlenir hemde ülke zenginlerşir. Bizim ülke gibi tört dörtlük bir coğrafya dünyada yok herşey yetişiyor!

    Becerip araştırılsa petrol dahi bulunur.

    Biz ürettiğimizi sadece etrafımızdaki komşu devletlere ihraç etsek bile yetiştiremeyiz.

    “Elimizde pirinç var, yağ var,su var, tencere var, ocakta harıl harıl yaniyor fakat pişirmeyi becerecek, birisi yok.”

    Bizim en iyi becerdiğimiz iş Ankara ve İstanbula batıdan faiz ile borç alidığımız dolarlari onlarıdan ihraç ettiğimiz çöpler ödmek.
    Istanbul bizde değil batılılarda olsaydı oraya bir çıvı çaktırmazdılar. O Güzelim şehri turust cenneti yapardılar ve turizimden gelen gelirler ilede dünyanın en zengin ülkelerinden biri olurdular.

    Bizim tek derdimiz var siyasetcılere kul kõle olmak.
    Zaten Fehmi Koru gibi yazarlar hiç bir şey bilmiyorlar! Bilmiş yorumcular sık sık burada ona öğretiyorlar…
    Geçende 1960 ihtilalinde Türkeşin hiç rolu olmadığını dahı bilememiş’di burada herşeyi bilen yormcusu Koruya ders vermişti.
    Henüz 10,yaşına girmediği için Radiyoda Darbe yaptıkları mujdesi’ni vereni’de Türkeş zannetmiş! Bende öğle zannediyordum meyerese ihtilal yapılacağı zaman organizeyi o yaptığını cuntacıların C Başkani dahi ayarlamadan darbe yapacak kadar darbeden bey haber oldukları için bütün organizasyonu Türkeş yaptığini hatta darbecilere İnõnüyü işe karıştırmamaları için uyardığını, darbeden hemen sonra darbeci C Başkani İsmet paşayi aradığını duyunca neler yaptığını anlatanda Türkeş değilmiş benim abim bize yalan söylemış. Zaten o zaman bende Fehmi bey gibi 9 yaşındaydım o radiyodaki sesi duyan babam da sinirden değil sevincinden deliye dönmüş ve hayatı boyunca Türkeşden nefert etmemiş.
    Bakın Fehmi Korunun okurlari değil sadık takipcileri troller’den gerçekleri õğyreniyoruz.

    Troller sağ olsun Fehmi beyi yeni okumaya başladığımız için eski yazılarını bizim için tekrar kendi sitesine yapıştırıyorlar.:)))

    • İnsan herkesi kendisi gibi zannedermiş. Sana Fehmi bey in eski yazısını yapıştırıyorum, nasiplenirsin.Aslında şifre konusunda birkaç gün Fehmi bey e cevap olarak atmıştım o eski yazılarını.Bak fehmi bey sana ne diyor eski yazılarından birinde;
      ***Başka zaman olsa uzun uzun anlatmam gerekebilirdi; ancak bugünün iletişim ortamında, yalnızca bizim gazetenin okuru olsanız bile diğer gazetelerde neler yazıldığını nasıl olsa öğreniyorsunuz. İnternet var, TV kanalları sabah başlayıp gün boyu gazete özetleri sunuyor, yazılar aktarıyor; siz duymasanız bir dostunuz, hane halkından biri okuyor veya duyuyor, size de yetiştiriyor.
      O halde kısa özetle yetinebilirim: Türk medyasında kendini ”merkez” olarak tanımlayan takım, bu pazar günü sandığa ”Hayır” oyu atmanızı istiyor. Sadece istemekle kalmıyor, bu sonucu sağlamak için elinden geleni ardına koymuyor da… Gerçekleri çarpıtmak mı istersiniz, yoksa korkutarak sonuç almak mı? Literatürde ”kara propaganda” diye bilinen türün bütün yöntemleri kullanılıyor.
      Kendileri gibi davranmayanların ilintili olduğu gazete ve TV kanallarına ”yandaş medya” diye sataşmaktan da geri durmuyorlar ama.
      Yaptıkları bir tür ”kamikaze” çıkışı yani; karşısındakine zarar vermeyi amaçlarken kendisini de feda etmeyi göze alan bir ”intihar komandosu” durumundalar***Sen en iyisi köyüne dön.

  7. Oldukça yaşlanan ve devlet işlerini takip etmekte de iyice zorlanmaya başlayan bir kral ; biraz da ahir ömründe başını dinleyip rahat etmek , biraz da yerine tahta geçecek olan yeni krala bilgi ve deneyimleriyle yardımcı olmak amacıyla görevini üç oğlundan birine bırakmaya karar verir .Ancak üçü de birbirinden değerli ve her yönüyle tahta layık olan çocuklarının arasında tercih yapmakta zorlanır .Nihayet aklına parlak bir fikir gelir ve onu uygulamaya koyar.
    Bir gün oğullarının üçünü de çağırır ; saray erkanının önünde durumunu , düşüncelerini ve niyetini anlatır .Hepsine çok güzel açan birer çiçek tohumu verir , üç ay sonra çiçeği en güzel olan ve en çok beğenileni yetiştirenin , tahtın sahibi olacağını söyler.
    Sayılı günler çabuk geçer, nihayet üç aylık süre biter , yine saray erkanı önünde , oğulları yetiştirdikleri nadide çiçeklerle birlikte kralın huzuruna çıkarlar .
    Büyük ve ortanca oğullarının yetiştirdikleri çiçekleri çok beğenen kral , biraz şaşkın bir vaziyette , saksısı kupkuru olan küçük oğlunun yanına sokulur ve sorar ,
    – Hayrola , senin niye çiçeğin yok , olmadı mı ?
    Küçük oğlu boynunu büker ve ne yaptıysa verdiği tohumdan çiçek yetiştiremediğini itiraf eder .Bunun üzerine kral oğlunun yüzünü okşar ve tebessüm ederek saray erkanına döner ,
    – Bu verdiğim tohumların hiç biri gerçek çiçek tohumu değildi ! Küçük oğlum dürüstlüğünün ve adil oluşunun karşılığı olarak tahtı haketmiştir !
    Herkese selamlar iyi günler

    • H. Gayret
      9 Nisan 2021 At 12:38
      Matrakçıbaşı “Hayatında ilk defa uçağa binen Erzurum’lu bir dede” gibi karahalktan insanların da kalkıp böyle uçakla seyahat edebiliyor olması, sizin gibiler için elbette can sıkıcı olmuştur ama neylersin; bestvan otobüslerinin koridorlarında yatıp yuvarlanmaktan sıkıldık biz de birader…

  8. Sayın yazarın “Eften tüften” diyerek küçümsediği, tartışılan o “incir çekirdeğini doldurmayacak konular”
    Ayasofyanın ibadete açılması, karadenizdeki doğalgaz kaynaklarının keşfi, karabağın kurtuluşu ve türkiye uzay ajansının kuruluşu gibi gelişmeler değildir inşallah???

    • Bu dediklerini ,altın yaldızlı çerçevelerle çerçevelettir , yazarın dediklerinin yanına as ! Sabah akşam ,karşısında zil çalıp oynarsın !

  9. Evet,bu güzel ülkenin gençler ve diğer vatandaşları için yaşanması zor hale gelmesi için,Fehmi beyde üzerine düşeni fazlasıyla yerine getiriyor.

  10. Sayın Koru ,
    Gözleminize katılmıyorum. ikinci dünya harbinden sonra başlayan köyden kente göç dalgası ile aileler büyük kentlerde çocuklarını okula gönderme imkanına kavuştular ancak altyapı nedeniyle çok zorlu bu süreci çoğu tamamlayamadan piyasa da yer aldılar. 1940 doğumlu amcam ortaokulu 3 senede bitiren yoktu. iyiler 4 senede bitirir sonrakiler 5 sene de demişti. 1927 doğumlu amcam savaş yıllarında 200 kişilik bölükte iki ilkokul mezunundan biri olduğu için bölük yazıcısı olduğunu anlatırdı. Bir çok ilçe de lise yoktu ve yatılı bölge okulları sınavını kazanmak çok zordu. Hele anadili Türkçe olmayanlar daha bu eğitim talebinin kenarında bile değildi. Onlar medrese sistemi ile devam ediyorlardı. Sonra birden baby boom dönemi sonuçları sebebiyle 4 aylık eğitim ile öğretmen atamaları ve her ilçeye bir lise yapımı geldi. Halk eğitimli insanların toplumda daha iyi yer edindiğin farkındaydı ve çocuğunu buna yönlendiriyordu ancak sistem bu günkü gibi lakayt olmadığı için elimine ediliyorlardı.
    Geçen gün trafikte yeni mezun bir avukat ile tartışma konumuz yaya geçidinde benim durmam onun hazırlıksız yakalanıp az kaldı bana vuracak iken son anda sağa kaçması sebebiyle idi.
    Şahsen ben ilkokulu özel okuyup ingilizce ögrenmeye başlayan oğlumu lise 1 in yazında iki ay Malezya da yoğun ingilizce eğitimi aldırabilmiş olmama rağmen SAT sınavına hazırlanmasını sağlayamadım. Ben yurt dışında okumak istemiyorum dedi. O bahsettiğiniz gençler acıkmadan önüne yemeği konulan, ve onu beğenmeyen eskimeden yeni üst baş alınan, ailenin tek çocuğu olduğunun farkında ana baba çalışmış bu ev araba bana kalır ne sıkıntıya gireceğim diyen bir zümre.

  11. Yine mi “kapağı yurtdışına atma” muappeti!
    Milyonlarca yabancı da türkiyeye akıyor noolmuş?
    İngilizi, rusu, almanı, polonyalısı, iranlısı, ıraklısı, suriyelisi, ermenisi türkiyeden ev alıp vatandaşlık hakkı kazanabilmek için çuvalla döviz ödüyorlar bize!
    Her yaz tatilini türkiyede geçirebilmek için gün sayan milyonlarca yabancıya ne buyrulur: kapağı türkiyeye mi atıyorlar?
    Türkler de nice arap ülkelerinde veya avrupalarda kendilerine iş güç tutmuyorlar mı? Eğitim görüp, oralarda yaşamıyorlar mı?
    Almanyadaki türkler yedidüveli maraba kılmış, kendi işyerlerinde üç otuz yuroya çalıştırıyorlar; alman devletine vergisini ödeyip hazinesini ağzına kadar türkler dolduruyor!
    Arı gibi çalışan türkler!
    Türkiye yakın çevresindeki tüm ülke ve halkları hem insani yönden hem de iktisadi yönden besleyip yaşatmaktadır; yoksa grekten arnavuttan bi cacık olmaz yani…
    İtirazı olan?

  12. Tıpkı daha önceki Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde olduğu gibi.
    Emekli amirallerin düşük yoğunluklu muhtırası bir başlangıç. Devamı gelecektir.
    ABD’nin yeni başkanına ve küresel salgına bağlanan umutlar.
    Ülke yönetilemiyor,gençlerimiz kaçıyor yaygarası.
    Aşı yok, ülkede sağlık sorunları diz boyu diye kaos ortamı bekleyenler.
    Domates,patlıcan yiyemiyoruz.açız aç deyip, rakı sofralarındaki görüntüleri.
    Ortada bir Montrö tartışması yokken Kanal İstanbul üzerinden toplumsal muhalefeti genişletme çabaları.
    Türkiye bir erken seçime zorlanıyor. Ne zamandan beri? Biden’ın daha koltuğa oturmadan Türkiye’de iktidarı değiştirme niyetini açık ettiği günden itibaren.
       
    Tarih tevazunun kanatlarında yükselir. Sadece mevzi’sini (Yaratıcı karşısındaki yaratılmış / kulluk konumunu) bilen; haddini, sınırlarını ve sınırlılığını idrak eden ve mevzu’sunun bilincinde olan sıradışı ama sınırdışı olmayan insanlar bize sınırsız bir ufuk sunabilir.

  13. Sayın Koru gençler için yazdığınız „durdurun dünyayı inecek var“ ifadesinin çok yerinde olduğunu düşünüyorum.

    “Körlerle sağırlar, birbirini ağırlar” özdeyişi de beni çok düşündürdü. Benim aşağıda verdiğim örneği izah etmek için bu özdeyişe akıl tutulmasını da eklemek lazım galiba.

    AK Part genel kongresi 24. Mart günü yapıldı. Kongrenin olduğu 24. Mart.2021 günü Türkiye’de Korona Virüsü bulaşan insan sayısı 30.462. Bu sayı dün yani iki hafta sonra, 8.Nisan 2021 günü 55.941 kişiye yükselmiş durumda.

    24. Mart 2021 günü yapılan AKP kongresine ait bir videoyu (herhalde AK Partinin onayı ile) internette herkes görebilir. Videonun baş kısmında AK Parti Genelbaşkanı Erdoğan bütün vilayetlerden kongreye gelen partililere konuşuyor. Lebaleb dolu meydandakilerin ellerindeki pankartlardan hangi illerden geldikleri yazılı.

    Benim akıl tutulması dediğim nokta, AK Partisinin, bu videonun böyle bir ortamda bir çok insanın kafasında en azından bir soru işareti oluşturacağını düşünmüyor olması.

    Belkide ben yanlış düşünüyor olabilirim, umurlarında olmayabilir de…
    https://www.youtube.com/watch?v=oWa0U_75zZ0

  14. Yediden yetmişe her kesim yani hepimiz savunma psikolojisiyle hareket ediyoruz .En güçlü savunma taarruzdan geçer düşüncesiyle de habire birbirimizi hırpalayıp duruyoruz.
    En lerimiz o kadar çok ki ene(ego)lerimiz tavan yapmış durumda ,dolayısıyla her konuda sağırlar diyaloğundan geçilmiyor. Bazen öğle bir noktaya geliyoruz ki yanlışları savunmak doğruları savunmaktan daha kolay olabiliyor.
    Az gelişmişlikte bu olsa gerek
    Oysa tarih sahnesi ötekileştirilmiş yada kendilerini ikincil hisseden insanların mezalimiyle dolu…

  15. Ne gençlerin sesi ne de başka bir uyarıyı dinleyecek durumda değiller. Kibir, gurur, lüks, şatafat, tepeden bakma, yok sayma, hukuksuzluk dolayısı ile körlük. Durum bu. Böyle olunca da “ülkenin geleceğini cahil insanlarının feraseti kurtaracak” diyen prof ünvanlı zatı üst düzey göreve getiriyorlar, doğruyu söyleyeni de dokuz köyden kovmayı bırakın bir de vatan haini, terörist damgası ile damgalıyorlar. Üzen tarafı şu ki din bilgini geçinenler bunların islama ve insanlığa uygun olmadığı konusunda uyarmıyorlar. Para çok fena bozuyor. Yazık oldu ülkemize…

  16. Sn Koru son zamanlarda yazdığınız en güzel yazı olmuş. Evet zihniyet devrimine ihtiyacımız var . Bu en tepeden başlayıp toplumdaki en küçük bireye kadar oturup kendimizi hesaba çekmeliyiz. tek düsturumuz biz nerde yanlış yapıyoruz olmalı ve başkalarını suçlamadan önce yanlışı kendimizde aramalıyız.
    Böylelikle de anlamsız tartışmalardan uzak kalır gerçek olması gereken gündeme döneriz.
    Bakıyorsunuz bir gece yarısı bir bildiri ne faydası var gündüzler nereye kaçtı. Sonra sormazlar mı adam be hey zevat bugun bunları dile getirirken ordunun yarısı ajanlarla dolmuş sen ne yapıyordun şimdi ahkam kesiyorsun.Milletin gereksiz yere enerjisini tüketiyorsun . Ey muhalefet habire iktidarı suçluyorsun da bir tane somut öneri getiriyormusun yok varsa yoksa sen kötüsün çabuk o koltuğu bırak ben geleyim daha beterini yapayım. örnekler çok hani derler ya önce iğneyi kendimize sonra çuvaldızı başkasına batıralım.
    İnşallah gerçek gündemlerimizi işsizliği kalkınmayı teknolojiyi tartışırız.

  17. EMEKLİ MAŞALAR

    Sabah haberlerde gördüm, cübbeli amirale soruşturma açılmış, aman ha. Eğer bu amirale ciddi bir ceza verilirse emekliler ve destekçileri “biz haklı imişiz, uyardık da sorun çözüldü” moduna girmezler mi?
    Emekli maşaların asıl zararı; içeriiği boğazlar konusunda bize tam yetkiyi vermemekle beraber Rusya’ya bedava bekçilik yapmak olan Montrö konusunda ilgili yabancı odakları uyarmak olduğunu söylemiştim. Nitekim dün akşam bir rus yetkili montrö değiştirilemez diye açıklama yaptı. Rusyanın baltık ve karadeniz kıyısında, kafkaslarda elini kolunu sallayarak operasyonlar yapması, işgal ve tedhişe girişebilmesi bu anlaşma sayesindedir. Nato donanmasının karadenizde denge unsuru olarak bulunmasında Türkiyenin büyük yararı vardır. Emekliler şimdiden bunu engellemiş ve rusyanın önünü açmış gözüküyor.

    GENÇLER meselesine gelince; tarih boyunca iktidarlar hesabı olanlar gençleri istismar etmiştir. Bugün de bu böyledir. Yok Z kuşağı imiş, yok her şeyi biliyorlar mış, geçin bunları efendim. 500 puanla üniversiteye girdiği, dolayısı ile ülkenin en zeki oldukları söylenen grup, devletin giderlerini ve maaşlarını karşıladığı üniversiteye dekan atayamaz diye gösteri yapıyorlar. Özel üniversite olsa neyse. Kimse de demiyor, burada 500 hoca var niye hepsi chp li en az %50 si ak partili olması gerekmez mi, demekki siz ideolojik örgütlenme yapmışsınız. Ankara belediyesinin hdp desteği ile seçilen ırkçı partili belediye başkanı rektör istifa diye mektup yazdığı dönemde bende mesaj tiviti atmıştım. Boğaziçi üniversitesinin kurucusu Cyrus Hamlin okulu önce Bebek İlahiyat okulu olarak kuruyor. Anısını yaşatmak ve boğaziçi geleneklerini devam ettirmek için Boğaziçi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi kurmalısınız diye. Henüz cevap verilmedi:))))
    Pardon gençlik demiştik. Ne idiğü belirsiz, cinsiyeti karışık medya fenomenlerinin peşine milyonlarla takılan, tik tok gençliğinin anlamsız sayıklamalarından istikamet aramak iktidara vurmak için bile yapılacak şey değil.

    • Sayın hd, o cübbeli kimse en ağırından cezalandırılsın; geç dönem bir aczmendi aktörü filandır heralde… Eskisi gibi yok öyle buharlaşıp kaybolmak!!!

  18. Zihniyet temelden bozuk. Düzelmesi zor, içine düştükleri pislikten çıkmaları imkansız, o yüzden herkesi kendileri ile birlikte aşağı çekiyorlar. Ne gençler, ne ülke umurlarında. Kendi saltanatları peşinde yuvarlanıp gidecek bu sefil ekip. Ülkenin dengesini öyle bozdular ki, bundan sonra kısa vadede düzelme beklemek de imkansız.

  19. Zihniyet devrimine ilk önce siz ön ayak olun.

    Bir gazetenin ilk sütünunu Ali için elimle kapatsam, ikinci sütununu Veli için kapatsam bunun adına gazetecilik denilebilir mi?

    İlk önce kullandığınız yazılımı değiştirin. Yazdığımız yorumlar görüntülenmiyor.

    Bir ülkenin eğitimi bozulduğunda muhâcerata başvuranların sayısı artar.

    Üretiminde katkı sağladıkları icâtların bir gün kendi insanlarına karşı kullanıldığını anladıklarında, bir yerden bir yere seyâhat etmek için aşı pasaportu gibi dayatmalara zorlandıklarında tepkileri ne olur merâk ediyorum.

    Herhâlde artık başka bir ülkenin gönüllü köleleri haline geldiklerinin artık farkına varırlar.

    • İki Türk asıllı Alman bilim insanından bahsediyorsanız, onlar için “kendi insanları” zaten Almanya’da yaşayanlar. Onlar için vatan Almanya, başka bir ülke değil. Almanya’da doğmuş büyümüş, orada hayatını geçirmiş, oranın eğitimini almış insanlar için Türkiye yabancı bir ülke sadece. Türkiye ile sizin kafanızdaki gibi bir bağ kurduklarını zannetmiyorum. Kurdukları şirketler milyon değil milyar Euro’larla ölçülüyor. Köle olduklarını da hiç zannetmiyorum.

        • Onlar yazlıkçı Almanlar. Türkler Almanya’nın ekonomisine ticaretine eğitimine katkı veriyorlar. Onlar artık Alman. Biz de onlara bedava tatil imkanı veriyoruz. Pisliklerini bırakıp gidiyorlar. Temizlemek de bize kalıyor. Acı gerçek bu. Kimmiş köle?

          • Ender arkadaş, berlindeki türk işyeri sahiplerine “sen almansın” desene bi, bakalım seni ne yapıyorlar? Garanti veriyorum öldürürler seni!!!

      • Aşılar ile ilgili en tehlikeli nokta, aşıları kullanarak insanların vücuduna ve yeni doğanlara bir yonga (“çok küçük elektrik devresi”) çakmak istemeleridir.

        Şaka gibi geliyor ama öyle olmadığı anlaşılıyor.

        MIT Üniversitesinin elektronik ile ilgili giriş sınıflarında biyoloji ve elektriği birleştiren
        dersler koymuşlar.

        Vay canına! Biyoloji ile elektriğin ne alâkası olabilir diye düşünmüştük.

        Ayrıntılar için ID2020 nedir diye aratabilir ya da dün gönderdiğim iletiye bakabilirsiniz.

        Aşılarla ilgili basın-yayın aracılığıyla yapılan haberlerin gerçeği yansıtmadığını
        sürekli insanlara korku pompalanarak bir ruhbilimsel savaş yapıldığını defalarca anlattık.

        Örneğin bilim adamları iddia edilen kalıt değişiminin % 0.3 olduğunu iddia ediyor.

        Pfizer isimli ilaç şirketinin eski başkan yardımcısı Dr. Michael Yaedon, kalıtı değiştirilmiş mRNA aşılarının insanların kitlesel olarak nüfusunun azaltılması için kullanılabileceğini ifade ediyor.

        https://www.americasfrontlinedoctors.com/exclusive-former-pfizer-vp-to-aflds-entirely-possible-this-will-be-used-for-massive-scale-depopulation/

        Dr. Michael Yaedon, Avrupa Tıp Dairesine (“EMA”) 43 sayfalık bilimsel bir rapor gönderdi.

        Bu raporda aşı olan kadınların kısır olabileceği belirtiliyor.

        rtPCR testinde bulunan on temel bilimsel tutarsızlığı da ortaya koyuyor.

        Bu raporun altında 22 tane bilim adamının imzası var.

        İtalyan bir gazeteci, Fransız Hükümetinden sızdığını iddia ettiği belge ile Yeni Mandacılık Düzencilerin planını ortaya koymuştu.

        Bu belgeye göre virüs kalıtsal değişime uğradı (Covid-21 vs.) oldu denilerek Nisan 2021 başından itibaren tekrar sokağa çıkma yasakları gelecekti.

        Belgenin çevirisinde,

        “Küreselci elit çoktan kovit kalıtsal değişimini (Covid 21) ismiyle planladı.
        Bu sözde sağlık aciliyetini arttırmanın en iyi yolu olacaktı.
        Bu iddia edilen kalıt değişiminin ise “İngiliz sürümü” olduğu söylenecekti”

        yazıyor.

        Gerçekten de Nisan ayından itibaren yasaklar geldi. Dışarıdan ayarlı basın-yayında kalıt değişiminin ismini de değiştirmeden “İngiliz sürümü” denilerek haberler yapılmaya başladı.

        “Dayı-Ülke”nin gönüllü köleleri

        Bir kitapta ülkeleri hile ile ele geçirilmiş, sanayileri, ulusal kuruluşları, yabancılara
        ucuza peşkeş çekilmiş, sonra topraklarına da el konulmuş, tarımları, hayvancılıkları
        yok edilmiş “Dayı-Ülke”ye göçten başka çareleri kalmayan köle-işçilerin durumu anlatılıyor.

        Sırası gelen göçmen hamamına sokuluyor. Kirinden, pasından arındırıldıktan sonra biyokimyasal bir maddenin ince ince püskürtüldüğü bir bölüme geçiyor.

        Bu madde göçmenin öz anadilini bellekten siliyor, sadece “yeni dünya düzeni” köle kitleleri için 250 kelimelik Tarzanca dilini bırakıyor.

        Kendi dili silinince, göçmenin öz tarih bilinci, inançları, gelenek, görenekleri, köklü harsı da kalmıyor.

        Eskiden, daha o kimyasal madde keşfedilmeden önce, zihin yıkaması uzun, en az iki nesil sürüyor, bu eğitimsiz bırakma, sonraları basın-yayın teknik imkânları geliştikçe, insanları bomboş eğlencelerle,
        her gün sık tekrarlanan cinayet, yangın, felâket haberleriyle meşgul ederek yapılıyordu.

        Kimlik duygularını depreştirecek değişik ülke haberlerinden uzak duruluyor, uluslararası dünya sorunlarından ya bahsedilmiyor, ya da asılsız haberler tekrarlanıp duruyordu.

        Düşünen, sorgulayan insanlar istenmiyordu.

        Sonraları insanlar arabalarına, eve borçlarına köle edilmiş koşturup duruyorlardı ama pek çoğu bunun farkında bile değildiler.

      • aynen. harikasin ender bey. bu sitede olumlu dusuncelere destek verilmezken. karsi dusuncelere hemen tepki veriliyor. buda bir iki kisinin her yoruma cevap vermesi sonucu kendi algisini yukseltme olarak ortaya cikiyor. Algi olusturma burada zor seviye oldukca yuksek. ama genede olumlu yazilara olumlu yorum yapilmalidir ki hak yerini bulsun.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız