“Kabahat samur kürk olsa da” demiş eskiler.. Erdoğan-Babacan söz düellosu bana o özdeyişi hatırlattı

28
Reklam

Şu günlerde iki partinin genel başkanı arasında ilginç bir söz düellosuna tanık olunuyor. 

Parti genel başkanlarından biri Ali Babacan (DEVA Partisi), diğeri de Tayyip Erdoğan (AK Parti).

DEVA Partisi genel başkanı Babacan, Türkiye’nin son 20 yılına damga vuran AK Parti iktidarının yaklaşık ilk 13 yılında izlenen ekonomi politikalarında bakan olarak kendisinin belirleyici rolü bulunduğuna dair açıklamalar yaptı.

AK Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, Babacan’ın hükümetin ekonomik başarılarına sahip çıktığı dönemde başbakan makamında bulunduğunu hatırlatarak, o dönemin başarılarının kendisine ait olduğunu söyledi.

Babacan ise neden aynı başarının kendisinin hükümette yer almadığı son yıllarda gösterilemediğini sorgulamakta.

Konuya ilişkin bir haberin ilgili bölümü şöyle:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine yönelik ‘Altı sıfırı Türk Lirası’ndan çıkaran bu Başbakan. Sen kimsin ya? Başbakan olur vermedikten sonra sen ne yapabilirsin ya?’ sözlerine cevap veren Babacan, ‘Tek imzayla aklınıza geleni yapabiliyorsunuz. Madem keramet imzada, bir imza atın da şu enflasyonu düşürüverin’ dedi.” 

Haberde sahip çıkılmak istenen ‘başarı’ olarak yalnızca paralardan altı sıfırın atılması gösteriliyor, ama iki siyasi arasındaki atışma aslında tüm ekonomik performansla ilgili. 

Reklam

Babacan, AK Parti iktidarının ilk döneminden -18 Kasım 2002’den- başlayıp Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olduğu ilk dönemin bir bölümüne -28 Ağustos 2015’e- kadar kurulmuş bütün hükümetlerde bakan olarak görev yaptı. O uzun dönemde, iki yıldan kısa bir süre -29 Ağustos 2007 ile 1 Mayıs 2009 arası- dışişleri bakanlığı koltuğunda otursa, aynı dönemlerde AB ile başmüzakerecilik görevini yerine getirse ve son altı yıl boyunca -1 Mayıs 2009 ile 28 Ağustos 2015 arası- başbakan yardımcısı sıfatını taşımış olsa da, genel hatlarıyla ekonomiden sorumlu hükümet üyesi hep Babacan’dı.

AK Parti’nin 2015 yılına kadar geçen ilk 13 yılının ekonomik performansını, özellikle bugünlerde yaşanan ekonomik sıkıntılarla mukayese edildiğinde, bir çok yönden başarılı bulmak mümkün. 

O dönemde, AB ile üyelik müzakerelerinin sonuna yaklaşmış, milli geliri 12 bin doları aşmış, ihracatta rekorlar kıran bir Türkiye vardı ve 2005 yılında önceki iktidarlardan miras çok sıfırlı TL bir çırpıda o sıfırlardan kurtarılarak kurda ‘1 dolar = 1.33 TL’ dengesi yakalanmıştı ve yıllık enflasyon oranı da %7.72 idi. 

İki lider arasındaki söz düellosu o ‘başarı’nın sahipliği ile ilgili.

Babacan “Ben yaptım” diyor, Erdoğan da “Ben yaptırdım” iddiasında…

[Henüz partisini kurmadığı günlerde kendisiyle görüşürken, Ali Babacan, bana, “Bakan olarak görev üstlendiğim dönemlerde izlenen ekonomik politikalarda icraatlarıma kimseyi karıştırmadım; Allah’ı var, Tayyip Bey de bir gün olsun yaptıklarıma müdahale etmeye kalkmadı” demişti.]

Söz düellosunda kim haklı?

Konuya hangi açıdan baktığımıza göre cevap değişebiliyor. Benim baktığım açıdan, her ne kadar sert ifadeler kullanıyor olsa da, Cumhurbaşkanı Erdoğan da, Babacan’ın görevde bulunduğu dönemde izlenen ekonomik politikaya sahip çıkmakla, o dönemi başarılı bulduğunu kabul etmiş oluyor. Babacan’ın o başarıyı göstermesi de dönemin başbakanı Erdoğan’ın 2015’e kadar onu sürekli bakan olarak tutmasıyla sağlanmış oldu.

Reklam

Bana göre, tarafların her ikisi de kendileri açısından haklılar.

Aslında söz düellosu bir yönüyle  dün ile değil daha çok bugün ile ilgili ve bu sebeple de karşılıklı atışmadan hükümette 2015 sonrasında ekonomiden sorumlu bakan olarak bulunmuş siyasilerin rahatsızlık duyması beklenir.

Tabii, ekonominin bugün özellikle fakir-fukara ve garip-gurabayı geçim sıkıntısına düşürecek derecede bozulmasına yol açmış kişileri sorumlu mevkilere atayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da…

Ekonomide ciddi sıkıntılar bulunduğunu artık Cumhurbaşkanı Erdoğan da kabul ediyor.

Geçmişe sahip çıkılıyor ve “Onu ben sağladım” deniliyorsa, bugünlerde yaşanan sıkıntılarıdan da sorumluluk artık başkalarına atfedilemez.

Söz düellosunun en önemli çıkarımı bu işte.

Milli gelir yeniden 10 bin doların hem de çok altına düştü.

Enflasyon TÜİK’e göre bile %80’in üzerinde.

1 dolar 20 TL’ye yaklaştı.

TL yeniden bol sıfırlı hale geliyor. 

Hemen bütün uluslararası değerlendirmelerde arkamızda kalan ülkelerin sayısı önümüzdekilerin yarı sayısının altında. Her yıl hemen her rekabet alanında biraz daha gerilere düşüyor ülkemiz. 

Bu tablodan yalnız Nureddin Nebati’yi veya ondan önce aynı koltukta oturan birkaç bakanı mı sorumlu tutmak gerekecek?

Kaldı ki, 2018 yılına kadar ülkede yürürlükte olan parlamenter sistemde hükümette ‘ortak sorumluluk’ söz konusuydu; son dört yıldır ‘başkanlık sistemi’ ile yönetiliyor ülkemiz ve adı üstünde bu yeni sistem bütün yetkileri ‘cumhurbaşkanlığı’ makamında topluyor.

Yeni sistemde bakanlar, eski sistemin bakanlarından farklı olarak, kendilerini atayan makamın emir ve talimatlarını yerine getirmekle yükümlüler.

[ABD’deki başkanlık sisteminde bu yüzden hükümet üyeleri için ‘bakan’ değil ‘sekreter’ unvanı kullanılıyor. Başkanlık sisteminde bakanlar başkanın sekreterleri konumunda oldukları için.]

Söz düellosu, iki lider arasında ve ekonomi alanında kimin sorumlu olduğuyla ilgili gibi görünse de, esasında iki yönetim sistemini birbiriyle mukayeseye yol açması bakımından önem taşıyor.

Hangi sistem bu bakımdan daha doğru?

Sizce hangisi? 

ΩΩΩΩ

Reklam

28 YORUMLAR

  1. Bu işte bir tuhaflık yok mu acaba
    Ali Babacanın ekonomi uzun bir süre kendi bakanlığı döneminde olduğunu iddia ediyor iddia demeyelim iyi olduğunu söyleyebiliriz, iyi olduğunu Cb de söylüyor.
    Asıl tuhaflık burada başlıyor, Demek ki ekonomi Cb sisteminde değil başbakalık sisteminde daha iyi olduğu anlaşılıyor, bu durumu sayın Cb inkar etmiyor. O halde sayın Cb kendi getirip yönettiği sistemini de eleştirmiş olmuyor mu?. Yani diyor ki biz hata yapmışız.
    Burada sayın cb nin savunduğu iki iddiasından birisi yanlış, ya başbaknlık dönemi iyi yada cb sistemi. Acaba hangisi doğru?

    • Ahmed bey! O yıllarda Ne AKP nın nede Parlamenter sistemının bir rolu oldu. Kemal Devrişin 2000 veya 2002 yılının başlarında hazırladığı 10 yıllık ekonomi paketini Ali Babacan uyguladı hatta bilemedığı veya emin olmadığ konularda Devrişin görüşlerinide alarak iyileştırdı. 2010 ve 2011 de ekonomi yazarları adeta bar bar bağırır gibi 10 yıllık paket bitmeden 2. Bir on yıllik paket hazirlanmaz ise Türkiyenin ekonomisi çöker diye yaziyordular.
      Bu demek değil ki Ali Babacan’ın katkısı olmadı Ekonomi paketini Ali Babacan çok iyi uyguladığı için başarılı oldu.
      Şimdi bakan olsa belki 2002 den dahda başarılı olur.

    • ha onun ha bunun dönemi. ikiside eksik söylem. o dönemde herşey farklıydı,
      bol para geliyor,
      herşeyde ortam win win.
      özelleştirme leren para geliyor,
      ithalsttan şundan bundan .
      tanrının lütufları bile hükümet lehine..
      ekonomi gel beni ye diyor…
      ama, fakat…
      bu dönemde yatırım yerine batırım politikası uygulandı hep gelecek hep olacak devam edecek sanıldı!!!
      not: geç te olsa yollar tuneller köprüler yapıldı belki ama,
      ya sen bana geç!…
      ya ben sana erken!…
      son söz:
      başganlık dış güçlerin işine gelir-yarar,
      (işler tekelden kotarılır)
      gomonist işi yöntem halka yarar, bir gram ilerleyemezsin!
      (boşa geçti seneleeerr şarkısı misali)

  2. Kılıçdaroğlu’nun adaylığına onay vermek demek, İYİ Parti’nin göz göre göre kendi ayağına sıkması demek. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun adaylığı yenilgiyi baştan kabul etmek anlamına geliyor. Bu durumda Akşener “evet” diyorsa, o zaman ortada “emir büyük yerden” gibi bir durum var. Zira Kemal Bey’in adaylığına “evet” demenin akıl kârı olmadığını en çok İYİ Parti yöneticileri dile getirdi. Şu saatten sonra İYİ Parti’nin kalkıp Kılıçdaroğlu’nu aday yapması pek mantıklı görünmüyor. Akşener’in partisi için son noktaya koyması gerekirken Kemal Bey’e “evet” diyerek teslim olması başka türlü açıklanmaz. Yine de oyunun bitmediğini vurgulamak gerekir; Akşener’in son noktayı koyma şansı hâlâ devam ediyor.

  3. Sayın Berat Albayrak’ın onca operasyona ve pandemi koşullarına rağmen yüzde 25’lerde devraldığı enflasyonu yüzde 11 seviyelerinde tutmayı başarmıştı.
    Yine hatırlatayım: Babacan döneminde 2010’da 49 milyar dolar, 2011’de 77 milyar dolar, 2012’de 48 milyar dolar, 2013’te 65 milyar dolar cari açık verdik. Berat Albayrak döneminde 2019’da 1.6 milyar CARİ FAZLA verdik.

    • Enerji Bakanlığı döneminde enerjide dışa bağımlı olmaktan kurtulacak projelere imza atmış, Maliye Bakanlığı döneminde de CARİ FAZLA vermişti.
      “Cari fazla” demek, dar gelirliden zengin kesime gelir transferi anlamına gelen enflasyon canavarının çanına ot tıkamaktı.

      • Ekonomi durduktan sonra, dolar internasyonal piyasa artmamasına rağmen TL nin dolar karşısında çok çok gerilemesi Erdoğan ve Berat ikilisinin özellikle Erdoğan’ın iş bilmezliğinden dil bilmezliğinden kaynaklanmıştır. Egosunu tatmin için dilini uzattıkça dışarda antipati yarattı. Döviz girdisine ihtiyaç o kadar büyükken yabancı finans çeverelerine bunu yapamazsın. Adamların parası bol alternatifi bol niye Türkiyeye gelsinler? Erdoğan’a mukayeseyle Babacan bu konuda çok daha iyi sonuçlar alırdı. Erdoğan’ın ekonomi bilgisi zafıy diplomasi konusunda beceriksiz. Nokta!

    • Bu kadar başarılı damat nerede o zaman. Neden arkasına bakmadan kaçtı. Nerelerde saklanıyor. Kayınbabası bile zoraki affetti, sizin bu hayranlığınız nereden geliyor. Yani gerçekten mi?

  4. Evet, Babacan’ın her zaman çok işi olmuştur
    Bank Asya’yı Ziraat Bankası’na milyar dolara “kakalama” çalışmasından, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adayı olması için CHP ittifakıyla, “Görünür değildim ama tam göbeğindeydim” ifadesiyle itiraf ettiği sinsi faaliyetine kadar işi başından aşkındı.
    15 Temmuz’da da yurtdışında işi vardı.
    Görünür olmadığı ama tam göbeğinde olduğu hangi iş için hangi ülkedeydi, orasını bilemiyoruz.

  5. ÇİN’DE BİLE 26 GÜN, BİZDE 270 GÜN
    Ünlü bir telefon markasının son modelini Çin’de bir asgari ücretli 26 günlük geliri ile alabilirken;
    bizde 270 günlük geliri ile alabiliyor.
    Yani 9 ayda
    Yani bizim emekçimiz köle işçilikle adı özdeşleşmiş bir ülke işçisinin 10 katından bile daha fazla çalışması gerekiyor.
    Avrupa ülkeleri ortalaması bir(1) hafta.

    • 270 değil maraba olarak çalışacaksın!…
      da desen, gık bile demeden o tlf’lara para basacak çook insan var sayın YK.😠
      adam sadece alo demek için 10 aylık parasını verir mi? veriyor🙁.
      – ne yapacaksın bu pahalı tlf ne işine yarar?
      – onunla karşı yakadaki hava durumunu anında görüyorum 🙂
      – sen çok sık mı giyon karşıya?
      – yoo hiç gitmedim! 😦
      +başka ne işe yarıyor?
      +Ankara’ya anında uçak bileti alıyon!
      +kaç defa uçak bileti aldın gittin?
      +ben hiç uçağa bile binmedim!✈️, Ankara’ya mı, oraya da hiç gitmedim😂😂😂.
      diyo!…
      son söz:
      o pahalı ve özellikli tlf’ları alanlar sadece resim selfi çekmiyor!
      iş için konferans için takip için akıllı sistemler için belge transferi için internet özellikleri için..
      alıyorlar!!!!
      no’lur aklınızı başınıza alın eyy.. yurdum insanı.

    • ünlü bir telefon markasını icat eden, üreten satan bir insan, öbürünü de icat eden satan bir vatandaş, siz sanıyorsunuz ki amerikada üretilen malları, alınan patenleri, kurulan şirketleri Biden kuruyor. Avrupa da da aynı durum söz konusu. Yoksa audileri, mercedesleri, opelleri alman başbakanı mı yapıp satıyor sanıyorsunuz. Ülkemiz aleyhine böyle saçma sapan karşılaştırmalar yapanlara söylüyorum. Siz niye bunları yapmıyorsunuz. Elinizi tutan mı var. Bütün bu araçları, uçakları, silahları, telefonları siz üretip dünyaya satın bende size bir haftada değil bir günlük maaşınız ile alabileceğinizi garanti edeyim.

      • yapsan no’lacağını sanıyorsun hd?
        ertesi gün satışa çıkarır birileri..
        satmadı mı, islas etmediyse tüm firmalar yeni model çıkarırlar anlaşarak!
        işler iyi gidiyor mu sanıyorsun sen?
        borsaya müracat mı etmiş?
        haa. haa haaa..
        sbk ya bile sozmış paralelciler bak ne iftiralar atıyorlar!

  6. “Milli gelir yeniden 10 bin doların hem de çok altına düştü.”

    Mültecilere sahip çıkan hükümet Bu hesaplamada Mültecileri kabul etmiyor Nüfusa 6 Milyon daha ekle 7000 Dolarlara iniyor.

    Son zamanlarda TUİK verileri ve işsiz verilerinde kendine göre Dünyada bilinmeyen bir Hesap Yöntemi bulmuşlar.

    Bir Misal verelim.

    İşsiz verilerdine misal 2 Milyon insan iş aramaktan bıkmış Artık işçi bulma kurumunun yolunu aşındırmıyor. Hükümette bu 2 Milyon insanı iş aramadığı için işsiz kabul edip Hesaba katmıyor.

  7. Cuma günü CHP’nin İzmir’de düzenlediği 27. Dönem 5. Çalışma ve Değerlendirme Toplantısı’nda konuşan Kılıçdaroğlu, özellikle İstanbul, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanları İmamoğlu ve Mansur Yavaş’la üst parti yönetimi ve yol arkadaşlarını işaret ederek “Siz gerçekten benimle birlikte misiniz, bazılarınızın da isteyerek veya istemeyerek zarar verdiğini görüyorum. Benimleyseniz, benimle olduğunuzu artık hissetmek, sırtımı size yaslayacağımı bilmek istiyorum” demişti. Özellikle kendilerine seslenildiğini anlayan Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş da anında “Yanındayız” diye tweetler attılar. Bugüne kadar 8’li masanın bazı liderleri tarafından Kılıçdaroğlu’nun karşısında cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilen iki büyükşehir belediye başkanı adaylık konusunda artık ekarte edilmişlerdi. Kılıçdaroğlu artık CHP’nin tek cumhurbaşkanı adayıydı. Operasyonun son halkasında Meral Akşener de HDPKK konusunda ikna edilmişti. Akşener Kılıçdaroğlu’na neden destek verdiğini uzun uzun anlatmış, vefa borcu olduğunu belirtmiş. İYİ Parti’nin kuruluş aşamasında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun İYİ Parti’ye 15 milletvekili göndererek seçime girmesini sağlamasını “Ölünceye kadar şükran duyacağım” sözleriyle açıklamaya çalışan Akşener bana inandırıcı gelmedi. Çünkü daha önce İYİ Parti’nin bazı üst düzey yöneticileri 15 milletvekili konusunda CHP ile ödeştiklerini açıklarken Akşener’den böyle bir tepki veya açıklama gelmemişti. Akşener’in inandırıcı olmayan bu açıklamaları ile HDPKK terör örgütüne verdiği asıl desteği örtmek istediğini düşünüyorum

  8. Keramet babacanda ise önümüzdeki seçimde masa6 na girmeyip tek girerek iktidara gelecek oyu olsun o zaman.

  9. Sayın Koru ,
    Geçmiş iyi tahlil edilmezse bu sonuçlara varılması normaldir. Kemal Derviş in tek başına çıkardığı yasalara Ali Babacan döneminde dokunulamadı ve tarihin en yüksek dolar faizi ödendiği için TL nın değerli kalmasına sebebiyet verecek şekilde sıcak para ve geldi. Bundan dolayi da dolar bazında milli gelir arttı , tabi cari açıkta arttı ve sıcak para ile finanse edildi. Daha sonra 2008 mortgage krizi ABD ve Avrupa yı vurduğunda piyasalara enjekte edilen ucuz paradan biz de istifade ettik. ipin ucu 2013 de FED in faiz arttırma kararı ile kaçtı. 2015 den sonra adamlar para vermemeye basladı. 2018 Temmuzda ihracata dayalı büyüme modeline uygun olarak kur gevsetildi ama Erdoğan ın çevresindekiler müdahale etti kur geri toparladı.
    Ekonomik tarih , siyasi tarihten farklı bir göz ile bakılıp değerlendirilmesi gereken bir konudur.
    Ali Babacan göreve geldiğinde 1 $ = 1650 TL idi. 2008 de 1$ = 1.16 ya gerilemisti. Niye ? yüksek faiz verip sıcak para geldiği için. Vermeseydi de kur o zaman yavaş yavaş yukarı gitseydi de daha sonraki dönemde bu kadar yüksek ataklar görmeseydik.
    Tabi sizin tek ilgilendiğiniz nokta değersiz TL sebebiyle dilediğinizce yurt dışına gidememeniz . iyi de bu enerji faturasının bedelini nasıl ödeyeceğiz ? Düşük kur her zama ihracata bir ivme kazandırır , malları uzak pazarlara götürmeye şans verir , sonrası ihracatçının marifetine bağlı.

    • sallamak elbette serbest, yapısal reformlar ve AB süreci ile Türkiye’ye sadece sıcak para değil hatırı sayılır yabancı yatırımcı ve sermaye girişi de oldu. Bu sermaye itibardan tasarruf olmayacağı için geri dönüşü 1000 yıl sürecek çete azdırıcı betonlaşmaya harcandı ve eğitim, teknoloji gibi hızlı katma değer üretecek alanlar es geçildi, iki dekat genç nüfus hebaen mensur harcandı. Bozuk para gibi harcanan nesil ise ne dindar oldu, ne donanımlı, olsa olsa kindar bir nesil yetişti ve sokaklarda şimdi kutuplaşmanın en ağır şekli sokak röportajlarında yaşanıyor. TR’dan umudunu kesmiş bir grup genç fırsatını buldukça yurtdışında yaşamlarını idame ettirmek istiyor ve bir hayale sarılıp ülke dışına çıkıyor, çaresiz ve donanımsız olanlar inşaat işçiliği veya motor kuryeliğe rıza göstermezlerse sahil beldelerinde evlilik yolu ile pasaportu düze çıkarabilmek için avrupalı turist avına çıkıyor en donanımsız olan nato mermer, nato kafa güruhu ise “ya sev, ya terk et” sloganı ile etraflarına dehşet saçıyorlar.

  10. Ahan da benim cevabım :
    Foreo Adalarına milli takımımız 2–1 yenildi !
    Enflasyon Şubat ayı gibi mâkul seviyelere iner !
    Yunanistan’in Ege adalarindaki oldu bittileri kabul edilemez !
    Küresel Refah Endeksinde 167 ülke içinde ancak 93 ncü olabildik ! (Değerlendirme 300 kriter üzerinden yapılıyor)
    Bütün dünya bizi konuşuyor !
    Atma Hamidiye atma ,
    Vergi de vereceğuk ,
    Şapka da giyeceğuk !

  11. bence bm.. derdik eskiden, şimdi onuda diyemiyoz reklam olur diye. oysaki bir ülkenin araçlarının motor reklamı yapılmalı hergün her yerde! ama yok! yok! bizde🤗.
    bence bu!
    bir arabanın üstüne doğan şahin pelikan tok yazmakla olmuyormuş işte.
    her neyse.. geeç.
    🤖eski sistem bir nevi gomonistim dedirtiyordu insana😊.
    🌟mevcut sistem ise fazla Amerikan sistemi..
    “yok mu bunun ortası????”
    eskisimi iyiydi, yenisimi?
    o mu bu mu?
    yok sanırım bunun sonu🤗.
    son çıkarım:
    eski yada yeni, adı ne olursa olsun,
    mecliste herşey konuşulacak!
    eller kalkacak!
    rakamların sonucuna göre işler yürüyecek!
    en sonunda hükümet uygulayacak!
    ve meclise hesap verecek (yani halka-temsilcisine).
    ister tek kişi olsun,
    ister 35 bakan
    48 kurul
    79 rizeli trapzonlu muhtar!
    sonuçta:
    eller havaya, suçlu varsa hapise, başarılı olan varsa seneye tekrar mecliste!
    (yani halklar layık olduğu şekilde yönetilir tam da bu işte🤗🤗🤗).

  12. Mevcut sistemi ABD ile karşılaştırmak imkansız. Orada denge ve denetleme çok güçlü. Bizde ne denge kalmış ne demetleme. Tam bir Ortadoğu ve orta Asya tipi diktatörlük bu. Az daha usturuplu olanından. Ama gidişata bakılırsa burada durmayacaklar. Şanghay’a kadar gidecekler görünüyor. O yüzden bu son tren diyoruz. Bu seçimde tek adamı indirdik indirdik. Sonrası nereye gideceği gayet açık ve belli bir tren bu. Rayları oraya doğru döşemişler. Ne Amerika’dan ne AB’den ne NATO’dan ne batıdan ve be de demokrasiden zerre bunlara bulaşmamış. Hepsi köktenci cinsten. Ne yapmak istedikleri de çok açık. Bana dostunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim demişler. Bunların dostları da belli, muhabbetleri de belli, yürüyüşleri de.

  13. seçmen uzun süredir 🌹🌷gösterip babavanga izliyordu. bugün ikisi birden çıktı meydane.
    seçim takvimi açıklanmasını beklemek acz görüntüsü veriyordu zaten.
    gül deyince halk babacan a bakıyor hernedense🙃😊🤗

    • haberlerde ksabın tabelasında yazıyo, yurdum annesi eti çok seviyom diyor. ama alıp alamadığı yok haberde!
      bir başkası pahalı ama, verdiğimiz para keşke gitse yetiştiriciye!.. dileğiyle kapatıyor.
      un vb bazı gıdalar ucuz kaldı Koop ‘te,
      benzerleri iki katı başka markette nerdeyse!
      😂ben ucuz alabildiğime mi sevineyim?
      😠katkı varmı?
      ilaç kalıntısı! saflık?
      dayanıklılık? raf ömrü?
      sağlığa zararlımı testi?????
      yapma aşamaına geçemediği memi üzüleyim?
      🌷🌹koklamak isterken zakkum çıkarsa ya karşıma telaşına mı düşeyim?
      kaktüsten kurtulacağız inşallah!!! deyip,
      derin bir ooooooohhhhhhhhhhhhh’ mu çekeyim

  14. Tek adam ekonomiden anladığını iddia ediyor. Hodri meydan, öyle topladığı kalabalıklara atıp tutmasın, çıksın TV’de Babacan’ın karşısına da boyunun ölçüsünü alalım. Ekonomiden faizden ne anlıyor bir ölçelim bakalım. Millet aptal değil, herkes cüzdanının hesabını biliyor.

    Burada birileri de Erdoğan’ı TV’de tartışmaya çağırmamı demokratik yıkıcı faaliyet olarak nitelendirmişler. Bravo valla. İyi anlamışsınız. Demokrasi çatır çatır tartışmayı gerektiriyor, seçici ve yıkıcı olmak zorunda. Ancak öyle kötüler eleniyor ve filtreleniyor. Kimse sırça köşkünde oturup siyaset yapıyorum demesin. TV’de boyunun ölçüsünü alamadığım kişilere siyasetçi demiyorum. Kaçak güreşen çayır ağası diyorum.

  15. “Sizce hangisi?”
    Bence hangisi olduğunu yazmama gerek yok. Cevabı Dün bu siteye eklediğim video’da vardı
    O linkte Erdoğan kendisi ihtidara gelinceye kadar Türkiyede seçmen yaşının 30 olduğunu o geldikten sonra 18 indiğıni hemde milletin gözünün içine baka baka
    Söylüyirdu ve millette bütün bilmişliklerini ağızlari açık dinleyip 21.asrın ülkenin geleceği amenet edilecek olan teknolojinin dünyayi bir kibrit kutusuna sığdırdıği kitlelerin dönemınde konuşuluyordu.
    Erdoğanın anlattıkları ne kadar doğru ise Ali Babacana dediğide o kadar
    Doğrudur.
    ***
    Seçme yaşı 1934’te 22 yaşına çıkmış, 1961’de 21 yaşı olarak belirlenmiş, 1987’de 21 olarak kabul görmüş, 1995’te de 18 yaşına indirilmiştir. Seçmen yaşı bu süreç içinde 18’e indirilirken, seçilme yaşı 30’da kalmıştır.
    ****

  16. Üstad bu sorunun üç kişide üç cevabı var. benim merakım da üç cevabın toplamı ne eder acaba?

    1. Erdoğan’ın cevabı..
    2. Babacan’ın cevabı..
    3. Vatandaşın cevabı…
    4. Benim cevabım…?

    1. Ve 2. Cevaplar belli. Vatandaşın cevabı eğer sizin mantığı devam ettirecek olsalar muhtemelen Başbakanlık koltuğunu Erdoğan’a bırakıp dış işleri bakanlığına razı olan Gül’ün siyasete kazandırdığı Babacan da lider olarak Erdoğan’a biat ettiğine göre bir birine bağımlı ve muhtaç biri olmadan diğerinin olamadığı en iyi ihtimalle de sıralamanın 1. Adam 2.adam 3. Adam 4.adam dizilişinden mütevellit kocaman bir kaos.

    4. Cevap olarak cevabım bir soru: Kaosun uzman doktoru Hakan Fidan galiba:)) Hakan Fidan 1. Adamlığı ele geçirirse ne olur?

    • Fidan karanlıklar prensi gibi. Siyasetçi değil, demokrasiden anlamaz, bürokrat ve karanlık işlerin adamı. Dolasıyla onun birinci adamlığı ele geçirmesi falan saçma bir hayal. Bu tür adamlar iktidar üzerinde etkili olabilirler ama hiç bir zaman asıl olamazlar. Ne kalibreleri ne de siyasi tecrübesizlikleri buna el verir. Böyle boş işlerle de bizim komplocu millet uğraşır ancak.

      Gül de aynı şekilde siyasetin içinden gelen birisi değil. Atamayla oralara geldi. Siyaseti biliyor olsaydı, Erdoğan’ı defalarca yerinden hoplatmıştı. Hep tersi oldu.

      Davutoğlu da aynı hikaye. Atamayla gelmiştir. Siyaset geçmişi yok ve öğrenme şansı da yoktu. O da akademiktir. Onu da ilk fırsatta gönderirdiler.

      Erdoğan bunlar içinde siyaseti çekirdekten ve en alttan vuruşarak öğrenip gelen tek adam. O yönünü takdir ediyorum. Ancak yapılan siyaset artık demokratik ve eşit bir siyaset değil, özellikle şimdi hiç değil. Hep bel altı vuruşlarla yapılan adaletsiz bir siyaset. Demokratik hiç değil. Hani bir demokrasi-tren benzetmesi var ona atfen söylenen. Aynen öyle, az buçuk demokrasinin olduğu dönemde halkın da beğenisini kazanarak geldi buraya. Ancak şu anda yaptıkları herkesi defalarca pişman etti, çünkü uğruna verilen mücadele bu değildi. Bunun için yetmez ama evet demedik. Siyasi islamcılar hala kaldıysa onlar adına yüz karası bir durumdur bu.

Comments are closed.