İki Türkiye tablosu: Birinde hamaset var, diğerinde Türkiye’nin zemini oyuluyor…

27

Birbirinden her gün biraz daha farklılaşan iki Türkiye tablosu var.

İlki, bizim gazeteler ve televizyon kanallarının sunduğu tablo. O tabloya göre, Türkiye, tarihinin son 100 yılında hiç olmadığı kadar güce kavuşmuş bir ülke. Şimdiye kadar olmayan doğal kaynaklar elde ediyor, Karadeniz’de bulunan doğalgaz gibi; başka kaynaklara erişmek için şartlar zorlanıyor, Doğu Akdeniz’deki dengeler içerisine girme çabası gibi…

Mevcut sınırlarına sığamayan bir Türkiye tablosu bu. Kimi Osmanlı’nın, kimi ise biraz daha geriye gidip Selçuklu’nun haritaları üzerinden ülkeye yeni sınırlar biçiyor.

Tabloya bakıp hayran kalmamak elde değil. Nitekim, görevi iktidarın yanlışlarını kamuoyuyla paylaşmak olan muhalefet bile bu tablo karşısında ne yapacağını bilmez bir görüntü veriyor. 

Galiba, birbiri ardına hayata geçirilen adımlarla son sürat dünyadan kopma noktasına doğru koşulduğunun tam ayırdında değil muhalefet.

İkinci Türkiye tablosu da işte dünyaya bakan yüzü ülkemizin. Sanki ilk tabloya yansıyan ataklar bu ikinci tablonun içeride -hatta iktidar kadroları tarafından bile- fark edilmemesini sağlamak için kullanılıyor.

Taşlar yerinden oynuyor ve Türkiye…

Dün olanlara şöylesine bir göz atarsak ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.

Reklam

El-Al İsrail’in havayolu şirketi. Dün üzerine üç dilde (İngilizce, Arapça ve ibranice) ‘Selam’ sözcüğü yazılmış bir El-Al uçağı Tel Aviv’den kalktı, Abu Dabi’ye kondu. Uçağın içinde ABD başkanı Donald Trump’ın eliyle seçtiği temsilcileriyle İsrail hükümetinin öndegelen diplomatları yer almaktaydı. Bu seferle El-Al İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında imzalanmış ‘barış anlaşması’nın ilk somut atağını gerçekleştirmiş oldu. İki ülke arasında karşılıklı uçak seferleri böylece başlamış oldu.

Katar da İsrail’de faal. Hamas ile İsrail arasında başlayan Gazze’deki yoğun sıcak çatışmaların sona ermesi için arabuluculuk yapıyor Katar. İlk gelen haberler Katar heyetinin başarılı olduğu yolunda. İsrail’in izniyle Gazze’deki Hamas yönetimine maddi destek sağlıyor Katar ve bu özelliğini Hamas’ı çatışmasızlığa zorlamada kullanıyor.

Ortadoğu’da her şey İsrail’in istediği istikamette gelişiyor. Ülkesi içerisinde ciddi muhalefete maruz Benjamin Netanyahu, BAE’yi başka Arap ülkelerinin de izleyeceği müjdesini sürekli veriyor. Suudi Arabistan da dahil İsrail ile örtülü ilişki içerisinde bulunmayan bölge ülkesi yok gibi.

Fransa da faal Ortadoğu’da. Beyrut’taki büyük patlama sonrasında ikinci kez Lübnan’a giden Fransa devlet başkanı Emmanuel Macron, ülkede egemen siyasi yapıyı değiştirmeyi amaçlayan köklü değişiklikleri dayatmakta ve ilk başarıyı o çevre dışından bir ismi başbakan olarak ilan ettirip sağladı bile. Lübnan’ı Almanya’da temsil eden büyükelçi Mustapha Adib getirilip başbakan yapıldı. Fransa Lübnan üzerindeki İran gücünü Batı adına kırmak niyetinde.

Türkiye bu gelişmelerden rahatsız. 

Yine dün, ‘Suriye Demokratik Konseyi’ (SDK) adını taşıyan bir grup Moskova’da en üst düzeyde karşılandı. Türkiye’nin ‘terörist’ olarak tanımladığı YPG/PYD yapılanmasının vitrini SDK. PYD/YPG yapılanmasının, PKK gibi, Moskova’da temsilciliği bulunuyor zaten.

Ankara, dışişleri bakanlığı açıklamasıyla, bu gelişmeyi en sert ifadelerle kınadı. 

Olayı daha da vahim hale getiren, dışişleri bakan yardımcısının başkanlık ettiği bir Türkiye heyetinin ikili çıkarları görüşmek ve ortak hedefleri belirlemek üzere Moskova’da bulunduğu sırada gerçekleşti Ruslar’ın SDK ile görüşmesi.

Reklam

Rusya bu görüşmeyle Türkiye’ye açık seçik bir mesaj vermiş oluyor.   

Suriye konusunda dışlanıyor Türkiye.

Libya’da da Türkiye dostu içişleri bakanı Fethi Başağa görevden alındı. Başbakan Serrac kendisine yeni hamiler aramaya başladığı sinyalleri veriyor…

Doğal olarak Türkiye bu gelişmelerden de rahatsız.

Tıpkı bir süre önce, PYD/YPG yapılanmasının, Washington’un gözetimi altında, Trump’ın onayıyla, varlığını sürdürdüğü Kuzey Suriye’de çıkmakta olan petrolün işletim hakkını bir Amerikan şirketine devretmesinden rahatsız olunduğu gibi…

Oysa Putin Rusya’sı ile Trump ABD’sini ‘dost ve müttefik’ sayıyor Türkiye…

Bu arada, Avrupa Birliği (AB) de Doğu Akdeniz politikası sebebiyle Türkiye’ye yaptırım uygulanacağını açıkladı. Çok uzak olmayan bir mazide ‘tam üyelik’ müzakereleri yürüttüğümüz AB…

Türkiye hiç kuşkusuz bundan da rahatsız.

NATO genel sekreteri de bunların olduğu şu günlerde Ankara’ya geldi ve muhtemelen üyesi olduğumuz örgüt adına mesajlar iletti. Hiç zorlanmadan içeriğini tahmin edebileceğimiz mesajlar…

Dünya yeni bir düzene doğru gidiyor ve Türkiye…

Şimdiye kadar çok genel hatlarıyla özetlediğim ikinci tablodaki Türkiye, sınırlarını zorladığı, kendine daha geniş imkanlar ve güç kullanacağı zemin arayışı içerisindeki göz doldurucu ilk tablodaki Türkiye’den çok farklı.

Adeta dünya yeni bir alt-üst oluş yaşıyor ve bu sarsıntıdan Türkiye’nin de içerisinde yer aldığı coğrafyadan yeni bir düzen çıkacak, fakat Türkiye bu yeni yapı içerisinde var olan gelişmeleri etkileme gücünü kaybediyor gibi…

Tablolara bakarak çıkardığım sonuç şu: Rusya ve ABD -muhtemelen dirsek teması halinde- Türkiye’yi dışlayarak kendilerine ortak bir nüfuz alanı açıyorlar; Türkiye’ye sadece hamaset ve övünme alanı bırakıyorlar.

Boş çıktığı takdirde iktidarı zor duruma düşürebilecek bir alan bu.

ΩΩΩΩ

27 YORUMLAR

  1. Ağzım kurusun yüzyıl önce Enver de tam bu kafayla gidiyordu. İhtişamlı zamanlara dönme hayaliyle başlayan ve yüzbinlerce vatan evladının ölümüyle sonuçlanan macera Mondros’la bitti. “Oyunu kaybettik” diyecek kadar olayı hafife alan Enver, bir Filikayla Karadeniz’i aşıp Gözleve’(Evpatorya) den Kafkaslara geçmeyi denedi. Tabii olmadı. Açıldığı kıyıya savruldu. Zatürre oldu. Günlerce hasta yattı. Bir Alman uçağıyla Berlin’de defalarca uçmayı denedi. İki kez yere çakıldı. Uçağın sürtülen burnunun ne anlama geldiğini kavrayamadı. Tutulandı. Yılmadı. Bolşeviklerle işbirliği yaparak yıldızını yeniden parlatmayı denedi. Şark Milletleri Kurultayına katılmak üzere Bakü’ye geldi. Kimse yüz vermedi. Naciye’nin ayaklarına Cengizhan’ın, Timurhan’ın tahtlarını sermek için son bir macera kalmıştı. Ortaasya’ya geçmek. Onu da yaptı. Yeni hayali Berlin’den Afganistan’a zeplinle silah ve subay taşımaktı. Bu da olmadı ama onun hudutsuz maceraperestliği Afganistan’da da onbinlerce insanın ölümüne ve Ortaasya Türklerinin yetmiş yıl ağır bir esaret alında yaşamalarının nedeni oldu.
    Bunlar tarih de bilmezler ama keşke dönüp adını anmaktan büyük haz duydukları Osmanlının nasıl battığına baksalar. Maazallah… Allah korusun…

  2. Fehmi bey, bir konu yazacağı zaman bir önceki yazısını o konunun gerçekliğini kamıtlamak ve nasıl halledileceğine dair ip uçlari veriyor.

    Elleri kanlı Diktatörleri savaşlarla kolay kolay indiremessiniz! Bunun canlı õrneği Esat…
    Indirsenizde Süriyeden daha beter olur tıpkı Saddamin Iraki Kadafinin Lüblani gibi.

    Fakat bu diktatörleri gazeteciler ve ve medya indirir.
    Buda şimdi eskisinden daha kolay gerçek gazetecilerin ana yurdu sayılan SOSYAL MEDYA.
    İşte bundan korktuklari için İran, Türkıye, Arap ülkeler ve üçücu dünya ülkelerinin diktatörleri sosyal medyayi yasakliyorlar.
    Ahmet Nesine pasport dahi vermeye korkuyorlar fakat o sosyal medyada çatır çatır Perinçekgillerin gerçek yüzlerini yayınlamaya devam ediyor.
    Eee Fehmi korunun 5 yıl õnce 15 Temmuzun gerçek ne için yapıldığını ve şu an hapiste olan ve yurt dişinde sürgün hayatı yaşayan gazeteciler de ayni bilgileri yazdılar.
    2014 te Fatih altaylide Türkiyenin bu duruma geleceğini yazmıştı.
    Bundan sonra diktatörlerin bir değil bin tanede havuzlari olsa sonlarının başlangici sosyal medya vasitasi ile başlamış olduğunu çok iyi biliyorlar ve ömürlerini uzatmalari oynuyorlar…
    Trump, Netenyahu, Ürdün Kırali hariç arap diktatörleri birer birer tahtlarını milletin gerçek temsilcilerine bırakmak zorundalar.
    Dünyaya verdikleri zarar hadini aştı.

  3. Üstadım ben senin kadar karamsar değilim ama Türkiyen nin dış politikasının hiç de iyi olmadıgının farkındayım.Dışişleri başkanı sanki bir bürokrat bile değil;hiçbir açıklama yapmıyor ve ya yapamıyor.Varsa yoksa bir sayın Cumhurbaskanı,onun da konusma üslubunu biliyoruz.Avrupa yı karsımıza aldık,arapları karsımıza aldık,ABD ve rusya safındaymısız gibi görünüyoruz ama büyük devletlerle iş birliği yapmak yılanla çuvala girmek gibi bir şey demişti bir politikacımız ve doğru da söylemişti.Biz su anda hiç kimseye yaranamadık.Yalnız; bizim işbilmez gazetecilerimiz ve medyamız yüzünden her sey tozpembe gözüküyor.HERKESE SAYGILAR.

    • Bahri bey türkiyenin dışpolitikası ona buna yaranmak üzerine olsaydı, bazı arap ülkeleri gibi güneydeki sevdiğimiz ülkenin kapısına yatar yuvarlanırdık ama o günler eski türkiyede kaldı; uyanın artık! Devletbaşkanımızın konuşma üslubunda ne varmış ki; One minute!
      M.çavuşoğlu şimdiye kadarki en başarılı ve kabiliyetli hariciye vekilidir…

  4. Vallahi konu o kadar çok yönlü , karmaşık ve derin ki ‘ bu kampanya bizi aşar Cumhur Abi ! ‘ diyerek herkese selam ve saygılar sunarım !

  5. Dış politikayı değerlendirirken yapılabilecek en büyük hata ‘düz mantık’ ile düşünmektir. Emperyal güçler yönlendirmek istedikleri bir ülkede kendi ajanlarını yönetime getirtmek gibi basit yöntemler kullanmazlar ve zaten bu çoğu zaman mümkün değildir. Zira her ülkenin kendi iç dinamikleri vardır. Ayrıca ‘küresel üst akıl’ da olsanız geleceği tam olarak bilemezsiniz ve onlar da bunun bilincinde olarak alternatifli planlar yaparlar. Bu planların bir matematiği vardır ve en kötü ihtimal gerçekleşse bile zarar etmemek üzerine kurulur. Ünlü matematikçi John Nash’in ‘Oyun Teorisi’ bu bağlamda değerlendirilebilir. Diğer yandan emperyal ülkeler, en kötü ihtimal gerçekleşmek üzere iken bunu önlemeye yetecek askeri ve ekonomik güce sahiptirler. Yani, zor oyunu bozar!

    Türkiye yönetiminin entelektüel düzeyinin küresel üst akıl ile kapışacak durumda olduğu varsayılabilir. Her ne kadar böyle bir izlenim vermiyorlarsa da bir an için böyle olduğunu kabul edelim. Fakat hiç kimse geleceği tam olarak bilemeyeceği için dış politikada çıkabilecek en kötü ihtimalleri de dikkate almamız gerekir. İşte böyle bir durumda Türkiye askeri ve ekonomik gücünü kullanıp karşılaştığı hayati bir sorunu çözebilecek midir? Bu sorunun cevabı bellidir, ancak geri adım atarak beklemeye geçecektir ve yeni planlar yapacaktır. Fakat ne planlar yaparsanız yapın dış politika soyut matematik değildir, son tahlilde fizik sonucu belirleyecektir.

    Bir süredir yürütülen yerli ve mili savunma sanayi gelişmeleri kısmen doğru fakat büyük ölçüde abartma ve propagandadan ibarettir. Kimse böyle şeylere güvenip de boş hayaller kurmasın. Yumurta kapıya dayanmış “dur hele bekle, ben kendi savaş uçağımı yapayım da sonra kapışalım” gibisinden yaklaşımları hayret ve ibretle izliyorum. Hadi Erdoğan’ın entelektüel düzeyi belli, diyelim ki ona yanlış bilgi veriyorlar. İyi de diğerlerine ne oluyor? (Milli savaş uçağı projesi için yazacağım yorumu okumanızı tavsiye ederim.)

  6. – özgürlük olmadan hiçbirşey olmaz. herşeyi temeli özgürlük.
    – Sonra da bilgi.
    – Özgürlüğü temeli ise, kişinin kendi beyninin ve duygularının özgür olması.
    – bunu toplumun özgür olması takip ediyor.
    – ve en sonunda da yönetimin özgür olması gerekiyor.
    – Ancak, yönetimin özgür olup olmaması gelişmeyi ve dönüşümü çok fazla etkilemiyor.
    – Nitekim, insanların düşünceleri nedeniyle yakıldığı ortaçağda pekçok düşünce gelişebilmiş.
    – ama, avrupada kadınlara ilk önce seçme ve seçilme hakkı verilen türkiyede, kadınların durumu içler acısı.

    • Hamza bey standardizasyona bu kadar ilginiz varsa osmanlıdan kalma türkiyenin ilk standartlar belgesi “kanunname–i ihtisab–ı bursa”ya da bi göz gezdirin derim; çokbilmiş sivrizekalı teldolapçı yorumcuların da söylemeye çalıştığı gibi atalarımız da ağaçkovuğunda yaşamıyordu heralde…

  7. Karadeniz’de keşfedilen gazla DEAŞ’ın sözde Türkiye emiri arasında bir bağ var mı? Evet, hayli manidar4 ir bağ var. Şöyle: Son dakika haberi olrak duyurulan bilgiye göre, İ. Bakanı Soylu, Twitter’dan DEAŞ’ın sözde Türkiye emirinin yakalandığını ve tutuklandığını duyurmuş.

    “İyi de bu o kadar da heyecan verici müjdeli bir haber değil. Kardeniz gazıyla arasındaki benzerlik uzak.” demeyiniz. Çünkü, benzerilk işin “müjde kısmında değil. Soylu’nun haberine ilişkin bir ayrıntıda:

    Soylu’nun ismini Mahmut Özden olarak açıkladığı bu DEAŞ Türkiye Emiri, 21 Eylül 2017’de ‘DEAŞ’ın sözde emiri serbest’ başlığıyla gazetelere haber olmuş. Bu bir.

    Özden, 10 Temmuz 2018’deki bir operasyonda da gözaltına alınmış, ardından serbest bırakılmış. Bu iki.

    Özden geçen yıl 12 Temmuz’da da Adana’da MİT ve polisin ortak operasyonuyla gözaltına alınmış, sonra salınmış. Bu üç.

    Yani, anlayacağınız, DEAŞ Türkiye emiri dört yıl içinde dördüncü kere yakalanıyor.

    Mehter de yetmiyor. Vanaları sonuna kadar açıp gaz veriyorlar.

    Belli ki gidiciler.

  8. Rabbim yardımcımız olsun. Ülkem adına, geleceğimiz adına, çocuklarım adına kaygılıyım. Hakikaten bütün dünya Türkiye’ye karşı birleşmiş. Türkiye tarihinde hiç böyle bir duruma düşmemişti.

    • O kadar karamsar olmayın. Değil dünya sadece avrupa bile bir konuda birleşemez. Birleşenler Türkiye’deki Osmanlıcı dinciler ile maceracı Enver Paşacılardır.

      • onları da birleştiren israil. İsrail “çok güçlüsünüz, orta doğunun liderisiniz, siz artık uzay ligine transfer oldunuz” diye variyor gazı bunlar da o gazla israilin işine yarayan politikaları uyguluyorlar.

  9. yaşım 62 kendimi hiç bu kadar ülkem adına çaresiz hissetmemiştim.
    birileri dünya liderliğinden bahsediyor.
    aslında yapayalnızız.en iyi dostumuz gözüken uğruna kutularına çürümeye bırakılan s-400 lere milyarlarca dolar yatırdığımız ve 2.parti için hala yatıracağımız rusya düşman addettiklerimizle oyun çeviriyor.rus ayısından dost olmayacağı vecizelere konu olmuşken bu aymazlık neden.
    neticede sert bir şekilde kınayıp duruyoruz.elimizden başka bir şey de gelmiyor.
    işte israil 1948 den beri ince ince işleyerek oluşturduğu dış politika ile arap dünyası ile ilişkilerini olgunlaştırıp ambargoları kaldırtıyor.
    bir ingiliz başbakanı zannediyorum yüzyıllar önce önce ülkelerin dostları düşmanları yoktur değişen çıkarları vardır demiş.
    biz hala dost düşman kelimelerini kullanırken hiç itinalı davranmıyoruz.
    sanki şimdi dost bildiğimiz rusya 93 harbinde istanbulun semti olan yeşilköye kadar gelmemişlerdi.sanki batum kars ardahanı işgal etmemişlerdi.
    eksen değiştirmekten bahsedenler.sanki değiştirecek eksenimiz var mı ki.

  10. muhalefetin ayırdında olmadığı zaten ortada ama iktidarın olup bitenlerin farkında olmadığı meselesini anlayamadım. bana göre iktidar kanadı olup bitenlerin fena halde farkında, fakat bu farkındalıkları onlara büyük hatalar yaptırdı ve dar zihin yapıları, ön yargıları ve de kör ideolojileri doğruya dönmelerini imkansız kılıyor. o kadar sıkışmışlık hali görünüyor ki iktidar da bu dar alana hapsolmuşluk hali artık dünyayı görmelerini de imkansızlaştırıyor. öyle ki Çin’in askerleriyle gelip Türkiye’ye yardım edeceğini umacak kadar çaresizlik içindeler. şu anda bütün çabaları bu çaresizliği millete hissettirmemek ama buna da engel olamayacaklar malesef.

  11. BOP eşbaşkanlığından bu yana bir çok yerde “Irak, Libya, Suriye, Mısır’da ne oluyorsa çok uzak olmayan bir gelecekte Türkiye’de de aynısı olacaktır” diye yazdım. 2000 lerin başından daha yakınız o günlere. Eğitimi, yargısı, ordusu, ekonomisi darmadağın, enerjide dışa bağımlı, teknoloji özürlü, kırmızı çizgileri ile dalga geçilen, saygın hiç bir dostu olmayan, parası gibi pasaportu da değersiz bir devlet uzun süre ayakta kalamaz. Bu yetmezmiş gibi içte ve dışarıda, küçük büyük, haklı haksız herkese posta koymayı politika sayan kendileri gibi liyakatsızlarla yıllarca yol alan yöneticilerimiz var. Dışişlerini monşerler diye küçümseyenler, uzaktaki bir devletin sınırlarından gayri kanuni yollarla girmeye çalışan bakanlar, dil bilmeyen konsoloslar… TÜrkiye hiç bir zaman Dünya’da bu kadar küçülmemişti. Bu insanlarla aynı gemide olmak acı. Türkiye gemisi batıyor, filikaları bile sattılar çünkü.

  12. Zulüm, bir şeyi uygun tarzda yapmamak, ölçüsüz davranmak, haddi aşmak, haksızlık yapmak anlamına gelir. Zulmün zıddı adalettir. Adalet ise; denklik, her şeyi yerli yerine koymak, ölçülü olmaktır.
    Zulüm kelimesi, sözlükte “bir şeyi asıl yerinin dışına koymak” anlamına gelmektedir.Buna göre adalete uymama, haddi aşma, amaçtan sapma, hak edene hakkını vermeme, başkasına sıkıntı, işkence ve eziyet etme gibi eylemler zulüm kapsamına girdiği gibi, Allah’a ortak koşmak, O’na isyan etmek de zulüm kapsamına girmektedir. Çünkü bu durumda ibadet edilmemesi gerekene ibadet edilmekte ve itaat edilmesi gerekene ise isyan edilmektedir.Bu da “bir şeyi asıl yerinin dışına koymak” anlamına gelmektedir.

    Kur’ân kıssalarında toplumların yükselme ve ilerleme sebepleri anlatıldığı gibi, milletlerin çöküp yok olma sebepleri de anlatılmakta ve bunların Allah’ın varlıklar hakkındaki değişmez yasaları gereği olduğu vurgulanmaktadır.
    Allah’ın emirlerine karşı gelen, insanlara zulmeden veya Allah’ın verdiği nimetlere nankörlük eden toplumlar hem dünyada, hem ahirette Allah’ın azabına uğrarlar. Bu toplumların dünyadaki azapları; medeniyet ve uygarlıkta geri kalmaları, ekonomik sorunlarla karşıkarşıya gelmeleri, iç barış ve güvenin yok olması veya toplumun genel bir felâketle tarih sahnesinden silinmesi gibi cezalarla olmaktadır.
    Zâlimler dünyada esenlik ve mutluluğa ulaşamadıkları gibi ahirette de ziyana uğrayacaklardır: “De ki: “Ey halkım, gücünüz yettiğince yapacağınızı yapın, ben de yapacağımı yapıyorum. Yakınlarda geleceğin kimin olduğunu anlayacaksınız. Muhakkak ki zulmedenler, asla onmazlar!(En’âm suresi,135.ayet).
    Zâlimlerin dünya hayatındaki cezalandırılmaları kimi zaman başka zâlimlerin onlara musallat olmalarıyla olmaktadır.(En’âm suresi,129.ayet).
    “Hiçbir el yoktur ki Allah’ın eli onun üstünde olmasın. Hiçbir zalim yoktur ki başka bir zalim tarafından yok olup gitmesin.”(İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azim, II, 177).Kaynak:
    KUR’ÂN’DA SÜNNETULLAH VE TOPLUMLARIN ÇÖKÜŞ NEDENLERİ/Abdulbaki GÜNEŞ.
    Müslümanlar ne zaman Allah’ın emirlerini geriye atıp nefslerinin hevâsına tâbi’ oldularsa Allah onların başına kâfir ve zâlimleri musallat etmişdir… Bağdad üzerine yürüyen Cengiz ve Hülâgû, Anadolu üzerine yürüyen Timur, Endülüs üzerine yürüyen Hıristiyanlar, Osmanlı üzerine çullanan Avrupalılar, Filistin’e kan kusturan Yahudiler sayısız misâllerden sadece birkaçıdır.
    Aslında müslümanlara musallat olan zâlimlerin yaptıkları zulümler, müslümanların Allah’a ısyân ederek kendi nefslerine yaptıkları zulmün tezâhüründen başka bir şey değildir.
    Kaynak:Allah Zâlimleri Müslümanlara Neden Musallat Eder?
    http://www.muzafferozak.com. Mazlumların mazlumiyeti uzun süre devam ettiğinde, zalimlerin zulmü uzun bir zamana yayıldığında; yılları, çeyrek asırları ve bazen de asırları aştığında “Allah’ın yardımı, zalimin sonu ne zaman?” diye… Zalimler darbe üstüne darbe vurduğunda, katliam üzerine katliam yaptığında, her geçen gün zulmün dozajını artırdığında, zulümde ileri gidip haddi aştığında, karanlık katmerleştiğinde, insanlık göğüne kara bulutlar çöktüğünde… Acaba İlahi adaletin tecelli edeceği zaman gelmeyecek midir? İlahi adaletin tecellisi ahirete mi kalacaktır? Acaba gidişat hep böyle mi olacak, böyle gelmiş böyle mi gidecek? Deveran hiç ters dönmeyecek mi? Feleğin çarkı, hep zalimden yana mı dönecek? Acaba rüzgârlar, hep zalimin çarkını mı çevirecek? Sular hep zulüm bağını mı sulayacak? Acaba kaleler, zindanlar hep zalimi mi koruyacak? Ateş, kılıç, kırbaç hep zalimin elinde mi olacak? Acaba gece her daim gece, kış her daim kış mı olacak? Bu gecenin bir neharı, bu kışın bir baharı olmayacak mı? Acaba zakkum ağacı hiç kurumayacak mı? Gül gülistana, damla deryaya dönüşmeyecek mi? Acaba zulüm sarayı yükseldikçe yükselecek, garibanın taştan ve topraktan evi hep başına mı yıkılacak? Acaba akan kan hiç durmayacak mı? Gözyaşları ve feryatlar hiç dinmeyecek mi? Bunca çile, bu denli esaret hiç bitmeyecek mi? Acaba, acaba, acaba…Tam da bu esnada Rahmet-i ilahiyeden şu uyarıcı sözlerin muhatabı olur: “Siz, sizden önceki ümmetlerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda Allah’ın elçisi beraberindeki mü’minlerle “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek hale geldiler. Dikkat edin, şüphesiz Allah’ın yardımı pek yakındır.” (Bakara suresi, 214.ayet).İnkârcılar, zalim ve zorbalar cihetine gelince Âlim, Hâkim, Kadir, Sebbar ve Şedidu’l îkab olan Hakkın dünyada cari olan “mühlet” kanununu iyi bilmek gerekir.“Rabbin çok bağışlayıcı, çokça merhamet sahibidir. Eğer yaptıkları yüzünden onları (dünyada) cezaya çarptırsaydı, elbette azaplarını çarçabuk verirdi. Hayır, onlar için belirlenmiş bir gün vardır ki, (o gün geldiğinde) hiçbir kurtuluş çaresi bulamayacaklardır.” (Kehf suresi, 58.ayet).Kaynak:Allah’ın Yardımı, Zalimin Sonu Ne Zaman?/Cihan Bozoba – İnzar Dergisi – Haziran 2013
    Saygılar.

  13. Türkiyede yazar olmak dünyanın en kolay işi. o kadar çok konu var ki. hangisini yazsan diğerleri küsüyor.
    – Amerikalı yazarların da türkiyedekiler kadar olmasa da şanslı olduklarını söylemem lazım. sadece trumpın yalanlarını yazarak bedavadan geçinip gidenler var.
    – Gerçi bizde de böyle geçinebilinecek bir durum var ama bizim yazarlar başka şekilde bedavadan geçinmeyi tercih ediyorlar.
    – ne diyelim. Allah herkesin gönlüne göre veriyor. kimisi yaldan, kimisi tabaktan besleniyor.
    – Herneyse. size bugün bir fıkra anlatacağım:
    – Faşist bir köpek yolda gidiyormuş. Bir adam et almak için kasap arıyormuş, faşist köpeği görünce ondan kasabın yerini öğrenebileceğini düşünüp köpeğe yaklaşmış. yakınlarda kasap olup olmadığını sormuş.
    – Faşist köpek kasabın yerini biliyormuş ama kasabın yerini nasıl tarif edeceğini bilememiş. düşünmüş taşınmış işin içinden çıkamamış. bunun üzerine, kendisine kasap soran adama, “vatan haini. niye kasabı bana soruyorsun. o kasap da vatan haini zaten” diyerek adamı ısırmış.
    – bu fıkra da nerden geldi aklıma bilemedim şimdi.

  14. Tüm dünyayı bir çırpıda gezmek, gördüklerini bir yazıya sığdirabilmek, gerçek yazarlık bu olsa gerek.
    Türkiye yi dışlayarak.. İste sihirli cümle.
    Akdenizde seni niye oyaladiklarını da anlamışsındır umarım ey okuyucu demiş te oluyor sn yazar sanırım.
    Burada bir soru: Türkiye nin bu yeni düzen çemberine girmeye niyeti mi var?
    Girme ihtimali olsa bile kazanacağı ne var? Kaybedeceklerini hazmedebilecek mi?
    Kanal açar, müzeyi cami yaparsak güneyden boru döşemekten vazcayarlar mı?
    Yada bizim insanlarımızı ayartıp bize silah sıktırmaktan utanırlar mı?
    Adaların yanından geçerken AB’ye gemi geçiş ücreti verilecek derlerse nolcek?
    Ortadoğu da dönen dolaplardan bize ne deme lüksümüz var mı?
    (Dikkat:girebilir mi diye sormadım!)
    Bu konu sadece iktidardan gitmek yada Esed, saddam çıkmazına doğru sürüklenmek uyarısı mı, yoksa
    İktidara talip olacak (böyle bir ihtimal yok ta!) bilgili, ufku geniş, ileriyi görebilen muhalif siyasetçi lerimiz mi var acaba?
    Nihayet “şu gitsin de biz gelek” ten, “ben/biz en iyisini, sunu bunu yapacağız” safhasına mı geçtiler acaba?

  15. Yazınızı okuyunca moskovanın teslim olmak üzere olduğundan emin oldum.
    – Zaten biliyordum da, şimdi tam emin oldum.
    – şüphe duyduğum için (tabii ki zaferden) kendimden utanıyorum.

  16. İsralde yaşayan Arap, Müsevi ve Hiristiyan kadınların arka cephede erkekleri nasıl hizaya getirdiklerini görünce onlar adına seviniyorum bizim adımıza üzüliyorum.
    Bizdeki hanımlar kanla beslenen politikacılara kul köle oliyorlar ve doğurdukları evletlarını parçalaması için kendi elleri ile aslanın ağzına atiyorlar.

    Barışa için mucadele veren hanımların 10 saat önce aralarımda yazıştıkları yazılar.

    Ilk yazida Sara isiminde bir hanım,
    Komşunu sev o seni sevmese bile.
    עושות שלום نساء يعملن السلام Women Wage Peace
    10 hours ago
    This is Sara’s message:
    Love thy neighbor –
    even if she is not like you.

    English page נשים עושות שלום نساء يعملن السلام Women Wage Peace
    10 hours ago
    This is Ghadir’s message:
    The time for women has arrived!

    English page נשים עושות שלום نساء يعملن السلام Women Wage Peace
    10 hours ago
    The word PEACE in three languages appears on the plane of the delegation to Abu Dhabi. We are thrilled that the word PEACE is once again in public discourse.
    We want to remind everyone that the route from Abu Dhabi to Jerusalem passes through Ramallah; we must talk to the Palestinians in order to achieve regional peace.
    Yes. It’s possible!

    English page נשים עושות שלום نساء يعملن السلام Women Wage Peace
    on Sunday
    An Israeli delegation will be leaving tomorrow morning for the United Arab Emirates. ThisThis delegation will discuss civilian issues and later on another delegation will focus on security issues.
    We demand significant representation of women from diverse groups in the population in both delegations – experts on civilian issues and on security issues.

    Without women there is no solution!

    • Nurdan hanım merhaba!
      – Kadınların çabasını takdirle karşılıyorum. Ancak israil-arap yakınlaşmasını kadınların sağladığı konusundaki düşüncenize pek katılmıyorum.
      – İsrail-arap ilişkilerinin düzelmesi herkesin, özellikle de acı çeken filistinlilerin yararına olur. tabii bu normal ilişkilerden bahsediyorum.
      – Yoksa netanyahu ile trumpın girişimi ile olan yakınlaşmadan değil.
      – Nitekim, netanyahu, işgal planlarından vazgeçmediğini açıkladı.
      – Yani, bae ile israil arasındaki bu ilişki öyle pek alkışlanacak bir ilişki değil, altından çıkacak çapanoğlunun bekleneceği bir ilişki.
      – Ya da ben öyle düşünüyorum.
      – Herkes özündekinin dışında şeyler üretemez. elma çekirdeğinden karpuz yetişmez.
      – Kuşkusuzki hem insana, hem de insana dair şeylere bu kadar kesin ve basitlikte yaklaşılmaz. Ancak, netanyahu ve trump ve bae, arap ve israil halkının ve dünyanın baskısı ile böyle bir girişimde bulunsalardı umutlu olabilirdim.
      – zaten, israil haricinde, arap kadınlarının bae yönetimini barışa yönlendirme gücünün olması zaten mümkün değil. israilde ise, kadınlar işgali bile önleyemiyorlar. Yani, israil politikalarını belirleme etkileri yok.
      – Peki ne yapmak lazım:
      – İsrail ile bae arasındaki başlayan ilişkiye; “hemen ilişkinizi kesin!”mi demek lazım?
      – Kuşkusuz hayır. mümkün olduğunca, bu anlaşmanın arap ve israil halklarının yararına bir temele ve gelişime oturması için çalışmak lazım.
      – Benim düşüncem bu!

      • Merhava, Hamza bey!
        Sizin yazdıklarınız doğru ve katilitorum.
        Aslında Netenyahu, Trump, ve Arap liderler barış istemiyorlar tıpkı bizdeki PKK nin bitmesini istemiyenler gibi.
        Kadınların barışa kadar mucadeleye devam derneğinin kuruluş nedenlerinden ilki Netanyahu’yu çõkertmek, çünkü İsraili musevi ve arap asıli Hırıstiyan,Müslüman ve Müsevi dinlerineden olan hanımlar, Netenyahu, Trump, Arap, ve diğer İslam ülkelerinin liderleri gibi savaş nareleri eşliğinde kanla beslenenlerin õnce gerçek yüzlerini gõstermek ve onlari devirebilek için 0 bütçe ile mucadeleye başladılar, bu dernek kuruları henuz 6 yıl olmamasına rağmen İsralli ve Filistinli politikacılarının gerçek yüzlerini ortaya çıkarmakla işe başlamaları onları alak bullak etti.
        Netenyahuyu devirmek ve barış yapabilecek birisini başa getirmek gayesi ile yola çikmış bir dernek.
        Ama şansızlıkları Trump gibi bir kanla ve kausla beslenenin hilleli bir oyunla abd başkanı olması yoksa Netenyahu çoktan gitmişti.
        Kan emicilerin koltuğu sallandıkça çeşitli çarelere baş vurarak biraz daha õmürlerini uzatmalari ve cep doldurmaları için zaman kazanma yolunun
        bundan böyle savaş değil bariş olduğunu bildiklerinden dolayı 50 60 yıl önce yapılması gereken barışı Arap alemininde diktatörleri de barış yapmaktan başka çareleri kalmadığı’ndan dolayi bu adımı attılar. Yoksa bir değil bin kadın derneği kurulsa onların kılı dahı kıpırdamazdı, çünkü onlarda israilin başinda Netenyahunun ilalebet kalmasını istiyordular; Tıpkı TRUMP’IN seçilebilmesi için Iranda dahil bütün İslam ülkeleri ve Rusya seferber olduğu gibi.
        Hamza bey! Filistin lideri Yasser Arafatın zehirlen,’diğinden herhalde haberiniz vardır.
        Rahmetli barış yapak üzere iken kendi kabinesi onu zehirledi.
        Bir kadın Arafatın zehirlenmesini ve kabinesindeki bakanlarının nası israil yönetimi ile aşşık attiklarini kitabinda yaziyor. Eģer bu dernek gibi bir dernek o zaman olsaidi şimdiye çoktan bu iki değil bin yüzlü politikacılari cehennemin dibine göndemiştıler.
        Onu bunu bilmem ama!
        Dünyadaki Müsüman liderlerin nasıl bir karekter olduklarıni anlamak için Trump örneği yeter de artar bile Kendi ülkesinde milleti birbirine düşürmüş öz ablasının dahi onu ne mal olduğunu söylemesine rağmen gitmiş ARAP diktatöleri ile barş yaptırdığınin gayesi seçim kazanmak olmadığına inansa insa bizdeki hanımlar dan başkası inanmaz.
        70 senedir filistinlilerin kanı ile saltanatlarını sürdürenlerin başinda sağcısı,solcusu, milliyetcisi Muslamanini
        Uyutanlar demokıratık seçimlerle başımıza getirdiğimizin sonuncusunun Türkiyeyi uçuruma yuvarlamasına kaitsiz şartsız destek olan ŞEHLERIN müritleri kadınladan başkası değil.
        İşte benim derdim bizdeki hanımların İsrail deki ve dünyadaki õzelikle arap ve afrikali hanımları ile bir arada cephe gerisinde barış için nasıl mucadele verdiklerini gõstermek ve bu site gibi başka sitelerdede bazen paylaşiyorum. Paylaşımlarımı okuyan Maalesef bizim hanimlar hariç her milleten hanımlar bunlara sosyal medyada destek mesajlari yaziyorlar.
        Ya bizim hanımlar? Buraya( hanım ismi kullanarak yazan erkekler hariç) benim yorumuma erdoğani savunmak için senede bir veya iki kez iki satır yorumdan başka hanima bu sitede nede diğer sitelerde rastlamamiyorum.
        Fakat pasta, börek, yiyecek içecek süs dantel işleme vb,vb gibi palavlara bazen rastlayınca hayretde düşüyorum.
        Bizim hanimlar var olduğu sürece Erdoğn gibileri kazanmaya devam eder….
        Hamza bey benim derdim Bu memlekete Musalar ve intihar eden kızlar yetiştiren anaların cahaletlerini gündeme getirip sorgulamak.
        Sağlıcakla kalın.

  17. Dün bir haber sitesinde
    Hamas, Katar’ın aracılık yapmasıyla İsrail ile ateşkes anlaşması yaptıklarını duyurdu. İsrail tarafı da Kerim Abu Selim kapısının yeniden açılacağını duyurdu

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız