Hafiften başlayan ‘erken seçim’ beklentisinin kaynağını açıklıyorum: Gamlı baykuşlar…

30

Ankara’da her dönemde ‘gamlı baykuş’ sıfatını hak eden tipler vardır; işler ne kadar iyi giderse gitsin onlar mutlaka kötü giden bir şeyler bulur ve bundan kısa/orta/uzun vadeler için olumsuz sonuçlar çıkarırlar.

Kendi huzurları kaçıktır, onlar başkalarının da huzurunu kaçırırlar.

“Erken seçim” en çok duyulan huzursuzluk beklentisidir. “Yahu, daha seçim yapılalı birkaç ay oldu, ne için, hangi sebeple yeniden seçime gidilecek? Üstelik parlamentonun yenilenmesi için seçim kararı verildiğinde otomatik olarak cumhurbaşkanlığı seçimi de devreye girecek; kim, neden görevini üç yıldan fazla süreyle kendisi kısaltmak ister?” gibi mantıklı gerekçeler ileri sürenlere, o gamlı bakışlarıyla, “Siz bilmezsiniz, ben bilirim” mesajını verirler.

Erken seçim neden yapılır?

Tahmin ettiğiniz gibi, bir süredir Ankara’dan aynı mesaj alınmaya başlandı. Kimi daha yazısının başlığından, kimi ilgisiz görünen bir yazıya iliştirilmiş iğreti duran bir cümleyle bu beklentiyi pompalıyor.

[Her zaman bu beklentinin boşa çıktığını söylüyor değilim; bir çok kez bizler "Olmaz, olamaz” derken gamlı baykuşlar dediklerinde ısrarcı oldular ve sonunda onlar kazandı.]

Yine de ben görüşümü en baştan paylaşayım: Benim erken seçim beklentim yok.

Erken seçim iki önemli sebeple yapılır: Kararın verilmesini sağlayacak çoğunluğa sahip parti veya ittifak cephesi grubunu daha büyüteceğini anlarsa seçim tarihini erkene aldırır. Veya, inişe geçen popülerlik büyük bir düşüşe dönüşecekse, ‘zararın neresinden dönülürse kardır’ düşüncesi devreye girer ve muhalefetin çağrıları karşısında iyice çaresiz görünmemek isteyen iktidar sürpriz bir kararı gündeme taşır…

Reklam

İki sebep de bugün geçerli değil.

Ayrıca…

‘Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ adını taşıyan yeni sistemle birlikte parlamentonun ağırlığı kalmadığı için, zemini ne kadar zayıflarsa zayıflasın, muhalefetin iktidar cephesini seçime zorlamayı becermesi neredeyse imkansız.

Zaten CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da “Erken seçim gündemimizde yok” demiyor mu?

O halde bu konuyu neden bugün ele alıyorum?

Şundan: İktidar kan kaybediyor ve bu süreç durdurulamayacağı gibi daha da hızlanacağa benziyor. Parlamenter sistemde böyle ortamların can simidi erken seçimdir, iktidarlar bazen sayıca azalmayı da göze alarak bu yola başvurur ve vartayı bu yolla atlatırlar.

Peki, aynı durum şimdi söz konusu olur ve iktidarın zemin kaybı hızlı bir biçimde gözle görülür hale gelirse çare ne olabilir?

‘Erken seçim’ bu sistemde hem çare değil, hem de cumhurbaşkanı seçimine bağı yüzünden olası da değil.

Reklam

İktidarın altından zeminin kaydığını nereden çıkarıyorum? Ankara’nın bu konularda ünlü gamlı baykuşlarının beklentilerinden mi?

Güvenilir ve itibarlı yeni dostlar

Tam tersine, iktidarın kendilerine en güvendiği, bu sebeple en fazla itibar ettiği yazarların yazılarına sinen karamsarlıktan etkileniyorum. Özel olarak siyasiler ve genel olarak hükümet ile iktidar cephesini övücü yazıların bir yerlerine mutlaka işlerin yolunda gitmediğini düşündürecek uyarılar iliştirmelerinden…

Dostane uyarılar…

‘En güvenilir’ ve ‘en itibarlı’ sıfatlarını hak eden gazetelerin başında AK Parti’nin kuruluşunu hoş karşılamadığı bilinen İhlas grubunun Türkiye gazetesi geliyor bugün. İktidarın en sevdiği yazarlar orada.

Bu sabah erken okumalarım sırasında Türkiye’de karşıma çıkan bir yazı herhalde aktaracağım bölümüyle Külliye’de ve AK Parti genel merkez binasında çok konuşulup tartışılacaktır. 

Tartışılsın diye aynen aktarıyorum:

Resepsiyonda gördüğüm

30 Ağustos Resepsiyonu için Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeydik. / Önceki yılların aksine katılımın düşük olduğu, görüştüğüm hemen herkesin ortak kanaatiydi. / Belki izdiham şikayetlerinden dolayı bu sefer davetli sayısı bilerek kısıtlı tutulmuştu, orasını bilmiyorum. / Ancak dostça ve açıkça söylemeliyim ki, eski parıltı görünmüyor AK Parti’de. / Rüzgâr kesildiği için açık denizde duraksamaya geçmiş devasa bir yelkenli gibi. / Ancak sönen yelkenleri yeniden şişirmek ve hızlanmak için önünde daha çok zaman ve fırsat var. / Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, belki de bu tabloyu görerek erkene aldığı önümüzdeki ay yapılacak kongre bu açıdan çok önemli. / Ayrıca, kabinede yapılacak değişiklikler de bu durgun havayı dağıtabilir. / Unutmamak lazım ki büyük idealler ve hedeflerle yola çıkmış AK Parti için en büyük tehlike, araziye uyum sağlamak olur. / Bunun başında da Yeni Türkiye idealini kaybetmemek gelir.” (Yücel Koç, Her şey çok zor olacak, Türkiye gazetesi 1 Eylül 2019)

AK Parti kongresinin erkene alınmasını yelkeni sönmüş gemiye yeniden hayatiyet kazandırma niyetiyle ilgili görüyor yazı ve teşkilattaki yenilenmeyi kabinede değişikliğin devam ettirmesi ile havanın dağıtılabileceği umudunu yansıtıyor.

Ya hava bu iki tavsiye de tutulduğu halde dağılmazsa? Zemin kayması görüntüsü önceki geceki görkemi eksik Külliye resepsiyonuyla sınırlı kalmaz daha aşağılara doğru sirayet ederse? Tabanını hızla kaybederse AK Parti?

Sanki yazarın zihninde bu sorular da varmış gibi geldi bana; var olduğu halde bir sebeple kendini o noktada tuttuğu…

Bilemem.

Eski dostlarını ve eski yol arkadaşlarını dinlemiyor AK Parti, hiç değilse yeni dostlarının uyarılarına kulak verse…

Kulak verse, yukarıda da açık-seçik yazdığım gibi, erken seçim filan olmaz.

ΩΩΩΩ 

30 YORUMLAR

  1. Ali Namlı bey!
    Adli tatilin ilk getiriliş amacı hasat mevsimi köylüyü adliyeye taşımamak. Günümüzde tarımın ağırlığı ve makineleşme nedeni ile gerekçeden yoksun gibi görünüyor. Görünüyor dememin nedeni şu. Günümüzde “hasat”ın yerine fazlası ile ” tatil” anlayışı ve ihtiyacı ikame oldu.Hakim, savcı,katip, avukat, bilirkişi,tanık ve zorla getirme vs infaz edecek polis tatile gidiyor.Adli tatil olmasa da fiilen zaten tatil olacak.
    Özellikle hakim-savcıların diğer zamanlarda tam çalışabilmeleri için adli tatilde tatil yapmaları gerekir.Diğer zamanların verimli olması buna bağlı.
    Adli tatil 45 gün idi.Daha sonra 35 güne indirileceğini öğrenince bunun yanlış olduğunu adliyenin durumu nedeniyle işlerin aksamasının 3 ay 5 günü bulacağını yazılı olarak bildirdim. Daha sonra adli tatil 40 güne çıkarılmak zorunda kalındı.
    Göstermelik olarak iş yapmak yerine, işlerin gerçekten yürümesi için diğer alan ve hizmet birimlerinde de düşünülmeli.

    • Efendim, dediklerinize aynen katıldığımı farz edin . O halde askeri tatil de olsun,emniyet ,sağlık vs. tatilleri de olsun ! Adli tatilin gerekçeleri bunlar için de geçerli ,değil mi ! Siz herhalde adliye mensubusunuz, haliyle savunmaya çalışıyorsunuz .Ama lütfen gerçekçi olalım ; konu devlet dediğimiz kurum ve kuruluşların kendilerine sağladığı ve görevle ilgisi olmayan imtiyazlardır ! Bu vesileyle bir şey sormak istiyorum size : Dünyada bu adli tatilin örnekleri var mı Allah aşkına ,cevaplarsanız memnun olurum .Selam ve saygılarımla

  2. Batan gemiyi önce fareler terkedermiş.
    Demek farelerden biri geminin batacağını hissetmiş.
    Fareler hisseder de kaptan hissetmez mi?
    O da hissetti…
    Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu nun partileşme sürecini tamamlamaları AKP nin sonu demektir.
    Kaptan buna izin vermeyecek ve onlar yeni partiyi kurmalarına yakın erken seçimi ilan edecektir.
    Böylece ne olacak?
    Beklentisi şu Babacan ve Davutoğlu taraftarları boşta kalacaklar.Gidip CHP ye oy vermeyeceklerine göre ya oy kullanmayacaklar ya da gidip el mahkum AKP ye oy verecekler.Böylece AKP sandıktan gene lider çıkacak.Yani Kaptan uzatmalara gitmeyi düşünüyor.
    Ama bakalım evdeki hesap çarşıya uyacak mı göreceğiz.

    • Kurtuluşu yok. Öyle yaparsa millet CHP , IYI ve SP’ye oy verir. Erdoğan’ın yapacağı en akıllı hareket benden bu kadar, artık yoruldum demek.

  3. Bu köşe gayet tabii ki yazara aittir,istediği konuyu işleyebilir,takdir onundur .Ancak işleyeceği konuyu seçerken ülke gündemindeki sorunlar ,okuyucuların ilgi alanları gibi bazı kriterleri de herhalde dikkate alır .Hal böyle olunca bu erken seçim de nerden çıktı Allah aşkına ! Mesela yarın yeni adli yılın açılışı var, pekala bundan bahsedilebilirdi ! Ben bu vesileyle bu konudaki bazı görüşlerimi belirtmek istiyorum.Bu imkanı verdiği için de F.Koruya teşekkür ederim : Hayatım boyunca bu konuyu birçok savcıya ,hakime sordum ;hiç biri makul ve mantıklı bir cevap veremedi ! Nihayet aziz devletimizin ,yaz mevsiminde işlerin yoğun olması nedeniyle ” Türk milletinin gerçek efendisi ” olan köylülerimizi ve çiftçilerimizi düşünerek bu adli tatili icat ettiğini öğrendim ! İşte devlet dediğin böyle olacak ! Ancak bir eksiklik var ; askeri tatil de olmalı,sağlık tatili de olmalı dini tatil de olmalı olmalı oğlu olmalı ! , Eğitim tatili zaten var ,maşaallah hemi de tam üç ay ! Ohh bir dönüm bostan yan gel Oaman ! Bu devlet maalesef vatandaşını adam yerine koymuyor .hala bizleri devletin kulları olarak görüyor. (Eskiden padişahın kullarıydık ya ! )Devletin bütün kurum ve kuruluşları kendilerine öylesine şahsi menfaatler ve imtiyazlar sağlamışlar ki ! Başta da milletin vekili olan mebuslar !Hale bak,vekil asilden çok daha imtiyazlı ! Bu kurum ve kuruluşların başta lojmanlar ve yazlık /kışlık kamplar olmak olmak üzere birçok imkanları var, üstelik buralara seni beni de almazlar ! Çünkü bunlar halkın vergileriyle değil de kendi ceplerinden ödedikleri paralarla yapılmıştır !!!! Tabii bir şey daha var ,bunların hepsi asgari ücretle çalışıyorlar , zavallılar ne yapsın ! Devlet de naçizane bunlara destek veriyor ! NOT: Ben Fehmi Beyden bir gün bu konuları enine boyuna yazmasını istirham ediyorum ! Selam ve saygılarımla

    • Çocuklarınıza 9 ay öğretmenler bakıcılık yapıyor yetmiyor.
      Edebilseniz 12 ay baktıracaksınız.
      Yan gel yat Osmanmış. O zaman sende öğretmen ol sen de yan gel yat.

      • Siz Ali beyin ne demek istediğini anlayarakmi yazdiniz?
        Yoksa paranizi alarak idolojinize göre not vererek tarafli yaptiğniz işi bedavadan yapiyormuş gibi atiyorsunuz.

        Sizi kimse cocuk balıkçılığına zorlamiyor……

        Bende kime laf anlatmak istiyorum!!!!
        Ana kucağindan bazi şansiz çocuklarin gene kendini beğenmiş bazi öğretmenlerin tarafli ve horlayici kucağina teslim edilmiş yavrulari yetiştirdikleri Türk halkini bu hale getirenlere laf anlatmaya çalişiyorum…..!!!!

        Oysaki! Oğretmen yetiştiren prof dahi millette karşı ikili oyniyorsa, gerisi tefferuat.
        Son örneği Esadi ikna etme başarisı ve sularin yutmaya kiyamadiklari çocuklarin cesetlerini karaya firlatiklari bir bölgenin ikili oynayan öğretmeni…. gibileri!!!!!

  4. Bugün yorum yazmayacaktım! Hamza beyın önemli ve mantıklı yorumlarını okuyunca, bede düşundüm Türkiyede gerçekten iş yapacak
    “Abdüllatif Şener’in haricinde” politikacılar yok.

    Hepsının tek bir derdı var ve sadece onu düşünuyorlar! Oda “OY” nasil yapsak’da seçimi kazansak…..

    Rahmetlı Mühsin yazıci oğlu partı kurduğu zaman, onun derdi oy değıl siysetçilerın nasıl bir değil 5 yüzü olduğunu ve dönen dolapları halka anlatmaktı.
    Ben partı kuruculardan bir ikaçını yakindan tanıyınca, Rahmetliğe şunu söyledım, “yalnış arkadaşlarla yola çıkmişsiniz, onlar önce samimi olan arkadaşlarınızı harcarlar, kendilerini biraz tanitincada makam mevki için sizden ayrılırlar.”
    Rahmetlı hiç birşey söylemedi ve sadece gülumsedı.Daha sonra, onun amacınin Türkiye halkina, dönen dolapları anlatmak olduğunu, ve bunu başarmak için çalışacağını söylemiştı. Zaten ben,parti kurulduktan bir ay sonra, birdaha uğramadım. Yalniz beraber yola çıkanların başka partilerede ilce başkani veya millet vekili olduklari zaman “TEBRİK”etmek için gitmiştim, nasil tebrik ettiğimi buradakı yazilarimdan tahmin etmişsınizdır. “Hepsinin cevabı aynı! “Mühsın başkan ile orada kariyer yapamayacağımı konuştuk ve bana hak verdı.”

    A Şener’n bir ihaleyi imzalamyı geciktirdiğinden dolayı, Erdğan, Saneri ikna etmek için! Şener, Babacan ve kendisi éşlerinide alarak bunlari yurt dişina gezmeye göturmuş ve Ingilterede Babacanin kayinbiraderinin evinede gitmeşler, o ihale Babacanin kayinbiraderine verilecekmış.
    tabii Şener imzalamamiş. Aradan epey bir zaman geçince Erdoğan şenere “imzaladinmi” diye sormuş oda” hayir red ettim” deyince, erdoğan! Bari başbakan kabul etmedi deseydin.” Demiş, kendisini millete dürüst tanitiyor ya.

    11 C Başkani A, Gülün, Dürüstlüğüne, ve çaliskanliğina tek bir laf eden duymadim.
    Onun hatası Erdoğan ile başa çikmamsidir. Nedeninide biz bilemeyiz…
    Eşi konuşacakti! Fakat konuşamadi…
    Konuşmadi demiyorum “KONUŞAMADI” diyiyorum. Ben bir anne olarak ilk işim çocuklarimi korumak olduğu için H Gül hanimi daha iyi anliyorum.

    İki önekle: bir A.Gulun aracina zehirli gaz yerleştirildiğini ve H.Gül hanimin sayesinde öldurulmekden kurtarildiğini herkes duydu.
    Ikinciside refarandum seçimlerinde Oğlunun havaalaninda oy verdiği sandiğin fişlenmesi ve o sandiktan sadece iki oy hayir oyu çıktiğinide herkes duydu.

    Bir soru: Evinin Bahçesine helikopter indirenler, o ailenin fertlerine rahatlikla kötülük etmezlermi? Bir insanin elini kolunu bağlayarak işlevsiz hale getire bilirsiniz….dilini bağlamak içinde aile fertleri ile susturabilirsiniz.
    Gülu Köşkte nerdeise sakatliktan emekli ettirmek için dönen dolaplari ne cabuk unutuldu?
    Şu an CHP ABD DEDEKI vakifl adi altinda emlak aile şirketinin vergi dairesine muracaat edip mal varliğini öğrenebiliyorsa, bence o fikrin sahibi A.Şenerden başkasi değil.
    Işte o A.Şener AKP de dönen dolaplari anlatirken A.Güle tek bir olumsuz laf etmediği gibi onun calişkan ve durustluğune vurgu yapmasi çok önemli.

    Birde biz millet olarak ne kadar adaletliyiz?

    Erdoganin İ.B.B. Baskani seçildiginde, hizmet yapiyorum diyerek iftar çadirlari falan kurmasi, tıpkı şimdi Imamoğlunun Muharrem ayinda Cem evlerinde lokma dağitmasi gibi aktivitiler duzenlerdi….
    Biz hani Müslumaniz ya! Taktir ederdik ve ona oy vermeye devam ederdik ve halende ediyoruz.
    Adaletten noksan bencil ve menfaatçi bir millet kandirmak hokkabazlar icin cok kolay. Ömrümüz olursa Imamoğlu için yapip yamayacağıni bekleyıp göreceğiz…
    Peki millete “HIZMET” değil hayir yapmak belediyelerin işimi?
    Siz gidin musevî, hiristiyan, ve diğer inaclardanda vergi alin onlarin vergileri ile iftar yemekleri verin….peki neden Hiristiyan, Musevi ve diger inançlardan olanlar için onlarin dini aylarinda onlar icinde hayir yemekleri vermiyorsunuz?
    Sözün kisasi bir Devlet Zina sertifikasi vererek zinayi meşhurlastirirsa, 1812 de Osmanli doneminde başlamiş halen dahada o haram vergileri bizim kazancimiza katip bize yedirtenleri savunup alkişliyorsak. Demekki biz herseyi fazlasi ile hakediyoruz.

    Müslüman laf ile değil yaşam ile olunur.
    Ve haramdan kaçinir.
    Siz makam mevki için milleti kandirin daha sonra sizin gercek yüzünüzü bilenleride susturmak için hertürlü insanlik dişi yollara baş vurun. Vaaayyy sizi savunanlarin acinacak hallerine.Vay…

    • nurdan ganım merhaba. öncelikle katkınız için teşekkür ederim.
      abdullatif şenere çok saygım var. mutlaka onun gibi iyi birçok insan vardır.
      – kılıçdaroğlu, nasıl yılların siyasetçilerini kenara koyup, kimsenin tanımadığı insanları bulup türkiyeye kazandırdıysa, bizim de, yıllardır belli konumlarda olup pekbirşey yapmayan insanlar yerine, birşeyler yapabilecek insanlara kredi tanımamız lazım. eminim pekçok değerli insan vardır. davutoğluna da, güle de muhtaç değiliz.

      • Merhaba, Hamza bey! Evet haklisiniz, fakat şu an Türkiyeyi kuşatmiş Dinden haberdar olmayanlarin “DİNİ” kullanarak çeyrek asirdir milletı uyutup vatan millet edebiyati yapanlardan kurtarmak için onlarin gerçek yüzlerini iyi bilenlere ihtiyacimiz var.
        Kılictaroğlu! Erdoğani iyi bilen A, Şeneri millet vekili yaparken de Istanbulda da bunu yaptı.
        Evet Imamoğlunu kimse tanimiyordu, AMA! O KARADENIZLIYIDI?????
        öğle Karadenizli deyip geçmeyin….
        Türkiyeyi bu hale getirenin bu kadar popiler olmasi Karadenizliler sayesindendir!
        ABD Karadenizlilere vize vermiyor, fakat Türkiyeden ABD ye yerleşmiş ve gelenlerin yarisindan fazlasini Karadenizliler oluşturuyorlar…yani koskoca ABD, Kanada, Avrupa, Avusturalya ve diğer ülkelerdede durum farkli değil.

        Bu demek değilki Karadenizliler kötü insanlar, hayir iyi insanlar, “FAKAT” müthiş hemsericiler.
        Isterseniz 2011 seçimlerinden sonra Erdoğan başkanlığında kurulan hükumet üyelerinin kaçtanesi Karadenizli olduğuna bakin o zaman daha iyi anlamiş olursunuz. Veya devlet ihalelerini verilmiş şirketlere bakin, onlarda aynı.
        Ben Londraya oğlumu ziyarete gitmiştim orda 5 gün kaldim kaldığim mudetçe sağolsunlar karadenizliler davet ettiler.
        Orada hemşerilerinin hemşericilik yapmalarindan cok rahatsiz olan bir genç şöyle söyledi.” Yaho Türkiyeyi bölmek isteyen yabanci devletlerin hic akli yok, Kürtlere değil Karadenizlilere siz lazsiniz Türkler sizi asilime etmiş deseler bizimkiler Turkiyeyi 3 gunde bölerler.”demişti.
        Karadenizli iş adamlari ve politikacilar orada siradan vatandaşlarinin nabzini iyi tutuyorlar.
        Mesut Yilmazin ne özelligi vardı?Fakat başbakan oldu.
        Sağlicakla kalın.

      • Bu süreçte en fedekarlığı kılıçdaroğlu yapıyor.
        Senin Apoletlerini sökerim Tanıdınızmı Muharrem ince yeniçağda okudum Derin devlet CHP’nin başına Muharrem inceyi istiyormuş Neden Erdoğanla, Muharrem ince agresif insanlar Halkı sokağa Dökmek istiyorlardı. Kılçdaroğlu bunu öğrenince Muharrem inceyi seçimden sonra geriye çekti bir daha ortalıkda fazla Muharrem inceyi göremedik.
        Kılçdaroğlu sakin bir insan oturup, her konuda dert anlatılacak biri, birde 5 yıl bütün açık oturumlarını seyrettim Yalanı yok. Asıl yalancı erdoğan.

  5. A.Gül, A.Babacan ve arkadaşları geçmişte M.K.Atatürk düşmanı veya radikal dinci değillerdi. Dini siyasete alet etmenin ne kadar yıkıcı sonuçları olduğunu yaşayarak gördüler ve samimi olarak –tabiri caizse- sağ Atatürkçü oldular. Fakat bunu muhafazakar seçmenlerine nasıl anlatacaklar, izah edecekler o konuda sorunları var. Bu netameli konulara hiç girmeyip sadece ekonomi, liyakat, hukuk konularında vaatlerde bulunsalar bu sefer de geçmişleri yüzlerine vuruluyor ve “o zaman neredeydiniz” diye soruluyor.

    Bu açmaza karşılık bir çeşit Özal’vari dört eğilimi birleştirmekten bahsediliyor. Bence bu yaklaşım yeterince etkili olmaz, zira denenmiştir ve taklit eser orijinali ile kıyaslanamaz. Bu durumda yeni bir siyasi yol haritası çizmeleri gerekiyor. Bunun için dört eğilimin de dışında kalan yani herhangi bir eğilimi olmayan aydın-entelektüel kişilerden destek almaları gerektiğini düşünüyorum.

    Bir kere dört değil üç eğilimden bahsedilebilir : Muhafazakar, ilerici, milliyetçi. Bu üç eğilimi tek bir partide toplamaya çalışmak yerine bu üç eğilimin doğru ve yararlı özelliklerinden oluşan tek bir siyasi görüş (ideoloji) oluşturmak gerekir. Bu yeni kalkınma ve huzur ideolojisi herkesi memnun etmeyebilir ve bu gerekli de değildir. Ancak teorik ve pratik başarım yeterli olursa toplumun %80’ine hitap edip %50+ oy alınabilir.

    Özal kimilerinin sandığı gibi böyle bir ideolojik birleştirme yapamamıştır, hatta gerek de duymamıştır ve partisi kısa ömürlü olmuştur. İdeoloji (ülkü-paradigma-vizyon) şarttır, aksi takdirde siyasette “bizim maaşlar ne zaman çok artacak” sorusundan başka bir şey kalmaz.

    Not : A.Gül/A.Babacan yandaşı değilim, fakat ülkemizdeki tıkanan siyaseti açmak için tanınmış ve ağırlığı olan siyasi aktörler olduklarından milli (ulusal) menfaatler adına onları destekliyorum. Hatta CHP’deki gelişmeleri de takdir ediyor ve E.İmamoğlu, M.Yavaş açılımlarının devamını diliyorum. Siyasal İslam (İhvan) + İttihat Terakki (Avrasyacılar) ittifakından olumlu bir şey çıkması mümkün değildir. Son örneği Suriye’deki sözde güvenli bölge anlaşması. Bu bölge gerçekte YPG/PKK’yı koruyor. Milletin yarısına hatta HDP’ye düşman deyip de bu savaşı kazanamayız. Önce birliğimizi olabildiğince sağlamamız gerekiyor, milli birlik ise dinciler ve ırkçılar ile sağlanamaz.

  6. Dün Hamza Akol’un bir yorumuma yazdığı cevap üzerine şu mukabil yorumu yazdım:

    “Hamza bey,orası için bildiğim şu:Orada kimsemin garantisi yok.Orası için bir garantim olsa daha da bir şey istemem.

    Her sözümüzün,her fiilimizin kayıt altına alındığına inanırım.Birbirimizi kandırsak bile Allah’ı kandıramayız.

    Kim zalim,kim mazlum,kim hak yemiş
    burada ortaya çıkmasa bile orada net bir şekilde ortaya çıkacak.Oradaki hesap çok çetin.Buradaki her hareketim,her eylemim
    orada yüzmün kara çıkmamasına yöneliktir.Ekonomik gerekçelerle hiç bir iktidarı desteklemedim.

    Dini hayatım için faydalı olmayacağına inandığım bir iktidar maaşımı 10 misli artıracağını garanti etse oyumu gene vermem.İster inanın,ister inanmayın.”

    Hamza Akyol,benim bu yorumuma bu gün
    şu cevabı yazmış:

    “Önemli mi, önemsiz mi bilemiyorum. ama bekir isimli zulüm destekçisi, “kimin cennete gideceği belli değil” diye bana cevap yazmış. O iş senin zannettiğin kadar da toto usulü değil bekir bey. her türlü zulmü ve her zalimi savun, sonra da “ben mi yoksa sen mi cennete gidersin belli değil” de. Eğer belli değilse, dinler niye var? Kendini mi, bizi mi kandırmaya çalışıyorsun bilemiyorum. Dinler, cennete ve cehenneme, ne yaparsan gideceğini anlatıyorlar.”

    Benim yorumumun özeti şu: “Benim cennete gitme garantim yok.Zaten böyle bir garantim olsa,başka da bir şey istemem.”

    Tekrar ediyorum:Benim garantim yok.
    Garantim var diyenlere de diyeceğim bir şey yok.

    Benim yorumumdan yukarıdaki yorumunda ifade ettiklerini anlamasını
    Hamza Akyol’a hiç yakıştıramadım. Fikirlerimiz hiç uyuşmasa da yazdıklarımdan benim hiç kastetmediğim ve söylemediğim bir şeyi anlaması beni şaşırttı doğrusu.

    • bekir bey! yazdığımı anlamamanıza hayran kaldım. şablonlarla konuşuyorsunuz.
      – ben diyorum ki: din “iyi insansanız cennete, kötü insansanız cehenneme gidersiniz” diyor.
      siz diyorsunuz: “benim garantim yok”.
      – benim için sizin yazdığınızın anlamı; “ben iyi birisi miyim, yoksa kötü birisi miyim bilmiyorumdur”.
      – dinde de, sizin durumunuza uyan çeşitli örnekler verilir. bu örneklerin hepsinin özü aynıdır: kötü olan, fakat kendisini iyi zanneden insanlar anlatılır.
      yoksa, iyi olup da cehenneme giden bir tane örnek yoktur. ya da tersi; kötü olup da cennete gidenbir tane örnek yoktur.

  7. Şimdi sıra, son birkaç günün en önemli gelişmelerinden birinde.
    Pekçok kişi, bu olayın neden son günlerin en önemli olaylarından birisi olduğunu, muhtemelen anlamıyacaktır.
    – Gelişmeyi, Karar yazarlarından akif beki’nin yazısından öğrendim.
    – Artıgerçek gazetesi, kendisi gibi düşünmeyen murat aksoy’un yazısını, sansürlemiş. önce yayından kaldırmış. sonra gelen eleştiriler üzerine tekrar yayınlamış. Muhtemelen, murat aksoy’u bundan sonra artıgerçekte göremiyeceğim.
    – Öncelikle, akif bekiye, konuyu gündeme getirdiği için teşekkür ederim.
    – İkinci olarak ise, murat aksoyu okumuyordum. “Okumuyordum” derken, okunmaz olarak değerlendirdiğim için değil, çok az köşe yazısı okuyorum, yani okumadığım yığınla köşe yazarı var. o da onlardan biriydi.
    – Fakat, akif bekinin yazısının üzerine, murat aksoyun son 3 yazısını dün gece okudum. İşin doğrusu, murat aksoyu okumadığım için mahçup oldum.
    – Bu mahçubiyetim, benim daha önce burda ve başka mecralarda defalarca yazdığım düşüncelere paralel görüşler ileri sürdüğü için değil, özgür düşünebilmeyi başarabilen, çok çok nadir birkaç kişiden biri olduğunu görmem nedeniyledir.
    – Daha önceden de defalarca yazdım. Bir ülkeye, gerçekten iyi şeyler yapabilecek esas kişiler; “iyi insanlar” değil, özgür insanlardır. “ilmi hür, irfanı hür, vicdanı hür” kişilerdir. Birey olmayı başarmış kişilerdir.
    – Bilim de, sanat da, ahlak da, ancak birey olabilmiş kişiler sayesinde ete kemiğe bürünebilir, bir varlık olarak ortaya çıkabilir.
    – Yine, çeşitli kereler, çeşitli platformlarda yazdığım gibi, bu ülkenin geri kalmasında, bu ülkenin ahlaksız olmasında, bu ülkenin faşizan bir tarzda yönetilmesinde en büyük sorumluluk sol ve demokrat olduğunu iddia eden kesime aittir. Çünkü, bu ülkede, birey olmayı başarabilecek, birşeyler üretebilecek kapasitede olan en önemli kesim sol kesimdir. Çünkü sol kesim, en fazla eğitimli kesimdir.
    – Ancak, sol kesim, bir ahlak üretemediği gibi, davranışları, söylemleri ile aslında kendisine işkence yapan insanların değirmenine su taşıdılar. kendi işkencecilerine zihinsel, anlayış desteği verdiler.
    – Murat Aksoy ile ilgili gelişme, bu durumu birkez daha gözler önüne sermesi anlamında önemlidir.
    – Artı gerçek yönetimi, (anladığım kadarıyla özelde celal başlangıç) murat aksoyun yazısını sansürlemişler.
    – Yani, baskıcı, sansürcü zihniyete, faşist zihniyete bir kez daha destek çıkmışlar. Yani akpyi ve mhpyi onure etmişler. kendilerinden daha farklı bir davranış da beklemiyordum doğrusu.
    – Celal başlangıcın, 30 sene öncesinin bile gerisine düşmesi zaten erdoğan-akp iktidarının bir açıklamasıdır. ülkenin kültürel olarak, zihinsel olarak, ahlak olarak geri gitmesinin açıklamasıdır.
    – Kendisine sol, demokrat diyen insanlar, 30 sene öncesi zihniyetinin bile gerisine gitmişler. zaten ülke de, ahlak olarak, zihniyet olarak, karakter olarak, 30 sene öncesinin gerisinde.
    – daha önce yine birkaç kez yazmıştım. Bu ülkede 5 tane mevlana ve yunus gibi adam olsa, bu ülke bu durumda olur muydu?
    – Sol kesim, demokrat olduğunu iddia eden kesim, bilime inandığını, bilimsel olduğunu iddia eden kesim, aydın olduğunu iddia eden kesim, gerçekten aydın olsaydı, gerçekten demokrat olsaydı, gerçekten ahlaklı olsaydı, gerçekten bilimsel olsaydı, bu ülke bu kadar kötü olur muydu?
    – Kesinlikle olmazdı. 1 tane yunus ile 1 tane mevlananın, 1 tane atatürkün yapabildikleri, 1 insanın bile, gerçekten farklı bir yaklaşım, bir kişilik, bir ahlak ortaya koyduğunda, o ülkede nasıl bir etkisinin olabildiğine ilişkin iyi birer örnekler.
    – Oysa kendisine sol diyen, demokrat diyen, aydın diyen, bilimsel diyen kişi sayısı öyle birkaç ile sınırlı değil, binlerle, onbinlerle, yüzbinlerle ifade ediliyor. Durum buyken, toplum bu kadar kötü ise, bunun anlamı; bu insanlar gerçekte demokrat değil, faşistler, bu insanlar gerçekte bilimsel değil, yobazlar, bu insanlar gerçekte, ahlaklı değil, ahlaksızlar, bu insanlar gerçekte birey olabilselerdi, sürünün bir koyunu değil, “ilmi hür, irfanı hür, vicdanı hür” olabilselerde, bu kadar tarikat olabilir miydi?
    – benim, kendi sorularıma vereceğim cevap: kesinlikle olmazdı.
    – Kendisine demokrat, sol, özgürlük yanlısı, bilimsel niteliklerini yakınlaştıran bu insanlar, aslında birer faşist, aslında sol değerleri hiç taşımayan, baskıcı, “ilmi hür, irfanı hür, vicdanı hür” olmayan, yani birey olamamış, yani sürünün bir üyesi olarak kalabilmiş, yani tebaa zihniyetini aşamamış kişiler, bilimsel değil, olayları yobaz zihniyetle analiz yaptıkları için, bu ülke bu durumda.
    – Celal başlangıç, konu ile ilgili yazısında, yanlış bilgiler verildiğini falan iddia etmiş. Bilgilerin doğrularını yayınlamak hiç aklına gelmemiş, fakat yazıyı sansürlemeyi düşünebilmiş.
    – Esas sorun, murat aksoyun verdiği bilgiler değil, esas sorun, tanrılarının eleştirilmesi. eleştirilemez olanın eleştirilmesi. tıkpı akplilerin erdoğanı tanrılaştırması gibi, pkklılar da öcalanı tanrılaştırıp, eleştirilemez mertebesine yükseltiyorlar. artıgerçek yazarlarının esas rahatsızlığı budur.
    – Kendilerinden de utanmıyorlar.
    – Celal başlangıca bir bilgi vereyim. Abdullah öcalan da yemek yiyor, su içiyor. Yani tanrı değil.
    – Tanrıların da yemek yiyip, su içebildiğine inanıyorsa, diyebileceğim hiçbirşey yok.

  8. 18 yaşını dolduran yeni seçmenlerin AKP karşıtlığı şimdilik % 67. Şimdilik diyorum. Zira yükselen bir trend.
    2023 e kadar büyük bir AKP karşıtı blok seçmen sayısına eklenecek, yaşlı nüfustaki AKP ye destek oranında yükseklik nedeniyle büyük bir AKP yanlısı seçmen bloku seçmen sayısından eksilecek.
    Diğer etkenler tamamen stabil kalsa bile bu bize 2023 te Erdoğanın kazanma şansının sadece matematiksel olduğunu gösterir
    AKP nin 2023 kesin olarak kaybedeceğinin öngörülmesi halinde, çözülme ” öngörü tarihinden” itibaren başlar.
    Yücel Koç’un çözüm önerilerine gelirsek; 31 Mart İstanbul seçimlerini iptal edip, 23 Haziranda kazanacağı hesabı yapan ve buna göre hareket edip kararlar alabilen bir yapıdan, hangi doğru kararı bekliyor?
    Buradan söylüyorum devamlı yanlış yapacaklar. Çünkü yanlış yapmaya mecburlar. Bu bağlamda İstanbul ve Ankara’ ya da kayyım atayacaklar.

  9. Erdoğan’sız bir Türkiye düşünemeyenleri anlamaya çalışalım. Bunlar kimlerdir :

    1- Dinciler : Atatürk Türkiye’yi dinsizleştirdi. Sağ partiler seçimi kazansa bile CHP ile işbirliği içindeki askeri vesayet rejimi onları engelledi. Nihayet AKP iktidar olunca rahatladık. Hatta Erdoğan’ın tek adam olması ile muktedir de olduk. Erdoğan Türkiye’de islamın temsilcisidir, halifesidir onu desteklemek dinimizin gereğidir. (Bu grup kendi içinde saf dinciler ve menfaatçi dinciler şeklinde iki gruba ayrılıyor).
    2- Bekacılar : Siyasi alanda MHP (D.Bahçeli) ve derinlerde Avrasyacılar bu grubu oluşturuyor. Bunların tamamına yakını Erdoğan’dan hazzetmiyor. Fakat seçim kazanma becerisi olan Erdoğan’ı 15 Temmuz operasyonu ile kendilerine bağlayıp, Beka olarak gördükleri dış politika sorunlarını çözmeye çalışıyorlar fakat olmuyor. (Bu grup da kendi içinde saf bekacılar ve menfaatçi bekacılar olarak ikiye ayrılıyor).
    3- Yiyiciler : AKP üyesi veya üye olmayan ancak ortak özellikleri menfaat temin etme olan kişilerden oluşuyor. Bu kişilerin ideolojik takıntısı hemen hemen yok gibi, varsa da pek önemsemiyorlar çeşme akarken kana kana içmeli diyorlar. (Bu grup da kendi içinde pişkin yiyiciler ve mahcup yiyiciler olarak ikiye ayrılıyor).
    4- Jetonu geç düşenler : Gobbels’i kıskandıracak propagandalar ile Erdoğan’ın yaptığı işler 1 ise 3 bazen 10 katı abartılarak, çarpıtılarak halka açıklanmıştır. Muhafazakar vatandaştaki CHP karşıtlığı da bu aşırı propagandalara inanmada katalizör etkisi yapmıştır. Bu nedenle birçok muhafazakar seçmen gerçekten Erdoğan’ın çok büyük işler yaptığını sanmaktadır. (Bu grup da kendi içinde jetonu geç düşenler ile jetonu düşmek üzere olanlar şeklinde ikiye ayrılıyor).

    Bu dört grubun arakesit kümelerinin boş olmadığı açıktır. Fakat Erdoğan’ın kemik seçmeni 1. gruptur ve toplumun %20’si kadardırlar. Menfaatçi dinciler ve diğerleri gemi batmadan filikalara el koyup ayrılacaklardır. Saf dinciler ise %5 kadar olup Erdoğan’a desteklerini büyük ölçüde devam ettireceklerdir.

    Kısacası erken seçim olmaz ise Erdoğan barajı aşamayacaktır.

  10. 1- Erken seçim olurmu olmaz mı bilemiyorum. Ancak, erken seçim olur mu-olmaz mı değerlendirmesi yapılırken, ele alınan kriterlerin yanlış ya da eksik olduğunu biliyorum. Bu konuyu ayrıntılı olarak ele almayacağım. çünkü çok bir önemi yok. Daha önemli konular var. zaman yokluğu nedeniyle yazamıyorum.
    Mümkünse, onlara da bir miktar değinmek istiyorum.
    2- geçtiğimiz günlerde mim isimli okur, cumhurbaşkanlığının istanbuldaki 1000 futbol sahası büyüklüğündeki askeri alanları imara açtığına ilişkin bir bilgi paylaştı.
    – Paylaşılan bilgi doğruysa, erken seçim olur mu-olmaz mı kahve falından çok çok daha önemli. çünkü geri dönüşü olmayan bir durum. zaten istanbulu mahvettiler. İstanbulda ağaç bırakmadılar. Ağaçları nerelerinde saklıyorlar bilemiyorum ama istanbulda ağaç kalmadı. sadece 5-10 yıllık fidanlar var.
    – şimdi bir de, istanbulda talan etmeye fırsat bulamadıkları ufacık bölgeyi (istanbulun yeşil alanı açısından ufacık) talan etmeye uğraşıyorlar.
    – Kuşkusuz bunların hırsızlıklarına engel olacak gücümüz yok. Ancak, bunların talan ve soygunlarının insanlara duyurulması, erken seçim tartışmalarından çok çok daha önemli. Mim isimli okuru tebrik ediyorum.
    3- Önemli mi, önemsiz mi bilemiyorum. ama bekir isimli zulüm destekçisi, “kimin cennete gideceği belli değil” diye bana cevap yazmış. O iş senin zannettiğin kadar da toto usulü değil bekir bey. her türlü zulmü ve her zalimi savun, sonra da “ben mi yoksa sen mi cennete gidersin belli değil” de. Eğer belli değilse, dinler niye var? Kendini mi, bizi mi kandırmaya çalışıyorsun bilemiyorum. Dinler, cennete ve cehenneme, ne yaparsan gideceğini anlatıyorlar.
    4- Dünkü, gül-babacan partisi ile ilgili fehmi beyin yazısı vardı.
    – Onunla ilgili de görüşlerimi kısa kısa yazacağım. Aslında uzun bir yazıyı hakediyordu.
    – Öncelikle, hem fehmi beyde, hem de nurdan hanımda davutoğluna yönelik olumsuz yaklaşım net olarak görülüyor.
    – Her ikisinin de, yazamadıkları, ancak bildikleri bazı veriler olduğunu tahmin ediyorum. Yaklaşımlarında da bu bilgilerin etkisi olduğunu tahmin ediyorum.
    – Ancak, buna rağmen, ben davutoğlu ve babacan hakkındaki değerlendirmemi, onların bildikleri fakat yazamadıkları bilgilerin varlığına göre değil, benim, dışardan görebildiklerim çerçevesinde yapıyorum. Benim için doğru yaklaşımın da bu olduğunu düşünüyorum.
    – Bu çerçeveden baktığımda, davutoğlu ve babacanın parti kurmaya hazırlandıkları duyumlarının başladığından itibaren, davutoğlundan dışarıya yansıyanlar, babacandan dışarıya yansıyanlara göre daha olumlu, daha doğru (hem parti kurup iktidara gelme perspektifinden, hem de ülkenin içinde bulunduğu durumda sorumluluk alma anlamında).
    – davutoğlunun erdoğanla birlikte hareket ettiğine ilişkin söylentiler benim için sadece söylentidir. ve, bu söylentiyi destekleyecek verileri görmediğim sürece, söylentiye göre yorumumu oluşturmayacağım.
    – Hem davutoğlunun, hem de gül-babacan ve diğerlerinin, parti kurma söylentilerinin ortaya çıkmasından önceki, dönemleri için ise “Allah affetsin” diyebilirim. Hem kürt, hem türk, hem de arap ve diğer milletlere ait insanların acılarında hangisinin daha fazla suçu olduğunu ben bilemem.
    – eski dönem için, bunlardan hatırladığım tek olumlu görüntü, davutoğlunun yolsuzlukları önlemek için zayıf çabası ile, gülün internet yasaklarına karşı fısıltısı. Başka bir olumlu görüntü hatırlamıyorum. Bu ülkeyi hep birlikte batırdılar. ülkeye ihanet ettiler.
    – Fehmi bey, dünkü yazısında, gül-babacan hareketinin bir kadro hareketi olduğunu yazdı. Eğer böyleyse, bu ülkeye yine 100 bin kere yazık.
    – Türkiyenin, güya elit tabakasının siyaset için belirledikleri ilke “iyi adamlar” ilkesi.
    – kendilerinin de dahil olduğu “iyi adamlar”ın ülkeye nasıl ihanet ettiğini, kendileri de biz de iyi biliyoruz. Buna rağmen, hala “benim oğlum bina okur, döner döner geri okur” tekerlemesindeki gibi, “iyi adamlar”ın, üstelik de bu ülkenin mahvında başröl oynamış “iyi adamlar”ın, bu ülkeyi kurtaracağını iddia etmeleri, ya bizimle ya da kendi zekaları ile alaydan başka bir anlam taşımaz.
    – Belki kadro hareketi değil de, düşünce, ilke, perspektif temelli bir hareket olsaydı ve akp ile duygusal bağlarının kopmasından önce gıklarını çıkarmadıkları türkiye sorunlarına, en azından, bu bağları koptuktan sonra ve partileşme çabası içine girdikten sonra sesleri çıksaydı, belki belki, düşük de olsa, bir umut gözüyle bakabilirdim. Ancak şimdi o “bir umut” da yok.
    – Yukarda, hem davutoğlu hem de gül-babacan hareketi için yazdıklarımın hesaba katılmayan bir noktası var. O noktayı da buraya yazmam lazım ki, hem ihtimal hesabında hiçbir nokta eksik kalmasın, hem de doğada, şu ana kadar değişmeyen tek kural olan değişim kuralı anlam kazansın.
    – Olabilir: bunlar, yani hem davutoğlu hem de gül-babacan hareketi, yaptıkları yığınla hatadan ders almış ve değişmiş olabilirler. Bu nedenle de, eskiden elde edip de, ülke mahvı yönünde kullandıkları imkanları bu sefer elde ederlerse, bu kez, ülkenin yararına kullanabilirler.
    – Olayın diğer boyutuna gelince:
    – Hem davutoğlu hareketi, hem de, gül-babacan hareketi, erdoğan-mhp’nin bu ülkeyi talan etmesine, bir noktadan itibaren dur diyebilirlerdi. Ancak, onlar, ortaya çıkmaları gereken zamanda arazi oldular.
    – Şimdi ise, erdoğan-mhp ortaklığının, bu ülkeye verdiği ve bundan sonra da vereceği zararları önleme konusunda, bu hareketlerin hiçbir işlevi kalmadı. zaten bu klik, artık çöküş aşamasında. Fareler, yavaş yavaş gemiyi terk ediyor.
    – Hem davutoğlu, hem de gül-babacan hareketi, bunların yıkılmasında hiçbir sorumluluk ve risk almayıp, bunların yıkılışında ganimat elde etmeye çalışıyorlar. Yani, fırsatçılık yapıyorlar.
    – Batan geminin mallarının üzerine oturmaya çalışıyorlar.
    – Yani, bunların dertleri ülke falan değil. siyasi hırsları. hepsi o.

  11. Hasan bey, Bir yolunu bulup aday yaparlar, hukukî değil gerçekçi bakmak gerek. Erdoğan siyaset yapmazsa ne yapacak, evinde oturup torun mu sevecek sizce? Hiç gerçekçi degil 🙂

  12. İlahi fehmi bey şu wishfull thinking yazılarınız yok mu öldürüyor insanı
    Şu meçhul itibarlı dostlarınız kim birde onları açıklasanız da bizde bilsek bu dostalarınızın eli ayağı nerelere ulaşıyor

  13. Faydasız Erken Seçim
    Muhalefetin engellemeleri sebebiyle karar alınamıyorsa erken seçime gidilir. Böylece halk engelleri aşacak şekilde oyunu kullanır. Bunun dışında iktidarda kalmak veya iktidarı güçlendirmek amacıyla yapılacak seçimleri genel olarak kaybeder. Nitekim daha önce muhalefet ekseriyeti aldığı halde hükümet kurulmadığı için seçime gidildi. Halk açık bir şekilde AK Parti’yi iktidar etti. Çözümsüzlüğü çözdü. İmamoğlu’nun seçiminde AK Parti, oyumu artırayım diye seçime gitti ve hezimet oldu. İkinci seçimden önce ben bu teşhisi yazmıştım.
    Eğer muhalefetin bir çözümü olsa ve bunu halka ve orduya anlatmış olsa, AK Parti şimdi olduğu gibi çözümsüzlükte dirense seçim istenebilir. Kamu baskısı seçime götürebilir. Muhalefetin %10 ihtimal dahilinde bile böyle bir çözümü yoktur. O da seçim istemez. İktidar da istemez.
    Çözüm nerededir? AK Parti’nin Adil Düzen’i Kur’an düzenini benimseyip herkesle uzlaşma çabasına girmesinde. Bu arada Allah’ın Akevler’e bahşettiği Adil Düzen’den yararlanmasındadır.
    Evet, dünya krizde. Bu krizi aşacak tek yol var, o da Kur’an düzenidir. O da şimdilik yalnız Akevler eczanesinde hazırlamaktadır. Hastanın yanındakiler mirasa konmak için ona kurtulacak ilacı eczaneden alıp vermiyorlar. Cenaze hazırlığı içindeler.
    AK Parti ölse de miras onlara kalmayacaktır. Bizim endişemiz buradan. Çözüm çok basit. Semt kooperatifleri kurulacak, altın bonosu çıkarılacak. Borçlanmalar Türk Lirası ile, ödemeler altın bonosu ile yapılacak. Bu, bu kadar basit ama Allah kimi de kör ederse ona insan göz veremez.

  14. Parti Kurmak
    Dünyada partileri hep Sermaye kurmuştur. CHP Mustafa Kemal’e finanse etmiş ve cumhuriyeti kurmak için CHP’yi oluşturmuştur. Hesapta olmayan Mareşal ve İnönü engellerine takıldılar. Tam istediğini elde edemedi.
    Sonra Celal Bayar’ı finanse ederek Demokrat Parti kuruldu. O da Menderes engeline takıldı. Onu astırdı.
    Ordu, yeni arayışa girdi ve Demirel’e ve Özal’a parti kurdurdu. Bunlar Sermaye ile anlaşmışlardı. Bu sefer de Erbakan engeline takıldı.
    Erbakan Akevler’le işbirliği yaparak Sermaye’nin güdümünde olmayan bir parti kurdu. Bu olay dünyada ilk kez oluyordu. Sermaye’nin kurduğu tek pati ortaya çıktı.
    Erbakan’ın Adil Düzen’e dayanan partisini eksisiz hale getirmek için Erdoğan’ı ve Gülen’i destekledi. Bunlar Erbakan’a karşı birleşerek Sermaye’nin istediklerini yapmaya başladılar. Ordu da bunları destekledi. Burada da Ordu Erdoğan birleşmesi engeli ortaya çıktı.
    Yeni parti nasıl kurulur?
    a) Ordu yeni partiyi kurabilir. Şimdilik böyle bir çıkış görülmüyor. Ordu Hala Erdoğan’ın yanındadır ve AK Parti’yi destekliyor. Halk da ona oy veriyor. En yakın partinin iki misli oy alıyor.
    b) Adil Düzen çalışanları Erbakan’ı desteklikleri gibi bir partiyi destekleyebilirler. Onun da şansı vardır. Erbakan’ın imkânlarından daha çok şartlar müsaittir. Ne Davutoğlu ne de Babacan’ın bu tarakta bir meyilleri vardr.
    c) Yeni partiyi kursa kursa dış Sermaye kurar. Tarihte böyle pek çok parti kurmuştur. Ömürleri bir iki seçim olmuştur. Sermaye de bunları ancak kazanacaklarına bir amare görürse destekler. Şimdilik böyle bir görüntü yoktur.
    Yeni Partinin kurulabilmesi için:
    a) Gül ile Atalay anlaşmalılar.
    b) Gül ve Atalay Akevler ile istişare edip destek istemeliler. Erbakan Akevlersiz yapamadı. Bunlar onun seviyesinde güçlü değildirler.
    c) Akevler ile kurucular listesini hazırlamalıdırlar. Onları resmen davet etmelidirler.
    d) Davet edilmeyenlerden kurucu olmak isteyenlere de kuruculuk şansını verebilirler. Eski milletvekilleri, doçent olanlar, kurmay emeklisi olanlardan isteyen olursa kurucu olarak katılabilir.
    e) Kurucular meclisi oluşturulur ve ilk toplantılarını yaparlar.
    f) Sıralama usulü ile başkanlar o mecliste seçilir. Onun başbakanlığını kabul edenler kalırlar, kabul etmeyenler ayrılırlar.
    g) Sıralama usulu ile 20 kurucu belirlenir. Bunlar patinin ilk yöneticileridir. Partiyi kurarlar.
    h) Sonra ne yaparlar? Bunlar tüm Türkiye’yi semt kooperatifleri olarak teşkilatlandırırlar. 100 aileden oluşan semt kooperatifleri sözleşmelerinde partilerine pay ayırırlar. Her ortak kendi payını istediği ortağa kullandırır. Böylece patiler Sermaye’ye muhtaç olmadan partilerini kurmuş olurlar.
    Bunu Davutoğlu tek başına başlatabilir. Gül ve Atalay grubu başlatabilir. Akevler ise kim başlatırsa onun yanında olur. İkisi de başlatabilir. Her iki parti Erdoğan’ı destekleyeceklerini ve her iki parti cari sistemde AK Parti’nin yanında olacaklarını sözleşmeleri ile taahhüt ederler.
    Partinin hedefi iktidar değil, yeni düzen olmalıdır.

  15. İlk elden Fehmi beyin yazısından anladığımıza göre Gül ve Babacan Erken Seçim ihtimaline karşı strateji belirlemeye başlamışlar.Biraz da telaş almışlar.(fehmi beyin dışarıdan gözlemleri.yoksa kendisi içerden değil)

    Ekonomide durgunluk ve çöküş bekliyorlar.İstanbul seçimi,s400 meselesi istedikleri gibi gitmedi.Sinsice beklemeye devam.

    Kılıçtaroğlu ndan medet umuyorlar.Baykuşlardan medet umuyorlar. Merak da etmiyor değiller.Ortaya erken seçim yemini atıp meraklarını gazetecilerden öğrenme çabaları.
    Davutoğlu geçmişteki olaylara gündeme getirerek damdan direk indi ortaya.Cesaret gösterdi. Gül-Babacan-(dışarıdan gözlemci) Koru geçmişte yaşananların ortaya çıksın demelerini bekliyoruz.
    Davutoğlu adam gibi adam çıktı. Hodri meydan dedi. Saklanmadan başını kuma gömmeden burdayım dedi. Gül-babacan ve medya ayağı Fehmi Bey erken seçim olmaması için baykuşlardan medet umuyorlar. Halbuki 2020 de seçim olması için imamoğluna istanbulu hediye etmişlerdi.

  16. Twitter’de Alparslan kuytula destek oluşturulmuş, konuyu buraya getiriyim dedim.

    Furkan vakfının hocası Alparslan Kuytul Tayyip Erdoğana biat etmediği için Darbeden 3yıl sonra uyduruk gerekçelerle hapishaneye alındı.
    Ak partiyi Tövbeye davet eden kısa Videosu

    https://www.youtube.com/watch?v=_DUovE1mfMM

    Cemaatlere uyarı kısa videosu

    https://www.youtube.com/watch?v=paLujMweyzU

    Alparslan Kuytul içn haberlerri milli gazeteden öğrenebiirsiniz.

    https://www.milligazete.com.tr/konu/64/alparslan-kuytul

  17. 3. seceneği unutmayalım. ecevit döneminden beri seçim yapılsın kararını kim veriyor? hala da konumundan birşey kaybetmiş değil!
    ”su akar yolunu bulur”. telaşlanacak panikleyecek bir durum yok. devletin yöneticileri koltğunda oturuyor.
    ülke batıyor mu? kıtlıktan kırılıyor mu? işsizlikten muzdarip mi? içecek su bulabiliyor mu? (damacanası %50 zamlı buluyorsun) ben buna bakarım.
    babası beceremiyorsa oğluna bakarım.
    delice.. çılgın.. fırıldak.. sorular sorarım kendime.
    mecliste 600 MV var. birde piramidin tepesinde bulunan yönetici.
    kare kutu piramede dönüşmüş.
    tepeden aşağı doğru bıçakla kesersen piramit pastayı, parçalardan biri ne kadar süreyle dik durur?
    resme tepeden üç boyutlu bakarsan aşağı:
    görürsün ki evlatlarının arsında yokmuş aslında bir fark hepsi birbirine benziyor.
    bu sistemi anlayamadık derken sadece avamı kastetmedim hiçbir zaman. içimizden en becerikli! en akıllı! en yetişmiş olanalrı seçip göderdik ankarya!
    25+15+20+10+13+7+5+3+2=100 (allahım matematik dehasımıym neyim?)
    ben ancak bu sayıları toplaya bildim.
    bunları karıştırıp tekrar düzebilen kalır tepede.
    yoksa allah hak getire..

  18. Dört yıla yakın bir süre varken seçim falan yapılmaz.Kim ne yazarsa yazsın.Bu,her şeyden önce seçim yapmanın,göreve talip olmanın mantığına aykırıdır.Göreve talip olunmuş,millet de yetkiyi vermiş.Niçin
    seçim yapılsın?Erken seçim normal seçim
    süresine 1 yıl kadar zaman kaldığında yapılmıştır geçmişte hep.İktidarın yasa çıkartmak için Mecliste bir eksiği de yok üstelik.

    Babacan’ın yeni parti kurmada (yani giriştiği ayıp işte demek istiyorum) hiç
    acele etmemesi de önünde uzun bir sürenin bulunduğunu bilmesindendir.

    Fehmi Bey,Ak Parti’yi desteklememe rağmen benim hiç okumadığım yerlerden alıntılar yaparak kimin ne yazdığı konusunda bizi de haberdar ediyor sağ olsun.Üstelik “Ben okumuyorum aslında ama,arkadaşlarım haber verdiler” diyerek okuyucuları gülümsetmeden bunu yapıyor.
    Yalnız iktidarın “güvendiği”bu yazarlara
    sayın Koru da güveniyor olmalı ki,bu günkü yazısını bu güvenilir yazarların
    söyledikleri üzerine bina etmiş.

    ***
    Bir yorumcu arkadaş iki
    dönem kuralından dolayı Erdoğan’ın 2023’te aday olamayacağını yazmış.Bu bilgi yanlış.Anayasa yeni sistemle 2 kez aday olma imkanı veriyor halbuki.Bu tartışmasız bir husus.Araştıran herkes bu bilgiye ulaşabilir.

    ***
    Bazı yorumcular,burada herkesin yazarımızın her söylediğini alkışlamasını,
    hiç itiraz etmemesini bekliyor.Öyle olduğu takdirde lütfen ve tenezzülen
    kendisinin de yazabileceğini müjdeliyor.
    Halbuki buraya muhalif yorumların katkısı,
    destek yorumlarından daha fazladır.Bu kural her yer için geçerlidir.Tek sesin,tek rengin hakim olduğu yer az ilgi çeker. Çeşitlilik zenginliktir.Editör bunu çok iyi bildiği için muhalif yorumları hiç bir zorunluluğu olmamasına rağmen yayınlıyor.Bence de hakaret içermediği taktirde değişik fikirlerin bu mecrada görülmesi site için zenginlik olacaktır.

  19. Erken olsun, normal vaktinde yapılacak olsun; yeni bir seçimde Erdoğan aday olamıyor bugünkü Anayasaya göre. Erdoğan’ın aday ol(a)madığı bir seçimde AK Parti nasıl iktidar olur veya iktidarını devam ettirebilir?
    CHP’de erken seçim istemediğine (ülkenin yükünü sırtlanmak istemediğine) göre…

    Erken seçim kararını ya meclis çoğunluğu (360 üye ile) ya da cumhurbaşkanı alması gerekiyor..Meclisteki AK Parti/MHP üyelerinin sayısı buna yetmiyor; CHP, İYİ Parti ya da HDP’den destek alması gerekir ki, bu da Millet ittifakını anlamsızlaştırır, böler.

    Cumhurbaşkanının erken seçim kararı alması halinde hem istifa etmesi gerekiyor hem de yeniden aday olabilmesi için “iki dönem” şartını aşması gerekir..bunun için de yasa değişikliğine gidilmesi, meclisin “iki dönem” şartını revize etmesi ya da Anayasa değişikliği için halk oylamasına gidilmesi gerekir.

    Meclis aritmetiği AK Parti lehine yasa değişikliği yapmaya el vermiyor; olabilmesi için:

    1) muhalefet partilerinin yasa değişikliğine destek vermesi;
    2) bir “Güneş Motel” trafiğinin oluşması (menfaat karşılığı milletvekillerinin saf veya karar değiştirmesi);
    3) mecliste boş bulunan 20 koltuk için “ara seçim” yapılması ve bu koltukların hepsini AK Partinin kazanmış olması ile,
    4) muhalefetten İYİ Parti ile HDP üzerinde operasyon yapılması gibi seçeneklerin gerçekleşmesi gerekiyor; 5) en sona kalan ise, anayasa değişikliği için referanduma gidilmesi… ne kadar zor seçenekler değil mi?

    Nitekim ikinci İBB seçiminde Öcalan’ın mektubu çare olamadı ama benzeri çabayı Bahçeli, İYİ Parti üzerinde “kurtlar yuvaya dönün” çağrısıyla sergiledi ve bu, 2023 hedefine yönelik bir hesap.

    Öyle karmaşık bir noktaya gelindi ki “atsan atılmıyor satsan satılmıyor”..seçim yapılacak olsa, en olması gereken CHP’nin heyecanla iktidara talip olması ki olmuyor veya seçmen “yeğ” görmüyor; AK Parti/MHP canla başla istiyor ama -yeni/lenmiş bir seçimde- eline geçecek gibi değil, görünmüyor.

    Tabloyu ters yüz edecek yeni parti/oluşum da henüz gerçekleşmiş değil…

    Bu şartlarda bir “erken seçim” nasıl gerçekleşsin?..normal zamanında yapılacak bir seçimde bile, mevcut partilerle, ülkede nelerin iyileşiyor olabileceğini görebiliriz ki?

    Bazen aklıma takılmıyor da değil; Yeni oluşum veya Davutoğlu hareketi, muhafazakar cenahın, Erdoğan sonrasına, siyaseti bir ‘YENİ AK Parti’ ye dizayn çalışması mıdır acaba? Diye.

    • Yerinde ve doğru bir soru Sn Günay.

      Bakalım kervan yolda nasıl düzülecek.

      Benim gönlüm hala önümüzdeki seçimsiz 4 yılın heba edilmemesinden
      yana.

      Allah siyaset erbabımızı şahsi ihtiraslarından arındırsın diye temenni
      ve dua ediyorum.

    • hasan bey! merkez bankası başkanı da görevden alınamaz. fakat aldı.
      – Ülkede böyle bir gerçeklik varken, nasıl olup da yasalara göre ya da ahlak kurallarına göre, ya da başka saiklerle yorum yazıyorsunuz anlamıyorum.
      – Adam, anayasaya uymuyor. yasaya uymuyor. hiçbirşeye uymuyor. kafasına göre takılıyor.
      – Ayrıca da, elinde mhp ile birlikte, korkunç bir güç var. istediği yere kayyım atıyor vs. istediği yasayı da çıkartır, isterse anayasa değişikliği de yapar.
      yanlış mı düşünüyorum?

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız