Şaka değil, korona yüzünden kayıplar artıyor ve bunda yetersiz tedbirlerin payı büyük…

65

Şu sıralarda haline en fazla acıdığım kişilerin başında sağlık bakanı Fahrettin Koca geliyor. 

Her gün kamuoyunun karşısına çıkıp son 24 saatte kaç kişinin daha sonunda ölümün de bulunduğu menhus hastalığa yakalandığını, kaç kişinin hastanelerde tedavi gördüğünü ve kaç kişinin hayatını kaybettiğini açıklama görevi onun çünkü.

Günlük açıklamalarının ardından kamuoyuna daha en baştan tespit edilmiş tedbirleri bir daha anlatmak zorunda kalması bile iflah kesici.

O bu görevi yerine getirirken, içinden insanlarımızla ilgili neler düşündüğünü doğrusu merak ediyorum.

Sonunda ölüm olduğunu bile bile sakınmak için birkaç temel şartı yerine getirmeye yanaşmayan milyonlar var.

Konunun uzmanları yerine kerameti kendinden menkul şarlatanlara kulak verenler de çıkabiliyor.

Üzülüyorum.

Her gün bir yerlerden korona virüsü yüzünden vefat haberleri geliyor.

Reklam

Dün gece, Osmanlı yönetim sistemi ile ilgisini kitaplara döken, günümüzde ise ideal bir yerel yönetim yapısının nasıl olabileceği konusunda uygulamacılara yardımcı olan Prof. Bilal Eryılmaz’ın vefat ettiğini öğrendim.

Eski bir dostu daha en verimli çağında kaybetmiş olduk.

Yakından tanıdığım bazı isimlerin salgın yüzünden hastahanelerde yattığı haberleri huzurumu kaçırıyor.

Çok değerli insanlarımızı da yitiriyoruz.

Anlayamadığım şeyler

İnsanoğluna yakışan özverili olmaktır. Aklın yolundan ayrılmamak da insanoğlu için gerekli bir şarttır. Bu iki özellik, yan yana, hem kendi sağlığımızı korumamızı, hem de yakınlarımız ve çevremizden başlayarak başkalarını da tehlikeye düşürecek davranışlardan kaçınmamızı emrediyor.

Dün doğup büyüdüğüm İzmir’in belediye başkanı İstanbul’da ‘İzmir Zamanı’ adını verdikleri bir toplantı düzenlemişti. Davetliydim. “İzmir” dendiğinde burnumun direği sızlar. Yazılı daveti bir de sözlü ileten görevliye cevabım tereddütsüz “Katılırım” oldu.

Katılmadım.

Reklam

Son kertede sadece kendi hayatımı değil temasta olduğum/olacağım insanları düşünerek katılmama kararı aldım. Mazeret bildirdim.

Virüse yakalanan tek bir kişinin, eğer faal biriyse, hastalığı binden fazla insana bulaştırma ihtimali var. 

Peki, bu gerçek ortada iken ve salgın artık her ailede olmasa bile her ailenin yakınlarında etkisini göstermekteyken, bazılarımız nasıl oluyor da tedbiri elden bırakabiliyor?

Anlamakta güçlük çektiğim ilk konu budur.

Başka konular da var.

“Maske, mesafe ve temizlik” diye özetlenen asgari tedbirlere sözüm yok. Baştan itibaren uygulamaya ve çevremdekilere uygulatmaya çalışıyorum. Ancak anlaşılması hayli güç zamanlamayla ilgili tedbirleri tuhaf buluyorum. 

Esnafı, iş güç sahiplerini, mutlaka çalışması gerekenleri düşünmek ve tedbir alınırken onları kollamak anlaşılır bir şey. Ancak o insanların hayatlarını onlara rağmen korumak da devletin görevi. Tedbir alırken kimilerini kaçınılmaz biçimde temaslarla baş başa bırakmak akıl karı değil.

En doğru yöntem, sağlık personeli ve temel ihtiyaçları karşılaması gerekenler dışında herkesi, her türlü temastan uzak tutmak, bunu sağlamak için de, bir süreliğine keskin bir sokağa çıkma yasağı uygulamaktır.

Bölük pörçük bir yasak yeterli değil, görüyoruz.

Keskin uygulanan yasaklar yüzünden mağdur duruma düşenler olacak elbette. Dükkanını, işyerini, kurumunu kapatmak zorunda kalan iş sahipleri, o yerlerde çalışan milyonlar olacak. 

Devlet o insanlara yardım elini uzatmak zorunda.

Kredi değil, doğrudan yardım.

İşyerini kapatmış veya çalıştığı işyeri kapanmış olan kitleler bankadan kredi alsa, çalışmama durumu devam ettiği için, aldığı krediyi ve faizini zamanı geldiğinde nasıl ödeyebilecek?

Yardım elini kişilere uzatırken devlet, en fazla ihtiyacı olanlardan başlayarak bu görevini yerine getirmeli.

Bir çok devlet bunu tarif ettiğim biçimde yapıyor.

Sivil toplum nerede?

Her şeyi devletten beklemek de yanlış.

Gazetelerini okumaya çalıştığım yabancı ülkelerde, sivil toplum da, koronanın kolayca geçmeyeceği belli olduktan sonra hareketlendi. Sabit ve hareketli aş ocakları kimsenin aç kalmaması için geceli gündüzlü açık tutuluyor. Mecburen evde eğitim gören çocuklara, kaldıkları yere kadar gidilerek, süt ve yemek taşınıyor. 

Dün bir yabancı gazetede, genç bir üniversite öğrencisinin, gün boyu evinde pişirdiği pizzalara malzeme sağlayanlar ve dağıtımına yardımcı olanlardan oluşan bir örgütü faaliyete geçirdiğini okudum. Her gün yüzlerce pizza böyle bir organizasyon olmasa aç kalabilecek kişilere ulaştırılıyor o sayede.

Kimi insan parasıyla kimi de zamanını ayırarak bu alanda çaba gösteriyor.

Bizde koronadan ölenler yanında yakında açlıktan ölenler haberlerini de işitir olabiliriz endişesindeyim.

Sağlık bakanı gayretli, ancak onun tek başına gayreti yeterli değil; ülkeyi yöneten kadronun bu konuda daha cevval olması şart. İşin siyasi boyutu da var. Donald Trump ABD’de seçimi korona salgınını hafife aldığı için de kaybetti.

“Tedbiri elden bırakmayın” demek yeterli değil; her gün artan kayıplara bakıp sonuç almaya yarayacak akılcı yöntemler bulmak şart.

ΩΩΩΩ 

Dünkü son durum tablosu:

65 YORUMLAR

  1. R.T.Erdoğan Suriyeliler için bugüne kadar 45 milyar dolar harcadıklarını söyledi. Bu masraf kendisinin facia denilecek yanlış Suriye politikasının bir sonucudur. Hadi diyelim ki Erdoğan Suriye politikasında bir hata yapmasaydı bile Türkiye’ye 10 milyar dolar maliyeti olacaktı. Geriye kalan 35 milyar dolar enaz 250 milyar TL eder ve bu paranın yarısı korona pandemisine karşı halkımızı desteklemek için yeterli olurdu.

    Erdoğan’ın Türkiye’yi yalnızlaştırıcı dış politikasının toplam maliyeti ise 70 milyar doları geçer sanıyorum. (İhracat artışının azalması, alınan kredilerdeki risk priminin artması v.b. nedenler ile). Bunlara pek çoğu elzem olmayan rantiye-şantiye mega projelerini, her ile havalimanı, AVM’ler, satılamayan lüks konut stoku v.b. ekleyin kayıplar 100 milyar doları geçer. Havuz medyası dahil yandaşların beslenmesi, seçim kazanmak için bakanlıklar ve belediyelerde kamu kadrolarının şişirilmesinin maliyetini/verimsizliğini ise nasıl hesaplayacağımı bilemiyorum.

    Peki bütün bunlara rağmen ekonomi davulu pörsüse de neden tam olarak patlamadı henüz? Zira 2002’de 130 milyar dolar olan toplam borç 450 milyar doları geçti. Özelleştirmeler, yabancılara konut-arsa-arazi satışı v.b. işlemler ile enaz 150 milyar dolar vergi dışı gelir elde edildi. Diyebiliriz ki R.T.Erdoğan vergi gelirleri dışında enaz 500 milyar dolar ilave kaynak kullandı. Ülkeye giren ve halen içerde duran yabancı sermaye miktarı ise bilinemiyor.

    Erdoğan iktidarını devam ettirebilmek için yeni kaynaklar bulmak istiyor. Bunlar borçlanma fakat daha ziyade milli servetin ranta uygun olanlarının satışı şeklinde olacaktır. Daha dün Katar’a BİST’İN %10’u, Antalya Limanı İşletmesi, İstinye Park AVM’si v.b. satıldı. Kanal İstanbul’u satmak en büyük hedefi. Havuz medyası es geçiyor oysa büyük şirketlerin hisselerinin bir kısmı yada tamamı yabancılara geçiyor. Bu yol nereye kadar gider? Evet Türkiye büyük bir ülkedir ve satılacak peşkeş çekilecek çok varlığı vardır. Vardır da bu yol yol değildir. Bu konuyu düşündükçe aklıma Demi Moore’un başrolünü oynadığı ‘Ahlaksız Teklif’ filmi geliyor nedense.

  2. “VAKA SAYISI” Bir Günde Oldu “HASTA SAYISI”!
    28-29 Temmuz 2020 “Türkiye Günlük Koronavirüs Tabloları” na dikkatlice bakarsanız olayı daha net görürsünüz.
    Sadece bu iki tablodan Türkiye’yi rahat 1 ay meşgul edecek malzeme çıkar(dı).
    Ama bunu çıkaracak gazeteci-yazar-okuyucu-yorumcu maalesef yok gibi.
    Benim de tesadüfen geldi aklıma da baktım.
    Son seçimlerden birinde verilen bir dilekçe vardı. Ön alma dilekçesi. Yürürlükteki (son) kanuna direk aykırı olduğu halde bir önceki kanunu gösterip başta muhalefet olmak üzere herkese yutturmuşlardı.
    Bir hukukçu çıkıp da diyemediydi doğrusunu.
    Kanun değişikliklerini torbada yapıyorlar. Bir de öyle değişiklik ki, ne olduğunu anlamak için, 38 katlı integral çözebilmen gerek.
    Özetle 95 yaşına kadar REİS başımızda.
    Bu muhalefet, bu entelektüel zümresi, kısaca siz-biz bu kafada olduğumuz sürece bu böyle.
    Sonrası artık BİLAL dönemi olur. DAMAT diyenler aldılar boylarının ölçüsünü.

  3. Benim ailemde her daldan epyce doktor var.
    Eyri oturup doğu konuşalım! Bu kadar fazla vaka sayısının artarak devam etmesinde bireylerin hiçmi suçu yok? Hepsi ak kaşıktan çıkmış süt’mü?

    Kurban bayramında doktor olan kardeşim ile
    Kuşadasındaki yazlığında görüntülü görüşüyorduk, bana sahili göstererek şöyle demişti; “abla her kes 3 hafta kendisini sıksa vúrüs bitme noktasına gelir.. fakat bizim insanlarımız hiç bir kural dinlemiyorlar sahilin haline bak.”
    Hakikatten sahil tıka bada insan doluydu.

    Ha bunda politikacıların ve devleti idare edenlerin payları oldukça yüksek çünkü onlar ekonomiyi çökertıkleri için rakamları gizliyorlar.

    Ailemdeki doktorlar Türkiyede vürüs daha erken başlamasına rağmen devlet aylar sonra kamuoyuna duyurdu gerçek sayının çok daha fazla olduğunu ve bunu resmen politikaya alet ettikleriniden yakıniyorlar.
    Yöneticilerin insanlar üzerinde etkileri oldukça yüksek.

    ABD başkanı Trump bunun en doğur isbatı.
    Kendi menfaati gereği gerçek vaka sayısını gizlemek için tes yapılmasın diyiyordu ve maske takmayide red ediyordu.
    Nitekim kendisi’de dahil oğulları eşi oğlunun kız arkadaşı, kabilesinin yarisi ve on binlerce mitiklerine giden taraftarları vürüse yakalandı.

    Biden ile alay ediyordu; baydin ekibinden hiç kimesr yakalanmadı.
    Sadece Kamila nin kampanyasından 2 kişinin testi pozatif çıkınca Kamile
    ekibinin tamamının testi negatif çiktikncaya kadar 1 hafta çalışmasına ara verdi.

    Ciddi, kendini değil halkını düşunen Lider örnekleri. Açikca
    Trump’in ABD si ile Erdoğanın Türkiye’sinin dünyaya örnek olarak yeterli.
    Her müsibetin yardımcılari ve başrol oyunculari yalan ve yalanci idareciler’dır.
    Yalancıların reğbet gördüğü ülkelerden köy bile olamaz.

    • Nurdan abla dün de hamza bey köylülere çatıyordu bugün de siz bunlardan bi cacık olmaz demişsiz! Sizin gibi iki lafından birini köyündeki sığır çobanlarına getirip bağlayan biri bile ağzı var dili yok gariban köylülerimizden ne istiyorsunuz acaba?

  4. İktidarın yalanlar üzerine inşa edilmiş propaganda aygıtının balonları birer birer patlıyor. “Ekonomimiz şahlanışta. Dünyada ekonomisi büyüyen sayılı bir kaç ülkeden biriyiz. Siz orada burada söylenenlere aldırmayın”dan, üç beş haftada, “Gerekirse acı ilacı içeriz” noktasına geldi Erdoğan. “Dünyanın pandemiyle mücadele konusunda örnek gösterdiği ülkeyiz” ve “Gelşitirdiğimiz aşıyı bütün insanlığın yararına sunacağız”dan, nüfusa oranlı vaka sayısı ve ölüm oranlarında geldik Avrupa birinciliği ve dünya üçüncülüğüne. 10 güne kalmadan Erdoğan’ın o yaş bu yaş demeden insanların alayını eve hapsedeceğini adım gibi biliyorum. Bu balon da patladı.

    Ve, bunların her ikisi de, daha kış aylarına yeni yeni girerken oldu.

    Suriye’de olan biteni insanlara yutturabilirsiniz. Libya da olanları da. Havuz medyasını PKK’ya karşı zafer üzerine zafer haberleriyle donatabilirsiniz.

    Ne ekonomi Suriye, ne de Covid-19 Libya.

    İnsanlar, “Biray önce aldığım bir teneke yağa 42 lira veriyordum, şimdi 60 TL’ye aldım marketten” dediğinde, “İyi ama elindeki yağ tenekesl 24 litrelik” diyemezsiniz. “Covid-19 bulaşmış olabilir, ama maşallah turp gibisiniz” de diyemezsiniz 27 saatir sedye üzerinde yatıp yoğun bakıma geçebilmek için yatak sırası bekleyen hastaya.

    Kış dönemine daha yeni yeni giriyoruz. Salgın kontrolden çıktı. Hem yüksek enflasyon, hem de yüksek faize dayalı para politkası eşliğinde Türkiye eokonomisi açıkça durgunluğa doğru yol alıyor.

    Ne yazık ki Merkez Bankası kasasında Reis’in sizi Afrin’e götürecek parası yok.

    Kira yardımı, doğal gaz faturalarında indirim falan olmayacağı gibi, Reis’iniz on güne kalmayacak, alayınızı eve hapsedecek.

    Battaniyelere sarınıp Diriliş Ertuğrul izlersiniz artık.

  5. Avrupa Türkiye’nin kalkınmasını kıskanıyor, Mega projeler için devletin cebinden beş kuruş çıkmıyor dediler. Sonra geçenlerin ödediği dışında devletin milyarlarca lira ödediği ortaya çıktı.

    Doları 6,85’de tutmak için yüz küsur milyar dolar rezervi erittiler, sonra dolar yine de arttı. Bir ara koronadan ölüm sayılarını da kâğıt üzerinde sabit tuttular, 20 küsura bağladılar. Sonra mızrak çuvala sığmayınca ölüm sayıları 200’lere dayandı.

    Koronadan dünya kırılıyor fakat Türkiye tedavide falanca ilacı erken kullanmaya başladığı için başarılı oldu dediler. Sonra vaka sayısı yerine hasta sayısı verdikleri ve ölüm sayılarının çok daha fazla olduğu anlaşıldı.
    Enflasyon ve işsizlik rakamlarını düşük gösterdikleri gibi korona istatistiklerini de düşük gösterdiler.

    Bütün bu istatistik aldatmacaları neden yapılıyor? Erdoğan böyle talimat veriyor ve herkes de talimata uyuyor. Erdoğan’ın ne yapıp edip bir çare bulacağına inanıyorlar, inanmayan da sesini çıkaramıyor. Çünkü CB Hükümet sistemi var, Başkan’ın dediği ‘devlet projesi’dir, karşı çıkmak suçtur!

    Bahçeli ve Devlet’in tek derdi ise ‘Beka’. İyi güzel de bu gidişatın kendisi zaten Beka sorunu! Bu öyle bir gidişattır ki sonu kapitülasyonlara ve dış politikada taviz vermeye mahkûmdur. Mevcut anayasaya göre ise tek yetkili ve tek sorumlu R.T.Erdoğan’dır. Bu nedenle herşeyi göze alabilir, herşeyi yapabilir. Tek çaresi bedelini düşünmeden para bulmaktır. Safları sıklaştıralım derim!

  6. Bir ülkede! Yalan sõylenerek EKONOMİ’nin çõkúşú’ne SAĞLIĞ’IN bitişine destek olan idareciler’e halen daha halk tarafíndan kol kanat geriliyor’sa o halktan ne kõy olur nede kasaba.
    Bütún inançlarda ve semavi Dinlerde Yalan sõyleyenler LÂÂNETLENMİŞ olduğunu galiba sadece ABD
    ‘ de Trump’ın, bizim Türkiyen’ın
    ve Tayyip Erdoğan’ın bundan haberleri yok veya edilmemışler.

    Eh ne diyelim yalan söyleyenler ve onu savunanlar Allah C.C tarafından lâânetlenmş bir úlke idarecileri ve onun kadim savunuculari ile birlikte yaşamak zorunda kalanlara Allah yardím etsin.
    Sayı yazar, ne yazarsa yazsín konulari saptırma ekipleri burada hazır ve nazır bekliyor.
    Heleki H Gayret rumuzlu şahıs 17 Eylül 2020 ye kadar iki kelimeyi bir arada yazmayi beceremezken 8 Kasım 2020 de döndüğúmde havuzlu bir yazar oluverdiğini görünce!!!!! TC deki bilmiş geçinen mavi kimliklilerín kendilerine neden pembe kimlik rumuzu kullandíklarını daha iyi anladım.
    Ben yazmayı pek beceremem fakat yazı yazanın karekter’ini, yazım kalitesini ve cinsiyetini yazdíkları yazílardan anlarım..

    Oysaki bugünkú yazı çok önemli fakat bazí yorumcular konuyu tamamen saptírmış.
    kadim yorumcumuz H Gayret bu gurur duyduğun aşiyi sevabına üreten çift Türkiyede yaşiyor olsaydılar şu an vatan hainlığından kesinlikle Zindanlara’da olmiyacaklarin dan eminmiş gibi
    palavra atma komediyene ihtiyacımız yok…

    “tam bir türk dünyaya bedeldir hızıyla üretildiği gibi yine insanlık yerlerde sürünürken ve ab ülkeleri birbirine maske bezi bile vermek istemezken (“almanyadaki bir çift türk tıpçısı aşıyı da üretiverdi sevabına…”)

  7. Çakıcı’dan Kılıçdaroğlu’na yeni mektup gazetelerin sitelerine düştü. Yine aynı sıradan, bayağı dil, yine bol bol Batı’nın uşaqğı olma, PKK ve ‘FETÖ’yedestek verme ithamı.

    Peki ama niye sürekli Kılıçdaroğlu?

    Niçin yine Kılıçadaroğlu, ve niçin yine Kılıçdaroğlu’nu “Batı ve üst akla hizmet etmek”le suçlamak?

    Bu, Bahçeli’nin olası bir erken seçim karşısında Çakıcı üzerinden bir ön alma pozisyonu. Çakıcı’yı konuşturuyor, sonra, Erdoğan susarken, kendisi Çakıcı üzerinden konuşmuş oluyor AK Parti seçmenleriyle. Bahçeli’nin AK Parti tabanına söylediği şu:

    “MHP, Batı’ya karşı. MHP, PKK’ya karşı. MHP, CHP’ye karşı. Bunun için, MHP, Osman Kavala’nın, Demirtaş’ın içeriden çıkarılmasına karşı. Biz Sorosçu O. Kavala, FETÖcü Ahmet Altan, PKK’lı Demirtaş içieride çürüsün istiyoruz. Bunun mücadelesini veriyoruz.”

    En az beş yıldır yoğun millyetçi ve Batı karşıtı, Kürt düşmanı propaganda ile tıka basa milliyetçilik doldurulmuş AK Parti’li seçmene konuşuyor Bahçeli. S. Soylu’nun hep PKK operasyonları bağlamında basın ve TV açıklamalarıyla ortada boy göstermesinin nedeni de bu.

    Eğer, Erdoğan, reformlar ve Biden dönemine hazırlık, Avrupa Birliği’nden gelmesi muhtemel yaptırımların önünü almak üzere O. Kavala’yı (ve hatta Demirtaş’ı) serbest bırakma konusunda yeni bir hamlede bulunursa, bunun Batı’ya yanaşmak olduğunu söyleyecek, O. Kavala üzerinden Avrupa Birliği’ne, Demirtaş üzerinden PKK’ya taviz veridiğini ilan edecek. Reform adına bu türden hamlelerin böyle algılanmasını isitiyor. Böyle algılansın ki, ileride ve gerektiğinde, Erdoğan’ın saf değiştirerek Kılıçdaroğlu diline doğru gittiğini iddia edebilsin. Bunun alt yapısını hazırlamış oluyor Çakıcı mektupları üzerinden.

    Amaç, Erdoğan’ın -şimdi- milliyetçiliği satıp saf değiştirdiği propagandasına malzeme hazırlayarak olası bir erken seçimde milliyetçiliğin biricik adresi olarak ortaya çıkmak ve milliyetçileştirilmiş AK Parti seçmenini o adrese çağırmak.

    Bahçeli bozmayacak Cumhur İttifakı’nı.

    Çakıcı üzerinden ve Arınç’ı aşağılayan yoksayıcı diliyle söyleyeceklerini söyledi. Daha çoğunu söylemek ve hepsini birden tekrar tekrar söylemek için, Erdoğan’ın atacağı adımları bekleyecek.

    Sepetten çıkmaya yeltenen yengeç gibi, eğer Erdoğan Biden yönetimine hazırlık konusunda adım atmaya yeltenirse, milliyetçilik ve Batılı’ya yaltaklanma kırbacını şaklatacak Erdoğan ve AK Parti sırıtnda.

    Bu, aynı zamanda, erken seçim çağrısını kendisi yapsa bile, “Seçim çağrısında bulunan benim, ama Cumhur İttifakı’nı torpilleyen de, yüzünü Kavalacı, PKK’cı Batıya, FETÖcü Ahmet Altan’a sırıtını bize dönen Erdoğan’dır!” deme fırsatı verecek Bahçeli’ye.

    Ondan sonra, gelsin Version 1’i aratmayacak olan Erdoğan-Baheçli kapışması Versiyon 2!

  8. Temelin ,Dursuna borcu varmış .Ancak uzun zaman geçmesine rağmen borcunu bir türlü ödememiş . Dursun da nihayet Temeli mahkemeye vermiş .Duruşma günü hakim Temele sormuş,
    -Sen neden arkadaşının borcunu ödemiyorsun , bak adam sana iyilik yapmış ? Temel,
    -Haçim bey pen odemeyrum temedum ki o peni oyaliy daa ! Hakim şaşırmış ,
    -Ne oyalaması, anlamadım ? Temel cevap verir ,
    -Ha pen ona ‘biraz müsade et ‘ deyrum , o baa cevap vermiy , hep oyalayur daa !
    Baki selamlar

  9. Soru basit, üstelik, yanıtı da basit: “Neden aylarca vaka sayılarını dünya standartlarına göre değil, kendi kafalarına göre açıladılar ve 6.300-7.000 bandında giden günlük vaka sayısı bir günde 28.000 oldu çıktı?

    Basit yanıt şu: Böyle yaptılar, çünkü, hazineyi öylesine aymazca boşaltmışlardı ki, hem yaz aylarında gelecek bir milyon kadar turistin harcayacağı paraya göz dikmişlerdi, hem de insanlar tatile çıksın, yesin içsin, piyasada biraz para dönsün istediler. Zaten bunun için bankaları düşük faizli kredi dağıtmaya zorladılar.

    Gerçek rakamları açıklasalardı, diğer ülkeler de, Almanya’nın yaptığı gibi, Türkiye’yi kara listeye alırlardı, gelmeyi düşünen yabancı turistler de yüksek vaka ve ölüm oranlarına bakıp ürkerlerdi.

    Benzer şekilde, salgının gerçek boyutlarını bilselerdi insanlar, tatile çıkmak için kredi almazlardı. Tehlikenin büyüklüğüne bakıp, yeniden kapanma dönemlerinin başlayabileceğini hesaba katar, paralarını elde tutmayı yeğlerlerdi.

    Yaz geride kaldı. Şimdi, salgının gerçek boyutunu artık saklayamadıkları için, birden vaka sayılarını dünya standartlarında açıklamaya başladılar.

    Bunu yapmak zorunda kalmalarının bir diğer nedeni şu: Yakında, yine milleti eve kapatacak bunlar. Gerçek kepazeliğin ne olduğunun görülmesini engellemeye devam etseler, millet, “İyi de ne değişti de birden bizi yine evlere gömüyorsunuz?” diye sorup homur homur olacak.

    Geldik mi bir günde “Her şey kontrol altında, gayet iyi yönetiyoruz pandemi sürecini” masalından, “Durm çok ciddi!” yaygarasına?

    Erdoğan sadece bizi değil, sıkı yandaşı Ahmet Beyi de aldatıyor: Yakında tam kapanma ilan edecek.

    Göreceksiniz.

    • niye olacak erdoğanın eline kontrollü verdikleri ipleri tamamen Erdoğanın elinden aldılar. kim aldı. adına ne derseniz deyin ETO, fito, derindevlet, MÜESSES NİZAM.

      • Vatandaşın biri, vaktiyle bizim ekipte “adamın biri” diye de biri vardı ama epeydir ortalarda yok; onun yakını filan mı oluyorsun bilmem ama kendisi alem adamdı! Eskiler bilir, onun ilk nickname i “sade vatandaş”tı, sonra nasıl olmuş bilmem uyanığın biri bunun rumuzunu yürütmüş; bizim buralarda “sade vatandaş” diye ikide bir canımız sıkıldıkça sövüp sayıp, tekmeleyip durduğumuz uyanık meğer sahte vatandaşmış! Neyse bir gün öbürü çıktı geldi ama salya sümük ağlıyor; kendisine idareten “adamın biri” diye bikaç gömlek de büyük gelen yeni bir rumuz uydurmuş, çakma sade vatandaşa biraz beddua neyim ettikten sonra birkaç kez daha buralara uğradı ama dediğim gibi epeydir görünmüyor işte…
        Şimdi seni görünce onu hatırladım; hayır yukarıya ne anlama geldiği belirsiz karaladığın zırvalıktan dolayı değil rumuzlarınızın benzerliğinden yani… şimdi tam hatırlamıyorum ama onlar da senin çiziktirdiklerine benzer ipe sapa gelmez bir şeyler karalayıp hemen sıvışırlardı!
        Sonuçta buralarda yeniysen de yorum diye ortama tavşan kakası misali saçtığın şu bikaç yanlış yazılmış kelime kırıntısına benzeyen daha birçok yorumsuya rastlayabilirsin buralarda. Sana tavsiyem, ister adamın biri ister vatandaşın biri ol ama lütfen önce adam ol!
        Milli iradenin seçtiği devletbaşkanımızın eline yönetim yetkisini karahalkımız veriyor, ancak yine halkımız geri alır! Kod adından da mı utanmıyorsun hiç?
        Müesses nizammış…

          • Vatandaşın biri, kusura bakma ama partizanlık senin başına vurmuş; vatanpartisinin ne kadar oyu varmış da ülkeyi yönetiyormuş?

  10. 270 yıllık çeşmenin kitabesine babasının ismini yazdıran AKP’li Çamlı sormuş: “Ne var yani bunda?” Birisi cevap versin, bi şi var mı yok mu, öğrenek.

  11. S.Soylu (2012): “Türkiye’nin üç temel sorunu, Kürt sorunu, Alevilerin yaşadıkları sorunlar, üçüncüsü de kadın ve cinsiyet sorunudur.” (Mardin panel konuşması, yorumsuz)

  12. Sn.bernar, elyordamıyla gavurun yarımyamalak yaptığı yardım faaliyetleri sivil toplum dayanışması oluyor da dünya şampiyonu kızılay yapınca niye sadaka kültürü oluyormuş?
    Haksız mıyım didem?

    • 2005-2011 arası haklı olabilirsin,
      tekin küçükali dönemi iyi bir dönemdi.

      2011 sonrası sadaka kültürü pardon bağış kültürü ya da dayanışma kültürü mü, aracılık kültürü mü bilmem artık karışık biraz. en son
      başkentgaz kızılaya 7 milyon 925 bin dolarlık bağış yapmıştı,
      kızılay bu parayı ensar vakfına aktarmıştı,
      ensar vakfı türgev vakfına aktarmıştı,
      türgev vakfı türken vakfına aktarmış,
      türken vakfı abd deymiş,
      yani para abd ye gitmiş, yurt mu yapılacakmış neymiş.
      kimlerin çocukları kalacak manhattan da acaba, pahalıdır oralar biraz.
      bu arada kızılay başkanı
      “Vergi kaçırmak başkadır, vergiden kaçınmak başkadır”
      derken ne demek istediydi muğlak kaldı konu o zaman.
      haksız mıyım gayret ?

      • Hanımefendi haklıdır, her türlü vakıf ve tarikat, akraba taallukat ayaklarımın altındadır; ama fakir fukaranın başını kim okşuyorsa o da başımızın tacıdır; lamı cimi yok! Ama egemenlerin dünyasında at koşturmak da her babayiğitin harcı değildir…

        • Şu “ayaklar altına almak” lafından uzak duralım derim, sn. Gayret. Çok keskin olduğu için U dönüşlerinden sonra aradan yıllar da geçse akılda kalıp unutulmuyor, türlü çeşitli mahcubiyetlere yol açıyor -bana inanmıyorsanız gidin Reis’e sorun.

  13. Yüce Türk millyetçisi arkadaşlara soralım: Dümeninde Yunanlı kaptanın oturduğu Alman savaş gemisi, adeta Türk gemisinin başına çuvalı geçirdi. Lideriniz dahil hiçbirinizden tık yok. Biden’ın ettiği laf üzerine tepinip dururken iyiydi ama, değil miydi? Sn. Gayret, çifte standardı nerede görse hemen atılıp yakaladığını söyler durur -yakalarsınız, değil mi Sn. Gayret?

    Neyse ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin saygınlığını ve onurunu koruyacak cumhuriyet savcıları var ülkede 🙂 Cumhuriyet savcılığı ‘resen soruşturma’ başlatmış! 🙂

    “Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, “Türk bayraklı Roseline-A isimli ticari geminin, açık denizde 22.11.2020 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından verilmiş bir arama izni olmamasına rağmen uluslararası mevzuata aykırı bir şekilde durdurulup aranması nedeniyle re’sen soruşturma başlatılmıştır” denildi.

    Sn. Gayret’i göreve çağırıyorum: Atılın ve yakalayın!

  14. bu ülkeyi yönetenler her konuda olduğu gibi ülke insanını yanıltarak büyük vebal altına girdiler.
    neydi o devlet bahçelinin tbb yi istanbul büyükşehir belediye başkanı imamoğlunu neredeyse vatan hainliği ile suçlayan hönkürmeleri.o lafları neresine koyacak şimdi.
    aman sende erdoğana geçmişte söylediği lafları neresine koyduysa onları da oraya koyar.
    türkiye deki siyaset yüzsüz siyaset siyasetçilerde binbir surat.
    iyi ki ahiret var hesap var.orada herşey tek surat.
    hastalık rakamlarını gizleme kimbilir kaç cana mal oldu.bu kadar vebalin altından nasıl kalkacaklar acaba.

  15. Pandemi sürecini ben de; hayvan kaynaklı bulaşıcı hastalıklar ve açık/kapalı rekreasyon alanlarıyla ilgili akdemik bir çalışmaya katkı yaparak geçirdim. Sadece korona salgınından sonra değil öncesinden de rekreasyon alanlarının kamu sağlığına etkisi(zoonoz) ve koruyucu hekimlik uygulamalarıyla yakında ilgili biriyim.
    Sayın yazar dahil, kimi okur yazar cühela ve kafası karışık ya da oldukça net “trol ve troliçe” taifesinin bilgisine:
    Devletbaşkanımızın daha salgının başında dediği gibi hiçbir virüs türkiyenin aldığı tedbirlerden daha güçlü değildir!
    Pandemi sürecinde türk ulusu civanmertliğini/humanizmini yerelde “vefa destek ekipleriyle” küreselde jumbo kargo uçağımızla gönderdiği sağlık yardımlarıyla tüm dünyaya bir kez daha kanıtlamıştır.
    Şehir hastanelerimiz ve sağlık ordumuz koronavirüse karşı almanyadan, isveçten ve amerikadan çok daha başarılı bir mücadele yürütmektedir.
    İlk korona şehitlerimizden olan tıbbiyeli hocalarımızın ve sıhhıyelerin adına yeni hastaneler açılmış ve isimleri ölümsüzleştirilmiştir, ruhları şad olsun!
    Yerli malı sıtma ilacı ve solunum cihazımız tam bir türk dünyaya bedeldir hızıyla üretildiği gibi yine insanlık yerlerde sürünürken ve ab ülkeleri birbirine maske bezi bile vermek istemezken almanyadaki bir çift türk tıpçısı aşıyı da üretiverdi sevabına…
    Yerli aşılarımız da yolda geliyor, eli kulağında!
    Sağlık bakanlığımızın yayınladığı sayısal değerler üzerinden bulanık suda balık avlamaya çalışan çakallar; yalan söylemek ayıptır!!!

    • “… koruyucu hekimlik uygulamalarıyla yakında ilgili biriyim.” Ha Gayret, ne güzel. Niye o zaman aylardır alacağımız önlemleri yazmayıp AKP borazancılığı yapıyorsunuz? İnsanımıza yutturulan corona ile mücadelede başarılıyız yalanına hala su taşıyorsunuz? Sen de mi yalancısın sağlık bakanı ve diğer yetkililer gibi. Ya adamlar hem vatandaşına hem uluslararası kuruluşlara gözlerimizin içine baka baka yalan söylemişler, utanmadan itiraf ettiler. Tüm yayınladıkları rakamlar gibi corona rakamları da palavraymış, kabul ettiler. Hoş yalanlarını hala sürdürüyorlar (ölüm sayıları). Türkiye’de hastalar yer yokluğundan hastaneye alınmayıp eve gönderilirken olayların başında gösteriş için özel uçakla aldırdığımız hastalarla mı avunalım istiyorsunuz? Çok yakında sokaklarda düşüp ölen koronalılarımız olacak. O zaman ne diyeceksin merak ediyorum. Savunduğun yalanların yalnızca bana yararı var, sana değil. Suv için para biriktirmeye başla bence.

      • Yahya bey durum avrupada çok daha fena, filyasyon ve tarama yesti diye bişey de yok; dünya sağlık örgütü virüsü taşıyan ama tedaviye ihtiyaç duymayanı vaka kabul etmiyor diye türkiye de bunları toplam sayıya eklemiyordu; rakamlar üzerinden spekülasyonlar artınca tedaviye ihtiyaç duymayan ama virüsü taşıyanları da vaka sayısına ekleyip yayınlıyoruz şimdi, hepsi bu! Milletine yalan söyleyen soytarılar eski türkiyede kaldı; gönlünüzü hoş tutun, istediğin bi araba olsun, bakarız bi çaresine!

      • Soru işareti kafalı arkadaş valla virüs, parazit dediğin şeyler sadece doğal alemde değil sanalalemde de dolu! Biyandan buralardaki virüsle mücadele ederken vallahi salgına yolaçan zoonozlarla ilgili türkiyede ilk kez yapılan bilimsel bir çalışmaya da doğrudan dahil oldum iyi mi? Yok denek hayvanı olarak değil, bildiğin bu işin nadir yetişen bir uzmanı olarak; yani hem burda senin gibileri temizliyorum hem salgına karşı virüsleri! Şimdi senin gibileri yok ederek nasıl toplum sağlığına hizmet ediyorsam, öbüründe de virüse karşı ortak yaşam alanlarının dizaynına katkı yaparak senin gibilerin sağlığına bile hizmet ediyoruz işte!

        • şimdi anladım bak niye böyle olduğunu. alt katımızda 30 çalışanı olan firma tası tarağı toplayıp gitti. onun altındaki büyük üreticilere üretim yapan firmanın kepenki aylardır açılmıyor. kime sorsam personeli ücretsiz izne çıkardık evde yatıyoruz diyorlar. başka bir tanıdık firma sahibi; “biz ailecek korona olduk, zaten iş düşünecek durumda değiliz kapalıyız” diyor. ben de evi ,bir şey lazım mı diye aramış bulundum cevap ” koronaya bulaşmamışsan eve gelme evdeki herkes korona olduk” oldu. yani bir haftadır evime gidemiyorum iş yerinde kalıyorum.

          sen ne anlatıyordun? ……….he tamam, anladım;

          akademisyeni Gayret’li olan ülkemin hali de böyle olur işte!

  16. Yıllaaar yıllar önce hastanede bağışıklık testini görünce bu nedir diye sormustum hemşireye.
    Neye yaradığını anlatmaya çalıştı, benim anlamayacağımı zaten baştan anlamış bir halde.
    Aeropalının veba salgını sadece onlara özgü bir müsibetmiş gibi anlatıldı bize hep. Fare yediklerinden, yada pislikten dem vurarak.
    Biz hamamlarda yıkanan, saraylarda oturan, eti bile koca bir danayı devirerek yiyebilen tarafta bulunuyorduk nasıl olsa.
    Bir zamanlar yol kenarında karşı cinsleriyle münasebet neticesi ” bize birşey olmaz, HIV de neymiş” diyen (şimdiki maske takmayıp bide tehdit tavır yapanlar gibi) makbul ve çok zeki insanları gizlice kameraya çekerlerdi,
    Akaryakıt fiyatı tavan yapmış ken, evinin yanındaki okula gidemeyip, (sınav yerleştirme bilinçsizliği nedeniyle) servise para vermek durumunda kalan insanların durumu.
    Bir bardak çayı 5-6 liraya içmek durumunda birakılan çaykolik bir millet.
    Evinin altında nargile salonu, Kokoreççi ile komşuluk yapmak zorunda bırakılan astım alerjik hastalığı bulunan ayşe teyzem.
    Bunları düşünebilen bireyler bizi yönetenler kısmısına terfi edebilirlerse,
    İste ogün bizim düğün bayram günümüzdür.
    Bu asgari ücret üzerinden kesilen sağlık kesintisi ile yüzde yetmiş yatak doluluk oranıyla, K.Kılıçtaroglu tekrar SGK nın başına geçse bile bu hastanelerin ödeme taahhüdü yerine hastaneleri size verem bile dermi aceba?
    Yada salgında sağlık, depremde çevre, ekonomide hazine maliye bakanlarını, faizci diyerek başganları mı değiştirip duracaz?
    Belki de yarın yeni ek tedbirler (acı reçete vb) dendiğinde beş güzeller, yetmez Babacan ödesin diyen bile çıkar demekki bu kafayla. Kimse kendi sorumluluk üstlenmeye niyetlenmiyor nasıl olsa..

    • Bilmem neyin kısaltması ÇÜÜÜŞ!!!
      “Bu asgari ücret üzerinden kesilen sağlık kesintisi ile yüzde yetmiş yatak doluluk oranıyla, K.Kılıçtaroglu tekrar SGK nın başına geçse bile bu hastanelerin ödeme taahhüdü yerine hastaneleri size verem bile dermi aceba?”

      • Senin bu seviyesiz üslubun yüzünden o kılıçtaroğlu müdürlük ten başganlığa terfi edecek
        sende kına yakarsın artık. Sen trolluktan provakotorluğa terfi.

  17. Didem hanım “dün bernar bey AK Parti Şirketi ifadesini kullanmış, ben müsade ederse akp holding diyeceğim.” diyerek 11milyonu aşkın üyesi bulunan türkiyenin en büyük partisini sarakaya alırken şimdi de “başkaları daha rahat etsin diye zenginliğini, servetini harcayan insanlar var.”dan söz ediyor.
    Holding demişken işbankasının ortağı olan partimizle ilgili de bir çift söz edecek misiniz didem hanım?
    Chp nin bankası mudilerine veya halkımıza şu pandemi zamanında ne gibi kredi kolaylıkları ya da sosyal sorumluluk projeleri sağlamıştır biraz da siz açar mısınız?
    Madem ki meydan okuyorsunuz, istediğiniz turtayı da alacaksınız!

    • er meydanına çıkan her yiğitle kapışırız diyorsun ya,
      konu dam üstünde saksağan,
      bahçelerde maydanoz oluyor değil mi?
      kuşkusuz er meydanından akp yi savunmak değil senin gibi gayretkeş arkadaşlar herkes için zor, tam da bu nedenle yani denklik olmadığından zaten elimden geldiğince hırpalamıyorum dikkat edersen.

      ya, herşey yolunda, ekonomi tıkırında, asayiş berkemal, islamın lideri, kutlu yürüyüş, bir iki hafif sıkıntı var ama olur o kadar diyerek eline kahveni alıp a haber seyrederek gerçeklikten uzaklaşacaksın,
      ya, yağ yoktu, şeker yoktu, mum ışığında hasbihal vardı diyerek zaman tünelinde 50 yıl öncesine kaçacaksın,
      ya, herkesler hain, fetöcü, proje diyerek düşmanlar yaratacaksın, hatta fırsatını kollayıp, sen de evet, evet sen de diyerek iftira atacaksın.
      işi bir parça dış siyasete çekebilirsin, nispeten daha güvenli olduğunu düşünebilirsin.
      hiç öyle değil.
      lakin iktidar ve devletin sınırlarının en belirsiz olduğu yerde eleştiri yaparken biraz insaflı olmak gerektiğinden ben elimden geldiğince devleti ayrı tutmaya çalışırım. çünkü iktidarı değil ama devleti ayakta tutmak hepimizin sorumluluğu değil mi ama?
      yoksa adalar silahlanırken neden seyrettiniz
      ya da yaycı paşa aylar hatta yıllar önce libya ile mutabakat yapalım derken kasım 2019 a kadar neden beklediniz diye sormak isteriz.

      chp nin bankası halkımıza devlet bankalarının yandaşlara verdiği gibi kredi kolaylığı neden sağlamıyor?
      açalım, kaçacak değiliz ya,
      erlik duruş meselesidir malum.
      el açık cevap;
      devlet bankaları bu kredileri verdiği zaman bunları görev zararı yazıyor.
      zararı karşılanıyor.
      peki, bu zararı kim karşılıyor?
      hazine.
      milletin parası.
      özel bankaların görev zararlarını kim karşılıyor?
      hiç kimse.
      o nedenle milletin parasını böyle yağma arabın turtası dağıtamıyorlar.
      bu arada, meydan okuduğumu nerden çıkardın,
      ben başkasının kısıtlı imkanlarından faydalanacak biri miyim?
      turta sen de kalsın,
      haksız kazanç istemem…

  18. Aşı konusunda da iktidar yalan söylüyor. Aşı alımı konusunda hiçbir ciddi adım atmadılar. Yerli aşı konusunda Erdoğan’ın çizdiği, “Bunu bütün insanlığın hizmetine sunacağız inşallah” yollu tablo tamamen bir balon. Zaten, Sağlık Bakanlığı’nın bizatihi kendisi yerli aşıda ikinci faza (aşamaya) geçildiğini daha dün duyurdu. Bu işi bilen ya da takip edenler, bir mikrop, bakteri ya da virüse karşı aşı çalışmalarında “2. faz”ın neye karşılık düştüğünü biliyorlar: Bu, daha işin başında olunduğu gerçeğinin tıbbi terimlerle sulandırılmış hali.

    Bahara kadar, üç beş zengin ve seçkin dışında, halktan kimseye aşı yok. Herkes aşı umudunu toprağa gömsün, kendi kendisine sahip çıksın.

    Bundan sonra ne olacağına gelince. Şu olacak:

    Erdoğan, salgın konusunda Ahmet Bey’i bir kez daha açığa düşürecek. Erdoğan’ın “Salgın kontrolümüz altında. Bu sayede kapatma uygulamasına gitmemize gerek kalmıyor. Kısmi yasaklar ve kısıtlamalar yeterli. Salgında kontorlü kaybetmiş ülke arayan Avrupa’ya baksın” mealindeki balon açıklamalarına inanıyor Ahmet Bey, bunun propagandasını yapıyor. Dünyadan haberi yok yine.

    Bugün hala bizlere bunu anlatan Erdoğan, yine bir keskin U dönüşü yaparak, en geç 10-12 gün içinde, tam kapatma ve tam sokağa çıkma yasakları ilan edecek.

    “Hayır, dediğin olmayacak” diyecek bir yiğit arıyorum!

    • Sn.bernar akşam havadurumunu dinleyip sabah bugün hava kapalı olacak ya da güneş açacak diye ortalıkta dolaşıp duruyorsun da; bu müneccimlik ayaklarını farkındaysan ahmetten başka da kimse yutmuyor, ona göre…

    • Sihirli kureniz üfledi gene.kapanip kapanmamayı küreye bakarak değil matematiksel egrilere bakarak karar verirsiniz.buralarda yaşasaydıniz bu işlerin bir kişinin emriyle olmadığını anlardinız ama davulun sesi uzaktan farklı geliyor size.

  19. Dün burada “kızılay askıda pizza” kampanyası başlatmış diye dalga geçen, oku bakalım:
    “Dün bir yabancı gazetede, genç bir üniversite öğrencisinin, gün boyu evinde pişirdiği pizzalara malzeme sağlayanlar ve dağıtımına yardımcı olanlardan oluşan bir örgütü faaliyete geçirdiğini okudum. Her gün yüzlerce pizza böyle bir organizasyon olmasa aç kalabilecek kişilere ulaştırılıyor o sayede.”
    Yaa, bak elin oğlu ne kadar iyi değil mi?

    • Sayın Koru sivil toplum dayanışması olarak veriyor o örneği. Kızılay’ın özel pizza zinciri ile anlaşıp (yani parayı bastırıp) “askıda pizza” kampanyası başlatmasıyla ilgisi yok. Milletin askıda pizza bulup yiyeceği de kuşkulu zaten -il ve ilçe teşkilatları pizzaların hangi sitelerde hangi dairelere dağıtılacağına ilişkin ‘çarşaf liste’ hazırlığına başlamışlardır mutlaka. AK Parti Isparta İl Kongresi’nde olduğu gibi şimdi de “pizza dağıtım adresleri için çarşaf liste” yüzünden kavgaya tutuşup birbirlerini yumruklamasalar bari 🙂

  20. Korona illeti ülkemizde yaygınlaşmaya başladığı ve devletin tedbirlerinin görünür hale büründüğü dönemde, alınan tedbirlerden biri de “esnek mesai” uygulamasıydı. Bu mesai şekli, kamuda veya kurumsal yapıdaki özel sektörde çalışanların, kuruma belirli kısa zamanlı saatlerde giderek ya da evden işini yaparak uygulanacak bir tedbirdi. Daraltılmış, kısaltılmış mesai de denilebilir buna. Kamuda uygulandı da ve halen de uygulanıyor.

    Milyonlarca kamu çalışanı var ve çalışmaları karşılığı maaşlarını her ay devletten muntazam bir şekilde alıyorlar. Esnek mesai uygulaması tabi ki iş verimini de azaltmış oldu.

    Bu sırada aklıma başka mecralarda da paylaştığım şu fikir gelmişti: Esnek mesaiye esnek ücret uygulansın! Şöyle ki; esnek mesai uygulamasıyla iş verimi de düşecek mal ve hizmet üretimi azalmış olacak ve bunun maliyeti kamuya daha pahalıya mal olacaktır. Bu bedeli de topluma yaymak gerekir.

    Esnaf ve serbest/gündelik çalışanlar ve dar gelirliler bu süreçte maddi olarak en fazla olumsuz etkilenen toplum kesimleridir.

    Sn. Koru’nun şu; “Keskin uygulanan yasaklar yüzünden mağdur duruma düşenler olacak elbette. Dükkanını, işyerini, kurumunu kapatmak zorunda kalan iş sahipleri, o yerlerde çalışan milyonlar olacak.

    Devlet o insanlara yardım elini uzatmak zorunda.

    Kredi değil, doğrudan yardım.” cümleleri de durumu açıklıyor zaten. Yani devlet bu kesimlere henüz elini uzatamadı, bağlı olarak keskin yasak veya kapanma tedbirlerini uygulamaya koyamıyor. Çünkü hazine tamtakır! Devlette para kalmadı.

    E, devlette para kalmadı diye toplumun diğer yarısı hatta daha fazlası ekonomik sıkıntıdan bunalsın, açlıktan ölsün mü?…

    “Katı merkezi yönetim” yada “TEK-EL” yönetimi, STK’lar ve yerel yönetimlerin alanını daralttı veya onları işlevsiz hale soktu. Belediyeler ile STK’lardan bu süreçte -istisnalar hariç- çalışmalarına şahit olanınız var mı?

    Sadede geleyim: “Esnek mesaiye esnek ücret uygulansın” fikrim; kamuda çalışanların maaşlarından belirli bir miktarda -mesela yüzde 3-5 veya 10 oranında- bir kesinti yapılarak oluşturulacak bir fondan – bu arada ücret kesintisi ve fon kelimelerinden diksinip bana kızacaklar olacaktır- toplumun dar gelirlilerine destek yapılmasıdır.

    Bu hastalık artık milli bir mesele halini almıştır. Siyasi kaygılardan veya kazanımlardan dolayı gerçeklerin gizlendiği, toplumun aldatıldığı ve gerekli-özverili tedbirlerin alınmadığı bu hengamda millet meseleye el koymalı “ben de varım” deyip yumruğunu masaya vurmalıdır. Dedim ya; artık bu bir milli meseledir.

    Türk Milleti her zaman olduğu gibi “diğerkamlığını” başka milletlere yaptığı gibi kendi halkı için de ortaya koymalıdır; koyacaktır da!

    Bu yük, sadece kamu çalışanlarının sırtında kalmayacak, toplumun diğer avantajlı, varlıklı kesimi de buna katılır, katılacaktır. Benim buna inancım tamdır. Çünkü bu, bizim bir “milli hasletimizdir”.

  21. başkaları daha rahat etsin diye zenginliğini, servetini harcayan insanlar var. ve başkaları yaşasın diye hayatını veren insanlar var. kimi bunu meslekleri nedeniyle yapıyor askerler, polisler, doktorlar gibi, ama bazıları da başkalarını kendilerine tercih ettikleri için.
    ne yazık ki bunlar azınlık insanlar.
    çoğunluk başkalarının ölmesine aldırmayan üç kuruşluk eğlencesinden bile feragat edemeyen, gerçeklerle ilgilenmeyen, vurdumduymazlar topluluğu. ne kendi hayatını ve ne de başkalarının hayatını umursamayanlar yığını.
    pandemi gibi küresel bir sorunla uğraşmak sadece iktidarların, devletlerin meselesi değildir, halkın da bilinçlenmesi, kendini ve diğerlerini korumayı misyon edinmesi kaçınılmazdır.
    ama durumun ciddiliğini anlatmak, insanlarda farkındalık oluşturmak, halkı eğitmekle olur, rakamları saklamak ise insanların rehavete kapılmasına, durumun ciddiyetini kavrayamamasına, ülkede her şeyin yolunda olduğunu sanmasına, bu ölçekte bir salgınla süper başa çıkıldığına inanmasına neden olur ve bedeli yüksek olur.
    rakamlar açıklandı sanıyoruz oysa henüz açıklanmadı.
    düne kadar bilim insanları gerçek rakamları açıklayın diye bağırıyorlardı, dünden itibaren rakamların bir kısmı açıklandı demeye başladılar. maalesef çok ama çok daha yüksek olduğu için başta ölüm oranları olmak üzere gerçek rakamlar hala verilen sayılar olmaktan uzak. haftalar önce fatih altaylı günlük vaka sayısının kırk binin üzerinde olduğunu açıklamıştı.
    iktidar salgın başladığında bir bilim kurulu oluşturmuştu. önerilerini dikkate aldı. nispeten başarılı bir ilk dönem geçirildi. ama yaz ayları itibariyle kurul ikinci plana atıldı, ve hayatın gerçeği olan ekonomik mecburiyetler birinci plana yerleşti.
    sosyal sağlık alanında bir çok devletten daha iyi koşullara sahip olduğumuzu kabul edelim, bir şey nispeten iyiyse, bunu da söylemek gerekir. buna rağmen pandemi de özellikle 2. dönemi iyi yönetilemedi çünkü ekonomi iyi olmadığı için kapatmaya gitme kararı alınamadı. yine günü birlik kararlarla durum geçiştirilmeye çalışıldı. bugün sağlık bakanının yerinde olmayı kimse istemez, böyle bir gerçekle yaşamayı da istemez, çünkü bütün ölümlerde bulunduğu pozisyon nedeniyle sorumluluğu var ama lock down/tecrit kararını veremeyenler kadar değil. ülkenin parasını çar çur ettikleri için, inanılmaz boyutlarda israf ettikleri için şimdi vatandaşına kapat ben elimden geleni yapacağım diyemediği için bugün insanlar yığınlar halinde ölüyorlar.
    bugün esnaf kepenk kapatıp ne yiyeceğim diye düşünürken bu ülkenin milletvekilleri ve başkanı her ay dolgun maaşlarını ve yüksek harcamalarını almakta bir beis görmüyorlar. neysem hiç olmazsa alınları secdeye geliyor…hem de milliyetçiler.

    bu ülkede bir şeylerin yanlış gittiğini söyleyen hukukçular var, onlar hain,
    baro hainler yuvası.
    bu ülkede bir şeylerin yanlış gittiğini söyleyen mimarlar var, onlar hain,
    mimarlar odası hainler yuvası.
    bu ülkede bir şeylerin yanlış gittiğini söyleyen doktorlar var, onlar hain,
    tabiper odası hain yuvası.
    hain olmayanların yönettikleri bu ülkede
    adalet enkaz halinde.
    her yer rantiye -şantiye.
    pandemi de nufusa göre vaka artış sayısında dünya birincisi.
    ölüm vakalarını bilmiyoruz.
    her rakamla oynanan her rakamın saklandığı, değiştirildiği bir ülkede yaşıyoruz o nedenle rakamları bilemediğimiz için tahribatın boyutu hakkında da bir fikrimiz yok.
    başta ekonomi, harcanan ülke serveti olmak üzere her alanda durum budur, tahribatın boyutları hakkında fikrimiz yoktur.

  22. merak etmeyin Fehmi bey ülkeyi yönetenlere birşey olmaz kemik kitle sarsılmaz bir şekilde akp ye desteğe devam tl en değersiz olsada bir telfon 10 asgai ücrette olsa işsizlik tarihin zirvesındede olsa bütçe açığı onulmaz bir durumdada olsa satılacak bir kurumda kalmasa bütçenin önemli bir kısmı garaanti mütahitlere de verilse geçilmeyen yollar köprüler inilmeyen havaalnlarıda yapılsa eskiden diyorlardı oy verecek parti yok şimdi var işte babacan veya davutoğlu bu adamların bakanları ama onlarda hemen öcü ilan edildiler iktidar taafından benim anladığım ekonimiz tamamen de batsa ülke yok olsa bile bu zümre akp diyecek benim anladığım bu adamlar efsunlanmış bence

  23. Yıllardır, hemen hemen tüm konularda vatandaşa YALAN SÖYLENİYOR. En çok önemli varsayılan sağlık konusunda bile, üstelik tüm Dünya aynı konuya odaklanmışken hem vatandaşına hem uluslararası kuruluşlara yanlış bilgi vermek (yalan söylemek) önce insanlığa sonra doğaya hakarettir. Yapılan yatırımları cebimizden ödemiyoruz yalanı etmişlerdi, anlaşıldı ki gelecek on yıllar boyunca dolar olarak ödeyeceğiz. En az yarısının gereksiz ve yararsız olması cabası… Suriye yalanları ile ordumuza sayısız şehit verdirdiler, sayısını kendilerinin bile bilmediği Suriyelileri kabul ettiler. Milyar dolarları adeta anlamsız şekilde saçtılar, saçıyorlar. Dış mihraklar palavrası ile TCMB nin dövizlerini çarçur ettiler, ekonomide pik yaptık diye övündüklerinden 15 gün sonra acı reçete gerçeğine döndük. Enflasyon ve faiz yalanını utanmadan yiyip yuttular. Tıpkı ağanın hizmetlisine dediği gibi “Madem hem faizi düşüremeyecek, hem dövizi tutamayacaktık, biz bu pislıkleri neden yedik” TUİK in yalan rakamları ile işsizliği de enflasyonu da gizleyemez noktaya geldik. Bizi gıpta ediyorlarmış, yersen. Vatandaşınız inanmazken yabancılar hukuk reformu yalanınıza, AB biz sizden yanayız söyleminize inanacak mıdır… Her seçim öncesi kendi uçağımızı yapıyoruz yalanının nedeni meğer içi doldurulmamış gerekçelerle uçaklarla Kıbrıs’a pikniğe gitmekmiş. Her şeyde hayır bellemek var; bu yalanlar sayesinde sevgili Ha gayret abimizden 0 km Suv oto kazanacağım…

  24. Sn koru seçim yazılarını bırakıp hayatın gerçeğine dondugunuz için sevindim.
    Umarım bu gerçeklere biraz daha fazla egilirsiniz.
    Gelelim konumuza :tam kapatmak da çözüm değil .İtalya aylarca kapattı ne oldu dün 29.000. 13 Kasım 40.000. Yeni vaka.demek ki çözüm tam kapanmadan geçmiyor.once bireysel olarak tedbir alacağız ve teması kesecegiz.Komple kapatamazsiniz hayat devam etmek zorunda firincisi cafe cisi servis işletmecisi nasıl gecinecek devletin gücü buna yeter mi ? Ozaman iş bireylere düşüyor.İktidari muhalefeti sağcısı solcusu hepbirlikte bu işe el atmalıyız.

    • Desteksiz atmayalım, yanlış ve manipülatif bilgi vererek insanları yanıltmaya kalışmayalım Ahmet Bey.

      “İtalya aylarca kapattı”, öyle mi?

      İtalya, günlük vaka sayısının 20.000’i aştığı günün ertesi günü, 2 kasım’da, bazı kısıtlamalara dönme kararı aldı. Buna göre, toplam beş kentte devlet ve özel sektöre bağlı müzelere giriş, bir sonraki duyuruya kadar yasaklandı. Bölgeler arasında seyahat kısıtlamasına gidilp gidilmeyeceği konusunda karar yetkisi her bölgenin kendi yerel idarelerine bırakıldı. Bundan dört gün sonra, sinema salaonları, yüzme havuzları ve spor salonları kapatıldı. Restoran ve cafe’lerin akşam 21.000’den sonra faaliyetlerine sadece paket servis olması koşuluyla izin verildi.

      “Kapatma çare değil” diyebilirsiniz, ama, nasıl olsa millet bu işleri bilmez diye uydurup uydurup yazmayın lutfen. Daha önce de yaptınız bunu -yakın takipteyim.

      • Sn Bernar bey Tayland dan göremezsiniz belki bi italyaya geliverin de
        nasıl kapanmışlar öğreniverin . Yazı yazın ama insanlara hakaret vari ifadeler kullanmayın ben sizin sihirli kürenizin ne kadar yanıldığını hatırlamıyormuyum . İtalya nların evlerindeki balkonlardan senfoni verdiğini de mi görmediniz. İşin dalgasını bırakın özüne inin . 13 kasım italya 40.000 vaka bu damı yalan .Size haber getiren kuşlar veya sihirli küreniz nerede bulunuyor acaba.
        Bu millet herşeyi bilir siz merak etmeyin . İtalya vaka sayısı diye girin google hazretlerine hemen sayıyı bulursunuz.Bilgisiz insanların yaptığı en önemli şey hemen karşısındakine saldırmaktır. vazgeçin bu huyunuzdan Bernar beycığim halen size bey diye hitap ediyorum

        • Meselenin çözümü basit: Sallamayın, ayar yemeyin. Kalkıp İtalya’ya gitmenin alemi yok, Internet ve gazeteler, haber siteleri dediğimiz şeyler var -yoksa yok mu?

          BBC’den:

          “İtalya’da son 6 ayın bir günde en yüksek Covid19’a bağlı ölüm sayısı 6 Kasım günü gerçekleşti ve 445 kişi yaşamını yitirdi. Bunun ardından İtalya kırmızı, turuncu, sarı olmak üzere üç risk bölgesine ayrıldı.

          Toplam nüfusu 60 milyon olan ülkede, en yüksek risk bölgesi olan kırmızı bölgede yaklaşık 16.5 milyon insan yaşıyor. Bu bölge içinde kalan kentlerde yaşayanlar evlerini sadece işe gitmek, sağlık hizmetlerinden yararlanmak, temel gereksinimlerini karşılmak üzere alış-verişe çıkmak, ya da acil durumlarda terk edebiliyorlar. “Temel ihtiyaç” kategorisine girmeyen tüm dükkanlar kapalı.”

          En yüksek risk bölgesinde durum bu iken, siz gelmiş “İtalya aylarca kapandı da ne oldu” diyerek işkembeden sallıyorsunuz.

          • Ben sallamiyorum Mart Nisan aylarindaki İtalya’da ki balkon konserleri de aklınızda kalmadıysa biraz unutkanlık başlamış.Sallamak dediğinizi sihirli kureniz söylesin oruç reis Vira bismillah deyip limandan ayrıldığı günü hatırlarsın size Bernar beycigim.tez vakit de yağmur duasına çıkar gibi seçim duasına da çıkarsınız belki mahcup olmamak için Bernar beycigim

      • Covid-19 salgınının Avrupa’da en fazla can kaybına neden olduğu ülke olan İtalya, 2 aylık sokağa çıkma kısıtlamalarının ardından bugün kademeli olarak yeniden sokaklara geri dönmeye başlıyor.
        4 MAYİS 2020 hurriyet

  25. Hem salgının ilk döneminde, hem de bu ikinci döneminde, iktidar, hiçbir zaman topluma gerçekleri anlatmadı. Her şey, “Bakın işte Avrupa kırılıyor, biz ise salgınla mücadelede örnek gösterilen ülke olduk” propagandasının inandırıcı kılınmasına endekslendi. Nasılsa ortada sazan çoktu. Sazan çok olduğu için, inanan da çok oldu.

    Bu konuda gerçekleri anlatmaya çalışan hekimlerin, sağlık çalışanlarının meslek örgütleri ‘terörist yuvaları’ olmakla suçlandılar Bahçeli tarafından, TTB’nin kapatılması çağrıları yapıldı. İş başında ölenler doktorlardı, onlar salgına karşı mücadele ederlerken, klasik otomobil koleksiyoncusu Bahçeli’nin mücadelesi bağıra çağıra o insanları suçlu göstermekti.

    Daha bir hafta olmuyor: F. Altaylı’nın Habertürk’tek programına davet etmiş olduğu konuklardan biri olan Cerrahpaşa Devlet Hastanesi Dekanı, sağlık çalışanların ücretlerinin iyileştirilmesi konusunda bir sorun yaşandığını saklamadı. Doğruydu, devlet hastaneleri bünyesindeki hastane çalışanlarına ek ücret ödenirken, üniversite ve vakıf hastaneleri bünyesinde çalılşanlar bundan yararlanamıyorlardı. Ama, Dekan, iyimserliğini koruyordu, sağlık bakanlığı bu eşitsizliği giderecekti. Aradan yarım yıl geçmiş, hala “Sağlık Bakanlığımız bu eşitsizliği giderecektir” temennileri. . .

    Mesleki bilgileri, her türlü övgüyü hak eden özverili çabaları dolayısıyla salgınla mücadelenin merkezindeki sağlık çalışanlarına bir kaç yüz liralık ek gelir desteğini bile tüm hastanelere yaymayan sefil bir iktidar tarafından yönetiliyoruz.

    Yaz ayları boyunca, gazete ve televizyonlar, üzerimize ‘hastalığa aldırmayan insanlar’ görüntülerini boca ettiler. Karar Gazetesi’nin de alet olduğu bu kampanya, ortaya çıkışını engelleyemeyeceklerini bildikleri rezilliğe bahane hazırlamak içindi. Şimdi, sorumluluğu halkın omuzuna yükleyip, “Kaç kere söyledik, uyun şu üç beş basit kurala diye adeta yalvardık” demeğe getirerek, zeytinyağı gibi üste çıkacaklar.

    Sayın Koru’nun işaret ettiği şarlatanlar da var, sayıları milyonlarla ölçülen akılsız ve sorumsuz bir yığın insan da. Ama, ne yani, devletin işi, “Aklınızı başınıza devşirdiniz devşirdiniz, yoksa, yapacak bir şey yok, yüzer yüzer öleceksiniz” demek midir? Diğer ülkelerde insanlar pek mi akıllı ve sorumlu? Berlin’de bile, pandeminin abartıldığını, Covid-19 denen şeyin bir komplo olduğunu ileri sürenler de dahil, hükümetin getirdiği yasak ve kısıtlamaları protesto gösterisine katılan Almanların sayısını 23.000 olarak verdi Deutch Welle internet haber kanalı.

    Rezaletin sorumluluk adresi doğrudan iktidarın kendisidir.

    Bakalım, dört gün önce, ‘geliştirdiğimiz aşının tüm insanlığın hizmetine sunulacağı’ müjdesini veren Erdoğan, dışarıdan aşı satın alacak para bulabilecek mi, maske dağıtımı işini bile eline yüzüne bulaştırmış bu iktidar, gelecek Nisan’da başlanacağı söylenen aşının dağıtımını becerebilecek mi.

  26. Rabbim; Hastalara tez günlerde hayırlı şıfalar, Ölenlere rahmet, yakınlarına’da sabır versin Amin.

    Gerçek vaka sayısını õğrenmek için tablodaki rakamları 4 ile çarmak yeterli olurmu?
    Onuda Orda yaşıyanlara sormak lazım.
    2 gün õnce benim komşümün kızı aradı sadece apartmada 5 yeni vaka 1de ölúm haberi verdi.
    Eski komşularım hellalık istiyormuşlar onun için aramıştı.

    Mahaledeki vürüse yakalananların sayısı oldukça fazlaimiş.
    Benim akrabalarda vürüs’ü atlattıktan sonra bana söyliyorlar.
    Vaka sayısı Türkiyede çok daha fazla.
    Hastalık konusunda şeffaf olunursa vürüsle mucadele daha başarılı olacağına inaniyorum.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız