Suriye’ye müdahale konusunda sağda-solda konuşulan ancak paylaşılmayan ayrıntılar üzerinde düşündüm…

48
A woman walks past a graffiti depicting U.S. Republican presidential candidate Donald Trump (R) and Russia's President Vladimir Putin in Vilnius, Lithuania, June 1, 2016. REUTERS/Ints Kalnins FOR EDITORIAL USE ONLY. NO RESALES. NO ARCHIVES

Son zamanlarda varlığı daha da belirgin hale gelen bir yaklaşım günlük tartışma gündemine hakim olmaya başladı. Ülkemizin ‘terörle mücadele’ kapsamı içerisinde gerçekleştirdiği sınır ötesi harekata yöneltilen eleştirileri, başka ülkelerin daha önce ve yakın zamanlarda giriştikleri başka müdahalelerle cevaplama yaklaşımı bu.

Gazetelerde çıkan değerlendirmeler ile TV ekranlarına yansıyan yorumları izleyenler ne kast ettiğimi anlayacaklardır. ABD’nin, İngiltere’nin, Fransa’nın eleştirilmeyi hak eden ‘emperyal’ hevesleri ve ona dayalı girişimleri çok.

Yine de bu tür mukayeselerde benim anlamakta zorlandığım yönler -hatta yanlışlıklar- var.

O yanlışlıklar

Başkalarının dün veya şimdilerde yaptıkları yanlışlıkların bize örnek olmaması gerekmez mi? 

Türkiye, Cumhuriyet yönetimine geçtikten bu güne, başkalarının topraklarında gözü olmayan bir ülke olmayı resmi görüşe dönüştürdüğü gibi, bunun devamı olarak da kendi topraklarında gözü olanlara müsamahalı davranmama politikasını benimsedi.

Ülkemizin terörle mücadelesi bu ikili politik kabul üzerine oturuyor.

‘Emperyal’ arzular içerisinde bulunmayı doğru bulmayan bir ülkeyiz. Bu sebeple de, var olan sınırlarımız dışında emeller kendimiz beslemediğimiz gibi, uzak diyarların -örneğin ABD’nin- bölgemize yönelik hesapları içerisinde yer almamayı da bugüne kadar bildik.

Reklam

Tarihi 1 Mart (2003) tezkeresi reddi bu tavrımızın bir dışa vurumudur.

Konunun aklımın almakta zorlandığı bir başka yönü de, son müdahalenin ardından yaygınlaşan başka ülkelerin geçmiş kabahat defterlerini açma merakının bumerang gibi ülkemize zarar vereceğinin fark edilmemesidir.

İsmi üstünde ‘kabahatleri’ çok olan ülkelerdir eylemleriyle benzerlik kurulan ülkeler. 

Daha da önemlisi, ABD, İngiltere ve Fransa gibi ülkeler kendilerinden binlerce km uzakta bulunan başka ülkelere müdahale etmişlerdi. Onların uzak iklimlere olan merakı, en ufak bir tepki aldıklarında veya direnişle karşılaştıklarında onlara askerlerini uzak diyarlardan çekme kolaylığı sağladı.

Rusya, Sovyetler Briliği döneminde, komşusu Afganistan’a müdahalede bulundu ve askerlerini kolayca oradan çekemediği için başına gelmeyen kalmadı.

Türkiye sınırdaş olduğu topraklara müdahale etmiş bulunuyor.

Verilen görüntü bize zarar

Bunu yalnız başına da yapmıyor ülkemiz, bir bölgede ABD ile diğerinde Rusya ile devriye görevi üstlenmiş durumda.

Reklam

Hiç değilse görüntü böyle.

İkisi de hala ‘emperyal’ arzulara sahip olduklarını belli eden ülkeler bunlar…

Onlarla birlikte olmanın Türkiye’nin de benzer ‘emperyal’ niyetler taşıdığı hissini uyandırması kaçınılmaz.

Bunun doğru bir görüntü olmadığını söylemekle yetinmek istiyorum.

Yanlış görüntü Türkiye’nin her dönemde kullandığı savunma gerekçelerini zayıflatmakla sonuçlanır.

“Amerika Suriye’de, Rusya da Suriye’de, biz neden olmayalım?” diyenlerin buldukları ilk fırsatta oturup bu argüman üzerinde yeniden düşünmeleri şart.

En başta, bu ülkelerin bölgemizde cirit atmalarına itiraz etme hakkını elimizden aldığı için…

Hemen sonrasında, Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi ardından ABD ve Rusya’da bile meydana gelen aleyhte havanın boğuculuğunu da akıldan çıkarmamak şart. ABD ve Rusya’nın müdahalelerine zaten olumlu bakmayan bu coğrafya insanlarının Türkiye’yi de onlarla birlikte mütalaa etmeye başlamalarının getireceği sıkıntı da büyük.

ABD’de hep gemlenmiş olan tarihte kalmış bir olayla ilgili karar tasarısının günümüzde hortlatılması da uyarıcı olmalı. 

Tasarı karar haline dönüşmesin diye lobi şirketlerine milyarlarca dolar ödendiğini de unutmayalım.

Ölmesi için bunca emek ve kaynak sarf edilmiş bir ölüyü durduk yere kendimiz canlandırdık.

“Ne yapmalıydık, elimizi kolumuzu kavuşturup sınırlarımızın ötesinden güvenliğimize tehdit teşkil eden terör kaynağının varlığına ses çıkartmamalı mıydık?” itirazlarını duyar gibi oluyorum.

Mutlaka bir şeyler yapılması gerektiğine ben de inanıyorum; ama sorunların ortadan kaldırılmasının tek bir yöntemi, çözümün tek bir yolu yordamı yoktur. Bugüne kadar dışarıdan yapılan müdahalelerin sonuç doğurmadığını, müdahale edenlerin zararlı çıktıklarını görmeli ve bu sebeple de müdahale dışı yöntemler aramalıydık.

Türkiye’nin Suriye topraklarında ABD ve Rusya ile verdiği görüntü Türkiye’ye zarar, o iki ülkeye ise yarar sağlıyor. Onların tek başlarına veya ikisi birden -ama Türkiye’siz- bu bölgede bulunmaları ile Türkiye’li görüntü vermeleri arasında fark var çünkü.

Bundan sonra ne olacak?

Zorluklarla karşılaşılacağı kesin, çıkış yolunun kolay bulunmayacağı da belli.

Diplomasiyi ve diplomatları mutlaka devreye sokmalı; hamasetten uzak değerlendirmeler ışığında çıkış yolu aranmalı.

Medyaya hakim olan dilin devletin resmî dili olmasına da izin verilmemeli.

ΩΩΩΩ 

48 YORUMLAR

  1. Suriye ve Sermaye
    Sermaye İslamsız bir dünya düzenini kurmak için son üç asırdır bir çabadadır. Hristiyan-Müslüman çatışmasından sonra, rejimler çatışması sonuç vermedi. İslamiyet’i devre dışı bırakarak dünyaya hükmetmek istiyor. Başaramıyor.
    Bugün Türkiye ile Devletler yeni bir düzen kurmaya çalışıyor. Sermaye yeni arayış içindedir. Kur’an çok açık bir şekilde ona ne yapacağını bildirmektedir.
    İsrail toprakları onlara aittir. Orada tamamen özgür olarak yaşamaktalar. Dünyada vizeler, gümrükler kalkmalı, ekonomik hareketler tamamen serbest olmalı. Yahudiler bundan yararlanırlar ve etkin kavim olarak yaşamaya devam ederler.
    Dünyaya silahla değil, Dolar ile hizmet ederler. Tekel sermaye değil, serbest piyasa ailesi içinde hizmet ederler. İlme karışmazlar, dine karışmazlar, siyasete karışmazlar.
    Rusya, ABD ve Türkiye İbrahimî dinin batılı kolunu oluşturuyorlar. Bunlar üstünlüklerini koruyacaklardır.

  2. Fehmi beyin yazıları için seçtiği görsellerin yazı konusuyla mutlaka alakaları bulunuyor.Ancak bugünkü resmin yazı konusuyla bağlantısını (ki mutlaka vardır!) ben henüz kurabilmiş değilim.

    Resim 1 haziran 2016 da Ukrayna’da çekilmiş görünüyor.O tarihte Amerikan Başkanlık seçim süreci vardı ve Hillary Clinton favori gösteriliyordu. Trump’ın kazanması sürpriz oldu;daha az oy almasına rağmen seçim sistemi etkisiyle kazanmıştı.Trump’ın kazanmasında Rus etkisi hala konuşuluyor; Trump ekibinden Rusya’yla bu ilişkilerden münasebetli ceza alanlar da oldu.

    Trump’ın Putin ile kankalığı -yukarıdaki fotoğraftan da anlaşıldığı üzere – seçimlerden önce de biliniyor.Ancak bu durumun yazı konusuyla bağlantısı ne olabilir?Acaba ‘Trump,Putin ikilisi ortak akılla mı hareket ediyorlar ‘ diye düşünülüyor?Ben çözemedim.

  3. Bugün bazı yorumları okuyunca, insanları uyuşturan, ilaç tücarlarıni hatırladım ve onlara karşı görşlerim
    değişti.
    Demeki o zavallı, cambaz ilaç tücarlarının uyuşturup para kazanmanın alternativinden (genelde ABD ve Kanadadakı) haberleri, yok veya bilmiyorlar.
    Aslında özelikle bizim siyasatçıler kadar kurnaz olmadıklarıni şimdi daha iyi anladım.
    TVlerde, hastahanelerde, 24 saat, durmadan reklam yapmak için miliyarlar harciyorlar.
    Onların akılları olsa reklam yapan elamanlarını siyasetçi yaparlar ve o kadarda yorulmazlar.
    Bizdeki gibi! Milleti uyutacak etkili ilaç “YABANCI DÜŞMANLIĞI” yaratsalar, yorulmadan, hepsi karun kadar zengin olurlar, ve zengınliklerinide ebedi garantilerle.

    Yalnız onlar bizdeki 18 yıllık tercübesi ile kendini kanıtlamiş uyuşturucu okulunun, Tecrübeli çenesi,iyi reklam yapan Dekanından ders alsalar, ömür boyu sırtları yere gelmez.
    Ayricada 18 yıldır kandırma konusunda aralıksız, doktora yapiyor ve söz sahibi olabilecek kadar halkıde muazzam uyuşturduğunu, her yerde görmek mümkün.

    Bundan böyle! Uyuşturucu baronlarının Televiziyonlarda çıkan reklamlarini tipki 1999 lardan 2015 lere kadar bizdeki uyuşturucularin reklamlarını nasıl kulağim kapalı izlemişsen, simdi bunların reklamları çıktığı zaman gözlerimi kapatıp otomatik tüfek gibi yan etkilerini dinlemek yerini insanların mutlu aktivilerini izleyeceğim.
    Sizde iyi izlemeler.

    Fehmi bey! Bu konuda haksızmiyim?
    Siz ve sizin gibiler, bu zehirlerin yan etkikerini anlatmaya kalkınca işinizden oldunjz, cepten harcayarak yan etkilerine ucundan kulağından değinmeye kalkınca, siteyi ve zehirleri şifa diye yutmayan, bazı okurlarınızı linç etmeye kalkişiyorlar.
    Zehirleri sevenlere iyi yutmalar.

    • Nurdan abla, yaklasik 4-5 milyon multeciye evsahipligi yapan, yedirip iciren asil turk milletine mi yabanci dusmani diyorsunuz..? Allahtan korkun..!

  4. Çok yazık yıllardır yazarlık yapan bir ismin bu kadar benzeşmeyen karşılaştırmaları nasıl yapabiliyor. Bu kadar olur. Bu nasıl bir zihniyet. zihniyetin dumura uğramış hali. başka ne denebilir ki.
    Zannedersin ki, Emperyal güçlerin sözcüsü.

  5. Suriye belası öylesine bir pislik ki neresinden tutsan elinde kalıyor ! Çünkü doğru olan hiç bir tarafı yok ! Ama neylersin ki yapacak bir şey de yok ! Buna karşı olan muhalefet bile tezkereye olumlu oy verdi, şimdi de haklılığını ispata çalışıyor !Vay yavrum vay !!!

  6. t24’de Güneç Kıyak hanımın bilimsel yazıları var. Zaman zaman artıgerçekte de bilimsel gelişmelerle ilgili haberler çıkıyor.
    Bu tür yazılar, herne kadar bilimin sadece kıyısında birisi olsam da benim ufkumu açıyor.
    – Tahmin ediyorum sizlerde de benzer etkisi olacaktır. Arasıra kısır gündemden çıkıp ya da gündemi değiştirip, değişik konulara değinmekte fayda var.
    – Bu aynı zamanda, bilimin ve farklı konuların da toplum yaşamımıza, ufak da olsa, teması anlamına gelir diye düşünüyorum.

    • İlave!
      – farklı konular, alışılmış konulardaki önyargıların ve ankabullerin olmadığı alanlar olma özelliği nedeniyle de insan üzerinde önemli etkiye sahip.
      – İnsanda, bir konuya, önkabulleri ve önyargıları olmadan bakabilmesini sağlayarak, önyargısız ve önkabulsüz düşünebilme yeteneği kazanmasında etkili oluyor.
      – Farklı konular, bu yönüyle de insanın ufkunu açıcı role sahip.
      – bu sadece bilimsel konular olmak zorunda da değil.
      – Daha önce hiç ilgilenmediği bir başka alan olabilir. yani daha önce önkabul oluşturmadığı, önyargı biriktirmediği başka konular. Eğer daha önce ilgilenmemiş ise, sinema olabilir, müzik olabilir, tekstilin dünyadaki gelişimi vb. gibi konular bile olabilir.
      – Yani önemli olan, önkabul oluşturulmamış, önyargı biriktirilmemiş bir alan, bir konu olması.

      • Önyargılıların arasında yaşadıkça önyargılı olmamak elde mi, Hamza bey? Üzüm üzüme baka baka kararır demiş atalar. Yunanlılar da buna benzer birşey söylemiş olabilirler. Ancak, atalarımızın ne dediği bizim için daha bir tercih konusudur. Varsa, benim önyargım bundan ibaret! Yunanlıların ne dediğini bilmiş olmak da önemsiz değil tabi… Bizim hakkımızdaki önyargılarını bilmek daha da önemli.

        Ayrıca, farklı bir konu mu istiyorsunuz… İşte buyrun!:

        https://www.ocakmedya.com/sogan-severler-dernegi/

        ******
        İster yemez, ister yersin,
        Destur yahu sen ne dersin?
        Başka bir şey bulaman mı,
        Soğancıktan ne istersin?

        Sevmesen de soğan yemek,
        Sağlığını önemsemek,
        Soğan yeme, keyfin bilir!
        Böyle reklam nene gerek?

        Anadolu soğan sever,
        Sofralara katma değer,
        Faydaları öyle çok ki…
        Bazıları her öğün yer!

        Antioksidanı boldur,
        Fakirin ilacı budur…
        Vitaminli, mineralli,
        Tam bir ecza deposudur!
        ….
        *******
        …..
        Hastalığa karşı aşı,
        Sarımsaktır arkadaşı,
        Kokuyorsa n’olmuş yani,
        Sağlıksa her işin başı!..

        Sağlık nedir anlayanlar,
        Kuru fasulyeyle bunlar,
        Yulafı bol, ev ekmeği….
        Birbirini pek tamamlar!

        Arada bir acı biber,
        İşi katalize eder,
        Ya ekmektir, ya fasulye,
        Bir bakmışsın biri biter!

        Yemek istesen de canım,
        İradenle durman lazım!
        Hatta şunu desen bile;
        “Yanıp tutuşmakta ağzım”

        Tek ricam var, umursayın,
        İsraf etmemeğe bakın!
        Şifa sağlık dileğiyle,
        Besmeleyi unutmayın!
        …..
        *******

  7. Bugün hava çok güzel. Bugün yapılacak en güzel şey: Ekrem imamoglu ile İstanbul maratonda koşmak. Bugün siyasetten uzak bir gün ilan edelim 🙂 🙂

    • Nusretcan kos kosabildigin kadar, Istanbul senin; yalniz kosarken basibos sokak hayvanlarina dikkat edin; maazallah veterinerlik filan olursunuz, ugrasilmaz yani… Buyukada etabinda faytonculara da dikkat; sokaklardaki at pisligi kokusu neyse de kamciyi sirtiniza indirmesin krolar, benden soylemesi…

  8. Anadolu yüzyıllardır hep savunmada kalmış. batılı haçlı sı romalısı ingilizi bir bahane bulmuş üstüne üstüne gelmiş bu bölge insanının.
    dolayısıyla savunma refleksi gelişmiş. öteki saldırmanın çeşitlerini denemiş.
    1071de, 1453 te, 1920de, 1974 te, .. o kadar! bittı..
    bir elin parmakları kadar bile değil..
    saldırı çeşidi ‘maşa kullanarak saldırı’ olarak nüksetti bu sefer.
    ileriyi görebilen kurumlarımız hala kalabilmiş demekki (her ne kadar hafıza odasına girilmiş olsada),
    demekki eğitimi gerçek eğitimmiş. planı önceden görüp yılanın başını küçükken ezme, pınarın başını tutup sonuca ulaşabilmeyi başarabilmiş.
    siyasetçi bunu kendi hanesine artı yazarsa ne ala. o da anlaşmalarla taçlandırırsa çifte kavrulmuş.
    bu arada rakipleri nal mı toplar, planları mı ertelenir, gücü mü düşer o onların sorunu.
    sende aklını kullan bundan sonra dışardan sana ithal edecekleri dervişi, hafızı, müridi, ingilizi, bilmem ne finans kuruluşunun adamını sokma içeri, namerde muhtaç etme ülke insanını..
    kafayı çalıştır. fikir üret. üretim yap. ihraç et.
    en ömenlisi önce şu halkın karnını, aç gözlülerin nefsini doyurma yı dene.
    işsiz gençlere iş bul. inancını yaşamak isteyene dilediği kadar inancını yaşama imkanı sun (yalnız benim vergimle o çalışmadan suya trid bulgur çorbasını kaşıklayarak geçirmesin zamanını).
    etnik filimleri oynatma. bu ülkede herkes kardeş herkes akraba..
    bak bu millet niçin birbiri ile düşman olamaz izle (işte sana gerçek film):
    türkmen oymağı ermeni mahallesinin kızını almış.
    ovaya inen göçer inancını daha sakin bir şekilde yaşamaya başlamış.
    komşusu rum yada musevi olan müslüman;
    komşusunun inancını hiç aklına dahi getirmemiş. ayrı görmemiş.
    çerkezi tatarı kürdü lazı gürcüsü arabı birbiriyle kız alıp vermiş.
    yani hısım akraba olmuşlar.
    katleildi denilen ermeniler varya; aşağılarda biryerlerde zenaatkarlık yapıyorlar: yani hala yaşıyorlar: adamlar yaşayan adamları size öldürdünüz diye dayatıyor onun bile bilincinde değilken..
    kendi kandırılmış insanınızı batılının kucağından nasıl kaldıracaksınız?
    bu durumda kendi terristimizi kendimiz üretmiş olmuyor muyuz?
    ankarada oturup bekliyerek olsun allahım diyerek mi?

    • evet çok haklısınız. Kayseri yakınındaki viyanada yaşamamıza bile izin vermemişler. bu haçlılar çok kötü adamlar vesselam.
      – bu anadoluyu bize çok görmüşler.
      – Bir de bizim taaa özbekistandan, ural-altaylardan falan geldiğimizi anadolu insanını rahat bırakmadığımızı söylerler ya… bu dış güçlerden herşey beklenir.

  9. 1- 1 Mart 2003 tezkeresinin yanlışlıkla reddedildiğini ve gerekçelerini burada birkaç kez yazdım.
    Sayın Koru da daha sonra buna değindi.
    Şu an içimden keşke tezkere geçse imiş te bazılarının gerçek yüzünü o zaman görebilseymişiz demek geliyor.
    2- Konuya İslam tarih ve Dünyasının ” ADALET” anlayışının ışık tutacağını düşünüyorum.
    İki adalet anlayışı var
    Birincisi: ADALET-İ MAHZA: Mutlak adalet.Özellikle fertlerin hakkına hiç bir şekilde tecavüz edemezsin.Bunun en güzel örneği de bir gemide 99 katli vacip yanında 1 masum var ise Adalet-i Mahza anlayışında isen bu gemiyi batıramazsın.
    İkincisi: ADALET-i İZAFİYE: İzafi, nisbi yani sözde adalet.Bu anlayışa göre özellikle kamunun çıkarı için fertlerin hakları “feda” edilebilir. Kamunun çıkarı tabiri aklınıza hemen “beka” tabirini getirdi mi? 99 katil için 1 masumu feda adı altında” katlettiniz”.98 için 2 yi, 97 için 3 ü, böyle devam ederek 1 katil içi 99 masumu katletmenizin önündeki engel nedir?
    “Beka” nın nelere kadir olduğunu, ne gibi katliamların. pisliklerin üzerini örttüğünü gördünüz mü?
    Kalbi, kulağı gözü mühürlenmişlere Peygamberler bile gösterememiş.

  10. Bir ülke emperyal bir güce sahip ise -ahlaki yönden tartışılması bir yana- emperyal politikalar uygular. ABD, Rusya, İngiltere, Fransa yeri geldikçe bunu yapıyorlar. Almanya ve Japonya ise 2. Dünya savaşının mağlupları olarak cezalarının bitmesini beklemedeler. Çin’in durumu ise dev bir tavşana benziyor.

    Emperyal güç olmak belirli şartları gerektirir. 1)Bilim-teknolojide ileri olmak, 2)Toprak büyüklüğü ve yeraltı kaynakları, 3)Eğitim oranı yüksek kayda değer bir nüfus. Türkiye bu şartları büyük ölçüde sağlamadığı için emperyal bir güç değildir.

    Peki emperyal güç olamadık ama biz bölgesel gücüz denebilir mi ? Bölgedeki diğer ülkelerden daha güçlü olmak, bölgesel güç olmak için yeterli değildir. Zira aynı bölgede emperyal güçlerin de hesabı varsa askerin ancak onların gözetiminde devriye gezebilir.

    Erdoğan ve sözcüleri İHA, SİHA, Savaş gemileri yapıyoruz, yakında savaş uçağı da yapacağız, uzayda yarışacağız falan diyorlar. Bu silahların üretiminde yerli-milli oranı %70’lere vardı diyorlar hatta kimilerinde %90 oldu müjdelerini veriyorlar. Bu iddiaların gerçek olmadığını bildiği halde alkışlayan menfaatçi bir güruh ile gerçek olduğunu sanan saf insanlar var. Peki gerçek durum nedir, ona bakalım. Örneğin bir savaş gemisi yapılacaksa bunun ihalesi tersane sahibi yandaş bir müteahhide veriliyor. O da işin çeşitli kısımlarını bu konularda çalışan yerli-milli mühendislik firmalarına taşere ediyor. O mühendislik firmaları da başta Almanya olmak üzere temsilcisi oldukları yabancı firmalar ile bu işleri yapıyorlar. Hem proje bazında destek alıyorlar hem de gerekli makine ve ekipmanı ithal ediyorlar. Daha sonra bunları ana müteahhit firmaya fatura ediyorlar. Faturayı kesen Türk firmaları olduğu için de yapılan savaş gemisinin yerli-milli oranı %70-80 gözüküyor.

    2005 civarında AB uyum programları çerçevesinde milli geliri hesaplama yöntemi değiştirilmiş ve Türkiye bir günde kağıt üzerinde %40 zenginleşmişti! (O gün kişi başı milli gelir yaklaşık 2.000 dolar artmıştı). Yani eskisi ile kıyaslamak için bugünkü kişi başı milli geliri eski yöntemle hesaplamak veya eski kişi başı milli geliri bugünkü yöntemle hesaplamak gerekir.

    Savaş gemilerinin ne kadar yerli-milli olduğunu önceki paragrafta açıklamıştım. Yani kesilen faturanın yerli-milli oranı ile gerçek yerli-milli oranları çok farklıdır. Tıpkı Siyasal İslamcıların ne kadar gerçek Müslüman ve Avrasyacıların ne kadar gerçek Milli oldukları gibi. Kurtuluş Savaşımızın kahramanı Mustafa Kemal Atatürk’e ateist ve İngiliz ajanı diyebilen zihniyet tekrar hortlamıştır, hastalık nüksetmiştir. Buna göre tedaviye kalan yerden devam edilecektir. Acelemiz yok, M.K.Atatürk de tüm eleştirilere rağmen büyük taarruz için şartların olgunlaşmasını beklemişti. Sağ ve sol Atatürkçüler (Kuvay-ı Milliye) aynı cephede toplanmaya devam ediyor.

    En hakiki mürşit ilimdir, fendir. Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olacaktır.

    • Tarih tekerrür edecekse hatalarıyla da tekerrür eder. Yüz senelik umutlu hal bizi neticede şikayet edilmekte olan durumlara mahkum etti. Demek ki temel eksiklik ve hatalar vardı. Hatalar kabul edilip balans ayarı yapılmadığı sürece sürdürülebilir sağlıklı bir geleceğe kavuşulamaz. Bir yüz sene daha geçer, küllerin arasından filiz veren gerçekler aynı temel hatalara dikkati çekmeğe devam eder.

      İma ettiğiniz, taarruz için elverişli zamanı bekleyen Kuvay-ı Millicilerin bu konudaki temeli ne kadar sağlam? Ortaya atılan ve aslında Hz Aliye ait olduğunu okuduğumuz “..en hakiki mürşit ilimdir” sözü sonraları Mustafa Kemal’in hayranı olduğu ve etkilendiğini açık bir şekilde ifade ettiğini belirttiği Tevfik Fikret tarafından söylenmiştir. Şimdi ise siyasal amaçla kuvay-ı millici sloganı olarak kullanılmaktadır.

      Tevfik Fikret mevcut belgeler ışığında incelenirse geri kalmışlıktan içi yanan aydınlardan biridir (aslında Mehmet Akif de öyledir). Tevfik Fikretin durumunu merak edip yeterince inceledim. Kanaatim şu ki “Akıl-İman Sentezi” zafiyetiyle kafa karışıklığından “deist”likte karar kılmış biridir. Dolayısıyla, T. Fikret’e hayran olmuş olan M. Kemal Atatürk için de bu geçerlidir. Değindiğiniz “ateist” tanımlaması kanımca doğru değildir. Ancak, Kurtuluş savaşından sonraki dönemde bizi bu günlere getiren süreçte itici güç olarak bu yeterli olmuş mudur? Benim bildiğim, tanımınıza uygun kuvay-ı milliciler yurt dışına çıkıp yerleşik düzene geçtikten bir süre sonra kaybolup gidiyorlar. Kendilerine pek hayırları yok ki millete/ülkeye bir hayırları olsun. İsimlerini değiştiren ve hatta dinini değiştirip kaybolup gidenlere rastladım. “Deizm” bunu kolaylaştıran en büyük faktör. Hayranı olan Tevfik Fikret’in oğlu Haluk’un sonu da ilginç ve bir ibretlik durumdur. Bizden biri olarak yola çıkmak, sonra kolayına kaçmak ve ortalıktan kaybolmak… (mı ilelebet payidar kalmak?!).

      Dışarıya bağımlı da olsak da teknik üretim hiç yoktan iyidir. Hiç değilse bu yolun yolcusu olmak ve bundan haz duyarak “evel Allah, şimdilik %70 yerliyiz” diyebilmek ve ilerisi için ümitli olmak iyi bir şeydir. Erbakan’ın fabrika yapan fabrika kurma hayali varmış (ne güzel, ve ne orijinal!). Hayal edilen şeylerin güzergahında bulunmak gerekli hammadeleri hazırlayamamış olsak bile iyi bir pozisyondur. Ülke hammadde kaynaklarımız üretimde 100% yerli olmuş olmamız için zaten yeterli değil. Bir çok ülke için aynı şey geçerli(ydi), örneğin, Japonya. Avrupadaki sanayi devrimini besleyen madenlerin önemli bir kısmı da Osmanlı topraklarından/hatta Anadolu’dan tedarik ediliyordu (çokçası azınlık vatandaşlarımızın ticarette aktif olmuş olmalarıyla).

      • Sayın H.K. yorumumu nasıl okudunuz ? %70 denen yerli oranının gerçekte ençok %30 olduğunu anlatmaya çalıştım. O da yerli işçilik ve kaba hammadde. Buna da şükür diyebiliriz ama iki şartla : i)Milleti kandırıp rehavete sürüklemesinler, ii)Yerli üretimin toplam maliyetini bilmeliyiz (malum yolsuzluklar meselesi)
        Tevfik Fikret’in oğlu Haluk’un hazin öyküsü ise sizin tezlerinize haklılık kazandıracak bir örnek değil tam tersidir. Dinci-dinbaz takımı insanımızı dinden imandan çıkarıyor, bugün de deizm tavan yapmış durumda malum nedenlerle.

        • Sn F.K.T., rakamın tam olarak kaç olduğu fazla önemli değil. Onu ben bir misal aldim zaten. Bizim yabancılarla olduğu kadar yabancıların bizlerle ortak proje yapmağa da ihtiyaçları var (al gülüm/ver gülüm-karşılıklı meşru kazanç). Elemanlar teknik ışlerde birlikte çalıştığı sürece mesele yok. Tabiiki milleti kandırmak tolera edilecek bir şey değil.

          Din konusunda da öyle. Tevfik Fikret pire için yorgan yakması, oğlu Haluk’un bir adım daha giderek daha bir ibretlik olmasının suçunu karşı tarafta aramanın kendi kendini kandırmaktan bir farkı var mı?

          • İslam dünyasının hali pür meali ortada. Bazı gerçekler bize öğretilenlere ters olup incitici olsa da, Hakkı teslim etmek gerekir. Ataların dini kurtuluş yolu değildir. Her nesil kendi üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmekle mükelleftir.

          • Benim açık ifadelerime kıyasla ifadeleriniz oldukça kapalı (muğlak?!): Tevfik Fikret ve oğlu Haluk’un kafasının neden karıştığını da mı izah etmeğe çalışıyor yoksa tam tersini mi belli değil. Her ikisinin hayatı da hazin (ve acınası) olaylarla dolu. İyi belgesel nitelikli bir film yapılabilir. Sonucun, bu filmi CeHaPe cenahı yaparsa farklı, AkePe cenahı yaparsa farklı olacağı kesin. İşte tam da bu noktada “akıl-iman sentezi”, bir balans ayarı olarak ve arada köprü teşkil etmesi, olaylara objektif yaklaşması açısından ve hatta İslam dünyasının pür mealine melhem olabilesi açısından işe yarar. Geleceğe ışık tutar.

          • Bir konuyu daha ilave etmiş olayım: CeHaPe M. Kemal Atatürk’ün paracıklarından ufakça bir ‘fon oluştursun, AKePe de fon oluşturur. Böyle bir filmi Yılmaz Erdoğan değil H.K.’nin birkaç kişilik ekibinin yapması şartı var. İcabında (ve gönlü varsa) Yılmaz Erdoğan’a da iş verilir. Bu film dünya çapında büyük iş görür. Kategorisinde ödül almakla kalmaz İslamın kana bulanan AK yüzünü ortaya çıkarır. Müslümanlara özgüven tesis eder, motive eder. “Yurtta Sulh-Cihanda Sulh” özlemiyle Dünya barışına ve özellikle Türk-Kürt kardeşliğini pekiştirir…… İtirazı olan?!

        • F.K.T. rumuzlu polemikçiye,

          H.K. rumuzlu yorumcumuzun çok doğru tesbitlerine, karşı yorumunuz çok sakil kalmış.

          Yönteminiz polemik yaparak fikir üretirmiş görünmek.

          Yine de Nurdan Abla’dan daha mahir olduğunuzu söyleyebilirim.

          • Bu yorumunuz sataşmadan başka bir şey değil. Verdiğim bilgilerden yanlış olan varsa onu belirtin.

  11. GAYE
    Neden bu tür filmler oynanıyor? Bunun iki amacı vardır. Hayatta yaşayanları eğitmek bu suretle mümkün olacaktır. Bu sayede filmin benzerini sonra gerçek hayatta yaşarlar. Sermaye’nin plan ve projelerini uygulayabilmesi için yetiştirilmiş olurlar. Fitne ordusunun eğitimi yine halka finanse edilmektedir. Halk kendi aleyhindeki faaliyetleri bilmeyerek takviye etmektedir. Bilet satılmazsa karşılıksız seyrettirilmektedir.
    Bu tür beşeri yayının ikinci gayesi seyircileri korkutmaktır. “Biz bu kadar güçlü bir varlığız. Bize ses çıkarırsanız sizi dişlerimiz arasında ezeriz.” Diyorlar. Bu korku tüm insanlığı o kadar uyutmuştur ki siz onun düzeni dışında bir şey yapamazsınız. Giriştiğiniz her olumlu girişim, ortaklık girişimi akamete uğrar.
    Bizim filmlerimiz de tersi, bunlarla cihat etmişler. Çağımızın mücahitleri nasıl başarılı olmuşlardır? Bediüzzaman bunun örneğidir. Erbakan bunun örneğidir. Türk Ordusu bunun örneğidir.
    Biz bu imkânları nasıl bulacağız? Bizim Dolarımız yok ki. İşte bir türlü en yakın arkadaşlarımıza anlatamadığımız budur. Semt kooperatifleri ve semt bonoları bunları sağlayacaktır. Bir gün gelecek anlayacaksınız. Fevc fevc ortaklık düzenine, Kur’an düzenine geleceksiniz.

    • Sn hocam; Tabandan başlayan/başlatılan hareketler sağlam zemine oturtulmuş demektir. Semt kooperatifleri projeleri tabanın en alt katmanlarına kadar şeffaf bir şekilde nüfuz ettiği sürece, hem disiplinde hem eğitimde, spor, sanat ve bilim-teknikte “akıl-iman sentezi” donanımlı olduğu sürece mutlaka başarılı olacaktır, şimdilik “alaturka” marka bişey gözüyle, şüpheyle bakılsa bile… Geri kalan yaşantınızda, inşallah bu yöndeki somut gelişmeleri görme mutluluğuna da nail olmuş olursunuz.

  12. Konuya ilişkin olarak ;”Başkalarının dün veya şimdilerde yaptıkları yanlışlıkların bize örnek olmaması gerekmez mi? ” demiş sayın yazar;öyledir,demekle yetiniyorum.

    Konu harici olarak ,Cuma günkü iki yoruma yönelik açıklama yapmam lazım…
    Cuma akşamı yola çıktım,o saatten bu saate de siteye yeni girebildim.Şimdi gördüm ki o gün Nurdan hanım ve H.Gayret’in bana yönelik beyanları olmuş.İkisine karşı da cevap hakkımı kullanmak istiyorum:

    Nurdan hanım
    “palavra atma konusundada dünyada hiç bir millet elimize su dahi dökemez “(1 Kasım 2019 )demiştiniz.Ben de buna cevaben özetle;

    “içimizdeki BİR KISIMIN yaptıklarını tüm millete teşmil eden (başka milletlerle kıyası da fiilen mümkün olmayan ) abartılı genellemelerinizi yanlış bulduğumu “söylemişim.

    Buna cevaben de ;
    “Uğur bey! Belliki siz benim, yazdıklarımı Anlamiyirsunuz
    veya anlamak istemiyorsunuz. “demişsiniz.

    Ben artık bu aşamadan sonra, bu “anlamama ” meselesini okuyanların takdirine bırakıyorum.

    H.Gayret sana gelince “münasebetsizliğin de bir sınırı olmalıdır”diye düşünürdüm, ancak senin yorumlarının ,ardarda ,münasebetsizlik çukurunun daha önce erişilmemiş derinliklerini ölçtüğünü gördükçe,bu kanaatimin yanlışlığını iyice idrak eder oldum. Seni daha önce bu sütunlarda bir defa, birine hitap ederken konu dışında olan üçüncü kişileri rencide edebilecek ,onların kişilik haklarına saygısızlık mahiyetinde olan sataşmalar yapmaman konusunda uyarmış,başkaca da ayrıca benzer ikazlarda bulunmuştum.Ne var ki senin “dünya çukuru” yarışmasında şampiyonluk hedefinden vazgeçmeyeceğin artık kendini iyice belli ediyor.Bu haliyle kendimce ,ancak , senin haksız saldırılarına muhatap kalmış mağdurlara,seni yok sayarak kendi yollarında yürümelerini tavsiye etmekten başka elimden bir şey gelmiyor.Mağdurlarınca bilinmeli ki;Gayret birini taşlıyorsa o kişi olumlu manada önemli işler yapıyordur.O halde ” durmak yok,Gayret’e rağmen devam”.

    Burada editöre de bir başlık açmak istiyorum.H.Gayret’in yorumlarıyla sürekli kendi kalesine gol attığını gördüğümden,bazı okurların aksine yorumlarının yayınlanmasında fayda buluyorum.Ancak hakaret mahiyetinde olan,kişileri rencide eden/üzen/yaralayan,kişilik haklarını ihlal eden ,saygıdan yoksun,münasebetsizlik ürünlerinin yayınlanmaması da ‘herkesin hakkıdır ‘ diye düşünmekteyim.Örneğin Ocak Medyanın parlak yazarlarından,okuyucularının fikirlerine de değer vererek onları serdetmeye sevkeden,böylece aynı zamanda ortak bir düşünce havuzu oluşturma gayreti de taşıyan sayın Adelina Sfistha gibi değerlere Gayret’in -kendi deyimiyle- arsızca hakaretlerinin yorum diye de yayınlanmaması gerektiği kanaatindeyim.Ne belli,-belki de -21 Ekimden bu tarafa sayın Yazarın yazmamasının arkasında bu Gayret’in münasebetsizliklerinin etkisi de vardır…

    • Uğur hocam haddim olmayarak araya girmiş oldum affola.
      Sizin Nurdan ablamın yorumlarında itiraz ettiğiniz noktaları düşünürken hatırlamış oldum. Güncel tartışmaların Üstad bediuzzaman’ın risalelerinde cevap bulduğu bölümleri yeni asya gazetesi ikinci sayfasında hergün yer veriyor. O sayfayı mutlaka takip etmeye çalışıyorum. Kerbela anmaları vesilesi ile o gün kerbela hadisesine götüren süreci izah eden bölümden bir alıntı;

      “Üçüncü Sualiniz: “O mübarek zatların başına gelen o feci gaddarâne muamelenin hikmeti nedir?” diyorsunuz.

      Elcevap: Sâbıkan beyan ettiğimiz gibi, Hazret-i Hüseyin’in muarızları olan Emevîler saltanatında, merhametsiz gadre sebebiyet verecek üç esas vardı:

      Birisi: Merhametsiz siyasetin bir düsturu olan “Hükûmetin selâmeti ve asayişin devamı için eşhas feda edilir.”

      İkincisi: Onların saltanatı, unsuriyet ve milliyete istinad ettiği için milliyetin gaddarâne bir düsturu olan “Milletin selâmeti için her şey feda edilir.”

      Üçüncüsü: Emevîlerin Hâşimîlere karşı an’anesindeki rekabet damarı, Yezid gibi bazılarda bulunduğu için şefkatsiz bir gadre kabiliyet göstermişti.”

      Dördüncüsünü tartışma dördüncü bir kişinin dahiliye uzamasın diye buraya almadım fakat özet olarak: ‘bir milleti topyekun suçlamak o milletin şiddetli nefret damarını tahrik ettiginden merhametsizce hücumlarina sebep oldu’

      İtiraz gerekcelerinizden biri de Y.K. hocamın yorumunda bahsettiği “Adaleti mahza” anlayışının konuşmalardan hareket tarzına kadar hayatın her alanında uygulanamaması endişesi ise şayet ki bence çok haklı bir endişe bu. Allah (cc) bana da bu endişeyi duyursun inşallah.

  13. Son yıllarda Türkiye içinde “Ben Yaptım Oldu” hukuku geçerli. Yapılan iş ve işlemlerin Anayasa’ya, Kanuna dayanması gerekmiyor. Hatta tam aksine işlemler yapılıyor. Anayasa’nın 129. Maddesi “Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez. Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.” denmesine rağmen yüz binlerce kişi savunma hakkı tanınmaksızın, haklarındaki suçlama kendilerine söylenmeksizin en ağır disiplin cezası olan işten çıkarılma cezası ile işlerinden atıldılar. En hafif uyarma ve kınama cezasına karşı bile yargı denetimi 2010 yılında Anayasa’ya konmasına rağmen binlerce kişi Kanunla işlerinden atıldılar. Yani mahkemesiz bırakıldılar. Sonra yapılanlar da yasak savma kabilinden AB’nin baskısı ile oldu.

    İçerde “Ben Yaptım Oldu” hukukuna alışanlar, dışarıda da bunun geçerli olabileceğini zannederek iş yapıyorlar. Bunu yapabilmek için Güvenlik Konseyi’nde vetolu daimi üye olmak gerekiyor. O bile yeterli değil. Hukukun genel kurallarına uymazsanız saygınlığınızı kaybedersiniz. Türkiye tamamen dış dünyadan aldığı kredi ile geçinen bilonçosu eksi 450 – 500 Milyar dolarda olan bir ülke. Yani yeni borç bulamazsa batar. Yaptığı gözüken silahların ana parçaları hep ithal. Barut bile üretmiyor. Silah ithal etmezse ordusunun sürekliliğini sağlayamaz. Döviz girdisi olmazsa silah alamaz. Kazanç kapımız olan turizmde de algı çok önemli. Mallarımızı bizden başka ülkeler de üretiyor. Bizden kimse almak zorunda değil. Türkiye’nin imajı son yıllarda çok fena şekilde bozulmuş durumda.

    Ayrıca kendi hatalarımızın sonuçlarını düzeltmek için bu son gayretlerimiz. Rusya, İran ve ABD Suriye’de ise bizim orada bulunan muhaliflerin silahlı isyanını desteklediğimiz için oradalar. Tamam Esad rejimi bir melek değil ama onun rejimi yıkılmasa idi orada silahlı bir özerk yapı oluşur mu idi? Kesinlikle olmazdı.

    Tamamen yanlış üstüne yanlış yapmış olanların şimdi doğru yaptığından emin misiniz? Yazar nazik üslubu ile boşuna uyarmıyor.

    • Çok değerli bir yorum. Türkiye’nin imajı yurt dışında o kadar bozuldu ki, yabancı ülkelerde yaşayan Türkler veya Türk kökenliler bunun bedelini uzun süre ödeyecekler. Ayrıca yabancı ülke politikacılarına karşı yılardır kullanılan üslubun da imaj kaybında rolü büyük.

      • farklı kişilerin yorum yazmayı, hem farklı fikirlerle tanışmamıza, hem de burada, birçok kez benim de dahil olduğum fakat sonuçta kısır çekişmeye dönüşen tartışmaları da azaltır.
        – Farklı fikirler, sabit önyargılıların kalelerine, farklı balyoz darbeleri görevi de görüp, onların önyargılarının değişmesine de vesile olabiliyor.
        – bu nedenle, daha farklı ve daha çok kişinin yazması beni mutlu ediyor.
        – geçtiğimiz günlerde suriyeli bir gazeteci de bu siteye uğramıştı.
        – Bir ara, farklı dillerin farklı düşünme sistemlerine neden olduğuna ilişkin bir yazı okudum diye hatırlıyorum. belki de gözüme çarptı. bilemiyorum.
        – Ancak, farklı kültürlerin olaylara farklı baktığı bir gerçek. özellikle farklı kültürlerden insanların da yazmayı, bu site için büyük bir çeşitlilik olacaktır.
        – suriyeli arkadaşımızın da yazılarının devamını umut ediyorum.

  14. *******
    Biri sarışın biri esmer, şu manzaraya bak!
    Pazar günkü bu yazıya kapak oldu; ne kapak!

    Merak ettim, ömrü kaç günlüktü bu manzaranın,
    Satışı mümkün değil, hükmü de yok hiç paranın!

    Şu manzarada ikisinin de bozuk terkibi
    Bunların arasında ne işimiz var der gibi…

    Yahu, ne manzaraymış bu, sizi bilmem sardı mı?!
    Ya Allah ne günlerdeyiz, tez eyle Sen yardımı…
    ….
    *******

  15. Sayın Koru , 1- Türkiye ABD ile devriye defterini ABD yüzünden kapattı 2- Türkiye de Suriye PKK sı yüzünden göç etmiş 350 bin Kürt var 3- Tarihte kader birliği etmiş coğrafyaya hiç bir şey olmuyor gibi sırt dönemdeyiz . Çanakkaleye gidenler Şam , Halep diyarlarından gelip Çanakkale’de şehit olan kardeşlerimizi görmüyorlar mı ? Palazlandırılan YPG ye müdahale edilmeden , bu sorunun nasıl çözüleceğini de yazın . Uzaktan yazı yazmayla sorun çözülseydi , burada uzun uzadıya yorum yazanlar herşeyi çözerdi . ABD kuklası ARAP rejimleri bize karşı dursalar da Emin’de sonunda ARAP halkları bu kuklaları çöplüğe atacak . Buna biz örnek olacağız . İçerdeki sorunlara da ciddi şekilde eğilip çözmek kaydıyla .

  16. Fehmi bey! İngilizce yayın yapan Rusya,devlet televiziyonu, Süriye iç savaşı başladıktan bir süre sonra, özeliklede işid kurulduktan sonra, Türkiyeyi değil, Erdoğan ve ailesini
    Mercek altına almıştılar ve yaptıkları her hareketi e-maillerinden tutunda banka makbuzları, İŞID militanlarının Türkiye üzerinden geçtiklerine dair videolar ve birçok delilleri hergün yayınlar ve tartişmalar eşliğinde Dünyaya gõrüntüleri ile birlikte duyuruyordular.

    Bu tıp zaaflar nedeni ile şu an Rusya, İran ve Trump kendi menfaatları ve çıkarları doğrultusunda Erdoğana isdedikleri herşeyı rahatlıkla yaptırıyorlar.
    Yapmasında o zaman gününü görsün.
    ABD, Türkiyeye yapacağı yaptırımlarına, neden erdoğanın mal varliğını araştırılmasınıde ekledi?
    Çünkü onlar Erdoğnın Türkiye diye bir derdi olmadığını Iyi bildikleri için
    isdedikleri herşeyi bu şekilde yaptırmak icin işlerini bu şekilde garantiya almış oluyorlar.

    Keza putinde farklı değil. Rus uçağını düşürdüklerinde, kabadayılık yapiyordular ne oldu?
    Kuzu kuzu özür dilediler.
    Zaten İŞİD’İ kurmalarının nedenı Türkiyeyi bugünkü tuzağa düşürmekti.
    Onuda başardılar.

    Haa! Bizimkiler Trumpa inanip güveniyor iseler, şimdiden güvendiklerinin hepsinın üzerine bir bardak su içsinler.
    Çünkü Bağdadinin õldürûlme olayı öldürme timinin komutanı onun anlattikları gibi Türkiye ve Rusyaya kredi vermedi, Sadece Kürtlerın yardım ettiğini anlatti.

    • Sayın editör, sitede bayağı sorunlar var, bazen yazıları siliyor,bazen e-mail adresini yalniş diye kabul etmiyor.
      Bugün Benim e-mailimi Kabul etmedi,uydurma bir email adresi yazdım onu kabul etti.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız