Seçim yenilendi diyelim.. AK Parti için en kötü senaryo işte o…

76

Bu konuları bilebilecek durumdaki bir dostum “AK Parti’nin son seçimde aldığı oy sunulmaya çalışıldığı gibi değil, oyu yüzde 35 civarına düştü, MHP’nin oyu da yüzde 15’i buldu; AK Parti ortağı MHP’ye 10 il ve yaklaşık 50 önemli ilçe belediye başkanlığını hediye etmiş oldu” görüşünde.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da, parti yönetiminden isimlerle yaptığı değerlendirmelerde, “Eski sistem olsaydı en çok oyu alan kazanacağı için bu seçimde kaybettiğimiz hemen bütün büyükşehirler yine bizde kalacaktı; yeni sistem ‘yüzde 50+1’ dayattığı için bunlar başımıza geldi” dediği birkaç kanaldan kulağıma ulaştı.

Her seçimde oyu biraz daha azaldığı ve kendi eliyle zorladığı ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ de ‘yüzde 50+1’ dayatması yaptığı için MHP ile ittifak kurmak zorunda kaldı AK Parti…

Doğal olarak, ‘Cumhur İttifakı’ dışında kalan partiler de stratejik davranmaya başlayınca, sonunda ortaya şimdiki tablo çıktı: ‘Cumhur İttifakı’nda MHP iktidar ortağı AK Parti’den daha kazançlı; büyük kentlerde de muhalefetin stratejik tavrı dengeleri AK Parti aleyhine çevirdi.

Şirketler sahada malum soruya cevap arıyor

AK Parti İstanbul’a son savletiyle asılıyor ve lideri Tayyip Erdoğan’ın kişisel siyaset macerasında her güzelliğin başladığı kenti elinden kaçırmamak için seçimi yenilemek dahil her şeyi göze alacak görüntüsü veriyor; ancak bir yandan da yenilenecek seçimde kaybın daha büyük olmasından endişe ediliyor.

Oyların bir daha bir daha saydırılmak istenmesinin pek çok sebebi dile getirildi, gösterilen gerekçelerin hepsi doğru da olabilir; ancak benim önem verdiğim esas gerekçe, yeniden sayımla kazanılan zamanda, AK Parti’ye çalışan araştırma şirketleri aracılığıyla, seçimin yenilenmesi durumunda nasıl bir sonuç alınacağı sorusuna cevap arandığıdır…

Şirketlerin şu günlerde fellik fellik saha çalışması yürüttüklerini sanıyorum.

Reklam

Anketlerle cevabı aranan soruya aslında topluca bulunulan mekanlar ışık tutuyor. Beş büyük kulübün İstanbul’da yapılan maçlarında, tribünler, tek bir ses halinde “Mazbatayı verin” diye bağırıyor.

AK Parti’nin kendilerine birer stadyum hediye ettiği kulüplerin taraftarları bile bağırıyor “Mazbatayı verin” diye…

Devlet Bahçeli, iktidarın ortağı olarak, tezahüratları hoş karşılamadığını korkutucu bir dille ifade etti. Fenerbahçe-Galatasaray derbisi öncesinde yaptığı uyarının taraftarlar nezdinde doğuracağı etkiyi merak ettim doğal olarak…

Çekinmemişler, Kadıköy de benzer tezahüratlarla inlemiş…

Yenilendiği takdirde, iki seçim arasında başka yerlerden İstanbul’a seçmen taşımak da herhalde mümkün olmayacak ve birbiri ardına oyları sayılarak kendilerine kuşkuyla bakıldığı izlenimi verilen insanlar yeniden sandık başına gidecekler.

31 Mart günü verdiği oyunu kimler, hangi taraf değiştirecektir acaba?

Anketler işte bu soruya cevap arıyor…

Yenilenecek seçimde her parti aynı adayla seçmen önüne çıkmak zorunda imiş. Yasanın gereği buymuş. Peki ya aday bu defa “Ben yokum” derse ne olacak?

Reklam

Binali Yıldırım sözgelimi?

AK Parti’nin geçmişinde bakanlıklar, başbakanlık ve TBMM başkanlığı bulunan İstanbul belediye başkan adayı Binali Yıldırım 31 Mart’tan sonra fazla ortalıkta görünmeyerek ikinci raundda yer almayabileceği görüntüsü veriyor.

O olmazsa seçim de yapılamayacak mı, kural yerine gelmeyeceği için?

Partilere Yüksek Seçim Kurulu (YSK) adaylarını yenileme fırsatı verdiği takdirde, ya CHP dışındaki muhalefet partilerinden biri AK Parti tabanından bir miktar daha oy devşirebilecek yeni bir ismi aday olarak gösterirse?

Yenilenecek seçimde yine aday olmaya zorlanırsa, AK Parti adayı Binali Yıldırım gönül yorgunluğunu kampanyaya olumsuz biçimde yansıtmayacak mı?

Soru çok…

Anketler ne diyor bilmiyorum, ancak seçimin yenilenmesi ihtimalinin iktidar cephesinin büyük partisi açısından en riskli senaryo olduğuna eminim.

İktidar kendisine yeni müttefik aramalı

Bütün güzellikleri başlattığı için AK Parti ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan açısından olağanüstü önemli olan İstanbul belediye başkanlığı, yenilenecek seçimle, aynı kadronun gelecekle ilgili 2023 ve 2071 türü bütün planlarını akamete uğratacak bir yeni gelişmeye kapı aralayabilir.

İstanbul her halükarda AK Parti tarafından kaybedildi. En doğru tavır, hiç uzatmadan bunu kabul etmektir.

O kadronun bundan sonra esas düşünmesi gereken, ittifak için altlarını oyan MHP’den daha az zararlı -hatta eski güzel günleri canlandırmaya da yarayabilecek- bir müttefik bulmak olmalı. Kendilerine daha yakın, ülkeyi birlikte daha rahat yönetebilecekleri bir müttefik…

Yeni parti kurulmasın diye tedbirler almak yerine, gardını düşürmeli ve vaktiyle kendi içerisinde bulunanlardan bunu yapacaklara şükran duymalı.

“AK Parti eskiden o ittifakı içinde taşıyordu” diyorum ve bu yazıya burada son veriyorum.

ΩΩΩΩ

76 YORUMLAR

  1. Tahta minare mahallesindeki pişti şampiyonasında başlayıp fatih karakoluna taşınan tartışmayı dün sizlerle paylaşmıştım ve gerisini anlatmak istemediğimi de belirtmiştim. Sonradan kimilerine cevap hakkı da doğurabilecek bazı durumları da içerdiği için böyle bir karara varmıştım ama ben yine de bu konudaki tarihi sorumluluğumu yerine getirmek durumundayım. Karakolda ifadeleri alınan kahramanlarımız; kafası yarılan mösyö mario, onun kafasını laptopla yaran kahveci ve laptopun sahibi bizim yorumcu safanın pederi. Mösyö ne kadar şikayetçi değilim dediyse de, safanın babası ben sadece ayırmaya çalıştım dese de, kahveciyle beraber onları da nezarete atıyorlar. Çünkü arbede sırasında mösyö mario da kasanın yanında duran cam limon kolonyası şişesini kahvecinin suratına fırlatiim derken duvara çarpan şişe patlayınca etrafa saçılan kolonyayla hepsi de misler gibi kokuyordu..:) havada savrulan bir sandalyeyi durdurmaya çalışan safanın babasının da yanağı kanıyordu..! Kahvede devamlı müşteri bekleyen taksicilerden bikaçı da arkalarından gelip polislere rica minnet etseler de bizimkileri bırakmıyorlar: “sağlık muayesine gidecekler; leş gibi de içki kokuyor bunlar!” diye komser kestirip atıyor. Asıl olay da ondan sonra başlıyor zaten; koğuşa daha girdikleri anda, içerde birbirleriyle tartışmaya tutuşmuş olan üç dönmeden biri ayağa fırladığı gibi “mariooo, canımsın bee!” diye mösyönün boynuna sarılıveriyor..:) mösyö can havliyle önce ne oluyor, sen de kimsin diyerek geri durmaya çalıştıysa da yanağındaki rujlu dudak izine engel olamıyor tabii. “Kızlar ben size her şeyde bi hayır vardır demedim mi; allah marioyu gösterdi işte bize; kalbim temizmiş kalbiiim!” diye tekrar koluna girdiği mösyöye bakmış içi gülen gözlerle… “Kız tanımadın mı beni ceyda ceyda; hani istiklaldeki kanatçıdan bi gece bizi alıp kadıköye götürmüştün ya taksiyle..?” o zaman mösyö bi an yüzüne bakıyor ceydanın ve hatırlıyor o geceyi: “geçmiş olsun hayırdır, ne bu hal?” diye soruyor onlara. Ceyda da aksarayda bi dönerciyle tartıştıklarını ve nasıl dönerbıçaklarıyla saldırıya uğradıklarını filan anlatıyor bi çırpıda..:) Üstleri başları kan revan içinde olan dönmelere şaşkınlıkla bakan kahveci ve safanın babası da iyice afallıyorlar bu sahnede… Mösyö mario sarı sendikalardan birinde çalıştığı sıralar geceleri bikaç ay kahvenin önündeki taksilerden birinde çalışmıştı. İşte o sıralar arabasına aldığı bikaç müşterisi ya da eski dostla karşı karşıya gelmişti nezarette… Göbekli komser yardımcısı “dobloyu hazırladıysanız bunları haseki araştırmaya götürün arkadaşlar; muayeneden dönünce de beni uyandırmayın haa!” diye ünler. Fiat doblonun içine 2polis, 3dönme ve bizimkiler; 6 kişi doluşmuşlar. Ceyda tam “mario canım, sıkışmayın gel şöyle; arkadaşlarınla bizi tanıştırmiicak mısın?” diyordu ki öndeki polis memuru: “sen tanıyo musun lan bunları..?” diye soruyor daha yüksek bi sesle. Mösyö kem küm edip “yok da..!” falan dediyse de diğer iki dönme daha ceydadan önce: “tanımazsın tabii şerefsiz! Ulan taksine binince iyiydik ama dii mi? Boğa heykeline kadar dedik rıhtımda indirdin; bi de sana bahşiş verdik o zaman; tüh senin erkekliğine..!” deyip yaygarayı basmışlar ekip arabasında… Polisler bunları sakinleştirene kadar helak olmuşlar; ceyda zarzor susturmuş kızları… Haseki araştırmanın acil servisine girerlerken o soruyu soran polis, mösyöyü ensesinden bastırıp içeri sokarken; “niye tanımazlıktan geldiğini gece nöbetinde anlatırsın artık bana!” diye fısıldıyormuş kulağına..:) devam edebilir, ona göre…

    • Güldürmek şöyle dursun, insanda gözlenebilir bir tebessüm bile yaratamayan bu metin parçasına bakıp bunun H. Gayret’in klavyesinden çıktığına inanmamı bekliyorsun benden, öyle mi?

      Sadece, zaman kaybı saymayıp oturup sana tepki vereceğimi umabilmiş olman gülümsetti beni.

  2. Şimdiki son durum öyle bir güvensizlik oluşturuldu ki bir zamanlar CHP döneminin sıkıntıları sürecinde büyüklerimizden duyduğumuz “sağ gözden sol göze fayda yok, kime güveneceksin, aman sus nene lazım sana mı kaldı, sus kappa çeneni” türünden çekinceler var. Cevaplanması gereken sorular pek eksilmedi. Belirsizlığe bırakılan bir belirlilik bir çareymiş gibi herşey zamana bırakıldı. Tabi bu herşeye rağmen potansiyelimiz açısından aynı zamanda bir zaman kaybı demek oluyor… Bir kısmı ülkeyi terketme peşinde ki bu zaten genel işsizlik torpil/yolsuzluk dolayısıyla hakettiği işi bulamayanlar için evvelden beri ola-gelen sistem zafiyetinin eseri bir şey. Son zamanlarda kapital kaçışların eşliğinde daha da hızlandı. Bu kapital kaçışlar gitmeyip ülkede kalabilseydi, belki de yankilere gidip para dilenmeyecektik!

    Kendi ülkesinde kültüründe yüzemeyen kapitalli kaçaklar yabacı okyanuslarda yüzmeğe çalışacaklar, muhtelemen bir süre sonra “glu glu” yapacaklar, derken 1-2 nesil sonra geriye ne bir dinleri kalacak, ne de dilleri! Şahsi gözlemlerimle de bizzat şahit olduğum genel temayül budur. Ancak, her nasılsa oluşan tatsız gibi gözüken olaylar beraberinde bazı fırsatlar getirir, görebilene. Nihai analizde, her şey Allah’tan. Bunu da unutmamalıyız. Hemen hemen her olay çifte karakterlidir. Kısa vadede ülke-zararlı gibi gözüken bazı hallerden uzun vadede ülke-yararlı şeyler çıkabilir. Tabi bu iman ve izanla ülke yönetimi ayrı bir kabiliyet ve kapasite işi.

    Şüphesiz her cenahtan iyi niyetli, kabiliyetli çaresizlik hissiyle üzgün insanlar var. İktidarlar ülke dışındaki potansiyelden faydalanmayı bilmeli. Örneğin, Bernar bey de didem hanım gibi danışman olabilir, ve pekala da ülke-yararlı işlere katkıda bulunabilirler. Önemli olan bunları bulup bir araya getirebilmek. Mevcut teşekkülü revize etmek için “retrofit” şeklinde de olabilir veya yepyeni bir parti kurmakla da olabilir… Her 10 senede bir darbe-mudahele olacağına, her 20 senede yeni bir kitle partisi kurmak daha iyidir. Hiç değilse aradaki 10 yılda ülke adına somut gelişmeler kaydedilebilir. AKP’nin bu konuda katkıları olmuştur. Ancak, “akıl*iman sentezi” çerçevesinde davranılsaydı yapılmış olanlar yapılabilir olacaklara kıyasla devede kulak kalır..

  3. Sayın Deniz Bilek, Fehmi Bey Akp nin demokrasiye bağlı kalarak başta kalmasını sağlamaya çalışmıyor. Olan , belediye seçimleriydi. Yani 4,5 yıl boyunca yönetimin değişmeyeceğini o da biliyor. Abdullah Gül tarafından ,ama mutlaka, Fehmi Bey in yurtdışından ev arkadaşı ABDULLAH GÜL tarafından kurulacak parti vasıtasıyla yönetime ortak olunması, bu arada MHP ile yolların ayrılarak hasım haline gelinmesi , tabi böylece tekrar bir araya gelinmesinin imkansız hâle getirilmesi ve en geç Erdoğan ın ikinci döneminin sonunda yönetimin el değiştirip iplerin Abdullah Bey in eline geçmesi bütün çabası, amacı, hedefi.. Kendisi oldukça zekidir. Ama işte bunun da bir zararı oluyor sahibine.. Çoğu insanı aptal sanabiliyor.. Mesela hep “hain darbe girişimi” diyor 15 temmuz için ama Fetö demiyor. Madem internet ortamı kalem ehline serbestçe yazma ve okunma fırsatı veriyor ve siz darbe girişiminin failleri konusunda farklı düşünüyorsunuz, duyalim bakalım kim yapmış, kim öldürmüş sıradan insanlarımızı, polis ve askerlerimizi. Bildiğinizle bilgilendirmek değil mi işiniz, sorumluluğunuz Fehmi Bey. Riske girmekse bu, bir zahmet göze alabilin bu kadarını ülkeniz için, insanınız için. Ben sizin 11 Eylül den sonra, büyük tepki alacaginizi hatta dalga geçileceğinizi bildiğiniz halde “ABD hükümeti saldırı olacağını biliyordu’ doğru teşhisinizi, tezkere olayında sonradan haklı olduğunuzun ispatlandiğı muhalifliğinizi, hükümete ,deniz feneri gibi yol gösterişinizi sevdim. Nasıl ki A Haber den ,Halk TV den, ya da köşe sahibi olanlardan Ahmet KEKEÇ ve Emin ÇÖLAŞAN gibilerden alınabilecek birşey yoksa fanatik taraftarlıklarindan dolayı, sizden de artık aynı şekilde alınabilecek birşey kalmamış. Taraftar olmakla taraftar gibi davranmak arasındaki farkı farkedip, kalemini ve dilini adaletle kullanabilen insan hasreti çekiyorum. Rakiplerine de haksızlık yapıldığında vicdanı rahatsız olur diye sizi okudum 20 yıl boyunca. Böylesine degismeniz inanın çok üzücü.. Zeki ve bilgi sahibi olmanın bir yan etkisi de kibre neden olup değişmeyi imkansız olmasa da çok zor hâle getirmesi.. Ne kadar üzgünüm bilemezsiniz. Siz sadece bir okur mu kaybettiniz şimdi? Eğer öyle düşünüyorsanız boş yere yazmışım bunları.. Deniz feneri de arıza yapabilir mi diyorsunuz? Keşke öyle olsa, inşaallah öyledir. Allah dan umut kesilmez..

    • Sayın Çimtay, CHP çizgisinde, seküler mahalleden araştırmacı gazeteci bayanın salt bana da hayli gizemli görünen 15 Temmuz üzerine çok az kimsenin haberdar olduğu kişisel blogunda yazdıkları yüzünden başına gelenlerden haberdar mısınız?

      Ben de, sayın Koru ile farklı mahallelerden geliyor da olsak, tıpkı F. Koru gibi FETÖ sözcüğünü kullanmayı ilkesel olarak reddediyorum.

      Doğu Perinçek’in “FETÖ” olarak kısaltılan Fetullahçı Terör Örgütü ifadesinin isim babasının kendisi olduğunu böbürlene böbürlene anlattığı Youtube videosunu paylaşmamı ister misiniz?

      Erdoğan’ın partide kıyasıya ve acımasızca giriştiği dindar muhafazakar kadroların tasfiyesi sonrasında bugüne kadar geçen zaman diliminde ekonomiden adalete, sanayiden tarıma ve eğitime, toplumsal hayatın hangi alanında ne başarısı olduğunu buraya yazar mısınız?

      Erdoğan’ın iflah olmaz bir mirasyedi gibi tepe tepe kullanıp harcadığı bütün başarılar, dindar muhafazakarların kitle ve kadro partisi AK Parti’dir: Reis ve hemen hepsi seküler vesayetin asalakları, sermayedarları, tetkçi çakma yazarları olan Reisçiler Partisi DEĞİL.

  4. Nokta 2 den devam ile bu arada, son zamanların en kötü olayı bizden bildiklerimizin dışardan kullanılmasıyla “15 Temmuz darbe girişimi” ve ülkedeki etkileri-hesaplaşma adına hala devam eden kaos. Öğrenime/eğitime önem vererek, ve meşru olarak güçlenmekte olduğunu sandığımız “the cemaat” de “güç zehirlenmesi” kategorisinde ele alınacak ayrı bir olay. Bu cenah ta “Akıl*İman Sentezi” derecelendirmesi itibariyle oldukça düşük bir başka menfaat birliği.

    Nasıl ki vahşi kapitalizmde prestij ve para babası şirketler stratejileri gereği birbirlerini satın alıyorlar (büyük balık küçük balığı yutar kuralıyla), bunlar da büyüyen bir şirket kapasitesi gibi başka amaclara göre kullanılabilir seviyeye geldiğinde başkaları tarafından tepeden satın alındılar. Belki de en alttaki cümbür-cemaatın bundan haberi bile yoktu.

    AKP işinin başlarında bize yabancı bir Mr. Bob’un araya girmesiyle teklif ve destekle yönlendirilen “BOP” güzergahı da farklı bir şey değildi (ilginç internet kayıtları-gazeteler!). Bunların hiçbirine AKP camiasından itiraz ve açıklamalar geldiğine dair bilgilere internette rastlamadım (kayıt varsa gösterilsin, bir bakarız). Daha sonra araya yerli başkalarının girip “HOP” demesiyle iş değişti. Ancak, the cemaatin tepe yönetimi pek değişmedi, sırtlarını dayadıkları Sam amcalarına ayıp olurdu bu iş. Mevcut yeni bilgi yokluğunda, kabaca benim gördüğüm bu. İşin ayrıntıları olabilir ama, genel olarak ortada başka bir manzara göremiyorum şahsen. Şimdilerde her göze çarpan muhalifi the cemaatçi terör unsuru görmek bir moda, hatta kural oldu. The cemaat yönetimi survival için yalanı-inkarı sonuna kadar mübah ilan etmiş ya, başka eleştirenlerin şansı elinden alınmış adeta. AKP’yi eleştirileri tümüyle the cemaat tezgahı olarak lanse ediliyor. Eleştirenleri bir de bu konuda strese sokmağa çalışıyorken riyakar olmayı mübah görüyorlar. Peki nasıl? şöyle ki:

    “Neler yapmadık şu reis için….., kimimiz gazi, kimimiz de en azından riyakar niyazi…” edalarıyla…. Nokta 3…. işin dahası var.

  5. Meğer Reis 22 Haziran 2014’deyaptığı konuşmada, 31 Mart seçimleri sonrasının Reis’ini de anlatıyormuş, biz söylediklerinin sadece CHP ile ilgili olduğunu düşünmüşüz:

    “Türkiye’de iktidarın yolunun sandıktan geçer. Bazı okur yazar olduğunu iddia edenler televizyonlarda yorum yapıyorlar, ‘Demokraside her şey sandık değildir’. Kusura bakma, demokraside evet her şey sandıktır. Buradan geçer bu iş. Eğer siz sandığı kabul etmiyorsanız sizin demokrasiniz Sisi’nin demokrasisi olur.

    Yüzde 90 ile oylamaya katıldı millet, bütün belediyelerini seçti. Mesele bu. Ne oldu, 4 saat içinde biz netice aldık. Ama bu beyler yeri geliyor 1 hafta, 2 hafta, 1 ay… Sandıklar sayılıyormuş, nasıl sayılıyorsa. Demokrasi Esed’in demokrasisi mi? Bunu mu isteyeceğiz, bunu mu arıyoruz?”

    H. Gayret, her fırsatta beni “arşivlerde eşinmek”le suçluyor -artık canı neye sıkılıyorsa. . .

  6. Bernar ve b. bayındır’ın Okumaları ve açıklamaları tekrar tekrar üzerinde
    durmayı değer.
    Dış İşleri Bakanlarımızdan meşhur İ. Sabri Çağlayangil, “CİA seni KULLANIR,
    farkına bile varmazsın” demiş.
    İktidara gelmemize engel koyanlar, (sanki) iktidara gelmemizi istiyorlar….. Bu işte
    bir bit yeniği var……(palazlanmaya) iktidarda bizi perişan etmeği düşünüyorlar,
    diyormuş, N.ERBAKAN. İşte Lider insan bu, Müslüman bu. ÜSTÜN AKIL bu (ki elbette
    istişare edecektir). ORTAK AKLIN Memleketi, dini, dindarı getirdiği nokta da bu.
    RTE, “seçmenin ikazı DİKKATE alınmalı” demiş, ama hangi seçmenin ? Köşkün
    çevresindeki veya Gazetelerdeki, yahut da STKlardaki FLU veya GRİ bakışlı, BUKALEMUN
    yapılı seçmenin mi ? Eğer, peşin hükümlü yahut BİLDİK AKIL Hocalarını kasdetmedi ise,
    SEÇİMLERDE SONUCA ETKİ eden işte, şuradaki tarafsız, bağimsız, HESAPSIZ, kararsız !
    adamlara DANIŞMALI, yalakalara değil. Tarımın, yokluğun, yolların …. çilesini çeken
    alınteri sahibi insanları, 5 kuruş için pazar pazar dolaşan emeklileri, yaşlıları DİNLEMELİ.
    Tamamen KOZMOPOLİSTLEŞTİRDİĞİNİZ, 2003’DEKİ BEYANLARINIZ hilafına RANT İÇİN
    GÖKDELENLERLE SÜSLEDİĞİNİZ bÜYÜKŞEHİR STRATEJİSTLERİNİZİ sorguya çekin.
    CHP seçim kazanmadı. AKP elindeki İMKANLARI tepti. Seçimde başarı göstermedikleri
    halde, CHP ve MHP şanslı çıktı.
    FETO Meselesi teşhisi doğru konulsa bile, UYGULAMADA faturası
    masum , hayırsever, muhlis insanlara fatura edidi. Üstelik Uzun Yılan Hikayesine
    döndürüldü. Bu hal, kitleleri yıldırdı. İslama da büyük zarar veriyor. Çile
    İBADETTEKİLERE yüklendi. Ticarettekiler canlarını kurtardıkları için şükreden
    sefillere döndü. Ya HIYANETTEKİLER nerede ? AJANLAR Nerede ? Bu işleri
    becerenler kim, nerede serefraz ?

    Yenilenebilecek bir seçim 7 Kasım seçimlerine benzemiyebilir.
    İyisi mi, Hükumet sende, Meclis (her ikisi) sende. Çıksın marifetlerini göstersinler.
    İşbirlikçiler olmaz, temsicilerin dürüst kalırsa, zor bir dönemde eli-kolu bağlı
    boş bir Başkan ne yapabilir ki, felç olur, rezil olur gider.
    Kısa bir müddet sonra tam tıkandığında, seçim yolunu açabilirsiniz
    b.bayındır’ın ERBAKAN – A. Altındal hatırası, BAHÇELİ’nin 2002’deki,
    anlamsız görünen erken seçim çağrısı üzerinde biraz daha durulmasını gerektiriyor.
    Bu seçimdeki İTTİFAK ve AF ISRARI ve İstanbul seçimlerinin yenilenmesi ısrarı
    üzerinde o yönden durmak, düşünmek lazım gelir mi ?
    Bin Ali İstanbul’a lazım. Fakat, seçimde, bir politikacı gibi atak ve
    yırtıcı olamadı.
    Ak Parti ihlasa, samimiyete dönmeli. Kadın ve Din istismarından
    vazgeçmeli. Olduğu gibi görünmeli. Şahsiyetli iç ve dış politika takip etmeli.
    28 Şubatçılar 1000 yıl sürecek, diyor, olmaz zulüm yapıyordu. Ben o zamanda,
    bunlar, GAYRETULLAH’a dokunuyorlar. Ne kadar güçlü, silahlı olsalar da sonları
    kötüdür, uzun sürmez, demiştim. Bu akıbetlerinde, Ak Partinin de büyük rolü oldu.
    Bunu kimse inkar edemez. Ak Parti de bu gerçeği göz önünde tutmalı.
    RTE’nın sözünü de unutmamalı, ” kimse vazgeçilmez değildir”. Bıktırmıyacaksın,
    yıldırmayacaksın. AKP, kendi celladını kendisi yetiştiriyor.
    Çarşıların 50 YILLIK dürüst esnafı KEPENK KAPATMAYA devam ediyor.
    Çok geniş bedava ulufe dağıtılması teşvik ve eğitim politikası sosyal
    ve ekonomik dengeleri bozuyor. 30 çeşit kadar bedava karşılıksız para dağıtılıyormuş,
    bir arkadaş CEB’ime atmıştı. Bu hal çırak, USTA ve İŞÇİ bulmayı imkansız kılıyor.
    Çalışan işçiye, ustaya, sanatkara teşvik, mali destek verilmeli, kolaylık sağlanmalı ki,
    kimse YAN Gelip, yatmasın. NAKLİYE ve TARIM GIRDİLERİ, akaryakıt, gübre
    UCUZLATILMADAN tarımda ucuzluk beklemek hayaldir, artık. AKP, OY aldığı kitleleri değil,
    dinsiz, donsuz, ne idiğü belirsiz TUZU KURU muhaliflerini teşvik ediyor. Bu teşvikleri
    ayırım yapmadan GÜCÜ YETECEK ZENGİNE UÇAK, TİYATRO, müze, spor salonu,
    stadyum’a, CEMİYETİ ifsad edici TURİZM Orospuluğuna iNşaata gömmeye …. YAPIYOR.
    İslam ve vicdan Cami’de bitiyor.OY VERENLER ise, soğan, patates bile bulamıyor,
    vergiyi de onlar ödüyor. 20-30 yıldan beri, ZENGİNLER servetlerinin, yahut gelirlerini
    % kaçını ödüyor. Kurum vergisi düşürülecekmiş, kurumlar ne vergi ödüyor ki.
    SERVETLERİNdeki artışın yıllık % sinin İSTATİSTİĞİNİ HALKA açıklasınlar.
    AK PARTİ, Karagüllenin hatırlattığı ORTAKLIK SİSTEMİNİ Vergi YÜKÜNDEN
    ve sahtekarlardan koruyarak İCRAATA geçirmeli. YAPISAL DEĞİŞİKLİK buna denir..
    İnsanımız, mütevazi, huzurlu hayata yatkın. LÜX, israf istemiyor.
    Hergün nahak yere öldürülen insanların hesabı nasıl verilecek.
    Bu dünyayı geçiştirebilirsiniz…..

    Bernar ve b.Bayındırı tebrik ederim, güzel tesbitleri var. Yalnız, Bernar bu kadar
    yazı için nasıl VAKİT buluyor. Topluma hizmet edecek biri. Kendilerine İSLAMI
    tanımasını, sola ve bu yazılara ayırdığı vakti KON-TV de her gün ve Bursa olay TVde
    cuma pazar günleri ve 6.30-7.30 arası yayınlarda çıkan Müslüman alimlere ayırmasını
    onları dinlemesini ve mezhep imamlarımızı tanımasını tavsiye ediyorum. lütfen…

    KORU’nun bu iğneli ve imalı yazısı biraz da kuyruk acısı taşıyor, gibi geldi.
    Kişi madur edilmiş olabilir, haksızlığa uğramış olabilir. Fakat, ALLAH – adalet isteyin
    ammaa – CAMİYİ de yıkın, lakin, adaleti ve DİNİNİZİ YIKMAYIN, HAKKIN şahitleri olun,
    buyuruyor. Biz, ne haksızlıklar, ihanetler gördük neler. Sabır da mü’minin silahıdır.
    Şunu da bilmeliki ; tribünler TEK bir SES OLAMAZ. Orada da, takriben, %51-49
    mevcuttur. Ne var ki, CHP ŞARLATANLIĞINI, edebsizliğini, sorumsuzluğunu
    orada da görüyoruz.

    • Metinlerinizi, diğer yorum metinleri gibi yakından takip ediyorum, Sn. Serdar. Önerilerinizi dikkate alacağım. Bende serbest zaman hayli bol şu sıralar. Araba sürmek bilmem, eşya almam, televizyonsuz cep telefonsuz hayat sürerim onlarca yıldır. Kahvem varsa, kedi köpeğin karnı tok ve kiramı ödeyebiliyorsam, hayat iyi bana.

      Bu ülkenin küçük bir dağ köyünün eteklerinde, bisikletle kasaba pazarına yola koyulmadıkça köylüler dahil bir Allahın kuluyla bile rastlaşmıyorum günlerce. Günde 3 saate yakın özel dil dersi veriyorum Internet üzerinden, hepsi bu.

      Bir de, belki farkındasınız, mert, yürekli insanlara yönelik insani bir zaafım var: Başta A. Altan, Mümtazer Türköne, Alparslan Kuytul olmak üzere, hapishanelerde çürütülen yiğitlerin durumu canımı acıtıyor, onların nezdinde kendimi aşağılanmış hissediyorum. Eğer o yiğitlerin özgürlüğüne, zinde güçlerin hışmına uğramış mazlumların (ki Cemaat’in sıradan mensup ve sempatizanları dahildir bunlara) özgürlüğüne giden yolun üzerindeki kayaların çatlatılıp parçalanmasına bir nebze katkısı olacaksa, gece gündüz yazmaya, konuşulmasını, duyulmasını istenmeyen ne varsa ona işaret etemeye fazlasıyla gönüllüyüm. İçiniz rahat olsun, kimsenin beslemesi değilim. Kendi serbest zamanımı kendi olanaklarımla ve kendi yaşam tarzımla kendim yaratıyorum.

      • Bernar bey, yurtdışında yaşıyorsunuz. Bedeniniz orada, aklınız kendi ülkenizde ve ülke sorunlarında. Bu denli aidiyet herhalde çok nadirdir. Bilgisayar üzerinden günde 3 saatlik mesainizi kendi ülkenizde geçirme fikri hiç ziyaret etmedi mi sizi?… Tarifinizden yurt dışında pek kolay olmayan bir hayatınız var gibi (Türkiyede yurt dışına çıkmağa can atan asortik veya yeni-yetmeler için hayal-kırıklığı bir yurt-dışı imajı veriyorsunuz). Kendiniz açısından, yeter yahu deyip memlekette bir iş düşünseniz… misal, “Bernar Kahve (veya Cafe)”, “Bernarın Yeri”. Hamarat bir hanım ortak bile bulabilirsiniz. Her türlü düşünceden kişiler gelir kahvenizi içer… Değişik düşünceli kişilerin bir araya gelebilmesinin toplumda önemli bir yeri ve değeri var. Özellikle bu dönemde. Yeriniz, belli olursa ben de bir şekilde yuvarlanır gelebilirim bir gün, hatta H. Gayret te gelebilir. Orada hesaplaşırız! Müşteri olarak burası bile yetebilir… F. Koru platformuna ait kontenjandan ayrı bir masa olur… Bakarsın Fehmi bey bile arasıra gelir. Her gelen için bir “anı ve imza” defteri olur, işyerinin demirbaşı… Nası teklif ama 😊 ….

        • Teklif harika elbette H.K. Bey. İki hafta kadar önce bir okur daha önermişti F. Koru okurlarının bir mekanda buluşmasını. “Bedeniniz orada, aklınız ülkenizde” demişsiniz, bana da “Aynen öyle” demek düşmüş. Memlekette olmayı isterdim çok, ama, şu sıralar bana hiç akıllıca görünmüyor ülkeye giriş yapmak. Perinçekçi tayfa kindar mı kindardır. Daha önceki yıllarda aldığım, AK Parti’nin ilk dönemlerinde düşünce suçlarıyla ilgili düzenleme sayesinde kurtulduğum hapis cezalarım var. Hem başımı ağrıtır bunlar havalimanında, hem de bir yolunu bulup eski defterleri karıştırırlar. Bu yorum metinlerinde Cemaat’ten FETÖ olarak söz etmeyi reddetmem, 15 Temmuz için “gizemli” türü ifadeler kullanmış olmam bile tek başına yeter hak hukuk bilmeyenler için -ve bunların H. Gayret’in dosyasına girmiş olduğundan hiç kuşkum yok. Kimsenin paralı beslemesi değil, benim gibi, gönüllü yazıyor o da. Kendi karanlık Avrasyacı dünyasının militanı, kendince Ergenekon’un acısını ve rövanşını almak için burasını seçmiş.

          İnşallah çok sürmeyecek bu hal. Onca deneyimden sonra, Türkiye’nin bu Perinçekçi tayfanın elinde kalacağına inanmıyorum. Halk oyunu bozacak, süpürecek bunları. Kitlesel siyasi desteği olmayan tetikçi yapılar bunlar zaten. AK Parti iktidardan düştüğünde inlerine geri dönecekler -yorum sayfaları da eğlence nesnesini yitirmiş olacak, tek buna üzülürüm.

          Velahasılı, bana hiç de uzak görünmeyen yakın bir gelecekte, memlekette nice tanışıklıklara, nice dostane yarenliklere diyelim 🙂
          …………
          Not: Mayıs başında Hollanda’dayım. Bir süredir şu 15 Temmuz darbe girişimi neymiş, ne değlmiş, onun merakına düştüm. Yakından bakma çabasındayım, ama kolay değil bu iş Tayland’dan. Hem canım sıkıldı bu ülkede, hem de (H. Gayret tabiriyle Avrupa’da “eşelenirsem” daha çok şeye ulaşırım görünüyor. Sol mahalleden kafayı bu gizemli olaya takmış bir iki sözüne güvenilir akademisyen tanış var. Onlarla da söyleşmek istiyorum biraz. Gelecekteki yorum metinlerine de bir tür hazırlık olur. H. Gayret’lerin umduğunun tam aksine, bu konu sadece görünürde kapanmış bir konu, bence tartışılacak günü geldiğinde, aylarca tartışılacak, pek çok kitabın, araştırma tezinin konu başlığı olacak. . .

          • İnsanın isteyip te ülkesinde olamaması kötü bit duygu olmalı… Bana Merhum Mehmet Akif hatırlattı. O da bir ara ülkesini üzülerek terketmiş..

            *****

            Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
            Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ..

            *****
            Düşünce suçu kategorisinde buna sebep olanların da bir gün verecekleri bir hesap var, tilkinin dönüp dolaşıp döneceği yer kürkçü dükkanı olduğu hesabıyla….

            Ve Cahit Sıktı Tarancı’nın özlemini:

            *****
            Memleket isterim
            Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
            Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

            Memleket isterim
            Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
            Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
            ….
            *****

            Hep birlikte tez günlerde güzel günlere ulaşmak umidiyle… İyilikler dilerim. Herşey gönlünüzce olsun.

  7. Sn Erdoğan piyasaya ilk çıktığında “Haydi maşallah, inşallah dedik, umutlandık”. Onu bir kaşık suda boğmak istiyen cenaha karşı çıktık Erdoğan grubunu savunduk. Diğer cenaha (sekularist, militarist, kemalist, nasyonalist, sosyalist, kapitalist vs vs..), “Siz onyıllardır devlet gücünü elinizde tuttunuz. İstismar ettiniz. ‘İstismar edilen güç gücünden düşer’. Şimdi başkalarında sıra. Milletin seçim tercihlerine saygı duyacaksınız” dedik. Bazen de kafiyeliyorumlar yaptık (eski çarşaflar!). Neticede bağırış-gürültü Erdoğan ekibi dümenin başına geçti. Ve ilk önceleri gayet de güzel gidiyor manzarası ortaya çıktı. Sonra, cenahları yönetim konusunda onun da diğerlerinden pek farkı olmadığını gördük. Daha fazla güç araçları tahsis edildi (Başkanlık sistemi) ne değiştiğini 31 Mart seçimlerinde gördük. Seçim meydanlarında 100-150 defa sahne alındı. %95 ini takip etmedim, ancak geri kalan %5i kepazelik seviyesinde olaylarla-manzaralarla doluydu. Özellikle dışa yansıyacak şekilde. Bunlar yurtdışından çok daha iyi farkediliyor (“kaynayan kaynatılan kazan”a dışardan bakınca…). Nokta 2….

  8. Didem hanım ve bernar beyin diyaloguna katılmak istedim… Burası düşünceleri paylaşma konusunda uygun bir platform….. (yoksa, içip içip nara atmağa, efkar dağıtmağa uygun agora meyhanesi değil!)

    “Güç”lü olmak cazip bir durum. “Güçlü olmak” bütün yardımcı araçların kişiye tahsis edilmesini kapsayan bir durum demektir. Gücü kullanan kişi (genel olarak “lider” diyelim) Türkiye şartlarında “Akıl*İman Sentezi” çerçevesinde dengeli biriyse mesele yok. Lider hem aklı ön planda tutan ancak din-iman ölçüsüne pek aldırmayanlarla çalışabilir, hem de imanı kayıtsız şartsız ön planda tutan ancak akıl-mantık ölçüsüne pek aldırmayanlarla çalışabilir. Tam bu siyah-beyaz netliğinde olmasa bile bunların daha ılımlı varyansları ile de olabilir bu ortak çalışma. Bu şekilde, lider her iki ana cenahtan mevcut kişileri idare etmekle kalmaz sinerjı oluşturarak takım halinde çalıştırır ülke-yararlı işlerin ortaya çıkmasını sağlar. Lider bu kapasitede güçlü ise güç zehirlenmesi diye bir şey söz konusu pek olamaz (dakika 1 gol 1 demeyeceğim. Olay çok yönlü; “nokta 1” diyeceğim, zaman yok daha sonra devam edeceğim..).

  9. Bana oyle geliyor ki, sanki F. Koru hala AKP’nin basarisini istiyor. Bu kadar demokrasi dusmanligindan sonra AKP’nin donup yine demokrasiya hizmet etmesini ummak abesle istigalden baska birsey degildir, ve bunu anlayacak kadar fehme de sahiptir F. Koru. Ama anlayamadagim neden bu tur yazilar yazmasidir kendisinin.

    • Sayın Koru’nun şu cümlesini önemsek gerekir, Deniz Bey:

      “Yeni parti kurulmasın diye tedbirler almak yerine, gardını düşürmeli ve vaktiyle kendi içerisinde bulunanlardan bunu yapacaklara şükran duymalı.”

      Koru’nun bugünkü AK Parti ve Erdoğan’dan fabrika ayarlarına dönmesini beklediğini hiç sanmıyorum. Son derece rasyonel düşünüyor F. Koru:

      Ne kadar yıpranırsa yıpransın, Erdoğan’ın AK Partisi’nin gelecek (muhtemel erken) seçimlerde oy oranı yüzde 30’ların altına pek düşmez. AK Parti’den onu yüde 30’lara kadar geriletecek oy kaçışının varış adresi MHP ve diğer partiler olacağına yeni kurulacak parti olsun.

      Bence böyle son derece akıllıca ve zekice bir yol gösteriyor, sayın Koru. AK Parti iktidardan düşürüldüğünde meydanın kime kalacağını görüyor F. Koru.

      Dikkate alınması gereken bir bakış açısı. Ama her şeyi bildiğini sanan ve onca yıldır F. Koru’lara sırtını dönmüş olan Erdoğan’ın bu kez de F. Koru’nun akıl dolu uyarı ve önerilerine aldırmyacağı bence kuvvetle muhtemel. Aksi olsaydı, İstanbul ısrarının kendisine nelere mal olacağını öngörebilirdi.

      Sayın Koru, “Erdoğan eski kadroları geri çağırsın” demiyor, bunun olmayacağını kendisi de biliyor. Bence, “Bırak yeni partiyi kursunlar, senin çıkış yolunu açacak olan da budur, değilse tutsak düştüğün ittifakların elinde tarumar olacaksın” demeğe getiriyor.

      Benim anladığım bu.

    • “anlayamadagim neden bu tur yazilar yazmasidir kendisinin”

      Aslinda sizin anlayamadığınız! F Korunun yazar olması.
      Bir yazar herhangi bir şeyin ters gittiğini gördüğü zaman….. kim olursa olsun ona doğrulari açıklayarak yol gösterir…..
      Bu erdoğanda olabilir, selahattin demirtaşda olabilir.
      Maalesef biz bir türlü gözemizdeki at gözluklerini çikarmayi beceremiyoruz.

      • At gozluklu olmakla itham etmissiniz, ilahi Nurdan Hanim. Yazar tabii ki istedigi konuyu yazacaktir. Benim anlamadigim F. Koru’nun sanki hala AKP’den guzellik beklemesi. Sanki hala AKP donup iyi isler yapacakmis gibi…

        • Deniz bey! at gözlüğu misalini vermemin nedeni, biz millet olarak duygusal ve sabirsiz olduğumuz için olaylara geniş çerçeveden bakmiyoruź.
          Ben onu anlatmaya çaliştim ve kendimde dahil genelme yaptim.

          Bence Yazar AKP den kendi beklentilerini değil onlara ne yaparsalar tekrara başarili olabilirler tavsiyesinde bulunuyor.

          Fehmi bey, 15 Temmuzdan sonra Turkiyenin şu anki geldiği noktayı o zamandan tahmin etmişti.

  10. 15 Temmuz gecesi eşi Erol Olçok ve oğlu Abdullah Tayyip Olçok’u kaybeden Nihal Olçok, darbe girişiminden sonra yaşanan sürece ilişkin “Cahiliye dönemindeki putperestliği hatırlatıyor” ifadelerini kullanmış.

    Bayan Olçok, “Tayyip Bey, Nihal Hanım paylaşım yapmayın, dese, dinler misiniz?” sorusunu ise “Dinlemem” diye yanıtlamış.

    Ben sayın Olçok’dan söz ettikçe çileden çıkan H. Gayret’i “kınından çıkmış bir kılıç gibi” ortaya atılmaya, okuru olduğu “Emel’in sıfır kilometre makyajsız hali”ni ana haber diye kakalayan kendi gazeterinde yer bulamayan bu haber yüzünden beni yine geleneksel ithamı olan “ölü sevici” suçalamasıyla itham etmeye çağırıyorum.

  11. Eski bir bilgisayar oyunu vardır mario; karakterin üreticisi japonlarmış; aslen meksikalı ama ingilizce konuşuyor ve fransız aksanıyla; ayrıca bir de komünist:) kasketi ve palabıyığıyla her levelın sonunda kendi yıldızlı bayrağını göndere çekiyor… Yani bi karakter bu kadar mı kullanışlı olur bilader; yersen yoğurt içersen ayran; yanar döner bir fırıldak..! Bi tür hacıyatmaz gibi playdooh gibi bişey..:) dişçilerin protez kalıbı çıkarmak için kullandığı hamurlara da benziyor; cıva gibi durduğu yerde sadece durmayan, mutlaka zehirini de saçan bir cisim:) ya da sürekli yanlış yöne çeken bir jiroskop mösyö mario…

    • “Buradaki bu fitneci mösyö komünist arkadaşlar! Kafa karıştırmak için burada bu!” demeğe getiriyor H. Gayret. FETÖ çamuru üzerimde tutmadığı için şimdi de oradan deniyor şansını. Böyle yapacağını, dinsizlikten vurmaya çalışacağını önceki gün söylemiştim zaten 🙂

      Demirören Gurubu’nun “Emel’in sıfır kilometre makyajsız resmi” gazetesinin bu tutkulu okuru, Ertuğrul Özkök’lerin bu coşkulu kankasının manevrası tutar mı?

  12. Başkanlık sistemi ve onun halkımız lehine getirdiği kazanımlar, referandumu öncesinde, sırasında ve sonrasında da zaten biçokları tarafından tam olarak anlaşılamamıştı. Özellikle türkiye karşıtı fitne fesat ayak oyunlarından başka burnunun ucunu bile görmekten aciz olan sivrizekalı muhalefetimizden sözetsem de yine birçok aydın taslağı gibi iktidar partilerimiz içersinden de durumu tam kavrayamamış olanlar vardır mutlaka. Nihayet mebusluğu bi tür eşdost kayırma ve memur tayini yaptırma şeklinde görmeye alışmış olan eski türkiye artığı kavruk kasaba politikacıları da yeni durumdan biraz rahatsızdırlar heralde..? Öyle ya; müflis medya patronunun vaktiyle özelleştirmeden aldığı hilton oteline ibb den kat izni alamayınca “ee, o zaman ben bu oteli boşuna mı aldım?” diye sorduğu gibi onlar da soruyorlardır belki: “ee, biz niye mebus olduk ki o zaman?” (halkımızın sorunlarını çözecek yasalar çıkartmak için kardeşim; 12eylülün yamalı bohça darbe anayasasını yoketmek için kardeşim; ab lizbon anlaşmasına uygun -yerel yönetimlerin demokratik özerkliğini de içeren- yeni bir anayasa yapmak için kardeşim…) Evet, sandıktan çıkan geçerli oy sayısının %50si + 1adetini alan devletbaşkanı olur; önceki sistem bundan daha mı güzeldi? Nerdeyse meclisbaşkanı ve gen.kur.başkanı hariç tüm idarecilerimizi halkımız doğrudan seçiyor:) eski türkiyede başbakanları, cumhurbaşkanını, bakanları halk mı seçiyordu? Halk kime/hangi partiye oy verirse versin; tüsiad ve askeri-sivil bürokratik oligarşinin istediği kişiler geçiyordu direksiyona; ordan da ver elini imf kapıları..:) gelsin derwishler gitsin kainat imamları… Cumhur ittifakı sayesinde milletimizin elde etmiş olduğu tüm bu demokratik kazanımları elimizden geri alabilmek ve ülkemizin boynuna zillet tasmasını geçirebilmek için çevremizde dolaşan çakalları görmüyor musunuz? Biz onların içerdeki kuklası ve işbirlikçisi olan mankurtları çok net görüyoruz ve ibretle izliyoruz. Sayın bahçelinin kızılcahamam kampındaki ülkücü şehitler anıtını ziyareti vesilesiyle verilen mesajı umarım kaftancı ve askerleri de yeterince almıştır; biz aldık çünkü…

    • Sıraladıklarının hepsi dindar muhafazakarların liderliğindeki kitle partisinin ve kadro hareketinin kazanımlarıdır. Eski Türkiye korkutmacasıyla, o kitle partisinin bu ülkeye kazandırdıklarını Cumhur İttifakı’nın hanesine yazmak da insanları enayi yerine koymanın daniskası.

      “Cumhur ittifakı sayesinde milletimizin elde etmiş olduğu tüm bu demokratik kazanımları. . .”

      Lafa bak beri gel, derler adama!

      Beyaz Türk sermayenin amiral gemisi TÜSİAD, Demirören Gurubu ve daha niceleri ile bunların gazeteleri Reis’e muhalefet ediyorlar da bizim haberimiz mi yok? Ertuğrul Özkök gibi yeminli dindar düşmanlarını bile satın alıp saflarınıza kattınız.

      Doların alıp başını gittiği, “Soğan Bey”in Antalya’da bile kilosu 10 liraya vurduğu, ekonomiden dış siyasete sorun üstüne sorunun el atılmayı beklediği günlerde, yaverleri ile “İstanbul’u nasıl elde tutarız” toplantılarından başını kaldırmya zaman bulduğunda nikah töreninde şahitliğe koşturan Reis’in o sözünü ettiğin “çakallar”ın önde gidenlerinden olan benim nikah şaidim oldu da benim mi haberim yok?

      Yıldırım Demirören ve Revna Demirören çiftinin kızları Yelda Demirören ile merhum iş insanı Hasan Kalyoncu ve Nevin Kalyoncu’nun oğlu Haluk Kalyoncu, Çırağan Sarayı’nda dünyaevine girmiş. Çiftin nikah şahitliklerini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile eşi Emine Erdoğan yapmış -çok da iyi yapmış bence!

      Beyaz Türk sermayesinin azılı düşmanı mösyö Bernar gibi çakallar öfkelerinden kudursunlar, ülkücü şehitler anıtı önünde kurban edilsinler -değil mi ama H. Gayret?

      Bence aç sen Reis ve Pelikancıların borozanı Sabah Gazetesi’ni, “Emel’in sıfır kilometre makyajsız hali ile makyajlı hali” arasında bir fark var mı, oraya odaklan! 🙂

  13. gyges ın yüzüğü meselini duymuşsunuzdur. eflatunun devlet adlı eserinde geçer.
    gyges, Lidya kralının hizmetinde bir çobandır. Günün birinde bir kasırga veya deprem yüzünden yer çatlar ve hayvanların otladığı yerde derin bir yarık açılır. Bu yarığın içine inen çoban, orada içi oyuk, üstü delik deşik, tunçtan bir at bulur. Eğilip atın içine baktığında orada insan boyundan büyük, parmağındaki altın bir yüzük olan ölü görür. Bu yüzü ğü alıp yukarı çıkar. Çobanlar ay sonunda krala hesap vermek için toplanırlarmış. Gyges toplantıya bu yüzükle gelir. Otururken yüzüğün taşını farkına varmadan avucunun içine çevirir. Bunu yapar yapmaz da görünmez olur. Kendisi de dâhil, orada bulunan herkes şaşakalır. Yüzükle oynarken taşı çevirince yine görünür olur. Böylece Gyges, yüzüğün tılsımını keşfeder: Yüzüğün taşını içeri çevirince görünmez oluyor, düzeltince görünür. Bunun üzerine görünmez olarak saraya girer, sarayda kraliçeyi ayartır, onun yardımıyla kralı öldürüp yerine geçer (Devlet, 359d).
    hayranı olduğum tolkien de burdan etkilenmiş olacak ki yine büyük hayranı olduğum yüzüklerin efendisi eserinde bu güç yüzüklerini işlemişti. dini bir erdem ve ahlak olmayınca kişi-kişiler güce hükmedemez lakin güç onlara hükmetmeye başlar. çünkü güç zehirlidir, değiştirir ve dönüştürür…zehirlendikçe hırs artar, hırs artıkça zehirlenme artar. insan sonuçta kendini gollum olmaktan kurtaramaz.
    iktidara kızıyorum da yüzüğü kapınca kendini gollum olmaktan kurtaracak kim-ler var bilemiyorum…

    • Ben, kendi payıma, “kim” ile asla bir yere varılamayacağı kanaatindeyim, sayın Kuz. Çoğul olanın tutkulu militanıyım. “Kimler” sorunuzun karşılığı olan milyonların kadro partisi o hayli etkileyici simgsellikle resmetttiğiniz tabloadaki kısır döngüyü kıracak olan. Ve: Yaradan şahittir ki, nihayet, onyıllar sonra nihayet kırılmıştı o kısır döngü, Türkiye nihayet özgürlüğün ve adaletin güzelim renklerinin güzelim giysisini kuşanmış, memleketin dört bir yanında umudun türkülerini halaya kaldırmıştı.

      Sevinci ve umudu hem sizlere, hem benim gibilere çok gördüler. . .

        • Lutfen içinden çıkıp geldiğim mahalle sizi yanıltmasın: Ben sizin kardeşinizim. Yazıp dile getirmeye çalıştıklarımdan üç kuruşluk çıkarım yok, buna inanmaya çalışın. Ne Gülenciyim, ne Apocuyum, ne NATO’cuyum, ne de Batıcı.

          Üzgün olmamak elde değil, ama karamsarlık hiç, ama hiç olmasın. Kitle ve kadro partisi kurulur, milyonlar silkinir, daha önce olduğu gibi HAK, HUKUK, ADALET haykırışlarıyla oyun bozulur, nerede kalınmışsa, oradan sosyal adalet ve kardeşliğin aydınlık yarınlarına doğru yürünür.

  14. H.Gayret’i şu ana kadar bugün ortalıkta göremedim, ama gelmeden gıyabında bir şeyler yazayım…

    H.Gayret! Bak , ‘ Reis’ (MKYK) toplantısında ne demiş :
    “Seçim sonuçlarıyla ilgili olarak, görüyorum ki; yüzü asık olanlar, moralsiz olanlar var. Niye moralinizi bozuyorsunuz arkadaşlar? Biz seçimlerden başarılı çıktık. Tamam bazı büyükşehirleri kaybetmiş olabiliriz ama Türkiye genelinde başarılı olduk”
    ” Seçmenin yaptığı ikaz da dikkate alınmalı. Memnuniyetsizliği gidermek için ne yapmalı, bunları ciddi şekilde araştıracağız.” demiş.
    Reis : “Memnuniyetsizliği gidermek için ne yapmalıyız ? “diyor,başta sen olmak üzere, Bekir Bey,Türkeş ve bir kaç kişi daha, âdeta : ‘memnuniyetsizlerin sayısını nasıl arttırırız’ diye, yüzü asık ve moralsiz bir şekilde ortalıkta perende atıyorsunuz.
    Büyüklerinizin sözünü dinleyin ! Durumdan vazife çıkarın !

    • Allah iyiliğini versin birader!

      Daha ilk gün %52 ile Cumhur’un galibiyetini ilan ettim yahu.Hangi moral bozukluğundan bahsediyorsun?

      Üstelik başarı kriterini de 15 Mart’ta burada koymuştum
      “hangi ittifak 50’yi geçerse galip odur” diyerek.

      Siz kendinize bakın.2023’e kadar yetecek moral tedarik
      edin kendinize.Aslı çıkmayan rüyalarla da olabilir bu.

      • ” Reis’in söylediklerini nazar-ı dikkate alın” diye işaret ediyorum,sen benim işaret ettiğim yere bakmıyor, parmağımla meşgul oluyorsun! Reis’e birinin söylemesi lâzım :
        ‘Buradaki taraftarların, senin: ” Seçmenin yaptığı ikaz da dikkate alınmalı. Memnuniyetsizliği gidermek için ne yapmalı, bunları ciddi şekilde araştıracağız.” demene rağmen, memnuniyetsizliğin artması için ellerinden geleni yapıyorlar’ demeli.
        Reisin işi çok zor,çok…

    • H. Gayret, takiyecilerin kralı, sayın Bayındır. Ne dindarlar umurunda onun, ne de Reis’in siyasi yazgısı. S400’lerin bir an önce konuşlandırılıp bu işin nihayete ermesi için yanıp tutuşan bir Avrasyasever kendisi -“mollalar!”, “şeriat dede” diyerek kendi çocuk dünyasında dindarları aşağıladığını sanırken, üzerine üzerine gittiğim dönemde bir keresinde zıvanadan ve kontorlden çıktı, açık verdi, Gök Tanrı güzellemesine girişti -hemen herkes gözden kaçırdı.

      Onun sol örgütler tarihine yönelik derin bilgisi, benimkini bile aşıyor: Kurtuluş’tan giriyor, milli demokratik devrimci Kemalist Dr. Mihri Belli’den çıkıyor – mevzulara o kadar hakim yani! 🙂

      Görmüyor musunuz: H. Gayret, adeta kınından çıkmış bir kılıç gibi! ; )

      • (İlk yorumum Bernar beyin bir yazısı üzerine idi, bu ikinci yorumum da gene Bernar beyin yazısı üzerine).
        Bernar Bey; H. Gayret Beyle ilgili yorumunuza aynen katılıyorum. Eğer H. Gayret bey, kendisini AKP’li/ AK Parti’li göstermeye çalışan ama gerçekte bir Doğu P.’ci değilse ben de Rahibe Teresa’yım.
        Niyet ve görev de belli: AKParti’yi o kadar seviyor ve asla toz kondurmaz görün ki, başkaları sev(e)mesin, hatta nefret etsin. Böylelikle bir kısım insanlar içeriden, bir kısmı da dışarıdan yıkım mühendisliği devam etsin. Böylesi insanların, trol tabir edilen insanlar içerisinde de mebzul miktarda olduğunu tahmin ediyorum.
        Ayrıca, insanlara bu kadar tepeden bakan/ bu kadar incitici başka bir kişiye de rastlamadım yorumcular arasında.
        Bu şeref de O’na ait!

        Yorumlarına gelince, eğer yukarıdaki tanımlamanın içerisine girmediğini, hakiki bir AkParti’li/ AKP’li olduğunu düşünüyorsa, bilsin ki, hiçbir yorum yapmasa, Akparti’ye daha büyük hizmeti dokunur.

        Nerelerde hata(lar) yapıyoruz diye çırpınan hakiki Akparti’li yetkililere duyurulur.

        Not: H. Gayret Bey, sanmasın ki susmasını/ yazmamasını istiyorum, ASLA! İsyanım yalnızca, GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ OLMAYAN, OLDUĞU GİBİ GÖRÜLMEYENLERE..
        Vesselam.

        • “Düşüncelerimiz paralel, sayın Akademia” diyeceğim, muhtemelen emekli bir subay olup mütevazi kitaplığı ordudaki Kemalist darbe geleneğinin kurucu babalarından Doğan Avcıoğlu’nun Yön Dergisi’nin eski sayılarıyla ve Kaynak Yayınları’nın envayi çeşit kitapları ve Özel Harp Teknikleri ansiklopedileri ile dolup taşan bir müdavim, “Demiyor muyum ben size bunlar paralelci, ahan da Mösyö Bernar ağzından kaçırdı!” diye atılacak ortaya -adeta kınından çıkmış bir kılıç gibi! 🙂

  15. bu seçimlerden sonra 2023’e kadar seçim olmadığını duyduğumda, akp içindeki, küçülen pastadan pay kapma savaşına mhpnin de katılması ile nasıl bir durum ortaya çıkabileceği sorusu aklıma gelmişti de, kendi kendime; “akp, 4 yıl mhpye ihtiyaç duymayacak. öyle ise, zaten pasta küçülmüşken, mhpye pay vermek istemeyecektir. bu da aralarının bozulmasına neden olacaktır” diye cevap vermiştim.
    – Bu nedenle cumhur ittifakının 2023’e varmadan bozulacağını tahmin ediyordum.
    – Ancak, bu kadar erken bir gelişme beklemiyordum doğrusu.
    – Zannediyorum küçülen pasta ve küçülen pasta için savaş, benim tahminimden daha sert geçecek.
    – ilk önce basında, “reis, ittifakı 10-15 gün içinde bitirecek” türü bir açıklama yer aldı.
    – Bu açıklamayı, devlet bahçelinin “blöfünüzü gördüm” resti takip etti. Bahçeli, mhpnin oyunun %18.8 olduğunu açıklayarak, ortağı akpye, “ben olmazsam sen seçim alamazsın” mesajını verdi.
    – Ortaklar arasındaki ilişkiler, muhtemelen, arasıra bu tür satranç hamleleri görülecek olsa da, , kapalı kapılar arası görüşmelerle şekillenecektir diye düşünüyorum.
    – ancak ne olursa olsun, ergenekon-akp işbirliğinde sonun başlangıcıdır bu bilek güreşi. ilişkilerin tamir olabileceğini düşünmüyorum. çünkü, pasta çok çok çok küçüldü. akp içinde bile kılıçlar çekilmişken, 4 sene sonra olacak seçimler için mhpyi beslemek istememeleri çok normal.
    – akpden oyların mhpye kaydığı bu nedenle akpnin bu durumdan rahatsız olduğu argümanı ise pek anlamlı değil. çünkü önceki seçimlerde de mhp oylarının %17-18 gibi olduğu ortaya çıkmıştı.
    – şimdi akp ile mhp arasında, bir taraftan pazarlık yapıp, konum kazanma çabası olacak, diğer taraftan da, her iki ortak, birbirlerinin kuyusunu kazacaklar, birbirlerini bitirmeye çalışacaklar.
    – Özellikle akp, ilk blöfü yaparak, mhpyi bitirme ve/veya mhpnin yerine yeni bir alternatif ortaya çıkarma konusunda bir planı olduğunu ortaya koydu. plan tutar mı bilinmez.
    – bu arada, yine fehmi korunun yeni parti hakkında yazdığı yorum yazısında, araya sıkıştırdığı; “Destek için duyduğu ihtiyacı yeni parti karşılayabilir AK Parti’nin…” sözünü de unutmuyorum.

  16. Ahlaksızlığı, siyasi adam kayırmaca işlerini artık alenen yapıyorlar: İçişleri Bakanı Soylu Bakan, bir süre önce yurt dışına 100 müşavir gönderme kararı almış. 71 ülkeye gidecek müşavirlere ayda 5.000 dolar ile 7.000 dolar arasında değişen maaşlar ödeniyormuş. Bakanlık şimdi de yabancı dil şartını kaldırmış:

    “İçişleri Bakanlığı tarafından yurt dışına gönderilecek müşavirler için yabancı dil şartı kaldırıldı. Bu konudaki yönetmelik değişikliği uyarınca, müşavirlerde gidecekleri ülkenin dilini ya da Almanca-Fransızca ve İngilizce dillerinden birini konuşmak ve YDS’den de en az 70 puan alma şartı aranmayacak.”

    Birisi ülkenin sanayi tesislerini, kıyılarını, topraklarını yabancılara peşkeş çekmekle, kendi zenginleriyle Beyaz Türk yalaka sermayedarlara ulufe dağıtmakla neşgul, diğeri soylu militanlarının ceplerini devlet parasıyla doldurmakla.

    Para havuzunun başından ötelenmemek için meydan meydan dolaşıp her yola başvurmaları nedensiz değil elbette.

    İranlı uyuşturucu baronuyla iş tutanlardan her şey beklenir. . .

  17. Fehmi Bey,
    Zaman zaman ev sahibine ‘selâm vermeden,destur istemeden’ , paldır -küldür sitenin misafir odasına dalıyoruz.Hoşgörünüzü suiisti’mâl etmiş isek affola!
    ***
    Fehmi Bey : ” İktidar kendisine yeni müttefik aramalı” demiş.
    AK Parti hiç bir zaman müttefik aramadı ki..İktidarın kendisine yeni müttefik aramasına izin mi verildi ki ? Yanındaki,içindeki,ardındaki,önündeki müttefikleri kendisi mi seçiyor ?
    15 Şubat 1999,
    21 Mart 1999,
    26 Mart 1999 tarihlerinde ne olmuş ?
    Her 3 hadiseyi birbirinden ayırmadan,(1980 ve sonrası olup bitenlerle irtibatı koparmadan ) müteakip gelişmeleri ve günümüze gelinceye kadar olanları tahlil ettiğiniz zaman, bugün geldiğimiz nokta nisbeten anlaşılabilir.
    *****
    23 Aralık 1993 tarihinde Rahmetli Aytunç ALTINDAL’ın,Merhum Necmettin Erbakan ile ‘Yeni Günaydın Gazetesinde 3-4 gün süren röportajındaki şu kısma bilhassa dikkat çekmek isterim:
    Erbakan, Altındal’a :
    ” Eskiden yolumuza engel koyan güçler âdetâ bizim iktidara gelmemizi istermiş gibi çalışıyorlar”
    Altındal.” Ne var bunda çekinecek ? ”
    Erbakan : -Bu adamlar bizim iktidara gelmemizi hoşgörü ile karşılıyorlar,bunda bir bit yeniği var.Anladığımız kadarıyla bu adamlar bizim iktidara gelmemize ses çıkarmama kararı aldılar.Biz iktidara geldikten sonra bizi iktidarda perişan etmeyi düşünüyorlar ”
    ****
    Röportaj epey uzun.Mevzu ile ilgili kısmını aldım sadece.
    Hedefi, tanınmak;fikriyatını ifade etmek,taraftarlarının sayısını arttırmak, nihayetinde icrânın ortağı olmak veya tek başına iktidara gelmek,programı doğrultusunda icraat yapmak olan bir siyasi partinin lideri bu sözleri, yayınlanmak üzere yapılmış bir röportajda herkese ( özellikle birilerine) duyuracak şekilde söylüyorsa bu mesaj es geçilmemeli.Erbakan’ın “bizim iktidara gelmemize ses çıkarmama kararı aldılar.” sözündeki ‘ bizim’ kelimesini,”milli görüş eksenli,yerli ve milli siyasi potansiyel” diye tanımlanırsa daha münâsip olur.
    27 Mart 1994 tarihinde yapılan yerel seçimlerinde Erbakan’ın İstanbul’dan Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı göstermek istediği kimdi ? Ali Coşkun.. Peki ,aday gösterilecek ise, muhaliflerin de;muvafıkların da, ilk ve tek aday gösterilecek isim olarak aklına kim geliyordu ? Tabii ki, Recep Tayyip Erdoğan.Partililerin canla başla çalışması ve en fazla oy kazanılması için Ali Coşkun’un mu, Erdoğan’ın mı aday gösterilmesi mantıklı ? Tabii ki Erdoğan’ın.
    Peki, (iç ve dış rakiplerinin,hasımlarının bile ) son derece zeki olduğu bilinen Erbakan neden böyle bir hata veya tercihe teşebbüs etti ? Sonuçta, yoğun baskılar ve restleşmeler sonucunda Erdoğan’ın adaylığını kabule mecbur kaldı.Seçim sonunda ( Cem Uzan’ın partisinin, AK Parti’nin oyların üçte biri ile,parlamentonun üçte ikisi nisbetinde milletvekili kazanmasına yol açmasını sağlıyacak usta bir mühendislik çalışmasını bir kenara kaydedin..) İstanbulda kullanılan geçerli oyların dörtte birini, %25.586 alan Refah Partisi adayı Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldu.
    Erbakan yine rahat durmadı.. Başta İstanbul ve Ankara’nın kazanılması ile Refah Partisi lehine ülke çapında günden güne artan bir teveccüh gösterilirken,oylarını arttırdığı herkes tarafından gözlemlenirken, 1995 Genel Seçimlerine doğru, herkesin ‘çok zekî ‘ olduğunu söylediği Erbakan, yükselmekte olan oyları donduran, birkaç tane ‘ söylem hatası !’ yaparak fren koydu.
    O günleri yaşıyan,takib eden bir çok sempatizan :” Ne güzel gidiyorduk yapma be Hocam!
    Bu potlar da kırılır mı ? Kaç puan gitti be Hocam ? İktidara gelmek istemiyor musun yoksa ?” demiştir. Bunları söylerken olanları te’vil kasdım yok,bilakis niyetim ve kasdım tefsir etmek,analiz yapmak. Neticede 1995 Genel Seçimlerinde Refah Partisi % 21.38 oy ile 1.Parti oldu.Tedâvüldeki oyunları bozarak,tedrici strateji ile, (muktedir olunacak) iktidar yolunu tercih eden, ‘oyun bozan ‘ Erbakan’ın liderliğini yaptığı partisi, 1. parti oldu.
    1995’ten sonrasını,kurulan hükümetleri,28 Şubat’ı Refah Partisinin kapatılmasını,yerine kurulan Fazilet Partisinin de Kapatılmasını,Fazilet Partisi’nden istifaları,Saadet Partisi’nin kurulmasını,’Yenilikçi-Erdemli’lerin AK Parti’yi kurmalarını, 2002 Seçimlerinde % 34.42 oy oranı ile parlamentonun % 66 sını elde etmesini , 2002’den sonrasını,gelinen yerin analizini,daha sakin bir vakitte yapmaya çalışırım.
    Kapatılan Refah Partisi’nin yerine kurulan Fazilet Partisi’nin 14 Mayıs 2000 tarihinde yapılan 1. Olağan Kongresi’nde ( gelenekçilerin adayı ) Genel Başkan Recai Kutan ile ( yenilikçilerin adayı) Abdullah Gül yarıştı. Gölge savaşları şeklinde geçen FP kongresinde yarışta ,Kapatılan Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan Kutan’ı destekliyordu.Recep Tayyip Erdoğan’ın da Abdullah Gül’ü desteklediğini zannedenler olabilir.Bu seçimde Abdullah Gül’ün seçilmemesini sağlıyacak kadar yeterli kritik miktarda oy,Recai KUTAN seçilsin diye değil,Abdullah Gül kazanamasın diye kullanılmıştır.( * Bu hususta yazının insicamı bozulmasın diye en altta bir paragrafta miktar-ı münasip bir not düşeceğim.) Zira o seçimde Abdullah Bey Genel Başkan seçilseydi,ilerde kurulacak-kurdurulacak ,Erdoğan’ın liderliğindeki ‘iktidar- parti projesi’ akamete uğrardı.
    ‘ Bu günler, aslında o günlerde yazıldı…’
    Ülkenin ‘yerli potansiyelinin,yerli iç dinamiklerinin’ nasıl tufaya düştüğünü-düşürüldüğünü, iklim müsait olursa anlatırız.
    Bu, bir ‘ komplo teorisi’ değil,’Komplonun teorisi’ dir.
    ****
    * ( Faruk Çelik ve bazı delegelerin o kongrede Recai Kutan lehine gibi görünen tercihlerinin sebebini birileri bilir. . 2002 Seçimlerini müteakib,AK Parti’ye hükümet kurma görevi verildiğinde Milliyet Gazetesinin deve dişi 120 punto ‘Muhtemel Kabine ‘ manşetinin altındaki 7-8 milletvekilinin resimlerinin arasına Faruk Çelik’in resmini kim soktu ? Dönemin Hükümetini kuracak olan Abdullah Gül’e : ‘Faruk Çelik’in Bakan olmasını,kabinede yer almasını ‘âdetâ’ dayatan hangi mercî idi ? Merak etmeye değer.)

  18. Ligin en amatör ruhlu takımı hiç şüphesiz Saadetspor. “Valla bizim öyle şampiyonluğa oynamak gibi bir amacımız yok. En ahlaklı takımın bizim takımımız olduğu görülsün, bize yeter”der gibiler.

    Gönül taraftarları çok, ama bilet alıp maçlarına giden taraftarları yok 🙁

    Lige, oyunu kurallarına göre oynamayı kabullenmiş gerçekçi bir takım daha katılacak, Saadetsor yine beraberliklerin vazgeçilmez takımı olarak ligin ortalarında bir yerlere demir atmış kalacak görünüyor. Ruhunu fanatik futbol tutkusuyla bozmamış makul futbolseverlerin gönlü elbette Saadetspor’dan yana, ama, bana kalırsa, hayli taraftar, sahalarda ligde şampiyonluğa oynayan bir takım görmek istiyor -kim haksız olduklarını söyleyebilir?

  19. Sa Fehmi beyin tribünler hariç buradaki yorumuna katılıyorum spor gibi topluma maal olmuş bir aktiviteyi siyasi emellerine alet etmek bir siyasetci icin ayıp ve tehlikeli birsey.

    Sa Bahceli nin 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra sergilediği tavrı yadırgadım ve şüpheyle baktım bunun bir hesabi olmali diye ve buradada bunu paylaştım iste sonucu İyi parti içinden çıkınca mhp nin ister istemez oyu bölündü buna ramen secimden basarili cikti ve şimdiki secimde çalışmadan gayret göstermeden bazi belediyeleri aldı.
    Benim bazı tesbitlerime göre mhp seçmeninin akp ye oy vermemiş olabileceğini düşünüyorum bu tesbitimin sebebi şu istanbul ve Ankarada belediye meclisinde ezici çoğunluk cumhur ittifakinin ama belediye başkanlığını kaybediyor. ben bilemiyorum bunu uzmanların biraz düşünmesi gerekmiyormu mhp meclis üyeliklerinde akp yi B başkanliginda da chp yi desteklemiş olabilirler.
    Bu durumda yenilenecek secim hem say Erdoğanın hemde akp nin fişini çekmek anlami çıkıyor ortaya belkide Bahceli nin amacı buydu ta başından
    5 veya 6 gün önce seçimin yenilenmesi Bahceliye bağlı demiştim bir yerde bu sözümden 2 gün sonra açıklama geldi Bahceli den seçimler yenilenmeli diye bu bir soru işareti deyilmi sizce..

  20. Yazıda Ak Parti ile ilgili sıralanan olabilecek olumsuz gelişmelerin olacak olanlardan ziyade
    temennileri yansıttığı kanaatindeyim.

    Ak Parti İstanbul’da seçimlerin yenilenmesini
    istiyorsa kazanmak kadar kaybetmeyi de göze alıyor
    demektir.Seçimdir bu, kazanmak da var kaybetmek de.

    Öte yandan İstanbul’da oylar
    sayılıp durmuyor,1 kez bile sayılmadı tamamı.YSK,Ak Parti’nin tüm oyların yeniden sayılması talebini reddetti.

    Öte yandan bazı seçmenler
    hem iktidarı uyaralım,hem İstanbul’u gene de Ak Parti kazansın istiyordu.Bunu somut bir örnekle izah edeyim:İstanbul’da oturan Saadet Partili bir arkadaşa
    “Başkan,Yıldırım mı,yoksa İmamoğlu mu olsa daha iyi olurdu,yoksa fark etmez miydi senin için”diye sordum. Yıldırım olsa daha iyi olurdu dedi.

    Muhaliflerin Ak Parti ile MHP’nin arasının açılmasını
    istedikleri kadar başka bir şeyi istediklerini zannetmiyorum.

    İstanbul’da yenilenecek seçimde başkanlığı kim kazanırsa kazansın ayağını yere daha sağlam basacaktır,
    daha rahat,daha tartışmasız bir başkanlık dönemi geçirecektir.

    Büyük şehirlerde kurulan ittifak,seçilen kişinin %50’nin üzerinde veya %50’ye yakın bir oy oranı ile seçilmesini sağladığından demokrasi adına bir kazanım sayılmalıdır.

    31 Mart seçimlerinin galibi %52 oy oranı ile Cumhur İttifakıdır.Belediyelerin tek başına %55’ni Ak Parti kazanmıştır.Buna MHP’nin aldığı belediyeler dahil değildir.

    %37 oy alan muhalefet ittifakının kuyruğu dik tutmaya çalışmasına bakmayın.Bahar ümitlerini
    2023’e ötelediler.Özellikle oy oranı olarak aradıklarını asla bulamadılar.

    • Yani Bekir Bey, futboldan hiç mi hiç anlamayıp futbol yorumculuğuna soyunmuş talihsiz bir arkadaşımız gibisiniz. “Bizim takımda topa sahip olma oranı yüzde 52!” diye tutturmuş gidiyorsunuz, kazanılmış görünen maçların puanlarının Bahçelispor’a yazıldığını ve Reisspor’un ligde nal toplayıp son sıralara doğru gittiğini dahi göremiyorsunuz. Bizim aynı maçı izlediğimizden derin kuşku duyuyorum vallahi!

      Bence siz bu futbol yorumculuğu işlerini bırakın, rant-ve-ihale borsasında kimin eli kimin cebinde, o taraflara bir bakın. Sonra, “İranlı uyuşturucu baronu koluna ağir AK Parti topu ağabeyimizi takmış malı götürüyor!” dediğimde, “Hadi ya! Vallahi ilk sizden duydum!” diyor, a cenahta da ekrana pek dolu gözlerle bakamadığınızı göstermiş oluyorsunuz.

      Bence içinde “izleme” olan etkinliklerden uzak tutun kendinizi -ne bileyim, mesela gidin bağ bahçe işleri ile uğraşın, ya da yerel belediyenizde bir mehter kursu başlatın.

      En iyisi ve hayırlısını H. Gayet bilir -bence ona danışın.

      • Ağzınızı Adana,Antalya, Mersin diyerek açıyorsunuz.

        Konya,Kayseri,Maraş,
        Malatya,Erzurum,Samsun,
        Trabzon,Bursa…
        büyükşehir değil mi?Üstelik buraların kimisinde %70’in, kimisinde %60’ın üzerinde oyla kazandı Cumhur.

        Muhalefet ittifakının oy oranı sadece İzmir’de yüksek,takip ettiğim kadarı ile.

        Mevcut oy oranı ile İstanbul’da başkanlığı
        kim alırsa alsın,diğer taraf
        İstanbul’u kaybetmiş sayılmaz.10 milyonluk oy içinde yüzde yarımdan küçük bir fark iki tarafa da kaybettirmiş olmaz. Hakeza Ankara’da da fark fazla sayılmaz.

        Genel skoru tekrarlayalım:

        Cumhur:%52
        Millet :%37

        Matematiksel bir sonuç bu.

        Bernar!

        Elini vicdanına koy,ya da aklını başına toplayarak söyle:52 mi büyük,37 mi?

        Kendi kendinizi kandırmak
        isterseniz bence bir sakıncası yok.

        Önceki gün bana verdiğin cevapta,inançsız biri olduğunu ve Saadet’e oy verdiğini söyledin.Kendini tanıtıcı diğer bilgilere eyvallah.Velakin buna inanmakta zorlandığımı söylemek zorundayım. İnançsız birine,Saadet’in
        Ak Parti’ye kritik yerlerde
        kaybettirme ihtimali sempatik gelebilir. Saadet’in Ak Parti’ye muhalefeti hoşlarına da
        gidebilir.Ama Saadet’e oy vermezler,elleri buna varmaz.Bir tek Ak Parti karşısında Saadet’in
        kazanma ihtimali olan bir yerde verebilirler.Örneğin bu seçimde Urfa’da olduğu gibi.

        Tayyip Reis değil de,Temel
        Reis başkan olsaydı,şimdi şirinlik muskası takanların alayı Temel Reis’e duman attırırlardı alimallah.Tayyip Reis’e olan eleştirilerinin tamamını ona da eksiksiz yaptıkları gibi bir kaç misli de artırırlardı. Buna kimsenin şüphesi
        olmamalıdır.

        Bernar!Ben saçma sapan şeyler söylesem cevap verme ihtiyacı duymazsın.Cevap
        verdiğine göre yabana atılmayacak şeyler söylüyorum,yazıyorum
        demektir.

        Şunu da ifade edeyim:Ben Ak Parti’nin hiç hata yapmadığını söyleyen biri değilim.Her icraatını doğru bulan biri de değilim. Reis’in her söylediğine katılan biri de değilim.
        Ama Reis bir kaşık suda boğulmak istendiğinden
        savunmaktan eleştiriye
        sıra gelmiyor.

        • Beni anlayabilmeniz için, biraz Türkiye’nin gelmiş geçmiş en bilge toplumbilimcileri olan İdris Küçükömer ve Şerif Mardin külliyatıyla tanışıklık kurmanız gerekir, Bekir Bey. Bir de bunlara Tunus’un bilge İslam düşünürlerinden, Nahda Hareketi’nin entelektüel lideri sayın Gannuşi ile değerli fikir ve devlet adamı Aliya İzzet Begoviç’i ekleyeceksiniz.

          CHP’nin, M. Kemal’in askerlerinin, “kınından çıkmış keskin bir kılıç gibi”lerin, Stalin, Lenin, Mao, Fidel Kastro gibi eli kanlı diktatörlerin onyıllarca sol ve solculuk diye yutturulduğu bu topraklarda, ben ve benim gibiler kelaynak kuşları misali, bir avuç insanız. Cehaletinizi bu açıdan makul ve anlaşılır görüyorum.

          Bir kaşık suda boğulmak istenen Reis değil, bu ülkenin yegane dönüştürücü toplumsal gücü dindar muhafazakarlar. Reis’e sahip çıkıyor görünenlere bir bakın, bir de zindanlara tıkılanlara bakın. . .

          Kendisini kınından çıkmış bir kılıç gibi hisseden zinde güçlerin karanlık zindanlarından çok çekmişliğimiz vardır, 19 yıl ülke dışında yaşamaya zorlanmışlığımız da. Dün tüm gücümüzle arkasında durduğumuz AK Parti ve Erdoğan’ın bugün çekip gitmesi için çabalamamızın nedeni, akıllıca kurgulanmış bir oyunu bozma çabasından ibarettir.

          Avrasyacılara,ve seküler vesayetçilerin teslim aldıklarına direniyoruz. Bu direnişte dindar muhafazakarlarla demokratlar kardeştir -tıpkı AK Parti’nin ilk dönemlerinde olduğu gibi.

          Mevzu bundan ibarettir.

          • bugün de devletbaşkanımızın şahsında türkiyeyi tökezletmeye çalışan emperyalist güçlerin değirmenine su taşıyorsunuz..! Tutarlılık dediğimiz şey tam da budur zaten..:) yalan dolan, utan arlan, yat yuvarlan…

          • Dile getirmeye çalıştığım şey özetle ve basitçe şu, Bekir Bey: Erdoğan ve AK Parti, hayli uzun zamandan beri, dindar muhafazakar yığınlarla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir parti. Bu parti ve lideri bizlere öyleymiş gibi gösterilerek oyun oynanıyor. A. Kuytul bunun için apar topar zindana tıkıldı, örneğin.

            Ben dindar muhafazakar değilim, bu doğru -sol demokratım. Ama zaten hiçbir zaman dindar muhafazakar bir insanmış gibi davranıp numara çekmediim bu yorum sayfalarında. İsmim de gerçek ismim, kimi zaman kişisel öykümü de paylaştım bu yorum sayfalarımda, soldan gelen bir insan olduğumu saklamadım. Kripto FETÖcü olmam imkansız.

            Soldan gelip de bu ülkeyi onyıllardır içine itilmiş olan çukurdan çıkarabilecek tek toplumsal gücün dindar muhafazakar yığınlarla PKK vesayetinden kurtulmuş Kürt halkı olacağını söyleyen tek insan ben değilim. Bizim beslendiğimiz entelektüel kaynaklar M. Kemal’in NUTUK’u, Doğu Perinçek’in Kemalizmi, Lenin, Stalin, Mao, Fidel Kastro gibi katiller değil. Yukarıdaki toplumbilimcilerden öğreniyoruz, bilge İslami fikir ve eylem adamlarından öğreniyoruz. Hepimiz ilk yola çıktığında AK Parti’nin yılmaz savunucuları insanlardık. Kimimiz cezaevinde, kimimiz benim gibi ülkeye girmeye korkar olduk.

            AK Parti ve Reis dindar muhafazakarlrın partisi değil, bunu söylüyoruz. Sizlere kripto FETÖcü, PKK yardakçısı, CHP’nin 7. minaresi vs. ithamlarla hedef gösterilen insanlar ve partiler sizin rakibiniz ya da düşmanınız değil, kardeşleriniz.

            Yeni kitle ve kadro partisi kurulsun, oyun bozulsun, yola devam edilsin. Bunu söylüyorum, bunu söylüyoruz.

            Onyılların F. Koru’su, onyılların T. Karamollaoğlu’su, A. Taşgetiren’i, A. Gül’ü, onyılların Cihangir İslam’ı kafayı mı yediler ki bu ileri yaşlarında ahmaklaşıp FETÖ-PKK destekçilerinin değirmenine su taşır hale geldler? Ben Tayland’ın bu dağ köyünde CHP’den köyün muhtarlığına aday olduğum için mi AK Parti’den uzaklaşıp Kılıçdaroğlu’nun dümen suyuna girdim?

            Siyasete meraklı, ülkenin yazgısını kaygı edinen insanlarız. Hiçbirimiz değişmedik. 17 yıl önce nerede duruyorsak orada duruyoruz. Siz, liderinizden “BOP eşbaşkanını önümüze kattık, onu kendi mecburiyetlerimizin görevlisi kıldık” diye söz eden, elinde liderinizin 38 adet yolsuzluk kaseti olduğunu bangır bangır ve korkusuzca ilan eden adamın aleyhine neden bir şikayet başvurusu dahi yapılamadığını sorun kendinize. Hepimizi terörist ilan eden Soylu bakanınızın nasıl olup da bugüne değin bir kez Doğu Perinçek ismini ağzına almamış olmasında bir tuhaflık olup olmadığını sorgulayın.

            Liderinizin nerelerden nerelere geldiğine bir bakın.

            Mevzu karmaşık değil, benim yazdıklarım öyle “gri”, “anlaşılması güç” şeyler değil:

            Gerçekten de anlamak gibi bir derdiniz varsa eğer. . .

          • Bernar bey, sanki bugün ekstradan bir coşkunluk var cümlelerinizde.Tıkır tıkır işleyen bir saat gibi maşallah.Her şey den geçtim,sadece bu üsluba bile şapka çıkartırım ben.Saygılar

          • Galatasaraylı arkadaşlarımız darılıp gücenmesinler, ama, ne yalan söyliyeyim, Türk futbolunun DUAYEN HOCASI sayın Şenol Güneş’in Beşiktaşı Galatasaray’ın ensesine iki puan daha yaklaştı bu hafta, pek bir keyifli ve kıpır kıpırım dün akşamdan beri. GS, BJK bir noktadan sonra işin bahanesi: Şenol Güneş gol olup Hıncal Uluç’un kalesine yağdıkça bende keyifler tavan yapıyor 🙂

            Bir de Safa Kardeş sendromu var bende. “F. Koru’nun misafirisin burada, haddini bil!” diyerekten önüme ölçü koyup ayar vermeye yeltenen birkaç isim oldu burada -umurumda değil,karın ağrılarının nedenini az çok kestirebiliyorum. Ama, Safa arkadaşın iyi niyetinden de, uzaklardan oluşan dostane muhabettimizden de hiç kuşku duymadığım için, o benim sık ve uzun yazmamdan yakındığında gerçekten mahiup hissediyorum kendimi, duraksıyorum. Hazır Safa ortalarda yokken koyuvereyim gitsin, fırsat bu fırsat diye gönlümce şakıyorum. 🙂

            Benden de size saygı ve selam.

  21. Koru, yeni bir parti kurulsun beklentilerinin aksine, bahse konu yeni parti kurucularının, yeni bir parti kurmalarının yerine, Erdoğan’dan gelecek bir teklif ile AK Parti içerisinde yeniden (evvelkinin aksine ittifak anlaşması içerisinde) birleşilmesine kapı aralıyor sanki.

    Amiyane tabiriyle Erdoğan’ın ölüsü! asgari yüzde 25 oy potansiyeli demektir. Yeni bir parti kurucuları da muhafazakar sağ seçmene hitap edeceğinden; ayrı ayrı seçime girip kitleyi parçalamaktansa şimdiden birleşik (zımni ittifak) ile yenilenmiş bir AK Parti ile MHP’yi de yakasından düşürecek bir yeni fırsatı yakalamış olur gibi anlıyorum Koru’nun yazdıklarını.

    Buna yeni parti kurucularının yaklaşımı nasıl olur bilmem ama bana göre bu, uzun vadede yeni parti kurucularınıda içine çekecek girdaba yelken açmaları anlamına gelir.

    Beklenen ise; siyasi kimliği ne olursa olsun, aslolan yeni demokratik ve hukuka dayalı bir yönetim anlayışını hakim kalacağına halkı ikna edecek, güven veren yeni bir kadrodur.

    Bunun gerçekleştigini gördüğüm andan itibaren destekler ve seçim zamanlarında, oyumu tali partilere vermektense bu partiye, seve isteye veririm.

    H. Gayret, hevesimi kursağımda bırakmasa gaari..

    • Perinçekspor teknik direktörü ile takımının ne şampiyonluğa oyamasına izin verilir, ne de kümeden düşürülür, Hasan Bey. O takım, liglerimizin geleneksel şikeci kulübünün takımı. Başkalarına kazandırıp sonunda hep kendisi kaybeder. Takımın iskeleti öyle kurulmuş bir kere.

      Şikeci takımın teknik direktörü de, Yılmaz Vural’ın hık demiş burnundan düşmüş türüdür. Lige eğlence katsın, furbolseverleri güldürsün seferiyle emrolunmuştur. Ne sizin, ne benim heveslerimizi kursağımızda bırakacak gücü vardır.

      Siz bence Bahçelispor’un her tür sürprize açık maçlarına dikin gözlerinizi. Hem Türkiye Futbol Federasyonu’nun en çok gözetilip kollanan kulübüdür, hem de şike yapıp hangi kulübün önüne yatacağı önceden kestirilemez kolay kolay 🙂

      Benccebir sonraki maçta oynarmış gibi yapıp İmamoğluspor’a yatacak!

  22. MHP; AKP yeniden seçime yönlendirirken biraz daha yıpranmasına ve yorulan halkın gazabına doğru iteklemeye çalışıyor.
    Yeniden seçim ;Devlet imkanlarının tümünü İstanbula yığınak yapmak olacaktır.
    Devlet B. OLASI BİR ERKEN SEÇİMDE BARUTUNUN TAMAMINI TÜKETMİŞ BİR AKP İSTİYOR.
    AKP nereye kadar kurtlarla dans edecek pek emin değilim.
    AKP için bence de en iyi koalisyon ortağı İYİ parti olabilir.
    AKP bu durumda ekonomik acı reçeteyi hastaya içirmede imtina edebilir.
    Acı reçete sonrası toplumda oluşacak travma koalısyon ortağına uygun zamanlamayı doğurtabilir.
    Zaman hepimizin aleyhinde işliyor.
    Geç gelen tedbirler korkarım etkisiz kalabilir.

  23. Eskiden mahalle takımları olurdu. Öğleden sonra başlayan maçlarda öyle 1.yarı 45, 2.yarı 45 dakika kuralı filan olmazdı. Maç akşam ezanına kadar sürer, ezandan (bilemedin 10-15 dk.sonra) sonra kendiliğinden sonuca bakılmaksızın biterdi. Şimdilerde öyle değil artık. Bir güç “bizim takım kazanıncaya kadar maça devam, kimse eve gidebileceğini düşünmesin” dayatmasında.
    Dünyada diktatörlükten geri gönen siyasi-idareci görülmemiş henüz, inşaallah milletimiz görür. Sadece senin geri dönmek istemen yeterli değil, ittifakın diğer ortağı ne der acaba? Keşke seçimler iptal edilse de herkes görseler, anyayı-gonyayı.

    • Zamane maçlarının ibibikler ötünce mi, yoksa sütler kaymak tutunca mı sonuçlanacağını kestirmek kolay değil. Kolay olan, Bahçeligiller Spor ile Perinçekgiller Spor’un el ele verip birer birer Reisspor kalesine gol olup yağdığını görmek. İkisi de Reisspor küme düşsün istiyorlar ve Reisspor’un kümede kalma ihtimali, Büyükşehir Belediye Erzurumspor’un bu sezon kümede kalma ihtimali ne ise o kadar.

      Sayın F. Koru, Reisspor’a, baştan aşağı yenilenmiş takımın o yeni oyuncularla ligde tepetaklak aşağı gideceğini ve nihayetinde küme düşeceğini çok söyledi, çok uyardı. Seyirciler, takımın adının aynı kalmasına bakıp yeni oyuncuların eski oyuncuların yerine ikame edilmesine aldırmadılar. Başkanlık Sistemi Kupası’nı havaya kaldırmanın bir bumerang gibi geri dönüp kendilerini ligde son sıralara yuvarlayacağını göremediler.

      Finali, lig boyunca çaktırmadan aralarında iyi paslaşmış olan Bahçelispor ile Perinçekspor oynar. Ve Bahçelispor Perinçekspor’u resmen sahaya gömer. Çünkü, Türkiye Ligi’nin adının Türkiye Avrasya Ligi olarak değiştirilmesinin ne mümkünatı vardır, ne de gelmiş geçmiş ve gelecek Futbol Federasyonları’nın böyle bir arzusu niyeti vardır -yani, Türk futbolu Avrupa liglerine katılmaya devam eder.

      Ligin sonlarına geliniyor. Yeni sezon süper liginde İmamoğlu başkanlığındaki yeni Türkiye Futbol Federasyonu Türk sporuna hayırlı olsun -ama, Amedspor’un kapısına kilit vurulup adının liglerden silinebileceğine inananlar da avcunu yalasın. Amedspor, lig şampiyonluğuna oynayamayan bir takım olmasa da, onu küçümsemeye ve yok saymaya yeltenenler yan gelipyatmaya, hüsrana uğramaya, artık önlerindeki maçlara bakmaya devam edecekler.

      En krtik durumlarda puan durumunu belirleyen hep Amedspor olmuştur: Bunun değiştirilebileceğine inanıp federasyona liglerin Amedspor’suz oynanmasını teklif eden futbol cahili kulüp takımının reisi, kulüp gelirlerinin paydaşlar arasında nasıl üleştirileceği işlerinden başını kaldırsın da biraz futbol öğrensin!

  24. Mayıs ayında kurulacak olan yeni parti son şeklini alacaktır. Ak parti gerçekten çıkmazların içinde kalmış; Ne MHP’siz ne de MHP ile başarı sağlayabiliyor. Eğer İstanbul seçimleri yenilenirse: Ben de aynı görüşteyim; Binali aday olmayacaktır. Numan Kurtulmuş aday gösterilecektir. Numan Kurtulmuş, küsmüş olan muhafazakarların oyları geri getirebilir ama; İstanbul için herhangi bir katkı sağlayamaz. Ekrem İmamoğlu kendini kanıtladı. 2022’de Başkanlık seçiminde çatı adayı olacaktır. Kurulacak olan yeni parti ise; Ak Partinin sonunu getirebilecek. Şimdilik ihtimaller bunlar…
    SAYGILAR SEVGİLER

  25. YAZAR MIY DIM?
    “İstanbul her halükarda AK Parti tarafından kaybedildi. En doğru tavır, hiç uzatmadan bunu kabul etmektir.” Ortalama bir yazarın yukarıdaki cümleyi kurabileceğine inanamıyorum. Sandalye üzerinde lider karşılayan yazar tavrı bu. Sayımlar devam ediyor ve Büyükçekmece iptali söz konusu. Ortada bir sonuç yok yani. Ben gazeteci olsa idim; niçin iki partinin oyu eşit olduğu halde yeniden sayımlarda ak partinin oyu 12 bin arttı. Olağan hatalar olsa ikisi aynı oranda artmaz mıydı.
    Şükür ki belediye başkanlarını statlarda seçmiyoruz. Dünyanın en kolay maniple edilebilen grubu. Kavga çıkarmadan evlerine dönebilsinler yeter.

  26. Boşa Çırpınış
    Bir tarafta her gün Dolar yükseliyor, AK Parti oyları düşüyor. Diğer taraftan CHP’nin büyük şehirlerdeki oyları artıyor. Son çare demokrasiyi askıya almak, seçimi tek partili dönemde olduğu gibi göstermelik yapmak. Sermaye bugün bunu bütün dünyada deniyor. Türkiye’yi de buna zorluyor.
    AK Parti’ye tavsiyem, hemen mazbatayı İmamoğlu’na versin ve Allah’a şükretsin. Kendisini bundan sonraki seçimlere hazırlasın. Tek kazanma şansı vardır, o da Adil Düzen’e sahip çıkmaktır.
    Erdoğan başkanlıktan istifa edip bir askeri başkan yapmalı, kendisi partinin başına geçip yeni anayasayı, İnsanlık anayasasını hazırlamalı. Yahut partiden istifa edip başkan olarak herkesin başkanı olmalı.
    Aksi ülkeyi bölme, demokrasiyi askıya alma şeklinde sonuçlanır. Sosyolojik kanunlar da tabii kanunlar kadar geçerlidir.
    Yeni parti, çözüm partisi olmalıdır, fikir partisi olmalıdır. Yeni partiyi gençler kurmalı. Yaşlılar bunları desteklemeli.

    • Merhaba. Süleyman Karagülle beyefendi eğer benim tanıdığım SK ise ona çok şey denebilir. Yaşı icabı geçmişi unutmuşa benziyor dersem doğru söylemiş olurum. Baska bir şey de soylemez.
      Fehmi abiye ise diyecek bir şey bulamıyorum. Bu söylemin klasik karşıtlıktan kaynaklandiginini düşünmeyiniz. Fehmi abi secim kanunlarının aksine fikir beyan etmektedir. Tüm ilgili kişiler ve daha sonra CBnın da sayım bitsin mazbatanı al başım gözüm üstüne mealindeki demeç vermesine rağmen bu şekilde yazması anlaşılmaz bir durumdur.
      Kendime soruyorum. Neler oluyor?
      Selamlar

    • Süleyman Bey,
      Bir mâni zuhur etmezse,vakit- fırsat olursa Genel Başkanlıktan ayrılacak.( Cumhur Başkanlığı’nın yetkileri Parlâmentonun işlevi ve denetiminin arttırılması hususları da gündeme gelecek…)
      Yeni Genel Başkanlık mücadelesinde bir cenahın adayı olarak,Soylu veya Kurtulmuş isimleri ortaya atılabilir . ( Daha önce olmaz ise) işte o fasılda AK Parti fiilen bölünür.
      ” AK Parti’ye tavsiyem, hemen mazbatayı İmamoğlu’na versin ve Allah’a şükretsin. Kendisini bundan sonraki seçimlere hazırlasın. Tek kazanma şansı vardır, o da Adil Düzen’e sahip çıkmaktır.” demişsiniz.
      ‘Adil Düzen’den kurtulmak mı istiyorsunuz ?

  27. (1) 2018 yıılı Cumhurbaşkanlığı Seçimi öncesi, Erdoğan’ın kolayca başkan seçileceğini, M. İnce’nin hiç şansı olmadığını, ama asıl kritik olanın bir sonraki seçimler olduğunu söyledim. Seçimden üç hafta önce, burada şunu yazdım 3 Haziran 2018 günü: “Asıl ilgiye mazhar olması gereken seçimler bir sonraki seçimler. (. . .) Bence herkes bir sonraki seçimde siyaset arenasında yaşanacak depreme hazırlansın.”

    Aradan 10 ay geçti, siyaset, mikser aletine düşmüş gibi çalkalanıp duruyor.

    (2) 31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinden 3 hafta önce, 11 Mart günü, bu yorum sayfalarında, Millet İttifakı’nın Ankara’yı en az yüzde 4 farkla kazanacağını yazdım, Mansur Yavaş yüzde 4 farkla kazandı.

    Cumhur İttifakı’nın Antalya ve Adana’yı kaybedeceğini yazdım. Hatta Antalya için aradaki farkı yüzde 3 olarak verdim. Cumhur İttifakı Antalya ve Adana’yı kaybetti, Antalya’da Millet İttifakı yüzde 4 ile kazandı.

    Cumhur İttifakı’nın daha önce yüzde 65 oy aldığı kalesi Bursa’da yüzde 15 oranında oy kaybedeceğini, seçimi sadece yüzde 2 oy farkıyla kazanacağını söyledim. Cumhur İttifakı Bursa’da yüzde 15 oranında oy kaybetti, seçimi yüzde 2,58’lik oy farkıyla kazanabildi.

    B. Yıldırım’ın İstanbul’da ancak yüzde 3’lük bir farkla kazanabileceğini yazdım. HDP’lilerin önemlice bir kısmının sandığa gitmeyeceğini biliyordum. Seçime bir hafta kala Selahattin Demirtaş hamlesi geldi, İmamoğlu farkı kapattı.

    Cumhur İttifakı’nın Karadeniz illerinde yüzde 3 oy kaybına uğrayacağını yazdım. Cumhur İttifakı Karadeniz illerinde yüzde 3 oy kaybına uğradı.

    Eskişehir’de yanıldım. Eskişehir el değiştirmedi. Cumhur İttifakı’nın ülke genelinde yüzde 6 oy kaybedeceğini yazdım, kaybettiği oy oranı yüzde 2,40’larda kaldı (İttifak’ın gerçek oyu yüzde 52 değil, bunun böyle olmadığını her üçü de muhafazakar olan iki anket şirketi müdürü ile Karar Gazetesi ekonomi departmanı şefi söylüyor, sadece seküler araştırma şirketi müdürleri değil.)

    Yakın geleceğe ilişkin öngörülerim:

    (1) Erdoğan mazbatanın İmamoğlu’na verilmesini engellemez ise, kendisinin ve partisinin siyasal ömrü 2 yıl olur.
    (2) (1) Erdoğan mazbatanın İmamoğlu’na verilmesini engeller ise, kendisinin ve partisinin siyasal ömrü 1 yılı zor bulur.
    (3) Her durumda, her senaryoda Erdoğan iktidarını erken seçimlerle ve 2022 öncesi kaybedecektir.

    Sayın Koru’nun imalı mesajı doğru: Kuramsal olarak, Erdoğan, kendisini, sadece ve sadece, MHP’yi başından atarak, izlediği HDP siyasetini amuda kaldırarak ve CHP ile işbirliği yaparak kurtarabilir.

    Bir ay kadar önce, Erdoğan’ın öngörüsüz, siyaset stratejisinden anlamayan bir lider olduğunu yazmış, buranın gediklisi trol ağa başta gelmek üzere, hayli hakaret ve alaya maruz kalmıştım. O çok istediği, Devlet Bahçeli’nin kendisine kakaladığı başkanlık sisteminin ayağına dolaşacağını,kendi sonunu getireceğini yazmıştım.

    Bir ay sonra, sayın F. Koru’dan, şimdi Erdoğan’ın etrafındakilere şunu söylediğini öğreniyoruz:

    “Eski sistem olsaydı en çok oyu alan kazanacağı için bu seçimde kaybettiğimiz hemen bütün büyükşehirler yine bizde kalacaktı; yeni sistem ‘yüzde 50+1’ dayattığı için bunlar başımıza geldi.”

    Şu dünya liderinin, şu siyaset ustasının, şu strateji dehasının düştüğü duruma bakın. Sıradan bir F. Koru okurunun bir yıl önce gördüğünü daha yeni yeni görebiliyor.

    Erdoğan, kendisine kene gibi yapışmış Bahçeli’den kurtulabilir, apar topar S. Demirtaş’ı zindan çıkarır, birer birer tasfiye etmiş olduğu dindar muhafazakar kadroları yeniden etrafında toplayabilir, PKK-FETÖ işbirlikçisi ilan ettiği CHP ile arasını yapabilir mi?

    Yapabilmeyi çok, ama pek çok ister, ama hiç şansı yok. Aylar önce söylemiştim ben: Kılavuzu D. Perinçek olanın burnu beladan kurtulmaz diye! Bütün çıkış yolları kapatıldı. Şimdiden geçmiş olsun.

    Öyleyse, hala gidilecek yol kalmış gibi: Durmak yok, yola devam! 🙂

    • O ittifakın geri gelmesi için, hem Selahattin Demirtaş’ın alel acele mapushaneden çıkarılması, hem de 15 Temmuz’un TÜM VEHÇELERİ ile aydınlatılması, nedamet getirilerek dindar muhafazakarlığın ne olup ne olmadığının hatırlanması, Alparslan Kuytul, Mümtazer Türköne, Ahmet Altan ve daha binlerce insandan özür dilenip itibarlarının iade edilmesi, Karar Gazetesi’ni mali açıdan çökertme hamlelerine son verilmesi gerekiyor, Genç arkadaşım.

      Sizce bunlar bu saatten sonra mümkün mü? Siz Soylu Bakan, Devletli Bahçeli, Danışman Doğu’dan kurutlmanın mümkün olabileceğine inanabiliyor musunuz?

      • Yok inanmıyorum. Bu ülkeye dair bir umudum da kalmadı, bir yazılımcı olarak yurt dışına gideceğim.
        Gelen tekliflere bu ülkeyi sevdiğim için olumsuz yanıtlar veriyordum fakat bu seçim sonrası yaşananlar bardağı taşırdı.
        Bir belediye seçiminde bunları yapanlar genel seçimde neler yaparlar….

        • Delikanlı chp bu tür murdarlıkları her zaman yapmıştır, yani moral bozacak bişey değil bu… Şimdi hindistana gitsen daha mı çok kazanacaksın; oralarda zibil gibi programcı kaynıyor yani… Ama iyi bi teklif alırsan onu da değerlendir tabii…

          • H.Gayret Hindistan’a gel , burada 1 milyar seçmen var. Trolle trolle bitmiyor. Valla çok iş var bildiğin gii değil. Malı götürmemek elde değil

  28. Bizim Istanbuldaki AKP li akrabalar! Keşke seçimler yenilense de AKP yi 31 Martta uyarmak için Mühür AKP logosunun yanina basarak oyumuz CHP ye gitmesin diye geşersiz oy kullandik. AKP bunu anlamak yerine bizim oylarımızı gene kendi hanesine yazdirtı.
    Bu sefer 1 oy hariç oylarimizi CHP ye vereceğiz.
    O bir oy pusulasinada AKP ye açik mektûm yazacağız diyiyorlar.

    Aslinda Erdoğanın MHP yi bölerek partisine aldiği Ülküculerin bir kısmıni Bahçeli 31 Mart seçimlerinde geri aldı.
    2011 deki kaset olaylarını en iyi hatirlayan herhaldr Bahçeliden baskası değildir.
    Şimdi Erdoğanin devşirdiği seçmenler baba evine dönmeye karar vermişseler,onlari kimseler durduramaz.
    Ya HDP ye yaptiklari? Resmen gangasterlik, gayeleri milleti sokğa döktürmak…
    Allahtan Muhalefet sabirli de bu sefer ihtidarin oyununa gelmiyorlar.

  29. “İttifak için altlarını oyan mhp den daha az zararlı”
    Bu cümle oldumu şimdi fehmi abi?

    Kimse kimseyi ittifaka zorlamadı herkes hesabını yaptı kendi girdi ittifaka hesaplar tutmadı yapacak bisey yok olan oldu.
    Mhp ye karşı bu tavırın neden acaba inanki merak ediyorum.

    • bu yazarı sırf bu gün de AKP yi nasıl kandırıp eski günlerdeki gibi Tayip Erdoğanın Elini kolunu bağlar fetoya veya çözümcülere nasıl muhtaç ederiz şeklindeki yorumlarını merak ettiğim için okuyorun.Davutoğlu zamanında Suriye politikası tamamen yanlış kurulmadımı SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ GERİ ÇEKİLEREK ORASI pyd YE BIRAKTIRILMADIMI rUS UÇAĞI VURULARAK RUSYAYLA TÜRKİYENİN ARASI AÇILMADIMI Çözüm süreci adı altıda çözülme süreci başlatılmadımı çözüm süreci adı altında bir çok taviz verildi.Her gün Şehit cenazeleri geliyordu.Hergün terör olayları vardı. Mhp yle ittifaktan sonra terör olayları bitti çok şükür Tayyip Erdoğanda dış güçlere karşı daha dik duruyor.Çünkü Devlet Bahçeli herzaman sözünün eridir. arkadan iş çevirmez.

    • ” Devlet Bey’in ve Milliyetçi Hareket Partisinin bir kaç yıl öncesine kadar söylediği ağır hakaretlerini, Cumhurbaşkanlığı adaylığında Tayyip Bey’in karşısına çıkan,Tayyip Bey ve AK Partililerce âdeta istiskal edilen Ekmeleddin İHSANOĞLU’nun adaylığındaki rolünü,bilahare Ekmeleddin Bey’i MHP’den Milletvekili yapmasını” hatırlamış olabilir.Bu kadar keskin ‘U’ dönüşü yapan bir Genel Başkan ve Partisinin sürprizlerine dikkat çekmiş olabilir.Kanaatimce, AK Parti’yi yeniden müttefiklendirmek veya müttefiksizlendirmek,AK Parti’nin inisyatifinde değil.Müttefiklerin değiştirilmesi,ta’yini,tesbiti veya azledilmesi, ‘iç ve dış dinamiklerin’ pazarlığı veya kavgasının sonucunda belirleniyor.

      • Sayın bayındır; ortada bir u dönüşü varmış gibi görünse de sonuçta söz konusu vatansa dayanışmaktan başka yol var mı? Dış güçlere ve onların saldırılarına karşı milli bir dayanışma göstermek tüm partilerin görevi olmalıdır..!

        • Yeni bir ‘durum’ söz konusu olursa: ” Söz konusu Vatan ise ‘…….’ teferruatdır” sözündeki ‘……’ boşlukta hiç hoşunuza gitmiyecek isimler yer alabilir.(hayatımda hiç oynamadığımı belirteyim de, bir de oradan dalmaya kalkmayın..)Spor Toto oynıyan ve bir takımın müfrit taraftarı olan şahıs bile, rakibinin ve kendi takımının durumunu göz önüne alarak,bazen rakip takımın kazanacağını işaretler.Buna rağmen kazara kendi takımı kazanırsa morali bozulur,” kuponun içine ettin” der.Çünkü burada taraftarlık sökmez,kazanç söz konusudur.Bazen rakip takımın kazanması,size hesaba katmadığınız kazançlar sağlıyabilir,kendi takımınızın kazanması da ‘kuponu’ yatırttırabilir.Kısaca, kazanç bazen kaybın içindedir…
          Spor Toto deyince aklıma Milli Piyango geldi nedense.Ömrü,İslâm’ı, helali-haramı anlatmakla geçen,12 Eylül darbesinden sonra gözaltında bir hayli işkence gören Merhum Timurtaş Uçar Hoca’yı ve oğlunu da bir başka vesile ile anlatırım.

          • Kumardan pek anlamam sayın bayındır ama tanıdığım bir kumarcı vardır; ve hep sadece kazanır…

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız