İstanbul seçiminin yenilenmesi makul değil. AK Parti teselli arayışında, YSK da bunu anladı ve süreci uzatması bundan…

60

AK Parti gerçekten seçimlerin yenilenmesini mi arzu ediyor İstanbul’da; kaybettiği seçimi yenileyerek kendi adayını seçtirme hesabıyla? 7 Haziran 2015 genel seçiminde tek başına iktidarı kaybettiğinde seçimi altı ay sonra yenileyerek oylarını artırmıştı; bu defa aynı şeyi İstanbul için düşündüğü ileri sürülüyor.

Gerçekten mi?

Verilen 7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 seçimleri örneklerinin İstanbul için kullanılması doğru değil; önce bu yanlışa işaret etmek gerek…

Sebebi şu: Seçimler belli zaman aralıklarında vatandaşın siyasi hayata müdahalesi anlamını taşır; bir ilin seçimini diğerlerinden ayırmak ancak olağanüstü durumlar için söz konusu olabilir. Aksi halde, yani mutlaka gerekiyorsa, seçimin bütününün yenilenmesi şarttır. 1 Kasım 2015’te, altı ay önceki genel seçim, bütün ülkede tekrarlanmıştı.

Anayasa yerel seçimlerin beş yılda bir yapılmasını amir; bir ilde bile seçimi başka bir zaman dilimine kaydırırsanız anayasanın amir hükmüne karşı gelmiş olursunuz.

Herbiri kıdemli hukukçulardan oluşan Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) böyle bir yanlışa geçit vereceğini sanmıyorum.

Yenilensin de hangi gerekçeyle?

Kaldı ki, İstanbul’da seçimi yenilemeyi gerektirecek geçerli bir sebep de ortada yok. Israrla ve birden fazla kez yapılan sayımlar beşeri hatalar dışında organize bir kumpasın varlığını ortaya koyamadı. Geçersiz oyların yeniden gözden geçirilmesi gibi anlamsız işlemlere rağmen hem de… Sonunda, AK Parti’den “Soyadlarına bakılarak bizim seçmenimiz olduğu anlaşılacak kişilerin oylarının başka partilere gitmesi” gibi akıl durduracak gerekçeler kullanılması da yeniden sayımda gelinen tıkanıklığın sonucu.

Reklam

Seçilene mazbatasının verilmemesi de AK Parti’nin lehine değil.

Mazbata için YSK’nın seçim kesin sonucunu ilan etmesinin gerekmediği biliniyor. Öyle olsaydı 31 Mart’tan bu güne mazbatalarını alarak göreve başlayan tek bir belediye başkanı olmazdı. Oysa sayım bitince ortaya çıkan tabloya göre, bazen tek oy farkla bile olsa, sandıktan en çok oyu alarak çıktığı anlaşılan adaya mazbatası verildi.

Rusya ziyaretinden dönerken Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın maiyetindeki gazetecilere hatırlattığı olaya bakalım: 1991 genel seçiminde milletvekili seçildi diye kendisine mazbatası verilmişti; ancak o seçimde tercihli oy uygulaması yapıldığı için, listede kendisinin bir altındaki sırada yer alan adayın daha fazla tercih oyu aldığı anlaşılınca mazbatası sonradan iptal edilmişti Tayyip Erdoğan’ın.

Teamül o hatırlatmada olduğu gibidir: Sayım bittiğinde sandıktan rakiplerinin önünde çıktığı görülen adaya mazbatası verilir, partilerin itirazları dikkate alındığında tabloyu değiştirecek yeni bir durum ortaya çıkarsa mazbata iptal edilebilir.

Bu işlemin süreci de şimdi olduğu gibi neredeyse 15 gün sürmez; birkaç gün içerisinde her şey karara bağlanır.

Zaten seçimin İstanbul’da yenileneceği yolundaki söylentiler de teamülün uygulanmamasından ve YSK’nın karar vermekte zorlanmasından kaynaklanıyor.

“Uzattıklarına göre seçimi tekrarlatacaklar” kanaati ağır basıyor.

Yukarıda da yazdım: Seçim yenilenecekse bunu İstanbul’la sınırlı tutmak olmaz; bütün ülkedeki seçimi yenilemek gerekir.

Reklam

O durumda da anayasanın yerel seçimin beş yılda bir yapılması hükmü çiğnenmiş olur. Anayasal bir kurum olan YSK anayasayı çiğnemeyecek ve çiğnetmeyecektir diye düşünüyorum.

Bu gerçekler ortada dururken, AK Parti’nin şu sıralarda sergilediği çabaların seçimi yeniletme amaçlı olması makul gelmiyor bana. Çabalar, olanı kabullenememe, ağır bir kayıp üzerine bir teselli arayışı gibi.

Bu gerçekler ışığında baktığımda YSK’nın İstanbul seçimini tekrarlama kararı alacağını da sanmıyorum.

Alırsa?

Siz sorsanız bile ben böyle bir sorunun sorulmuş olmasını doğru bulmam.

Farz-ı muhal seçim İstanbul’da yenilendi

Madem konuşuluyor, olmayacak olsa bile, ihtimal üzerinde biraz kafa yoralım mı?

Diyelim seçim İstanbul’da yenilendi. Her parti daha önce gösterdiği adaylarla seçime katıldı. Ve yine diyelim, AK Parti’nin adayı bu defa sandıktan birinci çıktı.

Toplum vicdanı diye bir şey varsa, o, bu durumu kabul edecek mi?

Seçilen AK Partili başkan 15 milyon nüfuslu İstanbul’u gönül rahatlığı ile yönetebilecek mi?

‘Gönül belediyesi’ iddiasıyla seçim kampanyası yürütmüş bir partinin zorlaması ile gidilecek seçimin gönül rahatsızlığına yol açması garabeti İstanbul’un üzerine çökecektir.

AK Parti adayı Binali Yıldırım’ın, arkasındaki bakanlıklar, başbakanlık, TBMM başkanlığı gibi görevlerden sonra, böyle bir zorlamayla belediye başkanlığı koltuğuna oturmayı içine sindirmesi de kolay değil.

Kendisini 2023’e hatta 2071’e kadar iktidarda kalmaya göre şartlandırmış bir siyasi kadronun Ankara’ya ek olarak İstanbul’u da kaybettiğini kabulde zorlandığı belli. Seçim kaybını kendisi dışındaki sebeplere bağlamaya çalışması da anlaşılabilir bir şey. Ancak, sürecin uzaması, konuyu her geçen gün içinden çıkılmaz ve bunu zorlayanlar açısından da anlatması müşkül bir hale sokuyor.

Tadında bırakılmayan her konuda olduğu üzere.

Bu kadarı yeter. Bu süreci tadında bırakmak gerek.

ΩΩΩΩ

60 YORUMLAR

  1. Hilal Kaplan Hanım’ın Pelikancıkları ile ilgili yazıya mahkeme kararıyla erişim engeli getirmiş Pelikancıklar. Gazetecinin rantı kimin nasıl paylaştığını açıkladığı yazıyı “arşivlerde eşinerek”(!) bulup burada paylaşsam, dün yine ağzını bozmuş H. Gayret Bey yine başlayacak saydırmaya “kanı bozuk!” diyerek:) Nedense bahar havaları kendisine pek yaramıyor, belli, pek keyifsiz şu sıralar. İyisi mi aşağıdaki paragrafla yetineyim.

    Terkoğlu, 4 Nisan’da yayımlanan yazısında, AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kaybetmesinin ardından “Pelikancılar” olarak bilinen grubun harekete geçtiğine işaret ediyordu. Erişim engeli kararını Twitter hesabından paylaşan Terkoğlu, “Pelikan yapılanması, İstanbul’daki rant ilişkilerini anlatan ‘Pelikancılar neden saldırıyor’ başlıklı yazıma erişim engeli getirdi. Kâğıda, yüreğe ve akla yazılan eskir ama silinmez. Türkiye, devlet içindeki yasadışı yapılanmalarla hesaplaştığı gün bu yazıları yeniden okuyacak” ifadeleriyle karara tepki gösterdi.

  2. “FETÖ’cülere gün doğmuş” diyerek sitem ediyor, Serdar Turhan Bey. Ağzının tadını bozan kimi muhalif yorum metinlerini hayli can sıkıcı bulmuş olmalı: “Ama bu topraklarda ipi ABD elinde olanlara asla bahar gelmeyecek” diye horozlanıyor. O zaman, madem Bekir Bey’den İranlı uyuşturucu baronuyla iş tutan AK Partili milletvekilinin kim oluduğunu öğrenip eriştiği bilgiyi bizle paylaşması ricasında bulunduk, bir rica da Turhan Bey’den bulunalım.

    Google’a girin, sayın Turhan, ve klavyenizden, Perinçek, Kandil, Gerilla sözcüklerini girin Google arama çubuğuna: “perinçek”+”kandil”+”gerilla” şeklinde olacak, Efendim. Şimdi arama sonuçlarında “resimler” tabına tıklayın.

    Ne görüyorsunuz açılan sayfada GÖZÜNÜZE GÖZÜNÜZE giren resimlerde?

    Evet, doğru, Vatan Partisi’nin lideri Doğu Perinçek o adam, efendim. Gerilla elbiseleri kuşanmış, yoldaşı ve PKK komutanı Abduallah Öcalan ile ‘gerilla kıtasını’ selamlayıp tek tek ellerini sıkıyor -doğru mudur? Başka ne yapıyor, sayın Turhan? Kameraya kelle gibi sırıtarak birbirlerine çiçek alıp veriyorlar -görebiliyor musunuz?

    “Bunlar beni fazla rahasız etmez, birbirlerine biraz mesafeli durduklarını görüyorum en nihayet, öyle büyütülecek bir durum yok ortada. . .” falan demeyiniz, dayarım gözünüze bu sefer kucaklaştıkları, birbirlerine yoldaş diye hitap ettikleri videoları, üzülürsünüz.

    Şimdi, Efendim, size sormak isterim: Utanmıyor musunuz bu adam ve partisiyle Cumhur İttifakı’nda bir araya gelmeye? Bana, “Böyle abuk sabuk şeyler söyleyip kendini rezil etme!” diye dayılanarak beni sevindirmenizi ümit ederim. Çünkü, ne kadar farkındasınız, bilemiyorum, bu “Hele dur, daha yeni başlıyoruz” aşaması -ayıptır söylemesi, ben Yotube meraklısıyım ve H. Gayret Bey’in ileri sürdüğü gibi oralarda “eşinmeyi” hobi edinen bir kulunuzum.

    Şimdi, Amerikan emperyalizmine karşı dik durup eğilmeyen sevgili Turhan Bey, Cumhur İttifakı’nızın hayırlara vesile olmasını dilediğimiz bu Perinçek adlı lideri, “Biz Erdoğan’ı önümüze kattık, mecburiyetlerimizin görevlisi kıldık” diyor. Başka şeyler de söylüyor, Efendim. “Kılını kıpırdatamaz” diyor Erdoğan için, çünkü “elinde 38 adet yolsuzluk kaseti varmış”. Lideriniz, çok beklediğim halde, “Ey Derinceli Doğu! Haddini bil!” diye kükreyip had bildirmediği gibi, bu adam aleyhine tek bir şikayette bulunmadı mahkemelere. Pek soylu bir bakandan da tık yok. Ben de meraklandım, 5 kez Bekir Bey’e sordum: “Ne iş Bekir Bey” dedim, “Nedir bu 38 kaset hikayeleri, elin Doğusu’nun mecburiyetlerinin görevlisi olma durumları”?

    Nedense ondan da tık yok iki haftadır. Hani, diyorum, belki durumu siz bize izah edersiniz. Böyle bir izzah girişiminde bulunursanız, Erdoğan’ın ne konuda bu adamdan BİZZAT (yani doğrudan) yardımda bulunmasını rica ettiğini de iki satırla açıklayıverseniz pek hora geçer.

    Kimse size bu resimlerden, kurulmuş ittifaktan (H. Gayret Bey bunun öyle full ittifak olmayıp “dirsek teması” olduğunu söyledi geçenlerde -rahatlattı beni) yola çıkarak “Putinci”,”Rus emperyalizminin bilmem necisi” falan demiyor, diyorlar mı yoksa?

    Gelin kem sözler söyleyip birbirimizin kalbini kırmayalım -olur mu?

    Hürmetler, saygıdeğer Serdar Turhan Bey -“Hayırlı işler” taze bitti, onu Bekir Bey için kullandık, size hürmetler düştü, artık mazur görünüz.

  3. Geleceği tahmin etmeye çalışan ‘fütürizm’den farklı olarak, bugünün verilerinden hareketle ” prospektif ” bir ihtimali, ‘(kayda geçsin diye) Lisân-i Osmân’i ile (muhalifinden veya muvafıkından yiyeceğim fırçaları da göze alarak)not düşeyim :

    24 RECEB 1440 TARİHİNDE İCRÂ EDİLEN İSTANBUL VE KAZALARI MAHALLİ İNTİHABÂTINA DÂİR TAVZİHDİR.

    İntihab Dâirelerinin tahkîkatı neticesinde, İstanbul Mıntaka-i intihâbiyye’sinde, ahalinin isti’mâl itdüğü reylerin tasnifinde tesbit edilen usûl hataları sebebiyle, Şehreminliği İntihabı keen lem yekün addedilmiştir. Yeni intihab,28 Ramazan 1440 tarihinde icrâ edilecektir. Efkâr-ı umûmiye’ye îlân olunur.

  4. FETÖ çülere gün doğmuş
    Etekleri zil çalıyor
    Filanın yaptığı yanlış , fala nın söylediği söz den yola çıkarak aslında FETÖ olmadığını anlatıyorlar
    Yaşlısı hamilesi içerde ama hiçbiri ötmüyor
    Elinde silah olanı bu ben değilim diyor
    Yunan’a sığınan soysuzu papaz sakalı ile tedbir yapıyor
    Ya siz tedbir diye diye hepsiniz gavur oldunuz ya
    Her gün bir kılıkta yazın
    Ama bu topraklarda ipi ABD elinde olanlara asla bahar olmayacak

  5. Herif AK Parti milletvekili, ama ismi İranlı uyuşturucu baronu Naci Şerifi Zindaşti ile yan yana anılıyor (yaltak ve yalaka basında değil elbette -onlar Emel’in sıfır kilometre makyajsız hali ile meşguller, ana haber diye böyle şeyleri basıyorlar.)

    Doğrudan size soruyorum, Bekir Bey. Birisi AK Parti’nin medyadaki en tanınmış simalarından. Eski AK Parti milletvekili, bu başımıza bela ucube başkanlık sisteminin akıl babası. Diğeri, 2007’de Büyükçekmece’de düzenlenen operasyonda 75 kilo eroinle yakalanıp tutuklanmış olan İranlı uyuşturucu çetesinin lideri. Bu herif, nasıl olduysa, “gizli tanık” olmak şartıyla serbest bırakıldı.

    Zindaşti denen bu adamın kızı olan Arzu Sharifi Zindaşti, 26 Eylül 2014’te, çete içindeki bir hesaplaşmanın sonucu olarak, Büyükçekmece’de trafik ışıklarında durduğu sırada, yanındaki Devrim Öztunç adlı kadınla birlikte tabancayla ve çapraz ateş sonucu öldürüldü. Katil, İlhan Ünğan idi. Aradan geçen zaman içinde izini kaybettirmiş olan Zindaşti, kızının öcünü almak için 4 kişinin infaz kararını verdi ve onları öldürttü.

    Zindaşti, 2018 yılında tekrar yakalandı, ama 19 Ekim günü tahliye edildi. Tahliyesini izleyen üç saat içinde izini kaybettirdi, buhar olup uçtu.

    Bir telefonla Zindaşti’nin tahliye edilmesini sağlamış olan isim kimdir? Bunu Bekir Bey açıklasın bize. Diğer okurları bilmiyorum, ama ben o ismin kim olduğunu merak ediyorum.

    Bekir Bey, başını WhatsUp’taki arkadaş gurubundaki “Yaw bu İmamoğlu da FETÖcü çıktı!” muhabbetlerinden kaldırablirise, bir araştırıp bulsun o esrarengiz ismin kim olduğunu. Ben sadece bir ipucu vereceğim:

    O kişi, Zindaşti’nin hapishaneden çıkmasını kendisinin sağladığı iddialarına “Kim o? Tanımıyorum” diye karşılık verdi. Sonra, Zindaşti ile bir yemek masasında birlikte çekilmiş fotoğrafı muhalif gazetelerde yayımlanınca, ağız değiştirdi ve Zindaşti’yi tanıdığını kabul etti:

    “2011 veya 2014… Vatandaşlık için yardım istedi. Vatandaşlık Genel Müdürlüğü’ne müracaat etti. Ben de genel müdürü aradım yardımcı olmalarını istedim. Müdür bir ay sonra bana döndü, ‘hocam bu adamın sıkıntıları falan var’ dedi. Ben de sıkıntı varsa kalsın dedim. Bir daha da görmedim adamı, ilk ve son görüşümdü”

    Kim bu adam, Bekir Bey? Cevabınızı dört gözle bekliyorum.

    Eski bir radyo reklam anonsu geliyor aklıma:

    “Demirbank, hayırlı işler diler. . .”

    Paçalarınızdan hayırı işler akıyor. . .

  6. Erdoğan iktidarına, bir uyarı da, 12 Eylül askeri darbesi sırasında Metris Cezaevi’nde bir süre tutuklu kalmış, dindar muhafazakar dünyanın değerli devlet adamlarından biri olan, bir önceki cumhurbaşkanı sayın Abdullah Gül’den geldi. Gül’ün açıklaması şu şekilde:

    “Türkiye’nin 1950’de çok partili sisteme geçmesinden bu yana neredeyse 70 yıldır seçimler hiç bir zaman tartışma konusu olmadı. Ancak üzülerek görüyoruz ki son zamanlarda seçimlerin yapılması ve sonuçlarıyla ilgili tartışmalar yaşanıyor. Bu kaçınılmaz olarak hem içeride hem dışarıda Türkiye’nin itibarını zedeliyor. Son yerel seçimlerde bu tartışmaların çok daha yoğunlaşmış olmasını görmek üzüntü verici.

    İlki, seçilen bazı adayların tüm aday olma süreçlerinde hukuki gerekleri karşılayıp adaylıkları kabul edildikten ve seçildikten sonra düşürülmeleri, sayıları çok az da olsa, oldukça tartışılacak bir durum. İkincisi, İstanbul’da seçim sonuçlarının açıklanmaya başladıktan sonra o gece yaşananlar ve seçim sonuçlarının kesinleştirilmesinin bu kadar uzatılıp geciktirilmesi. İşin hukuki ve teknik kısmından ziyade politik söylemlere girilmesi. Bütün bunlar Türkiye’nin itibarına zarar verecek şeyler. Hukuki gerekçeler hızla tamamlandıktan sonra seçimin sonuçlarını açıklamak ve tartışmaları noktalamak gerekirdi. Aslen hukuki ve teknik bir mesele olan ve bu konuda yeterli bir geleneği olan seçim sonuçlarına itiraz ve bu itirazların incelenip sonuçlandırılması hızla bitirilmeli. Bu meselenin uzaması Türkiye’ye de zarar verir demokrasimize de gölge düşürür. Türkiye’yi yönetenlerin önünde hem seçimsiz bir 4.5 yılları var hem de üzerinde çalışılması gereken ciddi meseleler var ve bu tip tartışmalardan uzak durup memleketin geleceğine konsantre olmaları çok önemli diye düşünüyorum. Türkiye’yi seçimleri tartışmalı bir ülke haline asla getirmemek gerekir.”

  7. H.Gayret bey sizde uzun yazınca ve ağzınızı bozmadan yazınca çok iyi yazıyorsunuz , o kadar kusur kadı kızındada olur , dersen canın sağolsun.Durmak yok yazmaya devam

  8. Burada okuyucuların fikir ve düşüncelerine yer verilmesi ,yerinde ve yararlı bir davranıştır. Ancak okuyucuların da makul ve mantıklı olmaları ve bu imkanı ölçülü kullanmaları gerekir. Burada herkesin bir nevi misafir olduğu unutulmamalıdır ! İşi çığırından çıkarmanın bir anlamı yok ! Ayrıca bu kadar uzun yorumları da kimse merak edip okumaz !Selam ve saygılarımla

    • Ali beye katılıyorum ve destekliyorum. Ayrıca kopyala yapıştır tarzında, bir moloz yığını gibi metin paylaşanlara ve ordan burdan link toplayan, teşhir bağımlısı video tüccarlarına bi ayar verilse güzel olurdu…

  9. Bernar beyin yazısı yorumdan öte ,aslında bir çığlık,nefesinin yettiği , kadar günlerdir bağırıyor, duyan yok, kulağını tıkayana duyurmak ne kadar zor , Eline sağlık kardeşim Sağolasın

  10. Afdersiniz, adeta . . . .ku çıkarılan şu FETÖ muhabbetlerinin ardında dönen köşe-kapmaca-dolar-bulmaca oyunları açısından ibretlik bir olay yaşandı bugün. FETÖ konusunda duyargaları anormal ölçülerde gelişmiş arkadaşlarımız için paylaşmadan edemeyeceğim.

    Hilal Kaplan’ın kim olduğunu biliyorsunuz herhalde -hani şu Bekir Bey’in pek kıymetli bulduğu A. Kekeç’in kankası hanım. Kendileri, liderimizin lutfuyla yerleşmiş oldukları Boğaziçi yalılarından birinde iş kotaran Pelikancılar’ın kraliçesi olurlar.

    Bu hanım, 3 yıl kadar önce, FETÖcü olduğu iddiasıyla, bir tesettür frmasının ürünlerini boykot etmeye çağırdı insanları. Aradan zaman geçti, kim bilir çıkar çatışmalarında neler yaşandı neler alıp verildi. Aynı hanımın, yani H. Kaplan’ın o FETÖcü olmakla itham ettiği firmanın önümüzdeki hafta düzenleyeceği moda etkinliğinin danışmanı olduğu ortaya çıkıverdi -bakın siz şu güzel Allah’ın işine!

    Hilal Hanım kendisini nasıl savunmuş?

    Bunu ben yazmayayım -genç arkadaşım Safa haklı olarak uzun metinler yazmamdan şikayetçi zaten. Bu işi Bekir Bey yapsın -ya da çoksevdiği, H. Kaplan’ın kankası Ahmet Kekeç ile birlikte ortak bir metinle anlatsınlar bize H. Kaplan’ın evlere şenlik savunmasını.

    Ne dersinizi, Bekir Bey: Uyar mı?:)

    • İnternette konu ile ilgili Hilal Kaplan’ın açıklamasını okudum.Kendisi hakkında
      söylenenlerin yalan ve iftira olduğunu iftiracılar hakkında
      dava açacağını ifade ediyor.

      Eleştirdiği firma yetkililerinin kendisini araması üzerine bir görüşme yaptıklarını, görüşmede tesettürün önemini vurguladığı ifade ediyor.Kesinlikle maddi bir ilişkinin olmadığını söylüyor.

      En iyisi kendisinin iftiracılara verdiği uzun cevabı bulup okumak lazım.

    • Bernar bey istanbul neticesi Bekir beyin bayağı pisikolojisini bozmuş anlaşılan Ekrem beyin beynini bir cihazla okutup bütün karakterini tespit etmiş,o cihazı birazda kendisine tutmasını tavsiye ederim.Bernar bey fehmi beyin yazısının başındaki fotoğrafa bakarsanız şu anki basınımızın niçin bu seviyelere düştüğünü anlarsınız zannedersem,sadece basında değil ülkenin neden bu seviyede olduğunu anlayabilirsiniz.özellikle arkasında ayakta bekleyen genç arkadaşı tanıdınızmı?Yanlız burada bir eksik var o da Erkan Tan….

  11. Bugün en gerçekçi ve sağlam tesbiti KARAGÜLLE hocamız yapmış.
    Ak Parti seçimden başarılı çıkmıştır. Ne var ki, Çoğu kere olduğu gibi metropollerde
    ve kıyı illerinde başarılı olamamıştır. Bunun sebebi HAYAT PAHALLILIĞINI
    REİS – Saray’da olduğu için – hissetmemiştir. Müşavirleri de hakeza….

    Mahalli Seçimler öne alınır mı tartışması açtığında F.Koru; Hükumet için
    hiçbir gıda ve sebzenin bulunamıyacağı HAYATIN Pahalı olacağı İLKBAHARDA seçim
    yapmanın yanlış olduğunu dile getirmiştim. Büyükşehirler, hayat pahallılığının
    hemen hissedildiği illerdir. Ayrıca, Ak Parti kendi celladını kendisi yetiştirmiştir.
    Nasıl yani ? Bir yandan şehirleşmeği hızlandırarak KOZMOPOLİTLEŞMEĞİ artırmış,
    diğer yandan, benzer argümanlarla, kendi seçmeninin ÇOCUKLARINI karşı safa
    itelemiştir.
    Cübbeli’nin damadı da cübbeyi çıkarmış – Tayyib bey gibi – Cübbelinin
    de haberi yok ! anlaşılan. İslam yaşamaktır, kanaattır, halince hallenmektir ; hırs, hased,
    haramda yarış müslümanda olmaması gereken sıfattır. Günümüz müslümanı zayıf imanlı
    olduğu için, kendisi örnek olacağına, kefereleri, sosyete denen zavallıları kendine örnek alıyor
    Allah, başta ulema ve umeramızı ve bizleri ahiret endişesi taşıyan, helal ve haramı gözeten,
    GAYRET-İ DİNİYYE sahibi MUTTAKİ, İmrenilen kullarından eyliye.
    Çağdaş Yaşam Derneğinde de üye bulunan İmamoğlu Müdafaa’dan vazgeçip,
    şimdiki Soyadını aldıktan sonra, ziyadesiyle PİŞMAN olmlalı, nedamet duymalı ki;
    bizim özgürlük mücadelemiz 145 yıldan beri SÜRÜYOR, diyebiliyor. Yani, sözde İmamınoğlu
    1876 da Sultan Abdülhamid’e karşı BATILI’ların baskısı ile zorla Meşrutiyet mücadelesi veren
    ve 1908 yılında Sultan ABDÜLHAMİD’i gene zorla tahttan İndiren BATI’nın İŞBİRLİKÇİ Yahudi,
    ERMENİ ve Rum AJANLARInın özgürlük mücadelesi ile kendi mücadelesini AYNI kefede tutuyor.
    Yani, ONLARDAN olduğunu beyan ediyor. (Meşrutiyet Meclisi’nin 2/3 üyesi yahudi, Ermeni,Rum
    lardan teşekkül ediyor (oluşuyor)du.
    İslamı idrak edememiş, tanıyamamış cahil müslüman beş para etmez.
    Nitekim,TRUMP’ın yanında da 5 paralık değeri yok, Allahın yanında da (Allah Bildiriyor).
    Birleşmiş Milletlerde de. B.Arınç’ın tabiri ile gerçek İmanı, basireti olsa İslam Devlet
    adamlarının, BM. GÜVENLİK KONSEYİNDE 5 DAİMİ üyenin yanında Müslüman Grubu
    adına 1 üyelik de kendileri alma mücadelesi verir. (Çin bastıra bastıra aldı). Sürükliyen
    değil de sürüklenen cahil müslüman toplulukları ve liderleri bunu hatırlarından bile geçirmez.
    Ne acı ki, bir tarafta YÜCE Dinimiz İslam, Öte tarafta, hırsız, bencil, Kifayetsiz Muhterisler…
    Reis, Gerçekten Milletin ne dediğine bakamak istiyorsa, turfanda sebze fiatına,
    yahut Hakkaride, İstanbul’da spor salonu, yüzme havuzu yokluğuna değil; fakirin, işçinin
    soğan, patates ve et fiatları ile kuru baklagillerin fiatına bakar. Asgari ücretli, nasıl
    temin edebiliyor mu ? Ona kafa yorsun.
    SOSYETE’nın bale salonu, müze, müzik repertuarlarını unutuversin.
    Nasıl olsa onların gücü yeter. Bir yerler bulurlar. (Şirketlerinde, vergisiz artırdıkları sermaye
    (gizli kar payları yeter de artar bile).

    • Abdurrahman Serdar Bey,
      10 Nisan tarihli yorumunuzdaki sorunuza ,mukabil sorularla 10 nisan günü saat 19.04′ te cevap vermiştim.Okumamış-farketmemiş olabilirsiniz.
      BÂKİ SELAM…

  12. cin şişeden çıkmış bir kere. adamın mazbatasını vermeyerek içindeki gerçek yüzü ortaya çıkarmış olmuyormusun? birtakım dış güçler(diyelim) her iki taraf rakiplere oy şantajı yapıp menfaat almaya kalkarsa bunun günahını kim gögüsler? belkide E.İ. senin adayından daha uyumlu ve verimli , düzgün, dürüst, layıkıyla yapmayacağını nereden biliyorsun? ülkenin güvene, huzura ihtiyacı var. 12 gündür ülkede saat durmuş. dlar, benzin uçuşta. yazık şu fakir fukaranın emekçinin dulun yetimin nafakasını eksiltmeyin.

  13. Sandıktan babam çıksa yerim diye bir söz var mıydı bilemiyorum ama olabilir… Yalnız ekonomideki görünmez el sandığın içini de karıştırmışsa (ki öyle görünüyor) o zaman durum başka..! Ysk sayım döküm işini bitirince bi karar verecektir nasılsa; herkes de ona uyar! Akpartinin yeniden seçim isteme hakkı vardır ve sadece ibb başkanlığı için ysk yeniden oylama kararı verirse buna da herkesin sevinmesi gerekir; iktidarıyla muhalefetiyle… Halka gitmekten korkan mı var..?

    • Peki Akp ikinci seçimi de kaybedip gene çakma bir bahane ile 3. seçimi istemeyeceğinin bir garantisi mi var?Bu seçimde halk tercihini yapmış.200 bin küsür geçersiz oy sayılmış ve sonuç değişmemiş.Ttundukları bu dalda ellerinde kalınca seçimi yenileyelim naraları başladı.Tamam yeniledik.Fakat akp bunuda kaybederse, gene kumpas mağduru oynayıp 3. seçimi istemeyeceğinin bir garantisi var mı?Bu işi sonu gelmiyor arkadaşım kaç gündür anlatılmak istenen bu.

  14. Çok önceleri iyi takip ettiğim biriyken çok hızlı bir şekilde benim için sıradanlaşan bir yazar olarak ara ara hala okumaktayım ve bu zihniyetin! sahip oldukları bakış açısının, penceresinin manzarayı nasıl yansıttığını anlamaya çalışmaktayım. Ama çok zorlanmaktayım açıkçası.
    Yurt dışında olduğumdan yerel seçimlerde oy kullanamıyorum.
    Ancak takip ettiğimde ilk aklıma gelen ortaya çıkan onca şaibelerden sonra CHP nin hangi yüzle bu görevi kabul edeceğiydi ve şaşırtmadılar ve adeta dilendiler, tehdit ettiler; bize verin diye.
    Olması gereken hakkettiğinin üzerindeki şaibenin kalkması için doğal süreci takip edip destek olmaktır.
    Bence böyle iken Fehmi bey : Seçilen AK Partili başkan 15 milyon nüfuslu İstanbul’u gönül rahatlığı ile yönetebilecek mi? diye nasıl sorabiliyor taraf olarak, kesinlikle AKP karşında durabiliyor, neden her iki taraf için de aynı soruyu sorarak adil bir sonucun ortaya çıkarılması konusunda bir yol haritası çizemiyor ???

    • Bu soruyu elbette kazanamayan taraf için sorması gayet normal. Onca şaibe diye nitelendirdiğiniz konular sadece iktidar yanlısı medyanın iddialarından ibaret. Somut olarak bir bilgi ya da belge varsa lütfen onunla ilgili bağlantıyı şurada paylaşınız.

  15. Yedisinde neyse yetmişinde odur, derler. Cumhurbaşkanı başlangıçta çok iyi devleti yönetmişte, sonra değişmişte vs vs, Abdullatif Şener’ i dinlediğiniz de baştan beri Cumhurbaşkanının nasıl bir yönetim anlayışına sahip olduğunu anlatsınız, en başta Akp yi tam anlamı ile avucunun içine alması için bir süre geçmesi gerekmiştir ve bu arada da ehil bürokratlar ve partililer devlet gemisini yüzdürmüşlerdir. Dolayısı ile ilk zamanlarda ki süreç, Cumhurbaşkanının başarısı diye sunulamaz.

    • Münevver abla, aydın-yarıaydın atışması/çatışması derken buralarda araya gitmeyin; valla ne biliim seker meker, yaşınıza başınıza bakmazlar perişan olursunuz benden söylemesi… Daha ilk günden devletbaşkanımızın karizmasını dilinize dolamış olmanıza bakılırsa sizinle biraz uğraşmamız gerekecek:) şimdilik sadece eski bi yorumcu taslağının da sayın yazarımıza vaktiyle söylediği gibi; “aklınıza sağlık!” demekle yetinelim… Haksız mıyım hakan günay?

  16. Ben de yorum niyetine Ahmet Kekeç’in bu günkü yazısını paylaşıyorum:

    Ahmet KEKEÇ

    “Yüzündeki şey, bir Fetullah maskesidir!

    Ahmet KEKEÇ

    12 Nisan 2019 Cuma

    Hangi birim ya da kurum kendine iş edinir, bilmem… Birileri, Ekrem İmamoğlu’nun Samanyolu TV’de “kadrolu yorumculuk” yaparken sarf ettiği sözleri bulup çıkarsın…

    Bakalım…

    Ekrem İmamoğlu “hakikatte” kimmiş, bir görelim…

    Benim hatırlayabildiğim şu:

    Kulübünün fanatiği olarak (Trabzonspor yöneticisi olarak) bazı tatsız ve nahoş laflar ediyordu ama bu, dediğim gibi, “kulübünün fanatiği” kimliğine yorulabilir, dolayısıyla hoş görülebilir.

    Başka “irkiltici” sözleri vardı…

    Birincisi, Tük futbolunu “büyük bir komplonun uzantısı” olarak görüyordu ve istisnasız bütün bir Türkiye’nin onurunu kırmış 3 Temmuz sürecini hararetle destekliyordu.

    Daha doğrusu, “futbolumuzdaki kirliliği” gerekçe göstererek Fetullahçılık yapıyordu.

    Bunu kaç yıl yaptı, bilmiyorum…

    Belki üç, belki dört…

    Ne zaman Samanyolu TV’nin spor programını açsanız, dudaklarını büzüştürerek konuşan Ekrem İmamoğlu görüntüsüyle karşılaşıyordunuz.

    Bir de, “Fenerbahçe” aleyhindeki sözleri…

    Bunlar, takdir edersiniz ki, yenilir yutulur cinsten sözler değildi…

    En hafifinin “şikeci Fenerbahçe” olduğunu söyleyeyim de, gerisini siz tamamlayın…

    Haa, bir de sözde “şike operasyonunu” yürüten Fetullahçı polis ve yargıçlar hakkındaki (şu an tamamına yakını tutuklu ya da hükümlü bulunuyor) övgü dolu sözleri…

    Benim hatırlayabildiklerim bunlar…

    Başka ne çamlar devirdiği (Fetullah örgütüne nasıl perestişte bulunduğu) o programların tamamı bulunup izlendiğinde ortaya çıkacaktır…

    Eski programlarını gündeme getirmemin sebebi şu:

    Muhterem, seçim kampanyası boyunca “hoşgörü” şiarıyla ortalarda dolaştı ve “herkese eşit mesafedeyim, herkesin belediye başkanı olacağım, belediyenin kapısını bütün ideolojik eğilimlere açacağım” düsturuyla insanlara yaklaştı. Bu arada, tabii, “siniri alınmış ve hazımlı adam” rolü oynadı. Siz ne söylerseniz söyleyin, hangi ithamı yöneltirseniz yöneltin, karşınızda öteki yanağını da uzatan hoşgörülü bir “İsa” buluyorsunuz. Hatta rencide edici laflar edin, dönüp size gülümsüyor.

    Ekrem İmamoğlu gerçekten böyle bir insan mı?

    Eski programları izlediğinizde göreceksiniz.

    Hiç hoşgörülü ve hazımlı değil.

    Bilakis hazımsız ve terbiyesiz bir adam… (Seçim kampanyası döneminde de birkaç kez “sızma” yaptı. Yani, açık verdi. Kendisine PKK’lılarla ittifakı soran seçmenlere karşı “terbiyesizleşti…” Bununla da kalmadı, terörün sorumlusu olarak Saray’ı göstererek, terbiyesizliğine “level” atlattı. “CHP Atatürk’ün partisidir. Ne işiniz var HDP ve PKK’nın yanında?” diyen CHP seçmenine karşı hangi ikiyüzlü tutumu benimsediğini hiç hatırlatmayalım… Görüntüleri internette kayıtlıdır, meraklısı oradan ulaşabilir.)

    Dün bir açıklamasını okudum.

    Şaşırmadım.

    Eleman “145 yıldır mücadele ediyoruz” gibilerden laflar ediyordu. (Sultan Abdülhamid’i yıkma mücadelesi…)

    Bir “Jöntürk asabiyetiyle” saldırıyordu.

    Hülasa, Ekrem İmamoğlu, bize “gösterdiği” adam değildir.

    Sinsi, kurnaz ve kindar bir adamdır.

    En son, bazı “gazeteleri” ve “aileleri” tehdit etmişti.

    Belediye başkanlığını kazandık zannıyla bu kadar ileri giden bir adamın, ezkaza ülkeyi yönetmeye başladığında bize hangi akıbeti reva göreceğini, varın siz hesap edin.

    Dolayısıyla, yüzündeki “hoşgörü maskesi”, bir Fetullah maskesidir.

    Bilin de, ona göre! “

    • Siz ve o pek-bir-değerli yazarınız ilkin şu soruya cevap verin: CHP’yi sınırsız umutsuzluğun kollarında mışıl mışıl uyurken uyandıran, liderinize “kenar belediye” başkanı karşısında yaşantısının en acı yenigisini yaşatan ne ve kim oldu?

      Gelmiş burada artık kabak tadının da ötesinegeçip çürük yumurta kıvamına erişmiş bu FETÖcü yaygaraları ile çok yol kat edemeyeceksiniz. Bir dönem hayli iş görmüş o dil, artık iş görmüyor.

      Kilosu 10 liraya çıkmış “Soğan değil, artık Soğan Bey diyeceksiniz!” laflarıyla alaya alındığınız kuru soğanın fiyatını düşürmüyor, örneğin.

      Dünyanın en oynak, yatırımcılar açısından risk payı en yüksek 5 para birimi arasına sokmayı becerdiğiniz Türk Lirası’nın son bir hafta içinde karşısında yüzde 3 değer yitirdiği doların ateşini de dindirmiyor.

      Bu son seçime kadar oyunu AK Parti’ye vermiş olan, “Emine Hanım’ın mutfağında dert yok, ama benim evimde tencere kaynamıyor, verdiğim oylar haram olsun” noktasına getirdiğiniz başörtülü hanım, seçimi İmamoğlu’nun kazanmış olduğunu söylüyor.

      İşsizlik oranı, daha krizin sonuçları taşraya ulaşmamışken, 2001 krizinin yüzde 2 daha üstüne çıktı bile. Damadınız, sizler saraylarda beyler paşalar gibi yaşamaya devam edin, WhatsUp guruplarında “İmamoğlu da FETÖcü” muhabbetlerinde birbirinize propaganda yapıp rahatlayın diye, şimdi de çalışanların kıdem tazminatları için fon kurup devletteki soygunun yükünü çalışanların omuzlarına yüklemek için yeni ‘ekonomik tedibrler’ ilan ediyor.

      Bir AK Partili hanım, memnuniyetsizliğini dile getirirken araya Emine Hanım karşılaştırmasını sokuyorsa, zamanla yükselecek toplumsal itirazın önüne Kekeçgiller’in bu ‘FETÖcü İmamoğlu’ sabuklamalarıyla geçemezsiniz -benden söylemesi, Bekir Bey.

      Eskiden, (burada muzip sokak ağzını en iyi kullanan okur-yorumcunun sözüyle söylersek) tavuk gibi arşivlerde eşinenler CHP’liler olurdu evlere şenlik, etkisiz propaganda malzemesi bulmak için. Bir günden diğerine daha çok CHP’lileşiyorsunuz. İnsanların aklıyla alay ede ede halkı o raddeye getireceksiniz ki, sırf bu FETÖcü yakıştırmalarınız yüzünden gidip oyunu o partiye basacak öfkesinden! 🙂

      Pek Soylu bakanınız seçimlerden önce, “328 adet PKK militanını sokuyorlar belediye meclislerine!” diye bağrışıyordu. O unuttu, siz de unuttunuz, ben unutmadım -aklımdayken bunu da hatırlatmış olayım. ; )

      • 1.Yazdıklarınız Ahmet Kekeç’in yazdıklarına cevap teşkil etmiyor.

        2.Fetö’nün bu seçimlerde tüm gücünü kullanarak
        İmamoğlunu desteklediğini de görmezden gelemezsiniz herhalde.

        • Neredeyse yağmurlu bir günde nereye sığındığının bile farkında olmayıp yağmurdan korunmak için Bank Asya’nın saçakları altında bir sigara tellendirmiş insanlarımızı bile hapishanelere tıktınız, Bekir Bey.
          Partinizdekileri bilemem, ama bana ortada pek birileri kalmamış görünüyor.

          Velev ki varlar; elbette ve çok doğal olarak Erdoğan iktidarının devrilmesini arzu edecekler -ediyorlar da zaten. Bu umutlarını artıracak muhalefet partisine oy verecekler. Bununla muhalefet partileri arasında ne ilişki var? Kapatalım mı o partileri Cemaat oy vermesin diye? Bu kafayla MHP’nin kapısına da kilit vurmak gerekir. Öyle ya, uyuşturucu baronu, katili tecavüzcüsü belki af çıkarır ümidiyle MHP’ye oy veriyor, çevrelerindeki insanları buna teşvik ediyorlar 🙂

          Cemaat tüm gücünü kullanarak İmamoğlu’nu desteklemiş. . . İstihbarat daire başkanı mısınız? Nerede buluyor, nasıl gözlüyorsunuz bu insanları ve ne yaptıklarını -yoksa içlerinde misiniz? ; )

          Soylu bakanınız ne işe yarar sizin? Kaç yıl geçti, kapatamadınız şu FETÖ faslını. Bir de ülkenin bekası için bize oy verin diyorsunuz. Beceriksizlik oy istemek için haklı neden oldu da benim mi haberim yok? Yoksa FETÖ bahane, ihaleler rantlar şahane durumları mı -söyleyin de bilelim:)

    • Bekir Bey,
      Sultan Abdülaziz 1876 yılında yâni 143 yıl önce katledildi. 145 yıl şifresine uymuyor..
      Bak ! 145 yıl önce bir şey olmuş :
      ” 1874 yılında Ankara’da yaşanan kuraklıkta ineklerin yüzde 81’i ve koyunların yüzde 97’si ölmüş. 52 bin kişilik nüfustan 7 bini göç etmiş ve 20 bini ise ölmüş.”
      Muhtemelen bunu kasdetmiş olamaz.
      ” 1874 yılında Şuray-ı Devlet, ülkede genel bir nüfus sayımı yapılması kararını almış.”
      Bunu kasdetmiş de olamaz.
      1874 yılında bir şeyi kasdetti ise acaba şu haber olabilir mi?Zîrâ içinde: ‘Beyoğlu,Şehremâneti (Belediye ), yerel yönetim vs. geçiyor.Okuyalım bakalım:
      “Dolmabahçe Gazhanesi,kuruluşundan 1874 yılına kadar,Hazine-i Hassa malı olarak çalışmış.1874 yılına gelindiğinde artık Beyoğlu’nun birçok caddesi ve evi bu olumlu gelişmelerle beraber,Gazhane inşâ edildikten bir süre sonra gaz üretimi teknolojisindeki bazı yenilikler takib edilemediği gibi,fabrikanın eskiyen kısımları da gerektiği gibi onarılamıyormuş.Bu da, önemli derecede havagazı kayıp-kaçağına sebep oluyormuş.Bu sebeple daha ucuza Gaz üretilecekken, epey pahalıya mâl ediliyormuş. Gaz kazanları eski usulle yapıldığından,bir ârıza anında büyük felaketlere sebebiyet vermesinden endişe duyulmuş.Bütün bunlar göz önüne alındığında,Avrupa’da gaz ucuza mâl edildiği halde İstanbul’da pahalıya mâl olmakta,ahali de daha ucuz olduğu için ‘sulu gaz’ denen petrol gazıyla idare etmeye başlamış.Bu ve buna benzer sebeplerden dolayı Şehremâneti, ( İstanbul Belediyesi ) dönemin Padişah’ı ( Başkanı’)na müracaat ederek ,Gazhane’nin Hazine-i Hassa eliyle değil de,Şehremâneti (Belediye) tarafından yönetilmesinin daha uygun olacağını ve Gazhane’nin yerel yönetime devredilmesini istemiş. Bu talep, 8 Temmuz 1874 Tarihinde ( 145 yıl önce ) Padişah Sultan Abdülaziz tarafından kabul edilmiş.Şehremâneti (İstanbul Belediyesi)ne, devirden sonra Gazhane’nin modernizasyonu kapsamında birçok yeni makina ve ekipmanlar alınmış,eskisiyle değiştirilme yoluna gidilmiş.Yerli Sanayiin geliştirilmesi için Gazhane’ye lâzım olacak gaz borularının,Tophane-i Âmire bünyesinde döküm olarak imali düşünülmüş ve gerçekleştirilmiş.”
      İmamoğlu bunu da kasdetmediyse,neyi kasdettiğini doğru-dürüst açıklasın,bizi de,Bekir Bey’i de yormasın !

      Ekrem İmamoğlu hakkında Samanyolu FEtelevizyonunda yaptığı spor yorumlarının tahlilini, ‘beraber yürüyüp,beraber ıslanmıyan’, spordan anlıyan biri yapsın.
      Bekir Bey ! Temsil etmeye GAYRET gösteren diğerleri gibi,formasını giydiğiniz takımın kalesine gol atıyorsunuz.Davâ’nıza zarar veriyorsunuz.Kendi kalenize attığınız bu golü de ‘geçersiz’ sayalım..
      Bahsettiğiniz yıllarda ‘Fetö’ ile ‘ beraber yürüyüp beraber ıslanıyordunuz’. Milat’tan sonraki :’ Herkes yoluna’ döneminden malzeme bulmaya gayret et.Bu kifayetsizlikler,bu minval üzere devam ederse,AK Parti gemisini ( farelerin değil) kedilerin de terkettiğini görürüz.
      Hâlâ, ( göründüğü kadar.. )çalıp-çırpmayan,mütekebbirlik taslamıyan Tunceli’nin ‘Gomonist’ Belediye Başkanı için kamuoyunda gösterilen-oluşan sempatik tezâhürün sebebini anlamamakta veya itiraf etmemekte direniyorsunuz.

      • Fetö ile Fetö olduğu anlaşılmadan önce Demirel,Özal,Ecevit de yürümüşler.Belki her ailenin bir ferdi ya okullarına,ya dersanelerine,ya yurtlarına
        gitmiş.Bundan dolayı kimse suçlanmıyor.

        Garip olan,düşündürücü olan,Fetönün Fetö olduğu anlaşıldıktan sonra beraber yürüyüp beraber ıslananların durumu.Fetö
        ile hala iş birliği içinde olmak,hala teşrik-i mesai içinde olmak normal bir durum mudur?

          • Abdullah bey, devlet kadrolarını topyekün fetöye rezerve edebilmek için ihdas edilen kpss nin mucidi ecevittir, unutmayın; ondan sonrasını zaten biliyorsunuz: gelsin cevap anahtarları…

        • Hâlâ teşrik-i mesâi içinde olanları tesbit için, 24 Receb 1440’ı yaşamanız mı gerekiyordu ?
          25 Receb 1440 yağmurunda ıslanmanız mı gerekiyordu ?
          Korkarım,şimdilik Devlet Bey ile beraber terennüm edilen: “beraber yürüyüp,beraber ıslandık” şarkısı için de, bir ‘MİLAT’ tesbitine ihtiyaç duymazsınız.

      • Kompartiya’nın organik/çi yoldaşı tuncelide kazandı ama öncesinde 5yıl başkanlık yaptığı ovacıkı kaybetmişler… Gelecek dönemde de hayırlısıyla izmirden aday olsa da biraz eğlensek:)

    • Bu Kekec denilen sözümona yazarın, ayni eleştirel keskinliği, bir kez de olsa Erdogan’a gösterdiğini gordunuz mu? Kekec, bastan asagi her tarafları tutarsizlik olan turunun tipik bir ornegidir.

  17. Arkasına milyonların coşkulu desteğini almış bir partiyi darbe ile deviremezlerdi -post modern türünü denediler, tutmadı. “Gülen’in defterini dürdük, bunun ipini de dindar muhafazakarla çektirelim, onlar getirdiler, onlar göndersinler” dediler.

    (1) Erdoğan’ın güce doymak bilmezliğinden yararlanıp eline bu ucube başkanlık sistemi bombasını verdiler. AK Parti’yi, içinde seküer çıkar gurupları ile Pelikancı sonradan-zenginleşenlerin cirit attıkları çürümüş, yoz bir parti haline getirdiler.

    (2) AK Parti’nin barış süreci ile birlikte Kürt illerinde tavan yapmış olan gücünü ve kitle desteğini havaya uçurmak için Perinçek eliyle PKK’yı olaya müdahale etmeye davet ettiler. MHP’nin ipiyle yol almaya çalışan Erdoğan, geleneksel devlet refleksini Bahçeli’ye taş çıkartan bir üslupla, bunun üzerine atladı, Kürt desteğini de kaybetti.

    (3) AK Parti’nin gücü, dindar muhafazakar yığınların indindeki saygınlığına dayanıyordu büyük ölçüde. Erdoğan’ın elinde çürüyen AK Parti’yi, kolay hamlelelerle, buyurgan bir devlet partisine dönüştürdüler.

    (4) Dindar muhafazakarlar, güçlü bir Türkiye arzu ediyorlardı. Erdoğan’ın çakma AK Partisi, elde ne varsa sattı, ülkeyi mercimekten nohuta ne varsa sömürgen ithalatçı şirketlerine peşkeş çekti, yurt dışından gelen sıcak parayı üç beş inşaat şirketi daha da bitlensin diye inşaata gömdü. Ekonomide ne haltlar karıştırdığı şimdilerde görülür hale geliyor.

    (5) Vesayet rejimi dönemlerinin gündelik pratiği haline gelmiş rüşvet ve yolsuzluğu bitiren parti idi AK Parti. Şimdi yolsuzlukla anılan, adam kayırmacılıkla, liyakati değil hısım akrabalığı ve yalakalığı esas alan bir parti durumunda.

    (6) Adalet, dindar muhafazakarların seküler buyurganlara karşı ahlaki üstünlüğü idi. Yalnızlaştırdıkları Erdoğan vasıtasıyla bunu da aldılar dindar yığınların ellerinden.

    (7) AK Parti’nin meşuriyeti de gücü de halk desteğinden ve seçimler yoluyla geliyordu. Erdoğan’ın yozlaşmış devlet partisi eliyle, şimdi bunun da altını oyuyor zinde güçler.

    (8) Umutlu ve aydınlık yarınların proje ve reform partisi idi AK Parti. Şimdi bir düzine televizyon kanalından -başta dindarlar gelmek üzere- halkın üstüne hamaset ve lumpenleşmiş bir milliyetçilik kusan bir parti.

    (9) Erdoğan dindar muhafazakarların yakasından düşsün. Düşmek istemiyorsa (ki bunu istemediği çok açık), sadece saygın bir devlet adamı olan A. Gül, Babacan, A. Davutoğlu ve eski bakanlardan ibaret olmayan yeni bir kitle partisi ile, dindar muhafazakarlar bu taşınması artık mümkün olmayan Erdoğan yükünü omuzlarından atsın.

    Erdoğan’ı ve AK Parti’yi dindar muhafazakarların partisi diye gösteriyorlar, böylece onların saygınlığını ve gücünü kırıyorlar. Nice zamandır iktidarda ne bizim bildiğimiz parti, ne de bizim bildiğimiz Erdoğan var.

    Bu kadar zor mu bu önümüzde kör parmağım gözüne oynanan oyunu görmek? Halkı Erdoğan eliyle yoksulluk ve geçim sıkıntısı altında inletmek, atacakları son adım. İki yıla kalmadan çektirecekler Bahçeli’ye erken seçim ipini. Sezemiyor musunuz?

    Dindar muhafazakarlar İstanbul seçimini tartışıyorlar. Erdoğan’dan başlangıçtaki kuruluş ilke iddialarına geri dönmesini telep ediyor, bunun ümidini taşıyorlar hala.

    Şu İstanbul meselesi etrafında dönenler bile tek başına bunun olamayacağını göstermeye yetmiyor mu?

    Abdullah Gül’den ne zarar gördünüz, ey dindar muhafazakar arkadaşlar?

    Ben bunu sorduğum zaman gelecek alaycı itirazların kimden geleceğine bir bakın: Kemalistler zırıldayacak ilkin: “O korkak mı cilalayıp sahaya süreceğiniz kişi? Ona mı kaldınız!” diyerek. “O FETÖcü, CHP-PKK borazancısını mı çıkaracaksınız liderimiz Erdoğan’ın karşısına!” diye diklenecek diğerleri -onların rumuzlarına ve kullandıkları, sizlere ait olmayan dile bakın.

    Fehmi Koru’dan ve daha onlarca yazar ve gazeteciden ne zarar gördünüz, ey dindar muhafazakarlar?

    Bu insanlar adalet ilkenize gölge mi düşürdüler?

    Yarım milyonluk saatler takınıp damatlarına akrabalarına gemi filocukları mı kurdurdular?

    Hangisinin üzerine yolsuzluk çamuru bulaşır bu sizin içinizden çıkmış değerli insanların?

    Cihangir İslam mı PKKci ve FETÖcü?

    “Yedirmeyiz!” diye üstüne titreyip körleştiğiniz lideriniz eliyle milyonların gücünü ve iddiasını törpüleyip yarınlara olan umudumuzu yiyiyorlar, milyonları güçten düşürüyorlar.

    Burada üç kuruşluk anlamı ve değeri olmayan, Erdoğan’ın çakma AK Partisi’nin tutumunu ahlaki olarak AK Partili seçmenlerin bile savunamadığı İstanbul seçimlerini konuşuyoruz. Oysa, iki yıl sonra gelecek ve AK Parti’nin tarih olacağı erken seçimlere kadar neler yapılabileceği asıl konuşulup tartışılması gereken.

    Oynanan oyunu göremiyor musunuz?

    Oynan oyunu gören ve her defasında doğrulara işaret eden insanları fitne çıkarmakla, FETÖcü olmakla itham eden çığırtkanlara dönü bakın: Dindar muhafazakarlar mı bu ithamlarda bulunanlar? Kaç yıldır tepe tepe kullanıyorlar bu tehditkar ithamı,göremiyor musunuz?

    Davanız hak,hukuk,adalet, tüyü bitmemiş yetimin hakkına sahip çıkmak değil miydi?

    Şimdi ahlaki üstünlüğü eline geçirdiği özgüveniyle, “Sen ne tuhaf bir adamsın ki soldan geldiğin halde bu dindar muhafazakarlardan, bu siyasal İslamcılardan hala bir numara çıkacağını düşünebiliyorsun” diyerek beni kendince alaya alma cesareti gösterebiliyor aklını Kemalizmle bozmuş “okumuş cahiller”.

    Oysa, çok değil, daha anayasa referandum sürecinde, solda bir avuç insan da olsak, sıkı YETMEZ AMA EVETÇİ’ler olarak güçlü argümanlarımız, muazzam ahlaki üstünlüğümüzle yanındaydık AK Parti’nin. Yerin dibine sokuyorduk bunları. Deliye dönüyor, kudurmuş halde standlarımıza saldırıyorlardı M. Kemalin sefil askerleri olarak.

    Beni boş verin: Kendinizin bu kadar savunmasız duruma düşmüş olmanıza hiç üzülmüyor musunuz?

    • Bernar beyin bu yorumuna beş yıldız. Sayın Koru’ya da bir not: Bu kişiyi Ocakmedya sitenizde değerlendirmeyi düşünmez misiniz? 12.51’de gönderdiği bu yazısını seçilmiş yazılara aktararak başlatabilirsiniz kanaatimce.
      Not: Yazı yazmanın zor bir uğraşı olduğunu bilen bir akademisyen olarak, Sayın Koru’nun yazılarını ve yorum yazan arkadaşları hemen her gün keyifle okuyorum, ama ilk defa bir yazı için yorum gönderiyorum.
      Sayın Koru’ya da bu zor dönemlerde, meccanen ve -kanaatimce- adilane yaptığı bu kamu hizmeti nedeniyle kendisine teşekkür ediyor ve Allah ebediyen razı olsun diyorum.

      • Akademik arkadaşın böyle en alttakiler diye tabir edebileceğimiz yorum sayfaları arasında dolaşmaya çıkmış olması büyük ilerleme..:) yalnız o seçilmiş ve seçkin yazarlar sürüsü arasına buralardan yazar devşirmek biraz fazla cüretkar bir adım yine de..! Öncelikle o bahsettiğiniz yazarlar bikaç gün bizim buralarda itiş kakış bi yorum dalaşına girsinler de şöyle kaç grat çekiyorlarmış bi görseydik kendilerini. Yok öyle tek başına oda gibi bir sütuna döşenip yazılmak; gelecekler burda yengeç sepeti gibi önce bizim yorumyazarlarımızla birebir sıcak temasta bulunacaklar; it dalaşına girecekler, ondan sonra belki buralarda tutunabilirler..! Bahsettiğiniz köşekadılarını alimallah bu platformda piranalar gibi bekleşen kalemşörlerimiz yarım saatin içersinde delik deşik ederler ve kellesini de editöre kadeh diye cilalayıp sunarlar yani..:) isteyen varsa buyursun denesinler; sadece bi şarapçımız var ki; o yazar takımından en keskin olanını bile kahvaltıdan önce açkarna aperatif diye içer hem de içine su koymadan, ona göre..:)))

        • Kızsak da, kimi zaman köpürsek de, kul hakkı yiyemeyiz: Üst kat sakininin sayın F. Koru olduğu, biz yorumcuların kira ödemeyip bedavadan kendilerine alt katını mesken tuttuğu bu iki katlı müstakil aleminin rakipsiz ve tartışmasız fenomeni H. Gayret Bey. Cem Yılmaz yanında halt etmiş – o kadar yani!

          Dil böylesine muzip bir dil, nüktedanlık böylesine eşiz olunca, insan kuskünlüğünü unutuyor birden, ve neredeyse, “Yavan ve renksiz metinlerin psikoanalitik kişilik analizleri de kuru ve yavan oluyor. Meraksızca ve nezaketen okunuyor. Ama sizden şu 55 yaşlık bedenime hapsolup kalmış çocuk ruhu manasındaki arızalı durumum üzerine bir çözümleme okumayı çok isterdim, H. Gayret Bey. Bir teveccüh gösterseniz de hep birikte gülsek” diyesi geliyor 🙂

          Bu metin girişini fırsat vesilesi sayıp, Akademia rumuzuyla değerlendirmede bulunan meslekdaşa da içten selamlarımı iletmek isterim. Yakın geleceğin aydınlık Türkiyesi’nde belki yolumuz kesişir bir gün. Ankara’dan çok değer verdiğimiz bir arkadaşımızı da aramıza katar bol bol söyleşiriz inşallah.

          • Akademik arkadaş yanlış anlamasın ama şimdi ben de bugünün veya “Yakın geleceğin aydınlık Türkiyesi’nde…” diye başlayan bi temennide bulunmaya kalksam; nekrofil mösyö arkamızdan ne laflar eder ne iftiralar atardı bi bilseniz: derince limanından girer susurluk ayranından çıkar; çakırcalı efeden başlar topal osmandan düz giderdi! Ne aydınlıkçılığımız kalır ne bilmem nemiz… Hayır zaten eski mahallesidir, ağız alışkanlığıdır, yani aydınlık çevresinin ağzıyla konuşmasında bi mahsur da yok; sorun bir de aynı murdarlığı karşısındakine sıvamaya çalışmasında… Merdi kıpti şecaat arzederken sirkatin söylermiş:) neyse, türkiye solunun çanına ot tıkamış, paramparça etmiş, böylelikle dönemin abd politikalarına alan açmış perinçekgiller ve avanesinden sözederken dr.kıvılcımlı’nın buyurduğu gibi “biraz münafıkça çocuklar”dan da zaten daha başka bi tutum beklenemezdi. Nihayet her dönem işlediği cürümlerden sonra okmeydanının karanlık sokaklarında gözden kaybolup giden bu ölüsevici; şimdi de -seçim sandıklarından araklanmış- sırtında bir çuval oyla yine aynı sokaklara dalıp gitmek üzereyken suçüstü yakalandı..! Şimdi hala siz onu bir üst kata fıkra muharriri olarak transfer etmek istiyor musunuz..?

  18. Bizler daha önceleri Suriye devlet başkanının,İslam ülkelerinin, ülkelerinde demokrasiye geçmesini istedik. İslam ile demokrasinin çatışmadığinı anlattik.Hatta bu yüzden Suriye devleti ile kötü olduk. Fakat geldiğimiz noktada demokrasinin (seçim sonuçlarını kabullenilmesinin ne kadar olgunluk gerektirdiğini) anlamış olduk. İleri demokrasi, kazandığında değil kaybettiğinde kabullenmektir. Meşrutiyet i meşru’a bu olsa gerek.

  19. H.Gayret !
    AKP’nin önceki gece yapılan MYK toplantısında 31 Mart yerel seçimleri ayrıntılı olarak masaya yatırılmış.
    Cumhurbaşkanı Erdoğan :
    “Suçu millete atmak acizlik ve gaflet örneğidir. Oy vermediği için milleti suçlamak ahmaklık olur. Gelinen bu noktayı ve aldığımız sonucu hem gözümüzle göreceğiz, hem kulağımızla duyacağız. Milletin sandıkta bize ne mesaj verdi? Bunu çok iyi analiz etmemiz lazım. Önümüzdeki süreçte atacağımız adımları da bu analizler belirleyecek. Bu değerlendirmeleri üstünkörü değil, derine inerek yapacağız. 26 Mayıs’ta yapacağımız istişare toplantısında enine boyuna konuşacağız. Millet bize ne diyor? Bakacağız. Özeleştirilerimizi, eleştirilerimizi yapacağız. Bunu yaparken, suçu millette değil, kendimizde arayacağız. Önce kendimize bakacağız. Herkes de önce kendisini değerlendirmeye tabi tutsun.” demiş.
    ******
    H.Gayret ! Bak Sayın CumhurbaşkanıMız ve AK Parti Genel BaşkanıNız ne demiş:
    “Suçu millete atmak acizlik ve gaflet örneğidir. Oy vermediği için milleti suçlamak ahmaklık olur.. Millet bize ne diyor? Bakacağız. Özeleştirilerimizi, eleştirilerimizi yapacağız. Bunu yaparken, suçu millette değil, kendimizde arayacağız. Önce kendimize bakacağız. Herkes de önce kendisini değerlendirmeye tabi tutsun. ”

    Biz söyleyince heyheyleniyorsun. Hadi bu sözlere de, Ülkemizin yüz akı,güzide TV’si A Haber’in MehterBaşı’sı Erkan Tan gibi heyheylen bakalım… “Acizlik,gaflet,ahmaklık,suç’ sözcükleri arka arkaya gelmiş.
    Sen de GAYRET gösterip,kendini bir ‘değerlendirmeye tâbi tutsan’ iyi olur.Büyük sözü dinle…

  20. AKP’nin (önceki ) atanmış Büyükşehir,sonra yine Çekmecenin Büyük olanından aday gösterilmiş ama (şimdilik! ) kazanamamış gözüken Mevlüt Uysal :
    “1500 AK Parti üyesinin seçmen kaydı düşürülmüş. Ayrıca soyadlarına bakıldığında AK Parti’ye oy verdikleri kolayca tespit edilebilen 3092 seçmenin kaydı düşürülmüş”demişti ya!
    Aklıma anket firmaları geldi.Acaba bunlar anket-manket yapmıyordu,çarşı-pazar dolaşmıyordu da,Nüfus İşleri Genel Müdürlüğünden aldıkları ,Adrese Dayalı Nüfus Kayıt sistemini önlerine koyup,Seçme yaşındakilerin ad ve soyadlarından hangi siyasi tercihte bulunacaklarını ,sayısını ve oranlarını tesbit edip pazarlıyorlarmış sonucunu çıkarsak ciddiye alınmamız gerekir. Sayın Erdoğan : ” Mevlüt Bey çok enteresan şeyler anlattı,kendisi son derece güvendiğim bir kardeşimizdir” demişti.Yüz Tanıma Sisteminin yanına: ‘ Ad ve Soyaddan Siyasi Tercihleri Tesbit Cihazı’ da eklenecek gibi.Muhtemelen bu kadar münbit bir ülkede bir ‘Mucid Zihni Sinir’ çıkar.
    Ülkede topyekün yeni bir ad-soyad düzenlemesi yapılması,ad ve soyadı ile müsemmâ olmıyanların ‘resmi yetkilileri yanılttıkları’ için seçme ve seçilme hakkının ellerinden alınmasını teklif eden bile çıkabilir.
    Bu sitede Fehmi Bey’in yazılarının altında yorum yapanların ,müstearlarına;adlarına-soyadlarına bakarak , hangi partinin ve ittifakın mensubu olduğunu hisseden, (iktidarın hissedârı ) müdavimler de var.

  21. Bir Youtube kanalının spikeri duyurdu az önce bir semt pazarından. Kamera, pazarcı tezgahındaki soğan yığının ortasına yerleştirilmiş “Kilosu 10 TK” etiketine zumladı yavaş yavaş: ”

    Bugün itibarıyla soğan mazbatasını aldı.”

  22. “bir ilin seçimini diğerlerinden ayırmak ancak olağanüstü durumlar için söz konusu olabilir” olaganustu durumlar nedir acaba ? yazar yanlis mecralarda olta salliyo ..ysk ya baski abesle istigal

  23. HASSAS KURUMLARIN ÖLÜMCÜL HATALARI.
    Adaleti temsil eden kurumlar bir kere güven kaybedince ülke için yıkıcı sonuçları olur.
    Güç sahipleri hassas kurumları işlerine geldiği durumlarda eğip bükerse güven kaybolur.
    Halk son elli yılda neler olup bittiğini çoğunlukla yaşamıştır.
    Neler olduğu film şeridi gibi gözünden geçmektedir.
    Gücü eline geçirenlerin neler yaptıklarını güçsüz zamanlarda neleri savunduklarını herkes bilir.
    Güçsüz zamanda ne istenmişse ,gücü ele geçirdiklerinde şikayet ettiklerinin çoğunu yapmışlardır.
    Bu kandırmaca dır.
    Halk yalancıyı neden sever.
    Herkes kendine benzeyeni sever.
    KADER YİNE AĞLARINI ÖRMEYE BAŞLAMIŞTIR.
    GÜCÜNÜN ZİRVESİNDE KENDİNİ GÖREN GÜÇ SAHİPLERİNİN TAM ENGELLERİ AŞIP DÜZLÜĞE ULAŞTIĞINI SANDIĞINDA YOLLARINA BİR KAYA DÜŞTÜ.
    İKTİDARIN BURNUNA SİNEK(İSTANBUL) KAÇMIŞTIR..
    İktidar ne yapacağını şaşırmıştır.
    Sineği öldürmek için kafasına vurup duran biri gibi sineğe değil en büyük zararı kendine vermektedir.
    İstanbul olayı kader dır.
    Sapla samanın ayrılmasını kör gözlere göstermiştir.
    Güç sahiplerinin veya kendini egemen sananları çileden çıkaran bir durumdur.
    Bundan sonra ne yapılırsa yapılsın zaman aleyhte işlemektedir.
    İSTANBUL,İSTANBUL,İSTANBUL BÜYÜK KADIM ŞEHİR.
    TÜRKİYE DE İSTANBUL BELİRLEYİCİDİR.
    İSTANBUL U KAZANAN ÇOK ŞEY KAZANIR ,TÜRKİYE YENİ BİR LİDER KAZANABİLİR.
    İSTANBUL U KAYBEDEN ÇOK ŞEY KAYBEDER,TÜRKİYE YENİ BİR LİDER KAYBEDEBİLİR.

  24. Acayip
    AK Parti 31 Mart seçimlerini %55 ile kazanmıştır. Hem de hile yaparak değil belki de kendisine hile yapılarak. Aslında hile yapan ne AK Parti ne de CHP’dir. Hile yapan Sermaye’dir. İstediği olmadığı zaman seçimi yenilesin diye böyle yapar.
    AK Parti bu zaferinden mutlu çıkıp eksikliklerini gidermesi gerekirken zaferini huzursuzluk kaynağı yapmaktadır. Ankara ve İstanbul seçimin adil yapıldığının belgesidir. İstanbul’da İmamoğlu ne yapabilir ki? İlçe belediyeleri AK Parti’de, Belediye meclisi AK Parti’de, iktidar da AK Parti’de, bütün kadrolar AK Partili.
    Sıkıntısı ne? İtirazlar yerine bir an önce faaliyete geçmelidir. Ne var ki AK Parti’yi AK Partililer yönetmiyor. AK Partideki Sermaye ajanları yönetiyor. Beni ve tüm halkımızı üzen de budur.

    • Sn Karagülle hocam, siz de bu işin farkına vardınız!? İşte ben onun için geçen seneki bir yorumumda (H.K. 8 Nisan 2018 at 23:29) şöyle demiştim:

      *******
      Birlikte yönetmektir hep ana gaye,
      Yönetene musallat, ah şu SERMAYE!
      Hata yaptıran, hesaba yazdıran o…
      Allah’tan ki etkisi az oy vermeye!

      Onun derdi “oy” sa, bil ki bu rant için,
      Yalakalık ta bir hizmet, parası peşin,
      Hata yaptıran, hesaba yazdıran o…
      Sen neymişsin sermaye, neydi ki dinin?
      *******

  25. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir şirketi olan SPOR İSTANBUL şirketi, yerel seçimlerden 2 gün önce, İstanbul Yarı Maratonu’nun organizasyonu için açtığı ihaleyi sonuçlandırıyor. İhale, 3 milyon 596 bin 626 lira bedelle Cübbeli Ahmet Hoca’nın damadı Esat Palazoğlu ve ağabeyi Muhittin Palazoğlu’nun şirketine veriliyor -küçük bir kısmı ise bir başka şirkete.

    “Ne bu böyle yangından mal kaçırır gibi” diyen olursa da haklı.

    “Boşuna değil cemaatlerin Erdoğan arkasında sıralanmaları!” diyen de haklı.

    “Erdoğan ve dini cemaatler halkın indinde iyiden iyiye gözden düşsün, dindar muhafazakarlar ahlaki üstünlüklerini hepten kaybetsinler istyenlerin yeni bir hamlesi daha” diye düşünen olursa, onlar da haklı -bence!

    21. yüzyılın teknik, elektronik, nano teknolojik devrimler çağının Türk Dil Kurumu’ndaki yerel karşılığı “Damatlar Çağı”olsun -uluslararası literatüre beleşten bir terim hediye etmiş olalım.

  26. Pazartesi günü Ekrem imamoglu’ya mazbatayi verecekler. Halk yeter diyor. Fazla uzaması hem iktidarı hem de halkı mağdur ediyor. Eğer bir usulsüzlük gerçekten varsa; YSK başkanı içişleri bakanı ve adalet bakanı istifa etmesi gerekir. Seçimden önce konuşmalarıyla halka güvenli seçim sözü verdiler.
    SAYGILAR SEVGİLER

  27. AKP nin Yüksek Seçim Kurulu! 25 yıldır Istanbulu rant çiftliği olarak kullananlarin malzemelerini taşiyip bitirinceye kadar, bu işi sürüncemede birakacaktır. (oylaliyacaktir)
    Onun için bir gün önce sayim işlemini 20 gurup yapmasına karar veriyor, akabinde hemen 2 ye düşüriyor.
    CHP seçmen taşimiş dediler kendilerinin taşıdığı ortaya çıktı.
    AKP li bir evde 80 tane seçmen kayıdı tesbit edildi diğer bir evde gene AKP li taninmiş 4/5 kişinin kayıtli olduklari tesbit edildi Çekmecede seçmen yolsuzluğu yapılmiş diye yaygara kopardilar ordada nufus müdürünün AKP olduğu ortaya çıktı.

    Çırpındıkça foyalari ortaya döküliyor.
    Fakat onlar her şeye bir bahane uyduruyorlar tıpkı burda yorum yazan taraftarları gibi.

    Not: bu vidiyoda, Ellen Kannedy Islamin 5 şartini ve Peygaber efendimizi çok güzel anlatiyor. Kannedy Müslüman değil Uniterian.UUCA toplantisinda kendi cemaatine İslam dinini tanitiyor.
    Bu hanim şu anki Türkiyenin AKP Müslumanliğini tanisa veya “Allah muafaza” halini görse şok olur.

    Bazi yorumcu arkadaşlar Hamza beyin Islamcilar
    demesinden ne demek istediğini! Maalesef sanki bizdeki kendilerini Müslüman olarak millete yutturup lokmanin büyüğünüde kendileri yutup mali götürenlerden bahs ettiğini bir Müslüman olarak ya ihtimal vermiyorlar veya anlamak istemiyorlar gibime geldiği için bu vidiyoyu paylaşirsam, belki birbirimizin ne dediğimizi daha iyi anlamiş olacağimiz kanisindayım.. Çünkü Müslüman olmayan bir hanim biraz araştırınca hayran kaldiği Islam Dinini bizler ne hale getirdiğimizi biraz düşunüp ibret alsak iyi olur.

    https://m.youtube.com/watch?v=QgkkuINDuy

  28. akp teselli arayışında ise,
    teselliyi cumhur ittifakının aldığı % 53 te arasın.
    bunun kıymetini bilsin
    ve korumak için sosyal adaleti inşa etsin.

  29. Sayın Fehmi Koru Bey,

    Bir tarafta tüm medya gücü, billboardlar, devletin tüm olanakları acımasızca.Yapılan dev hizmetler. Sosyal yardımlar.

    Diğer yanda yolsuzluk, bitmiş tarım, ekonomi, kıfayetsiz muhterisler, vefasızlık, Fetö işinin sulanması, acımasızlık, ağzından ve kaleminden salyalar, yalan ve iftiralar akan lağım medyası, sonradan monte SS tetikçisin tehditkar söylemleri, damat, ihaleler, ben bilirim ve kocaman bir KİBİR.

    Şener, Gül, Günay, Babacan,Davutoğlu Yalçınbayır, Atalay, Şimşek, Çelik, Çoşkun, Mumcu ve adını saymadığımız hepsi mi haksız haindi, Fetöcü idi. Ama onlarda koltukta otururlarken iken tımbırtıp oynuyorlar. İstisnalar hariç. Haksız mı Cihangir İslam söylemlerinde.

    Şimdi parti kursalar hain olacaklar . Asıl hain ak partiyi kurulduğu günkü istikametinden çıkartandır. Ak parti bizim kurduğumuz dönemdeki değil diyerek er meydanına çıkmalıdırlar yaşanmış acı tecrübeden ders alınarak. İktidar olamasa dahi ak partinin en az 3 de 1 oyunu alır kötümser bir tahmin ile.

    Ortada kaybetmek var ise şayet en büyük kaybeden KİBİR dir başa yazılacak.

    Fakat bu kadar seneye rağmen iktidar, trenden inenler, inmek zorunda kalanlar, atılanlar, yolsuzluklar ve tüm olumsuzluklara rağmen hala 1. Parti olarak kalmasını sosyolojik olarak siz açıklayın lütfen?

    İstanbul, Ankara ve diğer yerlerde CHP kazanmadı. Hdp ve kalbi kırıklar Ak partiye kaybettirdi. Ayrıca ilçelerde ak partiye Büyükşehir de diğerine oy veren kitleler tebrik edilip özür dilemeli bunca yıl koyun denildiği için. Şimdi akıllı halk olur göbeğini kaşıyıp duran, bidon kafalılar.

    Bu arada İstanbul u kaybettiğimiz için yüreğimiz de kanıyor. Kınadığımız her iş başımıza geliyor. Saygılarımla.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız