Siyaset hepimizi ilgilendiriyor; ülkede iyi ve kötü ne oluyorsa hepsi siyasetin ürünüdür çünkü…

58

Okurlardan biri yazıma yorum niyetine kısa bir not yazmış, “Her gün siyaset yazmaktan bıkmadınız mı, yazılacak o kadar çok başka konu varken” diyor…

Yaptığımın bıkılacak bir iş olduğunun ben de farkındayım; başka bir tarihi zamanda, farklı bir ortamda yaşıyor olsaydım ve kendime yazarlık mesleğini seçseydim, herhalde en uzak duracağım konular siyasetle ilgili konular olurdu.

Dostlarım ve eski okurlarım bilir, birbirine bağlı entrikalar örgüsü bulunan gerilim-polisiye türü romanlar yazmayı uzun yıllar önce kafaya koymuştum. Agatha Christie veya Ahmet Ümit tarzı değil, Robert Ludlum ve Frederick Forsyth türü romanlar…

Ülkemizde her gün yaşananların yazılacak entrikalı romanlarda anlatılacaklardan çok daha gerilimli ve benim baktığım yakınlıktan bakan biri açısından da heyecan verici olduğunu keşfetmem fazla zaman almadı.

Öylece gitti benim gerilim romanı yazma hevesim…

İnanır mısınız, bu gerçek beni özendiğim türden romanlardan da uzaklaştırdı, akıllıca yazılmış cinayet romanlarını diğerlerine tercih etmeye başladım.

Siyaseti her gün yeniden yazılan bir gerilim romanı okur gibi heyecanla izlediğim için…

Entrikalar, oyun içinde oyunlar hepsi günlük siyasetin içinde var. Bu durum bizden başka ülkelere de sirayet etti. Entrika ve ayak oyunları her yerde azdı şu sıralarda.

Reklam

Ne yalan söyleyeyim, dışarıdan bakanların ‘bıktırıcı’ bulabileceği işimi ben büyük bir zevkle yapıyorum. Yaptığımdan da iyi yazılmış bir eser okumak kadar keyif alıyorum.

Aksi halde, kuruş gelirsiz, cepten ve yakınlardan destekle yürütülen internet sitesi işini bunca zamandır sürdürür müydüm sanıyorsunuz?

Bu giriş, o notu yazma zahmetine katlanan okurun hatırı için…

Siyaset imparatorluk da kaybettirir, cumhuriyet de kurdurur

Çoğu kişinin “Politika işte” deyip küçümsediği, aslında o kişilerin de bugününü ve geleceğini etkileyen bir alandır. Kendi siyasi tarihimize baktığımızda şimdilerde bile övündüğümüz nice icraatın aslında politikacıların eseri olduğunu görürüz. Herkesi üzen, hatta bir yönden travmaya sokan yanlışlıklar da yine bir zamanların politik kararlarının sonucu değil midir?

1915’te ülkemiz politik zemininde yaşanmış bir olayın olumsuz etkileri bugün ABD’de aleyhimize karar tasarısı olarak karşımıza çıkıveriyor.

Geçmişte alınan kararlar sayesinde/yüzünden gülüyor veya endişeleniyoruz.

Muhtemelen -hatta mutlaka- içinde yaşadığımız günlerde alınan kararlar da yarınları olumlu veya olumsuz etkileyecek.

Reklam

O kararları bugünün politik kadrolarının tek başlarına veya muhalefetin de desteğiyle aldıklarını da unutmayalım.

İşin daha da karmaşık yönü, politik kararları alanların, o kararları aldıkları sırada, kararlarının topluma yararlı olacağını düşünmeleridir. Sonradan vahim sonuçlar doğurmuş kararlar için de doğrudur bu; hiçbir politikacı, kendi çocukları, torunları ve onların arkasından geleceklerin zorda kalacaklarını göre göre yanlış bir karara imza atmaz.

Hepsi de iyi sonuçlar doğuracağı düşüncesiyle yanlış kararlar alır veya yanlış alınmış kararlara destek çıkar, oy verirler.

Politik çıkarlar devreye girer, cahillik rol oynar ve yanlışlıklar yapılır…

Kararların sonuçları ah bir öngörülebilse

Birinci Dünya Savaşı’na giriş (1914) büyük bir imparatorluğun sonunu getirdi. O kararları yabancılar değil bizden birileri aldılar. Dönemin gazeteleri üzerinde yapılan incelemeler sonucu yazılmış tezlerde, o günlerin kalem erbabının, gazetelerde köşeleri olanların, hem alınan savaş kararını, hem de yürütülmesini, sonucun kötü olacağı iyice görülene kadar desteklediklerini okuyabilirsiniz.

Pek az gazeteci ve yazar savaş tercihinin yanlışlığını görmüş, bunlardan da ancak birkaçı öngörülerini paylaşabilmişti.

Aynı durum 1 Mart 2003 tezkeresi öncesi ve sonrasında da görülmedi mi? O sırada Meclis’te yer alan milletvekillerinin yarıdan biraz fazlası tezkereye “Evet” oyu verebilmiş, medyanın öndegelenleri de tezkere çıkmadı diye hayıflanabilmişlerdi. ["Evet” oylarının daha fazla çıkmasına rağmen Meclis oylama usulünün bir inceliği sayesinde tezkere reddedilebilmişti.]

Dünya savaşına gidilirken o kararı veren üçlü, sonunda ülkeden kaçmak zorunda kalacaklarını ve gurbet cehenneminde suikastlarda can vereceklerini bilselerdi herhalde farklı davranırlardı. 

[Talat Paşa kaçtıktan sonra yerleştiği Berlin’de, Cemal Paşa Tiflis’te Ermeni komitacılar tarafından öldürüldü. Enver Paşa Orta Asya’da Ruslara karşı mücadele veren Basmacı hareketinin başında savaşırken bugünkü Tacikistan’ın başkenti Düşenbe yakınlarında şehit düştü. Savaşa girme kararında imzaları bulunanlardan Sait Halim Paşa (başbakandı ve aslında sonuna kadar savaşa girmeme taraflısıydı) ile İttihat Terakki Partisi genel sekreteri Dr. Bahattin Şakir de suikastlarda hayatlarını kaybettiler.]

Kararlar alan siyasi kadrolar hep başarı bekleyerek ve ülke için hayır umarak bunu yapar, ancak o kararlardan bazılarının yanlışlığı ülkenin ve insanlarının rahatını kaçıracak sonuçlar doğurabilir.

İşte bunları da düşünerek, o değerli okurun kendi gözünden haklı olduğunu teslim etmem gereken tespitiyle ‘bıktırıcı’ bulunan siyasi konularda kalem oynatmak üzere yazı hayatıma ısrarla devam ediyorum.

Yarınlarda yazılacak tezlerde “Birileri de farklı yazmıştı” diye not düşülmesi umuduyla…

ΩΩΩΩ

58 YORUMLAR

  1. Sayin yazarin bu dostlari varken dogrusu artik bir de dusmana ihtiyaci yok. Ozellikle de muhalif gecinen kimi zevattan gelen olur olmaz itham ve iddialara bakilirsa isi iyice de zorlasiyor. Kimisi onu yazma bunu yaz derken kimisi cinayet romanlari yazsaniza diyor; kimisi de sayin yazari kose donmecilikle sucluyor… Nihayet kendi gorevini layikiyla yapmaya calistigi icin yine kendi okurlari tarafindan bi carmiha gerilmedigi kalmis. Hani belki ayni carmiha bir iki civi de ben cakmak istiyorum elestirerek; ama yukardaki manzarayi gorunce basliyorum kendisini savunmaya..! Genellikle de o gunku yazinin konusuyla hic ilgisi olmayan tumuyle delisacmasi kimi talep ve onerilere kulak verilecek olursa da zaten isiniz bitik. Tabii ustu kapali veya acik tehditler de cabasi; sanal temizlik ve hijyen takintisi olan kimi psikopatlar da bu turden yorum ve yorumculardan pek rahatsiz degiller sanirim. Biz burdan “gun gecmiyor ki” diye baslayan bi cumle kursak yeri gogu inletirler: ozgur medya elden gidiyor, nerde bu editor diye veryansin ederler. Kimileri bayan yorumcu kiliginda, kimileri sadece bay gorunumunde, eyleme giderken karacarsafa giren pkkliler gibi; ama ortak noktalari ayni hem yazara hem ulkemize hem de ulusumuza bitmek tukenmek bilmez bir kin duyuyorlar. Iflah olmaz histerikler gibi…

  2. Sayın H.Gayret bu sitenin açık ara yorumculara cevap verme şampiyonu. Hemen herkese musallat oluyor ve genellikle sataşma kabilinden tartışmaya teşvik edici yoruma-yorum yazıyor. Bu durum bende Sayın H.Gayret’in parça başı çalışan bir trol olduğu kanaatini güçlendirdi.

    Bununla birlikte kendisinden memnun olduğumu söylemeliyim. Zira ülkemize musallat edilen zihniyeti çok güzel temsil ediyor. Yani şerden hayır çıkmasına vesile oluyor. Ne mutlu ona.

    Maydanozyen koordinatlarda tanımlanmış trolyen bir fonksiyonun anizotropik ortamlardaki sınır değerlerinde oluşan eksenel deformasyonun incelenmesi problemine katkıları nedeniyle, kendilerine fahri doktora ünvanı verilmesini teklif ediyorum.

  3. Doğrusu bu kadar uzun uzun ve bitmek bilmeyen yorumlardan bana sıra gelir mi, bilmiyorum ? Ama yine de bir çift laf edeceğim .Yazıdaki açıklamaların hepsine katılıyorum ; evet hiç bir siyasetçi sonu kötü olacağını bilerek bir karar almaz .Ancak sonu kötü biten bütün kararların da diktacı siyasetçiler tarafından alındığı bir gerçektir ! İstişare daima doğru yolun bulunmasını sağlar ! NOT : Bu arada benim dikkatimi çeken ve gerçekten üzüldüğüm bir konuya temas etmek istiyorum : Fehmi Bey hiç bir maddi karşılığı olmadan bu internet yazarlığını yaptığını ifade ediyor , bu bence hiç adil değil ! Bizlere bu imkanı veren yazarımıza bir şekilde bizlerin de yardımcı ve destek olmamız lazım ! Ben şahsen bu işlerden pek anlamam , yolunu ,yordamını bilmem ; anlayan arkadaşlardan istirham etmek istiyorum ! Herkese selam ve saygılar …

  4. Biz ne hale geldik mi desem bütün dünya mı böyle bilemiyorum. Bizde siyasete katılma oranı %80,85 Avrupa da bu oran bizden çok düşük ama Avrupalılara baktığımız zaman bizden çok başarılılar bunun nedenini anlıyamıyorum. Yalnız bizdeki sorunun o şanlı geçmişimizdeki kültürümüzü ahlakımızı kaybetmekten oldu gibi geliyor bana.
    “Caminin minaresini yapmış usta çocuğun biri gelmiş demiş ki bu minare eğri demiş ,ustada demiş ki düzeltelim o zaman ,ipi bağlamış çekmişler çocuğa sormuşlar minare düzeldi mi demiş çocukta düzeldi demiş ustada demiş ki ben o minarenin doğru olduğunu biliyordum ama çocukta inansın diye düzeltiyor gibi yaptım”. Bizim geçmişimizde ve bizim dinimizde hesap verebilmek ve hesap sorabilmek vardı.Ama şimdi kimseye karışma sen bana karışaman ,banane, sanane gibi anlayışlar türedi coğrafyamız da.

    • Bahri bey sizin bahsettiginiz turden ozelliklere bizim kulturumuzde umumen “giybet” derlerdi; siz bu yoklugundan yakindiginiz yargilara nasil ulastiniz ki boyle..?

  5. Zamanında Avrupa’da bazı toplantılara katılan bir bilim adamımız şunları yazmıştı. O ülkelerde insanlar şu kanaate varmışlar.

    “Bizim seçmediğimiz ama seçmişiz gibi gösterilen birileri başımıza oturtuluyor ve bunlar ülkemizi perişan ediyorlar” diyorlar.

    “Öyle anlaşılıyor ki aynı şeyler Batı ve Doğu Avrupa ülkelerinde de oluyor. Bir kaç fırka başkanının elinde aday listeleri. Listelerin nereden geldiği belli değil; bir başkan o kadar adayı nasıl tanıyacak? Ama liste yapıyormuş. Yani bir çok ülkede kimsenin tepesindekileri seçtiği yok.

    Çıkarılan bir takım seçim kanunlarının incelikleri ile, aslında milletlerin kendi iradeleriyle birilerini seçmeleri engellenmiş oluyormuş. Bakıyoruz. anlattıkları şeyler birçok ülkede tıpatıp aynı. Seçim ve fırkalar kanunu değişmeden, halktan, egemenliğin millette olduğundan bahsetmek abes olmaz mı?”

    Siyasetin Türkiye’de geçim kaynağı, geçimden öte yolsuzlukla saltanat kaynağı olarak görülmesinden vazgeçilmeden bu durum düzeltilebilir mi? Millete hizmet için siyasete girenler maaşlarının en fazla birinci derece devlet memuru kadar olmasını kabul ederler mi?

    Siyasetin gelir kaynağı, arpalık olmaktan çıkarılması gerekir.

    Ortada bir sandık var ama acaba bu sandık nasıl dolduruluyor. Dikkat ederseniz yakın zamanda seçimlerde de ülkemizde sandık konusu gündeme gelmişti.

    Sandıkta elle sayımın yanında, elektronik sayımın da olması gerekir. Tabi bu da tek başına yeterli değil. ABD’de bir üniversite bu sistemin bilgisayar korsanları tarafından kolaylıkla kırılabileceğini ortaya koydu. Aslında bunun bir yöntemi de var ama nasıl olsa kimsenin böyle bir işe girişmeyeceğini tahmin ettiğim için uzatarak yazmıyorum.

    Diğer okuyucuların da belirttiği gibi artık kaleminizi siyasetin dışında konularda oynatmanızı bekliyoruz. Örneğin bir ülkenin eğitim sistemi 250 kelimelik sulandırılmış İngilizce ile yapılıyorsa o ülke bilim ve teknikte muasır medeniyetlerin fevkine çıkabilir mi? Eğitim sisteminde 6000 – 7000 kelime öğrenen çocukların bunun neredeyse 10 katı kadar kelime hazinesine sahip akranlarıyla yarışabilme şansı var mıdır?

    • Bu arada ufak bir düzeltme: Türkiye’de eğitim sisteminde 6000 – 7000 kelime çocukların ders kitaplarında yer alıyormuş. Öğrencilerin de bunların %10’unu kelime hazinesine eklediğini düşünürsek 600-700 kelime eder. Diğer taraftan ilk öğretim Türkçe kitaplarının içine sokuşturulan bir çok İngilizce kelime var.

      Örneğin “bye bye” yazılanlara göre Türkçe’ye girmiş. Biz “güle güle” ya da “hoşçakal” kullanılıyor diye biliyorduk.

      • Erdem bey yanlis biliyorsunuz; biz oldum olasi bay bay deriz; gud bay diyenimiz de vardir ve bunun kimseye biz zarari oldugunu da gormedim ben…

        • Hatırladığım kadarıyla eskiden ‘Allah’a ısmarladık’ ‘Güle güle’ ‘Hoşçakal’ ‘Yolun açık olsun’ ‘Selametle’ gibi naif, hoş uğurlama sözleri kullanılırdı.

          Millete yabancı dil öğrenmek için tüm derslerin toptan İngilizce verilmesi, eğitimin yabancı dille olması gerekir yalanını yutturdular. Sonradan millet de bir kaç kelime İngilizce konuşup ‘bay bay’ deyince havalı olduğunu düşünmeye başladı.

          İşin acı tarafı üniversitelerde mühendislik okuyan öğrenciler ile dersi anlatan hoca arasındaki iletişimin neredeyse parmak ingilizcesine indirgenmiş olmasıdır. Ümit Besen’in bir parçasında olduğu gibi öğrenciler parmaklarına “I love you” gibi kelimeler yazsalar belki daha iyi iletişim kurabilirler. Üniversitelerde eğitimin zayıfladığını sadece bizim gibi dışarıdan bazı dersleri inceleyen insanlar değil, Prof. Dr. Duran Leblebici gibi İTÜ’de binlerce öğrenci yetiştiren hocalar da söylüyorlar.

          İlk öğretim Türkçe kitaplarına baktığınızda “link” “exit” “hard disc” “part time” “chat” “online” “star” “e-mail” “center” gibi kelimeler güya Türkçe’ye girmiş. Burada özellikle “peryot” kelimesi dikkatimi çekti. Bunu acaba bir sinyalin tam çevrimi için geçen süre, Türkçesiyle devir için mu kullandılar. Emin değilim.

          Amerikalı “Earle Dickson” “Josephine” daha bir sürü yabancı kelimeler, özel isimler, bozuk çeviriler. İnsan ister istemez bu ülkede hiç edebiyatçı, yazar, eli kalem tutan insan kalmadı mı diye düşünüyor. Çocuklar bazı Türkçe kelimeleri öğrenmeden birbirlerine “Oh yeah!” diye hitap ediyorlar.

  6. Siyaset bizi ilgilendirmiyor!
    Çocuklarımızı hatta torunlarımızı ilgilendiriyor.
    Günümüz siyasilerinin din adına çıkardıkları faturayı görünce dinden imandan çıkacaklar.

  7. Nurdan abla “Bir an için şöyle bir hayel edelim! Japonlar Türkiyede bizlerde Japonyada yaşiyor olsaidik, acaba şu an ne halde olurduk?” diyor ama oyle bi anlik fantazilere falan gerek yok; zaten yillardir japonyada yasayan bi grup turk var ve ayni sekilde turkiyede yasayan japonlar da..! Bizimkiler oralardaki japon firmalarinda CEOluk yapiyor; japonlar da turkiyedeki ve disardaki turk insaat firmalarinin santiyelerinde amelelik yapiyorlar..! Bu gunu degil de tarihte olsaydi diyorsaniz o baska: yaklasik bin yil once japonyada degilsek de hemen karsi sahilindeki cinde, sari denize atlarimizla bikac gunluk mesafedeydik. O gunden bugune, ordan buraya neler yaptigimiz ortada; viyanayi elimizden zor aldilar..! Japonlar daha dun burunlarinin dibindeki Vladivostok(rusya) sahiline bile varamadan adalarina geri donmusler. Hele bir de bizim gibi anadoluda yasiyor olsalarmis; heralde simdi onlardan hatira olarak sadece bir sus baliginin adi kalirmis..! Optum…

  8. Ben, tam tersine siyasetle o kadar içli dışlı olmamak gerektiğini düşünüyorum.
    – Siyasetten uzaklaştığımız ölçüde sorunlarımızı çözebiliriz. siyaset ile sorunlarımızı artırırız.
    – Eğer dünya üzerindeki devletlere kabaca bakarsak; gelişmemiş ülkelerde siyasetin çok çok önemli olduğunu, gelişmiş ülkelerde ise siyasetin pek de önemli olmadığını görürüz.
    – Mesela, gelişmiş avrupa ülkelerinde, insanların çoğu seçimlerde oy kullanmaya bile gitmezler.
    – Gelişmemiş ülkelerde ise, siyaset nedeniyle kardeş kardeşle; baba, oğlu ile düşman haline gelebiliyor.
    – Türkiyede, siyasetin yaygınlaşması, türkiyenin geri kalmasında önemli etkiye sahip.
    – Öncelikle, siyasi taraftarlık nedeniyle köy enstitüleri gibi bir eğitim hamlesi yok edildi. Türkiyenin gelişmesine vurulan ilk darbe köy enstitülerinin kapatılması oldu.
    – Sonra, türk dil kurumu vb. kurumlara karşı siyasi hareket başlatıldı. Oysa düşüncenin ve kültürün gelişebilmesi dilin gelişmesi ile mümkündü. Ve o dil de, başka dillerden eklektik ile değil, dilin kendi diyalektiği içinde, kendi kuralları içinde gelişmeli. yoksa, herhangi bir duruma ilişkin arapça, farsça, ingilizce vb. kelimeleri alır kullanırsınız, ancak bu durum düşüncenizi, kültürünüzü geliştirmez.
    – Bugün shoes yerine ayakkabı kelimesini türk dil kurumu sayesinde kullanıyoruz. yine refrigerator yerine buzdolabı, computer yerine bilgisayarı türk dil kurumu sayesinde kullanıyoruz.
    – Siyaset ile, türkiyedeki önemli gelişmeler engellendi, siyaset ile ülke cianin emrine girdi.
    – Siyaset ile, ülkenin gelişmesinin önü kesildi, siyaset ile kitleler daha bir kaba, eğitimsiz, mantıksız hale geldi.
    – siyaset ile, türkiyenin düşünürleri, sanatçıları, baskı altına alındı. siyaset ile düşünmek engellendi.
    – siyaset ile, türkiyenin gözbebeği kuruluşlar atıl hale getirilip sonra özelleştirilerek yok edildi.
    – Siyaset nedeniyle ülkede en ufak yeteneği olmayanlar koltuk sahibi oldu. hiçbir değer üretmeyenler rahat yaşayabiliyor.
    – siyaset nedeniyle, ülkedeki en geçerli, en az çabayla en çok gelir getiren bir meslek ortaya çıktı.
    – Eğer toplum bu kadar siyasetle uğraşmasa, siyasilerin ülkenin kaderini belirleme gücü bu kadar olmaz.
    – Siyasetin yaygın ve etkin olduğu hiçbir toplum gelişememiştir.
    – Ukraynada lenin heykeli yıkıldığı dönemde, ukraynalı bir arkadaşıma, Lenin heykelinin onlara ne gibi bir zararı olduğunu sormuş ve bu şekilde siyasileşen toplumların mahvolduğunu, iran, ırak, lübnan vb örnekleri vererek anlatmaya çalışmıştım.
    – Şu anki ukraynanın durumu, benim ne kadar haklı olduğunu ortaya koydu.

    Siyasetle ilgili konunun diğer boyutuna gelince;
    – Devleti, servet dağıtıcı konumdan çıkarmak gerekir.
    – Yani, ülkedeki kapitalizmi ayaklarının üzerine otutturmak, çarpıklıktan kurtarmak gerekiyor.
    – Yani, para kazanmak isteyenlerin, üretime katkıda bulunup, ekonomik faaliyetleri sonucu gelir elde edebiliyorlarsa edebilmeleri, yok zarar ediyorsa da zarar etmeleri anlamına gelir.
    – Yani, parayı ya da geliri, kamu ile ilişkisinden değil, ekonomik faaliyetinden kazanmalı.
    – Yani, devlet servet dağıtıcı konumdan çıkarılmalı.
    – Devlet, servet dağıtıcı konumdan çıkarılmadığı sürece;
    -Ülke, hem siyasilerin hem de başka ülkelerin oyuncağı olur. Ülkede ahlak olmaz, ekonomi gelişmez, bilim olmaz, teknoloji olmaz, insanlık olmaz, kültür olmaz, değer olmaz.
    – Fakat, çok güçlü siyaset olur.

    • Hamza bey, Lenin heykelinin ukraynaya ne faydasi varmis; arkadasiniza onu da bi izah edeydiniz bari..? Lenin zamaninda oralar nasilmis bilmiyorum ama simdilerde arabalar yol diye tezekli tarlalardan gitmeye calisiyor..! Keske onlar da bulduklari her yere lenin-ata heykeli dikselermis; ne kalkinirlardi ama degil mi..?

  9. Madem ki yazarimiz her is gibi bilimadamlarimizin da gorevini yapmak zorundaymis; o zaman bilimadamlari da gastecilik yapsin bari ve her gun koseyazisi yazsinlar..!

  10. DELİ SORULAR
    İslam en son ve en mükemmel ilahi din. Peki İslam coğrafyası?
    Ortaçağı en derinden yaşayan bu müslümanlarla islam dünyası daha kaç yüz yıl zulümle, adaletsizlikle, bağnazlıkla, birbirini boğazlamakla meşgul olacak?
    Bütün bunların sebebi islam coğrafyasında siyaset yapanlar değil mi?
    Allaha hesap verme kaygısı gerçekten yaşanıyor mu islam coğrafyasında?
    Yaşanıyorsa bunca karanlık neden?
    “Mahşerde mi biçarelerin yoksa felahı” diye yüz yıl önce sormuştu mehmet akif. Bu felah (kurtuluş) ne zaman?
    Birkaç kişinin sömürdüğü ve sürüklediği islam ülkeleri ne zaman ömer adaleti ile tanışacak?
    Batı 2. dünya savaşı sırasında 60 milyon kişinin yaşamına mal olan faşizmden demokrasi sabahıyla uyandı. Peki yüzyıllardır kan gölü olmaya devam eden islam milletleri ne zaman insana ve islama dönecek, demokrasiyi benimseyecek?
    Bence siz farklı siyaset yazıları yazmaya devam edin. Hiç olmazsa tarihe bir kayıt düşürmüş olursunuz. İslam ülkelerinde değerli olan yalnızca tek adamlar ve onların “değerlendirdikleri” değil mi? Siz en azından herkesin değerli olduğunu yazan nadir yazarlardansınız. Bu da yazmanız için en önemli sebep değil mi?
    Zihinlerimize nefes aldırıyorsunuz. Yoksa her gün ölüyoruz. Yavaş yavaş… Ve bu kimsenin umrunda değil.
    Teşekkür ve saygıyla

    • Rumuzu siradaglar gibi uzanan hakan arkadas zihninden degil sanki burnundan soluyormus gibi ama neyse; dag havasi da yaramamis anlasilan… Kendisinin zihin deliklerinden sizdirmayi basarabilirsem eger bir “degerlendirme” de benden olsun: “sovyetler birliginde insanlarin cocuklari; avrupada kopekleri; afrikada ise generalleri degerlidir!” Her gun oleceginize bir kez olsun hayatta durust olmayi deneyin emi..!

      • H.Gayret, sorulara insan gibi yanıt veremediğiniz için höykürmüşsünüz. Çünkü yanıtlarını biliyor, yazamıyorsunuz. Tarih,sanat,bilim,doğa düşmanı bir inancın peşinden gidiyorsunuz. Din iyi de insanlar kötü mavalını artık yemiyor çoğunluk. İslam ülkelerinde yaşayanların alayı mı kötü? Değil elbette. Her şeyi din adına yaptıkları iddiasındaki aşağılık yöneticiler kötü. Hepsi mi? Elbette hepsi. Çünkü yeryüzünde tek bir tane insan haklarına saygılı,insana değer veren,insanın özgürlüğünü savunan ve veren,doğayı korumayı kendine iş edinen tek bir islam ülkesi, islam toplumu gösteremezsiniz. Lütfen höykürmek yerine “Yanılıyorsun, şu islam devleti insan haklarına ve doğaya önem vermekte, mensupları mutlu mesut bahtiyardır” de. DİYEMEZSİN. Hodri meydan

          • Ülke Künyesi
            Ülke Künyesi

            Ülke Adı
            Maldivler Cumhuriyeti

            Başkent

            Male

            Nüfus

            436.330 (2017)

            Yüzölçümü
            Maldivler 1.192 ada üzerine kurulmuş küçük bir ülkedir. Toprakları 300 km², deniz alanı dahil 90.000 km²’dir. (Bula bula tatil dışında hiç bir nedenle gidilemeyecek adacıklar ülkesini mi buldunuz? Çok da kalabalıklarmış! İnsan tatile eşiyle dostuyla gider, iki kadeh birşeyler içmek ister,madem dört değil ondört yan deniz;denize girmek ister. Mayoyla ve elbette sevdikleriyle. İstediğimi içemeyeceğim, mayoyla denize giremeyeceğim bir tatil, binlerce mil yol gelmişim ne menem insanlardır diye sorup öğrenemeyeceğim, ve hatta müslüman ama camisinde namaz kılamayacağım bir yer) Yersen… Ben yemedim. Saygılar H.Gayret diyemiyorum, lütfen CİDDİYET. Adam gibi sorulara adam gibi yanıt ver, kıvırtma…

        • Yahya Bey. H.Gayret parça başı çalıştığı için hemen her yoruma maydanoz olma gereği duyuyor. Biz de bunu anlayışla karşılıyoruz, hem iyi de oluyor. Bu sayede (kendi tabiriyle) kimin ne mal olduğu ortaya çıkıyor.

  11. 23 Martta SDG nin yakaladığ IŞID lider kadrosundan, Abdurrahim Abdullah, itirafmi? Idiami? adina ne denir bilmem, yalniz bayağı baş ağrıtıcı bir ifade vermiş.”
    Biz Şam’a saldıracaktık. Bağdadi, Kobani’ye saldırılmasını istedi. Bu duruma itiraz ettik, kabul etmedi. Daha sonra öğrendik ki Kobania saldırmamız için Erdoğan ısrar etmiş” demiş
    ANF’in haber! Abdullah’ın ifadesi“Hedefimiz Kobani değil, Şam’a ilerlemekti. Bağdadi, Kobani’ye saldırılmasını istedi. Daha sonra öğrendik ki Bağdadi’nin bir gecede yönümüzü Kobani’ye çevirmesinin sebebi Türklerin ısrarıydı. Kobani’ye saldırılmasını Türkler istemişti. Erdoğan ısrar etmişti. Daha sonra zaten bu savaşın komutanı olan Ebu Yasir Iraki susturulmak için Irak’a gönderildi. Ebu Yasir bu durumu fark etmişti.” .

    Yazının burdan sonrasi
    Ifadeyi haberleştiren sitenin yorumunun kopisi.
    ××××
    Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonraki (Kobani saldırılarının başlamasından yaklaşık bir ay sonra) ilk gezisini 7 Ekim 2014’de Gaziantep’e yapmıştı.

    Burada sığınmacıların kampında konuşan Erdoğan, Kobani’de YPG ile çatışan IŞİD’in koalisyon güçlerince havadan vurulduğunu belirterek şöyle demişti: “Havadan bombalayarak bu sorunlar çözülmez. Bununla ilgili yerde mücadele eden yapılarla işbirliği kurulmadan netice alınamaz. İşte aylar geçti ve herhangi bir netice yok. Şu anda Kobani de düştü düşüyor.”
    ××××××

    • IŞID li teröristin sözüne inan , ANF denen PKK terör yayın organına inan. Kendi görmek istediklerine inanmaya devam et Nurdan abla . Bu ne biçim zihniyet ? Teröristlere inanıyorsun ? Bravo .

      • Sorunun nurdan hanımın neye inandığı olmadığını kavramak niye bu kadar zor?
        – Daha önce hiçbir konuda düşünme yeteneği geliştirilmediği için mi acaba?
        – Nurdan hanım ya da X kişisinin neye inandığı önemli değil. Çevrendeki ülkelerin ve o ülkelerdeki insanların neye inandığı önemli.
        – Bu durum, gerçek durumun ne olduğunun ötesinde ayrı bir gerçeklik ve ülkemizi etkileyen önemli bir gerçeklik.
        – Nurdan hanımı, kendin gibi her yanlışı savunur pozisyona getirerek bu gerçekliğin ülkemize verdiği ve vereceği zararı telafi edemezsin.
        – Öncelikle, içinde yaşadığın dünyadaki ülkelerle ve ülke insanları ile iyi ilişkilerin olmalı.
        – İkinci olarak da, yaptıkların, söylemlerin, davranışların, senin üzerinde kuşku uyandıracak şekilde olmamalı.
        – Yakalanan bir suçlunun ifadesi, eminim, başka bir konu olsaydı, senin için de kuşku uyandırıcı bir durum olurdu.
        – Fakat, bağnazlığın, hiçbirşeyi anlamanı mümkün kılmıyor.

        • Hamza bey, ustteki yorumcu nurdan hanima ilahelik atfedip hitap ediyor (ki ayip degil) siz ise “– Daha önce hiçbir konuda düşünme yeteneği geliştirilmediği için mi acaba?”diyerekten kendisine hakaret ediyorsunuz..! Valla ilahe midir degil midir onu bilmem ama benim bildigim nurdan abla bu lafinizi size yalatir, benden soylemesi…

          • H.Gayret! yazdığımı anlayabilmen için ne gerekiyor bilmiyorum.
            tahmin ederim iyiniyet yeterli çünkü senin diğer trollerden bir farkın var. hem daha kültürlüsün hem de yazıyı anlayacak kapasiten olduğunu biliyorum. fakat ahlak?
            – işte o kısım biraz sıkıntılı.
            – Ahlakın düzgün olsa, benim yorumumun nurdan hanıma eleştiri değil, nurdan hanımı eleştiren kişiye eleştiri olduğunu eminim anlayabilirsin.
            – Çünkü, yazım, yanlış anlamaya neden olamayacak kadar net.

        • 3 satır yorumdan bu kadar saçmalık çıkarmayı becermek de Hamza efendiye nasip oldu . Kendince insanları küçük düşürmeye çalışsa da , bir çukur adam olduğu net ortada . Çünkü hakaret etmeden fikrini savunamayan , tezek yığını gibi yoğunca yazıp birşey hasıl edemeyen bir zavallı zati halleri . Bu devlet bu zavallıları da rehabilite edecek , buna inancım tam . Adadaki atlarda bile sizdeki gözlük yok bilesin .

      • Bu yazdıklarım ErdoğanAdaletinde benimle ilgisi yok.
        Pazar günü öldürülen terörist başını öldürenlere ABD, SDK,RUS VE TC bunlar beraber değllermiidiler?
        Musul konsolosluğu IŞID tarafında kuşatılmadan bir kaç saat önce Bahçeli meclisdeki ve CHP den atılan o zamanki musul Konsilsunun da konuşmalarını tekrar dinle ve sonra bana, ADALETTEN Bahset.
        Siz, gidin,Tavşana kaç taziye tut,devrini yaşatanlardan hesap,sorun…!!!!

    • umarım sayın H.K. konuyla ilgili bir savunma yapar. Daha önce benim yorumuma bir savunma yazısı yazmıştı.
      – yorumlar geç göründüğü için, sayın H.K. ye, savunmasını bana değil, amerikalılara yapması gerektiğini, benim yorumuma ise, yorum yazarak katkıda bulunabileceğini belirtememiştim.
      – Bu vesile ile, H.K. isimli arkadaşın ek savunmasını ya da geniş savunmasını amerikalılara göndermesini, savunmasının bir kopyasını da burda yayınlamasını beklediğimi belirtmem gerekiyor.
      – sayın H.K.nin amerikalı yetkililere değil de, yanlışlıkla benim yazımın altına yazdığı savunma metni aşağıdadır:
      “ABD haber kaynaklarından ilk okuduğum haberlere göre Bağdadi operasyonu konusunda Türkiye birimlerinden ve kürt gruplardan alınan istihbarat bilgilerinin de faydalı olduğunu ifade ediliyordu. Bu kabulden sonra Türkiyenin açıklamasi gereken daha nesi olsun? Bu tür olayların üstünden suyu bulandırmağa çalışıp her firsatta Türkiyeye bir hesap çıkarma telaşında olanlar hiç eksik olmadı… Bağdadi neden iblid’de imiş? -Canı tehlikede olan balık güvenli bölge olarak soluğu avcının çizmeleriyle bulandırdığı bölgede alırmış. İddialarından önce Amerikalılar bölgede kendi yedikleri haltları düşünsünler….”

      • Hamza bey siz alıntıladığınız yorumumla birlikte yazdıklarınzıı da yazsaydınız neden oyle yazdığım daha iyi anlaşılabilirdi. Ben ABD basınında ilk okuduğum yazıya referansla yazdım. Ondan sonra işin yönünü herkes kendine göre yontarak tekrar yorumlamış olabilir (sinekten yağ çıkarmağa çalışanlar da olabilir). Ben ondan sonraki etapta başka bir şey okumadım (zamanım kısıtlı) . Konunun şekli değişirken gerçekler mi ortay çıkıyor yoksa çakma haberler mi? Benim kaynağım amerikan kaynağı idi, Türkiye kaynaklı değildi. Herhangi bir farklı kaynağa göre mukayese ile tabiki Türkiye kaynaklı haber benim için daha doğrudur (önyargım varsa bu Türk olmamla ilgili bir durum; doğaldır). Size veya Nurdan hnm veya x kişisine göre durum farklıysa bu Türkiye tarafına güven(sizlik) duygusuyla ilgilidir.

        Bu konuda Bağdadi’nin iddia edildiği gibi Şam’a saldırmak gibi anlamsız bir gayesi olduğunu mantıklı bulmuyorum. Kobani’yi tercih etmesi nefret ettikleri ABD güçlerinin de Şam’da değil Kobanide aktif olduğunla ilgili. Onların Şam’da Esad güçleriyle mücadele gibi bir önceliği olacağını siz veya x Nurdan hn saçma bulmuyorsa ona da bir şey diyemem. Benim Amerikalılara savunma yapmama da gerek yok. Refereans o bilgi zaten amerikalıların haber kaynağı idi. Sonra çıkan haberleri de doğrusu takip edecek vaktim yok bu aralar.

  12. Siyasetten anladığımız; bir parlamento, bir hükumet, bir muhalefet ve birkaç siyasi parti ile “ülkede iyi ve kötü ne oluyorsa hepsi (bu) siyasetin ürünüdür” ise; aslında ben buna tam olarak katılmıyorum ve bu, işin sadece bir kısmı…

    Hele, adı demokratik bir sistem olmasına rağmen, kurum ve kurallarını tam yerleştirememiş ve işlerlik kazandıramamış bir sistem olarak ülkemizde, siyaseti, sadece demokratik kurumlar yapıyor değil; demokrasi dışı güç odakları veya kendine vazife tayin eden “zinde güçler” malesef siyaset yapıyor ve demokrasi dışı “sorumsuz güçler” ülkede iyi ve kötü ne oluyorsa, sorumlu olmamalarına rağmen bu olanda pay sahibidirler.

    Bu yönüyle siyaset aslında hepimizi ilgilendirmeli, siyaset yapıcılar olarak reyimize başvurularak seçtiğimiz siyasileri, siyasi kurumları denetlemeli; onlara siyaset dışı yapılan hukuksuz müdahalelerin önünü almalıyız. Çünkü; siyasi olarak alınan kararların ceremesini toplum olarak -maddi/manevi- tamamen biz çekiyoruz, bedelini de bizler ödüyoruz.

  13. Yaşamak
    Siyaset yapmak demek tarihi yaşamak demektir. Allah her şeye bir kader çizmiş, kişilere de o kaderde rol vermiş, onu yaşıyoruz. İnsanlar kaderin oyuncularıdır. Senaryoyu onlar yazmadılar ama senaryoyu oynarken kendileri düşünüp konuşuyorlar. Yazılanları ezberlemişler.
    Tarihi doğru okumak ve nereden gelip nereye gittiğimizi bilmemiz için müspet ilmin metotları yanında ilahi kitapların öğrettiklerini de değerlendirmemiz gerekir. Siyaset yapmamak demek gece karanlığında projektörleri yakmadan yola devam etmek demektir. Siyaset tarihin kaderini aydınlatan bir fardan ibarettir.
    Siyaset birini desteklemek için yapılmaz. Siyaset çevreyi aydınlatmak için yapılır. Böyle bir partiyi elli senedir kuramadık. Böyle bir dergiyi elli senedir çıkaramadık.
    Bu olmaz deyip ümitsizlik içinde pes etmiyoruz. Biz yapmadık ama O, kader yazıcısı yapacak.

    • Bir toplumda görülen gelişme ve yükselme hali, o toplumun bütün değerlerini kapsar. Bilim, sanat, ticaret, ekonomi, endüstri, devlet, hukuk, ahlak, din, sosyal gelişmelerin ve yükselişin, ya da gerilemenin ve düşüşün gözlemlendiği başlıca alanlardır. Eğer bir toplumda iyileşme olursa sözü edilen alanların hepsinde kendini belli eder. Kötüleşme de böyledir.

      “Kemâ tekûnû yuvella aleyküm” (Siz nasıl olursanız yöneticileriniz de öyle olurlar).

      “A’malüküm ummalükum” (amelleriniz yönetcilerinizdir, onlar sizlerin eseridir) (bk. Acluni, I / 146, II / 127) denilmiştir.

      Yüce Allah:

      “Davranışları sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer kısmına yönetici yaparız.” (En’am, 6/129)

      buyuruyor. Kötü toplumun yöneticisi kötü olur.

      Eğer bir toplum sahip olduğu yüksek manevi değerleri korursa Allah Teâlâ onları çöküşten korur. O halde yapılacak şey Müslüman toplumun kimliğini oluşturan manevi değerleri geliştirmek ve sağlamlaştırmaktır.

      Acaba yöneticiler iyi ve dürüst olunca mı toplum sağlıklı ve iyi olur, yoksa halk iyi ve dürüst olunca mı yöneticiler adil ve ehliyetli olur? Bu sorunun cevabı yönetici halka göre, halk da yöneticilerine göre olur. Her ikisi de birbirini olumlu ve olumsuz yönde etkileyebilir.

      İnsanlar her zaman layık oldukları yönetim tarzıyla yönetilirler, kendileri iyi olurlarsa yöneticileri de iyi olur, kötü olurlarsa yöneticiler de kötü olur. Zira yöneticiler halkın içinden çıkarlar ve onların bir parçasıdırlar.

      • Yusuf sen hala o kor kuyularin dibinden mi goruyorsun butun cevreni..? Hele son paragrafin tumuyle zifiri karanlikta kalmis..! Oncelikle sunu bilmen lazim: kotu halk yoktur; sahislar vardir! Halklar genellikle layik olduklari sekilde degil bazen iyi bazen de kotu yonetililer! Kotu yoneticiler de genellikle o halkin icinden degil disardan gelir; ya da disardan gelmis olanlarin icinden cikar(en azindan gozu disarda olanlar arasindan diyelim) mensubu olmaktan her daim iftihar ettigimiz asil turk irkina kufretmeyi birakin artik; allah carpar…

  14. Sayın Koru, en son yazdığınız Ben Böyle Gördüm kitabinizdan sonra epey zaman geçti sanırım..Kitabın cıktığı tarihten sonra yaşanan olaylar da yeni bir kitap yazacak kadar olmuştur diye düşünüyorum.

    Sizden hem güncel meselelere ilişkin, hem de madem açikladiniz gerilim romanı türünden birer kitap beklersek çok şey mi istemiş oluruz acaba..

    • Savaşa doğru doludizgin çekilmeye çalıştığımızı, bunun da ciddi felaketlere yol açma ihtimalini niye açık açık yazmiyorsunuz? Tarih sizi taha kivanc sifrelerinin arkasına saklanıp, eski yoldaslarinin gazab üzümlerinin şarabından sarhoş vaziyetlerinden tirsmis ürkek diye de yazabilir….
      Bir kaç beykoz konağı daha satın alabilme imkanını bi kenara koyup, kendi kendine tarihe kayd düşmeye çalışan idealist diye de..

      • Tarhan arkadas sayin yazari sarhoslukla itham ediyor ama ifadelerine bakilirsa kendisi de pek ayik sayilmaz; daha cok da hashasa benziyor sanki…

  15. Evet, ülke geleceğinle ilgili iyi ve kötü ne oluyorsa hepsi siyasetin ürünü. Ülkeyi yöneten siyasetçilerin sorumluluğu çok daha ağırlaştı. İşin gerçeği siyasetçilerin çoğu yaşlı ve yorgun, aslında yardıma ihtiyaçları var. Danışmanlarına rağmen yeterince etkili olamıyorlar ve bunun bedelini bütün ülke ödemek zorunda kalıyor. Yurtdışına endeksli siyaset güdüldüğüne göre veya ülkenin yurtdışına bağımlılığından ötürü ve bunun iç siyasetteki etkileri her geçen gün daha bir hissedildiğine göre, Türkiye yurtdışındaki başarılı olmuş ve ülkeye aidiyet hissi taşıyanlardan yararlanma yoluna gitmelidir. Bu durum partiler üstü hayati bir konudur. Yurtdışındakilerin platformlar oluşturarak ülke idaresine/ekonomisine/eğitim konularına kayıtsız şartsız katkıda bulunabilecek fikirler üretmesine ivedilikle ihtiyaç vardır. Böyle yapıların oluşturulmasını ve çalıştırılmasını kolaylaştıracak formüller geliştirilmeli. Örneğin, partiler-üstü “Herşeye rağmen Anadolu”, “Türkiye Birliği”, “Ülkeye Vefa Borcu” “Küresel Türkiyeliler” türü oluşumlar kurulabilir. Dünya küçülmedi teknoloji büyük bir hızla gelişti, elektronik iletişim imkanlarıyla şimdi herşey daha kolay….

  16. Roman yazmak konusundaki düşüncelerinizi değiştirmenizi ve bir roman yazmanızı ciddi ciddi bekliyoruz. İnanın kalıcı olacak olan bu yazılar değil o kitap olabilir.

  17. Siyasetçilere ve ordulara güç veren şey ülkelerindeki bilimsel gelişmişliktir. Bilim paraya da siyasi ve ekonomik güce de tahvil edilebilecek bir şey. Ben bilim yazılarıyla halkta bilime merak ve ilgi oluşturabilirsiniz diye düşünmüştüm

    • O zaman tarih okumalariyla ise baslayabiliriz ozan bey; hem de bilim tarihiyle; hatta siyaset tarihi de olabilir… Tabii bilimden anladiginiz tek sey ceptelefonu uretmek falan degilse eger? Haksiz miyim sayin h.k..?

      • Bilim tarihi okumaları yapmadan bilimsel gelişme mümkün değil zaten. Onun adı bilim değil teknoloji üretmek olur. Bilimi geliştirmenin peşinde koşarken ahlak ta gelişir. Çünkü dürüstlüğün olmadığı yerde bilim de olmaz. Bilim yazıları yazmak için bilim adamı olmaya da gerek yok. Siyaset dünyayı post truth bir okumayla görür. Bilimse olaylara yalın bakar

  18. Fehmi beyin, yazısını okurken! arada birde NHK Worold, Japany NEWSLINE IN DEPTH Televiziyon kanalının haberlerini dinliyordum.
    Şu an haberler bitti! Bu kanal, Japonyadan 24 saat 18 dilde yayın yapiyor.
    Japonya 2.Dünya savaşında atom bombalari ile yıkılmasının yanı sıra süreklide doğal felaketler yşayan bir ülke olmasına rağmen, bugūnkü durumu ve hayat sıtandartlarını herkes bildiği için yazmaya gerek yok.
    Öğle bizim TV lerdeki gibi iki 3 saat dizi falan yayınlamiyorlar, değişk aktiviteler ve keşf ettikleri yeni buluşlarını tanitiyorlar. Özeliklede sağlık konusundakı buluşları çok faydalı.

    Biz Türklerde! 1.Düny savaşının yıkıntılarınıdan çıkmak yerine debelendikçe iyice batiyoruz…batmamızın sebebine gelince! Biz, DÜŞÜNMEYI VE DUŞÜNENI’de sevmeyen bir millet olmamız. Atın palavra atma konusundada dünyada hiç bir millet elimize su dahi dökemez Bunların, yanisıra, geçmişte ve gününüzdeki siyasetçilerin yaptıkları yalnişlarına kendimizi ve ülkemizi siper edereken bazılarının da makam mevki, hirsından dolayi işledikleri suçlarınıde hayelimizde yarattığımız dış düşmanlara yamaliyoruz….!!!!

    Hadi onada eyvallah diyelim, birde onlarla gurur duyup övüniyoruz ve gelecek nesilleride kendimize benzetiyoruz..

    Keşke, her meslek sahibi! Yazarımızın yaptığı gibi, tehlikelere karşı mesleğinin gereğini yerine getirmekten korkmadan vede kendi menfaatları için kula köle olmak yerine onlara patron olabilecek cesareti gösterebilseler.

    Bir an için şöyle bir hayel edelim!
    Japonlar Türkiyede bizlerde Japonyada yaşiyor olsaidik, acaba şu an ne halde olurduk?

    Sahi, ABD Süriyeden askerlerini tamamen çekecekti?
    Dün, 750 asker nereye gitti?
    O askerlerin nereye gittiğini Muhalefet, ruyadan uyandığınd hükünete sorsada bizde öğrensek, bu palavracı Anerkalılar! Süriyeye gönderdiklerini söyliyorlar, hatta bir o kadar daha göndereceknişler.

    • Yazınızın 2.paragrafına yönelik olarak;içimizdeki BİR KISIMIN yaptıklarını tüm millete teşmil eden (başka milletlerle kıyası da fiilen mümkün olmayan ) abartılı genellemelerinizi yine yanlış bulduğumu söylemekten kendimi alamıyorum.Bu konuda sizinle hiç bir zaman anlaşamayacağız gibi görünüyor !
      (BANA GÖRE Türk,Kürt,Arap,Laz,Arnavut,Boşnak,Pomak,Afgan,Gürcü,Acar,Abaza,Çerkez,Çeçen,Avar,Roman,Ermeni,Rum,Yahudi,Süryani,Farısi,…gibi tarihsel süreç içinde yer yer de birbirine girmiş,kaynaşmış en az 25 etnik kökenden oluşmuş bir halitanın BİR KISMI DİYEBİLECEĞİMİZ BÜTÜNÜN BİR PARÇASININ TUTUMUNDAN BÜTÜN MİLLET BÖYLEDİR SONUCUNU ÇIKARMAK YANLIŞTIR;örneğin soruyorum,cezaevlerindeki onbinlerce gariban ,yine milyonlarca muhalif bu milletin değil de Mars gezegeninin vatandaşı mıdırlar?) .yazılarınızda ele aldığınız diğer konuların ana fikirlerin de ise genel olarak hemfikiriz gibi.

      • Ugur bey siz nurdan ablanin kusuruna bakmayin bazen ne dedigini bilmez: cunku japonya kadinlara yonelik taciz siralamasinda dunya sampiyonudur(tokyo) yalniz siz bizim cezaevlerindeki tum mahkumlari nasil ayni kefeye koydunuz ben de onu anlayamadim..?

      • Uğur ve Ilhan beyllere cevabım.

        “İlahi Nurdan Adaletin nerede ?”

        Sayin İlah bey sizin anlaya- bileceğinz ayrıntıli bir cevap yazdım fakat,sakıncalı olduğundan olsa gerekki yayınlanmadı.

        “O haberi ince ayrıntılar ile bütün Dünyada yayınlandı….Hemde Rusların videoları eşliğinde.
        Benim imanip inanmam veya vijdanli olup olmam beni ilgilendiren bir konu,

        ×××××
        Uğur bey! Belliki siz benim, yazdıklarımı Anlamiyirsunuz
        veya anlamak istemiyorsunuz.

        Peki biz millett olarak.Öğle değilmiyiz?
        Örnek:HDP li,CHPli, AKPli, ve diğer partilerin seçmenleri, kendi partilerine kendileri şöyle dursun. Başklarına tek kelime laf ettirirlermi? Cevap hayır.
        Asla ve Asla kendi partilerının yalnişını Söylemezler ve söyletmezler.
        Son AKP li Istanbul M VEKILI, yarım ağiz yazıca, başına gelenlere hepimiz şahidiz.
        Bizim millet sevdiklerinin yalnişlarını kapatmak için canını feda eder.
        Bunu iyi bilen Cambaz politikacilar milleti parmaklarında oynatmiyorlarmi?

        • Nurdan abla ugura ben durumu izah etmeye calistim ama kendisine engel de olamadim; yine karnindan karnindan biseyler karalamis iste size karsi; zaten anlasa ne anlamasa ne..? O gitsin, sizin de pek bayildiginiz papuc burunlu arnavut yazarimizin herzelerinden boncuk toplasin..! Tovbe tovbe…

  19. Türkiye’de siyaset yapmak için çok zor. İktidarı haklı olarak eleştirdiğimiz zaman, ya fetocu oluyor ya da vatan haini oluyoruz. Sadece Fehmi Koru sayfasında değilde sosyal medyanin her yerinde paralı ak troller vardır. Troller konuyu değiştirmek ve insanları boş yere yerden yere vurmak için görevlendirilmiştir.
    Bu arada dün akşam Eren Erdem tahliye oldu çok mutlu oldum. Zira onun gibi cesur insanlara ihtiyacımız vardır.

    • Hemen sevinmesen iyi olur nusret; yalniz turk yargisinin kararlarina saygili olmayi ogrendiysen o guzel; cunku bu cikan yarin yine girebilir veya en azindan vatan hainleri icin icerde bi kisilik daha yer acilmis demek ki…

    • Erol bey, kisilik yarilmasi durumlarinda oyle; ozledik artik haydi bir de diger yuzunuzu gorelim diyerek biyere varamazsiniz! Dolunayda belki…

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız