Gülşen’i cezaevine düşüren olaya HSK’nın tepkisi beni derinden düşündürdü

30
Reklam

Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) yargı tarafından cezaevine gönderilen şarkıcı Gülşen konusuyla ilgili bir uyarıda bulundu.

Okuyalım:

“Anayasa’nın 138’inci maddesi çerçevesinde tüm kişi, kurum ve kuruluşlar ile yazılı ve görsel basın organlarının yargı bağımsızlığına saygı göstererek, yargılama süreçlerine müdahale içeren, hakimlere emir ve talimat niteliği taşıyan her türlü eylem ve söylemden kaçınması Anayasal zorunluluktur.”

Hatırlatılan anayasa maddesi (m. 138) şu: 

“Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.”

Açıklamanın ardından hemen aklıma geliveren bazı sorularım var:

Anayasanın “Veremez, gönderemez, bulunamaz” kesin ifadelerini içeren bu maddesi ile kast edilen kim/ler olabilir? 

Yasama Meclisi’nde nelerin yapılamayacağına dair cümlenin muhatapları belli, ama onun öncesindeki iki cümleyle hedeflenenler kim/ler?

Reklam

İçerisinde ‘kişi’ sözcüğü de yer alıyor; sıradan bir kişi mahkemelere ve hakimlere nasıl emir ve talimat verebilir, genelge gönderebilir, tavsiye ve telkinde bulunabilir?

Diyelim ‘sıradan bir kişi’ bunu yapmaya kalktı, mahkemeler veya hakimler onların bu yaptığını umursar mı?

Bir sorum daha olacak: Anayasanın “Yapamaz, edemez” dediği organ, makam, merciler, anayasanın bu hükmüne uyuyorlar mı ülkemizde?

Sorularımı burada kesiyorum.

[Anayasanın aynı maddesinde “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez” cümlesi de bulunuyor. HSK anayasanın bu hükmünün ülkemizde yerine getirilmesinin de davacısı olmak zorunda.]

Gülşen olayı neden ve nasıl tartışılıyor?

Şarkıcı Gülşen’in dört ay önce bir konser sırasında kendi orkestrasından birine takılmasının günümüzde onu cezaevine düşürecek biçimde kullanılması kamuoyunda hoş karşılanmadı. Yapılanı savunanlar olduğuna dair bir kanaat var, ancak gözümün erişebildiği yerlerde o kanaati destekleyecek herhangi bir görüşle karşılaşmadım.

Çeşitli kurumlar adına yapılan destek mahiyetinde açıklamaları, onların hemen her olayda vermek zorunda oldukları türden olağan tepkiler saymak gerekiyor.

Reklam

Trolleri ise dikkate almanın bir anlamı yok.

Geriye kalan hemen her kesimden insan ve kurum, ya yapılanı anlamakta zorlanıyor ya da hiç tereddütsüz olumsuz tavır alıyor.

Bence HSK’nın üzerinde asıl durması gereken nokta bu olmalı.

Mahkemeler ve hakimlerin kararlarının tartışmalar yaratması yargı kurumunu ve kurumun her düzeydeki üyelerini ilgilendirir.

Hükümdarın mülkiyet hakkını gaspetme niyetinde olduğunu anlayınca, onun yüzüne karşı, gururla “Ama Berlin’de hakimler var” diyen Alman köylüsünün sergilediği yargıya güveni, her ülkenin her vatandaşı duymalıdır.

Anayasanın 159. maddesi okunduğunda, yargıya güven konusunun, üyeleri arasında adalet bakanı ve bakanlık müsteşarının da bulunduğu HSK’ya verilmiş bir görev olduğu anlaşılıyor.

Gülşen olayı en fazla bu yönüyle önemli.

Kendisini cezaevine düşüren sözler bir konser sırasında bir kişi için söylenmiş, bu belli. O sözün muhatap alınan kişinin doğal üyesi olduğu varsayılan geniş camiaya mal edilmesi, tam dört ay sonra sosyal medya üzerinden yayılan görüntünün sonucu. 

Görüntüyü paylaşan sosyal medya kullanıcısı neden dört ay boyunca onu elinde tutmuş olabilir?

Paylaştığı görüntünün bütün bir camiayı inciteceğini düşünmemiş olması mümkün değil; aksi halde neden eski bir olayı gündeme taşısın ki?

O kişiyle ilgili TCK 216 kapsamında bir soruşturma açıldığı duyulmadı.

Bir yıldan uzun süredir bulunduğu yabancı ülkeden çoğuna kendisinin bizzat tanıklık ettiği yasalara aykırı bazı olayları kamuoyuyla paylaşan Sedat Peker, Gülşen ile ilgili gelişmenin -yargının dört ay önce sarf edilmiş sözleri tam da şimdi tutuklama yapılacak değerde görmesinin- kendisinin son ifşa ettiği olayı perdelemek için gündeme taşındığı iddiasında.

HSK Gülşen olayı ile ilgili görüş açıklama ihtiyacı duyarken, Peker tarafından ortaya atılan bu perdeleme iddiasını da herhalde tartışmış olmalı. İddia, yargı kurumunun itibarı açısından, HSK’yı doğrudan ilgilendiriyor çünkü.

Peker tarafından dile getirilen konunun kendisi de, kişisel boyutunun çok ötesinde kamusal çıkarla ilgili olduğu için, yargının hassas terazisiyle tartılmayı gerektirecek çapta aslında.  

Siyasi ve akademik kimlikli iki kişinin ve onların kamuda üst düzey görevler üstlenmiş bir yakınlarının, haklarında ileri sürülen iddialardan temize çıkıp aklanmayı, bizzat kendilerinin istemesi beklenir; onlara bu imkanı da ancak konunun hukuki sürece tabi tutulması sağlayabilir.

Gazetelerin konuya ilişkin yayınlarına yargı eliyle getirilecek yasaklamalar, kendisinden ‘suç örgütü lideri’ diye söz edilen kişinin iddialarının konuşulmasını ve toplumda yaygınlık kazanmasını engellemez; buna karşılık yargıya bakışı etkiler.

Anayasanın 138. maddesinin HSK tarafından hatırlatılması yine de olumlu bir gelişme. Anayasanın hatırlanması gereken Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası antlaşmalarla ilgili 90. maddesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığına dair “Usulüne uygun milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir” cümlesi de bulunuyor. 

Bu maddenin de, ara sıra da olsa, hatırlanması ve gerektiğinde hatırlatma konusu yapılması şart.

Şarkıcı Gülşen’in ağzından çıkan bir takılmanın yargıda “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçu (TCK 216) kapsamında ele alınmasıyla ilgili tartışmaların doğurduğu günümüz ortamı bana bu ayrıntıları düşündürdü.

[Konunun esasıyla ilgili görüşlerimi merak edenler dünkü yazıma göz atabilirler.]

ΩΩΩΩ  

Reklam

30 YORUMLAR

  1. Gülşen’in tutuklanması iktidarın kutuplaştırma ve toplumu bölme üzerine kurguladığı bir oyun. Bunu hep yapıyorlar ve bu kindar dindar siyaset ile yolsuz iktidarlarını sürdürüyorlar. Bu oyunun bozulması gerekiyor. Açıkça oyunun söylenmesi gerekiyor. Gülşen zaten özür dilemiş. Gülşen imam hatip örgütleriyle bir araya gelmeli ve kendini açıklamalı ve özür dilemeli yanlış anlaşılma için. Tabii iktidar gittikten sonra olacak bu. Çünkü yerlerde sürünen hukuk sistemi emirle bu davayı yıllarca sürdürebilir. Hukuk ancak bağımsız olursa ondan sonra adalet yerini bulur. Şimdi tüm demokrat kesimlerin bütün gayretleriyle bu yobaz görünümlü yolsuz iktidarı göndermek için çalışmaları gerekiyor. Erken seçim yakın görünüyor. Kış gelmeden ve gaz fiyatları milleti yakmaya başlamadan. Ve bu fırsatı muhalefet bu sefer kaçırmamalı.

    • Yahu, Enderciğim! “Kutuplaştırma” konusunu keşfetmişe benziyorsun! Bu modayı M.Kemal Atatürk Paşamız başlattı. Bu onun en büyük başarılarından, hatta etkileri itibariyle, Kurtuluş Savaşından daha büyük bir başlangıç idi. Etkilerini hala daha görmeğe devam ediyoruz. Sonuçlarına katlana katlana… Bugünkü iktidar da bu modelde üzerine düşeni yapıyor. Paşamız, “monkey see, monkey do (maymun gördüğünü yapar)” modunda o günlerde en kolayına geleni oldukça da alel acele yaptı. Ancak, pek inanmadığı, güvenmediği “Gökler”deki mekanizmalardan bihaber yağmurdan kaçarken, doluya tutulacaktı adeta. Sözde gördüğünü sandığı değerler esastan uzak, oldukça yüzeysel ve şekil-şemalci kaldı.

      Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, aksi takdirde olması gerekenden fersah fersah uzağız. Öngöremedi rahmetli, bugün hala el aleme uşağız!

      ….
      Varsa yoksa “Batı”ydı hep gözde!
      Sosyal olarak geliştik sözde,
      Ancak bu yetti mi? işte buyrun!
      Ülke yerinde sayıyor, özde!
      ….

  2. Sonunda Tarkan atıl kurt diyerek twiterdan giriş yapmış Gülşen olayına.
    Olayı, İnsanları kutuplaştıranlar dini yobazlara indirgemiş.
    Gülşenden bahsetmemiş, Gülşenin kullandığı kelimelerden bahsetmemiş, Gülşen ayıp etmiş dememiş, Biz sanatçılar daha dikkatli üslupla konuşmalıyız dememiş, Gülşenin söyledikleri de yanlış, tutuklanması da yanlış dememiş. Ne demiş:
    ” Dini kendi yobaz düşüncelerine alet edip toplumu kutuplaştıranların görmezden gelinmesin” demiş.
    He imamhatipler kutuplaştırıyor toplumu. Sen gel islami değerlere hakaret et, peygambere hakaret et, dini kuruluşlara hakaret et, müslümanlara hakaret et bunlara ifade özgürlüğü de. Hakaret edene tek bir kelime etme.

    • Sevgili Fatih üstadımız malum zat “bakara makara” diye ayet sallarken islamın ve milli manevi değerlerin savunucusu olduğunu iddia edenler neden hiç bir tepki göstermedi yusuf kaplan adlı entellektüel geçinen zat laiklere hakaret ederken halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek babından soruşturma açılmadı onları geçtik muhalefet mensuplarına linç girişiminde bulunanlara kaç gün hapis cezası verildi

  3. Gülşen tartışmalarıyla ilgili benim dikkatimi iki haber çekti;

    Birinci haber “Filistin devlet başkanı Mahmut Abbas ile görüşmesi planlandığı halde iptal edip acil olarak parti kurmaylarıyla toplantı yapan akparti genel başkanı Cumhurbaşkanı askerlerin baş komutanı muhtarların en genel başkanı bakanlar kurulunun başkanı milli eğitimin en baş öğretmeni ve mali işlere bakan tek ekönömist Recep Tayyip Erdoğan parti kurmaylarına acil seçim planı hakkında bir takım talimatlar verdi….

    İkinci haber de “Rus medyası Erdoğan’ın son baharda erken seçime hazırlandığını iddia etti…” diye devam ediyor.

    Gülşen tartışmasının sokakta bir karşılığı var mı diye dar alanda bakındım kimsenin gülşenden haberi bile yoktu sanki, Gülşen konuşana rastlamadım kaç gündür, varsa yoksa Sedat Peker konuşuluyor. Konuşuluyor ama halk Sedat Peker’i de bir yere oturtamıyor, milletin kafası karışık.

    Muhalefet biraz aklını kullansa bir seçim çalışması olarak akpartinin Gülşen kartı iktidarın elinde patlayacak. Ama devlet mekanizması bütün araçlarıyla Gülşen olayını konuşarak muhalefeti de peşinden sürüklüyor, er zamanki gibi be ya! Bizim köyde değişen bir şey yok.

  4. 1)Atatürk ‘e, din büyüklerine, herkese ait ortak değerlere hakaret olarak algılanacak şeyler başka şey. Yoklar onlar burda değiller!
    2) herhangi bir kişi bir suç yada suça girip girmediği belirlenemeyen! vukuatta söyleyende burda, söylenende ortada, mahkemeside adliyede!!!!
    Sonuçta; 1. Fıkradaki kişiler şu anda yoklar! Onları savunacak kimse yok! Dava açacak ta kimse yok! Ama kanun koruyor onları ve benzeri değerleri!!!
    Son tespit, bir olay infial yaratırmı, kargaşaya yol açarmı, dönülmez akşamlar ufuktamı???…
    Adam karıyı pıçağı almış… Çocukları devlet elinden alırmı????
    Kızıl başlık giymiş sanane? Sana giren çıkan varmı?
    Son söz: bu gibi durumlar hakkında emsal davalar yok mudur???
    Gasteler boy boy çıplak resimler yayınladıkları sayfalardaki bu yerlerde ,
    *Faideli bilgiler!
    *Yasak sözler!
    *Zararlı işler!
    *Hayırlı işler!
    Ve benzeri yazılar yayınlasa nassı olur acaba?🤗
    İdamlık adama bile son sözü sorulur:
    Bu söylediğinin arkasında mısın, yoksa ağzımdan kaçtı özür dilerim diyormusun???
    Karşındaki “özürde dilesen inanmıyom sen takiyye yapıyon” deyip,
    Yinede mahkemeye savcıya gitse!!🤗

  5. İktidar her olayı siyasi fayda üzerine kullandığı için bu olayda da iki yüzlü elbette. Örneğin Gülşen’in ilgili videosuna yayın yasağı getirmemiş. Bütün yandaş medya baş sayfada yayınlıyor videoyu günlerdir. Hani halkı düşmanlığa sevkediyordu. Koysana yayın yasağı. Yok çarşaf çarşaf Gülşen bak böyle söyledi diye halk kin ve düşmanlığa sevkediliyor.

    Diğer yandan bir Akp milletvekilinin boşanma haberine şak diye yayın yasağı getirdiler bu hafta. Neden? Akp’li kadın milletvekili eski yandaş rektör Ünsal Ban’dan boşandığı için mi, 80 milyonluk bir tazminat istendiği için mi? Ban rektörken ayda 100 bin TL (o zamanın parasıyla herhalde 30-40 bin dolar) maaş aldığı için mi? Anlaşılmadı. Bu herhalde halkı kin ve düşmanlığa sevkediyor. Siyaseten tabii.

    • İşin devamı da varmış. İlgili Akp milletvekilinin bir de rüşvet ağı varmış. Sedat Peker onları da ortaya atmış. Hadi buyrun. Yolsuzlukta sınır yok bunlarda. Yayın yasağı üstüne yayın yasağı gelir şimdi. Gülşen bahane, o başka meseleleri kapatmak için paravan. Eyyy yandaşlar, hadi çevirin kazı.

  6. Şimdi önümüzdeki süreçte göreceğiz..
    Gülşen’in İmam Hatiplilere yaptığı hakareti ödüllendirmek için, CHP’li belediyeler nasıl sıraya girecekler..
    Şimdiden İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, açıklamasını yapmış bile..
    O Gülşen’e, İstanbul’un merkezinde, Yenikapı’da eşcinsel bayrağını sallandırtan Ekrem İmamoğlu, İmam Hatiplilere “sapık” diyen o şarkıcı için şu savunmayı yapıyor:
    “Bir kişinin ettiği bir söz üzerine, bir kişi istiyor diye bir sanatçı hapse atılıyorsa, bu olmaz. Yanlış yaptı diye, eğer bir insanı üzdü diye sadece o insanın duygularını bir şekilde rencide etti diye hapse atılıyorsa, olmaz. Hata yapmış olabilir, hakaret etmiş olabilir ama bu tür davranışların hakkı hapis değildir.”
    Dürüst iseniz. Ahlaklı iseniz.. Namuslu iseniz..
    Aynı cümleyi, 5816 sayılı özel kanundan cezaevine girenler için de tekrarlayabilir misiniz?
    Tekrarlayamazsınız..
    Çünkü sizler, kol kola girdiğiniz, Saadet Partisi ile, DEVA Partisi ile, Gelecek Partisi ile..
    Bu ülkenin öz be öz çocuklarına parya muamelesini reva mı görüyorsunuz..
    Dindar insanlara hakaret edilmesini hak, kendinize eleştiriyi ise, hapis/haciz sebebi gösteriyorsunuz.

  7. Düşüncenizde önerilerinizde olaya bakış açınızda👀 problemli, herzaman ki gibi.
    Kurtulmak! Neden?
    4 ay önce yada sonra fark?
    Başörtülü bacı yada bir şarkıcı fark?
    Nefreti varmış öldür!
    Küfretmiş as kes!
    Benim inandığım gibi inanmıyormuş kov!
    Karısını sokak ortasında şööle bir saçından tutup!.. linç edin haa!..
    Hukuğa , güvenlik güçlerine, kanunlara, hatta kanunları yapan 600 vekile ne gerek var ki???!!
    Karar: yaz kızım en ağır ceza verilsin!
    sokaktaki vatandaş öyle dedi😠.

  8. Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, yanına aldığı kameramanla birlikte camiye giderek kendince bir provokasona imza atmış.
    İmamın hutbede olduğu anlarda kameraman kayda girdi, Ümit Özdağ da “Atatürk’ü anmayacak mıyız, Atatürk’e rahmet okumayacak mıyız” diye bağırmış.

    Ümit Özdağ’ a Atatürk’ ten cevap
    5 Mart 1926 tarihli Mustafa Kemal Atatürk ve bakanların imzasını taşıyan kararnamede “Bundan sonra camilerde, hutbelerde şahıs ismi söylemeksizin ‘Millet ve Cumhuriyetin kurtuluşu için’ dua edilmesi karar kılınmış ve bu kararların bütün vilayetlere İçişleri Bakanlığınca tebliğ edilmesi için havale edilmiştir” 

  9. Mümkünse sadece alkol zina yalan söyleme haram yeme gibi büyük günahları alışkanlık haline getiren imam Hatipliler dava açsın! Büyük çoğunluğu masum olan imam hatip’liler bu işlere karışmasın. (Naçizane tavsiyemdir)

  10. Yüzbinlerce masumun bir gecede terörist ilan edildiğinde sessiz kalmanın neticesidir yaşananlar…
    Maalesef üzücü…

  11. Kimse tutuklanmasın, kimse cezaevine girmesin, eyvallah..

    Ama hayır.
    Birileri, M. Kemal’e yönelik küçücük bir eleştiride hem tutuklama kararı verilmesini, hem en ağırından ceza hükmedilmesini istiyor.
    Kimse de hakaret etmesin, iftirada bulunmasın..
    Bu kural dindar insanlara hakarette de geçerli olsun..
    Başka siyasi görüşten insanlarda da geçerli olsun..
    28 Şubat’ta, Sincan’da  tiyatro oyununa katılan sanatçıları 17 yıl hapis cezasına çarptırmışlardı..
    Gerekçe mi?
    “Tiyatro oyununda, Filistinlilerin, rol gereği, İsrail askerlerine taş atmasının sahnelenmesi.”

  12. Star TV’de “Turnike” adlı programın sunuculuğunu yapan Güner Ümit de, programın hamile kılığındaki hosteslerinden birinin “bebek kimden” sorusuna “babamdan” karşılığını vermesi üzerine “sen kızılbaş mısın?” diyerek Alevilere hakaret etmişti. Alevi dernekleri dava açmıştı.
    Alevi vatandaşlardan özür dilemişti. O gündür bu gündür hiç bir tv programına çıkartılmadı.

    Şovmen Mehmet Ali Erbil’in sunduğu Çarkıfelek’e Erzincan’dan canlı yayınla bağlanan F.A. ve Z.A., “Onlar mum söndü mü oynuyorlar? Ne yapıyorlar?” sözü üzerine davalar açılmıştı.
    M.Ali Erbil de samimi özür dilemişti.
    Bu olaydan sonra da bir daha dikiş tutturamadı.

    Bilinen iki kişiyi de aslında toplum yargılamıştı ve yadırgılamıştı.
    Siyasilerden iki isme de açılan davalara kimse ses çıkarmamıştı. Herkes gözünü yummuştu. Kimse bunlara sahip çıkmadı, sanatçı demedi, televziyoncu demedi. Niye dava açılıyor demedi.

    Dünyada: azınlıklara, Ermenilere, yahudilere, hristiyanlara hakaret edildiği zaman herkeste sesler yükselirken,
    Dünyada ve Türkiyede islama, islami değerlere, peygamberimize, müslümanlara, dini kuruluşlara yapılan eziyet ve hakaretlere nedense göz yummak serbest. Hakaret eden kişiyi hemen savunmaya geçip özgür ülkeyiz moduna geçiliyor. Bırakın ikiyüzlülüğü.
    4 ay önce adamın biri, birini öldürmüş. Yeni ortaya çıkmış. Yargı şöyle mi diyecek bu olay 4 ay önce olmuş. Bu yüzden dava açılamaz mı diyecek.
    4 ay önceki bir olayı, sosyal medyaya yeni düşmüş. Dava açılamaz 4 ay önce olmuş mu denilecek.

    Aslında Gülşeni toplum yargılamalı demi.
    Ama toplum şu anda Gülşene destek.
    Neden? adaletten dolayı mı.
    Hiç zannetmiyorum.
    Yalanfan Helalleşme isteyenlerin sesl hala yüksek.
    Sahneye nerdeyse çıplak çıkar, lgbt bayrağı açar, uygunsuz konuşur. Misyonunu icra eder. Toplumu yavaş yavaş alıştırırlar. Bu ahlaksızlığa kimse ses çıkarmaz. İslama hakaretler olunca, peygambere hakaretler olunca hemen adalet, özgürlük.

  13. Saçma ṣaka yapan turuklanınca, unutulan ṣaka hafızalara iyice yerleṣiyor ve haketmediği bir anlam kazanıyor.

    Bir tarafta ṣarkıcı Gülşen’in dört ay önce bir konser sırasında kendi orkestrasından birine spontan takılması var. Bir kiṣi dıṣında seyircileride bu saçma ṣakadan ṣikayetçi olmamıṣlar.

    Konserden sonra Gülṣen’e ne söylediğinin farkında mısın diyenler mutlaka olmuṣtur.

    Diğer tarafta düṣünülerek verilen bir tutuklama kararı var.

    Saçma ṣaka mı yoksa ṣaka yapanı tutuklama karar mı toplum için daha sorunlu? Düṣünmekte fayda var…

  14. siyaseti bırakmak bizim anlayışımızda yok, koltuğa yapışmak var.
    siyaset bırakılabilir,
    koltuk kalkılabilir olmadıktan sonra,
    “ne pahasına” anlayışı”
    “her ne olursa”ya evriliyor işte ve kalmak için verilmeyen taviz kalmadığı gibi, otoriterleşmek te kaçınılmaz oluyor, nitekim tarih bunun örnekleri ile dolu.

    sedat peker,
    daha dün meydanlarda, kendisine millet olarak parasını ödediğimiz çakarlı arabalar tahsis edilmiş olarak, parasını milletin ödediği korumalar eşliğinde
    akp iktidarı için oy toplamıyor muydu?
    şimdi ödün soranlar o zaman ödün sormuyordu,
    şimdi mafyanın sözüne inanmayanlar o zaman alkışlıyordu,
    şimdi sevmeyenler, o zaman seviyordu.
    sonra, kimbilir hangi çıkar çatışmasından veya anlaşmazlıktan veya bir nedenden diyelim, devran döndü-ki hep döner- ilişkiler değişti-ki her zaman değişir-ifşalara başladı.
    neler söylemedi?
    kendisinin videolarını izledik, itiraflarını dinledik, kanıtlar sundu, kayıtlar sundu, çarpık ilişki kasetleri sosyal medyada gezdi. sayın erdoğanla ilgili bilgi açıklayacağım dediği sırada kayıtlar, ifşalar kesilmişti, sandık ki engellendi.
    ama belli ki top çevriliyormuş.
    birisi seçime yakın aklı vermiş olabilir.
    seçime yakın, bakalım çıkmayan rezalet kalmasın tadında neler yaşanacak? gülşenin eski bir kaydının bile peşine düşüldüğü bir dönemdeyiz, peker videolarına karşı mı, değilse nolmuş?
    ülkenin hiç olmadığı kadar ağır ekonomik sorunları var,
    hiç olmadığı kadar büyük sosyolojik sıkıntıları var,
    dünyada enteresan değişmeler var,
    ama biz neler konuşuyoruz…
    bu işin kazananı başta gülşendir.
    içinde olduğu sektörün geçer akçesi popüler olmaktır, bir servet harcasa böylesi popüler olup, üstelik milyonları arkasına alamazdı. yandaş medyada bile bir kaç aklı baliğ olmayan dışında herkes arka çıkmış kendisine.
    bir diğer kazanan muhalefet bloğudur, kaydı yollayan sağolsun, bütün bir bloğu birbirine kenetledi, konsolide etti, kararsızları da etkiledi.
    iktidar, bu aşamadan sonra ne yapsa işine yaramaz, yaramayacaktır.
    memnuniyetsizliğin giderek artmasına engel olma şansı yok.

    en son, mhp nin tanınmış isimlerinden oktay vural da,
    türkiye’deki ekonomi yönetimini ve siyaset iklimini eleştirmiş,

    “Sosyal yardıma muhtaç kesimler artmış, çalışanlar ve emekliler yardıma muhtaç hale gelmiş, orta direk çöküyor, zengin daha zengin hale geliyor. Politik ekonomi değişmeli. Ben kurumlarımızın yenilenmesi gerektiğini düşünüyorum. Aile değerlerimiz çöküyor. İnsanların kendini hür hissetmesi lazım. Korku iklimi var. Biz hep sonuçlarla birbirimizi suçlar hale geliyoruz. Aradığımız hakikat olmalı, gerçek olmalı. Öyle bir ortam oluyor ki, ya her şeyi yapmaya muktedir olanlara inananlar ya da hiçbir şey yapamayacağına inanıp da toplumdan kaçanlar.
    Böyle bir yapı Türkiye’nin geleceğine umut vermez. O bakımdan yenilenmemiz gerekiyor.”

    demişti.

  15. NEFES ALMADAN DURABİLİRLER,
    HAKSIZLIK YAPMADAN DURAMAZLAR
    Girilen hukuksuzluk yolu bunu gerektiriyor.
    Kriminal grupların karakteristiğidir.
    Birbirlerini devamlı suça sürüklerler.
    Artık hukuka dönme ihtimali sıfırdır.
    Hukuka dönülemez.
    Hukuka dönmeyi teklifi geç, düşünmek bile mümkün değildir.
    Haksızlık yaptıkça batacaklar, battıkça haksızlık yapacaklar.
    Daha çok, daha çok.
    Tıpkı eroin bağımlılığı gibi.
    Altın vuruşa tam gaz.

  16. Apaçık hakaret, aşağılama, nefret suçu. Üstelik tek bir kişiye değil, milyonlarca insana karşı işlenmiş bir suç…

    Tutuklanınca, ortalık ayağa kalktı.

    Tabii ki ilk önce CHP ve şürekası sahip çıktı sanatçısına!..

    Hiç şaşırmadık.

    Öyle böyle değil. ‘Derhal bırak, hemen bırak, bırakmazsanız..,’ vesaire tehditler havada uçuştu…

    Bay Kemal emri verdi; “Sanatçıyı derhal serbest bırakın!..”

    Ama durumu açıklamak, mazeret sunmak yine Özgür Özel’e kaldı.

    Özel’e göre; milyonlarca insana ‘sapık’ demek ‘maksadını aşan’ bir espriymiş?!

    İnsanın maksadını aşan bir espri yapası geliyor ya, neyse…

    Bir de “İmam Hatipler CHP döneminde açıldı” demiş. Biraz zorlasan, ‘İmam Hatipleri yedirmeyiz’ de derler.

    CHP klasiğidir. ‘en Müslüman biziz…’ CHP’nin ‘acil durum butonu’dur. Gerekli hallerde basarlar feleğini şaşırırsın. ‘Ninem başörtülüydü, dedem hocaydı, kayınpederim kadıydı’.. vesaireye kadar gider o iş…

    Bu arada unutmayın Diyanet’in Kur’an kurslarına “Ortaçağ zihniyeti” diyen de aynı ‘Özgür Özel’di.

    Bay Kemal kürsüden bir el hareketi çekmişti. Bunun makul olduğunu anlatmaya çalışan yine Özel’di.

    Bildiğin “ko’dum mu!” hareketini öyle bir anlattı ki, yıllarca bu hareket yüzünden boşuna kavga çıkmış dersin.

    “Efendim o hareket, elini elin sırtına vurmak suretiyle, anlamı kuvvetlendiriciymiş…” (“elini elin sırtına vurmak” nasıl tarifse!..)

    Şaak!.. N’oldu?.. Anlam kuvvetlendi!..

    ‘Sapık’ demek ne demek peki?..

    Espri, ama maksadını aşmış?!..

    “Gülşen’i derhal bırakın, adalet hukuk vesaire” diyenlere hatırlatalım. Dün sosyal medyada birçok kişi paylaşmış, hatırlatmış.

    Birçok örneği var, yazamam yerim dar. Ama en çok akılda kalan Başak Demirtaş’a hakaret eden kişi. Hakaret ettiği için tutuklanmıştı. İyi de olmuştu. Hiçbir kadına, hiçbir insana böyle bir terbiyesizlik yapılamaz.

    Tamam da o zaman niye ‘derhal serbest bırakın’ diye feveran etmediniz?

    Kimin hakaret ettiğine mi bağlı?..

    Şimdi ben birine ya da birilerine; ‘sapık’ desem, aynı anda ‘anlamı kuvvetlendirmek’ için ‘elimi elimin sırtına vursam’, maksadı ne kadar aşmış bir espri yapmış olurum. Yatarım var mı?..

    Söylesene Özel, sen bilirsin!..

  17. Hukuk ve insan hakları alanında çalışan, okumuş bir iki arkadaşa sorduk: “Düpedüz nefret söylemidir” dediler…

    Arkadaş bir de şunları sor neymiş öğrenelim,

    Sürtük, Çürük, Ulan sen kimsin, Ulan şerefsiz, Terörist, Vatan haini, Afedersiniz Ermeni, Bunlar ateist bunlar zerdüşt, 2 Ayyaş, Tezek, Çukur

    Bu benim hatırladıklarım youtube “Erdoğanın hakaretleri” diye yaz çok video gelir.

    Bi Zahmet o hukukçu arkadaşına sor bunlar nedir bi öğrenelim?

  18. Bernard Shaw’ın sözü müydü: ‘Asla bir domuzla güreşme; çünkü üstün başın çamur olur. Ama işin kötüsü bu domuzun hoşuna gider.’

    Arsız, hoyrat ve vicdan terazisinden yoksun bir insan bazen toplumun ahengini bozucu çıkışlar yapabilir, kendisiyle birlikte etrafındakileri bataklığa çekebilir, toplumsal hassasiyetleri örseleyebilir.

    Bu bazen bir Cemevi’ne saldırı şeklinde tezahür edebileceği gibi bazen de kemiksiz dilin açtığı yara gibidir.

    Şiddet fiziksel olabileceği gibi psikolojik de olabilir.

    ‘Gassal’ muamelesiyle psikolojik şiddete maruz bırakılan İmam Hatipler gibi.

    Şarkıcı Gülşen’in konserinde “İmam Hatip’te okumuş daha önce kendisi, sapıklığı oradan geliyor” sözleri de psikolojik şiddetin, sosyal mikserliğin ötesinde bir hakarettir.

    Kuruluşundan bu yana milyonlarca mezun vermiş bir okul; ailemizde veya yakın çevremizde İmam Hatip okumuş birileri mutlaka vardır.

    Nitekim bu ülkede İmam Hatip mezunları bilim insanı, sanatçı, iş adamı, eğitimci bakan, başbakan ve Cumhurbaşkanı oldular.

    ‘İmam Hatip okumuş, sapıklığı buradan geliyor.’ ne demek?

    Toplumu kin ve nefrete sürükleyecek ‘dengeden yoksun’ açıklamalarda bulunmak, bazen tek başına terör estirmekle eşdeğer hale gelebilir.

    İşin kötüsü, bazıları bu şekilde gündeme gelmekten de hoşlanıyor olabilir; nasıl olsa ‘terlik’ olsa bağrına basacak, alkışa hazır bir şak şakçı ‘kadro’ var.

    Böyleleri bir taraftan insan hak ve hürriyetlerinden dem vururken, diğer taraftan başka insanların hukukuna tecavüz ediyor.

    Samimi ahlak yerine, piç, egoist bir ahlak gelmiş oturmuş.

    Hangi hakla ve cüretle bu kadar hoyrat davranabiliyorlar, acaba sahneden dünya başka türlü mü görünüyor?

    Üstelik ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ten sorgulanmayı şovlarının bir parçası haline getirip ‘küçük zaferlerine’ içten içe seviniyor belki de..

    Bugün şarkıcısı, yarın tiyatrocusu, ertesi gün bir dizi oyuncusu, fark etmiyor.

    Dünden bugüne miras: Dindar, mütedeyyin insanları sosyal hayattan tasfiye etme planları tutmadığında çirkinleşip, yamyam gibi saldırıyorlar.

    Sabık Devlet Opera ve Balesi Genel Sanat Yönetmeni Selman Ada’nın ‘A ve K partisiyle yönetim cahil çoğunluğun eline geçti. Bunlar plaja gitmez, mayo giymez! Tiyatro kültürü olmayan, Batı’yı kavrayamamış kasabalılar!’ demesi bundandır.

    Kendileri gibi düşünmeyenleri ‘cahil’ ilan ettiler.

    1950’de başlayan çoğulcu demokrasi sürecinin devam etmesini hazmedemeyenler bugün çamurlaşıp bataklığa dönüştüler.

    İşin kötüsü, bazıları çamur güreşi seviyor.

  19. Bu rakamlar oldu bitti tepesinde sallanır halkın siyasilerin bir kılıç gibi.
    163 143 3-5-7 her neyse.
    Şimdide oldu 216 mübarek.
    Kanadoğlu nun meşhur ettiği bir rakam vardı onu düzelttilermi bilmiyorum. Pekte sanmıyorum! Çünkü konuyu dibinden ele alış bana tv kulesini ağaç keser gibi dibinden kesip tek elle ele alıp… Tepesi aşağı .. hatırlatıyor.
    Herşeyimiz neden tutunca elimizde kalıyor?
    “Anayasanın 159. maddesi okunduğunda, yargıya güven konusunun, üyeleri arasında adalet bakanı ve bakanlık müsteşarının da bulunduğu HSK’ya verilmiş bir görev olduğu anlaşılıyor.” yaxar bulmuş suyun gözünü.

  20. Daha önce anlatmıştım, o nedenle özet olarak hatırlatmakla yetineceğim.
    Emniyet kemeri kullanmanın yeni yeni başladığı günlerde Temelini arabasını durdururlar ve emniyet kemeri taktığı için para mükafatı verirler.
    Temel de çok sevinir ve bu parayla hemen bir ehliyet alacağını söyler.
    Yanındaki Fadime durumu kurtarmak ister , polise Temelini sarhoş olduğunu söyler!
    Derken araya arkadaki Cemal girer ,
    _ Ula uşaklar , ben size bu çalıntı arabayla yola çıkmayalım demedim mi !
    Ve nihayet bagajdaki Dursun dayanamaz , patlar ,
    _ Ula uşaklar , hududa geldik mi daha..!
    Bizim adaletin hali buna benziyor , ne diyelim .

  21. Bir kitapçık çıkarmış CHP, “siyasi ahlak” konusunda…
    Peki nedir bu siyasi ahlak? Yenir mi içilir mi? Herhalde, bir başka partiye mebus vermek için emirle adam istifa ettirmek, o partiyi Meclis’te grup kurabilecek hale getirmek ve seçime girebilmesini sağlamak, seçimden sonra da o ödünç verdiği milletvekillerini tekrar geri almak… Gibi bir şey olsa gerek!
    Bu operasyondan utanmayan da politikacının zeki, çevik ve ahlaklısı.

  22. Şarkıcısı bir türlü, hukukçusu bir türlü!

    Şarkıcı dilini tutamamaktan mustarip. Ceza bu kadar ağır olmamalı. Daha önce benzer bir suçu olmadıysa, yazılı bir ihtar/ikaz verilmeliydi. Bu cezayı neden sonra, şimdi verenler liyakatı düşük insanlar, profesyonel değiller! Suç işleyenin suçunu anında göreceksin ve uygun ceza neyse vereceksin. Vazifelerini ihmalden suçludurlar. İmam Hatipliler dava mı açacaklarmış? affetseler daha yakışan olgun bir davranış olur. Tabi bütün bunlar “Akıl*iman Sentezi”ne göre böyledir…

  23. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İmam hatiplilere yönelik bu faşist yaklaşımı, “amacını aşmış bir şaka” olarak niteliyor ve buradan bir siyaset devşirmeye çalışıyor. Gerçekten şaşırmamak elde değil. Güya “helalleşme” istiyordu ama hiç umurunda değil, ortaya çıkan pespayeliğe tek kelime etmiyor ve tam tersine kışkırtıcı bir dille şunları söylüyor:
    “Sanatçıyı hemen serbest bırakın. Farklı hayat tarzlarına sahip gençlerin arasında uzun bir zamandır barış rüzgârları esmektedir. Amacını aşmış bir şakayı alıp, gençlerimizi birbirine düşürmektir hedef.”
    “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” misali hem kışkırtıcı dili kullan, kutuplaştır, hem de hiç bunları yapmıyormuş gibi “gençleri birbirine düşürmek” olarak yorumla… Türkiye’nin asıl sorunu bu zihniyet… Darbeler, bürokratik vesayet geriletildi ama bu zihniyet hâlâ varlığını sürdürüyor. 2023 seçimleri bu açıdan da tarihi bir seçim olacak.

  24. Hsk diyanet ösym RTÜK gibi kurumların böyle! hatırlatmalar, bazısına göre uyarılar gibi gelecek açıklamalar rahatsız ediyor mu anlamalıyız?
    Yada şöyle bakacak birileride olur mu?
    -Birilrinin de yarın senin görevin şuydu ama yapmadın! Sana hukukun şu maddesine göre sorgulama dava açma hakkım var!
    diye anlıyorum.!..
    U ‘ mu beklemeliyiz?!?…
    Yoksa,
    Mahkemeye hangi konuda intikal ederse etsin bir olayın sessizce sonucunu mu beklemeliyiz;
    Hepbirlikte!!!…

  25. Sayın yazar
    Bu ülkeye sizin gibi hukukçular, sizin gibi yazarlar, sizin gibi senaristler ve de oyuncular dan çok lazım.
    Hakkınız yeniyor.
    Yedirtmeyin.

  26. Hukuk ve insan hakları alanında çalışan, okumuş bir iki arkadaşa sorduk: “Düpedüz nefret söylemidir” dediler… Hakaret olduğu konusunda hepimiz hemfikiriz zaten… Bu işin şakası olmaz, incineni de çok olur ki oldu…

    Öyle “Dört ay önceydi” ile kurtulmak da mümkün olmaz… Ya da sorgu sırasında işlerin pek de istenildiği gibi gitmediğini anlayınca ‘özür’ yayınlamakla… Çünkü hakaret, müruruzamana uğramaz…

    İmam Hatipliler tek tek dava açmayı düşünüyorlarmış, açsınlar… Yargılama sürecinin sonunda en ağır ceza verilsin… Ancak yargılama tutuksuz olarak devam edip de münafıkların yelkeninden rüzgâr alınsaydı, daha iyi olmaz mıydı?..

    • 2016 Mart veya Nisan ayından bu tarafa F Korunun Günlüğ ne yorum yaziyorum,arada birde bunlar neki Türkiyeyi büyük felaketler bekliyor, diye yazarım.

      Sedat pekerin şimdiki ifşaları internette ve bazı basında sanki bu tip olaylar TC de hiç olmamış gibi bir balondan boba etkisi yapmış.
      Gelmete ve gelecek felaket haberlerinin yanında bunlar solda sıfır kalır. Uluslar arası suçlar Türkiyeyi batırmaya fazlasi ile yeterde artar bile. O zaman Ak troller fare deliğine dahi girseler ordan çıkarip yalan küfür ve iftiralarının cezasini taptıklari ile birlikte fazlasi ile İçerde kendileri dişardada taptiklari
      tıpkı Sezgin Baran ve Zaraf gibilerinin sayesinde onlari yargılıyan Hakimler tarafından yargılanip cezalarını çekecekler.Amaaaa olan ülkeye olacak.

      Gülşeni tutuklamalari tamamen Gündem saptırma. En önemli olan dişardaki suçlarıni vatandaştan gizleyebilmek için alet olarak gülşeni kullaniyorlar

      Oysaki bizim ülkenin gazetecileri ve Fehmi Koru gibi yazarlar gelmekte olan felaketleri Açık açık yazarak halkı haberdar etmek yerine tabiri caiz ise 40 dereden su getirerek yazmaya çalişiyorlar.

      Firts lady Gül bunlar Anlatacakti fakat bir anne için hiç bir şey kendi canide dahil Evladındam kiymetli ve değildır.dağildir.

      Firen falan kalmadı patladi ülke uçurum yuvarlanmış son çare olarak bataklıkta’da olsa kalabilmek için debeleniyor.
      Riza Zaraf Bitmeden Sezgin Baran, Başliyor, Sezgin Baran başlama düdüğnü çaldi. ABD ve $$$?
      Keşke ABD FBI bize 1 seneliğine ödünç verse.
      Bizim Sarayda Köstebek araniyormuş.
      İşte büyük Ülke ve bizim ülkemız arsındaki fark bu.

      Beyaz Sarayda Tam Tamina 350 tane Trumpin kendi seçtiği üst düzey memurlar bilhassa atadığı FBI başkanide var.
      Adamlar Trumptan değil Allahtan korkuyor.
      Ya Bizimkiler?
      Oda başına 2 tane hızmetli atanan 1250 odada sadece hizmet eden sayısı 2500 kişi en az 5000v kişi çalışan saraya bu kadar yolsuzluklar 8 senedır yaşanırken tek bir adam çıkipta olanları duyurmamış.

Comments are closed.